Fairmont Quasar Istanbul’un Pazarlama ve İletişim Direktörü Buket Oğuz oldu

Fairmont Quasar Istanbul’un Pazarlama ve İletişim Direktörü Buket Oğuz oldu

Konaklama sektöründe 23 yılı aşkın tecrübeye sahip Buket Oğuz, Fairmont markasının Türkiye’deki ilk oteli olan Fairmont Quasar Istanbul’a Pazarlama ve İletişim Direktörü olarak atandı.

Bilkent Üniversitesi Turizm ve Otel İşletmeciliği Bölümünden mezun olan Oğuz, profesyonel iş yaşamına 1996 yılında The Marmara İstanbul’da Halkla İlişkiler Temsilcisi olarak başladı. Bu otelde Halkla İlişkiler Müdürü pozisyonuna yükselen Buket Oğuz, 2001 yılında Hilton İstanbul’a geçiş yaparak Pazarlama ve Halkla İlişkiler Müdürü olarak çalıştı. Ardından Ceylan Inter-Continental Istanbul’da Pazarlama İletişimleri Müdürü olarak kariyerine devam etti.

2002 yılında Mövenpick Hotel Istanbul’un açılış ekibinde Halkla İlişkiler Müdür olarak görev alan Oğuz, 2010 – 2019 yılları arasında Türkiye’deki Mövenpick Otelleri’nin Pazarlama İletişimleri Direktörü olarak grubun dört otelinden sorumlu oldu. Ocak 2020’de Fairmont Quasar Istanbul’un Pazarlama ve İletişim Direktörü görevini üstlenen Buket Oğuz, otelin tüm pazarlama iletişimleri ve halkla ilişkiler faaliyetlerini yürütecek.

Gıda güvenliği için uluslararası buluşma

Gıda güvenliği için uluslararası buluşma

Gıda Güvenliği Derneği tarafından 4 – 5 Haziran 2020 tarihleri arasında 7.’si düzenlenecek olan Uluslararası Gıda Güvenliği Kongresi’ne kayıtlar başladı. Katılımcılar, İstanbul Grand Cevahir Hotel Convention Center’da gerçekleştirilecek olan 7. Uluslararası Gıda Güvenliği Kongresi’ne online kayıt yaptırabiliyorlar.

Ülkemizde gıda güvenliği bilincinin gelişmesi amacıyla 2004 yılından bu yana çalışmalar yapan Gıda Güvenliği Derneği tarafından düzenlenen ve gıda sektörünün tüm paydaşlarını bir araya getiren 7. Uluslararası Gıda Güvenliği Kongresi’nde birçok ulusal ve uluslararası uzman konuşmacı yer alacak. Bu yıl “Bugün ve gelecekte güvenli gıda” mottosuyla, 4 – 5 Haziran 2020 tarihlerinde İstanbul Grand Cevahir Hotel Convention Center’da gerçekleştirilecek olan 7. Uluslararası Gıda Güvenliği Kongresi’nde Tarım ve Orman Bakanlığı ve Uluslararası Gıda Koruma Birliği – IAFP’ın yanı sıra pek çok ulusal ve uluslararası destekçi kurum yer alacak.

Çalışma saatlerini azaltsak

Çalışma saatlerini azaltsak

İNGEV Başkanı

Vural Çakır

Türkiye’de işsizlik yüzde 14 düzeyinde; 4,6 milyon işsiz var ve her dört gençten birisi işsiz.

Acı rakamlar, kim ne kadar bu rakamların ardındaki kişi ve aile trajedilerini  hissedebiliyor bilmiyorum, yaşamadan hissetmek de zor.

Elbette bu rakamların ortaya çıkmasında yöneticilerin rolü vardır, ama bunlar yöneticileri eleştirmek için veri olsundan ibaret kalmamalı. Rakamlar üzerinden istatistik analizler çıkarmak da önemlidir ama bunlar analiz  olsundan öte anlam taşımalı.  Yani herkes biraz da “bana düşen nedir” diye de düşünebilmeli.

 

Başkalarının ne yapması gerektiği konusundaki iri laflardan önce.

Hepimize  biraz daha fazla sorumluluk yükleyen toplumsal sorunlar  bunlar.  Ancak, kissel sorumluluğun nerde ve nasıl yerine getirilebileceği konusunda cevap aramaktan çok  pratik faydası olmayan tartışmalarla zaman geçirdiğimiz de  bir gerçek.

Aslında  nereden, hangi siyasal ve sosyal  pozisyondan bakarsanız bakın, işsizlikle ilgili söylenen  çözüm formülü gelip aynı cümlelere takılıyor;  “İstihdam artırıcı yatırım yapılmalı, teknolojiye ve sanayileşmeye önem verilmeli, rant yaratma esaslı inşaatçılıktan vazgeçilmeli” gibi stratejik cümleler;  veya  her şirket 1 kişi istihdam etsin gibi pragmatik ve romantik öneriler.

 

Bir temel tespitten yola çıkmalıyız; işsizlik ülkeler arasında dönemsel seviye farkları olsa da bütün Dünya’da  var olan bir sorun. Ortadan hiçbir zaman kalkmıyor,sıfırlanmıyor. İçinde yaşadığımız sistemin alışılagelmiş manşet cümleleriyle de, yani yatırım yaparak da işsizlik ortadan kalkmıyor. Az veya çok işsizlik her yerde.

Kulakları çınlasın, son yılların en çok okunan yazarı  Harari İngev’in lansman konferansında teknolojik gelişmeler ve robotik devrimin çok büyük bir nüfusu  işsiz ve daha kötüsü gereksiz kılabileceğini söylemişti. Sistem onlara artık birer “value for money marketing “ hedefi  tüketiciler olarak bile ihtiyaç duymayacaktı.

Zaman zaman “eğitim verelim ve insanların iş bulma şanslarını artıralım” gibi önerilerle karşılaşıyorum Bunu birçok Suriyeli destek çalışmalarında da görmek mümkün,  “suriyelilere mesleki eğitim verelim ki iş bulsunlar” şeklinde. Elbette eğitimin kötüsü olmaz, zararı da bulunmaz. Hatta yararı da vardır.  Ama, şunu akılda tutmalıyız. Birçok eğitim iki insandan birisini işgücü piyasasında iş bulma konusunda daha şanslı hale getirir, toplam istihdamı ise artırmaz. Ali karşısında Veli veya Osama daha avantajlı hale gelir.

Teknolojik gelişim ve dijitalleşme de toplam istihdamı artırmaz, aksine toplamda istihdam ihtiyacını azaltır.

Yapıları gereği karlı büyümeyi esas almak zorunda olan şirketler de verimliliği teknolojjiyi daha iyi kullanarak gerçekleştirmeyi hedeflerler.   Verimlilik dediğiniz  aslında daha az insanla daha çok çıktı sağlamaktır; bir çok yerde kişi başına düşen ciro ile ölçülür. Şirketler daha az insanla daha çok iş yapmak isterler.

Yani her şirket ilave 1 kişi almaz. Mümkünse  teknolojiyi kullanıp 1 kişi azaltır.

 

O halde sistemin  doğal akışı işsizlik üretir.Yazıyı sonuca bağlamak için bir de bölüşüme göz atalım.

 

Hep örneklediğimiz  gibi 26 ailenin serveti dünya nüfusunun yarısına eşit. Nüfusun yüzde 1’i üretilen gelirin yüzde 82’sine sahip. ABD’de bir tekstil CEO’sunun 4 günlük geliri , Asya’daki işçisinin ömür boyu gelirine eşit. Biz İngev’de Türkiye’nin durumu benzer şekilde detaylandırma çalışmalarına devam ediyoruz.  Ama, TÜİK datası genel yapısı ile benzer bir bölüşüm dengesizliği içinde olduğumuza işaret ediyor zaten.

 

O halde bir büyük bölüşüm problemi var; dünyada ve Türkiye’de. Bu bölüşüm problemine dokunmadan, “hadi yatırım yapılsın” la istihdam meselesi çözülemeyecektir.

İki belirlememiz oluştu; büyük bir bölüşüm sorunu ve büyük bir isşizlik sorunu içindeyiz.

Buradan “kutunun dışında”bir  öneri geliştirebiliriz; mevcut istihdam haftalık 45 saat olan yasal çalışma süresine dayanıyor. Haftalık çalışma süresini indirip, mesela 36 saat yapsak (aynı ücretlerle) , ortaya çıkacak açık için işveren bir ilave istihdam ihtiyacı duyacaktır.  İstihdamda büyük adımı böyle attık işte.

Ama ya kaynak, ilave istihdam için kaynak nerede? İşte o da bölüşüme radikal müdahalede.

 

Kamu dahil bütün işverenlere çıkacak ek istihdam maliyeti bölüşümdeki  radikal değişimlerle sağlanabilir.  Yani dünya nüfusunun yüzde 1’I, servetin yüzde 82’sine değil,mesela yüzde 70’ine  sahip olsa hayat kaliteleri çok mu kötü olur ?

Özel sektörde  ve kamuda yönetici ücretlerine tavan getiren uygulamalar (New York borsasında böyle adımlar atılıyor),  gelir ve kurumlar vergisindeki  düzenlemeler ihtiyaç duyulan ek kaynakların yaratılmasına imkan verebilir.

Bu paradigma değişikliğinde  uğraşılması gereken birçok teknik ve sosyal sorun çıkabilir. Ama “hadi yatırım yapılsın” dan ibaret bir temel bakış açısını hep birlikte tekrar etmektense, bazılarımızın da “outbox” düşünmeye başlaması iyi olmaz mı?

 

Başarılı Olmak İçin Kadınlar Zeki ve Özgüvenli, Erkekler Geniş Çevreye Sahip Olmalı…

Başarılı Olmak İçin Kadınlar Zeki ve Özgüvenli, Erkekler Geniş Çevreye Sahip Olmalı…

King’s College London tarafından ilki 13 Kasım’da düzenlenen World Questions adlı etkinlikler zincirini desteklemek üzere bir araştırma gerçekleştirildi. Bu araştırma ile kadın-erkek eşitliği konusundaki artılar ve eksiler global kamuoyu nezdinde masaya yatırıldı.

Kadın Liderliği Global Enstitüsü, Politika Enstitüsü ve Ipsos MORI işbirliğinde 28 ülkeden 20 bin bireyle gerçekleştirilen bu araştırma ile; Kadın-erkek eşitliğinin mevcut durumu, kadınların ve erkeklerin hayatta öne çıkmaları için önemli olan unsurlar, toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlamadaki engeller ve bunların müsebbibleri, bu konudaki olumlu gelişmeler ve gelecekte ne gibi aksiyonlar alınması gerektiği konuları detaylarıyla irdelenmiş oldu.

 

Araştırmamıza göre ülkelerinde cinsiyet eşitliğine erişildiğini düşünen erkeklerin oranı global ortalamada %18, bu konuda kadınların sadece %9’u hem fikir.

Kadınların hayatta öne çıkmasında erkeklere kıyasla öne çıkan önemli unsurların başında zeka geliyor (%28) bunu ikinci sırada kendine güvenmek (%26) ve üçüncü sırada ise hiçbir zaman pes etmemek (%25) izliyor.

 

Erkeklerin hayatta öne çıkmaları için kadınlardan farklı olarak en önemli unsurların başında bağlantılara sahip olmak (%22) geliyor. Geniş bir çevreye sahip olan erkeklerin hayatta öne çıkabilecekleri düşünülürken kadınlarda ise bu özellik erkeklere kıyasla önemli bir unsur olarak görülmüyor. Global kamuoyu aynı zamanda erkeklerin politik bağlantılarının olmasının da hayatta öne çıkmaları için önemli olduğunu düşünüyor ve yine kadınlarda başarılı olmaları için bu unsur erkeklere kıyasla çok da önemli gözükmüyor.

 

Araştırmaya Türkiye’den katılan bireyler de kadınların hayatta öne çıkmaları için yukarıda belirtilen ilk 3 unsurun önemli olduğunu düşünüyor. Fakat, Özgüvenli Olmak (%31) ilk sırada belirtiliyor. Türkiye’de kadınların başarısı için Özgüven önemli bir unsur olarak görülüyor. Erkeklerin Türkiye’de hayatta öne çıkmaları için gerekli en önemli 3 unsurun başında Politik Bağlantılara Sahip Olmak (%32) geliyor, bunu Çok Çalışmak (%29) ve bağlantılara sahip olmak (%28) izliyor.

Araştırma kapsamında cinsiyet eşitliğine ulaşmaya engel olan faktörlerin de kamuoyu tarafından değerlendirilmesi istendi. Buna göre global kamuoyu kadın-erkek eşitliğine ulaşmayı engelleyen faktörlerde faturanın büyüğünü işverene kesiyor. Global kamuoyu cinsiyet eşitliğini engelleyen önemli üç faktörü şu şekilde sıralıyor: işverenlerin ücret eşitsizliğine kayıtsız kalması (%22), işverenlerin çalışma ve aile hayatı dengesini sağlamak için kadınlara yardımcı olmaması (%21) ve işverenlerin kadınları üst düzey pozisyonlara getirmemesi (%18). Araştırmaya Türkiye’den katılan bireyler ise kadın-erkek eşitliğine ulaşmayı engelleyen en önemli üç faktörü şöyle sıraladı: Hükümetin eşitliği ön plana çıkarmaması (%32), Cinsiyet eşitliğine ulaşmada erkeklerin yardımcı olmaması (%28) ve Polisin kadına yönelik şiddeti yeterince ciddiye almaması (%25).

 

Cinsiyet eşitliğine ulaşmadaki engeller kadar başarılar da araştırma kapsamında değerlendirildi. Son 25 yılda kadın-erkek eşitliği konusunda atılan en önemli adımları global kamuoyu şu şekilde sıralıyor: Hükümet ve politikada kadınların temsili (%35), Kadınların eğitime eşit erişim sağlaması (%32) ve iş hayatında kadının üst düzey görevler alması (%30).

 

Araştırmaya Türkiye’den katılan bireylerde cinsiyet eşitliği konusundaki en önemli 3 pozitif gelişmeyi hemen hemen benzer şekilde sıralıyor. Sadece, iş hayatında kadının üst düzey görevler almasını ilk sırada belirtiyorlar (%35).

Ve gelecek 25 yıla baktığımızda, cinsiyet eşitliğine ulaşmak için üzerinde durulması gereken en önemli konular global kamuoyu tarafından şu şekilde sıralanıyor: Kadınların hükümet ve politikada temsil edilmesi (%39), Kadınların iş hayatında üst düzey pozisyonlara gelmesi (%36) ve Kadınların CEO-Yönetim kurulu görevlerine getirilmesi (%32).

 

Araştırmaya Türkiye’den bireyler ise cinsiyet eşitliğine ulaşmak için gelecek 25 yılda üzerinde durulması gereken en önemli iki konu global kamuoyu ile aynı: Kadınların hükümet ve politikada temsil edilmesi (%46), Kadınların iş hayatında üst düzey pozisyonlara gelmesi (%39). Fakat cinsiyet eşitliğine ulaşmada odaklanılması gerektiği düşünülen üçüncü en önemli konu, global ortalamadan farklı olarak, Medyada kadının temsil edilmesi (%35) olarak belirtiliyor. Bu veriden hareketle günümüz medyasında erkek egemen bir algının olduğu ve bunun kadınların lehine çekilmesi gerektiği söylenebilir.

 

Kempinski “Lady in Red” 10. Yılını Kutluyor

Kempinski “Lady in Red” 10. Yılını Kutluyor

Kempinski Otelleri tarafından tam on yıl önce hayata geçirilen kültürel empatiye sahip, misafir bilgisine ve her bir misafirin ihtiyaçlarını anlamaya dayalı marka simgelerinden biri olan “Lady in Red’’in onuncu yılı dünyadaki tüm Kempinski otellerinde çeşitli aktivitelerle kutlanıyor.

Lady in Red ekibi bulundukları her bir otelin ve kültürün geleneklerini yansıtmalarının yanı sıra içinde bulundukları özel dikim zarif kırmızı kıyafetlerle otellere muhteşem bir şıklık katıyor.

Ipsos’un Türkiye Barometresi açıklandı

Ipsos’un Türkiye Barometresi açıklandı

—-Kamuoyu Memnuniyet ve Beklenti Düzeyi 2019 Başına Kıyasla Daha Düşük…

—-Kamuoyunun ülkenin genel durumundan memnuniyeti ve yakın gelecekteki öngörüsü nasıl?

—-Türkiye’nin en önemli sorunu nedir?

—–Kadına Yönelik şiddet konusunda kamuoyu ne söylüyor?

—–Vatandaşın 2020’den Ekonomik, Sosyal ve Demokratik beklentileri neler?

—–Türkiye ve Dünyanın çeşitli konulardaki 2020 Tahminleri neler?

Ipsos’un her yeni yıla başlarken tekrarladığı, gelen yılın iklimi konusunda bilgi vermeyi amaçlayan ve Ipsos’un müşterilerine yeni yıl armağanı olan Türkiye Barometresi Araştırması Yeni Yıl Raporu Ipsos Youtube hesabında canlı yayında ilk kez açıklandı.

Kamuoyunun 2019 değerlendirmeleri ve 2020 Beklentilerine dair çarpıcı sonuçların ortaya çıktığı rapor; uzman konuklar Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan, Gazeteci Yazar Şeref Oğuz, Prof. Dr. Nilüfer Narlı ve Ipsos’un Türkiye CEO’su Sidar Gedik eşliğinde verilerle ele alındı.

Türkiye Barometresi Yeni Yıl Raporunu değerlendiren Sidar Gedik: “İnsanlarımız gerek ülke ekonomisinin gerekse kişisel ekonomik durumunun daha iyiye gideceğini düşünmüyor, büyük bir çoğunluk durumun kısa vadede değişmeyeceğine inanıyor. Özellikle kişisel ekonomik durum söz konusu olduğunda daha iyiye gidecek diyenlerin oranı %12’den %8’e gerilerken, daha kötüye gidecek diyenlerin oranı %31’den %33’e yükselmiş durumda. İşsizliğin artacağını düşünenlerin oranı ise son 2 yılda %41 iken şimdi %54. Genel olarak bir kötümserlik hakim… Öte yandan; her ne kadar ülke içindeki tüketim büyümesi ve vatandaşın ruh hali olumlu sinyal vermese de ekonominin önemli aktörleri olan şirketler sakin bir şekilde bu dönemi en doğru hamleler ile atlatma çalışması içindeler. Kriz dönemlerinde pazarlama yatırımlarının hız kesmemiş olmasının bir olgunluk işareti olduğuna inanıyorum. “Krizde reklam ve araştırma yatırımları durur” ezberi en azından 2019 yılı için bozuldu diyebilirim. Araştırmalarını yaptığımız tüm bu yeni pazarlarda veriye dayalı olarak alınmış bilinçli aksiyonlar fırtına geride kaldığında elimizde önemli bir kazanç olarak kalacak.”

Türkiye Barometresi Araştırmasına göre 2018 ikinci yarısından beri ülkenin şu anki durumundan memnun olanların oranı %30 civarında seyrederken 2019 yılının sonu itibarı ile %24’e gerilemiş durumda.

 

2019 yılında da Ekonomi hayatımızdaki en önemli sorun oldu.

Türkiye’deki en önemli sorun kamuoyu nabzında “Ekonomi” olarak kendini gösterdi. Vatandaşların nabzını tutan Türkiye Barometresi Yeni Yıl Raporu’na göre; 2019 fiyat artışlarının etkisinin yaşandığı bir yıl oldu. Türkiye’nin En Önemli Sorunu Ekonomi diyenlerin oranı %58, Terör diyenler %18, Eğitim diyenler %9, Kürt sorunu diyenlerin oranı %2 oldu.

Hanelerdeki Tüketim Ciro Olarak Büyüdü

Türkiye Barometresi Yeni Yıl Raporu kapsamında Ipsos Hane Tüketim Paneli’nden yıllık sonuçlara da yer verildi. Buna göre hanelerdeki hızlı tüketim ürünleri harcamaları ciro olarak %25,6 büyüdü, bu büyümenin %17,1’i fiyat artışları, %1,6’sı nüfus artışından; %6,5’lik bir kısım ise satın alım sıklığının ve alışveriş başına harcamanın artmasından kaynaklandı.

Hane içi harcama dinamiklerine bakıldığında hanelerin son 3 senedir satın alımlarının indirim marketlerine kaydığı görüldü.

 

Ipsos’un yıl boyunca belirli aralıklarla gerçekleştirdiği Türkiye Barometresi Raporlarında ilgili dönemlere dönük gündem maddelerine dair kamuoyu değerlendirmelerine de ulaşılabiliyor. Yıl boyunca ölçümlenen gündem maddelerinden bazılarına Türkiye Barometresi Yeni Yıl Raporu’nda da yer verildi. Yerel Seçimler, Barış Pınarı Harekatı, S400’ler, Tanzim Satışlar, Yeni  Eğitim Öğretim Çalışma Takvimi ve Video Yardımcı Hakem Sistemi (VAR), Toplumsal cinsiyet eşitliği ve kadına yönelik şiddet konularında kamuoyunun değerlendirmeleri de Türkiye Barometresi Yeni Yıl Raporu’nda yer buldu.

Ipsos Türkiye Barometresi Yeni Yıl Raporu kapsamında; vatandaşların, ülkenin ve kendilerinin ekonomilerine yönelik beklentileri de soruldu.

2020’ye girerken Türkiye ekonomisinin daha iyiye veya kötüye gideceğine dair beklentiler düşerken, ekonominin gidişatının aynı kalacağına dair beklentilerin yükseldiği görüldü. Özellikle kişisel ekonomik durum söz konusu olduğunda daha iyiye gidecek diyenlerin oranı %12’den %8’e gerilerken, daha kötüye gidecek diyenlerin oranı %31’den %33’e yükselmiş durumda.

Ekonomik Beklentiler kapsamında Ekonomik Refah Düzeyi, Asgari Ücret, İşsizlik konularında da beklentiler soruldu. Buna göre ekonomik refah düzeyinin artacağına dair beklenti bir önceki yılla aynı kalarak %16 olarak belirtildi. İşsizliğin artacağına dair beklenti ise önceki yıllara oranla daha yükseldi.

YOUTUBE IPSOS TÜRKİYE kanalından izleyebilirsiniz

 

Sevgililer gününe özel lezzetler

Sevgililer gününe özel lezzetler

Divan Pastaneleri, aşkını kutlamak isteyen misafirler için birbirinden lezzetli ve özel ürünler hazırladı. Enfes bitter çikolatalı kalp şeklinde pastanın yanı sıra birbirinden lezzetli pralin çikolataların yer aldığı özel tasarım kutuları ve herkesin aşkını coşkuyla anlatması için eğlenceli bir yol sunan Sonsuz Aşk Sürpriz Oyunu ile 14 Şubat’ı çiftler için ölümsüzleştirmeye hazırlanıyor. Sevgililer Günü’ne özel hazırlanan bu koleksiyona tüm Divan Pastaneleri’ni ziyaret ederek veya divanpastaneleri.com.tr adresinden tek tık ile ulaşmak mümkün.

 

 

Helmut Sachers Roastery İstanbul’da

Helmut Sachers Roastery İstanbul’da

Viyana kahve kültürünün önde gelen temsilcisi Helmut Sachers, kahve, çay ve “smart-dining” lezzetlerini İstanbul’da “Helmut Sachers Roastery”de bir araya getirmeye hazırlanıyor. İstanbul, Kanyon’da Kat: 1’de müşterileriyle buluşmaya hazırlanan “Helmut Sachers Roastery” 900 metrekarelik özel alanında, “deneyim” ve “şeffaflık” ilkeleri baz alınarak kendine özel mimarisi ile kurgulandı.

Roastery, başta kahve olmak üzere hayatın her anını ve ona ait lezzet alanlarını sahipleniyor. Kahve, çay ve İtalyan Şef Matteo Bertuletti öncülüğündeki smart-dining bistro alanı ile birbirini tamamlayan tüm lezzetleri bir araya getirecek Roastery, ayrıca özel pastanesi, Butterfly butik çikolata standı ve beraberinde workshop alanı ile ziyaretçilerine 360 derece bir deneyim sunmaya hazırlanıyor.

Türkiye’de yaklaşık 2 buçuk yıldır HORECA (Hotel, Restoran, Cafe) kanalından ulaşan Helmut Sachers Türkiye CEO’su Mehmet Çolak konuyla ilgili “Türkiye’yi ve özellikle İstanbul’u seçmemizin iki nedeni var. Biri markanın İstanbul’la olan duygusal bağlarından ötürü. 1929’da ilk çekirdekleri kavrulan kahveler Viyana’ya İstanbul’dan gelen kahveler”dedi.

 

Eti Browni Intense hikayesi

Eti Browni Intense hikayesi

Eti Browni Intense’in “keyif ve haz dolu Intense yeme anları”nı resmettiği yeni reklam filminde ünlü oyuncu Ezgi Mola oynuyor.

Ezgi Mola’yı bu kez rüyasında haz ve keyif dolu Intense yeme anlarında görüyoruz. Intense kriziyle rüyasından uyanan güzel oyuncu, otel odasında Intense’i nereden bulacağını düşünürken çaresizce bahçeye çıkıyor ve sabahlığının cebinde bulduğu Intense ile rüya gibi dakikalara tekrar adım atıyor. Ezgi Mola, çekici ama bir o kadar da içten oyunculuğu ile yine dikkatleri üzerine çekiyor.

Yönetmen Ozan Açıktan’ın gözünden Intense Kadını’nın “keyif dolu Intense anları”nı yansıtan filmin yaratıcı sürecinde ise Propaganda yer alıyor.

Hilton Doha The Pearl Residences Katar’da kapılarını açtı

Hilton Doha The Pearl Residences Katar’da kapılarını açtı

Modern mimariyle tasarlanan Hilton The Pearl, Katar’ın başkenti Doha’da açıldı.

Misafirlere sunduğu kısa ve uzun dönem konaklama olanakları, Hilton tarafından geliştirilen özel konsept restoranları, tatil ve iş seyahatleri için sunduğu imkanlar ile dikkat çeken otelin Türk misafirler için de önemli bir destinasyon haline gelmesi bekleniyor.

Kuveyt destekli First Qatar Gayrimenkul Geliştirme Şirketi’nin yatırımcısı olduğu Hilton the Pearl, ülkedeki en büyük Hilton oteli ünvanını taşıyor.

Havalimanı’na sadece 30 dakika

Dünya standartlarında inşa edilen 38 katlı otel tesisi, Hamad Uluslararası Havalimanı’na sadece 30 dakika uzaklıkta ve Pearl adasının girişinde yer alıyor. Hilton Honors üyesi misafirlerin anahtarsız dijital erişime sahip olduğu akıllı tesiste, özel tasarımlı mobilyalarla döşenmiş 414 adet oda seçeneği bulunuyor. Hilton tarafından geliştirilen restoran konseptlerinin yanı sıra ısı kontrollü açık yüzme havuzu ve çocuk kulübü de bulunan tesis çok yakında özel plaji ile de hizmet verecek. Ayrıca misafirler Elemis&Sothys Spa ürünlerinin kullanıldığı Eforea Spa ve Sağlık Kulübü ile 24 saat açık fitness salonları, Business Center ile yüksek teknolojiyle tasarlanmış 6 toplantı odasından yararlanabiliyor.

 

Eşsiz deniz ve şehir manzarası

Oteldeki stüdyo odaları, 1-2-3 yatak odalı suite ve rezidanslar ile dubleks dairelerde ev konforu modern mutfaklar, kanepeli oturma odaları ile her yatak odasına özel banyolar ile sağlanmış. Rezidansın odalarındaki deniz manzaralı balkonlardan Pearl adasının ve Körfez manzaralarının tadını çıkarmak mümkün.

 

Dünya mutfakları elinizin altında

Hilton the Pearl`un yenilikçi tatlarla dolu restoran seçenekleri arasında uluslararası yemek menülerini sunan `The Kitchen`, Gastro Pub klasikleri ile yaratıcı kokteyller sunan Mulberry Tavern ve ünlü Lübnanlı MasterChef Joe Barza tarafından hazırlanan yenilikçi menüsü ile dikkat çeken Lübnan restoranı `Levantine` bulunuyor. Açık havuz başındaki La Pergola Bar ise tüm yıl boyunca hizmet verecek.