Gözde tatil rotası Budva

Gözde tatil rotası Budva

Türk turistlere tanıdığı vizesiz seyahat imkânı, hava yolu ile kolay ulaşılabilir olması ve yakınlığı ile oldukça cazip hale gelerek Adriyatik sahillerinin en güzel yaz tatili şehirleri arasındaki yerini alan Budva, ziyaretçilerine hem doğal güzelliği hem eğlenceyi bir arada sunuyor. Gazella Turizm’in yurt dışı toptancı paket tur markası BinRota’nın hazırladığı Budva Tatil Turları, deniz-kum-güneş konseptinde tatil yapmak isteyenlere cazip alternatifler sunuyor.

2500 yıllık geçmişiyle Adriyatik’in en eski yerleşim yerlerinden biri olan Budva, son yılların en gözde tatil merkezleri arasında yerini aldı. 2006 yılında yapılan halk oylamasıyla Yugoslavya’dan bağımsızlığını ilan eden Montenegro’nun en gözde şehri Budva, surların içine kurulmuş bir kıyı şehri. 21 Mayıs 2018 itibarıyla Türk Hava Yolları tarifeli uçuşları ile başlayacak tatil paketleri Türk turistlere vizesiz seyahat imkânı sunuyor.

 

 

Kayıp omayan kayıp şehir Aphrodisias

Türkiye anlatırken her zaman şu cümleyi kullanıyoruz, “Türkiye bir açık hava müzesi” evet kesinlikle bir açık hava müzesi…  Kazmayı her vurduğunuz yerden tarih fışkırıyor. Yıllarca bir çok medeniyete ev sahipliği yapan ülkemizde, hala keşfedilmemiş bir çok tarih kalıntılar mevcut.  Bunlardan biride Geyre beldesinde bulunan Aphrodisias, kayıp olmayan kayıp bir şehir…

Nasıl keşfedildi;

1964 yılında baraj fotoğraf çekmek için Ege bölgesine giden Ara Gürel, şöforun yanlış yola girmesi ile keşfedilen bir tarihi şehir. Şehir esasında kayıp değildir. Köylüler tarihi eserler ile iç içe yaşıyor, kadınlar lahitlerin içinde üzüm şırası yapıyor, erkekler tarihi eserleri ev eşyası olarak kulanıyor. Aphrodisias şehrin tarihdeki değerinin farkında olmayan köylülerle karşılaşan Ara Gürel şehri fotoğralıyor ve Time dergisine kadar uzanan bir öykü başlıyor.  Amerika’dan gelen arkeologlar Geyre’de araştırma yapmaya başladıklarında, gözlerine inanamazlar . Burası binlerce yıl önce kaybolan o mükemmel antik çağ başkenti Afrodisias’tır.

 

Afrodisias tarihçesi;
Bir zamanlar adını ünlü Tanrıça Afrodit’ den alan bu şehir, kutsal bir ibadet yeri olduğu kadar, bir kültür merkezi olarak da alimlerin ve öğrencilerin uğrak yeri olmuş, Hellenistik döneme damgasını vurmuştu. Muhteşem iklimi ve bugünkü ziyaretçileri için de en büyük önemi taşıyan mermeri ile ünlüydü. Kurulan heykeltraşlık okulu sayesinde 600 yıldan uzun bir süre, var olan en önemli heykeltraşlık merkezi olarak tanındı. Ta ki müthiş bir deprem şehrin refahını ve varlığını ebediyete dek sonlandırana kadar… Afrodisias antik şehrinde 8.000 kişilik tiyatro, Akdeniz’ in en iyi korunmuş antik stadyumu bulunmakta. Afrodisias antik kenti, Yunan ve Roma dönemine ait arkeolojik sitlerin en önemlilerinden biridir. Ege Bölgesinin Menderes Vadisinde bulunan kent, Aydın ili, Karacasu ilçesi, Geyre Belediyesi sınırları içinde yer almakta ve 520 hektarlık bir alana yayılmaktadır.

Hala kazıları devam edilen Afrodisias antik şehri Geyre Vakfı çatısı altında hem finase ediliyor hemde korunuyor.

Tanrıların şehri Atina

Atina, Yunanistan’ın başkenti ve yaklaşık 4 milyon kişilik nüfusuyla en büyük şehridir. Eski Yunan medeniyetinin de merkeziydi. Etrafı tepelerle çevrilidir ve yalnız batı kısmı açıktır. Limanı olan Pire’ye 7 kilometre uzaklıktadır. Şehrin ismi, koruyucusu olduğuna inanılan Athena’dan gelmektedir. Atina’ya gittiğinizde sanki yabancı bir ülkeyi değil de, Türkiye’nin batı kıyılarında bir şehri ziyaret ediyormuş gibi bir hisse kapılabilirsiniz. Zira iki halkın yüzyıllar süren birlikte yaşamışlığı karşılıklı birçok kültür alışverişine yol açmıştır ve insanların davranışlarından tutun, mutfak kültürü ve yemeklere kadar bir sürü benzerlikler vardır. Atina’ya ulaştığınızda ilk yapmanız gereken tabi ki Akropolis’i ziyaret etmek olmalıdır. Plaka caddesini takip ederek ulaşacağınız Akropolis’e giderken mevsime uygun ve rahat bir ayakkabı giymeyi unutmayın. Parthenon tapınağının da yer alığı tepede konumlanmış olan Akropolis size tarihi dokusunun yanında, eşsiz bir Atina manzarası da sunacaktır. Akropolis gezisinin yorgunluğunu Plaka caddesinde yer alan restoranların birinde yemek yiyerek ya da kafelerin birinde kahve içerek giderebilirsiniz. Daha önce de belirttiğim gibi Yunan mutfağında alışık olduğumuz birçok yemek bulunmakta, hatta bazılarının isimleri bile neredeyse aynı (Cacık-Cacıki gibiJ ). Hatta Yunan Kahvesi demeyi göze almanız durumunda, Türk Kahvesi bile içebilirsiniz çünkü onlar 1970’lerde yaptıkları bir isim değişikliğiyle Türk Kahvesini, Yunan Kahvesi olarak adlandırmışlar.. En azından Türk Kahvesi severler için orada da içebilmek güzel. Plaka Caddesi’nin ardından, Ulusal Arkeoloji Müzesi’ne gidebilirsiniz. Yunanistan’ın dört bir yanından çıkarılmış olan ve tarih öncesi dönemlerden, geç antik çağa kadar uzanan oldukça zengin bir koleksiyona sahip olan Ulusal Arkeoloji Müzesi, dünyada kendi alanındaki en büyük ve en iyi müzelerden biri olarak biliniyor. Ulusal Arkeoloji Müzesi özelllikle tarih tutkunlarının mutlaka uğraması gereken bir yer.. Ünlü Parlamento Binası ise, şehrin en merkezi ve aynı zamanda en hareketli meydanlarından birisi olan Syntagma (Anayasa) Meydanı’nda yer alıyor. Geleneksel kıyafetleri içindeki Yunan askerlerinin, Parlamento Binası’nda bulunan Meçhul Asker Anıtı’nın önünde bacaklarını 90 derece havaya kaldırarak yaptıkları nöbet değişimi turistlerden büyük ilgi görüyor. Türkiye’den giden Rumların yoğun olarak yaşadığı Faliro bölgesine giderseniz de kendinizi tamamıyla Türkiye’de sanabilirsiniz. Çünkü doğdukları toprakları terk etmek zorunda kalmış olan Rumlar, yeni evlerine adapte olmak yerine orayı evlerine benzetmeye çalışmışlar ve Rio, Riviera ya da Sabuncakis olarak adlandırdıkları şarküterilerde, restoranlarda ve pastanelerde bu geleneği yaşatmışlar. O kadar ki, Atina’nın başka mahallelerinde yaşayan İstanbullu Rumlar Faliro’yu (şakayla karışık) “İstanbulistan” isimli bir getto olarak tanımlarlar.

Atina’ya gittiğiniz mutlaka uğramanız gereken başka bir mekan ise Kolonaki’dir. İstanbul’da Nişantaşı neyse, Atina’da da Kolonaki öyledir. Kentin havalı mahallesi lüks butikleri, şık restoranları ve sayısız kafesiyle şehrin en varlıklı insanlarının tercih ettiği bir yerdir. Siz de tıpkı Atinalılar gibi önce Kolonaki sokaklarında biraz yürüyüş yapabilir, ardından çılgınca alışveriş yapabilir ve yeterince yorulduktan sonra da en popüler kafelerden olan De Capo’da bir kahve molası verebilirsiniz.

Atina’ya gitmişken mutlaka görmeniz gereken yerleri bir liste haline getirmemi isterseniz de;

1. Partheno 2. Plaka 3. Ulusal Arkeoloji Müzesi 4. Parlamento Binası 5. Kolonaki 6. Herodes Atticus Odeonu 7. Agia İrini Meydanı 8. Antik Agora 9. Monastiraki 10. Lykavittos Tepesi şeklinde sıralandırabilirim.

Atina’ya Türkiye’den gitmenin birçok farklı yolu olsa da en pratiği ve kolayı tabiki hava yoludur. THY, Pegasus, Aegean ve Olympic Havayollarının karşılıklık seferleri vardır. Ayrıca İstanbul ve İzmir’den Atina’nın limanı Pire’ye gemi ile de seyahat edebilirsiniz.

Ferhat Kaan Şahin

Fulya Nayman; “BİR KIŞ RÜYASI LAPONYA”

“Gezmek yaşamaktır” demiş ünlü yazar Hans Christian Andersen. Bu benim hayat mottom olmuştur. Küçük yaşlardan beri önce ülkemi, sonra şartlar geliştikçe dünyayı gezmeye başladım. Farklı kültürleri görmek değişik deneyimler yaşamak bana çok iyi geliyor, hayatımı anlamlı kılıyor.

Laponya macerası da tam bu özellikleri taşıyan farklı aktiviteli, aynı zamanda karın getirdiği romantik duyguları fazlaca pekiştiren bir destinasyon olarak uzun zamandır planlarımdaydı. Sevgili dostum ünlü rehber, seyahat yazarı ve tarihçi Saffet Emre Tonguç’un geziyi yaptığını duyunca zaten otomatik olarak yola koyuldum. “Gezinin Elli Tonu”nun düzenlendiği 26 kişilik grubumuzda önce Finlandiya’nın başkenti Helsinki’ye doğru yola çıktık. Üç saatlik bir uçuşun ardından havaalanındaki birkaç saatlik beklemenin sonunda Laponya’nın başkenti Rovaniemi’ye hareket ettik. Yaklaşık 1 saat 20 dakikalık yolculuk sonucu hayallerimin gezisi artık başlıyordu. Eşimin işi gereği yıllarca Sibirya’nın çeşitli şehirlerinde yaşadığım için soğuk iklime alışığımdır ve kar benim için apayrı duygular taşır. Rovaniemi tam da bu duyguları doyasıya yaşayabileceğiniz rüya gibi bir şehir.

Laponya aslında bir ülkeye değil bölgeye verilen isimdir. Finlandiya ve İsveç’in kuzeyindeki ortak bölgeyi kapsar. İsveçliler “Lapland” Finler ise “Lappi” adını vermişlerdir bölgeye. Bölgede yaşayan yerli halk “Sami”lerdir. Bu ırk İsveç Norveç, Finlandiya ve Rusya’nın kuzey bölgelerinde yaşar. Biz bu gezi de Finlandiya’nın Laponya’sını geziyoruz.

Otele yerleşmeden önce, bu 4 gün süresince yapacağımız aktivitelerde giyeceğimiz özel giysilerimizi alıyoruz. -28’lerde olan soğuğa bu giysiler sayesinde kolayca ayak uyduracağız. Kalacağımız otel dünyanın sadece bu bölgelerinde görülebilen türden “İgloo” otel denilen, etrafı ve tavanı camdan yapılmış bir oda. Yattığınız yerden kuzey ışıklarını yani “Aurora Borealis”i görmeniz için tasarlanmış. Hatta öyle ki bu ışıklar gece çıkar da kaçırırsanız diye alarm bile koymuşlar. Ama ne yazık ki görmek kısmet olmadı. Sabah lapa lapa yağan karın sizi uyandırdığı masalsı dünyaya hoş geldiğinizi görüyorsunuz. Benim gibi kar sevdalısı iseniz, duygularınızı anlatmak mümkün olamaz. Kutup çizgisinin tam üzerinde bulunan “Santa Claus Village”e yürüyerek 15 dakikada ulaşıyorsunuz. Noel Baba’nın burada doğduğu ve yaşadığı kabul edilen köyde size masalları aratmayacak bir ortam hazırlamışlar. Etrafta onlarca hediyelik eşya mağazası var. En ilginci ise buradaki postaneden sevdiklerinize, gelecek yıl ellerine geçmek üzere Noel kartları atabiliyorsunuz. Noel Baba ile fotoğraf çektirmek için ise biraz sıra beklemeniz gerekiyor ama değdiğini içeriye girince görüyorsunuz. Hayatınız boyunca resimlerini gördüğünüz Noel Baba karşınızda duruyor. Bu kadar mı sahici mi olur! Daha önce Rusya’da defalarca kutup çizgisi üzerinde fotoğrafım olmuştu ama buradaki kadar romantiğini hiç hatırlamıyorum. Ben mi acaba çok etkilendim diye düşünüyorum ama bakıyorum grupta herkes mutlu…

Sonra yine otobüsümüzle 3 gece kalacağımız Rovaniemi merkezdeki otelimize yola çıkıyor ve yerleşmeden önce Kuzey Finlandiya’nın kültür ve tarihini görebileceğiniz Arktikum Müzesi’ni ziyaret ediyoruz. Şehri biraz keşfedip, ki 1 saat bile sürmüyor, akşam yemeği için en popüler “Nelli” isimli restorana gidiyoruz. Yemek sonrası hepimizin heyecanla beklediği “Kuzey Işıkları Safarisi” için otobüsle 15-20 dakika bir yol alıp “Aurora Borealis”i görmeyi umduğumuz kamp yerine varıyoruz. Burada en az iki saat kalıp kamp ateşi etrafında ışıkları görmeyi bekliyoruz. Ama maalesef göremiyoruz hava bulutlu, açık değil.

Ertesi gün sabah yine otobüsümüzle bir buçuk saat uzaklıktaki liman kenti “Kemi”ye hareket ediyoruz. Kuzey Bothnia Körfezi’nde buzlar arasında “Sampo” buzkıran gemisi ile buluşuyoruz. Bu deneyim hep hayal ettiğim bir şeydi. Gemi buzları kıra kıra yol alırken biz restoranda lezzetli yemeklerimizi yiyip sevgili Saffet’in keyifli sohbetini dinliyoruz. Avrupa’nın en büyük buzlu alanında birazdan yaşayacağımız maceranın heyecanı içinde hızla yol alıyoruz. Uçsuz bucaksız buz denizini kırıp geçerken çıkan sesleri dinlemek bambaşka bir duygu. Belli bir uzaklığa giden gemi duruyor ve bizler için buzda açılan oldukça büyük, adeta bir havuzu andıran denize girme hazırlığı başlıyor. Gemi personeli size özel giysileri giydiriyor ve suya bırakıyor. Bu giysilerin malzemesi sayesinde -30 derece suda hiç etkilenmeden yüzebiliyorsunuz. Tabii buna yüzmek demek biraz komik olur ama ömrünüzce hiç unutamayacağınız bir deneyim. Hava -28’lerde ama hepimizde bir enerji bir heyecan…Unutulmaz anlardan sonra gemi tekrar sizi aldığı yere geri götürüyor. Akşam ise bambaşka bir tecrübe daha yaşıyoruz. Snowland Igloo Restaurant’da, yani tamamen buzdan yapılmış, masaları sandalyeleri bile buzdan olan bu yerde yemek yiyoruz. Bu buz oteller ve restoranlar her kış yeniden inşa edilip baharda eriyormuş. Ç ok kalın giysilerimize rağmen ancak iki saat kalıp, yemeğimizi bitirip çıkıyoruz. Üşümeseniz bile atmosfer sebebiyle çok da rahat olduğunuz söylenemez. Hele ki otelde kalanları anlayabilmem mümkün olamadı. Bir yıl önceden yer ayırtıyorlarmış ve geceliği 400-700 Euro arası fiyat ödüyorlarmış…Buzdan yapılmış bir yatağın üstüne konulan uyku tulumunda geceyi geçirmenin keyif neresinde henüz çözemedim. Zevkler işte tartışılmaz…Yine de değişik bir anı olarak kalacak.

Sabah otelden çıkarken özel giysilerimizi giyiyoruz, zira tüm gün dışarıda ve karların içinde müthiş bir safari yapacağız. Kar motorlarımıza binip, önde rehberimiz arkada tek sıra halinde bizler yola çıkıyoruz. İlk anlarda biraz zorlansam da birazdan acemiliği üstümden atıyorum. Önce buz tutmuş bir gölün üstünde yol alıp, sonra tam da Nazım’ın anlattığı karlı kayın ormanında olağanüstü manzara eşliğinde yol alıyoruz. Sık sık durup fotoğraflar ve videolar çekiyoruz. Doyulacak bir ortam değil. Kendimi Rusya’da Doktor Jivago’nun atlı kızağındaymışım gibi hissediyorum. Kulağımda müthiş müzik…En az iki saat yol alıp hedefimize varıyoruz. Burası büyük bir Husky çiftliği. Havlama sesleri ormanı yıkıyor adeta. 303 adet Husky ile en büyük çiftlik olduğunu söylüyor görevli. Nasıl güzel bir köpek görmeniz lazım. Bu iklime ait olan bu hayvanı Türkiye sıcağında yaşatmaya çalışanlara bir kere daha kızıyorum. Kışın günde 3 kere 1,5 kg bol yağlı etlerle besliyorlarmış. Hepsinde müthiş enerji, koşmaya hazırlar. Kızakları 6 Husky çekiyor. En arkada kuvvetli erkekler, ortada daha az güçlü erkek ve önde dişiler şeklinde sıralanıyorlar. Bir kişi otururken diğeri ayakta kızağı ve köpekleri idare ediyor. Basit gibi görünen ama incelikleri olan bu deneyim ile çok heyecanlanıyoruz.

 

Aslında köpekler otomatiğe bağlanmış gibi her şeye hakimler ama yine de heyecan olması çok normal tabii. Bir saatlik turda muhteşem ormanın derinliklerinde yol alırken bu kez Güney Kutbu’nu keşfetmeye giden Amudsen’in yerine koydum kendimi. Bu insanlara hayran olmamak elde değil, o kadar yolu o şartlarda gitmek…

Sonrasında son maceramız için yine motorlarımızla Ren Geyiği çiftliğine gittik. Yerel halk Sami’ler tarafından güler yüzle karşılandık. Bize geyikler hakkında bilgi verdiler. Et olarak tüketilmelerinin yanı sıra özel çiftliklerde belli bir eğitimden geçirilerek kızak çekme işinde turizm amaçlı olarak kullanılıyorlarmış.  Eğitilmeleri oldukça güç olan bu hayvanlardan başarısız olanları da ormana saldıklarını söylediler. Zaten öğlen yemeğinde de geyik eti yemiştik. Oldukça lezzetli olduğunu belirtmeliyim. Köpeklerin enerjisinden sonra geyikler bize çok sakin geldiler tabii. İkişer kişi kızaklara oturduk ve elimize tutuşturulan bir iple tura başladık. Hiçbir şey yapmadık, geyik zaten yolu biliyordu. Bu da yine unutulmazlar arasına girdi. Çıngırağını çala çala giderken içimden Noel babayı düşünmeden edemedim ve iki gün önce ki tanışmamızı hatırladım. Adamcağız yıllardır bu işi yapıyor bıkmadan… Dönüşte hava kararmıştı ve yine kar motorlarımızla ama daha alışmış ve özgüvenli olarak rüya günü tamamladık. İnerken keşke burada bir kış geçirsem dediğimi hatırlıyorum. Öyle zevk aldığım bir gün oldu. Böylece turumuzun maceralı bölümlerini bitirmiş olduk.

Ertesi gün Rovaniemi’ye veda edip Helsinki’ye uçtuk. Sevgili Saffet’in değerli bilgileri ile şehri tanıdık. Zaten küçük bir şehir olan Helsinki’de Helsinki Katedrali, Sibelius Anıtı, Senato Meydanı, Market Square, Uspenski Katedrali gibi binaları gördükten sonra havalimanına geçip istanbul’a döndük.

Böylece hayal gezilerimden birini daha tamamlamış oldum. Herkese şiddetle tavsiye edeceğim bir destinasyon. Hayatınızda bir kere yapmalısınız derim.

Yeni maceralarda görüşmek üzere sevgiyle kalın…

Fulya Nayman

 

Erzincan sizleri bekliyor

 

 

Türkiye’de bazı illerin adına ne televizyonda nede gazetelerde hiç rastlamazsınız. Ne iyi nede kötü haberleri pek yer bulmaz. Nadirende olsa haberlerine rastladığımız şehirlerden biride Erzincan.  Erzincan altın çağını bir dönem valiliğini yapan Recep Yazıcıoğlu saysinde  yaşamıştır. Tanıtım konusunda aktif olarak rol alan Vali Recep Yazıcıoğlu’nu rahmet ile anıyoruz. Erzincan siyasetçi yetiştirme konusunda hayli zengin bir il… Mustafa Sarıgül, Doğu Perinçek,  Yıldırım Akbulut, Binali Yıldırım gibi siyasete damga vuran isimler bu güzide şehirde doğmuştur.

Doğu Anadolu Bölgesi’nde yer alan ve Giresun, Gümüşhane, BayburtErzurumTunceliMalatya, Sivas ile komşu olan 225 bin civarında Erzincan Nüfusu ile güzide bir kentimizdir Erzincan. Onlarca doğal güzelliğe sahip Erzincan, 3.000 yıllık tarihiyle bu konuda da içinde barındırdığı eserlerle turizm rotaları arasına girmeyi başarmıştır. Geçmiş dönemlerde Erzincan’da bir çok uygarlık hakimiyet sağlamıştır. Bunlardan en öne çıkanlar: Hititler ve Urartular’dır.

Ulaşım:

Yeni havalimanları ile Türkiye’nin her yerine ulaşmak o kadar kolay. Erzincan’a yapılan yeni havalimanı sayesinde İstanbul- Ankara İzmir’en düzenli uçuşlar yapılmakta. Tüm Erzincanı dolaşmak istiyorsanız havalimanında bir araç kiralamanızı tavsiye derim. Malum, ilçeler bir birlerine çok uzak…

Erzincan ve tatları:

Erzincan, kuru fasulye, tulum peyniri ve balı çok meşhurdur.  Şimdilerde tarım ve hayvancılık bu yörede gerilese de hala yöre ile özdeşleşmiş lezzetleri bulmak hala mümkün.

Erzincan’da lezzet durak sayısı az olsa da Erzincan halkı çok misafirperverdir. Çaldığınız her kapı size mutlaka sonuna kadar açılacak ve Erzincan’ın meşhur yemeklerini tatma imkanı bulacaksınız. Nedir Erzincan’ın meşhur yemekleri. Kemah Tiridi, Gasefe, Keşkek, Kahküllü Pilav, Erzincan (kesme) Çorbası, Süt çorbası, Kırdo, Çökelek piyazı, Kaygana, Eğin Kaburgası, Basmaca, Düğürecek Çorbası gibi bir birinden lezzetli yemekleri var.

Erzincan lokumu; Tereyağı ve sıvı yağ aynı anda kullanılıyor ve ortaya kıyır kıyır bir tat çıkıyor. Pudra şekeriyle de son dokunuş yapıldıktan sonra, beş çaylarında masadaki yerini alıyor.

Kelecoş;  Fasulye, nohut, mercimek ve buğday ve kuzu eti ile yapılan lezzetli bir yemek.

Kete; Hamurun içine kavrulan un konuluyor ve fırına veriliyor. İçine isteğe bağlı kıyma harcı da konuluyormuş ancak Erzincan ketesi kahvaltılarda ekmek niyetine tüketildiği için sade yapılıyor.

Yaprak sarma; Yaprak sarmasını  her yörede mutlaka yemişsinizdir. Koruk ekşi ile yapılan yaprak sarma etli dolmasını bir de Erzincan’da tadın derim. O zaman ne demek istediğimiz anlayacaksınız.

Ayva kalyesi; Kemaliye ilçesinin en meşhur yemeğidir. Patates yerine Ayvanın  eklendiği bir yemek. Ayvanın mayhoş halini sevenler bu yemeğe bayılacaktır.

Gençler ve eksrem sporları sevenler Erzincan’a!

Erzincan gençler ve ekstrem sporları severleri için bulunmaz bir yer. Erzincan Üniversitesi öğrencilerinin düzenlediği çeşitli etkinlikler saysinde Erzincan bir çekim merkezi haline dönüşmüş.

Cirit, bisiklet, doğa yürüyüşü, kampçılık, kano, kayak, yamaç paraşütü, offroad, rafting gibi doğa sporlarını bu güzel yöremizde yapma şansınız var.

Erzincan’da Gezilecek Yerler;

KARANLIK KANYON:  Erzincan’ın Kemaliye ilçesine bulunan kanyon, etkileyici tabiat güzellikleriyle yoğun ilgi görmektedir. Çeşitli doğa sporlarına evsahipliği yapan Karanlık Kanyonu, dünyanın en büyük kanyonları arasında yer almaktadır. Erzincan seyahatinizde gitmenizi önerdiğimiz seyahat noktaları arasında yer almaktadır.

 

ERZİNCAN ILICASI:  Çeşitli hastalıklara şifa kaynağı sunan bölge, sağlık turizmi içerisinde önemli yerlerden biridir. Cilt, kalp, romatizma ve damar hastalıklarına faydalı olan Erzincan Ilıcası kaynakları, bu konuda yapılan tesisleşmeler ile adını duyurmakta olup Erzincan’ın doğal güzelliklerine muthiş bir örnek olmaktadır.

 

KADIGÖLÜ:  Kemaliye mevkinde bulunan Kadıgölü; doğal güzellikleri huzur verici havası ve birçok alabalık yetiştirme tesisiyle ideal Erzincan’ın gezi noktalarıdandır.

 

AYGIR GÖLÜ: Türkiye’nin en büyük krater göllerinden biri olan bu Aygır Gölü’nde kamp ve kaya inişi ayrıca bot gezisi ve dağ yürüyüşü yapılabilirsiniz.

Dünya’nın en ilginç otelleri!

 

Dünya’da birçok açıdan yaratıcı olan ama aslında böyle otellerin  var olabileceğine inanamayacağınız değişik otelleri ile sizi karşı karşıya bırakacağız. Hazır olun!

1-Inntel Hotel Zaandam, Amsterdam

Birçok evin çatılarından birbirinin üzerine yerleştirilmiş gibi duran garip mimarisi ile Inntel Hotel Zaandam Zaan bölgesinin geleneksel evlerinden ilham alınarak yapılmış. Zaandam tren istasyonunun hemen yanı başında yer alan Inntel Zaandan,  yürüyerek 12 dakikada Amsterdam şehir merkezine kolaylıkla ulaşabiliyorsunuz.

 

2-Faralda Crane Hotel, Amsterdam

Eskilerden kalan paslanmış bir vinçten otel olur mu? Bal gibi olur, Amsterdam’da yapılmışı var, Kreatif zeka ürünü Faralda Crane Hotel vinç olarak eskiden bir tersaneye aitmiş. . 50 metre yükseklikte bir yapı olarak inşa edilen Faralda Crane o kadar popüler ki sadece 3 tane odası için rezervasyon kabul ediyor. Yani giderseniz çok öncelerden yer ayırtmak mantıklı. Bunun yanısıra eğer isterseniz 164 feet yükselikten serbest  atlayışta yapabiliyorsunuz bu çok amaçlı  değişşk alternatifte.

 

3-Sheraton Huzhou Hot Spring Resort Huzhou, China

Çin’de yer alan The Sheraton Huzhou Hot Spring Resort size donuta benzeyen mimari yapısından daha fazla imkanlar ve özel servisler sunmakta. Bunlardan en güzeli otelin iki kulesini birbirine bağlayan su altı bir köprüsünün olması. Ayrıca geceleri ışık gösterilerine katılarak ta otelin güzelliğinden büyülenebilirsiniz.

 

4-Wigwam Motel, Holbrook, Arizona

Kızılderili teması ile Wigwam Motel’de tarihi anlara yaşayabilirsiniz. Yerli Amerika kültüründen esinlenerek Fran Redford tarafından amerika’nın her köşesine yapılan motellerden günümüze sadece 3 tanesi kalabilmiş. Size lük ve pahalı şeyler sunamasa da kızılderili çadırlarında rahat ve huzurlu bir gece vaadediyor Wigham.

 

5-The Aurora Express, Fairbanks, Alaska

Alaska’nın Fairbanks bölgesinde bulunan The Aurora Express  teknik olarak bir tren.  Hareket etmeyen bir trende uyumak size farklı ve eğlenceli gelecekse bu  değişik seçeneği mutlaka denemelisiniz. Mike ve Susan Wilson tarafından işletileen otelde  odaların herbirinde Alaska’nın tarihi dönemleri tema olarak kullanılmış. Oda + kahvaltı olarak değerlendirebilceğimiz bu otelde, Alaska Range dağlarını, Fairbanks şehrinin silüetini ve Tanana Nehrini görme şansına sahip olacaksınız.

 

UNESCO Dünya Mirası listesinde yer alan Alberobello

Alberobello, İtalya’nın güneyindeki Puglia özerk bölgesindeki Bari metropolitan şehrinde yer alan küçük bir kasabadır. 10,735 nüfusu vardır ve benzersiz Trullo yapılarıyla ünlüdür.

UNESCO Dünya Mirası listesinde yer alan Alberobello kasabası her yıl yerli-yabancı binlerce turisti ağırlıyor. İtalya’nın güney-doğu ucunda yer alan Bari şehrinden 2 saatlik bir otobüs yolculuğu sonrası ulaşıtığım Alberobello’ya vardığınızda adeta zaman geriye sarıyor. Kendinizi bir anda ortaçağ, hatta çok daha eski bir zaman dilimine ışınlanmış gibi hissedebilirsiniz. Dar ve labirent gibi olan sokaklarda kaybolarak gezmek Alberobello’yu keşfetmek için en iyi yöntem olacaktır. Günümüzde Turllo evlerinin çoğu turistik eşya ya da lokal yemek ve içkilerin satıldığı dükkanlar olarak karşımıza çıksa da, hala ev olarak kullanılanlarına rastlamak mümkün. Alberobello’ya gittiğinizde mutlaka elle yapılmış yerel makarnalardan satın alın ve eşsiz şarapları tadın. Son yıllarda Türk turistlerin de ilgisinin artması sonucu, bir kaç kelime de olsa Türkçe konuşan İtalyan satıcılara rastlamak mümkün. Kasabanın meydanında yer alan saatli cadde ve St. George the Martyr ile San Rocco Kiliseleri de görülmesi gereken yerler arasında. Ünlü Trullo evlerininse oldukça ilginç bir hikayesi var. Efsaneye göre ortaçağda gaddar lordları köylülerden sahip oldukları ev başına vergi almaya başlayınca onlarda birbiri üstüne dizilmiş taşlardan çatıya sahip, kireç taşından evler yapmaya başlamışlar. O zamanlardaki kanuna göre çatısı olmayan evlerden vergi alınmadığı için, vergi memurları geldiğinde köylüler çatının en üstündeki taşı çekerek tüm çatının çökmesini sağlıyormuş. Böylece fazla vergi vermekten de kurtuluyorlarmış. Alberobello’da şu anda 1500’den fazla Trullo evi var ve ortaçağda insanların vergi ödememek adına buldukları bu değişik mimari günümüzde turistlerin gözdesi bir yerleşim yerine dönüşmüş durumda.

Alberobello’ya ben Bari üzerinden gittim. Siz de İstanbul’dan Bari’ye uçabilir ve oradan ister araç kiralayarak, ister tren ya da otobüs yolculuğu ile ulaşabilirsiniz.

Ferhat Kaan Şahin

 

Denizli-Kleopatra Havuzu

Milattan önce 2. yüzyıldan kalan Hierapolis kentindeki Antik Havuz, nam-ı diğer Kleopatra Havuzu. UNESCO koruması altında, Dünya Kültür Mirası Listesi’ndeki sit alanı Hierapolis Antik Kenti içinde, Pamukkale Travertenleri’nin hemen yukarısındaki alanda yer alıyor.
Termal havuzun doğal oluşumu
M.S 7. Yüzyılda yaşanan deprem şehrin ortasında büyük bir çukur açılmış, bu çukur özgür kalan termal suları ile dolunca, içinde tarihi sütun ve heykellerin olduğu doğal bir havuz oluşmuş.
Antik Havuz’un suyunun bazı cilt ve dolaşım sorunlarına iyi geldiği ta o dönemden beri yaygın bir kanı var. Doğal, şifalı ve aynı zamanda estetik bir havuz bu nedenle en popüler termal havuzlar içinde ön sırada. Havuzun popülerliği adınıda aldığı Kleopatra’dan geliyor. Rivayete göre Mısır Kraliçesi Kleopatra’nın bile bu havuzun methini duyup geldiğini,uzun bir süre termal havuzun imkanlarını kullandığı söylenir.
Havuzu termal sular beslediği için yaz kış sıcaklığı tam da optimal vücut sıcaklığı olan 36 derece. Yaz kışkeyifli olsada, kışınki keyfini de artık siz düşünün!

Ulaşım:
Antik Havuz, Denizli’nin Pamukkale İlçesi’nde, Pamukkale Travertenleri’nin hemen bitişiğindeki alanda yer alan Hierapolis Antik Kenti ören alanı içinde bulunuyor. Burası, Denizli merkezden 18 km uzaklıkta. Arabanız ile geldiyseniz çok sayıda yön levhası sizi termal havuza ulaştıracaktır. Özel aracınız yoksa ulşaım onlar içinde çok rahat. Denizli otogardan Pamukkale minibüslerine binebilirsiniz.

Salda; Burdur’un Maldivleri

Burdur, Türkiye’de her halde en sorunsuz, en renksiz şehir… Neden mi? Gazete ve televizyon da, Burdur ile ilgili ne olumlu, ne olumsuz hiçbir habere rastlamıyorsunuz. Ne tekstil şehri, ne tarım, nede turizm şehri. Burdur ile ilgili bildiğimiz tek şey, bedelli askerliğin bu şehirde yapıldığı.

Burdur’un makûs talihi Salda Gölü sayesinde değişti.

Son dönemde adında söz ettirmeye başlayan Salda Gölü, doğal güzelliği, tertemiz suyu ile yaz-kış insanların akınına uğruyor. Bembeyaz, ayakları yakmayan kumsallarıyla, Türkiye’nin Maldivleri denmesini hak ediyor. Türkiye’de bir yer popüler olduğu zaman, o bölgeyi mahfeden kadar elimizden gelen çabayı sarf ediyoruz. Salda gölünün, güzel inşallah bozulmaz diyor, size Salda hakkında bilgi vermeye devam ediyoruz. Burdur, Denizli ve Antalya’nın tam ortasında kalan göl, ana yol üzerinde olmadığı için özel araçlarınızla gitmenizi tavsiye ederiz. Öğrenciler yada arabası olmayanlar, şu yolu kullanabilir. Burdur Otogarı’ndan Yeşilova minibüslerine binerek Salda Gölü’ne ulaşabilirler.

JOLLY TUR’dan Tatil tüyoları

Kışın yaz tatili yapmak isteyenler için Jolly Tur’dan tavsiyeler. Pause citys Dergisi okurları için kış ayında da sıcak tatilli yapmak isteyenlere birkaç öneride bulunalım. Katar, Bangkok, Pataya gibi kışın güneşin tadını çıkarabileceğiniz üç destinasyon.

Ailece de sömestr tatilini gönül rahatlığı ile geçirebileceğiniz Katar, Bangkok -Pataya’ya ek olarak tavsiyelerimizi şirket internet sitesinden ulaşabilirsiniz.

BEMBEYAZ KARLAR ÜZERİNDE RÜZGÂRLA DANS EDİN

Jolly Tur’un ilk rota önerisi kayak tatili yapmak isteyenlere. Seyahatinizi yurtdışında planlıyorsanız Bansko Kayak Turu’nu tercih edebilirsiniz. Bansko’da 3 gece ve üzeri konaklama seçeneğiniz bulunuyor. Otobüs, uçak ile ulaşım alternatifinizin bulunduğu bu turun başlangıç fiyatı 99 euro. Dilerseniz 40 euro’dan başlayan fiyatlarla sadece ulaşım hizmeti de alabilirsiniz. Bu tura katılabileceğiniz en yakın tarihler ise 10, 17, 24 ve 31 Ocak 2018. Bir diğer rota seçeneğiniz ise Bursa & Uludağ Kayak Turu. Bembeyaz karlarla kaplı Uludağ’da tatiliniz ilk gün Bursa’nın zenginlikleri ikinci gün de kayak keyfi ile geçecek. Bu turun başlangıç fiyatı ise 259 TL olarak belirlendi. Kayak tatilinizi Uludağ’da gerçekleştirmek istiyorsanız 6, 13, 20 ya da 27 Ocak 2018 tarihlerinden birini ajandanıza kaydetmeniz gerekiyor.