Yazılar

Gölbaşı Belediyesi ziraat odasına traktör hediye etti

Gölbaşı Belediyesi ziraat odasına traktör hediye etti

Gölbaşı Belediyesi ‘Tarıma Bugün Değil Her Zaman Destek’ sloganından hareket ederek Gölbaşı Ziraat Odası’na traktör hediye etti.

Gölbaşı Belediye Başkanı Ramazan Şimşek direksiyon başına geçerek, Gölbaşı Fen İşleri Müdürlüğü’nden, Gölbaşı İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğü’ne götürdüğü traktörü Gölbaşı Ziraat Odası Başkanı Sadullah Karaaslan’ a teslim etti. Gölbaşı Belediyesi tarafından hediye edilen traktör için düzenlenen programa Gölbaşı Kaymakamı Tülay Baydar Bilgihan, Ankara İl Tarım ve Ormancılık İl Müdürü Bülent Korkmaz, Gölbaşı Tarım ve Ormancılık İlçe Müdürü Yavuz Ekici ve Gölbaşı Ziraat Odası Başkanı Sadullah Karaaslan katıldı. Tarıma bugün değil her zaman destek vereceklerini ifade eden Başkan Ramazan Şimşek “Bu salgın süreci bizlere gösterdi ki üreten bir ekonomi ile kalkınma sağlanacaktır. Bizlerde bu noktadan hareketle çiftçilerimize ve üreten vatandaşlarımıza desteklerimizi sürdüreceğiz. Sağlıklı yarınlar için tek çözüm tarım. Tarımın gelişmesi için elimizden gelen her şeyi yapacağız” dedi.

Bodrum yollarında yaz hazırlığı

Bodrum yollarında yaz hazırlığı

Bodrum Belediye Başkanı Ahmet Aras’ın talimatı üzerine harekete geçen Fen İşleri Müdürlüğü ekipleri, ilçe genelindeki yollarda oluşan çukur ve bozuk alanların tespitini yaparak, bu bölgelere asfalt uygulaması için hazırlıklarını tamamladı. Ekipler, yağışların sona ermesinin ardından tam kadro sahaya çıkacak.

Turizm sezonu gelmeden önce yollarla ilgili bir sorun kalmaması için talimat veren Bodrum Belediye Başkanı Ahmet Aras, “Bodrum’un tüm yollarını araç ve yaya kullanımı için güvenli hale getireceğiz” dedi.

Asfalt sezonunu açmaya hazırlanan Bodrum Belediyesi, Telekom ve MUSKİ gibi kurumların altyapı kazı çalışmalarını bir an önce bitirmesini bekliyor. Altyapı çalışmaları tamamlanmadan yol çalışması yapılamadığını ifade eden Fen İşleri’nden sorumlu Belediye Başkan Yardımcısı Önder Batmaz, bu sorumluluğun kurumlara ait olduğunu ancak uygulamada aksadığını belirterek “Çoğunlukla, bu sorumluluk Belediye’ye kalıyor. Biz de imkanlarımız dahilinde her bölgeye müdahale etmeye çalışıyoruz. Hazırlıklarımızı tamamladık. Mevsim şartları uygun hale geldiğinde, yolun durumuna göre tam kaplama veya kısmi yama ve onarımları gerçekleştireceğiz” dedi.

Diyarbakır’da karne sevinci

Diyarbakır’da karne sevinci

Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi, yarıyıl tatiline ayrılan miniklerin tatillerini daha verimli geçirmelerini sağlamak amacıyla tiyatro etkinliği düzenledi.

Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi çeşitli etkinliklerle çocukları sosyalleşmelerine olanak sağlamaya devam ediyor. Sömestr tatili başlamasının ardından Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Sosyal Hizmetler Daire Başkanlığı Çocuk Şube Müdürlüğü çocukları tiyatro ile buluşturdu. Belediye, tatile ayrılan çocukların sevincine ortak olmak ve tatillerini daha verimli geçirmelerini sağlamak amacıyla tiyatro etkinliği düzenlediğini belirtti. Belediye LGS’ye hazırlanan öğrencilere ise giysi ve kırtasiye desteğinde bulunmayı ihmal etmedi.

Ben, Sen, O Heykel Sergisi

Ben, Sen, O Heykel Sergisi

Üsküdar Belediyesi, Türkiye’nin mermerlerini kullanarak, eserlerine figüratif bir boyut kazandıran Heykeltıraş Dinçer Güngörür’ün insana dokunan Ben, Sen, O Heykel Sergisi’ni İstanbullularla buluşturdu. AK Parti İstanbul Milletvekili İsmet Uçma, Üsküdar Belediye Başkanı Hilmi Türkmen ile çok sayıda sanatseverin katılımıyla Nev Galeri Nevmekan Sahil’de açılışı yapılan sergi, 6 Şubat tarihine kadar ziyaretçilerini ağırlayacak.

Heykaltraş Dinçer Güngörür’ün farklı insan figürlerinden yola çıkıp, bireysel farklılıklarımızla birlikte toplumsal zenginliğimize dikkat çektiği 62 mermer heykelden oluşan Ben, Sen, O Heykel Sergisi, İstanbullularla buluştu. Nev Galeri Nevmekan Sahil’de düzenlenen görkemli bir açılışla sanatseverler tarafından yoğun bir ilgi ile karşılaşan sergi, katılımcıları adeta büyüledi.

Farkındayım! Daha fazla sorumluluk almalıyım!

Farkındayım! Daha fazla sorumluluk almalıyım!

İngev Vural Çakır

UNDP (Birleşmiş Milletler Kalkınma program) 2019 İnsani gelişme Raporunu açıkladı. Raporun bir bölümü insani gelişme açısından dünyanın bulunduğu aşama ve önündeki hedefleri açıklıyor. Diğer bölümü  ise ülkeler bazında  temel istatistiklerden oluşuyor.

Raporda ülkeler dört ana grupta toplanıyor; çok yüksek insani gelişme,yüksek insani gelişme ve, orta gelişme  ve düşük gelişme.  Türkiye ilk defa  59 numara ile çok yüksek insani gelişme bölgesinde yer aldı.  Bu şekilde iyi  “etiketlenmek” Ülkemiz adına güzel bir durum. Raporun ilk yayınlandığı 1990 yılından bu yana özellikle 2015 yılına kadar Türkiye’nin verilerinde iyileşme var. 2015’den sonra iyileşme yavaşlıyor.

 

İnsani gelişme İstatistikleri üç ana hatta ilerliyor; sağlık,eğitim ve gelir. Bu ana hatlar çeşitli verilerle incelenerek ülkeler sıralanıyor. Türkiye’nin son 30 yılda en fazla gelişme gösterdiği alan  kişi başına gelir (satın alma gücü paritesine göre). Ama okullaşma ve beklenen hayat süresi verilerinde de önemli iyileşmeler var. Bütün dünyada bu göstergelerde iyileşmeler var, ama Türkiye ortalamadan daha hızlı.

 

Cinsiyet eşitsizliği göstergelerinde Türkiye 59’dan 66’ya geriliyor.  Burada özellikle kişi başına gelirdeki kadın ve erkek farkı ve eğitimde kalma süresindeki fark dikkat çekiyor. Gelir farkı muhtemelen kadınların iş gücüne katılımındaki zayıflıkla  ilgili.

 

Türkiye’nin çok yüksek insani gelişme bölgesinde yer alması önemli ama bu bölgeye tam yerleşmiş olduğu da söylenemez. Henüz kırılgan bir durumu var, yani çok küçük rakamsal farklılıklarla tekrar bir alt gruba dönme ihtimalini de atlamamak ve ilerlemek lazım.

 

Ancak, bütün bu istatistik göstergelerden çok, İnsani gelişme raporunun asıl önemi yaptığı genel tespit ve buna bağlı sunduğu vizyon.

En Temel ihtiyaçlara erişim konusunda bütün dünya’da gelişme olmakla birlikte eşitsizlikler de azalmıyor, hatta artıyor.   Gelir dağılımındaki eşitsizlikleri biliyoruz. Son araştırmalara göre  26 ailenin geliri dünya nüfusunun yarısının,yani 3,5 milyar insanın gelirine eşit. Özel olarak masa başında tasarlasanız bile böyle bir sonuç verecek bir dünya sistemi yaratmanız zor olurdu. Acayip bir dünya ekonomik ve sosyal  sistemi içindeyiz.

Sadece gelir eşitsizliği de değil, karşı bulunduğumuz durum. Yeni nesil eşitsizlikler de, yeni tehditler olarak karşımızda. En belirgin olanları iklim değişikliği ve teknolojiye erişimle oluşan adaletsizlikler. Her ikisi de özellikle düşük gelirlileri kişi ve ülke düzeyinde etkiliyor.

“Bebek piyangosu” bir diğer önemli  eşitsizlik kaynağı. Bebekler doğdukları cinsiyete ve aileye göre ömür boyu uğraşacakları bir eşitsizlikle yaşamak durumundalar. En yaygın olanı  cinsiyetten kaynaklananı. Kadınlar ömür boyu kadın olmaktan kaynaklanan dezavantajlarla mücadele edecekler.

Ama ,bu kadarla sınırlı değil. Doğdukları ailenin gelirine, dini aidiyetlerine, etnik aidiyetlerine göre de benzer büyük sorunlar hayat boyu kendilerine eşlik edebilir.  Bir mülteci bebek düşünün; doğduğu andan itibaren kimliksizliği, statüsü dahil ömür boyu “savaşacağı” büyük bir “piyango” ile karşı kaşıya.

Mesele şu. Bunlara mücadele etmeli miyiz, edebilir miyiz, nasıl ?  Kolay bir cevabı yok.

En azından bütün bunlara kader deyip geçmeme konusunda bir fikir birliği oluşmaya başlıyor. Bir zamanlar “beş parmağın beşi bir olmaz”, “her koyun kendi bacağından asılır “ gibi “Ayn Rand  inanışları çok yaygındı.

UNDP raporu eşitsizliklerle mücadele için bir genel bakış açısı sunuyor. Ancak, elbette ortada sihirli bir formül yok.  Öncelikle bu mücadelenin önemli olduğuna inanmalıyız. Sonra da bu üç ana eşitsizlik grubunu hedefleyen programlar üzerinde somut olarak çalışmak gerekiyor  Mevcut ekonomik ve sosyal sistemleri bu bakış açısıyla genişletmek ve kapsayıcılığı esas almak çok ciddi bir değişim alanı.

Elbette hükumetlere çok iş düşüyor. Sonunda erki onlar kullanıyor. Ama, bu tür konularda  sorumluluğu başkası üzerinde bırakarak  konuşmanın rahatlatıcılığına da kapılmamalıyız. Konuyu biraz da birey olarak kendi üzerimizden düşünme alışkanlığı edinmeliyiz.

İngev’in yılbaşı mesajında dediği gibi; ben de “farkındayım ! daha fazla sorumluluk almalıyım !

 

 

Üsküdar Belediyesi’nde geri dönüşüm seferberliği

Üsküdar Belediyesi’nde geri dönüşüm seferberliği

Üsküdar Belediyesi, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan başlattığı sıfır atık projesine tam destek verdi. Üsküdar Belediye Başkanı Hilmi Türkmen geri dönüşüm kampanyasını Üsküdar’da yaşayan kadınlarla birlikte başlattı.

 

Hilmi Türkmen; “Çalışmalarımızı, devletimizin başlattığı Sıfır Atık projesiyle uyumlu bir şekilde yeniden tanımladık. Ev hanımlarını örgütleyeceğimiz projemizle  Dönüşümde Üsküdar Modelini başlattık. Projemiz kapsamında 900 kişiden oluşan dev ekibimiz Üsküdar’da çalmadık kapı bırakmayacak. Türkiye’de şu an çöplerin sadece yüzde 1’i ayrıştırılabiliyor. Geliştirdiğimiz çöpten ayda 1 milyon TL’lik gelir kazandıran model ile çöpe giden milyonlarca lirayı ülkemize kazandıracağız. Elde ettiğimiz geliri, kimsesiz ve yoksul çocuklara eğitim bursu, kitap, defter, engellilere tekerlekli sandalye, ihtiyaç sahiplerine yiyecek ve giyecek olarak dağıtacağız.” dedi.

Üsküdar Belediyesi, proje kapsamında geliştirdiği “Dönüşümde Üsküdar Modeli” ile çöpten ayda yaklaşık 1 milyon TL’lik gelir elde edecek. Projeyle ayda 5 bin ton atığın geri kazandırılması hedefleniyor. Daha temiz bir Üsküdar için başlatılan bu “Geri Dönüşüm Modeli” ile aynı zamanda çöpe giden milyonlarca lira, ihtiyacı olanlara kazandırılacak.

Üsküdar Belediyesi tarafından başlatılan “Dönüşümde Üsküdar Modeli”nin lansmanı Üsküdar Belediye Başkanı Hilmi Türkmen’in katılımıyla, Üsküdar Atık Yönetim Merkezi’nde gerçekleştirildi. Lansman sırasında 50 ev hanımı, yaklaşık 100 site yöneticisi, okul müdürlerine merkezde ayrıştırma eğitimleri verildi. Projede görevlendirilen 900 kişilik dev ekip, tüm Üsküdar’da eğitimlere sokak sokak devam edecek.

 

 

Bildiklerinizi unutabilirsiniz ama tutkularınızı asla

 

Kadıköy Belediyesi’nin, Alzheimer’a yönelik farkındalığı arttırmak, sporun iyileştirici gücüne vurgu yapmak ve 21 Eylül Dünya Alzheimer Günü’ne dikkat çekmek amacıyla yayınladığı “Futbol 1 – Alzheimer 0” isimli kısa film sosyal medyada büyük ilgi gördü. Beşiktaş ve Fenerbahçe Spor Kulüplerinin de sosyal medya hesaplarından paylaştığı videoyu paylaşanlardan isimlerden biri Alzheimer hastasının adını hatırlamakta zorlandığı Fenerbahçe’nin eski kaptanı Alex oldu.

 ‘Bildiklerinizi unutabilirsiniz ama tutkularınızı asla” sloganıyla paylaşılan kısa filmde Kadıköy Belediyesi Alzheimer Merkezinden yararlanan hastaların yanı sıra Fenerbahçe eski futbolcusu Ogün Altıparmak, Beşiktaş eski futbolcusu Sanlı Sarıalioğlu, Galatasaray eski futbolcusu Candemir Berkman rol aldı. Libero Dergisi’nin hazırladığı ‘Futbol vs Alzheimer’ videosundan esinlenilen kısa filmde, hastaların hafıza sorunları yaşamalarına rağmen futbola dair anıları ve isimleri unutmadıkları görüldü.

 

ALEX DE PAYLAŞTI

Sosyal medya platformlarında çok sayıda beğeni alan kısa film, Fenerbahçe ve Beşiktaş Spor Kulüplerinin resmi hesaplarından paylaşıldı. Videoyu paylaşan isimlerden biri de filmde bir Alzheimer hastasının adını hatırlamakta zorlandığı Fenerbahçe’nin eski kaptanı Alex oldu. Alex, Fenerbahçe Spor Kulübünün ‘Onlar unutur, tutkular hatırlatır. Sporun gücüyle sen de harekete geç, unutma” diyerek paylaştığı videoyu, hem mutluluk hem de hüzün içeren emojiler kullanarak paylaştı.

 

“FUTBOL DUYGUSAL İZ BIRAKIR”

Çekimlerde Fenerbahçe Dumlupınar Spor Kulübü ve Kadıköy Belediyesi Alzheimer Merkezi’ne ait mekanlar kullanıldı. Filmde Türkiye Alzheimer Derneği Kadıköy Şubesi Başkanı Nörolog Prof. Dr. Türker Şahiner’in şu sözlerine de yer verildi: “Bir Alzheimer hastasını rehabilite ederken, seçtiğimiz etkinlikler içerisinde duygusal dünyası çok önem taşır. Bu nedenle duygusal dünyadaki etkinlikleri artırmak için geçmişte duygusal izleri çok fazla bırakan etkinlikleri seçeriz. Futbol bunlar için mükemmel bir örnektir.”

Şişli’de açık hava sinemaları

Şişli’de açık hava sinemaları

Şişli Belediyesi 1970’li yıllarda çok meşhur olan çok hava sinemalarına tekrar start verdi. İstanbul’un eski yerleşim bölgelerinden biri olan Şişli, teknolojinin gelişmesi ve ekonomik mücadeleye yenik düşen sinemaları ile ünlüdür. As, İnci, Tan, Kent gibi kışlık Kulüp, Arzu gibi yazlık sinemaları zamana yenik düşerek tarih sahnesinden silinmişti. Şişli Belediyesi yazlık sinemaları tekrar canlandırmak için semt parklarına kurduğu özel platformlarla yazlık sinema keyfini vatandaşın ayağına getiriyor. Şimdilik birkaç film ile başlayan sinema keyfi, göreceği talebe göre yolun devam edecek.

Vural Çakır; “Aslında Seçim Ne”

Vural Çakır; “Aslında Seçim Ne”

Brand City

 

Aradın taradın, uygun bir yer buldun. Kendi sermayenin üzerine biraz da kredi ilave ettin, işini açtın. Ulaşım, erişim iyi. Müşterilerin ayağı alıştı. Fena gitmiyordu işler. Sonra aniden müşteriler azalmaya, iş düşmeye başladı. Bir süre sonra da neredeyse sinek avlar duruma geldin. Krediyi de kapatamamıştın daha.

Ne olmuştu da, talihin dönmüştü?

Biraz ileride yolun kenarında koca bir alışveriş merkezi yapılmıştı. Yolunu kesmiş, birçok mağaza grubu ve senin asla rekabet edemeyeceğin pazarlama bütçeleri ile müşterilerini çalmıştı. Ve elbette bütün hayatını değiştiren o AVM yapılırken kimse sana birşey sormamıştı.

Acaba belediye seçimlerinde veya genel seçimlerde kime oy versen hayat kalitene vurulan bu darbe gerçekleşmezdi.  En azından öncesinde senin de söz hakkın olurdu. Olur muydu?

Sonunda kendine bir ev aldın. Biraz sen, biraz ipotekli kredi.  Uzaktan deniz görüyor. Etrafında sana benzeyen binalar, Arada balkona çıkıp hava alabiliyorsun Sokağın makul rahatlıkta.

Sonra birgün etrafında birkaç binanın yıkıldığını, küçük boş arsa ile birleştirilip inşaata başlandığını görüyorsun.  Yapı hızla yükseliyor. Evini üç taraftan kuşatan, iki kat yükseklikte  üç koca blokla çevreleniyorsun. Artık ne deniz görmen mümkün, ne balkona çıkıp hava alman. Önündeki küçük sokakta bile trafik sıkışıyor. Bir süre sonra yerleşimler başladığında, sokaktan evine ulaşmak bile sorun olacak. Çocukların servisi filan…

Acaba belediye seçiminde kime oy versen günlük hayat kalitene bu darbe vurulmazdı, En azından öncesinde senin de söz hakkın olurdu. Olur muydu?

Beş yılda bir yerel seçim yapılıyor. Sen de sandığa gidip, vatandaşlık görevini yapıyor, oyunu kullanıyorsun. Sonra da , kaderine razı oluyorsun. İnşaatlara imarlara, avm’lere, aniden kapatılan yollara, değişen güzergahlara. Sanki beş yılda bir kez varsın.

Aslında seçim ve belki de asıl seçim, senin gündelik hayat kaliteni doğrudan etkileyecek değişiklikler karşısında söz ve oy hakkının olması. Sistem bu doğrultuda kendini geliştirebildiği ölçüde, gelişmenin insani karakteri güçlenecek. İlle de geleneksel siyasi jargonla konuşmak gerekirse, ileri demokrasi veya gündelik hayatın demokrasisi oluşacak.

Şimdilik bütün yapabildiğin büyük siyaset etrafındaki sert kutuplaşmanın bir parçası haline gelip beş yıllığına gündelik hayatını birisine emanet etmek. O arada da, artık ne gelirse başına, iyi-kötü kabullenmek. Demokrasinin bu seviyesi ile gururlanmanı söyleyenler olursa da inanmak.

Gündelik hayatını doğrudan etkileyebilecek konularda açık ve net fikir sahibisindir. Farklı görüşleri dinleyebilir ve bunların hangisinin sana faydalı olabileceğini değerlendirebilirsin. Mahallende AVM yapılması için bir referandum yapılacaksa,  yapımın avantajlarını ve zararlarını karşılaştırabilirsin. Belki AVM sahipleri ve belediye ile pazarlık da yapabilirsin. Referandumda buna göre oy kullanabilir, AVM yapımını destekleyebilir veya engelleyebilirsin.

Sonunda AVM’nin etki alanındaki toplulukla  yapılan referandum inşaat konusundaki nihai kararı belirler. Muteaahit, aracı, siyasetçi ve yönetici elitinin kapalı ilişkileri değil. Senin günlük hayat kaliten gizlisi saklısı da artık pek kalmamış rant paylaşımlarına kurban edilmez.

İşte bu gündelik hayat demokrasisidir.

Bu süreçte kutuplaşmış medya kontrolları, çarpıtılmış siyasi propogandalar, ölçüsüz vaatler, gerçeklikten iyice kopmuş inorganik kampanyalar, seçim hileleri, toplum mühendislikleri işlemez. Birey büyük siyasetin, soyut iddiaları içinde kaybolmaz. Köşe yazarı diye de adlandırılan büyük siyaset propagandistlerine mahkum kalmaz.

“Henüz temel demokrasi sorunlarını bile çözememişken, gündelik hayat kalitesini etkileyen konularda doğrudan seçim hakkına nasıl sıra gelir” diye sorabilirsin? Sorduğunla kalır tabi

Cevabını bilmiyorum

Sadece birey, insan üzerinden yükselen bir demokrasi için dilekte bulunabilirim.

Vural Çakır; Türkiye imajı Yönetilebilir mi ?

Brand City

Vural Çakır; Türkiye imajı Yönetilebilir mi ?

 

Fransa’da asgari ücret 1520 Euro düzeyinde. Türkiye’de asgari ücret 320 Euro düzeyinde. İlave olanakları da sayarsanız Fransa’da bir asgari ücretli olmak,  Türkiye’de orta düzeyde bir çalışan olmaya göre daha yüksek gelir sağlıyor. Satın alma gücü ile ağırlıklandırıp biraz daha iyimser sonuç bulsan bile işin özü değişmiyor.  Gelişmiş ülkeler ile kalanlar arasında yaşam standart farkı çok yüksek. Fransa bunun ileri örneklerinden.

Birçok nedeni var. Bu yazı bunların en önemlisi için.

Türkiye’deki herhangi bir vatandaş günlük hayatında yaptığı tüketim aktiviteleri ile Fransa’daki, ABD’dek deki veya gelişmiş bir başka ülkedeki asgari ücretliyi sübvanse ediyor.  Daha yüksek ücretlileri de elbette.

Sabah kalktıktan, gece yatıncaya kadar yaptığın tüketim aktivitelerini şöyle bir düşün:  banyoda kullandığın şampuan, telefonun, kullandığın aplikasyon, arama motorun, kahvaltıda tükettiğin ürünler, bindiğin araba, giydiklerin, giysileri yıkadığının deterjan, bilgisayarın…

Bunların çoğu yabancı bir markadır. Çoğu gelişmiş ülkelerden biri kaynaklıdır. Uzunca bir süredir dünyanın global bir köy olduğu, şirketlerin küresel olduğu ideolojisi egemen olsa da, aslında her şirketin bir merkez ülkesi vardır. Tükettiğin bütün o markaların da tabi.

Satın aldığın birçok ürün için bir pay o şirketlere ve o şirketlerin merkez ülkesine akar. Böylece planetin dört bir köşesinden sabah akşam başka köşelerine kaynak transferi olur.  Bazı ülke vatandaşları da diğer başka ülke vatandaşlarından daha iyi yaşarlar

Hepsi tarihsel bir sürecin sonucudur. Sanayi devrimini ve sonrasını iyi başaran ülkeler, öncü ürünler ve öncü markalar yaratıp, küresellik ideolojisi ile birlikte dünyaya yaymışlar. Dünya aynı tür hayatların yaşandığını, benzer tüketimler için aynı markaların tüketildiği “global bir köy “ olmuş.  Rekabeti teşvik eden, oligopolleşme karşıtı yasalar arttıkça, ilginç bir şekilde pazarlar daha fazla paylaşılmış.

Aynı küreselleşme ideolojisi bu paylaşılmış pazarda gelişmiş ülkelere tek bir çıkış yolu önerebiliyor: “Sen de kendi markalarını yarat, global markaların olsun”.

Türkiye 1 kg ihracatı 1,36 dolara yapıyor.  Sudan ucuz. Ürün katma değerinin düşüklüğü ve tabi marka değerinin olmayışı.

Paylaşılmış pazarlarda yeni markalar yaratmak çok zor bir iş. Yüksek düzeyde ve ısrarlı yatırımlar, çok odaklanmış sabırlı stratejiler gerektirir.   Böyle stratejiler için Türkiye’nini Ülke olarak marka değerinin, ya da Türkiye itibarının yükselmesi de şart.

Zaman zaman alevlenip sonra küllenmeye yüz tutan bir konu Türkiye marka değerinin yönetilmesi. En yalın ifadesi dünyanın özellikle satın alma gücü yüksek ülkelerinde sıradan insanların Türkiye denince pozitif bir çağrışıma sahip olabilmesi diye anla.

Zemin böyle oluşur. Devletler arası ilişkiler çeşitli gel gitlerle yürüyebilir.  Ama kamuoylarının Türkiye hakkıında pozitif çağrışımlara sahip olması 1 kg ihracat değerimizin, hiç olmazsa 4 dolara yükselmesi için, ilk bakışta çok anlaşılmasa da esaslı bir zemin sağlar.

Peki, şimdi ne aşamadayız. Özellikle satın alma gücü yüksek ülkelerdeki kamuyou nezdinde Türkiye ne çağrıştırıyor. Ülke olarak, Türkiye kökenli ürün ve markalara atfedilen imajlar olarak? Durum nedir? Nerelerde ne kadar güçlü veya zayıfız?

Hiç kuşkusuz zayıf olduğumuz birçok yan vardır. Bunların hepsini bir anda değiştiremeyiz de. Ama değiştirebileceklerimiz de olacaktır elbette, istediğimizde yapabileceklerimiz.  Şimdilik az olsa da güçlü yanlarımız da çıkacaktır.  Belki de güçlü yanlara dayanarak ilerleriz.

Evet, Ama önce bilmeliyiz. Bilmeliyiz.

Araştırma tekniklerini daha profesyonelce kullanarak Türkiye imajını anlamalı ve geliştirilmesini de bir yönetim performansı ölçüsü yapabilmeliyiz.

Paylaşılmış pazarlarda Türkiye kökenli markalara yer açmak Dünya’da, Türkiye’ye sempati ile bakan tüketici sayısını artırmadan olmaz.