Yazılar

Tuzun sağlığımız üzerinde etkisi nelerdir?

Tuzun sağlığımız üzerinde etkisi nelerdir?
Liv Hospital Nefroloji Uzmanı Prof. Dr. Tevfik Ecder: “Gerek ülkemizde gerekse de dünyadaki birçok ülkede günlük alınan tuz miktarı çok yüksektir. Toplum sağlığı açısından tuzdan fakir beslenmenin büyük önemi vardır. Bu bilinç, çocukluk yaşlarından itibaren başlamalıdır. Tuz ile mücadele halk sağlığının korunması için temel hedeflerimizden biri olmalıdır.” diyerek tuzun insan sağlığı üzerine olan etkilerini anlattı.

Prof. Dr. Tevfik Ecder

Prof. Dr. Tevfik Ecder

Sodyum ve su dengesi önemlidir
“Tuz” veya “sofra tuzu” dendiğinde sodyum klorür anlaşılmaktadır. Sodyum, tüm canlıların yaşamlarındaki temel maddelerden biridir. Yaşamın devamı vücutta yeterli ve dengeli miktarda sodyum ve suyun varlığı ile mümkündür. Sodyum, bu yönü ile hayati önemi olan bir maddedir. Buna karşılık, sağlıklı bir insanın günlük sodyum ihtiyacını karşılamak için ek bir tuz alımına gerek yoktur.
Gıdalarla günlük sodyum ihtiyacı rahatlıkla sağlanabilir
Yiyeceklere değişik miktarlarda tuz katılması, bir ihtiyaç sonucunda değil, sadece damak zevki nedeniyledir. Fakat yiyeceklere ve içeceklere katılan tuzun insan sağlığı üzerinde olumsuz etkilerinin olduğu çok sayıda bilimsel çalışmada gösterilmiştir.

  • Kan basıncı yüksekliği olanlarda, şeker hastalarında, kalp yetersizliği olanlarda, kronik böbrek yetersizliği olan hastalarda fazla tuz alımının olumsuz etkileri bilinmektedir.
  • Sağlıklı bireylerin de fazla tuzlu beslenmesinin kalp ve damar sistemi üzerine olumsuz etkilerinin olduğu birçok araştırmada bildirilmiştir. Yapılan çalışmalarda günlük tuz alımının 6 gramın altında tutulmasının kalp ve damar hastalıklarından korunmada büyük öneminin olduğu görülmüştür.

Gerek ülkemizde, gerekse de dünyadaki birçok ülkede günlük alınan tuz miktarı çok yüksektir. Toplum sağlığı açısından tuzdan fakir beslenmenin büyük önemi vardır. Bu bilinç, çocukluk yaşlarından itibaren başlamalıdır. Tuz ile mücadele halk sağlığının korunması için temel hedeflerimizden biri olmalıdır.

Sağlıklı tuz tüketimi nasıl olmalıdır?
Gıdalara hiç tuz eklemesek bile günlük ihtiyacımız olan tuzu (sodyumu) normal besinlerden almamız mümkündür. Bu nedenle ek tuz kullanmamıza gerek yoktur. Gıdalara hiç tuz eklemeden ve tuzdan zengin besinleri (turşu, salamura ve konserve ürünler, şarküteri besinler gibi) hiç tüketmeden günde 6 gramın altına ancak ulaşılabilmektedir. Bu nedenle olabildiğince tuzdan ve tuzlu besinlerden uzak durmak hedeflenmelidir. Bol tuzlu beslenenlerin tuzdan fakir beslenmeye geçişi ilk haftalarda damak zevki açısından sorun oluştursa da, 4-6 haftalık bir sürede çoğunlukla tuzsuz diyete alışılmaktadır.

Tuzsuz diyetle beslenmenin insan sağlığına zararlı etkileri olabilir mi?

Tuzsuz diyet yapan bazı hastalarda kan tuz konsantrasyonda azalma (hiponatremi) ile karşılaşılmaktadır. Bunun nedeni, tuzdan fakir beslenmeden ziyade, çoğu kez beraberinde bazı diüretiklerin (idrar söktürücülerin) kullanılması ve aşırı sıvı alınmasıdır. Sağlıklı kişilerin tuzdan fakir beslenmesi ile kan tuz düzeyinde düşüş ya da başka bir sorun beklenmez.

Tuz tüketimini azaltmak için nelere dikkat edilmelidir?

Sofrada yemeklere eklenen tuzun dışında, yediğimiz pek çok ürün fazlasıyla tuz içermektedir. Yemeklere tuz eklemesek bile bu ürünlerden günlük ihtiyacımızın çok üzerinde tuz alma riski vardır. Bu konuda toplumdaki bilinci artırmaya çalışmalıyız ve satın aldığımız ürünlerin tuz içeriklerine bakmayı alışkanlık haline getirmeliyiz.  

Prof. Dr. Tevfik Ecder

Sağlığa etki açısından tuz çeşitleri arasında bir fark var mıdır?

Doğadaki çeşitli tuz kaynaklarından elde edilen tuzun rafine edilmesi sonucunda sodyum klorür dışındaki diğer elementler uzaklaştırılmakta ve sodyum klorür elde edilmektedir. Bunun yanında son yıllarda giderek artan sayıda “doğal tuz” adı altında çeşitli tuz ürünleri (kaya tuzu, Himalaya tuzu, deniz tuzu, okyanus tuzu gibi) ile karşılaşmaktayız. Bu ürünler rafine edilmeden yani doğadan elde edilmiş hali ile pazarlandığı için çok sayıda başka elementleri de içerebilmektedir. Fakat yine de içeriğinin büyük bölümünü sodyum klorür oluşturduğu için rafine tuzlardakine benzer şekilde sodyum almanın sakıncalarını beraberinde taşımaktadır. Bu tuzların içindeki diğer minerallerin varlığından dolayı, bu tuzların “yararlı” olduğunu düşünmek yanlıştır. Çünkü bu mineraller zaten diğer gıdalar ile yeterli düzeyde alınmaktadır. Bu mineralleri alma amacı ile bu tuzları tüketmek, beraberinde sodyum alınmasının sakıncalarını da getirecektir.

Her doğal tuz ürününün güvenli olmadığı bilinmelidir!
Yapılan bazı önemli bilimsel çalışmalarda bazı doğal tuz ürünlerinin bakır, kurşun, nikel, cıva, arsenik ve uranyum gibi vücut için toksik olabilecek bazı elementleri içerdiğini göstermiştir. Ayrıca bazı deniz tuzu ve okyanus tuzu ürünlerinde doğaya karışmış olan plastik maddeler gösterilmiştir. Bu nedenle her doğal tuz ürününün güvenli olmadığı da bilinmelidir.

Suni tuzlara dikkat!
Tuzsuz diyet yapmada zorlananlar için “suni tuz” adı altında sodyum içeriği azaltılmış ve bunun yerine potasyum ile desteklenmiş tuzlar da piyasada yer almaktadır. Bu tuzların kullanılmasının, kronik böbrek yetersizliği gibi potasyumun kısıtlanması gereken hastalıklarda ciddi sakıncaları olabilir. Bu konuda her hasta hekimine danışmalıdır. Ayrıca bu tuzların “tuz lezzeti” daha az olduğundan, aynı lezzete ulaşabilmek için aşırı tüketilme riski de vardır.

Tuzun iyotlu veya iyotsuz olarak alınmasının bir önemi var mıdır?

Tuzun iyotlu olarak kullanılması iyot eksikliğinden korunmak açısından yararlıdır. Fakat iyotlu tuz kullanmanın sakıncalı olduğu bazı tiroid hastalıkları vardır. Bu nedenle herkesin mutlaka iyotlu tuz kullanması gerektiği düşüncesi doğru değildir. Tiroid hastaları bu konuda ne yapmaları gerektiğini hekimlerine danışmalıdırlar.

Aşırı tuz içeren besinlere dikkat!

Aşırı tuz içeren besinlere dikkat!

Günümüzde giderek yaygınlaşan ve genç yaşlarda da görülme sıklığı artan kalp ve damar hastalıklarından inmeye, böbrek yetmezliğinden obeziteye… Uzmanların tüm uyarılarına karşın bir türlü önü alınamayan aşırı tuz tüketimi sağlığı ciddi şekilde tehdit ediyor! Dünya Sağlık Örgütü günlük tuz tüketiminin 5 gram (bir çay kaşığı) olması kalması gerektiğini belirtirken, ülkemizde tuz tüketimi birkaç kata çıkabiliyor! Üstelik pek çok kişi yemeğin lezzetini artırmak için tabağa da ayrıca eklemekten kaçınmazken; işlenmiş besinlerden atıştırmalıklara dek yüksek tuz içeren yiyeceklerin tüketimi de riski artırıyor. Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Nefroloji Uzmanı Prof. Dr. Tevfik Rıfkı Evrenkaya, içerdiği minerallerle dozunda yani günlük ortalama 5 gram tüketildiğinde önemli faydaları bulunan tuzun, aşırı tüketildiğinde ise yaşamsal tehlikelere yol açabildiğini vurguluyor. Nefroloji Uzmanı Prof. Dr. Tevfik Rıfkı Evrenkaya 14-20 Mart Dünya Tuza Dikkat Haftası kapsamında yaptığı açıklamada, aşırı tuzun 6 zararını anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Prof. Dr. Tevfik Rıfkı Evrenkaya

Hipertansiyon

Günümüzde giderek yaygınlaşan hipertansiyon (yüksek kan basıncı) aşırı tuz tüketimi ile doğrudan ilişkili olan tehlikeli bir hastalıktır. Fazla tuz tüketimi kan basıncını artırarak kalp yetmezliği, kalp büyümesi ve kalp krizine neden olabilir. Alınması önerilen günlük tuz miktarı yaklaşık 5 gramdır ve bu da yaklaşık bir çay kaşığı tuzdur. Kökeni ve adı ne olursa olsun (deniz, kaya vs) sofra tuzu sodyum klorürdür ve fazlası kalp hastalıkları riskini artırır. Yapılan çalışmalar; diyetle alınan tuzun 10 gramdan 5 grama düşürülmesiyle kalp ve damar hastalıklarının riskinin yüzde 17 oranında azalabildiğini göstermektedir.

Böbrek hastalıkları

Fazla tuz kullanımı, böbreklerde hasara yol açan etkenlerden biridir. Tuz alımı idrar yoluyla kalsiyumun vücuttan atılımının artmasına yol açar. Vücutta kalsiyum eksilince, bağırsaktan kalsiyum emilimi artar. Bu da böbrek taşlarına zemin hazırlar. Ayrıca aşırı tuz tüketimi protein kaçağına neden olur ki, protein kaçağı böbrek hastalığının en önemli bulgularından birisidir. Tuz alımı yüksek olduğunda böbreklerin aşırı tuzu atmak için daha fazla çalışması gerekir. Bu da böbreğin ömrünü kısaltır. Böbrek hastalıklarının tedavisi için tuzun azaltılması şarttır.

İnme

24 saatlik idrardaki sodyum miktarı ne kadar yüksek ise, inme görülme riski o kadar artar. Yapılan bilimsel çalışmalar; tuz tüketiminin azaltılmasının inme riskini azalttığını, örneğin diyetle alınan 10 gram tuzun 5 grama düşürülmesiyle inme riskinin yüzde 23 oranında azalabildiğini gösteriyor.

 Obezite

Fazla tuz tüketimi dolaylı bir obezite nedeni olarak kabul edilir. Yapılan çalışmalarda; marketlerde tuzlu yiyecekler ile asitli ve şekerli içeceklerin satışlarındaki artış hızının benzer olduğu saptanmıştır. Asitli ve şekerli içecek tüketiminin en önemli belirleyicisi tuzdur. Günlük tuz alımı 10 gramdan 5 grama inince, günlük sıvı alımında 350 ml azalma olur ki bu sıvılar genellikle meşrubat şeklindedir.

Pause Sağlık, Pause Dergi

 Osteoporoz

Aşırı tuz tüketimi kemiklerden kalsiyum kaçışına yol açarak kemik yapısının zayıflamasına, kırılganlığının artmasına ve basit düşmelerin bile kırıkla sonuçlanmasına neden olur. Günümüzde hareketsiz yaşam ve yüksek tuz içeren fast-food tüketimin de artmasıyla giderek yaygınlaşan, toplumda kemik erimesi olarak bilinen osteoporozdan korunmak için önemli kurallardan biri de aşırı tuz tüketiminden kaçınmaktır.

 Ödem

Tuz alımı artınca idrarda basınç natriürezi olur yani tuzun fazlasını böbrekler atar. Ancak, aşırı tuz alımı devam ederse, vücutta tuz birikir. Her tuz molekülü, 4 molekül su bağlar ve kalp yetmezliği, ödem, akciğer ödemi gibi sorunlar oluşur. Ödem birçok tıbbi sorundan meydana gelebildiği gibi, hareketsizlik, karbonhidrat ağırlıklı beslenme ve fazla tuz tüketiminden de kaynaklanabilir. Dokularda fazla sıvı birikimi anlamına gelen ödeme karşı tuzu kısıtlamak da etkili olur.

İyot eksikliği her yaşta büyük sorun!

İyot eksikliği her yaşta büyük sorun!

Vücudumuzun üretemediği, bu nedenle sofra tuzu başta olmak üzere deniz ürünleri, et, süt ve yumurta gibi besinlerden karşılanabilen iyotun fazlası da azı da zarar. Bu nedenle her şeyde olduğu gibi iyotu da kararında tüketmek gerekiyor. Acıbadem Fulya Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Ozan Kocakaya, iyot eksikliğinin tiroit sorunlarından çocuklarda gelişme ve zeka geriliğine dek bir çok hastalığa yol açtığını belirterek “Fazla iyot almak da tiroit hastalıklarını kötüleştirebiliyor. Bu nedenle tiroit hastalığı olanların mutlaka doktorlarına danışarak gerekirse iyotsuz tuz kullanmaları gerekebiliyor” diyor. İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Ozan Kocakaya, 1-7 Haziran İyot Yetersizliği Hastalıklarının Önlenmesi Haftası kapsamında iyot eksikliğinden korunmanın yollarını anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Pause Dergi

İyot eksikliği hayati sorunlara yol açıyor

Tiroit hormonları, vücudumuzun sağlıklı bir şekilde çalışabilmesi için kritik öneme sahip. Bu hormonların üretilmesi için de iyot elementi gerekiyor. İyodun en çok okyanus ve denizlerde bulunduğunu belirten Dr. Ozan Kocakaya, deniz ürünleri, ekmek, süt ve iyotlu tuzun vücudumuzun ihtiyacını karşılamak için önemli kaynaklar olduğunu belirtiyor. Bu elementin eksikliği ile meydana gelen tiroit hormonu yetersizliğinin yol açtığı hastalıkların çok geniş bir yelpazeye yayıldığını anlatan Dr. Ozan Kocakaya, şöyle devam ediyor:

“Hamilelik döneminde iyot eksikliği, düşük, bebeklerin ölü doğması ve doğumsal sakatlıklara yol açabiliyor. Yenidoğanda, erken bebek ölümü, fiziksel bozukluk, gelişme geriliği ve sağırlık da gelişebiliyor. Çocuklarda ise zeka geriliği, eğitim hayatında başarısızlık ve büyümede yavaşlık da iyot eksikliğine bağlı olabiliyor. Erişkinlerde ise bilişsel fonksiyonlarda bozulma, duygu durumu bozuklukları, üretkenlik kaybı da yaşanabiliyor. Tüm bunlara ek olarak her yaşta guatr (tiroit bezinin büyümesi) ortaya çıkabiliyor.”

Pause Dergi

Sık sel yaşanan bölgelerde daha sık görülüyor

İyot eksikliği, genellikle dağlık alanlarda, bazen de yağmur suları ile topraktaki iyodun kaybedildiği, bol yağış alıp sık sel tehlikesi yaşayan kıyı kesimlerinde yaşayanlarda görülüyor. İyot açısından fakirleşen topraktan elde edilen ürünler ile bu topraklarda beslenen büyükbaş hayvanların sütü de bu element yönünden zayıf oluyor. Ülkemizde iyot eksikliğinin en sık Doğu Anadolu ve Doğu Karadeniz bölgelerinde görüldüğünü belirten Dr. Ozan Kocakaya, Dünya Sağlık Örgütü verileri hakkında da “Sofrada yüzde 90’ın üzerinde iyotlu tuzun yoğun kullanıldığı Amerika kıtasında iyot eksikliği son derece nadir. Ancak iyotlu tuzun sofraların yüzde 52’sinde bulunduğu Avrupa’da iyot eksikliği sıktır. Ülkemizde iyot eksikliği orta derecede görülüyor” diye konuşuyor.

Sofra tuzu seçilirken iyotlu olanların tercih edilmesi gerektiğini belirten Dr. Ozan Kocakaya, “İyot, ışık ve ısı nedeniyle tuzdan kopup buharlaşabilir. Bu nedenle tuz saklanan kapların direkt güneş ışınları ve sıcaktan uzak tutulması gerekiyor” diyor.

Fazlası vücuttan atılıyor

Besinlerle alınan iyodun tamamı, sağlıklı bir mide ve bağırsağa sahip kişilerde kolayca emiliyor. Vücuda giren iyodun yüzde 10’unun tiroit bezi tarafından alındığını ve kalanının idrarla atıldığını kaydeden Dr. Ozan Kocakaya, “İyot eksikliği olanlarda tiroit bezi iyodun çoğunu emer, idrarda atılan miktar azalır. Lahana, karnabahar, brokoli gibi bazı besinler çok tüketildiğinde iyodun tiroit bezi içine girmesi engelleniyor. Darı ve soya fasulyesi ise tiroit bezinin iyodu tutmasını önlüyor” diye bilgi veriyor.

Pause Dergi

İyot eksikliğine karşı 5 öneri!

İyot eksikliğinin tanısı ise tiroit muayenesi ve tiroit ultrasonu, kanda tiroit hormonlarının düzeyine bakılması ve idrarda atılan iyot miktarının ölçülmesiyle konuluyor. Özellikle hamilelik döneminde yapılan tarama testleri ile tiroit hormon eksikliğine erken tanı konmasının büyük önem taşıdığına dikkat çeken Dr. Ozan Kocakaya, bu sayede yenidoğanlarda iyot eksikliğine bağlı sorunların önlenebileceğini belirtiyor. Dr. Ozan Kocakaya, iyot eksikliği ve bunun yol açtığı hastalıklardan korunmaya yönelik önerilerini şöyle sıralıyor:

  1. Deniz balıkları, süt ve süt ürünleri, tam tahıl tüketilmelidir.
  2. Besinleri hazırlarken iyotlu tuz kullanmaya özen gösterilmelidir.
  3. Erişkin kadın ve erkekler günde 150 mikrogram iyot aldıklarından emin olmalıdır.
  4. Tuz kullanması sakıncalı olanlar (hipertansiyon, kronik böbrek yetmezliği hastaları, bazı ilaçları kullananlar gibi) iyot desteği almalıdır.
  5. Hamileler, anne olmayı planlayanlar ve emzirenler iyot eksikliği yönünden değerlendirilmek için doktorlarına başvurmalı. Önerilmesi durumunda günlük olarak en az 220 mikrogram iyot içeren vitaminler kullanmalıdır.

Fazla tuz tüketiminin zararları

Fazla tuz tüketiminin zararları

Vücudun elektrolit dengesini sağlıyor, asit-baz dengesini koruyor, sinir sisteminin düzenli çalışmasında kilit rol üstleniyor, kan dolaşımını düzenliyor… İdeal miktarlarda tüketildiğinde sağlığımız üzerinde son derece önemli katkıları olan ‘tuz’, bunun aksine fazla miktarda alındığında ise adeta bir ‘zehre’ dönüşebiliyor!

Dünya Sağlık Örgütü’ne göre; günde ortalama 5 gram tuz vücudumuzun ihtiyacını karşılamak için yeterli geliyor. Ancak yapılan çalışmalar, ülkemizde ideal tuz miktarından yaklaşık 3 kat fazla tuz tüketildiğini gösteriyor. Acıbadem Maslak Hastanesi Nefroloji Uzmanı Prof. Dr. Sevgi Şahin yemeklere tuz eklemeden de tükettiğimiz besinlerden günde 5 gram tuz aldığımıza dikkat çekerek, “Sanılanın aksine tuzun büyük bir miktarını yemeklere serpilen tuzdan değil, salam, sosis veya paketlenmiş atıştırmalıklar gibi işlem görmüş besinlerden alıyoruz. Öyle ki işlenmiş besinler sodyum alımının yaklaşık yüzde 75 gibi yüksek bir oranını oluşturuyor. Dolayısıyla sofradan tuzluğu kaldırmak kadar işlenmiş besinlerden uzak durmak çok önemli.” diyor. Peki ideal miktarın üzerinde tüketilen tuz sağlığımızı nasıl etkiliyor? Nefroloji Uzmanı Prof. Dr. Sevgi Şahin fazla tuz tüketiminin neden olduğu 6 hastalığı anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu!

Yüksek tansiyon

Fazla tuz tüketiminin yol açtığı en önemli sorunlardan biri, kan basıncını yükseltmesi. Ayrıca tuz etkilerini azalttığı için kan basıncını düşürmek amacıyla alınan tansiyon düşürücü ilaçların dozunu ve sıklığını da artırmak gerekiyor. Tuz ile hipertansiyon arasında doza bağlı ve doğrudan bir ilişki mevcut. Günlük sodyum tüketiminin 1.8 gram azaltılması hipertansiyon hastalarında sistolik (büyük) kan basıncında 9.4 mmHg, diyastolik (küçük) kan basıncında da 5.2 mmHg düşme sağlıyor.

Kan basıncı yükseldiğinde inme riski de 3 kat artıyor. Nefroloji Uzmanı Prof. Dr. Sevgi Şahin bunun aksine tuz alımının azaltılmasının uzun dönemde inme ve kalp damar hastalıkları riskini düşürdüğüne dikkat çekerek, “Örneğin tuz tüketimi 10 gramdan 5 grama düştüğünde kalp damar hastalıkları riski yüzde 17, inme riski de yüzde 23 oranında azaltılabiliyor.” diyor.

İnsülin direnci

Tuz tüketiminin fazla olduğu beslenme alışkanlığı, karın bölgesindeki yağ hücrelerinin çoğalmasına neden olan kandaki leptin düzeyini yükseltiyor. Prof. Dr. Sevgi Şahin karın bölgesinde oluşan yağlanmanın da insülin direnci için önemli bir risk faktörü oluşturduğunu belirterek, “Bunun aksine düşük sodyumlu beslenme alışkanlığı edinmek glukozu dokulara taşıyan transporterlerin miktarını ve yağ hücrelerinin içindeki insülin reseptörlerini düzenliyor ve böylece insülin direnci azalıyor.” diyor.

Osteoporoz

Günümüzün önemli bir sağlık problemi olan ve ‘osteoporoz’ olarak adlandırılan kemik yoğunluğu azalması nedeniyle 50 yaş üstündeki her 2 kadından biri ve her 5 erkekten biri, kemik kırıkları problemiyle karşı karşıya kalıyor. Fazla tuz tüketimi kemiklerden kalsiyumun serbestleşmesine ve idrarla vücuttan atılmasına neden oluyor. Bunun sonucunda kemikler zayıflıyor ve kolay kırılabilir hale geliyor.

Mide kanseri

Yüksek sodyum içeren beslenme alışkanlığı ‘mide kanseri’ gibi çok ciddi bir tablonun gelişme riskini de artırıyor. Prof. Dr. Sevgi Şahin yüksek sodyum içeren beslenme alışkanlığının mide mukozasında hasar oluşturduğuna işaret ederek, şöyle devam ediyor: “Yüksek sodyum içeren diyet, helicobacter pylori adlı bakterinin midede hasar yapmasına yatkınlık oluşturuyor. Hasarlanan mide mukozasında da kanser gelişebiliyor. Bu nedenle tuzlu, tütsülenmiş ve salamura gıdalardan uzak durmak gerekiyor” diyor.

Böbrek yetmezliği

Fazla tuz tüketimi sistemik kan basıncını yükseltmesinin yanı sıra böbrek içinde yer alan küçük damarların kan basıncını da artırıyor. Bunun sonucunda damarlar yırtılarak böbrek dokusunda hasar oluşturuyor. Fazla tuz tüketiminin yol açtığı bir başka önemli sorun da, idrarda protein kaçağına neden olması. Tüm bunların etkisiyle böbreklerde taş oluşumu veya uzun dönemde böbreklerde yetmezlik gibi önemli sorunlar gelişebiliyor.

Damar hastalığına bağlı demans

“Damar hastalığına bağlı demans, bunamanın en sık görülen türü olarak karşımıza çıkıyor.” diyen Prof. Dr. Sevgi Şahin, sözlerine şu uyarıyla devam ediyor: ”Fazla tuz tüketimi damar yapısını bozarak ve kan basıncını yükselterek damar hastalığına bağlı demansın ilerlemesini hızlandırıyor.  Beynin kan dolaşımının damar sertliği nedeniyle hasar görmesi sonucunda oluşan bu tablo, zihinsel fonksiyonlarımızın tümünü olumsuz etkiliyor. Kan basıncının kontrol altında olması ise damar sertliği riskini azaltıyor.”

 Tuzu azaltmanın 6 püf noktası!

  • Sofraya tuzluk koyma alışkanlığından vazgeçin.
  • Yiyeceklerinizi tuz yerine baharatlarla lezzetlendirin.
  • Alışveriş yaparken paketli ürünlerin son kullanma tarihinin yanı sıra sodyum içeriğine bakmayı da alışkanlık haline getirin. 100 gramlık bir ürün 1.5 gram tuz veya 0.6 gram sodyum içeriyorsa “yüksek tuzlu ürün” grubuna girerken; 0.6 gram tuz ya da 0.1 gram sodyum varsa “düşük tuzlu ürün” grubunda yer alıyor.
  • Hardal, zeytin, soya sosu ve ketçap gibi yiyeceklerin tuz içeriği çok fazla oluyor. Bu besinleri tüketmekten mümkün olduğunca kaçının. Örneğin 1 çay kaşığı soya sosu 335mg sodyum (837.5 mg tuz), bir çay kaşığı kabartma tozu 530 mg sodyum (1.32 gram tuz) içeriyor. Bu miktar günlük tuz alımının neredeyse 5’te 1‘ini oluşturuyor.
  • Zeytin, turşu, peynir gibi salamura besinler de yüksek miktarda sodyum içeriyor. Bu besinlerden de mümkün olduğunca kaçının.
  • Enginar, ıspanak ve kereviz gibi sebzeler yüksek tuzlu sebzeler arasında yer alıyor. Öyle ki 100 gram enginar 86, ıspanak 71, kereviz de 100 mg sodyum içeriyor. Bu besinleri pişirirken ekleyeceğiniz tuz miktarını azaltmayı unutmayın.

Mayi, %100 sağlıklı tuz

%100  sağlıklı tuz

Dünyada nadir bulunan bir tuz olan doğal kaynak tuzu, Türkiye’de doğallığından hiçbir şey kaybettirmeden paketleyip tüketiciye ulaştıran Mayi Tuz, sofrada öğütme tuzu (yaprak tuz), değirmen sofrada öğütme tuzu, iyotlu öğütülmüş sofra tuzu ve salamura tuzları marketlerde. Sofralara lezzet ile birlikte sağlık getiren el yapımı, %100 doğal, katkısız tuzlar www.mayituz.com web sitesinde satışa sunuluyor