Çalışma saatlerini azaltsak
İNGEV Başkanı
Vural Çakır
Türkiye’de işsizlik yüzde 14 düzeyinde; 4,6 milyon işsiz var ve her dört gençten birisi işsiz.
Acı rakamlar, kim ne kadar bu rakamların ardındaki kişi ve aile trajedilerini hissedebiliyor bilmiyorum, yaşamadan hissetmek de zor.
Elbette bu rakamların ortaya çıkmasında yöneticilerin rolü vardır, ama bunlar yöneticileri eleştirmek için veri olsundan ibaret kalmamalı. Rakamlar üzerinden istatistik analizler çıkarmak da önemlidir ama bunlar analiz olsundan öte anlam taşımalı. Yani herkes biraz da “bana düşen nedir” diye de düşünebilmeli.
Başkalarının ne yapması gerektiği konusundaki iri laflardan önce.
Hepimize biraz daha fazla sorumluluk yükleyen toplumsal sorunlar bunlar. Ancak, kissel sorumluluğun nerde ve nasıl yerine getirilebileceği konusunda cevap aramaktan çok pratik faydası olmayan tartışmalarla zaman geçirdiğimiz de bir gerçek.
Aslında nereden, hangi siyasal ve sosyal pozisyondan bakarsanız bakın, işsizlikle ilgili söylenen çözüm formülü gelip aynı cümlelere takılıyor; “İstihdam artırıcı yatırım yapılmalı, teknolojiye ve sanayileşmeye önem verilmeli, rant yaratma esaslı inşaatçılıktan vazgeçilmeli” gibi stratejik cümleler; veya her şirket 1 kişi istihdam etsin gibi pragmatik ve romantik öneriler.
Bir temel tespitten yola çıkmalıyız; işsizlik ülkeler arasında dönemsel seviye farkları olsa da bütün Dünya’da var olan bir sorun. Ortadan hiçbir zaman kalkmıyor,sıfırlanmıyor. İçinde yaşadığımız sistemin alışılagelmiş manşet cümleleriyle de, yani yatırım yaparak da işsizlik ortadan kalkmıyor. Az veya çok işsizlik her yerde.
Kulakları çınlasın, son yılların en çok okunan yazarı Harari İngev’in lansman konferansında teknolojik gelişmeler ve robotik devrimin çok büyük bir nüfusu işsiz ve daha kötüsü gereksiz kılabileceğini söylemişti. Sistem onlara artık birer “value for money marketing “ hedefi tüketiciler olarak bile ihtiyaç duymayacaktı.
Zaman zaman “eğitim verelim ve insanların iş bulma şanslarını artıralım” gibi önerilerle karşılaşıyorum Bunu birçok Suriyeli destek çalışmalarında da görmek mümkün, “suriyelilere mesleki eğitim verelim ki iş bulsunlar” şeklinde. Elbette eğitimin kötüsü olmaz, zararı da bulunmaz. Hatta yararı da vardır. Ama, şunu akılda tutmalıyız. Birçok eğitim iki insandan birisini işgücü piyasasında iş bulma konusunda daha şanslı hale getirir, toplam istihdamı ise artırmaz. Ali karşısında Veli veya Osama daha avantajlı hale gelir.
Teknolojik gelişim ve dijitalleşme de toplam istihdamı artırmaz, aksine toplamda istihdam ihtiyacını azaltır.
Yapıları gereği karlı büyümeyi esas almak zorunda olan şirketler de verimliliği teknolojjiyi daha iyi kullanarak gerçekleştirmeyi hedeflerler. Verimlilik dediğiniz aslında daha az insanla daha çok çıktı sağlamaktır; bir çok yerde kişi başına düşen ciro ile ölçülür. Şirketler daha az insanla daha çok iş yapmak isterler.
Yani her şirket ilave 1 kişi almaz. Mümkünse teknolojiyi kullanıp 1 kişi azaltır.
O halde sistemin doğal akışı işsizlik üretir.Yazıyı sonuca bağlamak için bir de bölüşüme göz atalım.
Hep örneklediğimiz gibi 26 ailenin serveti dünya nüfusunun yarısına eşit. Nüfusun yüzde 1’i üretilen gelirin yüzde 82’sine sahip. ABD’de bir tekstil CEO’sunun 4 günlük geliri , Asya’daki işçisinin ömür boyu gelirine eşit. Biz İngev’de Türkiye’nin durumu benzer şekilde detaylandırma çalışmalarına devam ediyoruz. Ama, TÜİK datası genel yapısı ile benzer bir bölüşüm dengesizliği içinde olduğumuza işaret ediyor zaten.
O halde bir büyük bölüşüm problemi var; dünyada ve Türkiye’de. Bu bölüşüm problemine dokunmadan, “hadi yatırım yapılsın” la istihdam meselesi çözülemeyecektir.
İki belirlememiz oluştu; büyük bir bölüşüm sorunu ve büyük bir isşizlik sorunu içindeyiz.
Buradan “kutunun dışında”bir öneri geliştirebiliriz; mevcut istihdam haftalık 45 saat olan yasal çalışma süresine dayanıyor. Haftalık çalışma süresini indirip, mesela 36 saat yapsak (aynı ücretlerle) , ortaya çıkacak açık için işveren bir ilave istihdam ihtiyacı duyacaktır. İstihdamda büyük adımı böyle attık işte.
Ama ya kaynak, ilave istihdam için kaynak nerede? İşte o da bölüşüme radikal müdahalede.
Kamu dahil bütün işverenlere çıkacak ek istihdam maliyeti bölüşümdeki radikal değişimlerle sağlanabilir. Yani dünya nüfusunun yüzde 1’I, servetin yüzde 82’sine değil,mesela yüzde 70’ine sahip olsa hayat kaliteleri çok mu kötü olur ?
Özel sektörde ve kamuda yönetici ücretlerine tavan getiren uygulamalar (New York borsasında böyle adımlar atılıyor), gelir ve kurumlar vergisindeki düzenlemeler ihtiyaç duyulan ek kaynakların yaratılmasına imkan verebilir.
Bu paradigma değişikliğinde uğraşılması gereken birçok teknik ve sosyal sorun çıkabilir. Ama “hadi yatırım yapılsın” dan ibaret bir temel bakış açısını hep birlikte tekrar etmektense, bazılarımızın da “outbox” düşünmeye başlaması iyi olmaz mı?