Yazılar

Sigara ve obezite böbrek kanseri riskini artırıyor!

Sigara ve obezite böbrek kanseri riskini artırıyor!

Çalışırken varlığının farkına bile varmadığımız organlarımızın başında böbrekler geliyor. Vücudumuzun hormonal düzeninin sağlanmasından toksinlerden arındırılmasına kadar birçok görevi bulunan böbreklerde gelişen kanser, başlangıçta belirti vermeden sessizce ilerliyor. Acıbadem International Hastanesi Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Mustafa Sofikerim, “Hastalığın ilk dönemlerinin de sessiz seyrettiği göz önünde bulundurularak özellikle 40 yaşın üzerindeki kişilerin sağlık kontrollerini aksatmamaları gerekiyor” diyor.

Atıkları kandan temizleyerek idrarı oluşturma görevi bulunan böbrekler, omurganın her iki tarafında bulunuyor. Yumruk büyüklüğünde ve fasulye şeklinde olan bu organlarda meydana gelen kanserler hiç de küçümsenmeyecek oranda görülüyor. Tüm kanser türlerinin yaklaşık yüzde 2.5’unu böbrek kanseri oluşturuyor. Üstelik erkeklerde iki kat daha fazla görülüyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Prof. Dr. Mustafa Sofikerim

Risk faktörlerine dikkat!

Böbrek kanserinin nedenleri kesin olarak bilinmese de bazı risk faktörleri olduğu biliniyor. Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Mustafa Sofikerim bu faktörleri şöyle sıralıyor;

  • İleri Yaş: Yaşın ilerlemesi, tek başına önemli bir risk faktörü. Çoğu böbrek kanseri 50 yaş ve üzeri hasta grubunda ortaya çıkıyor.
  • Sigara: Araştırmalar 10 yıl sigara içiminin böbrek kanseri riskini yüzde 6 artırdığını, eğer içicilik 10-20 yıla uzanıyorsa, risk oranının yüzde 45’e yükseldiğini gösteriyor.
  • Obezite: Aşırı kilo ya da obezite insülün, östrojen gibi hormonların artışına neden olabiliyor. Bu artış kolestrol metabolizmasında ve bağışıklık sisteminde bazı değişikliklere neden olduğundan, böbrek kanseri oluşumunda da rol oynayabilir.
  • Yüksek tansiyon: Bazı tıbbi araştırmalarda, yüksek tansiyon hastalarında 2-3 kat fazla böbrek kanseri geliştiği görülüyor. Yüksek tansiyona bağlı olarak gelişen hücresel hipoksinin ve kronik inflamasyonun kanserin gelişimini tetiklediği bildirilmektedir.
  • Böbrek yetmezliği: Böbrek fonksiyonlarındaki azalma, önemli bir risk faktörüdür.
  • Kalıtsal özellikler: Derece yakınlarında; anne babada, kız ya da erkek kardeşlerinde böbrek kanseri olması, riski yükseltiyor.
  • Radyasyona maruz kalma: Tedavi amacıyla radyasyon tedavisi görülmesi ya da başka nedenlerle sık radyasyonla karşılaşılması durumunda böbrek kanseri riski artıyor.
  • Toksik madde: Mesleki nedenle boya, akü, balata atıkları gibi maddelere sürekli maruz kalındığında böbrek kanseri görülme oranı artıyor.

 

İlk evrelerde belirti vermiyor!

Böbrek kanseri ilk evrelerde genellikle belirti vermiyor. Ancak idrarda koyu kırmızı ya da kahverengiye yakın kan görülmesi, yorgunluk, halsizlik, ani gelişen ve geçmeyen bel ağrısı, sırtta geçmeyen ağrı, sebebi bilinmeyen kilo kaybı, iştahsızlık ve yüksek ateş gibi belirtiler böbrek kanserini akla getiren şikayetler arasında yer alıyor. Hastalığın tanısında kan ve idrar testlerinin yol gösterici olabildiğini belirten Prof. Dr. Mustafa Sofikerim, “Ultrasonografi, BT ya da MR gibi görüntüleme teknikleri ile böbrekteki tümör ya da anormal dokular araştırılabilir. Biyopsi işlemi de tanıda kullanılan bir diğer yöntem” diyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Evresine göre tedavi farklılaşıyor

Kanserin evresi ve hastanın genel durumuna göre böbrek kanseri ameliyatına karar verildiğini ifade eden Prof. Dr. Mustafa Sofikerim, tedavi yöntemlerine dair şöyle konuşuyor:

“Kanser diğer organlara sıçramadıysa genellikle cerrahi yöntemler ilk akla gelen tedavi yoludur. Cerrahi için uygun olmayan kimi hastalarda radyofrekans, ablasyon, kriyoterapi gibi yöntemlerle tümörün yok edilmesi de mümkün olabiliyor. Metastazları bulunan hastalarda kanserli dokuları hedef alan kimi ilaçlar ve kemoterapiler kullanılabiliyor. Daha ileri hastalıklarda ise hastanın yaşam kalitesinin artması ve semptomlarının gerilemesi adına radyoterapi ve renal arter embolizasyonu adı verilen işlemler yapılabiliyor.”

 “Böbrek koruyucu ameliyatlar yapılıyor”

Böbrek kanserinin cerrahi tedavisinde uygulanan ameliyat yöntemlerinin “radikal nefrektomi ve parsiyel nefrektomi” olduğunu kaydeden Prof. Dr. Mustafa Sofikerim, “Böbreğin ve çevresindeki kanserli dokuların çıkarıldığı operasyona radikal nefrektomi denir. Bu ameliyatta tümörlü böbrek, lenf düğümleri ve böbreküstü bezleri vücuttan çıkarılır. Diğer ameliyat yöntemi olan parsiyel nefrektomi, böbrek koruyucu ya da nefron koruyucu cerrahi olarak da adlandırılır. Bu işlem, laparoskopik ya da robotik olarak yapılabiliyor. Ameliyatta böbreğin tümörlü bölgesi çıkarılarak bu organın işlevine devam etmesi sağlanıyor. Küçük ebattaki tümörlerde parsiyel nefrektomi mümkün olabiliyor” diyor.

Özellikle hastanın bir böbreğini daha önceden kaybettiği durumlarda parsiyel nefrektominin hayat kurtarıcı olabildiğine dikkat çeken Prof. Dr. Mustafa Sofikerim, operasyon sonrası hayat kalitesi ve diyaliz ihtiyacı gibi komplikasyonlar göz önüne alındığında parsiyel nefrektominin radikal nefrektomiye göre hastaya sağladığı olanaklar açısından daha yüksek olduğunu belirtiyor.

Varikosel sperm kalitesini düşürür

Varikosel sperm kalitesini düşürür

Çocuk sahibi olamama şikayetiyle hastaneye başvuran erkeklerde en sık olarak teşhis edilen hastalığın varikosel olduğunu biliyor musunuz? Sperm kalitesini önemli oranda etkileyen varikosel hastalığının, hastanede yatış dahi gerektirmeyen tedavi yöntemi Mikrocerrahi Varikoselektomi operasyonunun tüm detaylarını Özel Adatıp İstanbul Hastanesi Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Murat Tolga Gülpınar, çocuk sahibi olmak isteyen çiftler için anlattı.

Çocuk sahibi olamama, kısırlık hakkında konuşulduğunda toplumumuzda ilk akla gelen kadın kaynaklı kısırlık problemi olabiliyor. Oysaki tüm infertilite (kısırlık) vakalarının yaklaşık yüzde 35’i kadın kaynaklı nedenler iken, erkek kaynaklı nedenler de yaklaşık yüzde 35 oranında, çiftlerden her ikisinde birden problem olma ihtimali ise yüzde 20 oranındadır. Infertilite nedenlerini bulmaya yönelik olarak yapılan temel testler sonucunda çiftlerin yüzde 10’unda herhangi bir neden bulunamamakta ve bu grup “açıklanamayan infertilite” olarak kabul edilmektedir. Erkek kaynaklı kısırlık nedenlerinin yüzde 40’ını ise varikosel hastalığı oluşturmaktadır. Özel Adatıp İstanbul Hastanesi Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Murat Tolga Gülpınar, erkeklerde yüzde 15-20 civarında görülen varikosel hastalığını şu şekilde tanımladı; “Varikosel, testislerin damarlarında görülen anormal genişlemelere verilen isimdir. Erkek infertilitesinin hormonal, fiziksel ve metabolik birçok sebebinin yanında en sık görülen ve aslında en kolay tedavi edilebilen nedeni varikosel hastalığıdır. Çok yaygın bir sağlık sorunu olan varikosel, testislerin yapısında bozukluk, testosteron seviyelerinde düşüklük ve sperm kalitesinde – sayısında azalma ile kendini gösterebilen bir hastalıktır.

“Varikoselin ilaçlar ile tedavisi mümkün değildir”

Doç. Dr. Murat Tolga Gülpınar, varikosel tespit edildikten sonra her hastada tedavi edilmesinin zorunlu olmadığını belirtmiştir. Doç. Dr. Gülpınar; “Varikosel testise zarar veriyorsa, varikosele bağlı olarak sperm kalitesi bozulmuş ise ameliyat yapılması önemlilik arz etmektedir. Bununla birlikte hastalık testislerde ya da kasıklarda ağrı oluşturuyorsa da ameliyat önerilebilir. Varikoselin ilaçlar ile tedavisi mümkün değildir. Eğer çocuk yapmakta sorun yaşıyorsanız ve varikoseliniz de mevcut ise muhakkak ameliyat gereklidir.” açıklamalarında bulundu.

“Günübirlik yapılan Mikrocerrahi Varikoselektomi ile çocuk sahibi olma ihtimalinizi artırabilirsiniz”

‘Tüm varikosel hastaları çocuk sahibi olmakta sorun yaşar’ gibi bir ifadenin doğru olmadığını belirten Doç. Dr. Murat Tolga Gülpınar, hastaya tanı konulduktan sonra ilk olarak semen analizi yapıldığın belirtiyor. Doç. Dr. Gülpınar; “Yapılacak semen analizi (sperm testi veya spermogram) ile varikoselin çocuk sahibi olmanızı etkileyip etkilemediği belirlenir. Sıklıkla doppler ultrason denilen özel bir ultrasonografi ile damarların çapı ve kaçak akım olup olmadığı saptanır. Sonuçlara göre ameliyata karar verilir. Mikrocerrahi varikoselektomi yönteminde gelişmiş ameliyat mikroskopları kullanılır. Bunun amacı tedavi edilecek doğru damarların daha isabetli seçilebilmesi, atardamar, döl yolu ve lenf damarlarının hasarı riskinin en aza indirilebilmesidir.” açıklamalarında bulunurken bu ameliyatın hastanede 1 gece yatış dahi gerektirmediğini sözlerine ekliyor. Doç. Dr. Gülpınar, ameliyatın nasıl gerçekleştiğine dair detayları ise şu şekilde aktarıyor; “Hastanın ihtiyacına göre genel ya da bölgesel anestezi altında yapılabilen bu operasyonda kasık bölgesinden 2 cm.’lik bir kesiden girilerek testis damarlarına ulaşılır. Mikrocerrahi yöntemler ile damarlar düzeltilir. Hastalığın durumuna bağlı olarak 60 dakika civarında süren bu ameliyat sonrasında hasta aynı gün taburcu olabilmektedir. 1 hafta 10 günlük süreçte ise ameliyata dair yakınmalar büyük oranda geçmektedir.” açıklamalarında bulundu.

“Olumlu sonuçlar 4 – 6 ay içerisinde görülmeye başlar”

Ameliyattan sonra hastaların yüzde 60 – 70’inin sperm parametresinde düzelme olduğunu belirten Doç. Dr. Murat Tolga Gülpınar, bu olumlu sonuçlara ise yaklaşık 4 – 6 ay içerisinde ulaşılabildiğini belirtti. Doç. Dr. Gülpınar, “Bu oranın arttırılabilmesi için uzman hekim gerekli gördüğü takdirde ilaç kullanımı önerebilmektedir. Ameliyat sonrası sperm kalitesini iyileştiren bazı vitamin ve mineral karışımları kullanılabilir. Eğer 6. ayda sperm parametrelerinde bir iyileşme yoksa hastanın sperm parametrelerine göre yaş faktörü, kadın faktörü gibi durumlar göz önünde bulundurularak aşılama ya da tüp bebek gibi yöntemlere yönlendirilmesi faydalıdır.” dedi.

Kısırlığa modern çözüm

Kısırlığa modern çözüm

Evli çiftlerin yaklaşık beşte biri istemelerine rağmen çocuk sahibi olamadıkları için doktora başvuruyor. İnfertilite yani kısırlık problemine her iki cinsiyette de eşit oranda rastlanıyor ve tedaviler kişiye özel olarak planlanıyor. Örneğin çevresel koşulların da bozulmasıyla önemi giderek artan erkek infertilitesinde günümüzde modern yöntemler öne çıkıyor hatta sperm olmaması durumunda bile kök sperm hücreleriyle çocuk sahibi olmak mümkün olabiliyor. Memorial Bahçelievler Hastanesi Üroloji Bölümü’nden Op. Dr. Yusuf İlker Çömez, erkeklerde görülen infertilite ve tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi.

İlk atılacak adım sperm tetkiki yaptırmak
Çiftler bir yılın sonunda doğum kontrol yöntemi kullanmadıkları halde çocuk sahibi olamıyorlarsa kadınların bir jinekoloji uzmanına, erkeklerin de bir üroloji uzmanına başvurması önem taşımaktadır. İnfertilite her iki cinsiyette de eşit oranda görülür. Ancak bazen her ikisinin de ortak olarak etkilendiği durumlar olabilmektedir. Bu nedenle yardımcı üreme teknikleri yönünden çiftlerin birlikte ele alınması gerekliliği ortaya çıkmaktadır. Erkekler için ilk olarak en basit olan sperm tetkiki yapılır. Hiç sperm çıkmadığı veya çok az olduğu durumlarda öncelikle bu durumun çözülmesi gerekir. Eğer sperm sayısı ve kalitesi normal ise kadın, jinekoloji uzmanı tarafından değerlendirilir.

Bazen problem ilaç tedavisi ve doğru beslenmeyle giderilebiliyor

Erkeklerde kısırlığın en sık görülen nedenlerinden biri “Varikosel” denilen damar genişlemeleridir. Ancak her üç hastanın birinde iyi yapılan bir varikosel ameliyatı sonrası gebelik elde edilmesi mümkün olmaktadır. Varikosel dışındaki erkek kısırlığı nedenleri ise; hormonal bozukluklar, iltihabi bozukluklar, oksidatif stres denilen sperm DNA bozulması ile sonuçlanan etkenlerdir. Bunlar, güncel testler ile artık rahatlıkla tanı konulabilecek problemlerdir. Hava kirliliği ve elektromanyetik dalgaların bu hasarları tetikleyebileceği düşünülür. Sperm normal olsa bile DNA hasarı nedeniyle gebelik elde edilemeyebilir. Ancak bu sorunlar ilaçlar ve beslenme ile tedavi edilebilir.

TESE yöntemiyle azospermiye çözüm
Menide hiç sperm olmaması durumuna azospermi adı verilmektedir. Bazı kişilerde doğuştan sperm olmayabilir. Erken yaşta erkek çocuklarında testislerin 6 aya kadar yerine inmemesi ya da geç inmesinden kaynaklanan sperm bozukluklarıyla da karşılaşılabilir. Hiç sperm çıkmaması ve spermin sonradan bozulması durumları da tedavi edilebilir. Bazen kanal tıkanıklığı ya da hormonal bozukluklar nedeniyle azospermi olabilir. Bu tabloda da hasta başarıyla tedavi edilebilir. Bunlar dışında ise tüp bebek yöntemleri ile çocuk sahibi olmak mümkün olabilir. Testis içindeki canlı spermler, TESE denilen yöntemle, ameliyat mikroskobu altında görülen uygun alandan alınarak çocuk sahibi olunabilir.

Sperm hücresi yoksa bile çocuk sahibi olunabilir

Testislerden alınan dokularda sperm olmayan ancak kök sperm hücresinin bulunduğu vakalarda da hastaların çocuk sahibi olma potansiyelleri vardır. Son yıllarda gelişen teknoloji sayesinde bu hücrelerin gelişimlerinin hangi aşamada durduğuna göre, uygun tedavi yöntemi ile tüp bebek yapılması mümkündür. Vücudun diğer bölgelerindeki kök hücrelerden de sperm elde etme çalışmaları deneysel olarak devam etmektedir. Ancak henüz insanlar için onaylanmış olan çalışma bulunmamaktadır.

Çiftlerin bebek sahibi olmaya çalıştıkları dönemde; vakit kaybetmeden uzman yardımı almaları, umutsuzluğa kapılmayıp sabırlı olmaları ve tedavi planlamasına harfiyen uymaları önemlidir.

Bebek sahibi olmak isteyen erkeklere 7 öneri

  1. Sigaradan uzak durun.
  2. Obezite hastalığınız varsa profesyonel yardım alarak kilo verin.
  3. Stresten uzak durmaya çalışın. Eğer başaramadığınızı düşünüyorsanız uzman yardımı almaktan çekinmeyin.
  4. Akdeniz tipi beslenme tarzını benimseyin
  5. Antioksidan yönünden zengin ve taze gıdalar tüketin.
  6. Fast food tüketmeyin, işlenmiş ve hazır gıdalardan uzak durun. Bu tür besinler erkeklerde hormon dengeleriyle oynadığından kısırlık riskinin artmasına yol açmaktadır.
  7. Keçiboynuzu ve portakal suyu gibi vücuttan toksinleri uzaklaştırabilen besinleri tercih edin.