Farkındayım! Daha fazla sorumluluk almalıyım!

Farkındayım! Daha fazla sorumluluk almalıyım!

Farkındayım! Daha fazla sorumluluk almalıyım!

İngev Vural Çakır

UNDP (Birleşmiş Milletler Kalkınma program) 2019 İnsani gelişme Raporunu açıkladı. Raporun bir bölümü insani gelişme açısından dünyanın bulunduğu aşama ve önündeki hedefleri açıklıyor. Diğer bölümü  ise ülkeler bazında  temel istatistiklerden oluşuyor.

Raporda ülkeler dört ana grupta toplanıyor; çok yüksek insani gelişme,yüksek insani gelişme ve, orta gelişme  ve düşük gelişme.  Türkiye ilk defa  59 numara ile çok yüksek insani gelişme bölgesinde yer aldı.  Bu şekilde iyi  “etiketlenmek” Ülkemiz adına güzel bir durum. Raporun ilk yayınlandığı 1990 yılından bu yana özellikle 2015 yılına kadar Türkiye’nin verilerinde iyileşme var. 2015’den sonra iyileşme yavaşlıyor.

 

İnsani gelişme İstatistikleri üç ana hatta ilerliyor; sağlık,eğitim ve gelir. Bu ana hatlar çeşitli verilerle incelenerek ülkeler sıralanıyor. Türkiye’nin son 30 yılda en fazla gelişme gösterdiği alan  kişi başına gelir (satın alma gücü paritesine göre). Ama okullaşma ve beklenen hayat süresi verilerinde de önemli iyileşmeler var. Bütün dünyada bu göstergelerde iyileşmeler var, ama Türkiye ortalamadan daha hızlı.

 

Cinsiyet eşitsizliği göstergelerinde Türkiye 59’dan 66’ya geriliyor.  Burada özellikle kişi başına gelirdeki kadın ve erkek farkı ve eğitimde kalma süresindeki fark dikkat çekiyor. Gelir farkı muhtemelen kadınların iş gücüne katılımındaki zayıflıkla  ilgili.

 

Türkiye’nin çok yüksek insani gelişme bölgesinde yer alması önemli ama bu bölgeye tam yerleşmiş olduğu da söylenemez. Henüz kırılgan bir durumu var, yani çok küçük rakamsal farklılıklarla tekrar bir alt gruba dönme ihtimalini de atlamamak ve ilerlemek lazım.

 

Ancak, bütün bu istatistik göstergelerden çok, İnsani gelişme raporunun asıl önemi yaptığı genel tespit ve buna bağlı sunduğu vizyon.

En Temel ihtiyaçlara erişim konusunda bütün dünya’da gelişme olmakla birlikte eşitsizlikler de azalmıyor, hatta artıyor.   Gelir dağılımındaki eşitsizlikleri biliyoruz. Son araştırmalara göre  26 ailenin geliri dünya nüfusunun yarısının,yani 3,5 milyar insanın gelirine eşit. Özel olarak masa başında tasarlasanız bile böyle bir sonuç verecek bir dünya sistemi yaratmanız zor olurdu. Acayip bir dünya ekonomik ve sosyal  sistemi içindeyiz.

Sadece gelir eşitsizliği de değil, karşı bulunduğumuz durum. Yeni nesil eşitsizlikler de, yeni tehditler olarak karşımızda. En belirgin olanları iklim değişikliği ve teknolojiye erişimle oluşan adaletsizlikler. Her ikisi de özellikle düşük gelirlileri kişi ve ülke düzeyinde etkiliyor.

“Bebek piyangosu” bir diğer önemli  eşitsizlik kaynağı. Bebekler doğdukları cinsiyete ve aileye göre ömür boyu uğraşacakları bir eşitsizlikle yaşamak durumundalar. En yaygın olanı  cinsiyetten kaynaklananı. Kadınlar ömür boyu kadın olmaktan kaynaklanan dezavantajlarla mücadele edecekler.

Ama ,bu kadarla sınırlı değil. Doğdukları ailenin gelirine, dini aidiyetlerine, etnik aidiyetlerine göre de benzer büyük sorunlar hayat boyu kendilerine eşlik edebilir.  Bir mülteci bebek düşünün; doğduğu andan itibaren kimliksizliği, statüsü dahil ömür boyu “savaşacağı” büyük bir “piyango” ile karşı kaşıya.

Mesele şu. Bunlara mücadele etmeli miyiz, edebilir miyiz, nasıl ?  Kolay bir cevabı yok.

En azından bütün bunlara kader deyip geçmeme konusunda bir fikir birliği oluşmaya başlıyor. Bir zamanlar “beş parmağın beşi bir olmaz”, “her koyun kendi bacağından asılır “ gibi “Ayn Rand  inanışları çok yaygındı.

UNDP raporu eşitsizliklerle mücadele için bir genel bakış açısı sunuyor. Ancak, elbette ortada sihirli bir formül yok.  Öncelikle bu mücadelenin önemli olduğuna inanmalıyız. Sonra da bu üç ana eşitsizlik grubunu hedefleyen programlar üzerinde somut olarak çalışmak gerekiyor  Mevcut ekonomik ve sosyal sistemleri bu bakış açısıyla genişletmek ve kapsayıcılığı esas almak çok ciddi bir değişim alanı.

Elbette hükumetlere çok iş düşüyor. Sonunda erki onlar kullanıyor. Ama, bu tür konularda  sorumluluğu başkası üzerinde bırakarak  konuşmanın rahatlatıcılığına da kapılmamalıyız. Konuyu biraz da birey olarak kendi üzerimizden düşünme alışkanlığı edinmeliyiz.

İngev’in yılbaşı mesajında dediği gibi; ben de “farkındayım ! daha fazla sorumluluk almalıyım !