Yazılar

Gıdada İhracat 30 Milyar Dolara Dayandı

TÜGİS Yönetim Kurulu Başkanı İsmail Kaan Sidar, gıda sektörünün 2025 performansını değerlendirdi. Küresel gerilimler ve iklimsel zorluklara rağmen Türk gıda sanayisi 160 milyar dolarlık hacmini korudu. Toplam ihracat %4,5 artışla 273,5 milyar dolara yükselirken; tarım, gıda ve içecek sektörünün ihracatı 29 milyar dolar seviyesine ulaştı.

Sidar, et fiyatlarının küresel ölçekte %5’in üzerinde arttığını, yatırım maliyetlerinin yüksek faiz ve jeopolitik gerilimlerle yükseldiğini belirtti. TÜGİS’in üye sayısı 121’e çıkarken, toplu iş sözleşmeleriyle sektörde iş barışı güçlendirildi. Ayrıca “Sürdürülebilir Gıda Zirvesi” ve çocuk işçiliğine karşı farkındalık projeleriyle sosyal sorumluluk çalışmalarına dikkat çekildi.

#TÜGİS #GıdaSanayisi #EkonomiHaberi #İhracat #TarımveGıda #Sürdürülebilirlik #İsmailKaanSidar #GıdaZirvesi #TürkiyeEkonomisi #GıdaSektörü #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya

Tüketici sağlığına ve sürdürülebilirliğe dikkat çekti

Tüketici sağlığına ve sürdürülebilirliğe dikkat çekti

TÜGİS Yönetim Kurulu Başkanı İsmail Kaan Sidar, tüketici sağlığına ve sürdürülebilirliğe dikkat çekti

Türkiye Gıda Sanayii İşverenleri Sendikası (TÜGİS), 7 Haziran Dünya Gıda Güvenliği Günü’nde bir kez daha güvenli gıda üretiminin önemine dikkat çekiyor. Gıda güvenliği için küresel kabul görmüş standartların önemine  vurgu yapan TÜGİS Yönetim Kurulu Başkanı İsmail Kaan Sidar, “Tüketici sağlığı ön planda tutularak gıda güvenliği konusunda kollektif bir bakış açısıyla sağlıklı toplumların devamlılığı şarttır. Gıda sektöründe gıda güvenliği, ürünün toprakta yetiştiği süreden sofraya ulaştığı ana dek uzanan ve hem kapsamlı hem dikkat edilmesi gereken birçok aşamayla sağlanır” ifadelerini kullandı.

 Yeni nesil aktif işveren sendikacılık anlayışıyla faaliyet gösteren TÜGİS, Birleşmiş Milletler Dünya Tarım Örgütü (FAO-DTÖ) tarafından ilan edilen 7 Haziran Dünya Gıda Güvenliği Günü’nde sağlıklı gıda tüketimine dikkat çekti. Kapsamlı kontrol süreçleriyle güvenli gıda imalatının öneminin altını çizen TÜGİS, paralel olarak  gıda temelli risk unsurlarının bilimsel olarak incelenmesinin gerekliliğine vurgu yaptı.

Konuyla ilgili değerlendirmelerde bulunan Türkiye Gıda Sanayii İşverenleri Sendikası (TÜGİS) Başkanı Kaan Sidar, “Tüketici sağlığı ön planda tutularak gıda güvenliği konusunda kollektif bir bakış açısıyla sağlıklı toplumların devamlılığı şarttır. Gıda sektöründe gıda güvenliği, ürünün toprakta yetiştiği süreden sofraya ulaştığı ana dek uzanan ve hem kapsamlı hem dikkat edilmesi gereken birçok aşamayla sağlanır” dedi. Gıda standartlarının, başta tüketici sağlığını koruma amacıyla oluşturulmuş bilimsel temelleri olan yasalar olduğunu aktaran Sidar, gıda üretimi, işleme, transfer ve satış süreçlerinde bu standartların sağlanmasının hayati önem taşıdığını vurguladı.

“Gıda güvenliğinin arkasında birçok meslek grubunun emeği var”

Gıda üretiminde güvenlik standartlarının belirlenmesinde birçok farklı meslek grubunun emeği ve etkisi olduğunu belirten Sidar, “Toksikologlardan gıda kimyagerleri ve mikrobiyologlara, gıda ve ziraat mühendislerinden veteriner hekim ve tıp doktorlarına kadar birçok bilim temelli meslek dalından uzmanların bir arada çalışması ile gıda güvenliği standartları ortaya çıkmıştır. Bir gıdanın hangi mevsim koşullarında üretildiğinden satış sırasında hangi koşullarda muhafaza edildiğine kadar oluşturulmuş global bir harita var” dedi. Sidar, içeriği Birleşmiş Milletler Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ve Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) tarafından belirlenen Codex Alimentarius standartlarının, gıda üreticilerinin yanı sıra gıda ihracatçıları açısından da önemli bir rehber olduğunun altını çizdi.

 Geleceğin gıdası sürdürülebilirliğe bağlı

TÜGİS Başkanı Sidar, gıda güvenliğinin sadece üretim ve tüketim süreçlerini değil, aynı zamanda gıdanın sürdürülebilirliğini de kapsadığını belirtti. Sidar, “Gıda demek, tüm canlıların hayatta kalabilmeleri adına ihtiyaç duydukları temel gereksinimleri demek. Bu noktada, dün ve bugün olduğu gibi, gelecekte de tüketime uygun gıdaların olmasını sağlamak durumundayız. İklim değişikliği, nüfus artışı, küreselleşme gibi konular, gıda güvenliğinin önemini ortaya çıkarıyor. Gıdanın güvenliğini sağlamak aynı zamanda sürdürülebilirliğini sağlamak anlamına geliyor“ dedi. Daha önce deprem bölgesinde gıda güvenliğine dikkat çektiklerini hatırlatan Sidar, pandemi ve doğal afet süreçlerinin ardından sağlıklı ve kaliteli gıdaya ulaşabilmenin önem kazandığını vurguladı.

Deprem bölgesinde gıda israfı önleniyor

Deprem bölgesinde gıda israfı önleniyor

Türkiye Gıda Sanayii İşverenleri Sendikası (TÜGİS), depremden hasar gören bölgelerde gıda israfının önüne geçmek ve gıda güvenliğini sağlamak için organizasyonların bölgede sürdürülebilir bakış açısıyla yapılması gerektiğine dikkat çekiyor. Özellikle çadır kentlerin ve konteyner kentlerin deprem bölgelerine kurulumlarının başlamasıyla birlikte, depremzedelerin sağlıklı ve kaliteli beslenmesi ile gıda güvenliği konuları daha da önem kazandı. Konuyla ilgili açıklamalarda bulunan TÜGİS Yönetim Kurulu Başkanı İsmail Kaan Sidar, “Gıda tedarik zincirinin sürdürülebilir olması, sevkiyat süreçlerinin yanında gıdaların ilgili bölgelerde depolanmasını da kapsıyor. Bu doğrultuda paketli ve kuru gıdaların rutubetsiz ortamda saklanması, meyve-sebze ile et ve süt ürünlerinin istiflendiği soğuk depolarda elektrik kesintilerinin yaşanmaması, oluşacak gıda atıkları için hijyenik toplama alanları oluşturulmasına özen gösterilmesi ve gıda atıklarının geri dönüşümde değerlendirilmesi gibi aşamaların başarılı bir biçimde uygulanması gerekiyor” şeklinde konuştu.

Merkezi Kahramanmaraş’ın Pazarcık ilçesi olan ve 6 Şubat tarihinde gerçekleşen iki depremin ardından, afetten etkilenen 10 ile Türkiye’nin dört bir yanından temel yaşam malzemeleri ve çok sayıda gıda yardımı yapıldı. Bu gıda malzemeleri arasında ekmek ve paketli gıdalar olduğu kadar, soğuk zincire uyumlu bir biçimde sevk edilen yaş meyve sebze ile et ve süt ürünleri de oldukça yer alıyor. Çadır kentlerin ve konteyner kentlerin deprem bölgelerine kurulumlarının hızlandığı bu günlerde, şu ana kadar gerçekleşen ve periyodik olarak devam edecek olan gıda yardımlarıyla birlikte gıda güvenliği konusu öne çıktı.

Depremin ardından özellikle ilk günlerde, gelen gıda malzemelerinin sistematik bir şekilde ayrıştırılamaması ve dengeli bir biçimde sevk edilememesinden kaynaklı israf ve atık sorunları yaşanmıştı. Ülkemizin ilk işveren sendikalarından olan Türkiye Gıda Sanayii İşverenleri Sendikası (TÜGİS), deprem bölgelerine yapılan gıda yardımlarının atığa dönüşmemesi ve gıda sevkiyatlarının bölgede sürdürülebilir bakış açısıyla organize edilmesinin önemini vurguladı.

Gıda güvenliğine dikkat

Konuyla ilgili açıklamalarda bulunan TÜGİS Yönetim Kurulu Başkanı İsmail Kaan Sidar, hem depremzedelerin kaliteli ve yeterli gıdaya ulaşması hem de gıda israfının önüne geçilmesinin gerekliliğini vurgulayarak, “Kamu kurum ve kuruluşları, STK temsilcileri ve iş dünyamız, depremzede vatandaşlarımızın gıda ihtiyaçlarını karşılamak adına seferber oldu. Yapılan gıda sevkiyatlarıyla birlikte çok sayıda aşevi, mobil mutfaklar, sahra mutfakları, mobil fırın ve ikram araçları depremden zarar gören bölgelerdeki yerlerini aldı. Depremzedelerin çadır kentlere ve konteynerlere yerleşmeleriyle birlikte, gıda bağışçılarının, toplu yemek hizmeti sunanların ve dağıtım yapanların gıda güvenliği kapsamında daha da dikkatli olmaları gerekiyor. Bu kapsamda gönderilecek paketli gıdaların son tüketim tarihlerinin kontrol edilmesi ve ürünlerin iklim şartlarından etkilenmeyecek şekilde paketlenmiş olması, uygun koşullarda bu sevkiyatın sağlanması hayati önem taşıyor. Sahada yemek hizmeti sunanların ise mutfak ve yemek dağıtım noktalarını enkazlar, atık toplama alanları ve tuvaletlerin uzağında kurmaları, gıda temini süreçlerinin sağlıklı işleyişini ve sürdürülebilirliğini belirleyecek olan unsurlar arasında yer alıyor” dedi.

 “Sürdürülebilir odaklı gıda ağını kurmak ve devam ettirmek gerekiyor”

 Gıdanın hazırlanmasından depremzedelerin sofralarına gelene kadar olan tüm aşamalarda sürdürülebilir bir yapıyı oluşturmak gerektiğine değinen Sidar, “Gıda tedarik zincirinin tüm paydaşlarının uyumlu bir koordinasyonla hareket etmesi, gıda güvenliği ve nihayetinde depremzedelerin sağlığı için son derece önemli. Gıda tedarik zincirine yönelik yazılımların ve dijital uygulamaların daha da geliştirilmesi, lisanslı depoculuk faaliyetlerinin artması, gıda tedarik zincirinin ülkemiz için olduğu kadar deprem bölgelerindeki gıdanın yönetimi kapsamında da dikkat edilmesi gerekenler arasında. Bu tedarik zincirinin sürdürülebilir olması, sevkiyat süreçlerinin yanında gıdaların ilgili bölgelerde depolanmasını da kapsıyor. Bu doğrultuda paketli ve kuru gıdaların rutubetsiz ortamda saklanması, meyve-sebze ile et ve süt ürünlerinin istiflendiği soğuk depolarda elektrik kesintilerinin yaşanmaması, oluşacak gıda atıkları için hijyenik toplama alanları oluşturulmasına özen gösterilmesi ve gıda atıklarının geri dönüşümde değerlendirilmesi gibi aşamaların başarılı bir biçimde uygulanması gerekiyor” şeklinde konuştu.

Bölgedeki tarımsal gıdaların geleceği için…

Sidar, deprem bölgelerinde yaraların sarılması ve önümüzdeki dönemlerde şehirlerin yeniden inşaası için sürdürülebilirliği bugünden sağlamanın önemine değinerek, “Enkazların bir an önce kaldırılması, yıkıntıların sebep olduğu tozların toprak katmanlarına ve yer altı sularına karışmaması açısından büyük önem taşıyor. Yaşadığımız iklim değişiklikleri ve olası kuraklık risklerini de göz önüne alırsak; orta vadede bölgede yapılabilecek tarım faaliyetlerinin ve toprağın bozulmasının önüne geçmek, tarımsal üretkenliğin zarar görmemesini sağlamak gerekiyor. Tarımsal gıdaların kaliteli üretimi, dağıtımı ve kontrol edilebilir maliyetlerle pazara sunulması açısından suya gereken önemi bugünden vermek gerekiyor” ifadelerini kullandı.