Yazılar

Ülkemizde her 5 kişiden biri obezite hastası!

Ülkemizde her 5 kişiden biri obezite hastası!

Modern çağın tehlikeli hastalığı obezite gerek dünyada gerekse ülkemizde hızla yaygınlaşıyor. Acıbadem Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi ve Acıbadem Altunizade Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Bilgi Baca, sağlıksız beslenme ve hareketsizlik başta olmak üzere birçok yanlış yaşam alışkanlığının etkisiyle günümüzde her 5 kişiden birinin obezite hastası olduğunu belirterek “Covid-19 ve Influenza gibi gribal enfeksiyonlar nedeniyle evde daha çok vakit geçirilmesi de düzensiz beslenme ve hareketsizliği artırarak obezitenin hızla yaygınlaşmasına neden oldu” diyor.

Obezite hastalığı tedavi edilmediğinde hayatı tehdit ettiğini, ancak aşırı kilolardan kurtulmak amacıyla bazı yanlışlara düşülmemesi gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Bilgi Baca “Doğal ya da bitkisel adıyla satılan ilaçlardan kaçınılması gibi, multidisipliner yaklaşıma sahip olmayan merkezlerde cerrahi operasyondan da kesinlikle uzak durulmalıdır” diyor. Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Bilgi Baca obezite hastalarının dikkat etmeleri gereken 5 kuralı anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Prof. Dr. Bilgi Baca

Prof. Dr. Bilgi Baca

  1. Obeziteyi sadece estetik sorun olarak görmeyin!

Obezite organları hızla yıpratıp diyabetten kalbe, solunum yetmezliğinden inmeye, böbrek ve karaciğerden kansere dek birçok ciddi hastalığa yol açarak yaşam süresini kısaltıyor. Bu nedenle obeziteyi sadece bir estetik sorun olarak görmeyip “ben kilolarımla barışığım” şeklinde yanılgıya düşmeyin. Diyet ve egzersiz uygulayarak kilo veremeyen hastalarda obezite cerrahisinin hayat kurtarıcı bir yöntem olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Bilgi Baca “Hayat kurtarıcı diyorum çünkü obezitenin yol açtığı hastalıklar hastanın hayatını ciddi olarak tehdit etmektedir. Unutmayın ki vücut kitle indeksiniz 40’ın üzerindeyse ya da vki 35 olup eşlik eden en az bir tane kronik hastalığınız varsa, multidisipliner yaklaşımla doğru ellerde olacağınız obezite cerrahisinin riski, ameliyat olmayarak aşırı kiloların yol açacağı sağlık riskiyle ölçülemeyecek kadar azdır” diyor.

  1. Aşırı kilolardan kurtulmak için size uygun en doğru yöntemi öğrenin!

Günümüzde obezite cerrahisinin güvenli bir şekilde daha az komplikasyonla yapılabildiğini belirten Prof. Dr. Bilgi Baca, dünyada ve ülkemizde en çok uygulanan ameliyat şeklinin tüp mide ameliyatı (Sleeve Gastrektomi) olduğunu ancak obezite cerrahisinin bu konuda tecrübeli ve multidisipliner yaklaşımla hareket eden merkezlerde yapılmasının büyük önem taşıdığını vurguluyor.

  1. ‘Doğal’ ya da ‘bitkisel’ denilerek zayıflamayı vaat eden ürünlere kanmayın!

İnternetten ya da çevrenizdekilerden duyduğunuz kulaktan dolma bilgilerle ve önerilerle kesinlikle ‘doğal’ ya da ‘bitkisel’ adı altında satılarak zayıflamayı vaat eden ürünlere kanmayın. Aksi taktirde bu ürünler karaciğer ve böbrekleri geri dönüşü olmayacak şekilde tahrip ederek hayati riske yol açabiliyorlar.

  1. Cerrahi öncesi iyi araştırın, multidisipliner yaklaşan merkezi tercih edin!

Obezite cerrahisinin multidisipliner olarak planlanması gerektiğinin altını çizen Prof. Dr. Bilgi Baca şöyle konuşuyor: “Tedaviyi yapacak ekipte genel cerrahi uzmanı, diyetisyen, endokrinolog, psikolog, fizik tedavi uzmanı ve radyoloğun olması gerekir. Tercihen bu konuda merkezleşmiş kliniklerde tedavi yapılmalıdır. Ameliyata karar verme aşamasında hastanın bilgilendirilmesi, olabilecek komplikasyonlar ve takip süresi hakkında ayrıntılı bilgi verilmelidir.”

  1. Ameliyat sonrası takip sürecini baştan iyice öğrenin!

Obezite ameliyatı yapıldıktan sonra iş bitmiyor! Hastaların 3 ay aralıklarla en az 1,5 yıl takip edilmesi gerekiyor. Etkili sonuçlar alabilmek ve hastanın yeni hayatına, beslenme alışkanlıklarına kolaylıkla ayak uydurabilmesi için bu takiplerin kritik öneme sahip olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Bilgi Baca “Hastanın olası protein, vitamin ve mineral eksiklikleri ameliyat sonrası erken farkedilmeli ve tıbbi ekip tarafından önlem alınmalıdır. Hasta ameliyat sonrası ‘ameliyat oldum, artık kilo almam, iş bitti’ şeklinde yanılgıya düşmemeli sağlıklı ve dengeli beslenme ve egzersizle mutlaka kilo verme sürecini desteklemelidir. Aksi taktirde verilen kilolar hızla geri alınacaktır” diyor.

Obezite kısırlığa yol açabilir

Obezite kısırlığa yol açabilir

Obezitenin kalp ve damar hastalıklarına, yüksek tansiyona, yüksek kolesterol ve damar tıkanıklığına neden olarak kalp krizi ve inme riskini artırdığına dikkat çeken VM Medical Park Mersin Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Ersan Semerci, “Aşırı kilo nedeniyle oluşan nefes darlığı, vücudun bütün hücrelerinin yeteri kadar oksijenlenememesine sebep olabilir. İleri evrede ise hormonları etkileyerek kadın ve erkeklerde infertiliteye (kısırlık) yol açabilir” dedi.

Obeziteyi vücudun kullanabileceğinden daha fazla kalori alınması olarak tanımlayan VM Medical Park Mersin Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Ersan Semerci, günlük alınan enerjinin harcanan enerjiden fazla olması durumunda, fazlasının yağ olarak vücutta depolandığını işaret etti.

Dr. Ersan Semerci

Dr. Ersan Semerci

YAĞ ERKEKLERDE GÖBEK, KADINLARDA KALÇADA DEPOLANIYOR

Diğer bir tanımla obezitenin vücutta yağ kütlesinin yağsız kütleye oranla çok fazla artması olduğunu ifade eden Uzm. Dr. Ersan Semerci, vücutta artan yağların genellikle bazı vücut bölgelerinde (örneğin, erkeklerde göbek bölgesinde kadınlarda ise kalça ve göbek bölgesinde) depolanarak ileri evrede iç organlarda da yağlanmaya sebep olabileceğini, bunun da çeşitli sağlık problemlerinin temelini oluşturduğunu söyledi.

KALP KRİZİ VE İNME RİSKİNİ ARTIRIYOR

Damarlardaki yağlanmanın artmasıyla obezitenin kalp ve damar hastalıklarına, yüksek tansiyona, yüksek kolesterol ve damar tıkanıklığına neden olarak kalp krizi ve inme riskini artırdığına dikkat çeken Uzm. Dr. Semerci, aynı zamanda metabolik bir hastalık olan tip 2 diyabete, karaciğer yağlanmasına bağlı karaciğer hastalıklarına ve uyku apnesi gibi problemlere sebep olabileceğinin altını çizdi.

KANSERE SEBEP OLABİLİR

Aşırı kilonun rahat nefes almayı önlediğini vurgulayan Uzm. Dr. Semerci, “Bu yüzden oluşan nefes darlığı vücudun bütün hücrelerinin yeteri kadar oksijenlenememesine sebep olabilir. İleri evrede hormonları etkileyerek kadın ve erkeklerde infertiliteye (kısırlık) yol açabilir. Ayrıca yapılan bazı çalışmalar obezitenin bazı kanser türlerine sebep olabileceğini göstermiştir” şeklinde konuştu.

BEL ÇEVRESİ KADINDA 88 CM, ERKEKTE 102 CM VE ÜZERİNDE İSE DİKKAT!

Kişilerde obezitenin varlığının çeşitli hesaplamalarla anlaşılabildiğini söyleyen Uzm. Dr. Semerci, vücut kitle indeksi hesaplamasının kişinin kilogram cinsinden kilosunun metre cinsinden boyunun karesine bölünerek elde edildiğini, ortaya çıkan vücut kitle indeksi değeri 30 ve üzerinde ise kişinin obez kabul edildiğini söyledi. Hesaplamalardan bir diğerinin ise bel çevresi ölçümü olduğunu ifade eden Uzm. Dr. Semerci, bel çevresinin kadınlarda 88 cm; erkeklerde ise 102 cm ve üzerinde bir değerde olmasının da obezite olarak tanımlanabileceğini belirtti.

BİLGİSAYAR VE TELEVİZYON KULLANIMI RİSK FAKTÖRÜ

Obezite risk faktörlerine dikkat çeken Uzm. Dr. Semerci, “Günümüzde büyük şehirlerde yaşayan çocukların fiziksel aktiviteleri genellikle kısıtlıdır. Hemen hemen her çocuk sadece okulda beden eğitimi dersinde spor gibi fiziksel aktivitelerde bulunur. Çocuğunuzu daha çok spor yapmaya yönlendirmelisiniz. Çevresel risklerde dikkat edilmesi gerekenlerin başında bilgisayar kullanımı ve televizyon seyretmek gelir. Bu iki durum çocuğunuzun gün içinde daha az enerji tüketmesini ve daha fazla enerji depolamasını sağlar. Ayrıca televizyon veya bilgisayar başında daha fazla abur cubur yemesine olanak tanır. Özellikle reklamlarda gösterilen ve besin değeri düşük yiyeceklerin sık tüketimi de çocuğunuzun kilo almasını sağlar” diye konuştu.

YAŞITLARINA GÖRE FAZLA YEMESE DE AZ HAREKET EDER

Obezite hastası bir çocuğun yaşıtlarına oranla daha fazla yemek yemese bile genellikle daha az enerji harcadığına dikkat çeken Uzm. Dr. Semerci, “Çocuğun enerji tüketiminin az olması, kilo aldıran risk faktörlerinin başında gelir. Anne ve babanın her ikisinin birden kilolu olması sonucu doğacak çocukta yüzde 80 oranında obezite olma riski bulunur. Eğer sadece biri kilolu ise bu risk yüzde 40’lara kadar düşebilir. Unutulmamalı ki, obezitenin en büyük sebeplerinden biri çok yemek yeme değil, yenildiği kadar enerji harcamamaktır. Obezite sorunu ile mücadele eden çocukların ailelerinin de fiziksel aktivitelerde daha az bulunduğu gözlemlenmektedir” ifadelerini kullandı.

HORMONAL HASTALIKLAR OBEZİTEYE YOL AÇABİLİR

Obezite hastalığı olan çocukların mutlaka bir hormon hastalıkları uzmanı tarafından kontrol edilmesinin gerekli olduğunu söyleyen Uzm. Dr. Semerci, “Obezite hastalığına sahip olan çocukların bazıları böbrek üstü bezleri, tiroit bezi hastalıkları ve şeker hastalığı gibi hastalıklar sebebiyle obeziteye yakalanabilir” dedi.

Dr. Ersan Semerci

OBEZİTE NEDEN OLUR?

Obezite hastalığının oluşmasındaki en büyük etkenin hareketsiz yaşam ve sağlıksız beslenme düzeni olduğunun altını çizen Uzm. Dr. Semerci, hastalığa neden olan sebepleri şu başlıklar altında sıraladı:

Yağlı besinler tüketmek: Yağlı besinlerle, fast-food gıdalarla beslenmek ve bu durumu alışkanlık haline getirmek vücudun yağ oranının artırarak obeziteye zemin hazırlar.

Hareketsizlik: Hareketsizlik ve düzenli olarak spor yapmamak, sağlıksız beslenmeyle beraber vücutta yağ yakımının azalmasına neden olarak obezite hastalığını oluşturur.

Eğitim düzeyi ve gelir durumu: Kişinin eğitim düzeyi, yaşadığı bölge, çevresindeki kültür, gelir durumu ve cinsiyeti çeşitli sorunları da beraberinde getirerek obezitenin oluşmasına neden olabilir.

Hormonal ve metabolik etmenler: Vücuttaki hormonal dengesizlik ve metabolizmanın yavaş çalışmasına bağlı olarak kişinin vücudu yağ yakmada güçlük çeker ve kişinin fazla kilo almasına neden olur. Hormonal dengesizliklerden kaynaklı olarak kullanılan ilaçlar iştah açarak obeziteye sebebiyet verebilir.

Genetik: Depresyon başta olmak üzere, anksiyete, duygu durum bozuklukları obezitenin ortaya çıkmasındaki temel etmenlerdir. Özellikle sosyal çevre, aile ilişkileri de obeziteye neden olabilir. Aile geçmişinde obezite hastalığının olması da risk oluşturur.

Yanlış diyetler: Sürekli olarak düşük kalorili diyetler yapmak yaşın etkisiyle beraber metabolizma hızının azalmasına neden olabilir. Hareketin de az olduğu durumda kilo almalar ortaya çıkar ve obeziteye sebebiyet verir.

Bazı ilaçlar: Kronik hastalıklara karşı kullanın bazı ilaçlar iştah açarak kişinin kilo almasına neden olabilir. Özellikle psikolojik sorunlara karşı kullanılan antidepresanlar dikkat edilmediği durumda kilo alınmasına neden olur.

Doğum aralığının azalması: Doğum sayısının artması ve doğum aralığının azalmasıyla kadınlarda kilo artışı yaşanarak obeziteye zemin hazırladığı görülür.

Yetersiz bağışıklık: Anne sütünden yeterli oranda alamamaktan kaynaklı olarak bağışıklık sisteminin zayıf olması, metabolik ve hormonal süreçlerin iyi gelişememesi obeziteye sebebiyet verebilir.

Obeziteyle mücadelede etkili yöntemler!

Obeziteyle mücadelede etkili yöntemler!

Son yıllarda hızla yaygınlaşan obezite modern çağın en tehlikeli pandemisi olarak kabul ediliyor. Dünya Sağlık Örgütü, vücut yağ kitlesinin normal kabul edilen düzeylerin üzerine çıkması anlamına gelen obeziteyi hastalık olarak kabul ederken, günümüzde dünya üzerinde yaklaşık 500 milyon erişkinin ve 50 milyon çocuğun obeziteye bağlı önemli sağlık sorunları yaşadığı belirtiliyor. Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Obezite ve Metabolik Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Mehmet Celal Kızılkaya “Yapılan araştırmalar, obezite sıklığının ülkemizde de benzer düzeylerde olduğunu göstermektedir. Obezite hastalığı günümüzde önlenebilir ölüm nedenleri arasında sigaradan sonra ikinci sırada yer almaktadır. Estetik bir sorundan çok daha öte hayati riske neden olabilen obezite; kalp-damar sistemi hastalıkları, akciğer hastalıkları, diyabet, iskelet sistemi hastalıkları, yüksek tansiyon hatta kanser oluşumuna zemin hazırlamakta ya da hastalığı daha da ağırlaştırmaktadır. Dünya Sağlık Örgütü obeziteyi en riskli on hastalıktan biri olarak kabul etmiştir” diyor. Peki obeziteden kurtulmak için neler yapılabilir? Obezite ve Metabolik Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Mehmet Celal Kızılkaya obezite hastalarına 7 adımda yol haritası çizdi, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Doç. Dr. Mehmet Celal Kızılkaya

Doç. Dr. Mehmet Celal Kızılkaya

Doğru beslenme

Doğru ve dengeli beslenme, kilo vermede ve sonrasında kilo korunmasında dikkat edilmesi gereken en temel kuraldır. Mevcut yeme alışkanlığımızdan çıkıp yepyeni bir yola girmeliyiz. Glisemik indeksi yüksek olan gıdaları diyetimizde azaltıp, liften zengin beslenmeliyiz. Kan şekerini hızlı yükseltip düşüren gıdalardan uzak durmalıyız. Öğünlerimiz sindirimi zor ürünlerden arınmalı ve sadeleştirilmelidir. Porsiyonlarımız küçültülmeli, gün içi öğün sayısı bazal metabolizmamıza uygun şekilde artırılmalıdır. Gün içinde uygun miktarda karbonhidrat, yağ ve protein alımını sağlamak vücudun ihtiyaçlarını doğru bir şekilde karşılamamızı ve devamlılığın sağlanmasını destekleyecektir. Beslenmemizin bu ana hatlar çerçevesinde mümkünse profosyonel destek alarak ayarlanması hem devamlılığı hem de doğru şekilde kilo verimini sağlayacaktır.

Yeterli su tüketimi 

Yeterli su tüketimi doğru diyetin vazgeçilmez unsurlarından biri. Tüketilmesi gereken sıvı miktarı bireyin cinsiyetine, çevresel etmenlere göre değişir. Ortalama bir kadının günlük alması gereken toplam sıvı miktarı yaklaşık 2,7 litreyken, bir erkeğin 3,7 litredir. Bu toplam sıvı miktarıdır. Diyetin içeriğine göre içilen su miktarı buna göre ayarlanmalıdır. Su içmek tokluk hissini arttıracağı gibi metabolizmayı canlı tutarak ve enzim aktivitesini optimize ederek kilo vermeyi kolaylaştırır. Katı ve sıvı yiyecekleri eş zamanlı tüketmemek de dikkat etmemiz gereken ana unsurlardan biri olmalıdır. Katı ve sıvı arasında yaklaşık 30 dakika süre bulunması gerekir. Bir öğünde aynı anda katı ve sıvı tüketmememek gerekir.

Hareketli yaşam ve düzenli egzersiz

Hareketsiz (sedanter) yaşam kişinin metabolizmasını yavaşlattığından mutlaka hareketli bir yaşam benimsemeliyiz. Ancak kilolu bir bireyin hareket kabiliyeti de beraberinde azaldığı ve hareket azaldıkça kilo alımı da arttığından bu kısır döngüyü önce diyet düzenlemesi ile ve hemen beraberinde hareketli yaşama geçerek kırmalıyız. Harekete geçerken; öncelikle hafif tempolu yürüyüşlerden başlamalı, kısa mesafeden giderek daha uzun mesafelere doğru yol alırken tempoyu da hafif hafif artırmalıyız. Yürüyüş yaşam şeklimizin bir parçası haline gelmeli. Daha sonra buna hafif tempo koşu gibi bir üst basamak aktiviteleri ekleyeceğiz. Eklem problemleri olanlar su içinde egzersiz ya da yüzme ile muhakkak hareketi yaşamlarına katmalı.

Psikolojik destek

Obezite ve Metabolik Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Mehmet Celal Kızılkaya “Obezite hastalarının  toplum içerisinde yaşadığı problemler toplumdan soyutlanmalarına, hareketsizliğe ve depresyona yol açarken bu da çoğunlukla yeme davranışı olarak geri döner. Bu sosyal yıkıcı  kısır döngünün kırılması bu yoldaki başarıyı elde etmek için elzemdir. Bu nedenle kilolu bireye verilecek psikolojik destek hayati önem taşır. Kilolu bireyin özgüvenini kazanması ve sosyal çevresinde her şekilde varlığının bir değer olduğunu görmesi sağlanmalıdır. Obezite problemi olan bireyin alacağı sosyal destek, olaylara pozitif bakmasını sağlayacak, hayat şekli değişikliğini destekleyecektir. Bu konuda profesyonel destek almak bu yoldaki başarının gizli anahtarlarından biridir” diyor.

Doç. Dr. Mehmet Celal Kızılkaya

Cerrahi olmayan yardımcı çözüm yöntemleri

Obezite ile mücadelede sağlıklı yaşam alışkanlığı kazanmanın yanı sıra, uygun bireylerde ilaç tedavileri ya da endoskopik yöntemler de fayda sağlayabiliyor. Doç. Dr. Kızılkaya bu yöntemleri şöyle anlatıyor: “Obezite tedavisinde diyete yardımcı olmak adına kullanılan ilaçlar bulunmaktadır. Bu ilaçlar ile yapılan diyet ve beraberindeki yaşam tarzı değişikliği hastaları başarıya götürebilmektedir. Bu konuda iştahı azaltarak yardımcı olan ilaçlar olduğu gibi yağ emilimini azaltan ilaçlar da mevcuttur. Burada önemli olan doğru kişiye doğru ilacı vermektir. Bunun için profesyonel destek almak yani doktor eşliğinde ilaç kullanmak en doğru ve olması gereken yoldur. Endoskopik yöntemler; günümüzde sık uygulanan mide balonu, mide botoksu ve yeni gelişmekte olan endoskopik tüp mide (gastroplasti) işlemleridir. Ancak bu işlemlerden deneysel olanlar vardır. Yardımcı endoskopik işlemler mutlaka bu konuda tecrübeli doktorlar tarafından önerilmeli ve yapılmalıdır.”

Obezite ameliyatları

Diyet ve hayat şekli değişikliğine rağmen kilo verememiş kişilerde obezitenin tedavisinde cerrahi yöntemlerin düşünülebileceğini belirten Doç. Dr. Kızılkaya “Vücut kitle indeksi (VKİ) 40’ın üzerinde olan, VKİ 35’in üzerinde olup ilgili kronik hastalığı olanlara obezite cerrahisi önerilebilir. VKİ 30-35 arasında olan ancak ciddi diyabeti ve metabolik sendromu olan hastalarda cerrahi, multidisipliner bir yaklaşımla önerilebilecek iyi bir yoldur. Obezite cerrahisi olarak dünyada en sık tüp mide (sleeve gastrektomi) ameliyatı tercih edilmektedir. Daha sonra bypass cerrahileri yer almaktadır. Obezite cerrahisi geçiren hastada hedeflenen kiloya yaklaşık 1 yıl içerisinde varılır. Bu tedavi yönteminde her konunun en uygun şartlarda bir araya gelmesi sağlanarak istenmeyen sonuçların meydana gelmesi engellenmiş olacaktır. Bu nedenle ameliyata karar vermiş olan, obezite sorunu olan bir kişinin bu konuyu çok iyi araştırarak karar vermesi ve bu konuda profesyonel ekip ile bağlantı kurarak tavsiyeler alması çok önemlidir” diyor.

 Ameliyat sonrası kilo yönetimi 

Ameliyat olmakla işin bitmeyip aksine yeni başladığını vurgulayan Obezite ve Metabolik Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Mehmet Celal Kızılkaya şu uyarılarda bulunuyor: “Ameliyat sonrası diyet değişim basamakları, hızlı kilo verimi döneminde destekleyici takviyeler, takip programı ve eş zamanlı egzersizler vb. hepsi birlikte aynı yolda değerlendirilmesi gereken süreçlerdir. Ve bu yolda takipte cerrahın rolü büyüktür. Takip programı olmadan cerrahinin mutlak başarıya ulaşması ve kalıcılığının sağlanması çok güçtür. Dolayısıyla bu dönemde kişinin düzenli takip programına katılması sağlanmalı ve bu konuda cerrah aktif rol almalıdır. Düzenli kontrol programının olmaması kişide eski alışkanlıklara dönüş ihtimalinin artmasına neden olmaktadır. Ne yazık ki günümüzde bu konudaki eksiklik nedeni ile tekrar kilo alımları ve tekrar ameliyat olma oranları azımsanmayacak kadar artmıştır. Dolayısıyla bu ana unsurlar çerçevesinde doğru bir plan ile obezite rahatlıkla aşılabilecek ciddi bir sağlık problemidir.”

Obezite cerrahisi birçok hastalığı önlüyor

Obezite cerrahisi birçok hastalığı önlüyor

Kayseri Kızılay Hastanesi kendi çabasıyla kilo vermeyi başaramayan kişilerde fazla kilo sorununa birçok ikincil hastalık eşlik edebileceği için “Obezite Cerrahisi” tedavisini uygulamaya aldı. Bu tedavi yöntemi ile artık hastalar birçok sağlık sorunundan rahatlıkla kurtulabilecek.

Modern çağın en önemli hastalıklarından biri Obezite. Vücutta oluşturduğu problemlerin yanı sıra akut veya kronik birçok ölümcül hastalık türünün oluşması sebebiyle ciddi bir sağlık problemi oluşturmakta. Yapılan araştırmalara göre Türkiye’de her 3 kişiden birinin obez olduğu ortaya çıkarıldı.

Genel olarak kişinin harcadığından daha çok kalori alması sonucu vücutta aşırı yağ birikimi olarak tanımlanabilen obezite tedavisi için Kayseri Kızılay Hastanesi “Obezite Cerrahisi” tedavisine başladı.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Op. Dr. Muhammed Sinan Aydın

Obezite cerrahisi kimler için uygundur

Kayseri Kızılay Hastanesi Obezite ve Metabolik Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Muhammed Sinan Aydın, obezite cerrahisi tedavisi hakkında bilgi verdi.

Cerrahi işlem öncesinde diğer tüm tedavi yöntemlerini uygulamış ancak başarılı olamamış kişiler için bu tedavi yönteminin uygulanabileceğini belirten Uzm. Dr. Muhammed Sinan Aydın, “Hasta cerrahi işlem görmeden önce tüm ilgili birimlerle değerlendirilmelidir ve anestezi açısından ameliyata elverişli olmalıdır.   Hasta seçimi vücut kitle indeksine göre yapılır. Vücut kitle indeksi 40 üzerinde ise hastaya operasyon yapılabilir. 35 ile 40 arasında ise hipertansiyon Tip 2 diyabet, uyku apne sendromu, trigliserit yüksekliği kalp hastalığı, sendromu, karaciğer yağlanması gibi ek bir rahatsızlığı yoksa uygulanabilir” diye konuştu.

Obezite Cerrahi Tedavisi Sağlıklı ve mutlu bir yaşam için önemlidir

Uzm. Dr. Aydın, Obez kişilerin hayat kalitesinin belirgin olarak düşmekte olduğunu hatırlatarak bu hastalığın başta kalp-damar, diyabet, kolesterol yüksekliği, hipertansiyon ve iskelet sistemi problemleri başta olmak üzere çok çeşitli sağlık sorunlarına neden olabileceği uyarısında bulundu. Kayseri Kızılay Hastanesi Obezite ve Metabolik Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Muhammed Sinan Aydın “Bu nedenle obezite’nin giderilmesi sağlıklı ve mutlu bir yaşam için önemlidir” diye konuştu.(BDS)

Kayseri Kızılay Hastanesi, Türk Kızılay’ın bir iştiraki olup, Kızılay Sağlık Grubunun işlettiği hastane ve tıp merkezlerinden biridir.

Yaz aylarında çocuklarda obezite artıyor

Yaz aylarında çocuklarda obezite artıyor

Yaz aylarıyla birlikte tatil dönemine giren çocukların beslenme düzeni de değişiyor. Daha fazla abur cubur, şekerli, yağlı besinler tüketen çocuklarda kilo artışı, beslenme yetersizliği gibi sorunlar görülebiliyor.  Dyt. Duygu Derya Fidan, yaz aylarında çocuklarını doğru beslenmesini sağlamak isteyen ebeveynler için önemli bilgiler veriyor.

Beslenme, her dönemde ve herkes için sağlık adına önem taşıyor. Ancak doğru beslenme, çocuklarda büyüme ve gelişmeyi etkileyeceği için çocukluk döneminde kazanılan olumlu beslenme alışkanlıkları ekstra önem taşıyor. Yaz aylarında artan sıcaklıkla ve tatil dönemine girilmesiyle çocukların beslenme düzeni değişebiliyor. Diyetisyen Duygu Derya Fidan, yaz aylarında çocuklarının doğru beslenmesi sağlamak ve çocuklarına olumlu beslenme alışkanlarını kazandırmak isteyen ebeveynler için önemli ipuçları veriyor.

Çocuklara şekerli meşrubatlar yerine ev yapımı limonata içirin

Öncelikle okul döneminden tatil dönemine geçildiğinde kahvaltı yapmak farklı nedenlerle önemsenmeyip atlanabiliyor. Ancak fiziksel ve zihinsel performans açısından güne dengeli ve yeterli bir kahvaltıyla başlamak gerekiyor. Kahvaltının mutlaka makro besin öğelerinden protein, karbonhidrat ve yağ; mikro besin öğelerinden vitamin ve mineralleri yeterli bir şekilde içermesi gerektiğini söyleyen Dyt. Fidan, “Bu besin öğelerini bir kahvaltı tabağı örneği ile açıklayacak olursak; yumurta, peynir, süt tam tahıllı ekmekler, zeytin, ceviz, bol yeşillik, mevsim meyveleri şeklinde olabilir. Bu besinlerin tüketim miktarları çocuğunuzun yaşına, boy ve kilosuna, aktivite durumuna göre değişecektir. Yeterli su tüketimine de dikkat edilmelidir. Özellikle dikkat edilmesi gereken diğer bir nokta ise yeterli su tüketimidir. Sıcaklık nedeniyle vücudun sıvı ihtiyacı artacağından çocuklarımızın günlük en az 8-10 bardak su tüketmesi gerekir. Bu dönemde çocuklar serinlemek için hazır basit şekerli meşrubatları tüketmek isteyebilir. Buradaki gereksiz kalori alımının, buna bağlı olarak kilo artışının ve kalitesiz besin öğesi içeriğinin önüne geçmek adına bu tarz şekerli içecekleri sınırlandırmalıdır. Bu tarz içecekler yerine porsiyonunda taze meyve veya kendi yaptığınız şeker ilavesiz soğuk komposto, ev yapımı limonata gibi içeceklerden faydalanabilirsiniz” diyor.

Çocukların en sevdiği abur cuburların sağlıklı hallerini hazırlayabilirsiniz

Çocuklarda dikkat etmemiz gereken diğer bir hususun kontrolsüz abur cubur tüketimi olduğunu anlatan Dyt. Duygu Derya Fidan, aşırı şekerli, yüksek yağlı paketli abur cuburların sürekli ve kontrolsüz bir şekilde tüketildiğinde çocuklarda kilo artışı, büyüme geriliği ve beslenme yetersizliği gibi problemlere yol açabildiğinin altını çıkıyor. Dyt. Fidan, çocuklara “Hiç tüketmeyeceksin” diye keskin yasaklar koymak yerine, miktar azaltılıp bu besinlere sınır getirmesi gerektiğini belirtiyor. Çocukların sevdiği abur cuburların daha sağlıklı hallerini evde yapmanın mümkün olduğunu söyleyen Dyt. Fidan “Örneğin; evde az yağlı patatesten cips, kakao ve baldan çikolata, yulaftan kurabiye yapabilirsiniz. Unutmayalım, çocuklar hangi besine ve damak tadına alışırsa hep o besini isteyecektir” diyor.

Açıkta satılan besinleri tüketmeyin

Yaz aylarında görülen önemli problemlerden birinin gıda zehirlenmeleri olduğunu hatırlatan Dyt. Fidan, şöyle devam ediyor: “Çocukların açıkta satılan, bozulmaya elverişli, uygun saklama koşulunda saklanmamış besinleri tüketmemesi gerekiyor. Yaz aylarında gıda zehirlenmeleri ve artan sıcaklıklara bağlı olarak çocuklarda ishal ve enefeksiyon problemi sık görülebilir. Bu durumda vücut sıvı kaybedeceğinden, bolca su desteği sağlanmalıdır.” Dyt. Fidan, beslenme kadar fiziksel hareketin önemine de dikkat çekiyor. Yaz boyunca çocukları bisiklet, yüzme, futbol, voleybol gibi seveceği bir aktiviteye yönlendirmenin hem çocuğun gelişimine destek sağlayacağının hem de kontrolsüz kilo artışının önüne geçeceğinin altını çizen Dyt. Fidan, bu tür aktivitelerin mental olarak da çocukların psikolojisine iyi geldiğini söylüyor

Çocukluk çağı obezitesini önlemek mümkün

Çocukluk çağı obezitesini önlemek mümkün

Tüm dünyada özellikle çocuklarda obezite hızla yaygınlaşıyor. Bu sorunu önlemenin yolu bebeklikten itibaren doğru beslenmeden geçiyor.  Dyt. Neva Yeniçeri, çocuklarda obezitenin önüne geçmek için beslenme ipuçlarını paylaşıyor.

Obezite vücutta sağlığı etkileyecek boyutta yağ miktarının artması ve kilo alımıyla ilişkili kronik bir hastalık… Dünya Sağlık Örgütü’nün açıklamalarına göre çocukluk çağı obezitesi az ve orta gelirli ülkeler dahil olmak üzere, tüm dünyada yaygınlığı her geçen gün artıyor. Türkiye’de de durum çok farklı değil! Yapılan araştırmalar ülkemizde de obezite yüzdesinin arttığını, çocuk ve ergen nüfusun yüzde 10-25’inin bu durumdan olumsuz etkilendiğini gösteriyor. Erkek ve kız çocuklarının büyük bir kısmı kilolu ve fazla kilolu kategorisine giriyor. Çocukluk çağında gelişen obezitenin başta tip 2 diyabet, hipertansiyon, dislipidemi, kardiyovasküler sistem, kas-iskelet sistemi hastalıklarının yanı sıra çocuğun özgüveninin azalmasına, psikolojik sorunlara ve okuldaki başarının durumunun etkilenmesine neden olduğunu hatırlatan Dyt. Neva Yeniçeri, obeziteye karşı alınacak önlemlerin hem çocukluk çağındaki hem de ortalama nüfustaki obezite oranını düşüreceğinin altını çiziyor.

Genetik yatkınlık obezite oluşumunu etkiliyor

“Alışkanlıklarında hemen hemen birçoğu çocukluk çağında edinilmeye başlandığı için çocukluk çağına altın çağ gözüyle bakabiliriz” diyen Dyt. Yeniçeri, aile içerisindeki beslenme alışkanlıklarının çocuğun beslenmesini şekillendirdiğine dikkat çekiyor. Dyt. Yeniçeri, şunları söylüyor: “Beslenme şeklimizin büyük bir bölümü aile alışkanlıklarıyla ilgili olmasına karşın obezite oluşumuna eşlik eden genetik yatkınlık, yaşanılan ortam, kültür, tutum ve davranışlar gibi birçok etmen bulunuyor. Çocukluk çağındaki obeziteyi azaltabilmek için yapılan çalışmalar gelecek nesillerin daha sağlıklı bireyler olmasına katkı sağlıyor. Birçok sağlık probleminin birincil sorunu olan obeziteyi çözmeye yönelik yapılan çalışmalar, yürütülen politikalar toplum sağlığının iyiye gitmesini sağlarken, bulaşıcı olmayan kronik hastalıklara yakalanma riskini de azaltıyor.”

Bu ipuçlarına kulak verin

Dyt. Neva Yeniçeri, bebeğin doğumundan başlayarak çocukluk çağına kadar obezitenin önlenmesi için yapılması gerekenleri şöyle sıralıyor:

  • Bebekleri ilk 6 ay yalnızca anne sütü, sonrasında anne sütüne ek olarak tamamlayıcı besinlerle beslemeye özen gösterin.
  • Geleneksel yöntemlerden uzak durun, doymadığı düşüncesiyle bebeğe fazla ve gereksiz besin vermekten kaçının. Karbonhidrat ve yağ içeriği yüksek, besleyiciliği bulunmayan mamaları tüketmeyin.
  • Ağız ve çiğneme gelişimini engelleyici emzik, biberon kullanmamaya özen gösterin.
  • Çocukların sağlık ve beslenme kalitesi için uyku düzenini iyi ayarlayın, uyku saatlerini doğru belirleyin.
  • Hayatın devamlılığı ve sağlıklı yaşamın olmazsa olmazı sudur! Çocukları su tüketimini arttırmaları ve günlük yeterli su içmeleri için özendirin. Gerekirse suya sevdikleri meyveler ekleyerek, ilgi çekici termoslar veya suluklar alarak daha fazla su içmelerini sağlayabilirsiniz.
  • Evde sağlıklı pişirme yöntemleri ile yemekler yapın ve besin çeşitliliği sağlayın. Sağlıklı beslenmeye uygun alternatif tarifler deneyin ve geliştirin.
  • Çocuklar için besinleri özenle seçin. Sevmedikleri yiyecekleri yemeye zorlamak yerine farklı tarif ve yöntemlerle tekrar deneyin.
  • Çocuğun okul çağı geldiğinde yasaklı ve fast food tarzı besinlere yönelmemesi için öncesinde o besinleri hangi sıklıkla ve ne kadar tüketeceğini öğretin.
  • Çocuğa aktiflik aşılayın. Fiziksel aktiviteye yönlendirin, sporu hayatının merkezine alması için ailece yürüyüşlere çıkın, spor saatleri planlayın.
  • Çocuğun sosyal yaşama katılmasını sağlayın; bilgisayar, telefon, televizyon başında geçirdiği süreyi sınırlandırın.

Pandemi ile obezite de arttı 

Pandemi ile obezite de arttı 

Obezite, vücutta yağ dokusunun aşırı miktarda artması olarak tanımlanır. Besinlerle alınan enerji miktarının, metabolizma ve fiziksel aktivite ile tüketilen enerji miktarını aştığı durumlarda ortaya çıkar. Çocukluk döneminde obezite önemli bir sağlık problemidir. Bugün dünya üzerinde yüzbinlerce çocuk obezite ve obezitenin yol açtığı hastalıklarla mücadele etmek zorunda kalıyor. Her 4 çocuktan birinin kilo problemi yaşadığını söyleyen Acıbadem Ankara Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Renan Güneş “Yapılan araştırmalar 21. yüzyılın obez çocuklarının obeziteye bağlı hastalıklar nedeniyle ebeveynlerinden daha kısa yaşayacaklarını ortaya koyuyor. Obez çocukların üçte biri, obez ergenlerin de üçte ikisi erişkin dönemde de obez olarak kalıyor. Çocukluk dönemindeki obezitenin artışını durdurmak için çocukluktan itibaren önlem almak gerekiyor” dedi.

Anne baba şişmansa…

“Anne babanın şişman olması durumunda; çocuklarında %80 obez olma ihtimali artırmaktadır. Anne babadan birinin şişman olması çocuğun obez olma durumunu %50’ye düşürmektedir. İkisi de obez değilse oran %9 olarak bulunmuştur” diyen Acıbadem Ankara Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Renan Güneş sözlerini şöyle sürdürdü: “Şehirlerde yaşayan çocukların fiziksel aktivitesi daha kısıtlanmıştır. Yüksek kalorili gıdaların tüketimi ve hareketsizlik sonucunda çocuklar obeziteye eğilim gösterir. Obezite ve psikolojik etmenler arasında bir ilişki olduğu kabul edilmektedir. Anne baba çocuk arasındaki olumsuz ilişkiler çocuğun ruhsal yapısını etkileyip aşırı yemeye neden olabilmektedir.”

Pandemi obezite riskini arttırdı

Televizyon, bilgisayar ve tablet gibi teknolojik araçların günümüz çocuklarının aktivitelerini kısıtladığını söyleyen Renan Güneş “Buna bağlı olarakta enerji tüketimini azaltmaktadır. Özellikle son dönemlerde pandemi nedeniyle sokağa çıkmaları kısıtlı ve okul ortamları oturarak bilgisayar başında olduğundan hareketleri çok azalmış ve obezite riskleri artmıştır. Çocukların karbonhidrat ve yağ açısından zengin besinleri tüketmeleri obezite riskini artırmaktadır. Özellikle fast food beslenme tarzı obezite oluşumuna zemin hazırlamaktadır” ifadelerin kullandı.

Öğün sayısı büyük önem taşıyor

Tiroid hastalıkları, hormonal nedenler, böbrek üstü bezi hastalıkları ve bazı kronik hastalıkların da obezitye neden olabileceğini aktaran Güneş, beslenmede öğün sayısı ve alınan besin maddelerinin içeriğinin son derece önemli olduğunu söyledi. Güneş, beslenmenin sıklığının azalması, bir veya iki öğün yemek yeme ve yiyeceklerin yüksek kalori içermesi durumunda obezitenin arttığını belirtti. Ailesel faktörler, çevresel faktörler, beslenme ve fiziksel aktivite azlığı gibi durumların genel olarak obezite riskini artıran unsurlar arasında olduğunun altını çizdi.

Obezite bu sorunlara yol açıyor

Dr. Renan Güneş çocuklarda obezitenin yol açtığı sağlık sorunlarını şöyle sıraladı;

-İnsülin hormonunun aşırı artması diyabet hastalığına neden olur. Eğer ailede şeker hastalığı varsa şeker hastası olma olasılığı daha da artar.

-Obez çocuklarda ergenlik normalden erken gelişebilir. Obez kız çocuklarında ergenliğin erken gelişmesine bağlı olarak adet düzensizlikleri ve kıllanma gibi hormonal bozukluklar ortaya çıkar.

-Obez kız çocuklarında erken kemik gelişimine bağlı erken adet görme veya adet görememe ortaya çıkabilir.

-Obez çocuk ve gençlerde ağırlık artışına bağlı olarak, eklemlere aşırı yük binmesi nedeniyle çeşitli ortopedik bozukluklar ortaya çıkabilir.

-Obezite çocuklarda solunum fonksiyonlarını bozarak ve kalbe binen yükü artırarak hareket yeteneğini azaltır. Bu azalmaya bağlı olarak ortaya çıkan hareketsizlik enerji tüketimini azaltarak obezite riskini artırır.

-Obezite birçok psikolojik bozuklukların ortaya çıkmasına da neden olur. Obez çocuklar sosyal ilişkilerden çekinerek daha içe kapalı bir hale gelebilir ve psikolojik sorunlar ortaya çıkabilir.

-Obez çocuklarda yüksek tansiyon, hiperlipidemi, şeker hastalığı, solunum bozuklukları, kalp damar hastalıkları, karaciğer yağlanması, safra kesesi hastalıkları, ortopedik bozukluklar, polikistik over sendromu ve psikolojik bozukluklar ortaya çıkabilir.

Önlem alın!

Çocukların ve gençlerin hareketsiz yaşamlarının önüne geçilerek, fiziksel aktivite yapmalarının obeziteyi önleyeceğini aktaran Renan Güneş “Sağlıksız yiyecekler, şekerli içecekler ve yüksek kalorili yiyecekler ile beslenmeleri azaltılarak, sağlıklı besin tercihi yapmaları için programlar oluşturulabilir. Erken çocukluk döneminden itibaren çocukların sağlıklı beslenme, düzenli uyku ve fiziksel aktivite alışkanlıkları ile büyümeleri sağlanabilir. Okul çağı çocukları ve gençler için okullarda sağlıklı besinlerin tercih edilmesi sağlanabilir” dedi.

Aile desteği çok önemli

Çocuklarda obezite tedavisinin uzun süren ve sabır isteyen bir süreç olduğunu belirten Renan Güneş “Bu konuda ailenin desteği çok önemlidir. Ailenin sabırlı olması ve çocuğu doğru yönlendirmesi gerekmektedir. Asıl amaç enerji harcamasını artırmak ve alınan enerji miktarını azaltmak olmalıdır. Enerji alımını azaltırken, çocuğun büyüme ve gelişmesi de göz önünde bulundurulmalıdır. Beslenmenin düzenlenmesi için çocuğun uygulayacağı diyetin, çocuğun ve ailenin yeme alışkanlıklarına uygun olarak özel bir şekilde hazırlanmalıdır. Diyet programı hazırlanırken, çocuğun büyüme ve günlük aktivitesi göz önüne alınarak, gerekli besin öğelerini içermesine dikkat edilmelidir” açıklamasında bulundu.

Fiziksel aktivite şart

Enerji harcanması için fiziksel aktivitenin son derece önemli olduğunu kaydeden Renan Güneş sözlerine şunları ekledi: “Bu nedenle diyet tedavisi mutlaka egzersizle desteklenmelidir. Egzersiz programının da kişiye uygun olarak düzenlenmesi gerekir. Çocuğun obezite tedavisinde başarılı olabilmesi için, yeme şeklini ve fiziksel aktivitelerini bir davranış biçimi ve hayat tarzı haline getirmesi gerekmektedir. Fiziksel aktivite, sadece enerji tüketimini artırmakla kalmaz aynı zamanda insülin duyarlılığını artırarak şeker hastalığının tedavisi ve iyi kolesterolü artırarak kalp damar hastalıklarının gelişimini engeller.”

Obezite astım riskini artırıyor

Obezite astım riskini artırıyor

Son yıllarda tüm dünyada obezite önüne geçilemez bir şekilde artmaya devam ederken, astım da benzer artışla obeziteyi takip etmektedir. Özel Adatıp İstanbul Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Hüseyin Sinan, obezitenin tek başına dahi, astım görülme sıklığının ve mevcut astım şikayetlerinin artmasına sebep olduğunu belirterek, astım ve obezite arasındaki ilişkiyi sizler için açıkladı.

Hava kirliliği, tütün ve tütün ürünleri kullanımı / maruz kalma, genetik faktörler gibi sebepler astım hastalığının en önemli tetikleyici unsurları arasında yer alırken, yapılan araştırmalar obezitenin de astım hastalığını artıran bir risk faktörü olduğunu ortaya çıkartıyor. Özel Adatıp İstanbul Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Hüseyin Sinan, obez bireylerde astım hastalığının görülme sıklığının daha yüksek olduğunu belirtirken, bu iki hastalığın bir arada olmasının daha yıpratıcı sonuçları olabildiğini de ifade ediyor. Prof. Dr. Hüseyin Sinan; “Astım ve obezite bir araya gelince astım belirtileri daha ağırlaşmakta, hastaneye başvurma sıklığı artmakta ve doğal olarak tedavisi daha güçleşmektedir. Obezite ile birlikte görülme sıklığı artan reflü, uyku apnesi, Tip 2 diyabet (şeker hastalığı) ve hipertansiyon gibi metabolik sendromun önemli bileşenleri de astımın şiddetlenmesine sebep olabilmektedir.” açıklamalarında bulundu.

“Obezite ve astım ortak genlere sahip”

Prof. Dr. Hüseyin Sinan; “Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre obezite dünyadaki en riskli on hastalıktan biri ve astım ise tüm dünyada 300 milyonun üzerinde bireyi etkilemekte ve gün geçtikçe sayı artmaktadır. Bu birliktelikten yola çıkarak şu çok net bir şekilde söylenebilir: Obezite tek başına, astım görülme sıklığının ve mevcut astım şikayetlerinin artmasına sebep olmaktadır.” dedi. Hastalığın genetik özelliklerine de değinen Prof. Dr. Hüseyin Sinan, “yapılan bilimsel bir çalışmada obezite ve astımın yüzde sekiz oranında ortak genlere sahip olduğu ortaya konulmuştur. Bununla birlikte, vücut kitle indeksi yüksek olan (obez bireyler) kadınlarda, obez olmayan kadınlara göre astım riski yaklaşık 2 kat artmaktadır.” açıklamalarında bulundu.

“Obezitenizi kontrol altına alırsanız astım tedavinizi de kolaylaştırırsınız”

Prof. Dr. Hüseyin Sinan, diyet, egzersiz, obezite cerrahisi ve ameliyat dışı yöntemlerle (mide içi balon uygulaması gibi) kilo vermek suretiyle astım hastalarının belirtilerinde azalmalar gözlendiğini belirtmektedir. Prof. Sinan; “Obezite cerrahisi geçiren veya ameliyat dışı yöntemlerle kilo vermeyi başarabilen hastaların akciğer fonksiyonları olması beklendiği gibi iyi yönde seyreder. Hem tedavileri kolaylaşır hem de astım krizi sıklığı ve şiddeti beklenenden daha az olur. Diyet, egzersiz veya bir sağlık profesyonelinden destek almak suretiyle verilecek obezite ameliyatı kararı ve sonrasında astıma dair sıkıntılar da hafiflemiş olacaktır.” açıklamalarında bulundu.

Şekerden kurtulmanın yolları

Şekerden kurtulmanın yolları

Günümüzde hemen her gıdanın içinde yoğun olarak kullanılan ve tüketimi giderek artan işlenmiş şeker, yiyecek ve içeceklere sadece tat vermek için kullanılıyor. İnsan vücuduna yararı bulunmayan işlenmiş şeker, başta obezite olmak üzere, kalp, diyabet ve dolaşım problemlerinin ana kaynağı olarak anılıyor.

Mısır şurubuna dikkat

Şekeri bırakmak için önce işlenmiş ya da hazır şekeri iyi tanımak gerekir. Şeker; doğal şekerler ve işlenmiş (rafine) şekerler olmak üzere iki gruba ayrılmaktadır. Özellikle son yıllarda gıdalarda ve içeceklerde bulunan ve doğal olmayan yüksek fruktozlu mısır şurubu türlerinden uzak durmak sağlık açısından önem taşımaktadır.

Atıştırmalık anlayışını değiştirmek

Günümüzde birçok insan gün içinde vakit bulamadığı anlarda açlık halini gidermek için tercihini şekerli gıdalardan yana kullanmaktadır. Bu şekerli gıdalar yerine, doğal olan ve vücuda fayda sağlayacak olan gıdalar tercih edilmelidir. Örneğin, işlenmiş şeker içeren gıdalar yerine elma, portakal, kurum üzüm, fındık, fıstık gibi besinlerin tüketilmesi şeker ihtiyacını fazlasıyla karşılamaktadır.

Mutfaktan uzak tutmak

Şekeri günlük hayattan çıkarmanın en iyi yollarından biri mutfağa sokmamaktır. Mümkünse şeker içeren soslar, gazlı ve şekerli içecekler gibi yapay şekerli tüm ürünler mutfaktan uzaklaştırılmalıdır. Bunlar yerine daha sağlıklı doğal besinler tercih edilmelidir.

Protein tüketmek

Kan şekerinin düştüğü durumlar sadece şeker tüketimiyle alakalı değildir. Protein tüketmek de kan şekerini dengelemenin en iyi yollarından biridir. Kırmızı et, beyaz et, yumurta, süt ürünleri ve baklagiller gibi protein bakımından zengin olan besinleri tüketmek de şekere yönelimi azaltacaktır.

Tatlandırıcıdan uzak durmak

Şeker tüketimini bırakmak isterken başka bir şeker türü olan yapay tadlandırıcılara yönelmek sıkça yapılan hatalardan biridir. Tatlandırıcıların da vücüda yarar sunmadığı ve zararlı olduğu unutulmamalıdır.

Bol bol su içmek

İşlenmiş şekeri vücuttan atmanın en iyi yollarından biri bol bol su içmektir. Vücuttaki zararlı maddeleri temizleyen su, şeker ve tuz gibi maddeleri de temizleyerek yapay olan gıda bağımlılığından uzak tutar.

Serotonin salgılanmasını sağlamak

Mutluluk hormonu olarak adlandırılan serotonin, insülinin salgılanmasını kontrol altına alarak, kandaki şeker miktarını dengeler. Dolayısıyla mutluluk veren işlerle uğraşmak, yeni hobiler edinmek ve egzersiz yapmak da vücut için önemli faydalar sağlar.

Generali Sigorta

 Pandemide çocuğunuzu obeziteden koruyacak 11 önlem

 Pandemide çocuğunuzu obeziteden koruyacak 11 önlem

Çocukluk çağı obezitesi dünyada ve ülkemizde hızla artıyor. Yapılan çalışmalar Türkiye’de her 4 çocuktan birinin fazla kilolu ya da obezite hastası olduğuna işaret ediyor. Özellikle pandemi sürecinde çocuklarda yaygın olarak görülen hareketsizlik ve beslenme düzenindeki değişiklikler obezite riskini de beraberinde getirebiliyor. Memorial Bahçelievler Hastanesi Çocuk Endokrinolojisi Bölümü’nden Uz. Dr. Bahar Özcabı, çocuklarda obezite hakkında bilgi verdi ve anne babalara önemli önerilerde bulundu.

Çocuğunuz fazla tartılı ya da obezite hastası mı?

Obezite yani şişmanlık, vücuttaki yağ miktarının sağlığı bozacak şekilde aşırı artması olarak tanımlanmaktadır. Çocukluk çağında obezite sıklığı ülkemiz de dahil tüm dünyada artmaktadır. Amerika Birleşik Devletleri’nde her 3 çocuktan birinin fazla tartılı/şişman olduğu bildirilmektedir. Ülkemizde ise COSI-TUR 2016 çalışması ilkokul 2. sınıf öğrencilerinin %24,9’unun fazla tartılı/şişman olduğunu göstermiştir. Bu oran da yaklaşık her 4 çocuktan birinin fazla kilo veya obezite hastası olduğuna işaret etmektedir. Obezite hastalığının tanısında sıklıkla boy ve vücut ağırlığı değerleri kullanılmaktadır. İki yaşından küçük çocuklarda boya göre ağırlık değerlerine göre tanı konulmaktadır. Daha büyük çocuklarda ise vücut ağırlığı, boyun metre cinsinden karesine bölünerek vücut kitle indeksi hesaplanmaktadır. Ancak erişkindekinden farklı olarak sabit bir değere göre karar verilmemektedir. Yaş ve cinsiyete göre oluşturulmuş eğrilerde vücut kitle indeksi yüzde değerleri %85 ile %95 arasına denk gelen çocuklar fazla tartılı, %95 ve üzerinde olanlar ise şişman olarak kabul edilmektedir. Bu çocuklarda bel çevresi değerleri de organ yağlanması ve metabolik risklerin ortaya konulmasında yardımcı olmaktadır.

Fazla kilo sağlıklı bir ergenliği de önleyebilir

Ülkemizde yıllardır süregelen “Şişman bebek ya da çocuk sağlıklıdır” algısı son derece yanlıştır. Çünkü çocukluk ve ergenlik çağında en sık görülen şişmanlık tipi basit şişmanlıktır. Basit şişmanlık, kişinin aldığı ve harcadığı enerji dengesinin bozulması nedeniyle karşımıza çıkmaktadır. Bu çocukların beslenme öykülerinde çok miktarda şeker ve şekerli gıda/içecek, yağlı ya da hazır gıda tüketimi vardır. Bazen de porsiyonların büyük olması ya da besin öğelerinin uygun oranlarda alınmaması bu duruma yol açar. Ergenlik öncesi dönemde yaşıtlarına göre uzundurlar ancak ergenliğin erken başlaması ve büyümenin erken sonlanması nedeni ile erişkin boyları olumsuz etkilenebilir. Özellikle de aile bireylerinin ya da bakımı üstlenen kişilerin “Çocuktur, yesin, vücut zamanla kiloyu atar” gibi yaklaşımları şişmanlığın gelişimi ve ağırlaşmasında rol oynamaktadır. Bugün çocukluk çağında şişman olarak adlandırılan çocukların önemli bir kısmının erişkin dönemde de obezite hastası olmaya devam ettiği bilinmektedir.

Kanserden kalp hastalıklarına pek çok tehlike pusuda bekliyor

Çocukluk çağı şişmanlığında; kalp damar hastalıkları, hipertansiyon, kan yağlarında yükseklik, karaciğer yağlanması, diyabet (şeker hastalığı), ortopedik sorunlar, uyku bozuklukları, özgüven kaybı ve sosyal izolasyon gibi sorunlar görülebilmektedir. Her zaman ek tedaviler gerektirmese de ergenlik bulgularının öne kayması ile karşılaşılabilmektedir. Özellikle de obezitenin erişkin dönemde meme, yumurtalık,  prostat gibi bazı kanserler için de zemin hazırladığını ve üreme bozukluklarına yol açabildiğinin unutulmaması gerekir. Şişmanlığın bağışıklık sistemi üzerine de olumsuz etkileri olabilmektedir.

Anne babada olan şişmanlık çocuktaki riski 15 kat artırıyor

Çocukluk çağında obezite konusunda hem genetik, hem de çevresel etmenlerin büyük etkisi vardır. Anne-babadan birinde obezite varlığı çocukta şişmanlık gelişme riskini 2-3 kat, ikisinde birden olması da 15 kat artırmaktadır. Doğum öncesi ve sonrası nedenler, fiziksel aktivite durumu, beslenme alışkanlığı, sosyo-kültürel ve ailesel etmenler, psikososyal faktörler ve kimyasallar gibi ek çevresel etmenler de obezitenin oluşumunda rol oynamaktadır.

Uygun tedavi planlaması ve yaşam tarzı değişiklikleri büyük önem taşıyor

Genetik yatkınlığın haricinde erken yaşta şişmanlığa neden olan ya da ek bulguların eşlik ettiği, nadir genetik hastalıklar da bulunmaktadır. Bu genetik hastalıklar ya da hormonal bozukluklar açısından risk altında olan çocuklar, çocuk endokrinoloji hekimleri tarafından görülmeli ve izlenmelidir. Basit obezitenin söz konusu olduğu durumlarda ise tedavinin en önemli bileşeni yaşam tarzı değişiklikleridir. Bazı durumlarda ilaç tedavileri gündeme gelebilir. Ancak bu yaşam değişiklikleri uygulanmadığı zaman ilaç tedavisinin de etkinliği sınırlı kalmaktadır. Erişkin dönemde uygulanan bariatrik cerrahi, çocukluk çağında öncelikli tedavi yöntemlerinden biri değildir ve bu konuyla ilgili araştırmalar devam etmektedir. Gelişimini büyük oranda tamamlamış, diğer tedaviler ile gelişme kaydedilemeyen, seçilmiş olgularda gündeme gelebilir ancak çocuklar bu konuda deneyimli, çocuk endokrinoloji dahil gerekli tüm branşların bulunduğu merkezlerce değerlendirilmelidir.

Covid sürecinde çocukluk çağı obezitesine karşı 11 önlem

Çocukların egzersiz olanaklarının azaldığı, ekran karşısında geçirdikleri sürenin arttığı, uyku ve beslenme düzenlerinde değişikliklerin yaşandığı pandemi sürecinde aşırı kilo alımının önüne geçmek için şu önlemler alınabilir:

  1. Sağlıklı beslenme bilinci çocuklara erken yaşlarda kazandırılmalıdır.
  2. Anne ve baba sağlıklı beslenme ile egzersiz planlaması konusunda çocuklarına örnek olmalıdır.
  3. Paketli gıdalar yerine sağlıklı atıştırmalıklar seçilmelidir.
  4. Şekerli ya da katkı maddeli yiyecek ve içecekler ödül olarak gösterilmemelidir.
  5. Çocuklar karbonhidrat, protein, yağ, lif, vitamin ve mineralleri bakımından dengeli beslenmelidir.
  6. Porsiyonlar çocuğun yaşına uygun olmalıdır.
  7. Çocuğa düzenli egzersiz alışkanlığı kazandırılmalıdır.
  8. Uyku saatleri düzenlenmelidir.
  9. Ekran başında geçirilen süre sınırlandırılmalıdır.
  10. Çocuklarla oyunlar oynanmalı, kaliteli zaman geçirilmelidir.
  11. Hafif ev işlerinde çocuklara sorumluluk verilebilir.