Yazılar

Ağız hijyeni ve diş eti sorununa dikkat!

Ağız hijyeni ve diş eti sorununa dikkat!

Ağız ve diş sağlığı, genellikle güzel gülüş ve estetikle ilişkilendirilse de aslında tüm vücudumuzun iyilik halinin de göstergesi sayılıyor. Çünkü ağız boşluğunda bulunan milyonlarca bakteri ve virüs, kan ve lenf dolaşımı ile vücudun farklı bölgelerine yayılıyor. Sonuçta, çoğalan ve vücutta yayılan etkenler, hastalıklara yol açıyor. Özellikle süregelen pandemi ortamında, Covid-19’a karşı daha dikkatli davranmamız gerekiyor. Ağız hijyeni zayıflamış Covid-19’a yakalanan hastalarda, hastalık şiddetinin arttığına dikkat çeken Acıbadem Altunizade Hastanesi Diş Hekimi Dr. Hatice Ağan, “Ağız hijyeni kötü olan ve diş eti sorunu yaşayanların Covid 19’u daha şiddetli geçirdikleri biliniyor. Yalnızca Covid-19 geçiren hastalarda değil,  bulaşma öncesi de ağız hijyeni önemli. Zira vücutta artan enfeksiyon ve enflamasyonun hastalığa yakalanmada da rol oynadığı düşünülüyor” değerlendirmesinde bulunuyor. Pandemi sürecinde toplumun dikkatinin Covid-19’a toplandığını belirten Diş Hekimi Dr. Hatice Ağan, “Covid-19 dışında, genel sağlığımızı tehdit edecek çok sayıda bakteri ve virüs var. Bunların bulaşma yollarından biri ağızdır. Ağızda çoğalır, hızla tüm vücuda yayılır ve hastalığa yol açarlar. O nedenle düzenli diş fırçalamanın ayrıca ağızda yara, diş çürüğü gibi virüs ve bakterilerin kolayca çoğalabileceği sorunların acilen bertaraf edilmesi gerekiyor.” diyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Diş Hekimi Dr. Hatice Ağan

Bazı enfeksiyonlar ağrı yapmasa da bağışıklığı zayıflatıyor

Diş hekimi ziyareti rutin kontrollerden çok ağrıyan ya da çürüyen dişler nedeniyle gerçekleşiyor. Kontrolün özellikle sorunların erken dönemde saptanması için çok önemli olduğunu belirten Diş Hekimi Dr. Hatice Ağan, “Ağız içindeki kronik bir enfeksiyon hastada ağrı yapmayabilir, çiğneme fonksiyonunu etkilemeyebilir ancak vücudun savunma hücreleri bu bölgedeki enfeksiyon için bir cephe açar ve bağışıklık sisteminin zayıflamasına neden olabilir. Oysa bağışıklık sisteminin güçlü olması, bizim hastalıklara karşı savaşmamızdaki en büyük silahımız. Özellikle pandemi sürecinde bağışıklığın ne kadar önemli olduğu konusundaki toplumsal farkındalığımız arttı. Ama bağışıklığımızın çok güçlü olması gereken farklı durumlar da var. Bu nedenle onkoloji tedavisi, kalp ameliyatları ve eklem protez ameliyatları öncesinde vücuttaki enfeksiyon odakları değerlendirilirken dişlerin de detaylı değerlendirilmesi gereklidir. Tedavilere, ağız sağlığından emin olduktan sonra başlanmalı” diye konuşuyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Dünyada en sık rastlanan kronik hastalık: Diş Çürükleri

Dünya Sağlık Örgütü, diş çürüklerini en sık rastlanan kronik hastalıklar arasında sayıyor. Ülkemizde de 20-29 yaş aralığında çürük diş ortalaması yaklaşık 1.5 iken, 60 yaş üzerinde çürük, dolgu ve kayıp diş toplam ortalamasının 24’e yakın olduğunu ifade eden Diş Hekimi Dr. Hatice Ağan, diş çürükleriyle oluşan enfeksiyonların hem bağışıklığı düşürmede hem de hastalıklara yol açmada önemli bir etken olduğunu vurgulayarak “Diş çürükleri hangi yaşta görülürse görülsün, acilen tedavi edilmesi gereken bir durum. Ancak özellikle çocukluk döneminde nasıl olsa değişecek diye çok da önemsenmiyor. Oysa ilk altı yaşta özellikle üst ve alt solunum yolu enfeksiyonu, ishal gibi bulaşıcı hastalıklardan sonra en sık diş çürükleri görülüyor” diyor. Pandemi nedeniyle diş hekimlerine gitme konusunda yaşanan çekincelerin de ilerlemiş diş çürüklerinin sayısında ve bu nedenle oluşan sağlık sorunlarında da artışı beraberinde getirdiğine dikkat çekiyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Pandemi döneminde diş kırıkları da arttı

Korona virüs salgını ile artan kaygı ve stres bozuklukları, diş sıkmaya bağlı dişlerin ve dolguların kırılması gibi sorunları da beraberinde getiriyor. Covid-19’un, tat alma bozukluğunun yanı sıra diş eti kanamaları ve var olan diş hastalıklarının alevlenmesi gibi sorunlara da yol açtığını kaydeden Diş Hekimi Dr. Hatice Ağan, şöyle devam ediyor:

“Ağız boşluğu; hem yumuşak hem de sert yüzeyleri birlikte barındırması, yüzeyleri yıkayan tükürük ve diş eti oluk sıvısının varlığı ve dış ortama açık olmasından dolayı mikroorganizma açısından zengindir ve solunum yolu hastalıklarına sebebiyet veren zararlı bakteri ve virüslerin süper enfeksiyonlara neden olması için elverişli bir ortamdır. Diş eti hastalıkları ve diş çürükleri; kalp damar hastalıkları, diyabet, zatürre, Alzheimer, egzama, inme, obezite, hamilelerde erken doğumdan, düşük doğum ağırlığa kadar birçok sağlık sorununa sebep olabilir. Bu nedenle dişlerin düzenli ağız bakımı ve diş fırçalama ile zararlı mikroorganizma ve bakterilerin ağızdan uzaklaştırılması, kontrollerin düzenli yaptırılması büyük önem taşıyor.”

Pause Sağlık, Pause Dergi

“Diş kontrollerinizi ihmal etmeyin!”

“Ağız ve diş sağlığının genel vücut sağlığı ile bir bütün olarak değerlendirilmesi ve kötü hijyeni olan bir ağızın genel sağlığı negatif yönde etkilediğinin bilinmesi birçok hastalığın önlenmesini sağlayacaktır. Covid-19 pandemi dönemi ağız bakımına ve hijyenine daha özen gösterilmesi ve sıkıntıların ertelenmemesi gerektiğini de gösterdi. Pandemi olsa dahi alınan tüm dezenfeksiyon ve sterilizasyon önlemleri ile aşılanma sayesinde diş kontrolleri güvenle yapılabiliyor.”

Covid-19 hamilelerde daha ağır geçiyor!

Covid-19 hamilelerde daha ağır geçiyor!

Havaların bir açıp bir kapattığı sonbahar mevsiminde ani sıcaklık değişiklikleri özellikle anne adayları için zorlayıcı olabiliyor. Bir de üzerine yaklaşık iki yıldır devam eden Covid-19 pandemisi eklendiğinde kapalı ortamlarda zaman geçirmek zorunda kalınması ciddi tehlikelere davetiye çıkarabiliyor! Acıbadem Altunizade Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Salih Yılmaz “Özellikle son iki yıldır tüm dünyayı olduğu gibi ülkemizi de etkileyen Covid-19 pandemisi nedeniyle hamileler daha da dikkatli olmalıdırlar. Yapılan araştırmalar; hamilelerin bu hastalığı diğer hemcinslerine göre daha ağır geçirdiklerini, yoğun bakım ihtiyacına ve oksijen ihtiyacına daha fazla ihtiyaç duyduklarını ve erken doğum yapma ihtimallerinin arttığını gösteriyor” diyor. Sonbaharda soğuyan havalar ve kapalı mekanlar nedeniyle hem Covid-19 hem de diğer üst solunum yolu hastalıklarına neden olan mikroplarla daha sık karşılaşıldığını vurgulayan Dr. Salih Yılmaz, hamilelerin sonbaharı sağlıklı ve rahat geçirebilmesi için gerekli önlemleri anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Dr. Salih Yılmaz

Maske, mesafe, hijyen

Hamilelerin Covid-19’a yakalanma ihtimali hamile olmayanlara göre daha yüksek değil ancak hamilelikte Covid-19 daha ağır geçiriliyor. Yapılan çalışmalar, hamilelerin Covid-19’a yakalanması durumunda daha fazla yoğun bakım ihtiyacı ve daha fazla oksijen desteğine gerek duyduklarını göstermiştir. Hatta Covid-19 geçiren kadınların daha fazla oranda erken doğum yaptığını göstermiştir. Bu nedenle hamilelerin Covid-19’a yakalanmamak için daha fazla özen göstermeleri gerekmektedir. Maske takmadan dışarıya çıkmamalı, hijyene dikkat etmeli, en yakınlarıyla bile mesafeli olarak görüşmeli, kalabalık ve kapalı ortamlardan uzak durmalıdırlar.

Dengeli beslenme

Anne adaylarının sadece sonbaharda değil, hamileliğin tüm dönemlerinde dengeli ve vitamin ve minerallerden zengin beslenmesi çok önemlidir. Sonbahar döneminde bu beslenme daha da önem kazanmaktadır. Hamilelik boyunca ana ve ara öğünler olacak şekilde 6-7 öğün şeklinde beslenilmelidir. Anne adaylarının haftalık öğünlerinde sebze, tahıl, et, balık ve karbonhidrat dağılımı dengeli yapılmalı, ara öğünlerinde vitamin ve minerallerden zengin olan kuruyemişler, meyve ve yoğurt kesinlikle tüketilmelidir. Sonbahar döneminde bolca sebze ve meyve olması hamileler için önemli bir avantajdır. Beslenmesi yeterli olmayan anne adayları hekim önerisiyle gerekli vitamin ve mineral takviyelerini almalıdırlar.

Sıvı alımı

Sıvı alımı herkes için önemli olmasına rağmen hamileler için daha önemlidir. Hamilelikte yeterli sıvı alınmadığında erken doğum riski, idrar yolu enfeksiyonu, kabızlık ve baş ağrısı riski artmaktadır. Yeterli sıvı alındığı takdirde bu riskler ortadan kalkmakla birlikte anne adayları kendini daha dinç ve zinde hissetmektedir. Hamilelikte günlük ortalama 2,5-3 litre sıvı alınması gerekmektedir. Bu sıvı alımı çoğunlukla su ağırlıklı olmalıdır ancak açık çay, maden suyu, ayran olarak da desteklenebilir.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Kıyafet seçimi

Hamilelerin bağışıklık sistemi normal insanlara göre biraz daha zayıfladığı için sonbaharda görülen ani hava sıcaklığı değişimlerinden daha fazla etkilenilmektedir. Ani sıcaklık değişimlerinden etkilenmemek için kıyafet seçimleri ona göre yapılmalıdır. Anne adayları özellikle açık havada zaman geçirdiklerinde yanlarında uygun kıyafetlerin olması çok önemlidir.

Covid-19 aşısı

Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Salih Yılmaz anne adaylarının kafasını çokça karıştıran “Hamileler aşı olabilir mi?”, “Hamilelikte Covid-19’a karşı yapılacak aşı bebeğe zarar verir mi?” sorularına yönelik şöyle konuşuyor: “Bu konuyla ilgili çok fazla anne adayının bulunduğu çalışmalar yayımlanmıştır. Bu çalışmalar göstermiştir ki; aşı olan hamilelerde erken doğum, düşük, ölü doğum veya gelişme geriliği gibi hamilelikle ilgili hiçbir risk artışı yoktur. Yine bu çalışmalarda doğum yapan hamilelerin bebeklerinde şimdiye kadar olan takipte bir sorun gözlenmemiştir. Bu çalışmaların sonuçlarıyla beraber dünyadaki ve ülkemizdeki önemli dernekler de hamilelere aşı olmalarını önermektedir. İlk trimestre (ilk 14 hafta) sonrasında tüm hamileler Covid-19’dan korunmak için aşılarını olabilir.”

Yeterli uyku

Bağışıklık sistemini güçlü tutmak, gün içinde zinde olmak ve stres miktarını azaltmak için yeterli uyku çok önemlidir. Hamilelerin özellikle mevsim geçişi olan sonbaharda hastalıklardan korunmak adına yeterli miktarda uyumaları gerekmektedir. Hamileliğin özellikle son döneminde sık idrara gitme, kas ağrıları ve reflü nedeniyle uyku kalitesi azalmasına rağmen uygun uyku pozisyonları bularak tüm anne adaylarının günde en az 7 ile 9 saat arasında uyku uyumaları önemlidir.

 

 

Pause Sağlık, Pause Dergi

Kapalı ortamlar

Sonbahar mevsimiyle beraber birçok salgın hastalığın görülmesi artmaktadır. Covid-19 pandemisi nedeniyle kısıtlamalar ve yaygın maske kullanımı sonucunda geçtiğimiz yıl grip gibi sonbaharda sık görülen enfeksiyonların görülmesi azalmıştır. Fakat bu yıl okulların açılması ve kısıtlamaların kaldırılması nedeniyle grip gibi üst solunum yolu enfeksiyonlarının daha sık görüleceğini öngörmekteyiz. Bu nedenle hamilelerin kapalı ortamlardan uzak durması bu gibi enfeksiyonlardan korunması açısından oldukça önemlidir.

Grip aşısı

Dr. Salih Yılmaz “Hamilelerin bağışıklık sisteminin zayıf olması nedeniyle grip enfeksiyonu anne adaylarında daha ağır seyretmektedir. Bu nedenle hamilelikte grip enfeksiyonuna yakalanmamak önemlidir. Bunun için dengeli beslenme, yeterli uyku ve sıvı alımı ve kapalı ortamlardan uzak durulması gerekir. Bu enfeksiyonu önlemek için hamileliğin hangi haftasında olursanız olun bir kez grip aşısı olmanızı önermekteyiz. Dünya Sağlık Örgütü de tüm hamilelerin Ekim ve Mayıs ayları arasında tek doz grip aşısı olmasını önermektedir” diyor.

Egzersiz

Düzenli olarak egzersiz yapma bağışıklık sistemini güçlendirir ve kişinin zinde olmasını sağlar. Tüm hamilelerin eğer bedensel olarak veya hamileliğe bağlı olarak spor yapmasında engel yoksa her gün yaklaşık 1 saat egzersiz yapmalarını önermekteyiz. Bu egzersizler yürüyüş, yüzme veya pilates gibi vücudun kendi ağırlığı ile yapılan egzersizler olabilir. Özellikle her gün yaklaşık bir saat tempolu yürüyüş vücudun zinde kalması için oldukça önemlidir.

 

Akciğer en sık görülen kanser türleri arasında ilk sırada!

Akciğer en sık görülen kanser türleri arasında ilk sırada!

Akciğer kanseri dünyada her iki cinsiyet göz önüne alındığında en sık görülen kanser türü olarak ilk sırada yer alıyor. Bilim dünyasında en son yayınlanan verilere göre; tüm yeni tanı alan kanserlerin yüzde 12.3’ünü akciğer kanseri oluşturuyor. Ülkemizde her yıl 40 bin kişiye akciğer kanseri tanısı konuyor. Erkeklerde en sık görülen akciğer kanserini sırasıyla prostat ve bağırsak kanseri takip ediyor. Kadınlarda ise meme kanseri açık arayla ilk sırada yer alırken, bağırsak ikinci ve akciğer kanseri üçüncü sıklıkta görülüyor. Akciğer kanseri genellikle erken evrede belirti vermemesi ve tipik belirtilerinden biri olan öksürük yakınmasında sigara tüketen hastaların ‘Sigara öksürtüyor’ düşüncesiyle zamanında hekime başvurmamaları nedeniyle sıklıkla ileri evrede tanı alıyor. Oysa erken tanı konulduğunda tümörün ameliyatla çıkartılma şansı oluyor ve tedaviden daha başarılı sonuçlar alınıyor.

Acıbadem Altunizade Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Çağlar Çuhadaroğlu, akciğer kanserinde en önemli risk faktörünün sigara tüketimi olduğunu hatırlatarak, “Sigara içen kişinin bir de aile öyküsü varsa, hava kirliliği olan yerde yaşıyor ya da çalışıyorsa, risk katlanıyor. Akciğer kanserinin erken evrede teşhis edilebilmesi için belirtilerde zaman kaybetmeden doktora başvurulması ve yakınması olmasa dahi sigara içen 40 yaş üstü kişilerin yıllık akciğer tomografilerini yaptırmaları çok önemli. Ancak radyolojik incelemelerde her ne kadar düşük dozlu cihazlar kullanılsa da, en iyisi sigara ve kirli havadan uzak durmaktır” diyor. Peki, hangi belirtilerde zaman kaybetmeden bir hekime başvurmak gerekiyor? Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Çağlar Çuhadaroğlu, “Dünya Akciğer Kanseri Farkındalık Ayıkapsamında akciğer kanserinin 8 belirtisini anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu!

Pause Sağlık, Pause Dergi

Prof. Dr. Çağlar Çuhadaroğlu

Uzamış öksürük

Özellikle sonbahar ile kış mevsiminde en sık görülen yakınmalardan biri oluyor öksürük. Genellikle üst ve alt solunum yolu enfeksiyonları, alerjiler, astım ile KOAH hastalıklarından kaynaklanıyor. “Ancak kuru ya da balgamlı öksürük, özellikle de kanlı balgam varsa akciğer kanseri için önemli bir belirti olabiliyor” uyarısında bulunan Prof. Dr. Çağlar Çuhadaroğlu, şöyle devam ediyor: “Sigara içen kişilerin çoğu KOAH hastası oldukları için öksürüğün bu hastalıktan veya sigaradan kaynaklandığını düşünüp, hekime başvurmuyorlar. Bunun sonucunda da tanıda gecikme yaşanıyor. Erken tanı için özelikle sigara içen kişilerin öksürükleri 2-3 haftayı geçtiyse, mutlaka muayene olmaları gerekiyor. Eğer balgamda kan varsa, bu sürecin beklenmemesi büyük önem taşıyor”

Kanlı balgam

Balgamda kan KOAH, zatürre ve tüberkülozun yanı sıra akciğer kanserinin de önemli belirtileri arasında yer alıyor. Prof. Dr. Çağlar Çuhadaroğlu, “Kırmızı taze kan akciğer dışındaki bir sorundan, örneğin burun ve diş etinden kaynaklanabiliyor. Kahverengi kan genellikle mide sorunlarına işaret ediyor. Kan balgamla karışık ise akciğer kanserinin belirtisi olabileceği için zaman kaybetmemek gerekiyor” diyor.

İştahsızlık ve kilo kaybı

İştahsızlık ve kilo kaybı akciğer kanserinde sık görülen belirtilerden. Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Çağlar Çuhadaroğlu, istemsiz kilo kaybının kanserde çoğu zaman ileri evre belirtilerinden olduğunu belirterek, “Ancak burada genelleme yapılamaz, istemsiz kilo kaybı akciğer kanserinin tüm evrelerinde olabiliyor. Hatta erken evre belirtisi olarak gelişirse, erken tanı imkanı da sağlıyor” diyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Halsizlik

Tüm kanser türlerinde olduğu gibi, halsizlik akciğer kanserinde de oluşan önemli bir belirti. Halsizlik her evrede görülebiliyor, dolayısıyla akciğer kanserinin erken dönem habercisi olabiliyor. Kanser hücrelerinin metabolizması çok fazla çalıştığı için normal hücrelere göre kat kat fazla enerji tüketiyorlar. Akciğer fonksiyonlarını da bozarak nefes darlığı da yapmaları nedeniyle ciddi halsizliğe yol açabiliyorlar.

Sık zatürre geçirmek

“Sık sık zatürre oluyorsanız, hele birde akciğerin hep aynı bölgesinde ise sorun, altta yatan neden akciğer kanseri olabiliyor” bilgisini veren Prof. Dr. Çağlar Çuhadaroğlu, bu tabloda bronkoskopik incelemeyle hava yollarına gönderilen bir bronkoskop ile hava yolunun içinin görüntülendiğini, şüpheli durumda parça alınarak biyopsiye gönderildiğini söylüyor.

Nefes darlığı

Nefes darlığı akciğer kanserinin tipik belirtilerinden. Tümörün hava yolunu tıkaması sonucu oluştuğu için ileri evre belirtileri arasında yer alıyor. Prof. Dr. Çağlar Çuhadaroğlu akciğer kanserinde nefes darlığının şiddetinin kısa sürede, örneğin günler haftalar içinde daha da arttığı uyarısında bulunarak, “Akciğer kanseri hastalarının önemli bir çoğunluğunda aynı zamanda KOAH hastalığı da oluyor. Bu nedenle hastalar nefes darlığının KOAH’tan kaynaklandığını düşünerek maalesef hekime başvurmakta gecikebiliyorlar” diyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Göğüs ağrısı

Göğüs ağrısı akciğer zarının ya da kemiklerin tutulumundan kaynaklanabiliyor ve akciğer kanserinin ileri evresinde gelişiyor. Ancak öksürük sırasında göğüste yeri tanımlanamayan bir ağrı olabiliyor ki bu belirti her evrede görülebiliyor. Bunun nedeni ise akciğer kanserinde hava yollarının kitleyi yabancı bir cisim sayarak atmaya çalışması. Kitleyi atamaması sonucu da inatçı ve ağrıya yol açabilen şiddetli öksürük oluşabiliyor.

Ses kısıklığı ve yutma güçlüğü

Ses kısıklığı ve yutma güçlüğü; soğuk algınlığı ile reflü gibi daha masum nedenlerin yanı sıra genellikle larenks kanserinden kaynaklanıyor. Ancak akciğer kanserinde de görülebiliyor. Bu kanser türünde ses kısıklığı ve yutma güçlüğü sinir ya da doğrudan ana hava yolu tutulumuna işaret ediyor.

Menopoz dönemini sağlıklı ve rahat geçirmek için…

Menopoz dönemini sağlıklı ve rahat geçirmek için…

Kadınların yaşamında duygusal ve fiziksel açıdan yeni bir dönemin başlangıcı olan menopozu kabusa çevirmek yerine ikinci bahara dönüştürmek mümkün. Bunun için beslenmeden düzenli egzersize, uykudan stresi kontrol etmeye dek bazı etkili kurallara dikkat etmek yeterli. Acıbadem Altunizade Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Şengül Sangu Talak “Menopoz döneminde östrojen hormonunun azalmasıyla birlikte kemik erimesi ve kardiyovasküler hastalık riski artmaktadır. Aynı zamanda bu dönem; sıcak basması, aşırı terleme, hafıza sorunları ve hormonal değişimler nedeniyle kilo artışını beraberinde getirmektedir. Bu nedenle özellikle bazı besinlerin içeriğinden vitamin ve minerallerin gücünden yararlanmak hem uzun vadeli sağlık sorunlarına karşı korunmada katkı sağlayacak hem de semptomların şiddetini azaltmakta etkili olacaktır.” diyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Şengül Sangu Talak, menopoz döneminde sofranızda yer vermeniz gereken yiyecek ve içecekleri sıraladı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Beslenme ve Diyet Uzmanı Şengül Sangu Talak

Kefir

Kefir; kalsiyum içeriği ile kemik sağlığını korumaya yardımcıdır. 1 su bardağı kefir; 240 mg kalsiyum içermekte ve günlük ihtiyacın dörtte birini karşılamaktadır. Ayrıca probiyotik içeriği ile bağırsak sağlığına destek olarak sağlıklı bir sindirim sistemi gelişimine yardımcı olur. Kemik erimesinden korunmak için her gün 1 su bardağı kefir tüketilmeli, diğer süt ürünleri ile de desteklemeliyiz.

Somon

Somon; içerdiği omega-3 sayesinde menopoz döneminin beraberinde getirebileceği kardiyovasküler hastalıklara karşı korunma sağlamaktadır. Ayrıca yapılan bazı çalışmalarda omega-3 alımının sıcak basmasını azalttığı gösterilmektedir. Bu etkilerinden faydalanabilmek için haftada en az 2 kez tüketilmelidir.

Yulaf

Yulaf, sağlıklı karbonhidrat kaynaklarındandır. İçerdiği posa sayesinde menopoz döneminde  oluşabilecek kardiyovasküler hastalıklara karşı koruyucudur. Ayrıca triptofan içeriği sayesinde menopoz semptomlarından biri olan depresyon ve sinirlilik halini azaltabilmektedir. Bu nedenle haftada 2-3 kez 3-4 yemek kaşığı yulaf ezmesi ile hazırlanmış müsli veya omlet veya yulaflı kurabiye veya poğaça kahvaltıda ya da ara öğünde tercih edilebilir.

Avokado

İçerdiği zengin E vitamini sayesinde bu dönemde görülebilecek cilt kuruluğuna fayda sağlayabilmektedir. Yarım avokado günlük E vitamini ihtiyacınızın yarısını karşılar. Tüketirken porsiyon kontrolü sağlanmalıdır.

Pause Sağlık, Pause Dergi

 

Soya fasulyesi

Beslenme ve Diyet Uzmanı Şengül Sangu Talak “Soya fasulyesi, fitoöstrojen yani bitkisel kaynaklı östrojen içeriği ile östrojene benzer etki gösterir. Bu özelliği sayesinde düşük östrojen hormonunun yarattığı sıkıntıların şiddetini hafifletebilmektedir. Salatalara soya filizi veya tofu (soya fasulyesinden yapılan bir çeşit peynir) ekleyebilir, soya sütü tüketebilirsiniz. Ancak meme kanseri geçmişiniz var ise soya fasulyesi tüketimi için mutlaka diyetisyene danışmak gerekir” diyor.

Kırmızı meyveler

Ahududu, çilek, böğürtlen meyvelerin antioksidan içerikleri yüksektir. Antioksidandan zengin gıdalar, kalp sağlığı için faydalı olmakla birlikte yapılan bazı çalışmalar bu gıdaların menopoz semptomlarının şiddetini azalttığını göstermiştir. Her gün meyve tüketiminin en az 1 porsiyonunun kırmızı meyvelerden seçilmesi menopoz sonrası dönem için önemlidir.

Keten tohumu

Beslenme ve Diyet Uzmanı Şengül Sangu Talak “Keten tohumu da soya fasulyesi gibi fitoöstrojenden zengindir. Bu nedenle menopozun yol açtığı şikayetleri azaltabilmektedir. Ek olarak içerdiği sağlıklı yağlar kolesterol düşürmeye yardımcı olabilmektedir. Her gün 1 yemek kaşığı keten tohumunu salatalarınıza ekleyebilirsiniz. Ancak meme kanseri geçmişiniz var ise keten tohumu tüketimi için mutlaka diyetisyeninize danışmanız gerekir” diyor.

Kaju

Magnezyum, kan basıncının düzenlenmesi ve kemik erimesinden korunmak için önemli bir mineraldir. Kaju, iyi bir magnezyum kaynağıdır. 1 porsiyon kaju (10 adet) günlük magnezyum ihtiyacının beşte birini karşılar. Ancak kavrulmamış ve tuzsuz halinin tüketimi gerekmektedir. Çünkü yüksek tuz tüketimi, kemirlerden kalsiyum çekilimine neden olarak kemik erimesi riskini arttırmaktadır.

 D vitamini ihmale gelmez!

Beslenme ve Diyet Uzmanı Şengül Sangu Talak “Menopoz döneminde kemik erimesi sorununa karşı ve kemik sağlığı için D vitamini, en az kalsiyum kadar önemli bir vitamindir. Ancak vücudun D vitamini ihtiyacını beslenme ile karşılamak mümkün değildir. Bu nedenle D vitamini üretimi için mutlaka, güneş ışınlarının dik gelmediği saatlerde kollara ve bacaklara yeterli güneş ışığı alınmalıdır. Ek olarak D vitamini ile zenginleştirilmiş süt, peynir gibi ürünlerden de destek alınabilir” diyor.

 Günde bir şişe maden suyu içerseniz!

Beslenme ve Diyet Uzmanı Şengül Sangu Talak “Menopozun beraberinde getirdiği aşırı terleme durumu sırasında oldukça sıvı ve mineral kaybedilmektedir. Bu mineralleri yerine koyabilmek adına her gün 1 şişe maden suyu tüketilmedir“ diyor.

Menopozu ikinci bahara dönüştürün!

Menopozu ikinci bahara dönüştürün!

Kadınların hayatında önemli dönemeçlerden biri olan menopozu günümüzde sağlıklı ve rahat geçirmek hatta ikinci bahara dönüştürmek mümkün. Acıbadem Altunizade Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Harika Bodur Öztürk, bu süreçte ortaya çıkabilecek fiziksel ve ruhsal bazı sorunların başta düzenli egzersiz olmak üzere yaşam tarzında yapılacak birtakım düzenlemelerle daha rahat geçirilebileceğini söylüyor. Buna karşın menopozla birlikte tip-2 diyabet, kalp ve damar hastalıkları ve osteoporoz gibi kronik sağlık sorunlarının baş gösterebildiğine işaret eden Dr. Harika Bodur Öztürk, 18 Ekim Dünya Menopoz Günü öncesinde menopoz sürecini rahat geçirebilmek için dikkat edilmesi gerekenleri anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Tıp dilinde ‘kadınların adetten kesilmesi ve doğurganlığın bitmesi’ anlamına gelen menopoz, ani olabileceği gibi 5 ila 8 yılı bulan süreci de kapsayabiliyor. Ülkemizde kadınların ortalama 48 yaşında menopoza girdiğini belirten Acıbadem Altunizade Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Harika Bodur Öztürk, “Menopoz sürecinde kadınlardaki dönüşüm sırasında sıcak basmaları, çarpıntı, duygu durum değişikliği, anksiyete, uyku sorunları, hafıza sorunları, vajinal kuruluk ve libido azalması gibi östrojen hormonunun eksikliğine bağlı gelişen değişimler söz konusu olabilir. Yorgunluk, baş ağrıları, kas ağrısı, gece terlemeleri de görülebilir. Bu dönüşüm birçok kadının yaşam kalitesini maalesef geçiş döneminde olumsuz etkileyebilir. Ayrıca menopozla birlikte tip 2 diyabet, kalp ve damar hastalıkları ve osteoporoz gibi kronik sağlık sorunları da baş gösterebilir” diyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Dr. Harika Bodur Öztürk

İlk sinyallere dikkat!

Menopoz öncesinde bazı sinyaller sürecin başlamak üzere olduğuna işaret ediyor. İlk belirtilerin görüldüğü andan itibaren menopoza dek geçen sürece ‘premenopoz’ yani ‘menopoz öncesi dönem’ denildiğini belirten Dr. Harika Bodur Öztürk şöyle konuşuyor: “Premenopoz sürecinde ilk göstergelerden biri menstruel kanama düzensizliğidir. Bunlar sık kanama veya uzun aralıklarla kanama şeklinde olabilmektedir. Bazen de gecikmeler sonrasında 7-8 günden fazla uzun süren aktif kanama da karşımıza çıkabilir. Karşılanmamış östrojen hormonu etkisiyle olan düzensiz kanamalar uzun dönemde kadınlarda rahim kanseri için de risk faktörü olabilir. Bu nedenle uzun süren kanamalarda, kanamanın bitmesini beklemeden doktorunuza görünmeniz doğru olacaktır.”

Bilimsel araştırmalar neye işaret ediyor?

Hormon replasman tedavisinin (HRT) sentetik östrojen ve progesteron ile yapılabildiğini, ancak “Milyon Kadın Çalışması” ndaki HRT ile meme kanseri artışının bildirildiğini, bu nedenle alternatif tedavi seçeneklerinin araştırıldığını söyleyen Dr. Harika Bodur Öztürk “Yapılan bilimsel araştırmalar fiziksel aktivite ve egzersizin bu dönemde kritik rol oynadığını ortaya koyuyor. Egzersiz ile kısa dönemde stres azalır; kas, eklem ve kemik sağlığınız artar, daha iyi bir uyku sağlanmış olur. Uzun dönem etki olarak da kanser, kalp hastalığı riski, tip 2 diyabet riski, inme riski, obezite ve osteoporoz riskiniz azalır, bilişsel fonksiyonlar artar. 12 hafta boyunca, haftada 3 gün 1 saat süreyle aerobik egzersiz yapıldığında metabolik sendrom risk faktörlerinde belirgin azalma; açlık kan şekeri, trigliserit ve kolesterol düzeylerinde belirgin iyileşme kaydedilir. Kan basıncında düzelme söz konusudur. Yapılan çalışmalarda düzenli egzersiz yapanlarda sıcak basmaları yüzde 50 oranında azalabilir.” diyor. Pause Sağlık, Pause Dergi

Hekime danışmak şart!

Sıcak basmaları ve gece terlemeleri bu dönemdeki kadınların yüzde 80’ ini etkilerken, bu şikayetlerin 5 ila 7 yıl devam edebildiğini belirten Dr. Harika Bodur Öztürk, yapılan araştırmaların, hastaların HRT dışında alternatif tedavileri çoğu zaman doktoruna danışmadan kullandığını gösterdiğini söylüyor. Hekim bilgisi olmadan internetten ya da arkadaş çevresinin önerisiyle kulaktan dolma bilgilerle vitamin, mineral destekleri alınabildiğini belirten Dr. Harika Bodur Öztürk, hekim bilgisi dışında kullanılan takviye ürünlerin sağlığa fayda yerine zarar verebildiğini, bu nedenle mutlaka hekime danışılması gerektiğini söylüyor.

Bu önerilere dikkat!

Menopoz döneminde kilo alımının sıcak basmalarını artırdığını, ancak yüzde 10 oranında kilo kaybı ile bu sorunun azalabildiğini belirten Dr. Harika Bodur Öztürk; ideal kiloya ulaşmanın önemini vurguluyor. Gece oda ısısının düşürülmesinin, bu dönemde sıcak ve baharatlı gıdalar tüketilmemesinin ve alkol tüketiliyorsa mutlaka azaltılmasının tavsiye edildiğini vurgulayan Dr. Harika Bodur Öztürk “Menopozla birlikte kalsiyum alımına da dikkat edilmesi önerilir. Günlük kalsiyum ihtiyacı 1200 mg.dır. Ancak böbrek taşı veya böbrek hastalığı varsa kalsiyum tüketimine dikkat etmek gerekir.” diyor.

Kegel egzersizleri uygulayın

Yapılan bilimsel çalışmaların, menopoz dönemindeki kadınların yüzde 50’sinin azalmış hormonlar nedeniyle ağrılı ilişki, yanma, ağrılı idrar yapma ve ani idrar hissi gibi sorunlar yaşayabildiğini, bu ve benzeri gerekçelerle cinsel ilişkiden çekindiğini hatta kaçındığını gösterdiğini belirten Dr. Harika Bodur Öztürk şöyle konuşuyor: “Menopozla birlikte üreme organında atrofi dediğimiz durum ortaya çıkıyor. Cinsel ilişki sırasında vajinal elastikiyetin azalması nedeniyle kadında ağrı olabiliyor. Ağrı nedeniyle de cinsel yaşama ilgi de azalabiliyor. Hormon replasman tedavisi her ne kadar libidoyu artırmasa da vajinal lubrikasyonu artırarak kadınlara destek olabiliyor. Lokal vajinal östrojen tedavileri de seçenekler arasındadır. İlerleyen yaşla birlikte bağ dokusu desteğinin azalmasıyla pelvik organlarda sarkma sorunu da oluşabiliyor. Pelvik kasları çalıştıran Kegel egzersizi bu konuda destek verebilir. Sistemik ve lokal tedavilerle de bu sorunlar çözülebilir.”

Soğuk kalbi vuruyor! Damarları büzüyor, kanın pıhtılaşmasını artırıyor!

Soğuk kalbi vuruyor! Damarları büzüyor, kanın pıhtılaşmasını artırıyor!

Aşırı sıcaklarla geçen bir yazın ardından sonbaharla birlikte aniden soğuyan havalar kalp hastalıklarını tetikliyor. Soğuk havada düşen vücut sıcaklığını dengede tutabilmek için adrenalin gibi stres hormonlarının etkisiyle kalp hızında, kan basıncında ve kanın pıhtılaşma düzeyinde artış ve damarlardaki büzüşme kalbimizin daha fazla çalışmasına yol açıyor. Bu durumun özellikle kalp ve damar hastaları ile gizli kalp hastalığı bulunanlar için önemli bir risk oluşturduğunu belirten Acıbadem Altunizade Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Sinan Dağdelen “Soğuk ve rüzgarlı havalarda vücut periferik kan damarlarında kasılma olmakta, adrenalin seviyesi artmakta, tansiyon-nabız dengesi negatif yönde bozulmakta ve kalbe giden kan dolaşımı azaldığından kalp damar hastalıkları ve komplikasyonları riski artmakta, kalp krizine yol açabilmektedir. Soğuk hava bağışıklık sistemini de olumsuz etkileyerek enfeksiyonlara zemin hazırladığından ortaya çıkan iltihabi durum da kalp ve damar hastalıklarını tetikleyebilmektedir. Toplumda kalp damar hastalığı olduğunun veya hipertansiyonu olduğunun farkında olmayan 40 yaş üzerinde önemli sayıda insan bulunmaktadır. Özellikle kalp damar hastalığı olanların sonbahar-kış mevsiminde dikkatli olmaları gerekir” diyor. Prof. Dr. Sinan Dağdelen 29 Eylül Dünya Kalp Günü kapsamında yaptığı açıklamada, sonbaharda kalbi korumanın ihmale gelmez kurallarını anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

 Prof. Dr. Sinan Dağdelen

Pandemide kalp hastalıkları arttı!

Yaklaşık iki yıldır tüm dünyayı tehdit eden, yüzyılın salgın hastalığı Covid-19 nedeniyle hayatını kaybedenler arasında ilk sırada 70 yaş üzeri kişiler bulunurken, ikinci sırayı kronik kalp ve damar hastalıkları olanların aldığını belirten Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Sinan Dağdelen “Bu dönemde hem kalp damar hastalıklarında hem de hipertansiyon krizlerinde artışlar önemli bir sorundur. Kalp damar hastalıkları ve hipertansiyon ile ilgili yaşadığımız artan sorunlar sadece virüsün etkisi ile değil, insanların kontrollerini aksatmaları, egzersiz yapamamaları, beslenme bozuklukları ve kilo almaları hatta psikolojik streslerinin artması ile açıklanabilir” diyor. Pandemi sürecinin tüm organ fonksiyonları, bağışıklık sistemi ve insan-toplum psikolojisi ile birlikte kalp damar sistemini de ciddi şekilde olumsuz etkilediğini vurgulayan Prof. Dr. Sinan Dağdelen şöyle konuşuyor: “Bu etkilenmeler içerisinde solunum sistemi ve kardiovasküler sistem ile ilgili komplikasyonlar maalesef en tehlikeli sonuçlara neden olabilen Covid-19’un hedef organlarını oluşturmaktadır. Covid-19’un kalp damar sistemi ile ilgili komplikasyonları; miyokardit (kalp kası iltihabı), perikardit (kalp zarı iltihabı), akut kalp krizi, ciddi kalp yetersizliği, beyin damar tıkanıklığı-felç, kalp ritm bozuklukları, kontrolsüzleşen hipertansiyon atakları, akciğer damar tıkanıklığı (pulmoner emboli) ve bacak damarlarında pıhtı oluşması şeklinde sıralanabilir. Bu komplikasyonların geç ve uzun dönemde Covid-19 (SARSCoV-2) geçiren kişilerde ileride ortaya çıkarabileceği kardiovasküler izler ve komplikasyonlar konusunda ise henüz kesin bilimsel verilere sahip değiliz.”

Pause Sağlık, Pause Dergi

Kalp sağlığı için ihmale gelmez 9 önlem!

Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Sinan Dağdelen, pandemi tehdidi altında girdiğimiz sonbaharda kalp ve damar hastalıklarına karşı ihmale gelmez önlemleri şöyle sıralıyor;

  • Pandemide Covid-19’dan korunma kurallarına sıkı sıkıya uymak
  • Aşırı yağlı, unlu, aşırı tuzlu, kızartılmış ve hazır gıdalardan kaçınmak
  • Az ve sık yemek, tam olarak doymamak
  • En az 1 litre su içmek (böbrek ve kalp-damar hastaları için bu oran değişir)
  • Sigara kalp damar hastalıklarından ölüm riskini 2-3 kat artırdığından sigaradan ve pasif içiciliğe maruz kalmaktan kaçınmak
  • Et ağırlıklı beslenme yerine taze sebze ve bakliyat tüketmek
  • Uzman tarafından önerilmedikçe hiçbir takviye, vitamin veya minerali rastgele kullanmamak
  • Her gün en az 30-40 dakika düz bir zeminde uygun adım yürümek (yaş, kalp damar hastalığı, sistemik organ hastalığı olanlarda bu süre ve hız değişebilir)
  • Dünya Sağlık Örgütü ve Sağlık Bakanlığı’nın aşı talimatlarına uymak ve yetkisiz kişilerin tavsiyelerini dikkate almamak

Ofis hastalıkları artık evimize taşındı!

Ofis hastalıkları artık evimize taşındı!

Bilgisayarın başında saatlerce oturuyoruz… Parmaklarımız, kimi zaman sert dokunuşlarla, adeta özdeşleşiyor klavye tuşlarıyla… Bilgisayar başında olmadığımız zamanlar ise ellerimiz ve parmaklarımız yine sayısız kez çalışıyor akıllı telefonumuzun tuşlarında; gelen maillere veya mesajlara hızlıca yanıt verebilmek için… Kimi zamansa, bazıları ağır olabilen dosyaları taşımamız gerekebiliyor… Bu hareketler, masa başı çalışanlarının her gün rutin olarak ve sayısız kez yaptıkları işlerden bazıları. Ancak dikkat! Her gün seri olarak tekrar edilen bu hareketler; el, kol ile omuz kaslarımızı yıpratıyor ve zamanla günlük hayatımızı olumsuz etkileyen sağlık problemlerine neden olabiliyor.

Bilgisayar kullanmak, akıllı telefon ile mesaj yazmak, ağırlık kaldırmak gibi her gün aynı şekilde, üstelik devamlı yaptığımız işler el, kol ve omuzlarımızdaki dokuların yıpranmalarına neden oluyor. Acıbadem Altunizade Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Arel Gereli, normalde vücudumuzun kas yıpranmalarını tamir edebildiğini belirterek, “Ancak hareketlerin sık tekrarlanması nedeniyle yıpranma hızının çok arttığı ya da iyileşme yanıtının azaldığı durumlarda, tıpkı bir kumaşın eskimesi gibi doku bütünlüğü bozuluyor. Bozulan dokunun tipine göre de hastalıklar şekilleniyor. Dahası, bu hastalıkların hepsi birbiriyle ilişkili oluyor, genelde biri başlarsa diğerleri de onu takip ediyor” diyor. Peki, günümüzde masa başı çalışanlarını hangi hastalıklar tehdit ediyor? Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Arel Gereli, 23-29 Eylül “Ofiste Sağlık Farkındalık Haftası” kapsamında, aşırı kullanım ve sık tekrarlama sonucu el, kol ile omuzlarımızda görülen 6 hastalığı anlattı; önemli öneri ve uyarılarda bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Prof. Dr. Arel Gereli

Aşırı kullanıma bağlı hastalıklar arttı!

‘Ofis hastalıkları’ denildiğinde çok değil, bundan yaklaşık iki yıl öncesine dek sadece şirketler geliyordu aklımıza. Ancak Covid-19 pandemisi tüm dünyada pek çok rutini temelden, üstelik bazılarını kalıcı olarak değiştirdi. Çoğu şirketin ‘evden çalışma’ yöntemine geçiş yapması, pandeminin belki de en kalıcı değişimi oldu.

Evden çalışmak başlarda konforlu gibi görünse de, ofisin tüm sorunlarını evlerimize taşımasının yanı sıra çok daha fazla iş yapmamıza neden olarak aslında hiç de öyle olmadığını gösterdi. Örneğin artık el, kol ve omuzlarımızı daha çok kullanmak zorunda kalıyoruz. Bu nedenle aşırı kullanıma bağlı gelişen hastalıkların günümüzde daha fazla görüldüğü uyarısında bulunan Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Arel Gereli şunları söylüyor:

“Hayatımızın ortasına yerleşen pandemi süreci ile birlikte ofis hastalıkları artık ofisin dışına çıkmış durumda. İnternetin yoğun kullanımı ile evlerimiz sadece ofisimiz değil, aynı zamanda okulumuz, spor salonumuz, oyun parkımız, alışveriş merkezimiz ve sosyal alanımız oldu. Hayatın bu şekilde devam edebilmesi için gereken temizlik, yemek gibi temel ihtiyaçları da göz önüne aldığımızda, eskiden ağırlıklı olarak masa başı çalışanlarda görülen el, kol ve omuz sorunları artık daha geniş bir kitle ve yaş aralığında gözlenir oldu.”

Pause Sağlık, Pause Dergi

SİNİR SIKIŞMALARI

Bilgisayar ve akıllı telefon gibi cihazları kullanırken uzun süre hareketsiz kalmak veya iş ortamında tekrarlanan zorlayıcı hareketler; omuz, dirsek ya da el bileğinden geçen sinirlerin sıkışmalarına yol açabiliyor. Uzun süre aynı pozisyonda hareketsiz kalmak, zamanla sinirlerin içinden geçtikleri kanallara yapışmalarına, tekrarlanan hareketler ise yapışan sinirlerin yıpranmalarına neden olabiliyor. Sıkışan sinirler da kendini ağrı, uyuşma ve güç kaybıyla gösteriyor.

Ne yapılıyor? Başlangıçta ameliyat dışı yöntemlerle rahatlama sağlansa da, zaman içinde kas erimesi kronikleşiyor ve kalıcı hasar bırakabiliyor. İlaç, atel kullanımı, egzersizler, enjeksiyonlar veya fizik tedavi ile başarılı sonuçlar alınabiliyor. Tedaviye yanıt vermeyen hastalarda cerrahi gevşetme uygulanıyor.

 TENDİNİT

Tendinit; el ve kollarımıza hareket veren kasların ‘tendon’ denilen lifleri ile bu liflerin kemiğe yapıştığı yerlerin iltihabı olarak tanımlanıyor. Bu iltihaplanma günümüzde en sık el ve kol kaslarının, örneğin akıllı telefonumuzu sürekli elimizde tutmamız nedeniyle devamlı kasılı kalmaları ya da bu kaslarımızın bilgisayarda yazı yazmak gibi sürekli aynı işleri tekrarlamaları nedeniyle gelişiyor. Kaslara sürekli ve tekrarlayan yüklenmeler de kas liflerinde gözle görünmeyen yırtıklara yol açabiliyor. Prof. Dr. Arel Gereli bu yırtıkların zamanla tendonun kalınlaşmasına ve sertleşmesine neden olduğuna işaret ederek, “Tendinit, el ve kollarda kullanım ağrısı ile özellikle sabah sertliğiyle kendini gösteriyor. Yavaş seyirli hastalık olmasına karşın hastanın gündelik hayatını olumsuz etkileyebiliyor” diyor.

Ne yapılıyor? Tendinit çoğu kez sıcak- soğuk kompres uygulamaları, fizik tedavi, istirahat ve ağrı kesici ilaçlar gibi ameliyat dışı yöntemlerle tedavi edilebiliyor. Ancak dirençli vakalarda cerrahi müdahale gerekebiliyor”

Pause Sağlık, Pause Dergi

TETİK PARMAK

Tetik parmak; uzun süren tendinitler sonrası ellerimize hareket veren kas liflerinin kalınlaşarak içinden geçtikleri kanallara takılmasıdır. Kendini parmaklarda takılma, kilitlenme ve ağrıyla gösteriyor. Tetik parmak, bilgisayar ve akıllı telefonda uzun yıllar aynı hareketi yapan el parmaklarında sıklıkla görülüyor.

Ne yapılıyor? Prof. Dr. Arel Gereli,  bilgisayar ve akıllı telefon gibi cihazların aşırı kullanımının kısıtlanmaları ve ilaç tedavisiyle iyileşme sağlanabildiğini, dirençli vakalarda ise kanal içinde takılı kalan tendonun cerrahi olarak gevşetilmesiyle kesin çözüm sağlandığını söylüyor.

KİREÇLENMLE

Tüm eklemlerimiz kıkırdak adı verilen ve hareketi kolaylaştıran bir yüzey kaplamasından oluşuyor. Kıkırdak, ince yapısına rağmen oldukça dirençli bir doku aslında. Ancak bir kez yaralandığında kendini iyileştirme kabiliyeti sınırlı oluyor. Bilgisayar ve akıllı telefon kullanımında aşırı ve tekrarlayan parmak hareketleri eklemlerdeki kıkırdağın yıllar içinde aşınmasına ve altındaki kemiğin açığa çıkmasına yol açabiliyor. Kireçlenme; kemiğin sürtünmesi, eklemlerin ağrılı olması ve en sonunda parmakların eğilmesiyle sonuçlanıyor.

Ne yapılıyor? Bilgisayar ve akıllı telefon kullanımın düzenlenmesi, fizik tedavi ve ilaç tedavisine yanıt vermeyen hastalarda ağrıyı kesmek için tutulan eklemin cerrahi olarak dondurulması gerekebiliyor.

EKLEMLERDE KİSTLER

Uzun süre bilgisayar veya akıllı telefon kullanmak gibi ellerimizi devamlı zorlayan hareketler yapmamız parmak eklemlerinin sertleşmesi ve onları birbirine bağlayan bağların devamlı burkulmasıyla sonuçlanabiliyor. Bu kronik burkulmalar bir müddet sonra esneklik kaybına, eklem hareketlerinin kısıtlanmasına ve ağrıya neden olabiliyor. Zorlayıcı kullanım devam ederse eklemlerde kistler oluşabiliyor. Kistler parmaklarda hareket ağrısı ve sabah sertliğiyle kendini gösteriyor.

Ne yapılıyor? Zorlayıcı hareketlerden kaçınmak ve ilaç tedavisi sorunun çözümünde faydalı oluyor, ancak iyileşme uzun sürüyor.

OMUZ KASI YIRTIĞI

Omuz bölgesi kasları; kola hareket veren ve omuz eklemini yerinde tutan kas grubunu oluşturuyor. Ofis haline dönüşen evimizde gün içinde yaptığımız temizlik ya da eşyaları indirme kaldırma gibi tekrarlayan hareketlerimiz bu kasları zorlayabiliyor. Zamanla kaslar kemiğe yapışma yerinden sökülüyor. Kemiğe yapışma yerinde yırtık olduğu için vücudumuzun bu yırtığı iyileştirme kabiliyeti sınırlı oluyor. Yeterince iyileşmeyen yırtık omuz içinde kronik bir yara gibi devamlı ağrımaya ve hareketi de bozarak gündelik aktiviteyi kısıtlamaya başlıyor. Daha kötüsü, aktif kullanım devam ettiği için omuz kasındaki bu yırtık büyüyor.

Ne yapılıyor? Prof. Dr. Arel Gereli omuz bölgesi kas yırtıklarında eğer çok açık ve ağrılı bir yırtık yoksa, her zaman öncelikle ameliyat dışı yöntemlere başvurulduğunu belirterek, “Hastaların büyük çoğunluğu bu şekilde rahatlıyor. Ancak tam kas yırtığı olan ya da ameliyat dışı yöntemlerle rahatlama sağlanamayan hastalarda cerrahi müdahaleyle yırtığın tamiri öneriliyor” diyor.

                       AŞIRI KULLANIMA KARŞI 6 ÖNLEM!

  • El, kol ve omuzlarınızı gereksiz kullanmayın. Gün içinde temel ihtiyaçlarınız için zaten devamlı kullanımda olduklarını unutmayın.
  • Devamlı sıkmak, ovmak ya da ağır kaldırmak gibi tekrarlayan zorlamalardan kaçının.
  • Hareketsiz kalmak veya bir şey tutmak için tüm kaslarımızın devamlı kasılı kalmaları gerekiyor. Bu nedenle el, kol ve omuzlarınızı uzun saatler boyunca kötü pozisyonda hareketsiz bırakmayın. Örneğin elinizde devamlı telefon tutmayın.
  • Her yarım saatte bir yaptığınız işe 5 dakika ara verin. Ara verdiğinizde el, kol ve omuzlarınızı tamamen gevşek bırakın.
  • Her koşulda vücudunuzu dik ve omuzlarınızı geriye almış şekilde konumlandırın.
  • Günümüz yaşam koşullarında el, kol ve omuz sorunları güçsüzlükten değil, genellikle aşırı kullanımdan kaynaklanıyor. Spor yapıyorsanız güçlendirme egzersizlerinin yanı sıra esnekliği ve kas dolaşımını arttıran hareketleri de yapmayı alışkanlık haline getirin.

Çocuklarda kış hastalıkları kapıyı erken çaldı!

Çocuklarda kış hastalıkları kapıyı erken çaldı!
Yazın kavurucu sıcaklarından sonbaharın serin ve yağışlı havasına geçtiğimiz bugünlerde okulların da açılıp kapalı ortamlarda zaman geçirilmesiyle üst solunum yolu enfeksiyonlarında artış yaşanıyor. Acıbadem Altunizade Hastanesi Kulak, Burun ve Boğaz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Serdar Baylançiçek “Son zamanlarda nezle, grip ve farenjit gibi üst solunum yolu enfeksiyonları nedeniyle kliniklere çok sayıda başvuru yaşanmakta. Özellikle çocuklar arasında yaygın görülen bu durum, yakın temasta olan erişkinlere de bulaşabiliyor. Pandemiden dolayı uzun süre izole kalan çocukların yazın normalleşme ile birlikte çevreleriyle yakın temasları ve yoğun klima kullanımının etkisiyle aslında kışın sık görülen üst solunum yolu hastalıklarını yazın ortasından itibaren görmeye başladık” diyor. Üst solunum yolu enfeksiyonlarının başlıca belirtileri olan burun akıntısı, burun tıkanıklığı, ateş, öksürük, hapşırma, baş ağrısı, geniz akıntısı, boğazda yanma-ağrı, gözlerde sulanma, kas ağrıları, halsizlik, iştahsızlık, Covid-19 belirtilerine benzemesinden dolayı ailelerin paniğe kapılabildiklerini belirten Doç. Dr. Serdar Baylançiçek “Grip ve farenjit gibi üst solunum yolu enfeksiyonları çocuklarda birkaç gün süren ateş atakları yapabiliyor. Okulların açılması ile birlikte bu hastalıkların sıklığının artması beklenmekte. Ancak alınacak basit önlemlerle bu enfeksiyonlardan korunulabilir ve salgınların oluşması engellenebilir” diyor. KBB Uzmanı Doç. Dr. Serdar Baylançiçek, pandemi sürecinde okul dönemi çocuklarında alınacak basit ama etkili önlemleri anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Doç. Dr. Serdar Baylançiçek

1. Ortamı düzenli havalandırmak
Virüslerin neden olduğu bu hastalık grubunda bulaşma yakın temas ile olmaktadır. Hapşırma ve öksürme ile ortama dağılan partiküller uzun süre havada asılı kalmakta ve buradan geçen diğer bireylere kolaylıkla bulaşmaktadır. Özellikle havalandırması yetersiz kapalı ortamlar ve yakın temasın en çok olduğu okullar, bu enfeksiyonların kış aylarında daha sık görülmesinin temel nedeni olmaktadır. Toplu taşıtlar, okul, alışveriş merkezi gibi kalabalık yerlerde üst solunum yolu enfeksiyonu geçirmekte olan bir kişi virüsleri kolaylıkla ortama yayıp diğer sağlıklı bireylere bulaştırabilmektedir. Bu nedenle özellikle bu tür yerlerde havalandırmanın iyi olmasına dikkat etmek, temizliğe özen göstermek gibi basit tedbirler ile üst solunum yolu enfeksiyonlarının yayılması önlenebilir.

2. El yıkama alışkanlığı kazandırmak
Ellerin yıkanması veya dezenfektan ile temizlenmesi hem Covid-19 hem de üst solunum yolları enfeksiyonlarında bulaşmayı ciddi oranda azaltmaktadır. Çocuklara ebeveynleri ve öğretmenleri ellerini düzenli yıkama alışkanlığı kazandırmalı, elleri özellikle ağıza ve gözlere sürmemek gerektiğini anlatmalıdır.

3. Kalem, bardak vb gereçleri ortak kullanmamak
Sık temas edilen kapı-pencere kolları, telefon ve çalışma masası gibi yüzeylerin düzenli olarak dezenfekte edilmesi, temas sonrası ellerin yıkanması gerekir. Kalem, bardak, havlu gibi eşyaları ortak kullanmamak oldukça önemlidir. Kalem, silgi gibi okul gereçlerinin ağıza sürülmemesi de enfeksiyonların bulaşmasını önlemede etkilidir.

Pause Sağlık, Pause Dergi

4. Maske kullanmak
Doç. Dr. Serdar Baylançiçek “Covid-19 enfeksiyonundan korunmak için maske takmak, başkasını öpmemek, kimseyle aynı çatal, kaşık gibi eşyaları kullanmamak çok büyük önem taşıyor. Sınıfta ders esnasında mutlaka takılması gereken maskeler teneffüslerde de takılmalıdır” diyor.

5. Hasta çocuğu okula göndermemek
Velilerin kesinlikle üst solunum yolu enfeksiyonu belirtileri olan çocuklarını okula göndermemeleri, evde istirahat etmelerini sağlamaları ve gerekirse hekime götürmeleri enfeksiyonun yayılmaması ve başkalarına bulaşmaması açısından şart. Eğer çocuğunuz veya siz üst solunum yolu enfeksiyonlarının başlıca belirtileri olan burun akıntısı, burun tıkanıklığı, ateş, öksürük, hapşırma, baş ağrısı, geniz akıntısı, boğazda yanma-ağrı, gözlerde sulanma, kas ağrıları, halsizlik, iştahsızlık gibi Covid-19 belirtilerine benzeyen şikayetler yaşıyorsanız paniğe kapılmadan hekime danışmanızda fayda var. Eğer doktorunuz gerekli görürse Covid-19 için test yaptırın.

6. Dengeli ve düzenli beslenmesini sağlamak
Bağışıklık sisteminin zayıflamaması için düzenli ve dengeli beslenmeye özen göstermek gereklidir. Tek yönlü beslenmeden kaçınarak bol bol sebze ve meyve tüketilmesi vücut direnci için çok önemlidir.

Pause Sağlık, Pause Dergi

7. Uyku düzenini sağlamak
Yapılan bilimsel çalışmalar, yeterli ve kaliteli uykunun bağışıklık sistemini güçlendirmede büyük önem taşıdığını ortaya koyuyor. Çocukların aynı saatte yatıp aynı saatte kalkması, uyuduğu odanın uyku kalitesi açısından elverişli olması, odasında gece lambası yanmaması, uykudan önce cep telefonundan uzak durması gerekiyor.

8. Aşıları aksatmamak
Doç. Dr. Serdar Baylançiçek “Toplumun büyük kısmının aşılanması ve bağışıklık oluşması, özellikle Covid-19 enfeksiyonun hafif atlatılması ve hastane yatışlarının önüne geçmesi için çok önemli. Ayrıca kronik rahatsızlığı olan ve bağışıklık sistemi ile ilgili rahatsızlıkları bulunan kişilerin influenza virüsü için de aşılanması önerilmektedir. Ülkemizde aşı yaşı 12’ye indi ama bazı ailelerde çocuklarını aşılatma konusunda kararsızlık yaşanıyor. Oysa mevcut aşılar ile virüse karşı yüksek oranda koruma sağlanırken ciddi bir yan etki görülmüyor” diyor.

Böcek ısırmalarına ilk anda neler yapmalı, nelerden kaçınmalı?

Böcek ısırmalarına ilk anda neler yapmalı, nelerden kaçınmalı?

Böcekler, keneler, arılar, sivrisinekler… Yaz mevsiminde doğada daha fazla zaman geçirmemiz nedeniyle böcek sokmaları sıkça görülen sorunlar arasında yer alıyor. Türleri, zehirli olup olmadıkları ve bireyde alerjik reaksiyon gelişip gelişmediği, böcek sokması sonrasında ortaya çıkan semptomların türü ile şiddetini belirliyor. Genellikle kaşıntı, ağrı ve şişme gibi yakınmalarla kısa sürede geçerken, bazı durumlarda ise hayatı tehdit edebilecek boyutlara ulaşabiliyor. Acıbadem Altunizade Hastanesi Acil Tıp Uzmanı Dr. Veysel Balcı, böcek sokmalarında ilk saatlerde herhangi bir reaksiyon görülmese bile üzerinden saatler, hatta günler geçtikten sonra dahi ciddi sağlık problemleri gelişebileceği uyarısında bulunarak, “Böcek sokmaları önemsenmeli ve en kısa zamanda sağlık kuruluşuna başvurularak doktor kontrolünden geçilmelidir” diyor. Acil Tıp Uzmanı Dr. Veysel Balcı yaz aylarında en sık görülen böcek sokmalarını anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

BÖCEK SOKMALARI

Genellikle ağrılı etki yaratan tahtakurusu, pire ve kırkayak gibi böceklerin bazıları alerjik reaksiyona ve bölgesel tahriş ile su toplayan kabarcıklara yol açabiliyor. Acil Tıp Uzmanı Dr. Veysel Balcı, böcek ısırığının etkisinin böceğin türüne ve kişinin duyarlılığına bağlı olarak değişkenlik gösterdiğini belirterek, “Küçük yaştaki çocuklar, alerjik bünyeye sahip olanlar, hamileler ve yaşlılar böcek sokmalarına karşı daha hassas oluyorlar. Özellikle tropikal bölgelerde yaşayan böcek türleri ciddi hastalıklar taşıyabiliyor” diyor. Isırılan bölgede apse ve irin gibi iltihap bulguları oluşmuş ve belirtiler 2 gün içinde geçmemişse, bu tablo böcek sokmasının tehlikeli boyutta olduğu anlamına geliyor ve zaman kaybetmeden hastaneye başvurulması gerekiyor” diyor.

Belirtileri neler?

  • Isırılan bölgede kaşıntı, ağrı ve şişme
  • Isırılan bölgede renk değişikliği, kızarıklık
  • Ürtiker, ısırılan bölgede su ya da irin birikmesi
  • Karın ağrısı, kusma, mide bulantısı, ishal
  • Nefes almada zorlanma
  • Göğüste sıkışma hissi
  • Hırıltılı solunum
  • Baş dönmesi ve yutma güçlüğü
  • Bayılma ve bilinç kaybı
  • Böceğin ısırdığı bölgede 2.5 santimetre çapında şişlik
  • Ağızda, boğazda ya da dilde şişme

 Ne yapmalı?

Alerjik bir reaksiyon söz konusu değilse, ilkyardım tedavisi böcek ısırmasına karşı genellikle yeterli geliyor. Böcek ısırığına daha fazla maruz kalmamak için böcek ilacı ve jel kullanmayı ihmal etmeyin. Böcek ısırığının olduğu bölgeyi su ve sabunla yıkayın. Bu bölgeye yapacağınız buz uygulamasıyla ağrı ile kaşıntının azalmasını sağlayabilirsiniz.

Pause Sağlık, Pause Dergi

KENE ISIRIKLARI

İlkbahar ve yaz aylarında daha yaygın görülen keneler vücuda bulaştıklarında; koltuk altlarına, kulak arkalarına, bacakların arasına, dizlerin arkalarına, kasıklara veya saçlı bölgelere yerleşiyorlar. Kan emerek beslenen diğer haşere türlerinin aksine, konaklarını ısırdıktan sonra 10 güne kadar cilde bağlı kalıyorlar. Zehirsiz kene ısırıkları genellikle zararsız oluyor ve semptoma yol açmayabiliyor. Kene kaynaklı hastalıklar çoğunlukla kene ısırmasından sonraki birkaç gün ile birkaç hafta içinde gelişiyor ve çeşitli semptomlara neden olabiliyorlar. Kenenin normal şartlar altında taşıdığı hastalıkla kişiyi enfekte etmesi için tipik olarak 24 saat beslenmesi gerekiyor. Bu sebeple kene ne kadar çabuk tanımlanıp çıkartılabilirse tedaviden o kadar olumlu sonuç alınıyor. Acil Tıp Uzmanı Dr. Veysel Balcı kenelerden insan konaklarına geçen hastalıkların ciddi sorunlara yol açabileceği uyarısında bulunarak, “Bu nedenle herhangi bir yakınma olmasa bile kene ısırığında hiçbir müdahalede bulunmadan, mümkün olan en kısa sürede doktora başvurulması gerekiyor” diyor.

Belirtileri neler?

  • Isırık alanında kırmızı bir nokta veya döküntü
  • Ateş
  • Baş ağrısı
  • Boyun sertliği
  • Tüm vücutta döküntü
  • Halsizlik
  • Kas veya eklem ağrıları
  • Mide bulantısı
  • Şişmiş lenf düğümleri
  • Titreme ve havale nöbetleri

 Nasıl önlem almalı?

  • Kenelerin yaygın olduğu açık arazilerde, ormanlarda ya da besi hayvanlarının bulunduğu alanlarda yürürken uzun kollu gömlek ve pantolon tercih edin.
  • Yolun merkezinden yürümek keneler ile teması azaltabiliyor.
  • Açık arazide dolaşırken önceden kene kovucu kullanmanız etkili olacaktır.
  • Duş almanız ve banyo yapmanız da önem taşıyor.

Ne yapmalı?

Dr. Veysel Balcı, kene tespit edildiğinde yapılması gereken en önemli şeyin keneyi vücuttan çıkartmak olduğunu belirterek, “Keneleri bir kene temizleme aracıyla veya bir cımbız setiyle çıkartmak mümkün olabiliyor. Ardından ısırık bölgesi su ve sabunla temizleniyor. Bu işlemin uzmanlar tarafından yapılması büyük önem taşıyor, aksi halde kenenin bir kısmı cilt altında kalabiliyor” diyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

ARI SOKMASI

Arı sokmalarının tedavi yöntemi şiddetine bağlı olarak değişiyor. “Ağrıyı hafifletmek için tedavinin evde yapılması çoğu kişi için mümkünken, herhangi bir arı alerjisi varsa veya birden fazla arı sokulmasına maruz kalındığında, acil tedavi gerektiren ciddi sonuçlar gelişebiliyor” uyarısında bulunan Dr. Veysel Balcı, bu nedenle arı sokmasında sağlık kuruluşuna başvurmanız ve muayeneden geçmeniz gerektiğini söylüyor.

Belirtileri neler?

Arı sokmasında ortaya çıkan reaksiyonlar kişiden kişiye farklılık gösteriyor.  Bazı kişilerde arıların “venom” denilen zehrine karşı alerji gelişebiliyor. Çok sayıda arı aynı anda sokarsa, o zaman toksik reaksiyon görülebiliyor.

  • Hafif reaksiyonlar; ani gelişen yanma, ağrı, kızarıklık, şişme.
  • Orta derecedeki reaksiyonlar; birkaç gün artarak devam edebilen aşırı kızarıklık ve kademeli artan şişlikler.
  • Şiddetli alerjik reaksiyonlar; kaşıntı, kızarıklık, kurdeşen, ciltte soğukluk, nefes darlığı, boğazda ve dilde şişme, mide bulantısı, kusma, nabız değişiklikleri, ishal, baş dönmesi, bayılma, bilinç bulanıklığı ve bilinç kaybı. Bu reaksiyonlara maruz kalan kişilere acil tıbbi mücadele yapılması yaşamsal önem taşıyor.

 Ne yapmalı?

Acil Tıp Uzmanı Dr. Veysel Balcı alerjik olmayan durumlarda, arı sokmasında yapılması gerekenleri şöyle anlatıyor:

  • İlk olarak arının iğnesini hızlı bir şekilde çıkartın. Dikkat! İğnenin cildi sıkarak çıkartılması keseyi patlatıp, daha çok zehrin vücuda temas etmesine neden olabiliyor. O yüzden özenli ve hızlı hareket etmelisiniz. Hemen çıkartılması sayesinde, iğneden salınan zehrin önü kesileceği için gelişecek olan reaksiyonların şiddetlenmesi önleniyor.
  • Arının soktuğu yeri soğuk su ve sabunla yıkayın. Soğuk su rahatlatırken, sabun da kalan kiri ya da zehri bölgeden temizlemeye yardım ediyor. Şişlik ve kaşıntının olduğu yeri kaşımamaya dikkat edin.
  • Hassas bölgeye buz kompresi yapmanız, zehrin vücut tarafından emilimini azaltmada ve şişliğin inmesinde çok etkili oluyor. Ancak dikkat! Buzu doğrudan tene koymanız yanmaya yol açabiliyor. Bu yüzden bir havluya sarıp, ısırılan bölgede 20 dakika bekletmeniz etkili olacaktır. Gerektiğinde kompresi tekrar tekrar uygulayabilirsiniz. Kızarıklıktaki büyüme çok artarsa hekim desteği almanızda fayda var.
  • Sokulan bölge kolunuz ya da bacağınız ise yükseğe koymanız ağrı ve şişliğin azalmasında destek sağlar.

Pause Sağlık, Pause Dergi

SİVRİSİNEK ISIRMASI

Hem çıkardığı ses hem kan emme özelliği nedeniyle bir hayli rahatsız edici olan sivrisineklerin az da olsa virüs taşıma ve hastalık bulaştırma riskleri mevcut. En yaygın yol açtığı hastalıklar arasında ise sarı humma ve sıtma yer alıyor.

Belirtileri neler?

·         Kaşıntı ve hafif bir kızarıklık gelişebiliyor. Ancak hassas cilde sahip olan kişilerde bu kızarıklık daha koyu olabiliyor, bazı kişilerde ısırılan yer şişebiliyor.

·         Sivrisinek ısırığına karşı alerjisi olan kişilerde ateşle birlikte şiddetli mide bulantısı, baş ağrısı ve kusma oluşabiliyor.

Ne yapmalı?

Sivrisinek ısırığının yol açtığı kaşıntıyı ve kızarıklığı gidermek için evde soğuk kompres uygulayabilirsiniz. “Kızaran bölge şişerse, şişen yer kaşınmamalı” diyen Dr. Veysel Balcı, cildi kaşımanın enfeksiyona neden olabileceğini söylüyor.

Nasıl önlem almalı?

·         Yaşam ve çalışma alanlarını sık sık havalandırın.

·         Lavanta ve karanfil çiçeği sivrisinekleri uzak tutmakta faydalı olabilir.

 Yazın sivrisinekler çok daha hızlı üredikleri için mutfak pencerelerini ve balkon camlarını sineklik ile kapatabilirsiniz.

Üzümü çekirdeğiyle birlikte tüketin, çünkü…

Üzümü çekirdeğiyle birlikte tüketin, çünkü…

Kırmızı, yeşil veya siyah… Yaz aylarının vazgeçilmez meyvelerinden üzüm oldukça lezzetli olmasının yanı sıra aynı zamanda adeta bir şifa deposu. Başta K, C, A ve B vitamini ile potasyum, sodyum, fosfor, magnezyum olmak üzere vitamin-minerallerden oldukça zengin bir meyve olan üzümün en önemli özelliği ise çok güçlü bir antioksidan olması. Üzüm içeriğindeki resveratrol ile antosiyanin gibi antioksidanlarla vücudumuzdaki hücreleri yeniliyor ve bu sayede başta kanser olmak üzere pek çok hastalığın gelişme riskini azaltıyor, cildin erken yaşlanmasını da önlüyor. Acıbadem Altunizade Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Deniz Nadide Can üzümün antioksidanlarının en çok kabuğu ve çekirdeğinde olduğuna dikkat çekerek, “Bu nedenle üzüm yerken çekirdeklerini çıkarmayın, kabuğunu soymayın. Bir küçük boy kase üzüm 100 kalori ve 25 gram karbonhidrat içeriyor. Günde bir küçük boy kase tüketmek, üzümün şifasından faydalanmak için yeterli gelecektir. Ayrıca yoğun karbonhidrat içeriği nedeniyle özellikle diyabet hastalarının üzüm yerken porsiyon kontrolüne dikkat etmeleri gerekiyor” diyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Covid-19’a karşı vücut direncini artırıyor

Özellikle içeriğindeki C vitamini ve polifenollerden zengin antioksidan sayesinde bağışıklık sisteminin güçlenmesini sağlıyor. Böylece başta Covid-19 olmak üzere vücudun enfeksiyonlara karşı olan direncini arttırıyor.

Kalp sağlığı için önemli

Üzüm kalp sağlığını koruyan en önemli meyveler arasında yer alıyor. İçeriğindeki güçlü antioksidan resveratrol sayesinde kolesterolün emilimine engel oluyor. Bu etkisiyle kolesterol seviyesinin düşmesine katkı sağlıyor. Yapılan çalışmalar, özellikle kırmızı üzümün kolesterolü düşürmede daha etkili olduğunu ortaya koyuyor. Üzüm yüksek potasyum içeriğiyle kan basıncının düşmesinde de faydalı oluyor.

Kansere karşı koruyucu etki gösteriyor

Özellikle çekirdeğiyle birlikte tüketildiğinde, içeriğindeki zengin resveratrol sayesinde kanser hücrelerinin fonksiyonlarını bozabiliyor ve toksik etkilerini azaltabiliyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Yaşlanmayı geciktiriyor

Vücudumuzda myricetin ve quercetin gibi flavonoidler serbest radikal denilen zararlı maddelerle savaşarak cildin yaşlanmasını geciktiriyor. Ayrıca hücreleri yenileyen özelliğiyle de cildimizin gergin ve sağlıklı görünmesini sağlıyor.

Diyetlerde iyi bir tatlı alternatifi

Beslenme ve Diyet Uzmanı Deniz Nadide Can, üzümün kilo kaybını da desteklediğine dikkat çekerek, “Üzüm yarısı su olan şekerli ve lifli bir meyvedir. Doğal meyve şekeri olması ve içerdiği antioksidanlar sayesinde vücuttaki iltihabı azaltan etkileriyle zayıflama diyetlerinde iyi bir tatlı alternatifi olabilir.” diyor.

Göz sağlığını destekliyor

Üzümün içerdiği resveratrol sayesinde gözdeki retina hücrelerini güneşin zararlı etkilerinden koruduğunu gösteren çalışmalar mevcut. Üzümde aynı zamanda lutein ve zeaksantin gibi göz sağlığını destekleyen başka antioksidanlar da yer alıyor. Bazı araştırmalar, bu bileşiklerin gözlerin mavi ışıktan zarar görmemesine yardımcı olduğunu ortaya koyuyor.

Kan basıncını düşürmede etkili oluyor

Yapılan araştırmalar, beslenmede düşük potasyum alımının yüksek kan basıncı ve inme riskini arttırdığını gösteriyor. Üzüm yüksek potasyum içeriğiyle kan basıncının desteklenmesine yardımcı olur.

Kabızlığı önleyebiliyor

Beslenme ve Diyet Uzmanı Deniz Nadide Can kronik kabızlığın kolon kanseri riskini artırdığını belirterek, “Üzüm düzenli tüketildiğinde bol lif içeriğiyle kabızlığı engelleyebiliyor. Bu etkisi sayesinde kolon kanseri riskini düşürüyor” diyor.