Vural Çakır; “Aslında Seçim Ne”
Brand City
Aradın taradın, uygun bir yer buldun. Kendi sermayenin üzerine biraz da kredi ilave ettin, işini açtın. Ulaşım, erişim iyi. Müşterilerin ayağı alıştı. Fena gitmiyordu işler. Sonra aniden müşteriler azalmaya, iş düşmeye başladı. Bir süre sonra da neredeyse sinek avlar duruma geldin. Krediyi de kapatamamıştın daha.
Ne olmuştu da, talihin dönmüştü?
Biraz ileride yolun kenarında koca bir alışveriş merkezi yapılmıştı. Yolunu kesmiş, birçok mağaza grubu ve senin asla rekabet edemeyeceğin pazarlama bütçeleri ile müşterilerini çalmıştı. Ve elbette bütün hayatını değiştiren o AVM yapılırken kimse sana birşey sormamıştı.
Acaba belediye seçimlerinde veya genel seçimlerde kime oy versen hayat kalitene vurulan bu darbe gerçekleşmezdi. En azından öncesinde senin de söz hakkın olurdu. Olur muydu?
Sonunda kendine bir ev aldın. Biraz sen, biraz ipotekli kredi. Uzaktan deniz görüyor. Etrafında sana benzeyen binalar, Arada balkona çıkıp hava alabiliyorsun Sokağın makul rahatlıkta.
Sonra birgün etrafında birkaç binanın yıkıldığını, küçük boş arsa ile birleştirilip inşaata başlandığını görüyorsun. Yapı hızla yükseliyor. Evini üç taraftan kuşatan, iki kat yükseklikte üç koca blokla çevreleniyorsun. Artık ne deniz görmen mümkün, ne balkona çıkıp hava alman. Önündeki küçük sokakta bile trafik sıkışıyor. Bir süre sonra yerleşimler başladığında, sokaktan evine ulaşmak bile sorun olacak. Çocukların servisi filan…
Acaba belediye seçiminde kime oy versen günlük hayat kalitene bu darbe vurulmazdı, En azından öncesinde senin de söz hakkın olurdu. Olur muydu?
Beş yılda bir yerel seçim yapılıyor. Sen de sandığa gidip, vatandaşlık görevini yapıyor, oyunu kullanıyorsun. Sonra da , kaderine razı oluyorsun. İnşaatlara imarlara, avm’lere, aniden kapatılan yollara, değişen güzergahlara. Sanki beş yılda bir kez varsın.
Aslında seçim ve belki de asıl seçim, senin gündelik hayat kaliteni doğrudan etkileyecek değişiklikler karşısında söz ve oy hakkının olması. Sistem bu doğrultuda kendini geliştirebildiği ölçüde, gelişmenin insani karakteri güçlenecek. İlle de geleneksel siyasi jargonla konuşmak gerekirse, ileri demokrasi veya gündelik hayatın demokrasisi oluşacak.
Şimdilik bütün yapabildiğin büyük siyaset etrafındaki sert kutuplaşmanın bir parçası haline gelip beş yıllığına gündelik hayatını birisine emanet etmek. O arada da, artık ne gelirse başına, iyi-kötü kabullenmek. Demokrasinin bu seviyesi ile gururlanmanı söyleyenler olursa da inanmak.
Gündelik hayatını doğrudan etkileyebilecek konularda açık ve net fikir sahibisindir. Farklı görüşleri dinleyebilir ve bunların hangisinin sana faydalı olabileceğini değerlendirebilirsin. Mahallende AVM yapılması için bir referandum yapılacaksa, yapımın avantajlarını ve zararlarını karşılaştırabilirsin. Belki AVM sahipleri ve belediye ile pazarlık da yapabilirsin. Referandumda buna göre oy kullanabilir, AVM yapımını destekleyebilir veya engelleyebilirsin.
Sonunda AVM’nin etki alanındaki toplulukla yapılan referandum inşaat konusundaki nihai kararı belirler. Muteaahit, aracı, siyasetçi ve yönetici elitinin kapalı ilişkileri değil. Senin günlük hayat kaliten gizlisi saklısı da artık pek kalmamış rant paylaşımlarına kurban edilmez.
İşte bu gündelik hayat demokrasisidir.
Bu süreçte kutuplaşmış medya kontrolları, çarpıtılmış siyasi propogandalar, ölçüsüz vaatler, gerçeklikten iyice kopmuş inorganik kampanyalar, seçim hileleri, toplum mühendislikleri işlemez. Birey büyük siyasetin, soyut iddiaları içinde kaybolmaz. Köşe yazarı diye de adlandırılan büyük siyaset propagandistlerine mahkum kalmaz.
“Henüz temel demokrasi sorunlarını bile çözememişken, gündelik hayat kalitesini etkileyen konularda doğrudan seçim hakkına nasıl sıra gelir” diye sorabilirsin? Sorduğunla kalır tabi
Cevabını bilmiyorum
Sadece birey, insan üzerinden yükselen bir demokrasi için dilekte bulunabilirim.