Yazılar

Sünnet için ideal zaman yarıyıl tatili!

Sünnet İçin İdeal Zaman Yarıyıl Tatili!

“Sünnetsiz erkek çocuklarında, sünnetli olanlara göre 10 kat daha fazla idrar yolu enfeksiyonu görülmektedir” diyen İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Üroloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Ali Yıldız, sünnet ile alakalı en çok merak edilenleri açıkladı.

Sünnet; tıbben yapılması her zaman zorunlu olmasa da, başta idrar yolu enfeksiyonunu azaltmasıyla birlikte birçok faydası olan cerrahi bir işlemdir. Sünnetsiz erkek çocuklarında, sünnetli olanlara göre 10 kat daha fazla idrar yolu enfeksiyonu görülmektedir. Sosyal olarak yarıyıl tatilleri çocuklar için uygun bir sünnet dönemidir, havaların soğukluğundan dolayı ev dışında etkinlik kısıtlıdır. Çocuk daha uygun koşullarda, evinde dinlenerek rahat bir sünnet sonrası dönem geçirecektir. Sünnet sonrasında ilk hafta aşırı hareketlilikten kaçınmak da faydalı olacaktır.

İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Üroloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Ali Yıldız

Dr. Ali Yıldız

Sünnet ne zaman yapılmalıdır?

Sünnetin faydaları üzerine sayısız çalışma olmasına rağmen, zamanlaması için verilmiş kesin bir karar hala yoktur. Çocuk psikolojisi uzmanları 3-6 yaş arası yapılmasının sakıncalı olduğunu söyleseler de bu fikir hala bilimsel olarak kanıtlanmamıştır. Yenidoğan döneminden itibaren sünnet, alanında uzman kişilerce kapsamlı hastanelerde güvenle yapılabilmektedir.

Yarıyıl tatili sünnet için uygun zaman mıdır?

Sünnet sonrası ilk 24 saat çok önemlidir ve ilk hafta aşırı hareketlilikten kaçınılması gerekmektedir. Bu mevsimde, havalar soğuk olduğu için çocuklar için evde istirahat etmek daha kolay olmaktadır. Yazın dışarıda bisiklet binmek, parkta oynamak gibi yapılan aktiviteler bu dönemde yapılamadığı için sünnet sonrası dönem daha rahat geçmektedir. Aynı şekilde; çocukların okuldan ve derslerinden uzak kalmamaları açısından, yarıyıl tatili sünnet için daha uygun olmaktadır.

Sünnet kim tarafından ve nasıl yapılmalıdır?

Sünnet basit bir işlem gibi görünse de ciddi komplikasyonları olabilen önemli bir cerrahi işlemdir. Bu sebeple üroloji veya çocuk cerrahi uzmanları tarafından ameliyathane şartlarında lokal veya genel anesteziyle yapılabilmektedir.

Sünnet öncesi muayene gerekli midir?

Sünnet sırasında veya sonrasında yaşanabilecek sıkıntıları önlemek için, çocuğun işlem öncesi sünneti yapacak hekim tarafından muayene edilmesi çok önemlidir. Halk arasında peygamber sünneti olarak bilinen “hipospadias” varlığı durumunda, sünnet kesinlikle yapılmamalıdır. Ailede veya kendisinde kanama rahatsızlığı öyküsü bulunan çocuklara mutlaka, öncesinde kan testleri yapılmalıdır. Yine çocuğun ek rahatsızlıkları ile ilgili doktor mutlaka bilgilendirilmelidir.

Sünnet sonrası bakım nasıl olmalıdır?

Sünnet sonrası ilk 24 saat, ağrı kesici kullanımı gerekebilmektedir. 3 gün boyunca doktor tarafından verilen krem, dikiş yerlerine sürülmelidir. Çocuklar sünnet sonrası birkaç gün içinde, duşa girebilirler. Cerrahi olarak iyileşme 3 gün içerisinde olsa da, görüntü olarak iyileşme 3 haftayı bulur.

 

Böbrek kanseri sinsi şekilde geliyor

Böbrek kanseri sinsi şekilde geliyor

Böbreklerdeki hücrelerin kontrolden çıkarak büyümeleri sonucu gelişen böbrek kanseri, tüm kanser türlerinin yaklaşık yüzde 3’ünü oluşturuyor. Dünya çapında her yıl 400 binden fazla yeni böbrek kanseri teşhis edilirken, 170 binden fazla kişi de bu kanser nedeniyle hayatını kaybediyor. Öte yandan, böbrek kanserinde erken tanı ve tedavi yaşamsal öneme sahip. Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Emre Karabay, günümüzde böbrek kanserinin tarama programı olmadığı için kitlelerin çoğunlukla başka bir hastalık nedeniyle yapılan testlerde tesadüfen tespit edildiğini belirterek, “Son yıllarda ultrasonografi, bilgisayarlı tomografi ve manyetik rezonans görüntülemelerinin yaygınlaşması, böbrek kanserlerinin artık çok daha erken evrede yakalanabilmelerine olanak sağlıyor” diyor. Günümüzde geliştirilen cerrahi yöntemler ve onkolojik tedaviler sayesinde erken tanı konulduğunda, böbrek kanserinin tedavisinden önemli başarılar elde edilebiliyor. Bu nedenle, özellikle 40 yaşından sonra düzenli sağlık kontrollerinin aksatılmaması ve herhangi bir yakınmada zaman kaybetmeden hekime başvurulması büyük önem taşıyor.

Pause Dergi

Doç. Dr. Emre Karabay

Bu belirtiler varsa zaman kaybetmeyin

Böbrek kanserleri erken evrede genellikle herhangi bir şikayete yol açmayarak sinsice ilerliyor. Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Emre Karabay, bu kanser türünün ileri evrelerde verdiği sinyalleri; “Zamanla idrarda kanama, sırt veya yan ağrısı, karında ele gelen kitle, nedensiz kilo kaybı, iştahsızlık, kansızlık, nedeni belirlenemeyen ateş veya yüksek tansiyon görülebiliyor” olarak sıralıyor.

En önemli risk faktörlerine dikkat!

Böbrek kanserlerinin en önemli risk faktörlerinin obezite, sigara ve hipertansiyon olduğu belirtiliyor. Ayrıca diyaliz tedavisi gören kronik böbrek yetmezliği hastalarında, ailede böbrek kanseri öyküsü olanlarda, nadir görülen genetik bazı hastalıklarda (von Hippel-Lindau hastalığı, Birt Hogge Dube sendromu gibi) da böbrek kanseri görülme sıklığı artıyor. Böbrek kanserleri erkeklerde kadınlardan yaklaşık iki kat daha fazla görülüyor. Erkeklerde daha sık görülmesinde, sigara kullanım alışkanlıkları ve cinsellik hormonlarının etkisinin olabileceği düşünülüyor.

Pause Dergi

Böbrek fonksiyonları korunabiliyor

Tümör vücuda yaygın olarak yayılmadıysa, böbrek kanserlerinde ilk tedavi seçeneği, kanserli hücrenin vücuttan cerrahi olarak çıkartılması oluyor. Erken evrede, yani kanserin sadece böbrekte olduğu aşamada yakalanan kanserlerde, cerrahi tedaviden oldukça başarılı sonuçlar elde ediliyor.  Cerrahi yönteme uygun olan hastalarda, böbreğin korunarak sadece kanserli alanın çıkartılması yeterli geliyor. Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Emre Karabay, “Parsiyel nefrektomi ismi verilen bu yöntemle hem kanserin kontrolü sağlanıyor hem böbreğin fonksiyonları korunabiliyor. Bu sayede hastanın ilerleyen yaşlarında gelişebilecek olan kalp hastalıkları riski de azalıyor” diyor.

Böbreğin korunamadığı tablolarda ise kanserli alan, böbrek ve çevresindeki yağ dokusuyla birlikte çıkartılabiliyor. Yaşı veya ek hastalıkları nedeniyle cerrahi yöntem yapılamayacak olan hastalarda çok yüksek veya çok düşük derecede ısı tedavileri, yani ablasyon yöntemiyle hastalar tedavi edilebiliyor. Doç. Dr. Emre Karabay, kanserin vücuda yayıldığı tablolarda da tıbbi onkoloji uzmanları ile yapılan görüşmelerin ardından; ağrıyı azaltmak, kanamayı durdurmak veya yaşam süresini uzatmak için yine cerrahi yönteme başvurulduğunu söylüyor.

Laparoskopik yöntem tercih ediliyor

Son yıllarda, böbrek kanserinin cerrahi tedavisinde genellikle laparoskopik yöntem tercih ediliyor Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Emre Karabay,  laparoskopik yöntemin sağladığı faydaları,  “Karın bölgesinde veya sırtta açılan küçük deliklerden yapılan bu operasyonlarda hastanın hastanede kalma süresi daha kısa, kanama miktarı daha az, operasyon sonrası ağrısı daha az, yara yeri de sadece kitleyi çıkaracak kadar olduğu için daha küçüktür” şeklinde anlatıyor.

60 yaş üzeri her 2 erkekten 1’inin sorunu!

60 yaş üzeri her 2 erkekten 1’inin sorunu!

Ülkemizde 60 yaş üzeri her 2 erkekten 1’inin sorunu olan iyi huylu prostat büyümesi, 80 yaş üzerindeki erkeklerin ise yüzde 80’inde görülüyor. Prostat kanserinden tamamen farklı olan bu hastalığın, bazen de prostat kanseri ile beraber seyredebildiğini belirten Acıbadem Ataşehir Hastanesi Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Mustafa Sofikerim, bu nedenle doğru tanıya ulaşmak için her iki yönden de inceleme yapılması gerektiğini söylüyor. Prof. Dr. Mustafa Sofikerim, bazen sessizce, hiçbir belirti vermeden de ilerleyebilen iyi huylu prostat büyümesinin genellikle öne çıkan belirtilerini anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. İşte 10 soruda farkındalık kazanabileceğiniz iyi huylu prostat büyümesi testi…

Sinsice ilerleyebildiği gibi, genellikle her şey yolunda giderken aniden idrara çıkma alışkanlıklarında değişikliklere yol açarak kendini gösteren iyi huylu prostat büyümesi erkeklerin korkulu rüyası… Ortalama yaşam süresinin uzaması, genetik faktörler ve obezite gibi etkenler dünyada ve ülkemizde iyi huylu prostat büyümesi hastalığının görülme sıklığını artırıyor. İyi huylu prostat büyümesinin zamanla hastanın idrar yolunu tıkayarak idrar akışını engellemeye hatta tam tıkanıklığa yol açabildiğini, buna karşın prostat kanserinden tamamen farklı olduğunu ve prostat kanserine zemin hazırlamadığını belirten Acıbadem Ataşehir Hastanesi Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Mustafa Sofikerim “Prostat kanserine zemin hazırlamasa da, yaşam konforunu büyük ölçüde azaltan bu hastalık tedavi edilmediği taktirde böbrek yetmezliğine, mesane taşlarına ve taşlara bağlı olarak mesane kanserine neden olabiliyor. İdrar borusunun ani tıkanması durumunda ise idrara çıkmak imkansız hale gelebiliyor.” diyor.

Prof. Dr. Mustafa Sofikerim

Prostat kanseri ayırımı iyi yapılmalı!

İyi huylu prostat büyümesi günümüzde 60 yaş üzerinde her 2 erkekten 1’inde görülen hastalığın, 80 yaş üzerindeki kişilerde ise görülme sıklığı yüzde 80’e ulaşıyor. İyi huylu prostat büyümesi görülen kişilerde aynı zamanda prostat kanseri de olabileceğini vurgulayan Prof. Dr. Mustafa Sofikerim şöyle konuşuyor: “Erkeklerde en sık görülen ikinci kanser türü olan prostat kanserinin kendine özgü erken dönem belirtileri olmadığından sinsice ilerleyerek ileri evrede karşımıza çıkıyor. İyi huylu prostat büyümesi ise bazı kişilerde hiçbir belirti vermese de çoğunlukla kendine özgü erken dönem belirtileri oluyor. Bu nedenle doğru tanıya ulaşmak için her iki yönden de incelemeler yapılması gerekiyor. İyi huylu prostat büyümesi (BPH-benin prostat hiperplazisi) genellikle her şey yolunda giderken idrara çıkma alışkanlıklarla değişikliklerle kendini gösterdiğinden, olası bir değişiklikte mutlaka hekime başvurmakta çok büyük fayda var.”

Pause Dergi

Tedavide gecikilmemeli!

Erkeklerde idrar kesesinin altında yer alan ve idrar kanalını çevreleyen bir organ olan prostat bezi, 45’li yaşlardan itibaren büyümeye başlıyor. Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Mustafa Sofikerim normalde 25-30 gram büyüklüğünde olan prostat bezinin, hem boyutunun hem de ağırlığının artmasının ‘iyi huylu prostat büyümesi’ olarak adlandırıldığını belirterek teşhis ve tedavide erken davranılmasının önemli olduğunu vurguluyor. Hastalığın erkeklik hormonu olan testosteron hormonunun ilerleyen yaşta düzeyinin azalmasına ve prostat dokusunda artışa bağlı olarak meydana geldiğini belirten Prof. Dr. Mustafa Sofikerim, genetik faktörün de önemli olduğunu, bu nedenle özellikle birinci derece akrabalarında iyi huylu prostat büyümesi olanların daha fazla risk taşıdığını söylüyor.

10 soruda İyi Huylu Prostat Testi!

Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Mustafa Sofikerim iyi huylu prostat büyümesinin en sık görülen belirtilerini sıralayarak “Bu belirtilerden en az bir tanesinin varlığı dahi iyi huylu prostat büyümesinin araştırılması için yeterlidir” diyor.

  1. Her şey yolunda giderken aniden idrara çıkma alışkanlıklarınızda değişiklik oldu mu?
  2. Günlük idrara çıkma sayınızda belirgin ve geçmeyen bir artış yaşıyor musunuz?
  3. Gece uykudan idrar için uyanma sayınızda artış var mı?
  4. İdrar yaparken yanma ve ağrı sorununuz oluyor mu?
  5. İdrarınızda hiç kan gördünüz mü?
  6. İdrar akış hızı ve kalınlığında azalma var mı?
  7. İdrar akışında kesilme olduğunu düşünüyor musunuz?
  8. İdrarınızı yaptığınız halde tam yapamamış gibi hissediyor musunuz?
  9. İdrar yapma hissi geldiğinde idrar damlası kaçırıyor musunuz?
  10. İdrarı başlatmada sıkıntı yaşıyor musunuz?

Tedavisi hastaya göre değişiyor!

İyi huylu prostat büyümesinde tedavi şeklinin hastaya göre değişebildiğini belirten Prof. Dr. Mustafa Sofikerim, bazen sadece takibin ya da ilaç tedavisinin yeterli olabildiğini, bazı klinik durumlarda ise cerrahinin kaçınılmaz olduğunu söylüyor. Son yıllarda Thulium Lazer (ThuFLEP) yönteminin sinirlere hasar vermeyen, hastanede kalma süresini kısaltan, yan etkileri azaltan ve iyileşme süresini hızlandıran özellikleriyle öne çıktığını belirten Prof. Dr. Mustafa Sofikerim şöyle konuşuyor: “ThuFLEP yöntemi kapalı olarak gerçekleştirilmesine rağmen açık prostat ameliyatına benzer bir yöntemle prostatın tamamı alınıyor. Ameliyat sırasında spinal anestezi yeterli oluyor. Hasta idrar yaparken yanma hissi yaşamadığı gibi, cinsel fonksiyonları düzenleyen sinirlere hasar vermiyor. Ameliyat sonrası cinsel fonksiyon kaybı yaşanmıyor ve hasta ameliyatın ertesi günü taburcu edilebiliyor. Bir iki gün içerisinde hastadan sondanın alınmasıyla normal hayata dönülüyor.”

Prostat kanserinde doğru bilinen yanlışlar

Prostat kanserinde doğru bilinen yanlışlar

Erkeklerde en sık görülen kanser türlerinin başında prostat kanseri geliyor. Dünyada yaklaşık bir milyon 500 bin civarında erkeğe prostat tanısı konuyor. Ülkemizde de durum farklı değil. Yaygınlığı; akciğer kanserinden sonra, 2. sırada yer alıyor. Böylesine sık görülen kanser türünde ise erken teşhis, hayat kurtarıyor! Ancak erken teşhisi geciktirecek pek çok yaygın inanış da var.

Acıbadem Ataşehir Hastanesi Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Mustafa Sofikerim, erken teşhisin ihmal edilmesine yol açan bu şehir efsanelerinin doğruları hakkında bilgi verdi.

Prostat kanseri, sık görülen ama toplumsal farkındalığı yeterince oluşmamış bir hastalık. Farkındalığı artırmak için Eylül ayının Dünya Prostat Kanseri Farkındalık Ayı olduğuna dikkat çeken Acıbadem Ataşehir Hastanesi Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Mustafa Sofikerim kansere bağlı ölümlerde ikinci sırada yer alan prostat kanserini şöyle ifade ediyor:

“Prostat, yaklaşık olarak bir ceviz büyüklüğünde, erkeklerde mesanenin altında yerleşmiş, üreme faaliyetleri için çeşitli salgılar üreten bir organdır. Prostat kanseri ise prostat dokusunu oluşturan bazı hücrelerin anormal seyrederek tümör oluşturması sonucu meydana geliyor. Tümörler, prostatın sadece belirli bir kısmında gelişebileceği gibi birden çok kısmında da gelişebiliyor.”

Hastalığın erken dönemlerinde genellikle hiçbir belirti vermediğine değinen Prof. Dr. Sofikerim, hastalığın gelişim sürecini “Tedavi edilmezse zamanla büyüyerek idrar kanalına baskı yaratabiliyor. Böyle hastalarda idrar yapmayla ilgili bazı şikayetler görülüyor.” diyerek açıklıyor.

Prof. Dr. Sofikerim, prostat kanseriyle ilgili doğru bilinen yanlışları sıralıyor ve özelikle risk grubundaki kişilerin kontrollerini ihmal etmemesi için doğruları anlatıyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Prof. Dr. Mustafa Sofikerim

YANLIŞ: Prostat kanseri yalnızca yaşlı erkeklerde görülür
Her zaman olmasa da evet, ancak hastaların önemli bir kısmı da 50 ve daha genç yaşta olan erkekler. Bu nedenle, erken teşhis için 50 yaşın altındaki erkeklere de prostat kanseri taraması öneriliyor. Özellikle ailesinde prostat kanseri olan kişilerin 40 yaşından sonra kontrollere başlaması daha önemli hale geliyor.

YANLIŞ: Şikayetim yoksa prostat kanseri yoktur
Hayır! Prostat kanseri en az şikayet veren kanserlerin başında geliyor. Özellikle erken evredeki kanser hastalarında şikayet oluşmuyor. Ancak ilerleyen evrelerde şikayetler başlıyor.

YANLIŞ: Prostat kanseri hızlı ilerlemez
Çoğu prostat kanserinin yavaş ilerleme eğiliminde olduğu doğrudur. Ancak önemli bir kısım hastada, kanser çok saldırgan ve hızlı seyredebiliyor.

YANLIŞ: Ailemde prostat kanseri yok, ben de olmam
Aile öyküsü ve bazı ırklar prostat kanseri riskini artırsa da birçok hastanın ailesinde prostat kanseri yoktur ya da bilinmiyordur. Yapılan çalışmalar hastaların ancak yüzde 15’inin ailesinde prostat kanseri öyküsü olduğunu gösteriyor. Birinci derece akrabalarından birinde prostat kanseri olanlar kişilerde risk 2 kat, ailesinde 2 kişide prostat kanseri görülüyorsa risk 5 kat, üçünde görülenlerde ise 11 kat artıyor.

YANLIŞ: PSA prostat kanser testidir
Kan örneğiyle bakılan PSA (prostat spesifik antijen) kanserli hücreden değil, prostat tarafından salgılanan bir belirteçtir. PSA’nın bir tarama testi olduğunu söyleyen Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Mustafa Sofikerim kanda yüksek olmasının, prostata bağlı bazı sorunların olduğuna işaret ettiğini söylüyor. Kanserde olduğu gibi kanser dışı birçok prostat hastalığında da PSA yüksekliği görülebilir.

Pause Sağlık, Pause Dergi

YANLIŞ: PSA testi muayenenin yerini tutar
Sadece PSA’ya bakılırsa, prostat kanserlerinin yaklaşık dörtte birini atlamış, gözden kaçmış olur. PSA’nın yükselmediği bazı prostat kanserlerinde tanı konabilme şansı rektal muayene ve prostat multiparametrik MR tetkiki sayesinde olur.

YANLIŞ: Prostat kanseri çevreme ya da eşime bulaşabilir
Prostat kanseri bir enfeksiyon hastalığı gibi bulaşıcı bir hastalık değil. Cinsel ilişki ile de bulaşmıyor.
YANLIŞ: Prostat kanseri tedavisi sonucunda idrar kaçırma ya da iktidarsızlık kaçınılmazdır
Prostat kanser ameliyatları veya ışın tedavisi sonrası görülebilen sorunların en sık idrar kaçırma ve iktidarsızlık olasılığı olması doğrudur. Ancak günümüzde gelişmiş tıbbi yöntemler laparoskopik ve robot yardımlı laparoskopik cerrahi ve deneyimli ellerde bu sorunlar oldukça nadir görülür.

YANLIŞ: Bazı yiyecekler ve sık cinsel ilişki prostat kanserine neden olur
Prof. Dr. Mustafa Sofikerim ne sık cinsel ilişkinin ne de bazı yiyeceklerin, prostat kanseri nedeni olmadığını belirtiyor. Prostat kanseri riskini yükselten etkenlerin başında genetik özellikler ve sigara gibi zararlı alışkanlıklar geliyor.

YANLIŞ: Doğru beslenme ve vitamin takviyeleri, bitkisel ilaçlarla ile prostat kanserinden tamamen korunabilirim
Beslenme ve yaşam tarzının genel anlamda kanser oluşum süreçlerinde olumlu etkilere sahip olduğu bilinse de, yalnızca bu yöntemlerle prostat kanserinin tedavi edileceği fikri yanlıştır.

 

Böbrek taşında bu yanlışlara düşmeyin!

Böbrek taşında bu yanlışlara düşmeyin!

Yeterince su içmemek, aşırı tuzlu yemek, uzun süre yüksek proteinli diyetler yapmak ve hareketsizlik gibi birçok etkenle böbrek taşının görülme sıklığı son yıllarda giderek artıyor. Günümüzde daha çok 20-50 yaşları arasında tespit edilen ve erkeklerde kadınlara göre daha sık görülen böbrek taşının tekrarlayabilen bir hastalık olduğunu belirten Acıbadem Bakırköy Hastanesi Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Enis Rauf Coşkuner “Böbrek taşı görülen hastaların yüzde 50’sinde 10 yıl içinde yeniden taş oluşabiliyor. Böbrek içinde oluşan taşlar genelde sinsice ilerleyip tesadüfen tespit edilirken, böbrekten idrar yollarına doğru hareketlenen taşlar ise şiddetli yan ağrısı, bulantı, kusma, idrar yapım şikayetleri, idrarda kanama, ateş gibi gürültülü bir tabloyla karşımıza çıkabilir. Taş düşürmeye ilişkin ağrı, insanın duyabileceği en şiddetli ağrılardan biri olarak kabul edilir. Teşhisin bir an önce netleştirilip ağrının acil olarak giderilmesi ilk yapılması gerekendir.” diyor. Böbrek taşının tedavisinde; düşürülebilecek boyutlar için medikal tedavi, kırılması uygun taşlarda uygulanabilen vücut dışı taş kırma yöntemleri ve her ikisi için de uygun olmayan taşlarda endoskopik yöntemlerle taşa cerrahi olarak müdahale uygulandığını belirten Prof. Dr. Enis Rauf Coşkuner, yaygın görülen bu hastalığa dair halk arasında doğru bilinen yanlışların da tanı ve tedaviyi geciktirdiğini söylüyor. Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Enis Rauf Coşkuner, böbrek taşında toplumda doğru sanılan 7 yanlışı anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Prof. Dr. Enis Rauf Coşkuner

“Taşı düşürdüm, kurtuldum!” YANLIŞ!

DOĞRUSU: Genellikle şiddetli ağrılar geçince hasta taşını düşürmüş olabileceğini, hastalığın artık tekrarlamayacağını düşünüyor. Oysa hastanın taş düşürme tedavisi sürecinde ve bu sürenin bitiminde mutlaka doktor kontrolünde olması gerekiyor. Zira taşın düştüğü tam tespit edilmeden tedavi sürecinin tamamlanmış sayılmayacağını belirten Prof. Dr. Enis Rauf Coşkuner “Taş düşürdüğü tespit edilen hastaya, düşürebileceği bir taşı mevcutsa, medikal düşürme tedavisi ve ek öneriler yapılabilir.” diyor.

“Böbrek taşları için en ideal tedavi su içmektir!”: YANLIŞ!

DOĞRUSU: Böbrek taşları için sıvı alımının artırılması, bunun da çoğunlukla su ile karşılanması şüphesiz çok önemli. Ancak böbrek taşı tedavisi için sadece su içmek yeterli değil. Günde en az iki veya üç litre su içmekte fayda var. Fazla sıvı alımının da olumsuz etkileri olabileceği hatırda tutulmalıdır.

“Taş düşürmede kaynak suları ve bitkisel tedavi çok faydalı!”: YANLIŞ!

DOĞRUSU: Taş için medikal tedavinin mutlaka bir ürolog tarafından önerilmesi gerektiğini belirten Prof. Dr. Enis Rauf Coşkuner şöyle konuşuyor: “Herkesin taşı kendine özeldir. Taş düşüren diğer tanıdıklardan veya çevreden alınan bilgi kişide yanlış sonuçlar doğurabilir. Kişinin idrar yollarının anatomik yapısı, taşın yeri ve büyüklüğü, böbrek fonksiyonlarına olan etkisi, beraberinde başka hastalık varlığı veya ilaç kullanımı gibi pek çok özellik dikkate alınarak tedavi planı yapılmalıdır. Taşın yok olmasını sağlayacak veya düşmesini kolaylaştıracak mucizevi bir su veya bitki şu ana kadar bilimsel olarak kanıtlanmamıştır. Üstelik bitkisel içerikli ve tedavi kanıt düzeyi çok düşük yöntemler çok ciddi tehlikelere yol açabilir.”

“Her yan ağrısı böbrek taşından kaynaklanır!”: YANLIŞ!

DOĞRUSU: Prof. Dr. Enis Rauf Coşkuner “İdrar yollarında tespit edilen taşlarda yan ağrısı önemli bir bulgu olmakla birlikte bu her zaman geçerli değildir. Bu nedenle, ağrı yapabilecek diğer hastalıkları ve komşu batın içi organlara ait hastalıkları ayırıcı tanı da gerekebilir.” diyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

“Taşın kaynağı kalsiyumdur. Diyette bunu kısıtlamak gerekir!”: YANLIŞ!

DOĞRUSU: En sık görülen taş tiplerinde ana bileşen kalsiyum olsa da, sorun kalsiyum alımını kısıtlayarak tedavi edilemiyor. Günlük kalsiyum alımının bilinçsiz bir şekilde düşürülmemesi gerekiyor. Kalsiyum kısıtlaması ancak yapılacak değerlendirme ile tespit edilebilir.

“Taş tedavisinde ameliyat en son çaredir!”: YANLIŞ!

DOĞRUSU: Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Enis Rauf Coşkuner “Tedavinizin nasıl planlanacağına  bir ürolog karar vermelidir. Tedavideki sıralamayı veya ilk tedavinin ne olacağını onun kararına bırakmak daha doğru olur. Eğer alternatifiniz varsa hekiminiz size seçenek sunacaktır. Ama bazı koşullarda cerrahi yöntemin ilk seçenek olması gerekebilir.” diyor.

“Ameliyat oldum, bir daha sorunum olmaz!”: YANLIŞ!

DOĞRUSU: Taş hastalığı insan hayatında uzun bir dönemi kapsadığından taş düşürmüş veya ameliyat yapılmış hasta periyodik kontrolde tutuluyor. Böylece yeni taş oluşum riski için hasta takipte olarak erken tespit edilen yeni taşlar daha kolay ve bilinçli bir şekilde tedavi ediliyor. Ayrıca taşın analizi yapılıp, hastanın taş oluşumu için kan ve idrarından yapılan tetkiklerle taş oluşma ihtimalini azaltacak tedbirler alınabilir.

Sık sık tuvalete gidiyorsanız… Dikkat!  

Sık sık tuvalete gidiyorsanız… Dikkat!  

Aniden geldiği ve ertelemekte güçlük çektiğiniz için genellikle tuvalete koşma ihtiyacı mı hissediyorsunuz? Gündüz 8-10 kez idrar ihtiyacınızı gidermek zorunda mı kalıyorsunuz? Geceleri birden fazla idrar yapma ihtiyacıyla uyanıyor musunuz? Sıvı tüketmek sizin için artık bir kabusa mı dönüştü? Bazen sıkışma hissinin ardından idrar kaçırma sorunu yaşıyor musunuz? Bu şikayetler size tanıdık geliyorsa, dikkat! Nedeni iş ve sosyal hayatta oldukça zor durumlar yaşatabilen ‘aşırı aktif mesane’ hastalığı olabilir!

Aşırı aktif mesane; hormonal, nörolojik, enfeksiyonel veya tümöral gibi herhangi bir patolojik durum olmadan mesanenin ani ve kontrolsüz kasılmalarıyla karakterize bir durum. Kontrol edilmesi güç sıkışma hissine genellikle gündüz ve gece sık idrara gitmenin eşlik ettiği, bazen de bu kontrolsüz kasılmalar nedeniyle hastanın idrarını tutamayarak kaçırdığı bir tablo olarak tarif ediliyor. Aşırı aktif mesane önemli bir sağlık problemi olmasa da iş ve sosyal hayatta ciddi zorluklar yaşatabiliyor. Öyle ki toplantıda veya seyahatte iken ya da sokakta dolaşırken gelebilen bu kontrolsüz idrar sıkışması sonucu hastalar sosyal ve iş hayatlarında güçlük yaşamamak için günlük faaliyetlerinde pek çok kısıtlamaya gitmek zorunda kalabiliyorlar. Acıbadem Bakırköy Hastanesi Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Burak Özkan, kadınlarda daha sık olmak üzere her iki cinsiyette ve her yaş grubunda görülebilen aşırı aktif mesanenin dünya genelinde milyonlarca insanı etkileyen bir hastalık olduğunu belirterek, “Öyle ki aşırı aktif mesane için reçete edilen ilaçlar dünya genelinde hipertansiyon, diyabet ve antibiyotiklerden sonra 4. sırada yer alıyor. Ancak görülme sıklığı yüksek olduğu halde hastaların çoğunun bu tablonun aslında tedavi edilebildiğinden haberleri olmuyor. Oysa hekime zaman kaybetmeden başvurmak hem altta yatabilecek mesane ve prostat kanseri gibi çeşitli hastalıkların tanısının konmasını yardımcı oluyor hem de mevcut durumun tedavisinin sağlanması sayesinde hastaların yaşam kaliteleri artıyor” diyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Doç. Dr. Burak Özkan

Günde 8’den fazla tuvalete gidiyorsanız

Aşırı aktif mesanede en sık görülen ve ‘olmazsa olmaz’ denilen yakınma, çoğunlukla ani gelen ve ertelemekte güçlük yaşanan idrar sıkıştırması oluyor. Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Burak Özkan, hastanın ani ve kontrolsüz idrar sıkıştırması nedeniyle genellikle tuvalete koşma ihtiyacı duyduğunu belirterek, “Bunun haricinde gündüz 8-10 kez gibi sık idrara gitme, gece birden fazla idrar yapma şikayeti de hastalarda görülebiliyor. En rahatsız edici ve kişiyi zor durumda bırakan semptom ise ani idrar sıkışıklığı ile birlikte gelişebilen idrar kaçırma oluyor” bilgisini veriyor.

Kesin nedeni henüz bilinmese de…

Günümüzde aşırı aktif mesaneye yol açan faktörler henüz kesin olarak bilinmiyor. Aslında aşırı aktif mesane semptomlarına yol açabilecek başka hastalıklar da mevcut. Bunların arasında; nörolojik hastalıklar, diyabet, üreter veya mesane taşları, mesane tümörleri, üriner sistem enfeksiyonları, üriner sistemdeki yabancı cisimler erkeklerde prostat hastalıkları, idrar kanalı darlıkları veya kadınlarda pelvik organların sarkması gibi sorunlar yer alıyor. Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Burak Özkan,Bizler hastaya aşırı aktif mesane tanısı koymadan önce altta yatan bu gibi durumların olmadığından emin olmak istiyoruz. Dolayısıyla ‘komşumda da var, doktora gitmeme gerek yok’ anlayışı doğru değil. Eğer bu tabloya yol açan ciddi bir hastalık varsa, sebebinin mutlaka bulunup tedavisinin yapılması gerekiyor” diyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Tedavi ile çözüm sağlanıyor!

Günümüzde uygun tedavi yollarıyla aşırı aktif mesane sorununa çözüm sağlanabiliyor ve kişinin hayat kalitesi artırılabiliyor. Hastanın yaşam tarzında değişiklik yapması tedavideki en önemli aşamayı oluşturuyor. Tedavi protokolünde; kişinin yaşı, eşlik eden diğer rahatsızlıkları, kullandığı ilaçlar ve yaşam koşulları gibi birçok faktör belirleyici oluyor. Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Burak Özkan, “Aşırı aktif mesanenin tedavisinde aslında çok geniş bir yelpazede seçenek mevcut olmakla beraber, hangisinin uygulanıp uygulanamayacağı hasta ve hekimin birlikte karar vereceği bir durumdur. Davranışsal tedaviler, ilaç tedavileri veya minimal invaziv girişimler günümüzde uygulanması mümkün olan tedavi seçenekleri arasında yer alıyor” diyor.

Kontrol altında tutmak için 5 etkili öneri! 

  • İdeal kilonuza ulaşın
  • Sigara kullanıyorsanız mutlaka bırakın
  • Tükettiğiniz sıvı miktarına dikkat edin
  • Pelvik bölgesindeki kasların kontrolünü sağlayabilecek egzersizler ile nefes egzersizleri yapmayı alışkanlık edinin
  • Aşırı baharatlı yiyeceklerden, gazlı içeceklerden ve kafein içeren çay ile kahveden kaçının

Prostatın belirtileri

Prostatın belirtileri

Erkeklerde genellikle 50’li yaşlardan sonra ortaya çıkan prostat sorunu, müdahale edilmediğinde yaşam konforunu bozarak, zamanla başka sağlık problemlerine neden olabiliyor. Pek çok hastada sık idrara çıkma belirtisiyle başlayan prostat büyümesi tedavide geç kalındığında kansere de dönüşebiliyor. Prostat sağlığını korumak için bilinçli olmak büyük önem taşırken, tanı ve tedavide modern yöntemler hasta konforunu artırıyor. Memorial Kayseri Hastanesi Üroloji Bölümü’nden Doç. Dr. Bülent Altunoluk, prostat büyümesi ve tedavisi hakkında bilgi verdi.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Doç. Dr. Bülent Altunoluk

Prostat bir salgı bezidir

Bir salgı bezi olan prostat, mesanenin hemen alt kısmında yer alan, içerisinden idrar kanalının geçtiği ve ayrıca spermleri testislerden getiren tüplerin açıldığı bir organdır. 18-20 gram ağırlığındaki prostat, salgı yapan hücrelerden (tubuloalveolar bezler) oluşmaktadır. Prostat bezinin asıl fonksiyonu meniyi oluşturan sıvının bir bölümünü salgılamaktır. Cinsel ilişki ya da mastürbasyon sırasında çıkan meninin % 90’ı prostat bezinde üretilir. Ayrıca prostat, mesanenin ağzını sıkarak idrarın dışarı kaçmasını önlemektedir. Ters duran bir piramide benzeyen prostat, idrar kesesinin hemen üstünde bulunmaktadır.

Yaş ilerledikçe büyüme oranı artabiliyor

Prostat büyümesi, özellikle idrar yolunu daraltıp sıkıştıracak şekilde prostatın iç kısmındaki bezlerin büyümesiyle kendini gösterir. Bu bezler büyüyünce, idrar akımına karşı bir direnç oluşturur. Dolayısıyla hasta idrarını boşaltabilmek için mesanesini daha güçlü kasmak zorunda kalır. Prostat ergenlik döneminde 2 katına çıkar. 25-30 yaşından sonra ise büyümeye devam eder. Prostat büyümesinin testosteron (erkeklik hormonu) ve östrojen (kadınlık hormonu) ile ilgili olduğu düşünülmektedir. 50 yaşından sonra erkeklerin yarısında prostat büyümesi görülürken, 60 yaşından sonra erkeklerin % 65’inde prostat büyümeye devam eder. 80’li yaşlarda ise bu oran % 90’ın üzerindedir. Prostat bu dönemde elma büyüklüğüne kadar erişebilmektedir.

Prostatın büyüdüğünü gösteren belirtiler

Belirtiler genellikle 50 yaşından sonra başlamakta ve yaş ilerledikçe artarak devam etmektedir. Ancak ailede özellikle prostat kanseri öyküsü varsa 40 yaşından itibaren belirtiler konusunda dikkatli olunmalı ve düzenli kontroller ihmal edilmemelidir.

 

  1. İdrara başlarken bir süre bekleme yani idrar başladıktan sonra çıkışının geç başlaması
  2. Sık sık idrara çıkma hissinin oluşması
  3. Geceleri idrar için kalkmak ve gün boyunca sık sık idrara çıkmak
  4. Mesanenin geç boşalması, işemenin uzun sürmesi
  5. İdrar yaparken yanma hissi
  6. Mesanede sanki idrar kalmış hissinin oluşması
  7. İdrar bittikten sonra damla damla akışın devam etmesi
  8. Sık oluşan idrar yolu enfeksiyonu
  9. Mesanede taş oluşumu

İlaç tedavisi şikayetleri azaltıyor

Prostat büyümesinin ilaçla tedavisi mümkündür. İlaçla yapılan tedavinin amacı hastanın şikayetlerini azaltmaktır. Prostatın neden olduğu tıkanmaya müdahale etmek için “alfa bloker” ilaçları verilmektedir. Yan etkileri düşük olan bu ilaçlar, hastada belli bir süre rahatlama hissi verecektir. Ancak zamanla tıkanmanın derecesinin artması nedeniyle açık ve kapalı prostat ameliyatları gündeme gelecektir. Prostat ameliyatında; kapalı ameliyatlar penis uç kısmından idrar kanalına girilerek yapılmaktadır. Prostatın iç kısmı parça parça kesilerek çıkarılmaktadır. Lazerde ise prostatın iç dokusu buharlaştırılmaktadır.

Her iki erkekten biri prostata yakalanıyor

Her iki erkekten biri prostata yakalanıyor

Dünyada ortalama yaşam süresinin uzaması, yaşa bağlı bazı hastalıkların daha sık görülmesine yol açıyor. İlerleyen yaş nedeniyle erkeklerde görülen hastalıkların başında da iyi huylu prostat büyümesi (BPH-Benign Prostat Hiperplazisi) geliyor. Öyle ki, 60 yaşındaki erkeklerin yarısı bu rahatsızlıktan kaynaklanan şikayetlerden yakınırken 85 yaşında bu oran yüzde 90’a ulaşıyor. BPH’nin tedavisine erken dönemde başlanması gerektiğini belirten Acıbadem International Hastanesi Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Mustafa Sofikerim, ilerleyen BPH hastalarında böbrek yetmezliği, mesane taşları ve buna bağlı komplikasyonlar gibi birçok sağlık sorunun yaşanabileceğine dikkat çekiyor.

BPH, erkeklik hormonu olan testosteron hormonunun ilerleyen yaşlarda düzeyi azalırken prostat dokusunda artmasına bağlı olarak gelişiyor. Bu nedenle ilerleyen yaş en önemli risk faktörü. Öte yandan genetik geçiş de önemli bir rol oynuyor. Birinci derece akrabalarında BPH olan erkeklerde bu hastalığın oluşma oranı artıyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Prof. Dr. Mustafa Sofikerim

Belirtiler şiddetlenebiliyor

Prostat bezi, üretrayı (vücudun idrarını dışarı taşıyan tüp) çevrelediğinden prostat büyümesi tüpün tıkanmasına neden olabiliyor. Bu rahatsızlık, idrar akışında yavaşlama veya birikme, idrara çıkma zorluğu, sık idrara çıkma, ani idrara çıkma ihtiyacı ve idrar yapmak için gece sık sık uykudan uyanma gibi şikayetlerle ortaya çıkıyor. Belirtiler ilerledikçe genişleyen prostatın üretrada tıkanıklık yapabileceğini ifade eden Prof. Dr. Mustafa Sofikerim, oluşabilecek sağlık sorunlarını “Mesane taşları veya mesane enfeksiyonu oluşabilir. Mesaneden tam boşaltılamayan idrar nedeniyle oluşan geri basınç, böbreklere zarar verebiliyor. İdrar borusunun ani tıkanması ise, idrara çıkmayı imkansız hale getirebilir.” diyor.

İyi huylu prostat büyümesi kanser değildir!

İyi huylu prostat büyümesinin kanser olmadığına ve kansere zemin hazırlamadığına dikkat çeken Prof. Dr. Mustafa Sofikerim, “Ancak bir hastada hem BPH hem de kanser olabileceğini belirterek muayene ve tetkikler yapılarak tanı konulması gerektiğini belirtiyor. Hastalığın şikayetlerine bağlı olarak farklı tedavi yöntemleri bulunduğunu belirten Prof. Dr. Sofikerim;

“Hafif semptomları olan hastalar, gözlem altında tutulur, tedavi de gerekmeyebilir. Ancak belirtiler şiddetliyse, bir dizi tedavi seçeneği vardır.  Öncelikle ilaç tedavisi uygulanabilir. Prostat bezinin büyümesini etkileyen hormon dihidrotestosteron (DHT) üretimini yavaşlatan ve prostattaki kası gevşeterek idrar tüpü üzerindeki baskıyı azaltan ilaçlar kullanılabilir. İdrar akışını bloke eden prostat dokusunu çıkarmak için ise birtakım cerrahi işlemler de uygulanabilir.”

Pause Sağlık, Pause Dergi

Sinirlere hasar vermiyor

Bu tedavilerin yanı sıra son yıllarda prostatın boyutunu etkili bir şekilde azaltan ve idrar tıkanıklığını hafifleten, ancak sağlıklı dokuya cerrahi müdahaleden daha az zarar veren yeni yöntemler tercih ediliyor. Bu yöntemlerin hastanede kalma süresini kısalttığını, yan etkileri azalttığını ve iyileşme süresini hızlandırdığını kaydeden Prof. Dr. Mustafa Sofikerim, “Bu tedavilerden birisi de HoLEP yöntemidir” diyerek şöyle devam ediyor:

“Holmium Lazer ile yapılan prostat ameliyatı HoLEP (lazerle prostat çıkarılması) yöntemi ile iyi huylu prostat tedavisi başarılı bir şekilde tedavi edilebilmektedir. HoLEP, idrar kanalından girilip holmium lazer kullanılarak gerçekleştirilen bir prostat ameliyatı. Bu yöntem kapalı olarak gerçekleştirilmesine rağmen açık prostat ameliyatına benzer bir metotla prostatın tamamı alınır. Ameliyat sırasında spinal anestezi yeterli olmaktadır. Prostat hastalığına cerrahi tedavi düşünülen bütün hastalar HoLEP için uygun aday sayılabilirler. Bu yöntem tüm prostat boyutlarında uygulanabilir. Hasta idrar yaparken yanma hissi yaşamaz. Sinirleri hasarlar görmediğinden cinsel fonksiyonlarında da bir sorun oluşmaz.

HoLEP yöntemiyle hastanın ameliyatın ertesi günü taburcu edilebildiğini ifade eden Prof. Dr. Mustafa Sofikerim, “Hastalardan 24 saat gibi kısa bir sürede sonda alınır ve normal hayatlarına başlayabilirler.” diyor.

At nalı böbrek hastalığı nedir?

At nalı böbrek hastalığı nedir?
Normal şartlarda bir insanda bulunan börek sayısı ikidir ve bu börekler birbirinden ayrı olarak sağ ve solda konumlanır. Ancak kesin nedeni bilinmese de bazı durumlar anne karnındayken bebeğin böreklerinin birleşmesine yol açar. Şekil olarak at nalına benzeyen bu duruma at nalı böbrek hastalığı denir. Avrasya Hastanesi Üroloji Uzmanı Op. Dr. Arman Çitçi, at nalı böbrek hastalığı hakkında bilinmesi gerekenleri anlatıyor.

At nalı böbrek hastalığı nedir ve nasıl oluşur?
Böbrekler anne karnındayken omuriliğin iki tarafında olacak şekilde oluşmaya başlar. Bebeğin rahimde oluşması sırasında aşamalı olarak ilk oluşan organların başında böbrekler gelir. Normal bir süreçte böbrekler ayrı olarak bebek büyüdükçe gelişimini sürdürür ve doğru noktada pozisyon alır. Ancak anormal olan bazı şartlar bu süreçte bazı kusurlara yol açar ve böbrekler birleşir. Hamileliğin 7. ve 9. haftaları arasında ortaya çıkan bu durum çok sık görülmemekle birlikte hayati bir tehlikeye yol açmaz. Ancak yapılan araştırmalar at nalı böbrek hastalığı olan kişilerin çok daha kolay böbrek taşı hastalıklarına yakalandığını ortaya koymaktadır.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Op. Dr. Arman Çitçi

At nalı böbrek hastalığının belirtileri nelerdir?
Bazı durumlarda hiç belirti vermeyen at nalı böbrek hastalığının en sık görülen belirtileri şu şekildedir:
• Böbreklerde ağrı,
• Bulanık idrar,
• İdrar sırasında acı ve yanma,
• İdrarda görülen kan,
• Halsizlik ve yorgunluk,
• Yüksek ateş,
• Mide bulantısı,
• Kusma şikayetleri,

Bu hastalıklara dikkat!
At nalı böbrek hastalığı her ne kadar hayati bir tehlikeye yol açmasa da kişileri bazı hastalıklara karşı daha savunmasız bırakır. Beraberinde;
• Böbrek taşları,
• Böbrek kanseri,
• Wilms tümörü,
• İdrar birikmesi sonucu oluşan böbrek şişliği,
• Beyinde ekstra sıvı birikmesi,
• Ayrık omurga,
• İskelet problemleri
• Polikistik böbrek hastalıkları görülebilir.

At nalı böbrek hastalığı nasıl teşhis edilir?
At nasıl böbrek hastalığı genel olarak hamilelik döneminde bebek anne karnındayken ortaya çıkar. Rutin kontroller için yapılan ultrason görüntülerinde bebekteki bu durum ortaya çıkabilir. Bunun yanı sıra teşhis için kullanılan diğer yöntem ise böbrek ultrasonudur.

Pause Sağlık, Pause Dergi
At nalı böbrek hastalığı tedavi edilebilir mi?
At nalı böbrek hastalığının herhangi bir tedavisi yoktur. Ancak bu durumun yol açtığı hastalıklar tedavi edilerek hastanın şikayetleri önlenebilir. Ayrıca bu durumun yaratacağı etkileri en aza indirmek için çeşitli önlemler alınabilir. Bunlar;
• Böbreklerin fonksiyonlarını yerine getirebilmesi için en önemli yaşam kaynağı olan su bol bol tüketilmelidir.
• Böbrek için faydalı gıdalarla beslenmeye özen gösterilmelidir.
• Tam tahıllı gıdalar beslenme listesinde mutlaka yer almalıdır.
• Alkol ve sigara kişinin hayatından tamamen çıkmalıdır.
• Hareketsiz yaşama dur denmeli ve fiziksel aktivite oranı arttırılmalıdır. Bunun için günde en az yarın saat tempolu yürüyüş yapılmalıdır.
• Periyodik ultrason kontrolleri ile at nalı böbreğin durumunun takibi yapılmalıdır.

Cinsel yolla bulaşan hastalıklar!

Cinsel yolla bulaşan hastalıklar!

Cinsel temasla ortaya çıkan enfeksiyonlar, cinsel hastalıklara yol açabilir. Hem birey hem de toplum sağlığı açısından cinsel hastalıkların erken teşhis ve tedavisi, hayati önem taşır. Avrasya Hastanesi Üroloji Uzmanı Op. Dr. Arman Çitçi, cinsel yolla bulaşan hastalıklar hakkında önemli bilgiler veriyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Op. Dr. Arman Çitçi

Cinsel Yolla Bulaşan Hastalıklar Nasıl Yayılır?

Cinsel yolla bulaşan hastalıklara yol açabilen virüs, bakteri veya mantarlar, kan, semen, vajinal sıvı ya da diğer vücut sıvıları aracılığıyla yayılabilir. Bunların aksine cinsel temas olmadan da bulaşabilirler. Örneğin; bu enfeksiyonlar anneden bebeğe hamilelikte veya doğum esnasında geçebilir. Son olarak kan nakli ve uyuşturucu madde kullananlarda ortak iğne kullanımı gibi durumlarda da enfeksiyonlar kolaylıkla yayılabilir.

Cinsel Yolla Bulaşan Hastalık Türleri Hangileridir?

Cinsel yolla bulaşan çok sayıda enfeksiyon bulunur fakat en sık görülen tipleri şu şekilde sıralayabiliriz:

1-    Klamidya

Cinsel yolla bulaşan hastalıklar arasında en sık görülenlerden biri olan Klamidya, Chlamydia Trachomatis bakterisinin yol açtığı bir enfeksiyon hastalığıdır. Enfekte olan bireyler herhangi bir belirti göstermeyebilir. Belirti gösteren bireylerde ise cinsel ilişki sırasında ya da idrar yaparken ağrı oluşabilir. Ayrıca vajina ya da peniste sarı veya yeşil akıntı ve karnın alt bölgesinde ağrı oluşabilir.

2-    Human Papillomavirus (HPV)

Genital bölgeleri kapsayan HPV virüsü, yakın cilt teması ya da cinsel ilişkiyle kişiden kişiye geçer. HPV virüsünün alt tiplerinden bazıları, kanser açısından yüksek risk taşır. HPV enfeksiyonu sonucunda genital bölge, ağız ya da boğazda siğiller oluşabilir. Başta rahim ağzı kanseri olmak üzere ağız, penis, vulvar ya da rektal kanserine sebep olabilir.

3. Sifiliz (Frengi)

Sifiliz veya diğer ismiyle frengi hastalığı, Treponema pallidum adındaki bakteri enfeksiyonuyla oluşur. Sifiliz başlangıçta fark edilmeyebilir ve hastalığın genellikle ilk belirtisi genital bölge, ağız veya anüste oluşan kırmızı yuvarlak bir yaradır. Yara ağrısızdır fakat hastalığı bulaştırıcılığı bir hayli yüksektir.

4-    Human Immunodeficiency Virus (HIV)

HIV virüsü, bağışıklık sisteminde zayıflamaya neden olduğu için diğer bakteri ya da virüslerin vücutta enfeksiyon oluşturma riskini artırır. Dolayısıyla HIV enfeksiyonu, ilerleyen dönemde bireydeki ciddi immün yetersizlikle AIDS hastalığına yol açar.

HIV enfeksiyonu olan kişide ateş, titreme, eklem ve kas ağrısı, boğaz ağrısı, bulantı, kusma gibi grip benzeri semptomlar görülür. Fakat günümüzde geliştirilen tedaviler sayesinde, HIV virüsünün AIDS hastalığına yol açması büyük oranda engellenmektedir.

5-    Bel soğukluğu (Gonore)

Neisseria gonorrhoeae adı verilen bakteri, bel soğukluğu hastalığına neden olmaktadır. Bel soğukluğu, cinsel yolla bulaşan hastalıklar arasında sık görülür ve bireyde herhangi bir belirtiye rastlanmaz. Hastalık hamilelikte anneden bebeğe geçerek bebekte ciddi sağlık problemlerine neden olabilir.

6-    Trikomoniyaz

Trikomoniyaz; cinsel yolla bulaşan hastalıklardan biridir ve enfeksiyonu taşıyan bireylerin çoğunda herhangi bir belirtiye rastlanmaz. Fakat nadiren vajinadan çürümüş balık kokusu gibi bir koyuya sahip akıntı geldiği görülebilir.

7-    Herpes

HSV-1 virüsü ağız ve dudakta uçuk oluşumuna neden olur. Aynı zamanda oral cinsel ilişki sırasında kişinin ağzından diğerinin genital bölgesine geçerek genital uçuk oluşmasına yol açabilir.

Cinsel Yolla Bulaşan Hastalıklar Nasıl Tedavi Edilir?

Cinsel yolla bulaşan hastalıkların tedavisi, hastalık etkeni virüse ya da bakteriye göre değişiklik gösterir. Sifiliz, gonore ve klamidya gibi bakteriyel enfeksiyonlar antibiyotikler yardımıyla tedavi edilebilir.

Trikomoniyaz ve antiparazitik gibi parazit enfeksiyonu oluşturan türler de ilaçlarla iyileştirilebilir. HIV, HPV ve herpes gibi enfeksiyonlar, antiviral ilaçlarla kontrol altında tutulmaya çalışılabilir fakat tamamen iyileştirilemez.