Yazılar

Şef Ali Ronay “Bu işin reçetesi vizyonu geniş tutmak”

 

Şef Ali Ronay”Bu işin reçetesi vizyonu geniş tutmak”

Pause City’s Dergi’nin klasiği olan Tolga Atalay ile Chef & Chef konuğu Swissotel The Bosphorus Şefi Ali Ronay… Şef Ali Ronay ile kariyerini ve başarı öyküsünü konuştuk. Keyifle okumalar.

 

Chef & Chef ALİ RONAY

 

–Ali Şef nerelisin? Kaç yaşındasın? Bu tutku ve yeteneğin nereden? Birinci nesil misin yoksa aileden bir şeyler sana geçti mi?

 

Ben Ankara doğumluyum, 16 yaşına kadar orada yaşadım. 1995-97 senesinde eğitim sebebi ile Amerika’da bulundum. Amerika’da okuduğum dönemde mutfak sanatları bölümünü keşfettim. Çocukluk hedefim büyüdüğümde bir tasarımcı olmaktı. Bir de hayalim otellerde yaşayıp dünyayı gezmekti.  Bu ikisini Mutfak Sanatları okuyarak gerçekleştirmeye karar vermem ile çalışmaya başladım.

 

Tutkum profesyonel mutfağa girmem ile başladı. Ürettiğinin hemen karşılığını aldım. Bu beni çok mutlu etti.  Çok çalıştım, gayret ettim. Mesleğimde kendimi geliştirdim. Başarıda bu şekilde geldi. Aileden bana aktarılan en güzel şey, vermiş oldukları kültür ve değerlerdi. Görgü ve kültür beni de genç nesillere bunun aktarıcısı olmam için cesaretlendirdi. Bende bir baba ve ekibimin lideri olarak bunun için çalışmalarımı devam ettiriyorum.

 

—-Kariyerin ilk iş tecrübeni doğru kronolojide paylaşır mısın?

Ankara Hilton, Chef’s Istanbul, Imatti Ankara, Cities Washington DC, Leftbank Washington DC, Fenix Washington DC, Excelsior Hotel Baku, Tuus Istanbul, Sultan Inn Baku, Dionysos Kumlubuk, Ritz-Carlton Istanbul, Kempinski Barbaros Bay, Dean & Deluca Istanbul, Raffles Istanbul, D.ream Istanbul, Swissotel Istanbul.

 

—Yıllardır kurumsal yerlerin marka şefi oldun. Bu çok zor bir başarı… Hem çalıştığın yeri pasifleştirmeden hem de aynı zamanda Ali Ronay markasının katma değerlerini ekleyerek süreci yönetmek zor bir beceri bunun reçetesi nedir?

Aşçıbaşılık sürecine başlamam ile görev aldığım tüm operasyonlarda ya bir sistemi kurmam, ya bir yeri geliştirmem, yada var olan bir sistemde ki yanlışlıkları düzeltmem için görevlendirildim.

Zaman içerisinde yetilerimi hep bu konular üzerine geliştirme şansım oldu.

Bu işin reçetesi vizyonunu geniş tutmak, çok çalışmak, iletişim ve pazarlama kanallarını doğru kullanmak. Ekipler ile paylaşımı ve bilgilendirmeyi yerinde yapmak. Kişisel olarak da büyüdükçe küçülmeyi öğrenebilmeliyiz.

 

—Şu an Swissotel yani aslında Türkiye’ye küresel gastronomiyi ithal eden ana işletmelerden birisinin şefisin ve burayı 2030’ların gastronomi anlayışına taşıyorsun? Bir de bunun ana hatlarını paylaşır mısın?

Swissotel The Bosphorus şu an bir yeme içme kültürü değişimi içinden geçiyor. Genel Müdürümüz Uğur Talayhan ve Genel Müdür Yardımcımız yiyecek içecekten sorumlu Ufuk Demir önderliğinde ve vizyonunda otelimizde birçok şey değişim geçiriyor.

Sizlerin de çok güzel belirttiği gibi bu bir uzun dönem vizyonu umarım da uzun yıllar bir ekol olarak kalacaktır.

 

Ana hatları yenilik, araştırma, geliştirme peşinde sorgulayan, öğrenmeye açık, kariyer planları olan gençler yetiştirmek. Restoran ve barlarımızın gelişen zaman ile gelişimlerini sürdürerek misafirlerimize en üst kalitede hizmet ve ürün sağlamaktır. Türk kültürünün en güzel özelliklerinden bir kaçı olan misafirperverlik, alçak gönüllük, hoşgörü prensipleri ile paylaşarak büyüyoruz.

 

—Küresel kurumsallık çizgilerinde robotik değil artizan ve leziz yemek üretmenin üzerine bir kitap yazman gerekir. Ama en azından kitaba kadar bu yolu seçenlere tavsiyelerin neler?

Kurumsallıkta da artizan bir düzen yakalana bilinir. Bunun planlaması ve ön araştırmaları yapıldıktan sonra modellemeler ile iş planları uygulanır.

Maalesef ülkemizde iş planı, bütçe, organizasyon gibi kelimeler hep en sevilmeyen kelimelerdir. Tarzımız daha çok “kervan yolda düzülür” olduğundan sonucu pek de iç açıcı olmayan işletmeler her gün açılıp kapanmaktadır. Benim tavsiyem ön hazırlıkların ve iş planının düzgün yapılmasıdır.

 

—Sen bir menü veya tabağın hikâyesinde yola çıkarken bu süreç nasıl oluyor? İlham nereden hangi an çıkıyor?

İlham yaşanılan her anda mevcuttur. Nereden beslenebileceğini bilmelisin. Ben anılarım ve hayallerim üzerine yemekler yapıyorum.

Beni mutlu eden bu… Mevsimsellik ve lokal ürünü yerli yerinde kullanmaya dikkat ediyorum. Zamansız yemekler yapmayı istiyorum.

 

Barlas Günebak, “Türkiye’nin ilk ve tek Omakese şefiyim”

“Türkiye’nin ilk ve tek Omakese şefiyim”

 Pause  Dergi klasiği olan Tolga Atalay ile Chef&Chef’in bu ayki konuğu Barlas Günebak. Genç ve başarılı şef Barlas ile kariyerini ve gastronomi yolculuğunu konuştuk. Keyifle okumalar.

 —Barlas Şef, okuyucularımıza kendini tanıtır mısın?

 1983 Mersin doğumluyum. Yemek yapmakla ilk etkileşimim ailede başladı. Şu anda Healthish’in şefliğini yapan abimle ben çocukluğumuz boyunca annemize mutfak konusunda yardım ettik. Farkına varmadan kendi kariyerimizi çocukken belirlemişiz. İlerleyen zamanlarda abimin aşçı olarak kariyer yapması, benimde bu mesleğe adım atmamda vesile oldu.

—Kariyerin ilk iş tecrübeni doğru kronolojide paylaşır mısın?

 2003 yılı yaz ayında Antalya’daki Martı Myra Otel’de komi şef olarak başladım. Üçüncü haftasında sushi ile ilk tanıştım. Japon mutfağının çok artisan bir iş olup daha sanatsal gelmesi beni çok etkilemişti. Kesinlikle yapmak istediğim işin bu olduğuna karar verdim.

2003 yılı sonlarına doğru japon mutfağı ile başladığım Çırağan Sarayının içindeki Japon restoranı Benihana kariyerim gerçek başlangıcı. İki sene burada çalıştıktan sonra Japon şefin referansıyla Itsumi’de sushi şefi olarak kariyerime devam ettim. 6 yıl boyunca hem sıcak mutfak hem de sushi barda yoğun şekilde çalıştım. Amerika’dan gelen Japon şef Okita san ile beraber İoki’nin açılışında yer aldım. Orada bireysel mönü denemelerim ile kendimi kanıtlama fırsatım oldu. Burada misafirim olan iş adamı Aycan Akdağ ile yollarımızın kesişmesiyle İnari’nin temelleri atıldı. 2012 yılından bu yana Kuruçeşme’de faaliyetlerini sürdüren İnari, ikinci şubesini de Vadistanbul’da açtı.

—Sushi konusunda sushi master olan pek Türk yok hatta genelde Japonların sahiplendiği bir mertebe. Sen bu konuda inanılmaz lezzetlere lezizlik seviyelerine taşıdığını kendi reçetelerinde dahil olmak üzere üst bir dereceye ulaştın. Bu nasıl bir disiplin?

Evet, şu anda Japon ve daha çok Asyalı şeflerinin tercih ettiği bir mutfak… Çünkü öncelikle bir işte ustalaşmak için onu gerçekten çok sevmeniz ve yaptığınız işe saygı duymak gerekir. Ben bu mesleğe başladığım zamanlarda sushi ve Japon mutfağı çok tercih edilen bir mutfak değildi. Maalesef çalışanlar sadece para kazanmak için tercih ediyorlardı. Benim artım severek hatta aşk ile yapmam. İşkolik olmam ve yeni bir şeyler yaratmamdır. Bu mutfağı geliştirme arzum ile farklı tatlar yaratmam beraberinde geliyor.

Gerçek Japon sushisi veya Avrupaya ABD ye uyarlanmış sushiler derken acaba sushinin Türklere uyarlanmışı varmı dır?

Aslında mutfaklar yapıldıkları ülkelerin damak tadına ve malzeme durumlarına göre üzerinde oynanma ve değişiklikler gösterme durumundadırlar. Türkleşme benim görüşümce daha avrupa hatta Amerikan sushisi dediğimiz pişmiş ve soslu ya da mayonezli sushiler olarak görülmektedir. ilk olarak benim başlattığım lokal balıkları kullanarak yaratılan sushiler bunlara örnek gösterilebilir.

Gerçek sushi ustası değerlendirmek için sashimi çok önemlidir ama nigiri gerçek bir ustalık gerektirir şu anda ülkemizde yapabilen sayısı bir elin parmağını geçtiğini düşünmüyorum bu sebeple gerçek masterlık nigiri ile belli olur.

—Genç şeflere yaratıcı şef olma hakkında bir methodoloji verir misin? Aslında artık sende orta yaşa doğru adım atıyorsun?

Genç şefler ilk olarak çok sevdikleri mutfağa yönelmeleri tavsiye ederim.  İtalyan ise İtalyan, Çin ise Çin hangisinde ustalaşmak istiyorlarsa ona yönelmeleri ve iş ahlakına ve disiplinine sahip olmaları onların gelişimi için en önemli… Açık fikirli olsunlar, ben oldum demesinler ve güzel lezzetli yemek yesinler denemeye açık olup, damaklarını güçlendirmek için bol bol farklı lezzetleri tatsınlar.

—İnari’de tekel olan bir lezzet var mı? Varsa hangisi?

İnari’de klasikleşmiş lezzetler dışında mönüde benim reçetelerim mevcut. Ama benim için çok ayrı yeri olan bir lezzet var ki oda tam bir fusion sushi olan “Foie Gras” ızgara kaz ciğerli sushim. Tabi İnari’ye gelenlerin mutlaka yediği Kirohana Roll ve Corn Kagiage benim klasiklerim arasında.

—Sen bir menü veya tabağın hikayesinde yola çıkarken bu süreç nasıl oluyor? İlham nereden hangi an çıkıyor?

Yaratma süreci şöyle gelişiyor. Herhangi bir zamanda yolda yürürken gördüğüm bir nesneden yada gittim bir sanat galerisinden. Resimden veya yediğim başka bir tabaktan. Daha doğrusu doğadan ve ruh halimden… Çünkü doğaçlama sushi yapan bir sushi master olduğum için anlık lezzetler yaratabiliyorum. Bu sebeple ilk ve tek omakese şefiyim.

 

Tolga Atalay ile Chef&Chef konuğu Loggia ve The Woods’un şefi Cenap Varol…

“Tazelik ve mevsimsel değişkenlik benim ruhumda var”

Pause City’s Dergi’nin Chef&Chef konuğu şimdilerde Loggia ve The Woods’un şefi Cenap Varol… Şef Cenap Varol ile kariyeri ve hedefleri hakkında samimi bir röportaj yaptık. Keyifle okumalar.

—Cenap Şef kendini okurlarımıza tanıtır mısın?

Mutfağa tutkum ilkokul sıralarındayken başladı.  Çocuk yaşta alınacak kararlar gibi görünmese de eğitimimi bu yönde şekillendirdim. 1990ların başında Etiler otelcilik okulunda okudum. Sonrasında Abant İzzet Baysal aşçılık bölümünde okudum. Ardından Anadolu Üniversitesi işletmecilik ve Turizm otelcilik bölümlerinde eğitimimi sonlandırdım.

—Kariyerinde ilk iş tecrübeni doğru kronolojide paylaşır mısın?

The Marmara İstanbul’da stajyer olarak iş hayatıma başladım. 2000’lerde Swissotel Bosphorus’da devam ettim. Askerlik sonrası Conrad İstanbul ve Bosphorus Four Season Oteli’n açılışını gerçekleştirdim. 2010 sonrasında Grand Hyatt İstanbul Otel’de Executive sous Şef olarak hizmet verdim. 2013’lerde Shangri-La Bosphorus Oteli’n açılışında yine Executive sous Şef olarak devam ettim. 2014 ve 2018 yılları arasında Accord grubunda orta ve ekonomik oteller segmentinde Grup Executive Şef olarak 21 otelin yönetimine hizmet ettim. Şu anda “Loggia” isminde bir İtalyan restoranı ve “The Woods” yeni nesil bistro grill tarzında iki işletmenin Executive Şef i olarak kariyerimi devam ettiriyorum.

—İtalyan lezzetlerinde uzmanlığın ne zaman yoğunlaştı?

Şef Fabio Brambilla’nın yanında 5 yıl birlikte çalıştım. Onun ustalığında çok şey öğrendim. Bunun dışında birçok İtalyan Şef ile beraber çalışmalarım oldu. Bunların arasında birkaç tanesi Şef Moreno Polverini, Şef Roberto Cannatta gibi bir sürü değerli şefler hocam oldu.

—Uzakdoğu mutfağında da marifetlisin. Neden ve nasıl Uzakdoğu süreci başladı?

Swissotel döneminde Japon şeflerden gerçek Japon lezzetlerini öğrenme şansım oldu. Ayrıca Çin mutfağı deneyimlerim Swissotel’de başladı. Filipinler’de Sofitel Manila’da deneyimim devam etti. Shangri-La Bosphorus’ta 14 ayrı Uzakdoğu şefiyle yoğun bir workshop ve iş geliştirme süreci yaşadım.

—Hem otel hem piyasa tecrüben var yani bu sana ne katıyor?

Otelciliğin verdiği en büyük avantaj kaliteli şeflerle çalışma imkanı oldu. Yurtdışı eğitimleri ve deneyimleri yaşamak ayrıca kurumsal yeme-içme işletme sistemini benimsemek ve uygulamak oldu diyebilirim. Piyasa işletmeleri ise her segment müşteriye hizmet etmek, piyasa lezzeti dediğimiz bire bir yerel misafirlerimizin damak tadına uyumlu tatlar kurgulamak yönünde bana çok şey kattı.

—Genç şeflere yaratıcı şef olma hakkında bir metodoloji verir misin? Aslında  artık sende orta yaşa doğru adım atıyorsun.

Devamlı eğitim ve güncellenmek, olayı hep bir üretim mesleği olarak görmek, sosyal medya gibi yeni nesil markalama yöntemlerine güvenmemek, 0 ego sahibi olmak. Devamlı yemek içmek deneyimlemek ve farklı lezzetleri keşfetmek.

—Bana “Loggia” ve “The Woods”ta unik ve tekel olan birer lezzeti anlatır mısın?

Aslında Loggia klasik bir İtalyan restoranı burada gerçek Napoli pizza hazırlıyoruz. Napoli pizza son yıllarda Napoli den çıkarak ülkemize de ulaştı. Fakat biz ürün melezleştirmeden gerçek bol soslu, suda mozzarellayı ve yumuşak ekşi mayalı hamuru ile taş fırında hazırlıyoruz. Loggia da tiramisudan gelato dondurmaya birçok özgün lezzet var. Yine sebze özütlü risottolarda da iddialıyız. The Woods ise kendi tasarımız olan bize özel bir odun ateşi isleme sisteminde çok farklı lezzetler sunuyoruz. İslenmiş somonumuz, etlerimiz ve daha bir sürüsü şey… İtalyan eriştelerimiz bile islenmiş sunuluyor. Izgara sebze, kırmızı et, deniz mahsulü ve beyaz et anlayışımız çok farklı. Bir de aslında nerede ise unik veya tekel diyebileceğimiz çanak lezzetler mevcut. 6 ayrı ev yapımı sos hazırlıyoruz.

—Sen bir menü veya tabağın hikayesinde yola çıkarken bu süreç nasıl oluyor? İlham nereden hangi an çıkıyor?

Tazelik ve mevsimsel değişkenlik benim ruhumda var. Dışarıdan hazır ürün en az seviyede alırım. Bu ham madde ve mevsimsel ürün felsefesi bana aslında otomatikman yaratma ve düşünme altyapısını oluşturuyor. Bence klasiğin dışına çıkıp kalıcı ve sürdürülebilir bir yenilik katmak çok zor ve günler alabilen bir süreç.