Ipsos; Et yemekten vazgeçemiyoruz

Et Yemekten Vazgeçemiyoruz

İyi Yemek Yemeyi Zayıf Olmaya Tercih Ediyoruz

Türkiye dahil 29 ülkeyi kapsayan Ipsos Global @dvisor araştırmamız kapsamında insanların; yemek yeme alışkanlıklarına, gıda tercihlerine, diyet programlarına ve gıdanın geleceğine dönük görüşlerini derledik. Ortaya çarpıcı sonuçlar çıktı.

“Akşam yemekte ne var?” sorusu hemen hemen her insanın hayatındaki en temel sorulardan biridir. Yemek, yemek çoğunluğumuzun beslenme ihtiyacını karşılamaz aynı zamanda aile olmanın, sosyalleşmenin ve bilumum diğer kültürel ritüellerin de bir parçasıdır. Yemek yemek kimi insan için mutluluk kaynağıdır. Ipsos olarak insanlar için bu kadar önemli olan gıda konusunu çok çeşitli araştırmalarla incelemeye devam ediyoruz. Bu yazıya konu olan Ipsos Global @advisor araştırmamızda insanların; yemek yeme alışkanlıklarına, gıda tercihlerine, diyet programlarına ve gıdanın geleceğine dönük görüşlerini aldık.

 

—Et ağırlıklı beslenmeyi tercih ediyoruz.

29 ülkeden vatandaşların çoğu “et yerine bitkisel bazlı karşılığını yerim” ifadesine pek katılmıyor. Bitkisel bazlı karşılığını ete tercih edenlerin oranı %42’de kalıyor. %51 ise et yemeyi tercih ediyor. Araştırmaya Türkiye’den katılan bireylerde ise eti tercih etme oranı daha yüksek, %61’i et yerine bitkisel bazlı muadilini yemek konusuna katılmıyor. Genel olarak bireyler et içeren diyetleri tercih ediyorlar. Araştırmaya katılan 20bini aşkın bireyin %75’i “Herhangi kırmızı et, tavuk veya balık yememeyi tercih ederim” ifadesine katılmıyor. Bireylerin sadece %21’i bu tür vejetaryen diyeti tercih ediyor. Sadece Hindistan’dan araştırmaya katılan bireylerin çoğunluğu vejetaryen diyet konusunu destekliyor gözüküyor. (%56). Araştırmaya Türkiye’den katılan bireylerin sonuçlarına bakıldığında dünya ortalamasıyla paralellik gösteriyor. %74, et içeren bir diyeti tercih ediyor.

 

—Tüketicilerin büyük çoğunluğu yerel olarak üretilen gıdaları tercih ediyor.

Araştırmaya katılan her bir ülkeden vatandaşların yarısından fazlası, bu durum onlara daha az çeşitlilik sunsa bile yerel üretim gıdaları tercih edeceğini belirtiyor. Araştırmaya Türkiye’den katılanların %73’ü de yerel üretim gıdaları tercih ettiğini iletiyor.

—Dünyanın çoğunluğu kilosundan memnun

Ipsos Global @advisor araştırması kapsamında bireylerin mevcut kilolarından memnun olup olmadıkları da incelendi. Buna göre global ortalamada %55’lik bir kesim mevcut kilosundan memnun olduğu görülüyor. Araştırmaya Türkiye’den katılanlara bakıldığında global ortalamayla aynı oranda bir kesim, mevcut kilolarından memnun olduklarını belirtiyorlar. ABD, Şili, Macaristan, Güney Kore ve Japonya ise kilolarından memnun olmayan ülkeler olarak sıralanıyor…

 

—Araştırmaya katılanların yarısı kilo vermek için bir diyet programı denemiş

Araştırma sonuçlarına göre; kilosundan memnun olanların oranı ile kilo vermek için bir diyet programı denemiş olanların oranı hemen hemen aynı seviyede. Araştırmanın global ortalaması %51… Türkiye’den katılan bireylerin ise %48’i kilo vermek için bir diyet programı denediğini belirtiyor. Diyet yapmak konusunda en çok aktif olan ülke ise Suudi Arabistan olarak görülüyor. Araştırmaya Suudi Arabistan’dan katılanların %63’ü kilo vermek için bir diyet programı denediğini belirtiyor.

 

—-“Bütün diyetler eninde sonunda başarısız olur” diyenler çoğunlukta

Ipsos Global @dvisor araştırmasına katılan 20 bini aşkın bireyin %61’i diyetlerin eninde sonunda başarısız olacağına inanıyor. Araştırmaya Türkiye’den katılan bireylerin %57’si de bu konuda hem fikir.

İyi yemek yemeyi zayıf olmaya tercih ediyoruz…

Global olarak her 10 kişiden 6’sı ve araştırmaya Türkiye’den katılan bireylerin %68’i iyi yemek yemeyi zayıf olmaya tercih ediyor.

 

—-Gıda’nın Geleceğine Bakış Dünya kamuoyu gelecekte gıda fiyatlarının artacağını düşünüyor.

Araştırmaya katılanların global ortalamada %48’i, Türkiye’den katılanların %61’i gıda fiyatlarının gelecekte artış göstereceğini belirtiyor.

Gelecekte Gıda kalitesinin daha kötü olacak diyenlerin çoğunlukta olduğu ülke Türkiye

Ipsos Global @dvisor araştırmasında gıda kalitesinin geleceği konusu da araştırıldı. Buna göre

araştırmaya katılan 20 bini aşkın bireyin %42’si gıda kalitesinin gelecekte de aynı kalacağını, %25’i gıda kalitesinin daha kötü olacağını belirtiyor. araştırmaya Türkiye’den katılan bireylerin yarısı gıda kalitesinin gelecekte daha kötü olacağını iletiyor.

 

—-İnsanlar: “Gelecek yıl içerisinde daha sık evde yemek hazırlayacağız” diyor

Ekonomiler kötüleşmeye başlayınca ev dışında yemek yemek, genelde düşüş gösteren ilk unsurlardan biri olur. Ipsos Global @dvisor araştırmamızdan çıkan sonuçlara göre 29 ülkeden 20 bini aşkın bireyin sadece %8’i gelecek yıl içerisinde evde daha az sıklıkta yemek hazırlayacağını belirtiyor. %32’si ise evde daha sık yemek hazırlayacaklarını belirtiyorlar. Araştırmaya Türkiye’den katılan bireylerin de hemen hemen yarısı (%49) gelecek yıl içinde evde daha sık yemek hazırlanacağını belirtiyor. Dolayısıyla, hem küresel olarak hem de ülke olarak bakıldığında eve kapanma oranında bir artış bekleniyor denilebilir.

 

FLO’nun yeni yüzü Meryem Uzerli

FLO’nun yeni yüzü Meryem Uzerli

Başarılı oyunculuğunun yanı sıra güzelliği, sempatikliği ve tarzıyla bilinen Meryem
Uzerli, enerjisi ve kadınlara ilham veren duruşu ile FLO’nun 2019 marka yüzü oldu.
Güzel oyuncunun katılımıyla gerçekleşen 2019 İlkbahar/Yaz Koleksiyon tanıtımının
da yapıldığı lansman gecesinde FLO’nun ilkbahar reklam filmi ilk kez görücüye çıktı.

FLO, ‘Herkesin ayakkabıcısı O’ vizyonuyla Türkiye’nin lider ayakkabı markası olmaya
devam ediyor. Bu sene de marka yatırımlarına devam eden FLO’nun marka yüzü, dizi
ve sinema dünyasının sevilen oyuncusu Meryem Uzerli oldu. Başarılı oyunculuğunun
yanı sıra güzelliği, sempatikliği, pozitif enerjisi ve tarzıyla da dikkat çeken Meryem
Uzerli, FLO İlkbahar/Yaz Koleksiyon tanıtımı için düzenlenen lansman gecesine
katıldı.

Geceye katılan davetliler, modern, birbirinden şık ve renkli ayakkabı koleksiyonunu
incelerken, güzel oyuncu Meryem Uzerli, kadınların ayakkabılara olan ilgisini
vurgulayarak koleksiyonu misafirlere yakından tanıttı. Meryem Uzerli’nin başrolünde
olduğu ve ayakkabı stiliyle kadınlara ilham veren FLO 2019 İlkbahar/Yaz reklam filmi
de bu davette ilk defa görücüye çıktı.

FLO ile iş birliğinden büyük heyecan duyduğunu söyleyen Meryem Uzerli
“Türkiye’nin en büyük ayakkabı markası olan FLO; sektöründe lider, yerli ve köklü
bir marka. Ayakkabı modasına öncülük eden böylesine güçlü bir markayla
çalıştığım ve FLO ailesinin bir üyesi olduğum için çok mutluyum. Bir kadın olarak
benim de vazgeçilmez aksesuarım ayakkabılarım ve bu nedenle kombinlerimi stil
sahibi ayakkabılarla tamamlamayı seviyorum. FLO’nun sezon trendlerini yansıtan
birbirinden şık, rahat, modern ve renkli modellerden oluşan yeni koleksiyonunda
birçok ayakkabı favorim oldu. Kadın ruhuna dokunan modellerle yeni sezona
dinamik bir giriş yapan FLO koleksiyonu ile her kadın, her moduna uygun kendini
özel hissedeceği bir seçenek bulacak.” dedi.

FLO Mağazacılık Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Ziylan, ise yeni sezon koleksiyonu
hakkında; “Herkesin Ayakkabıcı Olma” vizyonu ile çıktığımız yolda bugün
Türkiye’nin lider ayakkabıcısı olmanın gururunu yaşıyoruz. 600 mağaza ile ayakkabı
perakende sektörünün lideriyiz. 10 bin çalışanımız ve paydaşlarımız ile 40 bin kişilik
kocaman bir aileyiz. Biz Türkiye’ye inanıyoruz ve yatırım yapmaya devam ediyoruz.
Hedefimiz 2023 yılında Türkiye’den çıkacak 10 global markadan biri olmak. Bu
hedef doğrultusunda bu sene de markamıza yatırım yaptık. Sempatikliği, gülüşü,
samimiyeti, enerjisi ile gönlümüzü ve milyonların sevgisini kazanmış Meryem Uzerli
ile 2019 marka yüzümüz olarak anlaştık.

Gönülden inanıyorum ki Meryem, FLO‘nun yeni sezon ürünlerini merakla bekleyen,
tutkuyla bağlandığı FLO ayakkabılarıyla şıklığını ortaya koyan aile lideri
hanımlarımızı yani Türk kadınını en iyi şekilde temsil ediyor. FLO Mağazacılık
olarak, trendleri yakından takip ediyor; rahat, şık ve her kadının moduna uygun
ayakkabı modellerini uygun fiyata beğenilerine sunuyoruz. Güçlü bir koleksiyonla
sezona giriş yaptık. Meryem ile birlikte de koleksiyonumuzu en güzel şekilde
tanıtacağız.” dedi.
FLO, ayrıca Meryem Uzerli’nin de yüzü olduğu sosyal sorumluluk projesi “Turuncu
Bağcık” kapsamında, geceye katılan misafirler adına ihtiyaç sahibi çocuklara yeni bir
çift ayakkabı hediye etti.

Ipsos; İlaçlarımızı almayı unutuyoruz

 Ipsos’un yaptığı araştırmaya göre “Kronik Hastaların Yaklaşık %30’u İlaçlarını Almayı Unutuyor”

 

Dünyanın en büyük ve başarılı araştırma şirketi Ipsos farklı çalışma projelerini hayata geçirmeye devam ediyor.  İlaç Bilincini Geliştirme ve Akılcı İlaç Derneği önderliğinde ve global biyofarma şirketi AbbVie’nin koşulsuz katkıları ile gerçekleştirilen “Türkiye’de Kronik Hastalıklarda Tedavi Uyumu” araştırmasına göre hastaların yüzde 30’u unuttukları için, yüzde 5’i de bilinçli olarak ilaçlarını düzenli olarak almıyor.

 

Kişinin bir sağlık uzmanı tarafından onaylanmış önerileri doğrultusunda ilaç kullanımı, beslenmesi ve gerçekleştirdiği hayat tarzındaki değişiklikleri kapsayan davranışlarının tümü “ tedavi uyumu” olarak tanımlanıyor.  Dünya genelinde tedavi sürecinde yaşanan problemlerin başında ise kronik hastalardaki düşük tedavi uyumu geliyor. Düşük tedavi uyumunun etkisi, kronik hastalıkların yükü ile daha da artıyor. Uzun dönem tedavilerde yaşanan düşük tedavi uyumu, kötü sağlık sonuçları ve daha yüksek sağlık hizmetleri maliyeti ile sonuçlanıyor.

Türkiye’de Kronik Hastalıklardaki tedaviye uyumu inceledi. Araştırma 14 ilde*, 14 farklı kronik hastalık çerçevesinde “ toplam 540 hasta ve 350 doktorla” gerçekleştirilen araştırma sonuçları dikkatleri üzerine topladı.

 

“Türkiye’de Kronik Hastalıklarda Tedavi Uyumu” adlı araştırma kapsamında en az 6 aydır ilaç tedavisi alan 540 hasta ve 9 farklı uzmanlıktan “ 350 doktor ile yüz yüze” görüşmeler yapıldı. Üniversite hastanesi, eğitim ve araştırma hastanesi, devlet hastanesi ve özel hastanelerde görevli doktorlarla yapılan araştırmadan öne çıkan sonuçlar şöyle; hastaların yüzde 30’a yakını ilaçlarını almayı unutuyor. Hastaların yüzde 5’i ilaçlarını bilinçli olarak almadığını söylerken; bunu daha çok kendilerini iyi hissettikleri zamanlarda yaptıklarını ifade ediyor. 10 hastadan 4’ü ilaçlarını reçetelenen dozda ve sıklıkta almakta zorlanıyor.

Araştırmaya hastalık bazında bakıldığında; Parkinson hastalarının yüzde 47’si, ülseratif kolit hastalarının yüzde 43’ü, astım/KOAH ve Crohn hastalarının yüzde 37’si, yüksek tansiyon hastalarının yüzde 36’sı, yüksek kolesterol hastalarının yüzde 33’ü, diyabet hastalarının yüzde 28’i, kanser hastalarının yüzde 23’ü, ankilozan spondilit ve sedef hastalarının yüzde 21’i, romatoid artrit hastalarının yüzde 20’si, HIV pozitif bireylerin yüzde 13’ü, hepatit B ve tüberküloz hastalarının yüzde 7’si ilaçlarını almayı unutuyor.

Araştırmaya göre; hastaların ilaçlarını reçete edildiği gibi almak için çeşitli yöntemler geliştirdiği görülüyor, en çok kullanılan yöntemlerin başında tüm ilaçların aynı zamana planlanması ve ilaç kutusu kullanılması geliyor.

 

10 hastadan 1’i tedavi uyumsuzluğu nedeniyle yeniden hastaneye yatıyor.

Araştırmaya katılan doktorların verdiği cevaplar da oldukça dikkat çekici. Doktorlar 10 kronik hastadan 9’unun ilaçlarını reçete edilen dozda, sıklıkta ve zamanda kullandığı yanıtını veriyor. Ayrıca doktorlar hastalarının yüzde 15’inin tedaviye uyum göstermediği için daha kötü klinik sonuçlarla karşılaştığına dikkat çekiyor. 5 kronik hastadan 1’i tedavi uyumsuzluğu nedeniyle yeniden hastaneye başvururken; son bir yılda bu hastaların ortalama 4 defa yeniden doktora gittiğinin de altı çiziliyor. 10 hastadan 1’i tedavi uyumsuzluğu nedeniyle yeniden hastaneye yatıyor ve ortalama 6 gün hastanede kalıyor.

Diğer bir yandan doktorların yüzde 83’ü tedaviye uyumun, medikal maliyetlerin düşürülmesinde de etkili olduğunu düşünüyor. Araştırmaya katılan doktorlar hastalarına ilaçlarını nasıl kullanmaları gerektiğini anlatmak için ortalama 3-4 dakika zaman ayırdığını ifade ediyor ve yüzde 60’ı bu zamanın yeterli olduğunu düşünüyor.

Araştırmaya katılan hastaların yüzde 98’i doktorlarıyla olan iletişimlerinin ilaçlarını önerilen şekilde kullanmalarında etkili olduğunu ifade ederken, doktorların yüzde 77’si doktor ve hasta arasındaki iletişimin hastanın tedaviye uyumunu artırmada çok etkili olduğunu söylüyor. Araştırmaya katılan hastaların ve doktorların yüzde 99’u tedaviye uyumun hastanın psikolojik durumu üzerinde çok etkili veya etkili olduğunu ifade ediyor.

Araştırma hakkında değerlendirme yapan İlaç Bilincini Geliştirme ve Akılcı İlaç Derneği Başkanı Prof. Dr. İsmail Balık sonuçlar hakkında şunları  “Çok önemli bilgiler ortaya çıkaran bu araştırmanın sonuçlarının kamuoyu, sağlık otoritesi, ilaç sanayi, eczacılar, hekimler ve hastalar gibi tüm paydaşlarla paylaşılıp, her paydaşın bu konuda üzerine düşeni yapmasını umuyor ve bunun hasta sağlığı ve ülke sağlık ekonomisi açısından çok önemli olduğunu düşünüyoruz.” söyledi.

 

 

 

Ipsos; Tüketici Giyim, Sosyal Aktiviteler ve Kişisel Bakım’da Tasarruf Planlıyor.

Tüketici Giyim, Sosyal Aktiviteler ve Kişisel Bakım’da Tasarruf Planlıyor.

Ekonomik dalgalanma sürecinde tüketicinin nabzını daha yakından tutmak için Ipsos Araştırma şirketinin başlatmış olduğu “Anti Crisis Monitor” araştırmasının ilk raporu çıktı. Bu raporda öne çıkan verilerden bazılarını bu ayki Pause City’s okuyucularımızın ilgisine paylaşmak isteriz.

Belirsiz ekonomik süreçler tüketicilerde normal dönemlere kıyasla, çoğu ürün ve hizmet kategorisinde farklı satın alma davranışlarını tetikleyebiliyor. Ürün tercihleri, beğenileri, satın alım sıklıkları, satın alım noktaları vb bir çok açıdan tüketiciler normal zamanlarda olduğundan farklı davranış gösterebiliyorlar. Hane halkının tüketim harcamalarının GSYH içindeki payının %60 olduğunu da göz önünde bulundurursak tüketicilerin bu hassas ekonomik dönemlerdeki davranışlarını sıcağı sıcağına takip etmek oldukça önem kazanıyor.

 

Dünyanın önde gelen araştırma şirketi Ipsos; bu konuyu yakından takip edip tüketicinin nabzını daha incelikle tutacak bir çalışma başlattı. Anti Crisis Monitor adlı çalışma; finans piyasalarındaki dalgalanmalar ve enflasyon artışının tüketicilerin algı ve davranışlarına nasıl yansıdığını, önceki dönemlerde yaşanan benzer süreçlerdeki tüketici davranışlarını da detaylarıyla ortaya koyarak analiz etti.

Anti Crisis Monitor’ün ilk raporundan öne çıkan bilgilerden bazıları şu şekilde;

Tüketicilere “Tasarruf için hangi tür harcamalarınızı kısmayı planlıyorsunuz?” diye soruldu. Tasarruf planlanan ilk üç kategori giyim, sosyal aktivite ve kişisel bakım olarak karşılarına çıktığını belirten araştırmacılar; tüketicilerin %60’ı giyimde, %55’i sosyal aktivitelerde, %40’ı ise kişisel bakımda tasarrufa gitmeyi planladığını belirtiyor.

Ekonomi kötüye gidecek diyenlerin %92’si gelirlerinin mevcut harcamaları için yeterli olmayacağını tahmin ediyor. Her ne kadar toplam harcama miktarı daha az olsa da; bu dönemlerde görülen eve kapanma trendi, hane içi harcamalara daha da yoğunlaşılmasına yol açıyor.

Peki tüketiciler hane içi harcamalarında geçtiğimiz ay ne gibi aksiyon aldılar?

Anti Crisis Monitor kapsamında çeşitli kategorilerdeki hane içi harcamalarında tüketicilerin tasarruf yapmak için neler yaptığı sorulduğunda; hane içi gıda harcamalarıyla ilgili tüketicilerin %81’i indirimde olan ürünleri seçtiğini, %58’i daha ucuz opsiyonlara yöneldiğini, %57’si ise kullanım oranını azalttığını belirtti. Birçok hızlı tüketim kategorisinde tüketicilerin daha ucuz ürünleri ve promosyonları beklediğini söylenebiliyor. Öncelikle marka değiştirerek sonra da tüketim miktarı ve sıklığını azaltarak masraflarını azaltma yönünde adımlar atacaklarını öngörebiliriz. Şimdiye kadar bahsedilen veriler tüketicilerin algı ve tutumlarıyla ilgiliydi. Davranış tarafına baktığımızda ise, önceki yıla kıyasla harcamalarda bir durağanlık görülüyor fakat enflasyondan arındırılmış harcama miktarlarına baktığımızda bu durağanlığı hızlı tüketim kategorilerinde bir düşüş olarak şu aşamada değerlendirilmiyor.

 

Ipsos Hane Tüketim Paneli verilerinee göre hızlı tüketim ürünleri büyümesi son iki ayda enflasyon artışıyla birlikte hız kazanarak %23 büyüdü. Bu büyümeyi incelendiğinde sepet değerlerinin ve alışveriş sıklığının geçen seneye kıyasla sabit kaldığı, artışın enflasyondan kaynaklandığını görülmekte. Tüm yılın geneline kıyasla son 2 ayda neredeyse tüm kategorilerde İndirim Marketleri ve Market Markalarına bir kayış gözlemleniyor. Enflasyondan arındırılan değerler yılın ortalamasına kıyasla son 2 ayda incelediği zaman; İçecekler, Atıştırmalık ürünleri, Süt ürünleri, Çamaşır&Bulaşık deterjanları ve Kişisel Bakım ürünlerinde büyümenin yavaşladığı görülmektedir.

Ipsos; Gençler 1 günü 34 saat hissediyor

  

Türkiye’de 12 – 19 yaş arası gençler toplam nüfusun %13’ünü oluşturuyor. Bu genç jenerasyon markaların, reklamcıların, siyasetin ve eğitimcilerin odağına yerleşmiş durumdalar ya da beş yıl içinde yerleşecekler. Ipsos toplumun bu önemli kitlesini anlamak üzere, anlama kılavuzu niteliğinde çarpıcı bir araştırma gerçekleştirdi. Şimdiki gençleri derinlemesine analiz etti ve ortaya önemli  sonuçlar çıktı.

Araştırmayla ilgili değerlendirmelerini ileten Ipsos’un Marka Sağlığı İzleme ve Sosyal Dinleme Analizleri hizmet birimlerinin lideri Özlem Sönmezyalçın: “Ipsos olarak toplum, insanlar ve pazarlar hakkında tam bir anlayış sunmak hedefiyle yürüttüğümüz çalışmalar kapsamında; nüfusun %13’ünü oluşturan ve gelecek dönemde önemli bir hedef kitle haline gelecek olan 12 – 19 yaş aralığındaki gençlerle ilgili detaylı bir rapor hazırladık. 360’ Teens Pulse adını verdiğimiz araştırmamız sonucunda; kuşak tanımlamalarından öteye geçerek ve “duyarsızlar”, “sorumsuzlar”, “sadık değiller” vb ön yargılı değerlendirmeleri de bir kenara bırakarak bu özel kitlenin markalar, sosyalleşme alanları vb çok çeşitli konulardaki tercihlerini, değer yargılarını, beğenilerini ve dijital dünyadaki davranışlarını detaylı bir şekilde ortaya koyduğumuz bir rapor ortaya çıktı. Raporda çok detaylı bölümler olmakla birlikte bu haberde paylaştığımız verilere genel olarak baktığımızda gençlerin aile bağlarına oldukça önem verdikleri, AVM’lerin hayatlarında önemli bir sosyalleşme alanı olduğunu, yerel markaların gençlerin gönüllerinde yer edebildiğini ve çok ekranlılık ve aynı anda birçok iş yapma güdüleri nedeniyle bir günü 24 saatten fazla hissettiklerini görüyoruz. Bu araştırmanın gençlerle ilgili ön yargılarımızı kırmada önemli bir araç olacağına inanıyorum.”

Gençler 1 günü 34 saat hissediyor.

Aynı anda çok iş yaptıkları, çok ekranlı yaşadıkları için olsa gerek gençler 1 günü daha uzun hissediyorlar. Yemek yerken ders çalışmak, alışveriş yaparken atıştırmak gibi birden fazla eylemi bir arada gerçekleştirme davranışları belirgin olarak gözlemleniyor.

Gençler dış görünüşlerine önem veriyorlar

Harçlıklarının %22’sini giyime harcıyorlar. En sevilen markalar sorulduğunda ilk 10 markanın 8’ini giyim markaları oluşturuyor. Kişisel bakım ve spor aktiviteleri ise özellikle yaz aylarında 3. Ve 4. Büyük harcama kalemi olarak belirtiliyor.

Yerli markaları beğeniyorlar

Ipsos’un araştırması gençlerin yabancı marka gibi bir saplantıları olmadığını da gösteriyor. En sevdikleri markalar sıralamasında ilk 10 markanın 4′ü Türkiye’den.

Gençlerin en çok tercih ettiği sosyalleşme alanı AVM’ler…

Ipsos’un araştırması kapsamında gençlere sosyalleşme alanı olarak en çok nereleri tercih ettikleri de soruldu. Buna göre gençlerin %55’i AVM’leri tercih ediyor, %53 ise açık havada sosyalleşmeyi tercih ettiklerini belirtiyorlar.

Gençlerin aile bağları 60’lara 70’lere mi dönüyoruz dedirtecek derecede güçlü

Araştırma kapsamında 12 – 19 yaş aralığındaki gençlere bazı ifadelere ne derece katılıp katılmadıkları da soruluyor. Böylelikle onların çeşitli konulara bakış açıları belirlenmiş oldu. Bu kapsamda “Ailemin değerlerini hiçbir zaman göz ardı etmem” ifadesine katılan gençlerin oranı %72 olarak görüldü. Bu da gençlerin aile değerlerine oldukça önem verdiklerini ortaya koyuyor.

Gençler Instragmda mahremiyete önem veriyor, en çok kullandıkları emoji ise:

Gençlerin %74’ü Instagram’da gizli hesap kullanıyorlar. Bir nevi takipçilerini kendileri seçmek ve mahremiyetlerini korumak istiyorlar.

Emojiler kuşkusuz gençlerin en sık kullandıkları ifade araçlarından buna göre en sık kullanılan emojiler şu şekilde sıralanıyor:

 

 

 

 

 

Araştırma Künyesi:

Ipsos 360’ Teens Pulse Araştırması, 12 – 19 yaş aralığındaki toplam 750 gençle 23 Temmuz – 10 Ağustos tarihleri arasında online olarak yapılmıştır. Örneklemin %48’i kadın, %52’si erkektir.  Örneklemde; 12-14 yaş aralığı %38, 15 – 17 yaş aralığı %37, 18-19 yaş aralığı %25’dir. ESOMAR kuralları gereği 12-14 yaş grubu ile gerçekleştirilen anketlerde ebeveyn izni dikkate alınmıştır.

Ipsos; Müşterilerle İyi İlişkiler Geliştirmek İçin 6 Temel Prensip

Ipsos’un araştırması; Müşterilerle İyi İlişkiler Geliştirmek İçin 6 Temel Prensip

Markalarla olan ilişkilerinde müşterilerin hiç olmadığı kadar güçlü etkileri olduğunu artık hepimiz biliyoruz. Müşterinin sesi önemli ve markanın davranışı üzerinde güçlü bir etki bırakabiliyor. Bu nedenle markalar gitgide daha çevik olmayı öğrenmeli bilimsel sonuçlardan sonuna kadar faydalanmalılar. Bu bağlamda takip edilmesi gereken 6 basit ve etkili prensip var. Bunların içinde bazı öne çıkan trendler oldukça etkili ve müşteri ilişkilerinin yönetilme şeklini kökten değiştiriyor. Bu değişimler; anında erişim, artan marka sadakatsizliği ve markalara meydan okumanın gizli etkisi gibi nedenlerden ortaya çıkıyor. Artık her bir temas noktasında bilinmek ve fark edilmek isteyen müşterilerin bireysellik ihtiyacı da bunda önemli rol oynuyor.

İşte bu nedenlerden dolayı markaların hata yapmamaları ve tüketicinin onlarla olan ilişkilerde gücü eline geçirdiğini bilmeleri gerekiyor. “Müşteri odaklılık – müşteriyi kurumun merkezine almak – artık jenerik bir söylemden öteye geçmeli ve stratejik bir menfaat olarak görülmeli. Eğer değişimi anlamak ve öngörmek istiyorlarsa markalar daha çevik olmalılar.

Dünyanın önde gelen araştırma şirketlerinden biri olan Ipsos’un uzmanları Marie-Paule Bayol and Thierry Lalande tarafından kaleme alınan bu konu tüm detaylarıyla incelenerek altı temel prensipte özetlenmiş.  Müşterilerle iyi ilişkiler geliştirmek isteyen markaların göz önünde bulundurması gereken 6 temel prensip.

1-Müşteri, satın alım kanalını sizden daha az önemsemez: Müşteriler farklı kanallar arasında markanızla ilgili deneyimlerinde tutarlılık ve mükemmel bir devamlılık bekler.
2-Müşteri, temas noktalarınızı ve onlarla iletişime geçme nedenlerinizi sizden daha az önemsemez:Müşteri deneyiminin kalitesi zamana yayılan belli başlı deneyim noktalarından oluşan serilerle artık sağlanamıyor. Daha günlük ve devamlılık arz eden yakınlıklar kurulması gerekiyor.
3. Müşteri, sektörleri sizden daha az önemsemez: Müşteriler sadece rakip markaları kıyaslamazlar, aynı zamanda sektörlerin de ötesine geçerek sizi sektörünüzde olmayan markalarla da kıyaslarlar. Ek olarak, e-ticaret dünyasının uygulamalarında sıklıkla görülen simge haline gelmiş bazı oyuncuların performansları müşteri ilişkileri için yeni referans noktaları yaratıyor.
4. İnsanlar makine değildir. Dijital teknoloji müşteri ilişkilerine insan dokunuşu getirme ihtiyacını daha da güçlendirdi. Göz önünde bulundurma, cömert olmak, “iyi müşterileri” tanımak ve mizah veya ortak ilgileri paylaşmak gibi değerler müşteriler tarafından markalarla olan ilişkilerinde mutlaka bekleniyor.
5. Kişisel verilerin bol olduğunu müşteriler biliyor bu da tutarlı hizmet beklentisini artırıyor. Güven çerçevesinde kurulan tutarlı diyaloglara sahip olmak için kullanıldığında tüketiciler kişisel verileri konusunda daha tavizkar olabiliyorlar. Büyük veri sadece trend olmuş bir söylem değildir markanın ortaya koyduğu her teklif ve mesaj müşteriye göre kalibre ediliyor olmalıdır.
6. Tekdüzelik sıkıcıdır. Tüketiciler müşteri deneyimlerinde biraz sıra dışı ve pozitif anlamda şaşırtıcı şeylere daha değer veriyorlar.  Markanın gelecek büyümesinin arkasında yatan en tetikleyici güç;

– kanallar arasında olan sinerjide,

– müşterilerin kişisel bilgilerin gerçek zamanlı kullanımlarında (ki bu da; etkileşim yaratarak uzun vadeli değeri büyüten bir yaklaşımdır)

– ve doğru zamanda insan faktörünü tekrar hatırlamakta yatıyor.

Özetlemek gerekirse; marka hakkındaki tutum, teknolojik yetenek, ürün sunumu ve yönetimle ilgili güçlükler doğası gereği yukarıdaki unsurlarla otomatikman bağlantıda oluyor. Müşteri ilişkilerinin son derece kişiselleştirilmesi ise hikayenin sadece başlangıcı olarak karşımıza çıkıyor…

Ipsos; Sağlıkla Konusunda Online Bilgi Kaynaklarına En Meraklı Ülke Türkiye…

Ipsos; Sağlıkla Konusunda Online Bilgi Kaynaklarına En Meraklı Ülke Türkiye…

 

İnternet kullanımının ceplerimize kadar girmesi, teknolojik hızın sunduğu kolaylıklar, meraklar doğrultusunda başvuru alanlarındaki sıralamayı da aynı hızla değiştiriyor.  Sağlık konusunda bilgi edinmek istenildiğinde geçmişte belki sadece doktor ve veya eczacı gibi kaynaklara başvurulurken günümüzde internet bu alanda da yoğun kullanılıyor. Ancak; gerek sağlık bilgisi veren web sitelerin sayısının çokluğu, sosyal etkileşimli bir alt yapı sunan, forum ve blogların sayısı hesaba katıldığında sağlık bilgisi arayan kişilerin doğru yönlendirilip yönlendirilmediği, bilgi kaynağının profesyonel olup olmadığı hususunda riskleri unutmamak en önemli olanı…  Bireylerin sağlıklarıyla ilgili algılarını ve pratiklerini ortaya koymak üzere Ipsos’un Türkiye dahil 28 ülkede gerçekleştirdiği geniş kapsamlı araştırma; hastalıklarla ilgili bireylerin hangi bilgi kaynaklarına başvurduklarını da belirledi. Buna göre hastalık söz konusu olduğunda hekim veya diğer sağlık personeline danışmak her ne kadar ilk tercihimiz olsa da(%58), Google gibi online arama motorlarını kullanmaktan da vazgeçemediğimiz  gözüküyor. (%43).

 

Araştırmaya Türkiye’den katılan bireylerin de sağlıklarıyla ilgili bilgi kaynaklarında ilk sırada hekim/diğer sağlık personeli ve sonrasında da online arama motorları geliyor. Yalnız bizim bu kaynakları tercih etme oranımız dünya ortalamasının biraz üzerinde.

Diğer bilgi kaynaklarını da incelediğimizde; araştırmaya Türkiye’den katılan bireylerin hastalıklarla ilgili tüm bilgi kaynaklarını daha sık kullandığı söylenebilir. Online bilgi kaynaklarına bir tık daha meraklıyız.

Araştırmaya Türkiye’den katılan bireyler hastalıklarla ilgili online kaynaklara diğer ülkelere nazaran daha meraklı olduğu söylenebilir. Örneğin, %37’lik bir oran tıbbi bilgiler veren web sitesi ve uygulamaları da bilgi kaynağı olarak belirtiyor, bu kaynak global ortalamada %22 seviyesinde… Ayrıca sosyal medyayı da sağlık konusunda bilgi kaynağı görmede Türkiye sonuçları (%25), global ortalamaya göre (%22) daha yüksek.

 

Araştırma kapsamında bireylere sağlık hizmetleriyle ilgili bilginin erişimlerinde olup olmadığı da soruldu. Bu kapsamda bilginin bulunabilirliği konusunda en yüksek görüş bildiren ülkeler İngiltere (%69), Avustralya (%67) ve Türkiye (%66) oldu.

 

Bireylerin kendi sağlığıyla nasıl ilgileneceğine dair bilginin bulunurluğu konusunda da en yüksek olumlu yanıt İngiltere’den gelirken; araştırmaya Türkiye’den katılan bireylerin de %64’ü bu konuda olumlu yanıt verdi. Genel olarak sağlık konusundaki bilgiye erişime dair olumlu bir çizgi görüldü.

Ipsos; Dünya’da sağlığı en iyi olan ülke Hindistan, Sırbistan ve Suudi Arabistan…

Dünya’da sağlığı en iyi olan ülke Hindistan, Sırbistan ve Suudi Arabistan…

 

Nasılsınız diye sorulduğunda dünya çapında verilen klasik bir yanıt “İyilik Sağlık”…   Gerçekten de iyi miyiz? Sağlıklı mıyız? Ülkemiz dünya ülkeleri arasında sağlık sıralamasında ne durumda? Dünya bu konuda ne diyor?  Türkiye ne diyor? Dünyanın önde gelen Global Araştırma şirketlerinden biri olan Ipsos; Türkiye dahil 28 ülkede gerçekleştirdiği araştırma, bireylerin sağlıklarıyla ilgili algılarını ve pratiklerini ortaya koydu.  Proje kapsamında ilk olarak bireylerin kendi sağlık durumlarını nasıl gördükleri soruldu. Buna göre global olarak %56’lık bir kesim sağlığının iyi olduğunu belirtti. Sağlık durumunun iyi olduğunu en fazla belirtilen ülke ise Hindistan oldu. Araştırmaya Hindistan’dan katılan bireylerin %70’i sağlık durumlarının iyi olduğu yanıtını verdi. Bu konuda olumlu görüş bildiren diğer ülkeler ise sırasıyla Sırbistan (%68) ve Suudi Arabistan oldu. Araştırmaya Türkiye’den katılan bireylerin %57’si sağlık durumlarının iyi olduğunu belirtirken, %17’si sağlıklarının ne iyi ne de kötü olduğunu, %16’sı ise sağlık durumlarının iyi olmadığını belirtti.

 

%49 “Sağlıklı Besleniyorum” diyor.

Son dönemlerde beslenme düzenine dikkat etmek, ağır diyetler yerine sağlıklı beslenmeyi yaşam tarzı haline getirmek neredeyse her bireyin söyleminde. Öyleyse gelin bakalım; 28 ülkeden araştırma kapsamında bireylere sağlıklı beslenip beslenmedikleri sorulduğunda ne yanıt verilmiş. Sağlıklı beslendiklerini en çok düşünen ülkeler sırasıyla Hindistan (%68) ve Çin (%65) oldu. Araştırmaya Türkiye’den katılan bireylerin %49’u sağlıklı beslendiğini belirtti.

 Sağlıklı beslenmenin en önemli olmazsa olmazı egzersiz… Bu ikili berber uyum içinde uygulandığı zaman sağlıklı yaşam kalitesi yüzde yüz artıyor. Ipsos’un dünyada gerçekleştirdiği bu araştırma kapsamında; bireylere yeterli egzersiz yapıp yapmadıkları da soruldu. Araştırmaya Türkiye’den katılan bireylerin %44’ü yeterli egzersiz yaptıklarını iletti. Bu konudaki global ortalama %40 olurken, yeterli egzersiz yaptıkları konusunda en çok hem fikir olan ülke ise %62 ile Hindistan oldu.

 

En sık doktora giden ülke Belçika

Sağlık algısı araştırmasında aynı zamanda aile hekimi gibi temel sağlık hizmeti veren hekimleri ne sıklıkla ziyaret ettikleri de soruldu. Buna göre global ortalamaya göre %89’luk bir kesim yılda bir kez veya daha fazla kez hekim ziyaret etmiş gözüküyor. En sık doktora giden ülke ise Belçika olarak öne çıkıyor. Araştırmaya Belçika’dan katılan bireylerin %48’i yılda üç kez veya daha fazla temel sağlık hizmetleri için aile hekimi veya doktora gittiklerini belirtiyorlar. Türkiye’deki sonuçlar da global ortalamayla paralellik gösteriyor. Araştırmaya Türkiye’den katılan bireylerin %89’u en az yılda bir veya daha fazla kez doktora gittiklerini belirtiyor. Yılda üç veya daha fazla kez doktora gidenlerin oranı ise %31

 

Globalde %62’lik bir kesim hayatında hiç psikolog veya psikaytriste gitmediğini beyan ediyor

Araştırmaya Japonya’dan katılan bireylerin ise %83’ü hayatımda hiç psikolog veya psikiyatriste gitmedim derken, Türkiye’den katılan bireylerin de %54’ü de aynı şekilde bilgi veriyor.

 

Kan bağışı konusunda farkında ve aksiyonda gözüküyoruz

Araştırmaya Türkiye’den katılan bireylerin %54’ü sıklıkla kan bağışında bulunduğunu belirtiyor. Kan bağışı konusundaki global ortalama ise sadece %29 olarak görülüyor. Buna göre en az kan bağışı yapanlar ise Japonlar (%11)

 Organ Bağışı konusunda en istekli beş ülkeden biriyiz

Araştırmaya Türkiye’den katılan bireylerin %72’si “ani ölümüm durumunda ihtiyacı olan başkalarına organlarımın verilmesine izin veririm” diyor. Organ bağışı konusunda en istekli ülke ise %75 ile Kolombiya, onu %74 ile Hindistan takip ediyor.

 Dünyanın en büyük sağlık problemleri Kanser, Obezite ve Zihin Sağlığı

Araştırma kapsamında 28 ülkede bireylere; “sizce ülkenizdeki en büyük sağlık problemleri nedir” diye soruluyor. Buna global ortalamada değerlendirildiğinde; kanser, obezite ve zihin sağlığı en büyük üç problem olarak sıralanıyor. Araştırmaya Türkiye’den katılan bireyler ise ülkedeki en büyük sağlık problemlerini Kanser, Obezite ve Madde Bağımlılığı olarak belirtiyor.

 Araştırma Hakkında

Araştırmanın A1-A5 kodlu soruları 20 Nisan – 4 Mayıs 2018 tarihleri arasında toplam 20,767 kişiyle gerçekleştirilmiştir. Araştırma kapsamında sorular, Ipsos Online Paneli üzerinden toplam 27 ülkeden bireylere iletilmiştir. Araştırma kapsamındaki ülkeler: Arjantin, Avustralya, Belçika, Brezilya, Kanada, Şili, Çin, Fransa, Almanya, Macaristan, Hindistan, İtalya, Japonya, Malezya, Meksika, Peru, Polonya, Rusya, Suudi Arabistan, Sırbistan, Güney Afrika, Güney Kore, İspanya, İsveç, Türkiye, İngiltere ve ABD.

Araştırmanın B1-B13 kodlu soruları ise 25 Mayıs – 8 Haziran 2018 tarihleri arasında toplam 23,249 bireyle 28 lkede gerçekleştirilmiştir. (Yukarıda belirtilen ülkelere Kolombiya da eklenmiştir)

Şu ülkelerden yaklaşık olarak 1000’er birey araştırmaya katılmıştır: Avustralya, Brezilya, Kanada, Çin, Fransa, Almanya, İtalya, Japonya, Malezya, İspanya, İngiltere ve ABD. Diğer ülkelerde ise 500’er bireyle araştırma gerçekleştirilmiştir.

Araştırmanın gerçekleştirildiği 16 ülkede veriler genel nüfus profiline ve temsiliyetine dönük olarak ağırlıklandırılmıştır. Brezilya, Şili, Çin, Kolombiya, Hindistan, Malezya, Meksika, Peru, Rusya, Suudi Arabistan, Güney Afrika ve Türkiye’de ise örneklem genelden ziyade orta ve üst gelir grubu ve internet erişimi olan nüfusu temsil etmektedir. Her hâlükârda bu sosyal gruplar önemli ve büyüyen bir orta sınıf olduğu için sonuçlar bu ülkelerin nabzını anlamak için önemli göstergelerdir.

 

 

 

 

Ipsos; Yeme İçme Pazarını Yeniden Şekillendiren 10 Trend

 

Dünya çapında 200 Ipsos araştırmacısı dijital olarak bir araya gelerek ve yeme içme tüketimi, pazarlaması, perakendeciliği gibi konulardaki taze bilgi ile trendleri bu özel rapor için paylaştı. Anlamlı bir bütün haline getirilen global verilerden ortaya Yeme içme sektörünü etkileyen 10 temel trend çıktı.

  1. Doğal ve Organik

Doğal gıda tüketiciler için ne ifade ediyor?

Ipsos’un gerçekleştirdiği araştırmaya göre tüketiciler, doğal kelimesini en çok şu üç ifade ile ilişkilendiriyorlar: “yapay malzemeler içermeyen” (%52), “%100 doğadan” (%44) ve “sağlıklı” (%43).

Peki “organik” deyince tüketiciler ne algılıyorlar?

Genel olarak baktığımızda, doğal/sağlıklı ifadesi tüketiciler nezdinde bir ürünün organik olduğunu göstermiyor. Organik ifadesi daha pahalı olarak algılanıyor ve bu mutlaka da daha sağlıklı olacağı anlamına gelmiyor. Asya Pasifik ve Latin Amerika ülkelerinde “organik ürünler tüketmeyi bir öncelik haline getiriyorum” ifadesine katılanların oranı Avrupa ve Kuzey Amerika ülkelerine kıyasla daha fazla. Bu sonuç bir edimden çok bir niyet ve algıyı gösteriyor. Statista verilerine göre hali hazırda Avrupa ve Kuzey Amerika’da organik ürün satışları yükselen bir paya sahip.

Organik neden Doğal ile aynı anlamda değil?

Temmuz 2017 tarihli Mintel ABD raporu, tüketicilerin gıda konusundaki algılarını bir faktör analizine dayandırdı ve burada doğal ifadesinin organik gıda ile zıt anlamlara geldiği durumlar görüldü. Doğal ifadesi daha çok yalınlık ile ilişkilendirilirken organik ifadesi ise daha çok pahalılık ve “… içermeyen” ifadesi ile ilişkilendiriliyor. Dolayısıyla doğal kelimesinin “… içermeyen” veya organik ifadeleriyle aynı anlama gelmiyor. Aksine, “…içermeyen” ve organik ifadelerinin daha karmaşık ve doğal olmayan anlamlara gelebileceği de bazı çevrelerce yorumlanabilir.

  1. Katkı malzemesi İçermeyen

Tüketiciler alerjik durumlar nedeni ile gittikçe artan bir oranda beslenme programlarını değiştiriyorlar. Gitgide artan oranda tüketici glüten içermeyen gıdaların daha lezzetli olduğunu belirtiyor.

Veganlık paralel bir şekilde artışta… yumurta ve süt ürünleri alerjen olarak görülmeye başlandı ve veganlığın da bu değişimin bir parçası olarak hayatımıza girdiği söylenebilir. Ipsos olarak Nisan ayında gerçekleştirdiğimiz araştırmaya göre İngiltere’deki tüketicilerin %4’ü, Almanya ve Fransa’daki tüketicilerin %3’ü ve ABD’deki tüketicilerin %2’si vegan olduklarını beyan ediyorlar.

Şeker kötü olarak algılanıyor fakat azaltması o kadar da kolay değil… 2016’da yaptığımız bir araştırma; İngiltere’deki tüketicilerin %46’sının yiyecek içecek şirketlerinin göz önünde bulundurması gereken en önemli üç konudan birinin “ürünlerdeki yağ, tuz veya şekerin azaltılması” olması gerektiğini belirtiyordu. Öte yandan bu araştırma tüketicilerin kendi günlük şeker alım miktarlarını azımsadıklarını ve beğendikleri ürünlerin tadında şekerin önemini net olarak algılamadıklarını gösteriyor. Bu da reformülasyonu çok hassas bir konu haline getiriyor. Araştırma gösteriyor ki; küçük adımlarla ve dikkat çekmeden yapılan reformülasyonlar, marka ve ürün sadakatini koruyacak veya “daha az zevk için daha fazla para ödemek” gibi bir durum olmadığı için fiyat hassasiyetini zedelemeyecektir.

  1. Deneyimsel Yeme İçme

Artık yeme içme alanındaki markalar pazarlama aksiyonlarına pop-up etkinlikler ve oyunlaştırma gibi deneyimsel pazarlama faaliyetlerini de ekliyorlar. Bir gıda ürününü satış noktasından alıp tüketmek bir yana karşınıza çıkan bir etkinlikte veya katıldığınız bir oyunda hem eğlenip hem de gıdayı tüketmek tüketicilerin ilgisini çekiyor çünkü global olarak yemeğe düşkün bir kültürde artış görülüyor.

Deneyimsel yeme içme paket servisle olan mücadelenin de bir şekli olarak karşımıza çıkıyor. Paket servis git gide gıda hizmetleri sektöründe yıkıcı dönüşüme yönlendiriyor dolayısıyla deneyimsel yemek yeme de tüketicileri restoranlara çekme veya restoranlarda tutma konusunda bir araç haline geliyor. Restoranlar bir sahneye dönüşüyor ve tüketicilerin evleriyle ikame edemeyecekleri ortam ve aktiviteler mekanlara taşınıyor.

Artık deneyim de hizmetin bir parçası olarak görülüyor. Eve teslim gıda hizmetlerinin yükselmesinde “Kolaylık, rahatlık” tüketiciler tarafından en çok belirtilen unsur olarak karşımıza çıkarken, yerinde tüketim noktalarında da “deneyim” en önemli tetikleyici unsur olarak görülüyor.

  1. Et Proteinlerinin Azalması

Ipsos olarak Nisan ayında yaptığımız global araştırmaya göre tüketicilerin dörtte üçü hem et hem sebze içeren bir beslenme programlarının olduğunu gösteriyor. Bununla birlikte etsiz diyet trendinin de artışta olduğu söylenebilir.

2015’ten bu yana sosyal medyada vegan/veganlık kelimeleri kullanılarak yapılan paylaşımların dört katına çıktığı belirtiliyor. İngiltere’de vegan ürünlerin satışının gitgide daha da artacağı öngörülüyor. Öte yandan et üretiminde de doğal ve çiflik kaynakları git gide limitli hale geliyor. Belli başlı gıda firmaları, bilimsel olarak tasarlanmış et proteinlerinin ikamesi konusunda yatırımlar yapıyor.

Tüketiciler de daha proteinli gıdaları daha çok arar oldu. Alışverşçiler sağlıklı bir yaşam tarzı için artık proteinli gıdaları artık daha fazla oranda raflarda arar oldular ve dolayısıyla daha fazla proteinli ürünler satış noktalarında yerini aldı. Örneğin ABD’deki yoğurt tüketimi arttı. Chobani markası doğdu.

  1. Atıştırmak ve Sağlıklı Atıştırmak

Atıştırmak global bir trend olarak karşımıza çıkıyor. Atıştırmalık ürünler satışında bir yükseliş global olarak görülüyor. Sağlıklı atıştırmak ise yükselen bir trend olarak görülüyor. Normal atıştırmanın daha yeşil ve sağlıklı versiyonu olarak sağlıklı atıştırmak ayrılıyor.

  1. Kolaylık / Paket Yiyecek

Tüketicilerin kolay ve hızlı bir şekilde edinebildikleri paket yiyecekler; global olarak yeme içme satışlarını ve paketli yemek satışlarını artıran en önemli etken olarak görülüyor. Batıdaki büyük şehirlerde bu yaygınlığı McDonald’s, Starbucks gibi markalarla görebiliyoruz, aynı zamanda birçok yerel marka da bu trende hizmet ediyor. Gelecekte paket yeme-içme trendindeki artışın en çok kahve zincirlerinde ve paketli yemek uzmanlarında görüleceği öngörülüyor. Özellikle öğle yemekleri için bunu söylemek mümkün. Paket yiyeceklerde, başka ihtiyaçlar da birbirleriyle bir noktada birleşiyor. Sağlıklı gıda trendiyle paket yiyecek trendinin birleşmesi buna örnek olarak gösterilebilir. Diğer bir örnekte süper market içerisinde yer alan restoranlar… Japonya’daki süpermarketlerde açılan restoranlar git gide artış gösteriyor.

  1. Meşrubat ve Şişe Su, yeni aromalar

Her ne kadar tüketicilerin bir bardak gazlı bir içeceğin içerisindeki şeker miktarı konusunda net bir bilgi olmamasına rağmen, ABD’de gazlı içecek satışlarında bir düşüş görülüyor. Bunun tersine zencefilli gazoz, sağlıklı sindirim ile ilişkilendirildiğinden bu ürünün satışında oldukça önemli bir oranda artış görülüyor.

Yakın zamanda yükselen en önemli trendlerden biri ise aromalı su ve sodalar. Bu trend şişe su ve meşrubatlar arasındaki sınırı git gide belirsiz hale getiriyor.

  1. Çevreye Duyarlılık

Çevreye duyarlılık konusu yaptığımız bir çok araştırmada tüketiciler tarafından tutumsal olarak dile getirilir. Örneğin 2016 Global Trends Araştırmamızda “çevreye zarar vermeyen içerikler kullanan markaların ürünleri için daha fazla para ödemeye razıyım” ifadesine oldukça tatmin edici bir çoğunluk katılıyordu. öte yandan İngiltere’de yapılan başka bir Ipsos araştırması ise sürdürülebilirliğin bir tercih faktörü olmadığını da gösteriyor. Bu durumda çevreye duyarlılık yerinde bir farkındalık ve bir tutum olarak görülürken, ürün tercihlerinde aksiyona dönük bir tetikleyici olarak karşımıza çıkmıyor denilebilir.

  1. Artan Maliyetler

Doğal kaynaklar sınırlı, bu nedenle markalar her ne kadar fiyatları artırmakta zorlansa da bazı durumlarda başka seçenekleri de kalmıyor. Rekabet de yoğun olduğu için fiyatlama stratejilerinde daha akıllı stratejiler geliştirmek durumundalar.

Öte yandan makro ekonomik ve iklimsel trendler de bu süreçte devreye giriyor. Çevresel faktörler nedeniyle tarım ürünlerinin artan maliyetleri ve doğal kaynakların limitli olması ve markaların sürdürülebilirlik taahhütleri gibi nedenlerden dolayı, firmaların fiyatlama stratejilerini tüketicilere anlatması ve onların desteklerini alabilmek için bunu yeterince ikna edici bir şekilde yapması bir zorunluluk haline geliyor.

  1. “Premium”laştırma

Premiumlaştırma bir hat genişletme ve gelir büyüme stratejisi olarak yeme içme sektöründe karşımıza çıkıyor. Yeme içme marka portfolyo yönetimiinde de yükselen popüler bir trend olarak görülüyor.

Premiumlaştırma ürünün kalitesinden daha çok belki de tüketicinin kendini mutlu etme/küçük lüksler yapma ihtiyacıyla ilintili olarak değerlendirilebilir. Tüketicide kendini ödüllendirme düşüncesiyle paralel olarak kendini mutlu etmek, yüksek fiyatları daha kabul edilebilir hale getiriyor. Yeme içme alanında, premiumlaştırma işlemi kolay olarak değerlendirilebilir çünkü tüketiciler kullanılan malzemelerin kalitesinde bazı derecelendirmelerin olduğunu ve ürünü hazırlama süreçlerinin ortalamadan daha iyi olması gerektiğini ve dolayısıyla daha fazla para verilebileceğini düşünür.

 

 

Ipsos; Online Ortamda Mahremiyet Konusunda Bir Önceki Yıla Göre Daha Endişeliyiz

Hayatın hemen her ortamında ulaşımı kolaylaşan internet; en yakınından cep telefonlarına kadar girince, bilgi paylaşımları anlık, hızlı ve son derece kolay hale gelmiş oluyor. İnsanların iş hayatına yönelik yazışmaları, e-kullanımlar ve günlük hayatlarında yaşadıklarını, akıllarından geçenleri anlık olarak paylaştıkları sosyal alanlar da aynı oranda hız kazanıyor. Paylaşılan ne varsa o da aynı hızda tüketilir hale geliyor. Sosyal medyada bilginin viral olarak çok hızlı bir şekilde milyonlarca kişiye yayılabildiği göz önüne alındığında, sosyal medyanın kimi zaman fırsat, kimi zaman ise tehdit olabileceği gerçeği kendini ortaya koyuyor. Geçte olsa anlaşıldı ki; böyle ortamlarda üzerinde fazla düşünülmeden yapılan bilgi paylaşımları, mahremiyet konusunda yeni problemleri, tehlikeleri beraberinde hayatlarımıza taşıyor.
Ipsos’un Kanadalı düşünce kuruluşu CIGI ile birlikte gerçekleştirdiği, Türkiye dahil 25 ülkeyi kapsayan araştırma; internet kullanıcılarının endişelerini, tutumlarını, sosyal medyaya, arama motorlarına, online reklam ve uygulamalara mahremiyet açısından bakışlarını değerlendirdi. Buna göre internet kullanıcılarının yarısından biraz fazlası online ortamda mahremiyetleri konusunda bir yıl öncesine göre daha fazla endişeliler. Ek olarak, katılımcıların %63’ü sosyal medyanın, %57’si ise arama motorlarının çok fazla güce sahip olduğunu düşünüyorlar.
Yakın dönemde medyanın da veri sahipliği ve veri ihlalleri konusuna odaklanmasının da muhtemel etkisiyle, araştırmaya katılanların %52’si bir yıl önceye kıyasla online mahremiyetleri konusunda daha endişeliler. Bu konuda ortalamanın üzerinde endişe duyan bölgeler Latin Amerika Ülkeleri (%63) ve Orta Doğu ve Afrika Ülkeleri (%61) olarak araştırmada öne çıkıyor. Araştırmaya Türkiye’den katılan bireylerin tam olarak yarısı geçtiğimiz yıla oranla bu konuda daha endişeli olduğunu iletiyor.
Online Mahremiyette Endişenin Başlıca Sebepleri
Online mahremiyetleri konusunda bir önceki yıla göre daha endişeli olanlar; bu endişelerinin artmasındaki sebepler olarak şunları sıralıyorlar:
%81 – siber suçlar
%74 – internet şirketleri
%66 – diğer internet kullanıcıları
%63 – hükümet
%61 – genel olarak şirketler
%58 – yabancı hükümetler
Sosyal Medya ve Arama Motorları Çok Güçlü
Araştırmaya göre; her ne kadar hayatı kolaylaştırsalar da çoğunluğun inancı, sosyal medya ve arama motorlarının çok fazla güce sahip oldukları yönünde… Araştırmaya Türkiye’den katılan bireylerin %75’i de bu konuda hem fikir ve Türkiye; Nijerya (%84), Mısır (%81) ve Kenya (%79)’dan sonra bu konudaki inanca en çok katılım gösteren ülkeler arasında yer alıyor.
Her on kişiden üçü ise sosyal medyanın hayatlarını daha kötü hale getirdiğini düşünüyor.
Arama Motorları, Online Alışveriş ve Ziyaret Edilecek Web sitesi Kararlarını Etkiliyor
Diğer platformlarla kıyaslandığında arama motorları; bireylerin online alışverişlerini ve ziyaret ettikleri web sitelerini en çok etkileyen platform olarak öne çıkıyor.
Sosyal Medya Politik Görüşleri Etkiliyor
Arama motorları, online uygulamalar ve online reklamlara kıyasla sosyal medyanın bireylerin politik görüşlerinde daha etkili olduğu da araştırma kapsamında ortaya çıkan sonuçlar arasında yer alıyor. Katılımcıların tamamının %42’si, Türkiye’den katılanların da %40’ı sosyal medyanın politik görüşlerini etkilediğini belirtiyor.
İnternette Mahremiyet Konusunda Endişenin Artmasıyla Birlikte Önleyici Davranışlar da Görülüyor
Araştırmaya katılanların,
%43’ü bilmedikleri bir adresten gelen e-mailleri açmadıklarını,
%36’sı anti virüs yazılımı kullandığını,
%36’sı bazı web sitelerine özellikle girmediklerini,
%31’i şifrelerini düzenli değiştirdiklerini,
%30’u ise bazı web uygulamalarını özellikle indirmelerini belirtiyor.