Sessiz Lüksten Sesli Değerlere: Artık Ürün Değil, Duruş Satılıyor!

Birkaç yıl önce moda ile ilgi ekiplerin toplantı odasında en çok kullanılan cümle “less is more” idi. Loewe’in krem rengi çantası, Bottega’nın örgü dokusu, The Row’un minimalist estetiği — herkes aynı şarkıyı söylüyordu. Bir yorulma, bir tıkanma noktasına geldiğimizi galiba en iyi Eylül’ün kendisi anlatıyor: yaz biterken yeni sezon kampanyaları yavaş yavaş sızmaya başladı ve bu sefer gözlemlediğim şey, markaların ürünlerini değil, kendi duruşlarını öne çıkarmaya çalışması. Moda nihayet susmayı bıraktı. Miu Miu geçtiğimiz sezon “Miu Miu Women’s Tales” film serisiyle kısa film dünyasına el atıp genç yönetmenlere fon ayırdığında, çoğumuz bunu hoş bir yan proje diye okuduk. Halbuki işaret oradaydı. Marka bir süredir üniversite kampüslerinde söyleşi dizileri düzenliyor, defilelerin açılışında feminist manifestolar okutuyor, defterlerine tek tek kadın yazarların günlüklerini basıyor. Ürün hâlâ bir iskelete sahip, elbette ama markanın son dönem konuşmasının gövdesi ürün değil, bu tutum. Dior’da Maria Grazia Chiuri “We Should All Be Feminists” tişörtünü 2017’de manşetlere taşıdığında tartışma yaratmıştı, hatırlarsınız. Yedi yıl sonra aynı çizgi sürdürülebilirlik, queer görünürlük, beden çeşitliliği gibi başka başlıkları da içine alarak genişledi.

Bugün Chanel’in kampanyalarında trans bireyler, Jacquemus’un castingl’erinde farklı yaş ve bedenler, Loewe’in Craft Prize’ında Afrika ve Latin Amerika’dan zanaatkârlar var. Üstelik bunlar artık “campaign of the month” tadında tek seferlik jestler değil, markanın yıllık planına işlemiş stratejiler. Burada küçük bir not düşmem gerek. Bu dönüşümün samimi olduğuna inanmak istiyorum. Sektördeki birçok kişi gibi ben de şirket içi toplantılarda bu konuların masaya geldiğini, halkla ilişkiler ekiplerinin artık “ürün hikâyesi” yerine “marka amacı” diye bir sunum açtığını gördüm. Ama dürüst olalım: bu dönüşüm aynı zamanda pazarlama departmanlarının bir keşfi. Tüketicinin markayı sevmek için ondan bir şey beklediği bir çağa girdik. Ürünü kaliteli olsa bile, başka hiçbir şey söylemeyen bir markanın dolabında artık görünmüyor . Sahi, bu noktada küçük bir itirafta bulunayım. Birkaç ay önce bir basın toplantısında genç bir tasarımcı “biz artık ürün satmıyoruz, hikâye satıyoruz” dedi. O an içimden “hani biz hep bunu yapıyorduk?” diye geçirdim. Yirmi yıldır moda, ürünün etrafına hikâye örüyordu. Ama şimdi hikâye sandığı yırtıldı, içinden sadece kumaş değil, markanın dünyaya bakışı çıktı. Fark bu kadar ince, bir o kadar da belirgin. Tabii her sesli marka övgüye değil. Bir de “woke-washing” diye bir şey var; yani markanın yıl boyunca LGBTQİ+ logolu Instagram story’si paylaşıp, üretiminde Myanmar’daki fabrikalarda on iki saatlik vardiya çalıştırması.
Bu tutarsızlıkları artık okur da görüyor, tüketici de duyuyor. Bu yüzden Eylül’ün şu sessiz anında, sonbahar kampanyaları açıklanmadan önce kendime hep aynı soruyu soruyorum: bu marka, duruşunu ürününün arkasına mı koyuyor, yoksa ürünü duruşunun önüne çıkarmaya hâlâ cesaret edemiyor mu? Çünkü ikinci yolu seçenler, bu sezon eski defterleri karıştırıp çıkaracaklarını zannediyor. Üzgünüm ancak; o defterlerin sayfaları çoktan sarardı!
Sevgiyle,

#SessizLükstenSesliDeğerlere #ModaDuruşu #KaderÇorak #PauseDergi #ModaTrendleri #SürdürülebilirModa #QueerGörünürlük #BedenÇeşitliliği #FeministModa #WokeWashing #GlobalFashion #ModaVeToplum #PauseTv #PauseJournal #AhuÇağdaş #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Kader Çorak
Fashion and Brands
+90 544 455 22 63

