Yazılar

Menopozu ikinci bahara dönüştürün!

Menopozu ikinci bahara dönüştürün!

Kadınların hayatında önemli dönemeçlerden biri olan menopozu günümüzde sağlıklı ve rahat geçirmek hatta ikinci bahara dönüştürmek mümkün. Acıbadem Altunizade Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Harika Bodur Öztürk, bu süreçte ortaya çıkabilecek fiziksel ve ruhsal bazı sorunların başta düzenli egzersiz olmak üzere yaşam tarzında yapılacak birtakım düzenlemelerle daha rahat geçirilebileceğini söylüyor. Buna karşın menopozla birlikte tip-2 diyabet, kalp ve damar hastalıkları ve osteoporoz gibi kronik sağlık sorunlarının baş gösterebildiğine işaret eden Dr. Harika Bodur Öztürk, 18 Ekim Dünya Menopoz Günü öncesinde menopoz sürecini rahat geçirebilmek için dikkat edilmesi gerekenleri anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Tıp dilinde ‘kadınların adetten kesilmesi ve doğurganlığın bitmesi’ anlamına gelen menopoz, ani olabileceği gibi 5 ila 8 yılı bulan süreci de kapsayabiliyor. Ülkemizde kadınların ortalama 48 yaşında menopoza girdiğini belirten Acıbadem Altunizade Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Harika Bodur Öztürk, “Menopoz sürecinde kadınlardaki dönüşüm sırasında sıcak basmaları, çarpıntı, duygu durum değişikliği, anksiyete, uyku sorunları, hafıza sorunları, vajinal kuruluk ve libido azalması gibi östrojen hormonunun eksikliğine bağlı gelişen değişimler söz konusu olabilir. Yorgunluk, baş ağrıları, kas ağrısı, gece terlemeleri de görülebilir. Bu dönüşüm birçok kadının yaşam kalitesini maalesef geçiş döneminde olumsuz etkileyebilir. Ayrıca menopozla birlikte tip 2 diyabet, kalp ve damar hastalıkları ve osteoporoz gibi kronik sağlık sorunları da baş gösterebilir” diyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Dr. Harika Bodur Öztürk

İlk sinyallere dikkat!

Menopoz öncesinde bazı sinyaller sürecin başlamak üzere olduğuna işaret ediyor. İlk belirtilerin görüldüğü andan itibaren menopoza dek geçen sürece ‘premenopoz’ yani ‘menopoz öncesi dönem’ denildiğini belirten Dr. Harika Bodur Öztürk şöyle konuşuyor: “Premenopoz sürecinde ilk göstergelerden biri menstruel kanama düzensizliğidir. Bunlar sık kanama veya uzun aralıklarla kanama şeklinde olabilmektedir. Bazen de gecikmeler sonrasında 7-8 günden fazla uzun süren aktif kanama da karşımıza çıkabilir. Karşılanmamış östrojen hormonu etkisiyle olan düzensiz kanamalar uzun dönemde kadınlarda rahim kanseri için de risk faktörü olabilir. Bu nedenle uzun süren kanamalarda, kanamanın bitmesini beklemeden doktorunuza görünmeniz doğru olacaktır.”

Bilimsel araştırmalar neye işaret ediyor?

Hormon replasman tedavisinin (HRT) sentetik östrojen ve progesteron ile yapılabildiğini, ancak “Milyon Kadın Çalışması” ndaki HRT ile meme kanseri artışının bildirildiğini, bu nedenle alternatif tedavi seçeneklerinin araştırıldığını söyleyen Dr. Harika Bodur Öztürk “Yapılan bilimsel araştırmalar fiziksel aktivite ve egzersizin bu dönemde kritik rol oynadığını ortaya koyuyor. Egzersiz ile kısa dönemde stres azalır; kas, eklem ve kemik sağlığınız artar, daha iyi bir uyku sağlanmış olur. Uzun dönem etki olarak da kanser, kalp hastalığı riski, tip 2 diyabet riski, inme riski, obezite ve osteoporoz riskiniz azalır, bilişsel fonksiyonlar artar. 12 hafta boyunca, haftada 3 gün 1 saat süreyle aerobik egzersiz yapıldığında metabolik sendrom risk faktörlerinde belirgin azalma; açlık kan şekeri, trigliserit ve kolesterol düzeylerinde belirgin iyileşme kaydedilir. Kan basıncında düzelme söz konusudur. Yapılan çalışmalarda düzenli egzersiz yapanlarda sıcak basmaları yüzde 50 oranında azalabilir.” diyor. Pause Sağlık, Pause Dergi

Hekime danışmak şart!

Sıcak basmaları ve gece terlemeleri bu dönemdeki kadınların yüzde 80’ ini etkilerken, bu şikayetlerin 5 ila 7 yıl devam edebildiğini belirten Dr. Harika Bodur Öztürk, yapılan araştırmaların, hastaların HRT dışında alternatif tedavileri çoğu zaman doktoruna danışmadan kullandığını gösterdiğini söylüyor. Hekim bilgisi olmadan internetten ya da arkadaş çevresinin önerisiyle kulaktan dolma bilgilerle vitamin, mineral destekleri alınabildiğini belirten Dr. Harika Bodur Öztürk, hekim bilgisi dışında kullanılan takviye ürünlerin sağlığa fayda yerine zarar verebildiğini, bu nedenle mutlaka hekime danışılması gerektiğini söylüyor.

Bu önerilere dikkat!

Menopoz döneminde kilo alımının sıcak basmalarını artırdığını, ancak yüzde 10 oranında kilo kaybı ile bu sorunun azalabildiğini belirten Dr. Harika Bodur Öztürk; ideal kiloya ulaşmanın önemini vurguluyor. Gece oda ısısının düşürülmesinin, bu dönemde sıcak ve baharatlı gıdalar tüketilmemesinin ve alkol tüketiliyorsa mutlaka azaltılmasının tavsiye edildiğini vurgulayan Dr. Harika Bodur Öztürk “Menopozla birlikte kalsiyum alımına da dikkat edilmesi önerilir. Günlük kalsiyum ihtiyacı 1200 mg.dır. Ancak böbrek taşı veya böbrek hastalığı varsa kalsiyum tüketimine dikkat etmek gerekir.” diyor.

Kegel egzersizleri uygulayın

Yapılan bilimsel çalışmaların, menopoz dönemindeki kadınların yüzde 50’sinin azalmış hormonlar nedeniyle ağrılı ilişki, yanma, ağrılı idrar yapma ve ani idrar hissi gibi sorunlar yaşayabildiğini, bu ve benzeri gerekçelerle cinsel ilişkiden çekindiğini hatta kaçındığını gösterdiğini belirten Dr. Harika Bodur Öztürk şöyle konuşuyor: “Menopozla birlikte üreme organında atrofi dediğimiz durum ortaya çıkıyor. Cinsel ilişki sırasında vajinal elastikiyetin azalması nedeniyle kadında ağrı olabiliyor. Ağrı nedeniyle de cinsel yaşama ilgi de azalabiliyor. Hormon replasman tedavisi her ne kadar libidoyu artırmasa da vajinal lubrikasyonu artırarak kadınlara destek olabiliyor. Lokal vajinal östrojen tedavileri de seçenekler arasındadır. İlerleyen yaşla birlikte bağ dokusu desteğinin azalmasıyla pelvik organlarda sarkma sorunu da oluşabiliyor. Pelvik kasları çalıştıran Kegel egzersizi bu konuda destek verebilir. Sistemik ve lokal tedavilerle de bu sorunlar çözülebilir.”

Soğuk kalbi vuruyor! Damarları büzüyor, kanın pıhtılaşmasını artırıyor!

Soğuk kalbi vuruyor! Damarları büzüyor, kanın pıhtılaşmasını artırıyor!

Aşırı sıcaklarla geçen bir yazın ardından sonbaharla birlikte aniden soğuyan havalar kalp hastalıklarını tetikliyor. Soğuk havada düşen vücut sıcaklığını dengede tutabilmek için adrenalin gibi stres hormonlarının etkisiyle kalp hızında, kan basıncında ve kanın pıhtılaşma düzeyinde artış ve damarlardaki büzüşme kalbimizin daha fazla çalışmasına yol açıyor. Bu durumun özellikle kalp ve damar hastaları ile gizli kalp hastalığı bulunanlar için önemli bir risk oluşturduğunu belirten Acıbadem Altunizade Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Sinan Dağdelen “Soğuk ve rüzgarlı havalarda vücut periferik kan damarlarında kasılma olmakta, adrenalin seviyesi artmakta, tansiyon-nabız dengesi negatif yönde bozulmakta ve kalbe giden kan dolaşımı azaldığından kalp damar hastalıkları ve komplikasyonları riski artmakta, kalp krizine yol açabilmektedir. Soğuk hava bağışıklık sistemini de olumsuz etkileyerek enfeksiyonlara zemin hazırladığından ortaya çıkan iltihabi durum da kalp ve damar hastalıklarını tetikleyebilmektedir. Toplumda kalp damar hastalığı olduğunun veya hipertansiyonu olduğunun farkında olmayan 40 yaş üzerinde önemli sayıda insan bulunmaktadır. Özellikle kalp damar hastalığı olanların sonbahar-kış mevsiminde dikkatli olmaları gerekir” diyor. Prof. Dr. Sinan Dağdelen 29 Eylül Dünya Kalp Günü kapsamında yaptığı açıklamada, sonbaharda kalbi korumanın ihmale gelmez kurallarını anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

 Prof. Dr. Sinan Dağdelen

Pandemide kalp hastalıkları arttı!

Yaklaşık iki yıldır tüm dünyayı tehdit eden, yüzyılın salgın hastalığı Covid-19 nedeniyle hayatını kaybedenler arasında ilk sırada 70 yaş üzeri kişiler bulunurken, ikinci sırayı kronik kalp ve damar hastalıkları olanların aldığını belirten Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Sinan Dağdelen “Bu dönemde hem kalp damar hastalıklarında hem de hipertansiyon krizlerinde artışlar önemli bir sorundur. Kalp damar hastalıkları ve hipertansiyon ile ilgili yaşadığımız artan sorunlar sadece virüsün etkisi ile değil, insanların kontrollerini aksatmaları, egzersiz yapamamaları, beslenme bozuklukları ve kilo almaları hatta psikolojik streslerinin artması ile açıklanabilir” diyor. Pandemi sürecinin tüm organ fonksiyonları, bağışıklık sistemi ve insan-toplum psikolojisi ile birlikte kalp damar sistemini de ciddi şekilde olumsuz etkilediğini vurgulayan Prof. Dr. Sinan Dağdelen şöyle konuşuyor: “Bu etkilenmeler içerisinde solunum sistemi ve kardiovasküler sistem ile ilgili komplikasyonlar maalesef en tehlikeli sonuçlara neden olabilen Covid-19’un hedef organlarını oluşturmaktadır. Covid-19’un kalp damar sistemi ile ilgili komplikasyonları; miyokardit (kalp kası iltihabı), perikardit (kalp zarı iltihabı), akut kalp krizi, ciddi kalp yetersizliği, beyin damar tıkanıklığı-felç, kalp ritm bozuklukları, kontrolsüzleşen hipertansiyon atakları, akciğer damar tıkanıklığı (pulmoner emboli) ve bacak damarlarında pıhtı oluşması şeklinde sıralanabilir. Bu komplikasyonların geç ve uzun dönemde Covid-19 (SARSCoV-2) geçiren kişilerde ileride ortaya çıkarabileceği kardiovasküler izler ve komplikasyonlar konusunda ise henüz kesin bilimsel verilere sahip değiliz.”

Pause Sağlık, Pause Dergi

Kalp sağlığı için ihmale gelmez 9 önlem!

Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Sinan Dağdelen, pandemi tehdidi altında girdiğimiz sonbaharda kalp ve damar hastalıklarına karşı ihmale gelmez önlemleri şöyle sıralıyor;

  • Pandemide Covid-19’dan korunma kurallarına sıkı sıkıya uymak
  • Aşırı yağlı, unlu, aşırı tuzlu, kızartılmış ve hazır gıdalardan kaçınmak
  • Az ve sık yemek, tam olarak doymamak
  • En az 1 litre su içmek (böbrek ve kalp-damar hastaları için bu oran değişir)
  • Sigara kalp damar hastalıklarından ölüm riskini 2-3 kat artırdığından sigaradan ve pasif içiciliğe maruz kalmaktan kaçınmak
  • Et ağırlıklı beslenme yerine taze sebze ve bakliyat tüketmek
  • Uzman tarafından önerilmedikçe hiçbir takviye, vitamin veya minerali rastgele kullanmamak
  • Her gün en az 30-40 dakika düz bir zeminde uygun adım yürümek (yaş, kalp damar hastalığı, sistemik organ hastalığı olanlarda bu süre ve hız değişebilir)
  • Dünya Sağlık Örgütü ve Sağlık Bakanlığı’nın aşı talimatlarına uymak ve yetkisiz kişilerin tavsiyelerini dikkate almamak

Ofis hastalıkları artık evimize taşındı!

Ofis hastalıkları artık evimize taşındı!

Bilgisayarın başında saatlerce oturuyoruz… Parmaklarımız, kimi zaman sert dokunuşlarla, adeta özdeşleşiyor klavye tuşlarıyla… Bilgisayar başında olmadığımız zamanlar ise ellerimiz ve parmaklarımız yine sayısız kez çalışıyor akıllı telefonumuzun tuşlarında; gelen maillere veya mesajlara hızlıca yanıt verebilmek için… Kimi zamansa, bazıları ağır olabilen dosyaları taşımamız gerekebiliyor… Bu hareketler, masa başı çalışanlarının her gün rutin olarak ve sayısız kez yaptıkları işlerden bazıları. Ancak dikkat! Her gün seri olarak tekrar edilen bu hareketler; el, kol ile omuz kaslarımızı yıpratıyor ve zamanla günlük hayatımızı olumsuz etkileyen sağlık problemlerine neden olabiliyor.

Bilgisayar kullanmak, akıllı telefon ile mesaj yazmak, ağırlık kaldırmak gibi her gün aynı şekilde, üstelik devamlı yaptığımız işler el, kol ve omuzlarımızdaki dokuların yıpranmalarına neden oluyor. Acıbadem Altunizade Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Arel Gereli, normalde vücudumuzun kas yıpranmalarını tamir edebildiğini belirterek, “Ancak hareketlerin sık tekrarlanması nedeniyle yıpranma hızının çok arttığı ya da iyileşme yanıtının azaldığı durumlarda, tıpkı bir kumaşın eskimesi gibi doku bütünlüğü bozuluyor. Bozulan dokunun tipine göre de hastalıklar şekilleniyor. Dahası, bu hastalıkların hepsi birbiriyle ilişkili oluyor, genelde biri başlarsa diğerleri de onu takip ediyor” diyor. Peki, günümüzde masa başı çalışanlarını hangi hastalıklar tehdit ediyor? Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Arel Gereli, 23-29 Eylül “Ofiste Sağlık Farkındalık Haftası” kapsamında, aşırı kullanım ve sık tekrarlama sonucu el, kol ile omuzlarımızda görülen 6 hastalığı anlattı; önemli öneri ve uyarılarda bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Prof. Dr. Arel Gereli

Aşırı kullanıma bağlı hastalıklar arttı!

‘Ofis hastalıkları’ denildiğinde çok değil, bundan yaklaşık iki yıl öncesine dek sadece şirketler geliyordu aklımıza. Ancak Covid-19 pandemisi tüm dünyada pek çok rutini temelden, üstelik bazılarını kalıcı olarak değiştirdi. Çoğu şirketin ‘evden çalışma’ yöntemine geçiş yapması, pandeminin belki de en kalıcı değişimi oldu.

Evden çalışmak başlarda konforlu gibi görünse de, ofisin tüm sorunlarını evlerimize taşımasının yanı sıra çok daha fazla iş yapmamıza neden olarak aslında hiç de öyle olmadığını gösterdi. Örneğin artık el, kol ve omuzlarımızı daha çok kullanmak zorunda kalıyoruz. Bu nedenle aşırı kullanıma bağlı gelişen hastalıkların günümüzde daha fazla görüldüğü uyarısında bulunan Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Arel Gereli şunları söylüyor:

“Hayatımızın ortasına yerleşen pandemi süreci ile birlikte ofis hastalıkları artık ofisin dışına çıkmış durumda. İnternetin yoğun kullanımı ile evlerimiz sadece ofisimiz değil, aynı zamanda okulumuz, spor salonumuz, oyun parkımız, alışveriş merkezimiz ve sosyal alanımız oldu. Hayatın bu şekilde devam edebilmesi için gereken temizlik, yemek gibi temel ihtiyaçları da göz önüne aldığımızda, eskiden ağırlıklı olarak masa başı çalışanlarda görülen el, kol ve omuz sorunları artık daha geniş bir kitle ve yaş aralığında gözlenir oldu.”

Pause Sağlık, Pause Dergi

SİNİR SIKIŞMALARI

Bilgisayar ve akıllı telefon gibi cihazları kullanırken uzun süre hareketsiz kalmak veya iş ortamında tekrarlanan zorlayıcı hareketler; omuz, dirsek ya da el bileğinden geçen sinirlerin sıkışmalarına yol açabiliyor. Uzun süre aynı pozisyonda hareketsiz kalmak, zamanla sinirlerin içinden geçtikleri kanallara yapışmalarına, tekrarlanan hareketler ise yapışan sinirlerin yıpranmalarına neden olabiliyor. Sıkışan sinirler da kendini ağrı, uyuşma ve güç kaybıyla gösteriyor.

Ne yapılıyor? Başlangıçta ameliyat dışı yöntemlerle rahatlama sağlansa da, zaman içinde kas erimesi kronikleşiyor ve kalıcı hasar bırakabiliyor. İlaç, atel kullanımı, egzersizler, enjeksiyonlar veya fizik tedavi ile başarılı sonuçlar alınabiliyor. Tedaviye yanıt vermeyen hastalarda cerrahi gevşetme uygulanıyor.

 TENDİNİT

Tendinit; el ve kollarımıza hareket veren kasların ‘tendon’ denilen lifleri ile bu liflerin kemiğe yapıştığı yerlerin iltihabı olarak tanımlanıyor. Bu iltihaplanma günümüzde en sık el ve kol kaslarının, örneğin akıllı telefonumuzu sürekli elimizde tutmamız nedeniyle devamlı kasılı kalmaları ya da bu kaslarımızın bilgisayarda yazı yazmak gibi sürekli aynı işleri tekrarlamaları nedeniyle gelişiyor. Kaslara sürekli ve tekrarlayan yüklenmeler de kas liflerinde gözle görünmeyen yırtıklara yol açabiliyor. Prof. Dr. Arel Gereli bu yırtıkların zamanla tendonun kalınlaşmasına ve sertleşmesine neden olduğuna işaret ederek, “Tendinit, el ve kollarda kullanım ağrısı ile özellikle sabah sertliğiyle kendini gösteriyor. Yavaş seyirli hastalık olmasına karşın hastanın gündelik hayatını olumsuz etkileyebiliyor” diyor.

Ne yapılıyor? Tendinit çoğu kez sıcak- soğuk kompres uygulamaları, fizik tedavi, istirahat ve ağrı kesici ilaçlar gibi ameliyat dışı yöntemlerle tedavi edilebiliyor. Ancak dirençli vakalarda cerrahi müdahale gerekebiliyor”

Pause Sağlık, Pause Dergi

TETİK PARMAK

Tetik parmak; uzun süren tendinitler sonrası ellerimize hareket veren kas liflerinin kalınlaşarak içinden geçtikleri kanallara takılmasıdır. Kendini parmaklarda takılma, kilitlenme ve ağrıyla gösteriyor. Tetik parmak, bilgisayar ve akıllı telefonda uzun yıllar aynı hareketi yapan el parmaklarında sıklıkla görülüyor.

Ne yapılıyor? Prof. Dr. Arel Gereli,  bilgisayar ve akıllı telefon gibi cihazların aşırı kullanımının kısıtlanmaları ve ilaç tedavisiyle iyileşme sağlanabildiğini, dirençli vakalarda ise kanal içinde takılı kalan tendonun cerrahi olarak gevşetilmesiyle kesin çözüm sağlandığını söylüyor.

KİREÇLENMLE

Tüm eklemlerimiz kıkırdak adı verilen ve hareketi kolaylaştıran bir yüzey kaplamasından oluşuyor. Kıkırdak, ince yapısına rağmen oldukça dirençli bir doku aslında. Ancak bir kez yaralandığında kendini iyileştirme kabiliyeti sınırlı oluyor. Bilgisayar ve akıllı telefon kullanımında aşırı ve tekrarlayan parmak hareketleri eklemlerdeki kıkırdağın yıllar içinde aşınmasına ve altındaki kemiğin açığa çıkmasına yol açabiliyor. Kireçlenme; kemiğin sürtünmesi, eklemlerin ağrılı olması ve en sonunda parmakların eğilmesiyle sonuçlanıyor.

Ne yapılıyor? Bilgisayar ve akıllı telefon kullanımın düzenlenmesi, fizik tedavi ve ilaç tedavisine yanıt vermeyen hastalarda ağrıyı kesmek için tutulan eklemin cerrahi olarak dondurulması gerekebiliyor.

EKLEMLERDE KİSTLER

Uzun süre bilgisayar veya akıllı telefon kullanmak gibi ellerimizi devamlı zorlayan hareketler yapmamız parmak eklemlerinin sertleşmesi ve onları birbirine bağlayan bağların devamlı burkulmasıyla sonuçlanabiliyor. Bu kronik burkulmalar bir müddet sonra esneklik kaybına, eklem hareketlerinin kısıtlanmasına ve ağrıya neden olabiliyor. Zorlayıcı kullanım devam ederse eklemlerde kistler oluşabiliyor. Kistler parmaklarda hareket ağrısı ve sabah sertliğiyle kendini gösteriyor.

Ne yapılıyor? Zorlayıcı hareketlerden kaçınmak ve ilaç tedavisi sorunun çözümünde faydalı oluyor, ancak iyileşme uzun sürüyor.

OMUZ KASI YIRTIĞI

Omuz bölgesi kasları; kola hareket veren ve omuz eklemini yerinde tutan kas grubunu oluşturuyor. Ofis haline dönüşen evimizde gün içinde yaptığımız temizlik ya da eşyaları indirme kaldırma gibi tekrarlayan hareketlerimiz bu kasları zorlayabiliyor. Zamanla kaslar kemiğe yapışma yerinden sökülüyor. Kemiğe yapışma yerinde yırtık olduğu için vücudumuzun bu yırtığı iyileştirme kabiliyeti sınırlı oluyor. Yeterince iyileşmeyen yırtık omuz içinde kronik bir yara gibi devamlı ağrımaya ve hareketi de bozarak gündelik aktiviteyi kısıtlamaya başlıyor. Daha kötüsü, aktif kullanım devam ettiği için omuz kasındaki bu yırtık büyüyor.

Ne yapılıyor? Prof. Dr. Arel Gereli omuz bölgesi kas yırtıklarında eğer çok açık ve ağrılı bir yırtık yoksa, her zaman öncelikle ameliyat dışı yöntemlere başvurulduğunu belirterek, “Hastaların büyük çoğunluğu bu şekilde rahatlıyor. Ancak tam kas yırtığı olan ya da ameliyat dışı yöntemlerle rahatlama sağlanamayan hastalarda cerrahi müdahaleyle yırtığın tamiri öneriliyor” diyor.

                       AŞIRI KULLANIMA KARŞI 6 ÖNLEM!

  • El, kol ve omuzlarınızı gereksiz kullanmayın. Gün içinde temel ihtiyaçlarınız için zaten devamlı kullanımda olduklarını unutmayın.
  • Devamlı sıkmak, ovmak ya da ağır kaldırmak gibi tekrarlayan zorlamalardan kaçının.
  • Hareketsiz kalmak veya bir şey tutmak için tüm kaslarımızın devamlı kasılı kalmaları gerekiyor. Bu nedenle el, kol ve omuzlarınızı uzun saatler boyunca kötü pozisyonda hareketsiz bırakmayın. Örneğin elinizde devamlı telefon tutmayın.
  • Her yarım saatte bir yaptığınız işe 5 dakika ara verin. Ara verdiğinizde el, kol ve omuzlarınızı tamamen gevşek bırakın.
  • Her koşulda vücudunuzu dik ve omuzlarınızı geriye almış şekilde konumlandırın.
  • Günümüz yaşam koşullarında el, kol ve omuz sorunları güçsüzlükten değil, genellikle aşırı kullanımdan kaynaklanıyor. Spor yapıyorsanız güçlendirme egzersizlerinin yanı sıra esnekliği ve kas dolaşımını arttıran hareketleri de yapmayı alışkanlık haline getirin.

Çocuklarda kış hastalıkları kapıyı erken çaldı!

Çocuklarda kış hastalıkları kapıyı erken çaldı!
Yazın kavurucu sıcaklarından sonbaharın serin ve yağışlı havasına geçtiğimiz bugünlerde okulların da açılıp kapalı ortamlarda zaman geçirilmesiyle üst solunum yolu enfeksiyonlarında artış yaşanıyor. Acıbadem Altunizade Hastanesi Kulak, Burun ve Boğaz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Serdar Baylançiçek “Son zamanlarda nezle, grip ve farenjit gibi üst solunum yolu enfeksiyonları nedeniyle kliniklere çok sayıda başvuru yaşanmakta. Özellikle çocuklar arasında yaygın görülen bu durum, yakın temasta olan erişkinlere de bulaşabiliyor. Pandemiden dolayı uzun süre izole kalan çocukların yazın normalleşme ile birlikte çevreleriyle yakın temasları ve yoğun klima kullanımının etkisiyle aslında kışın sık görülen üst solunum yolu hastalıklarını yazın ortasından itibaren görmeye başladık” diyor. Üst solunum yolu enfeksiyonlarının başlıca belirtileri olan burun akıntısı, burun tıkanıklığı, ateş, öksürük, hapşırma, baş ağrısı, geniz akıntısı, boğazda yanma-ağrı, gözlerde sulanma, kas ağrıları, halsizlik, iştahsızlık, Covid-19 belirtilerine benzemesinden dolayı ailelerin paniğe kapılabildiklerini belirten Doç. Dr. Serdar Baylançiçek “Grip ve farenjit gibi üst solunum yolu enfeksiyonları çocuklarda birkaç gün süren ateş atakları yapabiliyor. Okulların açılması ile birlikte bu hastalıkların sıklığının artması beklenmekte. Ancak alınacak basit önlemlerle bu enfeksiyonlardan korunulabilir ve salgınların oluşması engellenebilir” diyor. KBB Uzmanı Doç. Dr. Serdar Baylançiçek, pandemi sürecinde okul dönemi çocuklarında alınacak basit ama etkili önlemleri anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Doç. Dr. Serdar Baylançiçek

1. Ortamı düzenli havalandırmak
Virüslerin neden olduğu bu hastalık grubunda bulaşma yakın temas ile olmaktadır. Hapşırma ve öksürme ile ortama dağılan partiküller uzun süre havada asılı kalmakta ve buradan geçen diğer bireylere kolaylıkla bulaşmaktadır. Özellikle havalandırması yetersiz kapalı ortamlar ve yakın temasın en çok olduğu okullar, bu enfeksiyonların kış aylarında daha sık görülmesinin temel nedeni olmaktadır. Toplu taşıtlar, okul, alışveriş merkezi gibi kalabalık yerlerde üst solunum yolu enfeksiyonu geçirmekte olan bir kişi virüsleri kolaylıkla ortama yayıp diğer sağlıklı bireylere bulaştırabilmektedir. Bu nedenle özellikle bu tür yerlerde havalandırmanın iyi olmasına dikkat etmek, temizliğe özen göstermek gibi basit tedbirler ile üst solunum yolu enfeksiyonlarının yayılması önlenebilir.

2. El yıkama alışkanlığı kazandırmak
Ellerin yıkanması veya dezenfektan ile temizlenmesi hem Covid-19 hem de üst solunum yolları enfeksiyonlarında bulaşmayı ciddi oranda azaltmaktadır. Çocuklara ebeveynleri ve öğretmenleri ellerini düzenli yıkama alışkanlığı kazandırmalı, elleri özellikle ağıza ve gözlere sürmemek gerektiğini anlatmalıdır.

3. Kalem, bardak vb gereçleri ortak kullanmamak
Sık temas edilen kapı-pencere kolları, telefon ve çalışma masası gibi yüzeylerin düzenli olarak dezenfekte edilmesi, temas sonrası ellerin yıkanması gerekir. Kalem, bardak, havlu gibi eşyaları ortak kullanmamak oldukça önemlidir. Kalem, silgi gibi okul gereçlerinin ağıza sürülmemesi de enfeksiyonların bulaşmasını önlemede etkilidir.

Pause Sağlık, Pause Dergi

4. Maske kullanmak
Doç. Dr. Serdar Baylançiçek “Covid-19 enfeksiyonundan korunmak için maske takmak, başkasını öpmemek, kimseyle aynı çatal, kaşık gibi eşyaları kullanmamak çok büyük önem taşıyor. Sınıfta ders esnasında mutlaka takılması gereken maskeler teneffüslerde de takılmalıdır” diyor.

5. Hasta çocuğu okula göndermemek
Velilerin kesinlikle üst solunum yolu enfeksiyonu belirtileri olan çocuklarını okula göndermemeleri, evde istirahat etmelerini sağlamaları ve gerekirse hekime götürmeleri enfeksiyonun yayılmaması ve başkalarına bulaşmaması açısından şart. Eğer çocuğunuz veya siz üst solunum yolu enfeksiyonlarının başlıca belirtileri olan burun akıntısı, burun tıkanıklığı, ateş, öksürük, hapşırma, baş ağrısı, geniz akıntısı, boğazda yanma-ağrı, gözlerde sulanma, kas ağrıları, halsizlik, iştahsızlık gibi Covid-19 belirtilerine benzeyen şikayetler yaşıyorsanız paniğe kapılmadan hekime danışmanızda fayda var. Eğer doktorunuz gerekli görürse Covid-19 için test yaptırın.

6. Dengeli ve düzenli beslenmesini sağlamak
Bağışıklık sisteminin zayıflamaması için düzenli ve dengeli beslenmeye özen göstermek gereklidir. Tek yönlü beslenmeden kaçınarak bol bol sebze ve meyve tüketilmesi vücut direnci için çok önemlidir.

Pause Sağlık, Pause Dergi

7. Uyku düzenini sağlamak
Yapılan bilimsel çalışmalar, yeterli ve kaliteli uykunun bağışıklık sistemini güçlendirmede büyük önem taşıdığını ortaya koyuyor. Çocukların aynı saatte yatıp aynı saatte kalkması, uyuduğu odanın uyku kalitesi açısından elverişli olması, odasında gece lambası yanmaması, uykudan önce cep telefonundan uzak durması gerekiyor.

8. Aşıları aksatmamak
Doç. Dr. Serdar Baylançiçek “Toplumun büyük kısmının aşılanması ve bağışıklık oluşması, özellikle Covid-19 enfeksiyonun hafif atlatılması ve hastane yatışlarının önüne geçmesi için çok önemli. Ayrıca kronik rahatsızlığı olan ve bağışıklık sistemi ile ilgili rahatsızlıkları bulunan kişilerin influenza virüsü için de aşılanması önerilmektedir. Ülkemizde aşı yaşı 12’ye indi ama bazı ailelerde çocuklarını aşılatma konusunda kararsızlık yaşanıyor. Oysa mevcut aşılar ile virüse karşı yüksek oranda koruma sağlanırken ciddi bir yan etki görülmüyor” diyor.

Böcek ısırmalarına ilk anda neler yapmalı, nelerden kaçınmalı?

Böcek ısırmalarına ilk anda neler yapmalı, nelerden kaçınmalı?

Böcekler, keneler, arılar, sivrisinekler… Yaz mevsiminde doğada daha fazla zaman geçirmemiz nedeniyle böcek sokmaları sıkça görülen sorunlar arasında yer alıyor. Türleri, zehirli olup olmadıkları ve bireyde alerjik reaksiyon gelişip gelişmediği, böcek sokması sonrasında ortaya çıkan semptomların türü ile şiddetini belirliyor. Genellikle kaşıntı, ağrı ve şişme gibi yakınmalarla kısa sürede geçerken, bazı durumlarda ise hayatı tehdit edebilecek boyutlara ulaşabiliyor. Acıbadem Altunizade Hastanesi Acil Tıp Uzmanı Dr. Veysel Balcı, böcek sokmalarında ilk saatlerde herhangi bir reaksiyon görülmese bile üzerinden saatler, hatta günler geçtikten sonra dahi ciddi sağlık problemleri gelişebileceği uyarısında bulunarak, “Böcek sokmaları önemsenmeli ve en kısa zamanda sağlık kuruluşuna başvurularak doktor kontrolünden geçilmelidir” diyor. Acil Tıp Uzmanı Dr. Veysel Balcı yaz aylarında en sık görülen böcek sokmalarını anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

BÖCEK SOKMALARI

Genellikle ağrılı etki yaratan tahtakurusu, pire ve kırkayak gibi böceklerin bazıları alerjik reaksiyona ve bölgesel tahriş ile su toplayan kabarcıklara yol açabiliyor. Acil Tıp Uzmanı Dr. Veysel Balcı, böcek ısırığının etkisinin böceğin türüne ve kişinin duyarlılığına bağlı olarak değişkenlik gösterdiğini belirterek, “Küçük yaştaki çocuklar, alerjik bünyeye sahip olanlar, hamileler ve yaşlılar böcek sokmalarına karşı daha hassas oluyorlar. Özellikle tropikal bölgelerde yaşayan böcek türleri ciddi hastalıklar taşıyabiliyor” diyor. Isırılan bölgede apse ve irin gibi iltihap bulguları oluşmuş ve belirtiler 2 gün içinde geçmemişse, bu tablo böcek sokmasının tehlikeli boyutta olduğu anlamına geliyor ve zaman kaybetmeden hastaneye başvurulması gerekiyor” diyor.

Belirtileri neler?

  • Isırılan bölgede kaşıntı, ağrı ve şişme
  • Isırılan bölgede renk değişikliği, kızarıklık
  • Ürtiker, ısırılan bölgede su ya da irin birikmesi
  • Karın ağrısı, kusma, mide bulantısı, ishal
  • Nefes almada zorlanma
  • Göğüste sıkışma hissi
  • Hırıltılı solunum
  • Baş dönmesi ve yutma güçlüğü
  • Bayılma ve bilinç kaybı
  • Böceğin ısırdığı bölgede 2.5 santimetre çapında şişlik
  • Ağızda, boğazda ya da dilde şişme

 Ne yapmalı?

Alerjik bir reaksiyon söz konusu değilse, ilkyardım tedavisi böcek ısırmasına karşı genellikle yeterli geliyor. Böcek ısırığına daha fazla maruz kalmamak için böcek ilacı ve jel kullanmayı ihmal etmeyin. Böcek ısırığının olduğu bölgeyi su ve sabunla yıkayın. Bu bölgeye yapacağınız buz uygulamasıyla ağrı ile kaşıntının azalmasını sağlayabilirsiniz.

Pause Sağlık, Pause Dergi

KENE ISIRIKLARI

İlkbahar ve yaz aylarında daha yaygın görülen keneler vücuda bulaştıklarında; koltuk altlarına, kulak arkalarına, bacakların arasına, dizlerin arkalarına, kasıklara veya saçlı bölgelere yerleşiyorlar. Kan emerek beslenen diğer haşere türlerinin aksine, konaklarını ısırdıktan sonra 10 güne kadar cilde bağlı kalıyorlar. Zehirsiz kene ısırıkları genellikle zararsız oluyor ve semptoma yol açmayabiliyor. Kene kaynaklı hastalıklar çoğunlukla kene ısırmasından sonraki birkaç gün ile birkaç hafta içinde gelişiyor ve çeşitli semptomlara neden olabiliyorlar. Kenenin normal şartlar altında taşıdığı hastalıkla kişiyi enfekte etmesi için tipik olarak 24 saat beslenmesi gerekiyor. Bu sebeple kene ne kadar çabuk tanımlanıp çıkartılabilirse tedaviden o kadar olumlu sonuç alınıyor. Acil Tıp Uzmanı Dr. Veysel Balcı kenelerden insan konaklarına geçen hastalıkların ciddi sorunlara yol açabileceği uyarısında bulunarak, “Bu nedenle herhangi bir yakınma olmasa bile kene ısırığında hiçbir müdahalede bulunmadan, mümkün olan en kısa sürede doktora başvurulması gerekiyor” diyor.

Belirtileri neler?

  • Isırık alanında kırmızı bir nokta veya döküntü
  • Ateş
  • Baş ağrısı
  • Boyun sertliği
  • Tüm vücutta döküntü
  • Halsizlik
  • Kas veya eklem ağrıları
  • Mide bulantısı
  • Şişmiş lenf düğümleri
  • Titreme ve havale nöbetleri

 Nasıl önlem almalı?

  • Kenelerin yaygın olduğu açık arazilerde, ormanlarda ya da besi hayvanlarının bulunduğu alanlarda yürürken uzun kollu gömlek ve pantolon tercih edin.
  • Yolun merkezinden yürümek keneler ile teması azaltabiliyor.
  • Açık arazide dolaşırken önceden kene kovucu kullanmanız etkili olacaktır.
  • Duş almanız ve banyo yapmanız da önem taşıyor.

Ne yapmalı?

Dr. Veysel Balcı, kene tespit edildiğinde yapılması gereken en önemli şeyin keneyi vücuttan çıkartmak olduğunu belirterek, “Keneleri bir kene temizleme aracıyla veya bir cımbız setiyle çıkartmak mümkün olabiliyor. Ardından ısırık bölgesi su ve sabunla temizleniyor. Bu işlemin uzmanlar tarafından yapılması büyük önem taşıyor, aksi halde kenenin bir kısmı cilt altında kalabiliyor” diyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

ARI SOKMASI

Arı sokmalarının tedavi yöntemi şiddetine bağlı olarak değişiyor. “Ağrıyı hafifletmek için tedavinin evde yapılması çoğu kişi için mümkünken, herhangi bir arı alerjisi varsa veya birden fazla arı sokulmasına maruz kalındığında, acil tedavi gerektiren ciddi sonuçlar gelişebiliyor” uyarısında bulunan Dr. Veysel Balcı, bu nedenle arı sokmasında sağlık kuruluşuna başvurmanız ve muayeneden geçmeniz gerektiğini söylüyor.

Belirtileri neler?

Arı sokmasında ortaya çıkan reaksiyonlar kişiden kişiye farklılık gösteriyor.  Bazı kişilerde arıların “venom” denilen zehrine karşı alerji gelişebiliyor. Çok sayıda arı aynı anda sokarsa, o zaman toksik reaksiyon görülebiliyor.

  • Hafif reaksiyonlar; ani gelişen yanma, ağrı, kızarıklık, şişme.
  • Orta derecedeki reaksiyonlar; birkaç gün artarak devam edebilen aşırı kızarıklık ve kademeli artan şişlikler.
  • Şiddetli alerjik reaksiyonlar; kaşıntı, kızarıklık, kurdeşen, ciltte soğukluk, nefes darlığı, boğazda ve dilde şişme, mide bulantısı, kusma, nabız değişiklikleri, ishal, baş dönmesi, bayılma, bilinç bulanıklığı ve bilinç kaybı. Bu reaksiyonlara maruz kalan kişilere acil tıbbi mücadele yapılması yaşamsal önem taşıyor.

 Ne yapmalı?

Acil Tıp Uzmanı Dr. Veysel Balcı alerjik olmayan durumlarda, arı sokmasında yapılması gerekenleri şöyle anlatıyor:

  • İlk olarak arının iğnesini hızlı bir şekilde çıkartın. Dikkat! İğnenin cildi sıkarak çıkartılması keseyi patlatıp, daha çok zehrin vücuda temas etmesine neden olabiliyor. O yüzden özenli ve hızlı hareket etmelisiniz. Hemen çıkartılması sayesinde, iğneden salınan zehrin önü kesileceği için gelişecek olan reaksiyonların şiddetlenmesi önleniyor.
  • Arının soktuğu yeri soğuk su ve sabunla yıkayın. Soğuk su rahatlatırken, sabun da kalan kiri ya da zehri bölgeden temizlemeye yardım ediyor. Şişlik ve kaşıntının olduğu yeri kaşımamaya dikkat edin.
  • Hassas bölgeye buz kompresi yapmanız, zehrin vücut tarafından emilimini azaltmada ve şişliğin inmesinde çok etkili oluyor. Ancak dikkat! Buzu doğrudan tene koymanız yanmaya yol açabiliyor. Bu yüzden bir havluya sarıp, ısırılan bölgede 20 dakika bekletmeniz etkili olacaktır. Gerektiğinde kompresi tekrar tekrar uygulayabilirsiniz. Kızarıklıktaki büyüme çok artarsa hekim desteği almanızda fayda var.
  • Sokulan bölge kolunuz ya da bacağınız ise yükseğe koymanız ağrı ve şişliğin azalmasında destek sağlar.

Pause Sağlık, Pause Dergi

SİVRİSİNEK ISIRMASI

Hem çıkardığı ses hem kan emme özelliği nedeniyle bir hayli rahatsız edici olan sivrisineklerin az da olsa virüs taşıma ve hastalık bulaştırma riskleri mevcut. En yaygın yol açtığı hastalıklar arasında ise sarı humma ve sıtma yer alıyor.

Belirtileri neler?

·         Kaşıntı ve hafif bir kızarıklık gelişebiliyor. Ancak hassas cilde sahip olan kişilerde bu kızarıklık daha koyu olabiliyor, bazı kişilerde ısırılan yer şişebiliyor.

·         Sivrisinek ısırığına karşı alerjisi olan kişilerde ateşle birlikte şiddetli mide bulantısı, baş ağrısı ve kusma oluşabiliyor.

Ne yapmalı?

Sivrisinek ısırığının yol açtığı kaşıntıyı ve kızarıklığı gidermek için evde soğuk kompres uygulayabilirsiniz. “Kızaran bölge şişerse, şişen yer kaşınmamalı” diyen Dr. Veysel Balcı, cildi kaşımanın enfeksiyona neden olabileceğini söylüyor.

Nasıl önlem almalı?

·         Yaşam ve çalışma alanlarını sık sık havalandırın.

·         Lavanta ve karanfil çiçeği sivrisinekleri uzak tutmakta faydalı olabilir.

 Yazın sivrisinekler çok daha hızlı üredikleri için mutfak pencerelerini ve balkon camlarını sineklik ile kapatabilirsiniz.

Üzümü çekirdeğiyle birlikte tüketin, çünkü…

Üzümü çekirdeğiyle birlikte tüketin, çünkü…

Kırmızı, yeşil veya siyah… Yaz aylarının vazgeçilmez meyvelerinden üzüm oldukça lezzetli olmasının yanı sıra aynı zamanda adeta bir şifa deposu. Başta K, C, A ve B vitamini ile potasyum, sodyum, fosfor, magnezyum olmak üzere vitamin-minerallerden oldukça zengin bir meyve olan üzümün en önemli özelliği ise çok güçlü bir antioksidan olması. Üzüm içeriğindeki resveratrol ile antosiyanin gibi antioksidanlarla vücudumuzdaki hücreleri yeniliyor ve bu sayede başta kanser olmak üzere pek çok hastalığın gelişme riskini azaltıyor, cildin erken yaşlanmasını da önlüyor. Acıbadem Altunizade Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Deniz Nadide Can üzümün antioksidanlarının en çok kabuğu ve çekirdeğinde olduğuna dikkat çekerek, “Bu nedenle üzüm yerken çekirdeklerini çıkarmayın, kabuğunu soymayın. Bir küçük boy kase üzüm 100 kalori ve 25 gram karbonhidrat içeriyor. Günde bir küçük boy kase tüketmek, üzümün şifasından faydalanmak için yeterli gelecektir. Ayrıca yoğun karbonhidrat içeriği nedeniyle özellikle diyabet hastalarının üzüm yerken porsiyon kontrolüne dikkat etmeleri gerekiyor” diyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Covid-19’a karşı vücut direncini artırıyor

Özellikle içeriğindeki C vitamini ve polifenollerden zengin antioksidan sayesinde bağışıklık sisteminin güçlenmesini sağlıyor. Böylece başta Covid-19 olmak üzere vücudun enfeksiyonlara karşı olan direncini arttırıyor.

Kalp sağlığı için önemli

Üzüm kalp sağlığını koruyan en önemli meyveler arasında yer alıyor. İçeriğindeki güçlü antioksidan resveratrol sayesinde kolesterolün emilimine engel oluyor. Bu etkisiyle kolesterol seviyesinin düşmesine katkı sağlıyor. Yapılan çalışmalar, özellikle kırmızı üzümün kolesterolü düşürmede daha etkili olduğunu ortaya koyuyor. Üzüm yüksek potasyum içeriğiyle kan basıncının düşmesinde de faydalı oluyor.

Kansere karşı koruyucu etki gösteriyor

Özellikle çekirdeğiyle birlikte tüketildiğinde, içeriğindeki zengin resveratrol sayesinde kanser hücrelerinin fonksiyonlarını bozabiliyor ve toksik etkilerini azaltabiliyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Yaşlanmayı geciktiriyor

Vücudumuzda myricetin ve quercetin gibi flavonoidler serbest radikal denilen zararlı maddelerle savaşarak cildin yaşlanmasını geciktiriyor. Ayrıca hücreleri yenileyen özelliğiyle de cildimizin gergin ve sağlıklı görünmesini sağlıyor.

Diyetlerde iyi bir tatlı alternatifi

Beslenme ve Diyet Uzmanı Deniz Nadide Can, üzümün kilo kaybını da desteklediğine dikkat çekerek, “Üzüm yarısı su olan şekerli ve lifli bir meyvedir. Doğal meyve şekeri olması ve içerdiği antioksidanlar sayesinde vücuttaki iltihabı azaltan etkileriyle zayıflama diyetlerinde iyi bir tatlı alternatifi olabilir.” diyor.

Göz sağlığını destekliyor

Üzümün içerdiği resveratrol sayesinde gözdeki retina hücrelerini güneşin zararlı etkilerinden koruduğunu gösteren çalışmalar mevcut. Üzümde aynı zamanda lutein ve zeaksantin gibi göz sağlığını destekleyen başka antioksidanlar da yer alıyor. Bazı araştırmalar, bu bileşiklerin gözlerin mavi ışıktan zarar görmemesine yardımcı olduğunu ortaya koyuyor.

Kan basıncını düşürmede etkili oluyor

Yapılan araştırmalar, beslenmede düşük potasyum alımının yüksek kan basıncı ve inme riskini arttırdığını gösteriyor. Üzüm yüksek potasyum içeriğiyle kan basıncının desteklenmesine yardımcı olur.

Kabızlığı önleyebiliyor

Beslenme ve Diyet Uzmanı Deniz Nadide Can kronik kabızlığın kolon kanseri riskini artırdığını belirterek, “Üzüm düzenli tüketildiğinde bol lif içeriğiyle kabızlığı engelleyebiliyor. Bu etkisi sayesinde kolon kanseri riskini düşürüyor” diyor.

Salatanız gerçekten diyet dostu mu?

Salatanız gerçekten diyet dostu mu?

Yaz aylarında özellikle kilo vermek ya da formunu korumak isteyenlerin tek başına ana öğün olarak tüketmeyi tercih ettiği salata, tok tutucu özelliğiyle diyet dostu olarak öne çıkan, serinletici bir yaz lezzeti. Ancak dikkat! Acıbadem Altunizade Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı İpek Ertan “Salatanın içeriği itibariyle besleyici ve tok tutucu olması gerekiyor. Örneğin; ana öğün olarak tüketilecekse içerisinde et, tavuk ya da peynir, kurubaklagil, ceviz, fındık gibi besinlerin olması lazım. Aksi halde sadece yeşil salata ana öğün yerine geçmez.” diyor. Salataya ekleyeceğiniz sirke, limon, taze / kuru kekik, zencefil, çörek otu gibi baharatlarla hem tokluğu artırıp hem de bağışıklığınızı güçlendirebileceğinizi belirten Beslenme ve Diyet Uzmanı İpek Ertan, zeytinyağında aşırıya kaçmamak gerektiğini, lezzet artırıcı sosların da diyetinizi baltalayabileceğini vurguluyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı İpek Ertan, salatadaki gizli tehlikelere karşı 9 önemli uyarıda bulundu; bağışıklığı güçlendiren, diyet dostu yaz salatası tarifi verdi; önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Acıbadem Altunizade Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı İpek Ertan

Sosları abartmayın

Salataya lezzet katmak için vazgeçilmez olarak görülen soslar, içeriğindeki katkı maddeleri ve koruyucular ile sağlık açısından zararlı olabildiği gibi, yüksek kalorisiyle diyeti de baltalayıcı olabiliyor. Hazır karışım salata soslarında nar ekşisinden sofra şekerine ve bala kadar kalorisi yüksek birçok malzeme bulunabilir. Bu nedenle hazır karışımlı soslardan kaçının.

Zeytinyağında aşırıya kaçmayın

Salatanıza ekleyeceğiniz zeytinyağında ölçüye dikkat etmeli, salata tabağının büyüklüğüne göre yağınızı eklemelisiniz. Beslenme ve Diyet Uzmanı İpek Ertan “Zira ölçüyü aştığınızda salatanın kalorisini çok yükseltebilirsiniz. Öte yandan salatayı tamamen yağsız tüketmek ise salatanın tok tutucu özelliğinin azalmasına neden olacaktır. Bu nedenle salatalarınıza mutlaka 1-2 tatlı kaşığı yağ eklemelisiniz.” diyor.

Dışarıda bu ayrıntıya dikkat edin

Özellikle dışarıda salata tüketirken mutlaka sosu masaya isteyin ve kendiniz ekleyin. Aksi halde sosların yanı sıra lezzeti daha da artırmak için sofra şekeri ilavesi de yapılabiliyor. Limon, sirke ve hardalı ise salatalarınızda kontrollü şekilde kullanabilirsiniz. Ayrıca mayonezli salatalar yerine yoğurtlu salataları tercih ederek salatanızı hem sağlıklı hem de kalorisi daha düşük hale getirebilirsiniz.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Tek çeşit salata tercih etmeyin

Tek çeşit salatayı ana öğün olarak değil, ana öğünün yanında yardımcı yemek olarak tercih edin. Çünkü örneğin tek başına yeşil salatadan oluşacak bir öğün hem gün içerisinde sizi acıktıracak hem de bağışıklığınızın güçlü olması için almanız gereken protein, kalsiyum, vitamin ve minerallerden sizi mahrum bırakacağından bağışıklığınızın düşmesine neden olacaktır. Ana öğün olarak tüketeceğiniz salatanızın içeriğinin et, tavuk ya da peynir, kurubaklagil, ceviz, fındık gibi besinlerden oluşmasına özen gösterin. Ancak salatanızda kullanacağınız malzemeler fazla olduğunda kalorisi de yükseleceğinden aşırıya kaçmayın.

Salatanızda meyveyi abartmayın

Salatanın içine ekleyeceğiniz meyveler lezzeti artırmakla birlikte kaloriyi de artıracağından aşırıya kaçmayın. Örneğin, ana öğün olarak tüketeceğiniz et, kurubaklagil ya da peynir gibi zengin içerikli bir tabak salataya, bir porsiyona denk gelecek şekilde bir adet elma ya da dört adet orta büyüklükte kayısı ekleyebilirsiniz.

 Güvendiğiniz yerlerde salata tüketin

Beslenme ve Diyet Uzmanı İpek Ertan “Yeterince temizliği yapılmamış yeşillikler barındırdıkları bakteriler ve gözle görülemeyen mikroplar nedeniyle besin zehirlenmesinden ishale dek birçok sağlık sorununa yol açabildiğinden, temizliğinden emin olamadığınız yerlerde salata tüketmekten kaçının. Özellikle gebelerde toxoplazma alma riskinden dolayı dışarıda salata yememelerini tavsiye ederim.” diyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Mutlaka sirkeli suda bekletin

Salatanın yıkanmasından doğranmasına kadar dikkat edilmesi gereken birçok önemli nokta var. Salata malzemelerini özellikle de yeşillikleri akan suyun altında yıkamakla kesinlikle yetinmeyin, gözle görülemeyen mikroplardan arınması için ardından mutlaka sirkeli suda 5 dakika bekletin. 1 litre suya 1 yemek kaşığı sirke eklemeniz yeteli olacaktır.

Kesme tahtasına dikkat edin

Salata malzemelerini doğramak için kullandığınız kesme tahtasında, çapraz bulaş riskine karşı dikkatli olun. Sebze ve çiğ et için kullandığınız kesme tahtasını ayırın.

 Yeşil yapraklı sebzeleri yıkayıp saklarken dikkat!

Sebze ve meyveleri yıkayıp saklamak daha hızlı bozulmalara neden oluyor. Çünkü sebze ve meyvelerin üzerlerinde kendi ürettikleri ve bozulmalarına engel olan bir tabaka var ve yıkanınca bu tabaka ortadan kalkıyor. Fakat büyükşehirlerde yaşayan ve özellikle çalışan insanların pratik salata hazırlama tüyolarına ihtiyacı var. Sebze ve meyveler yıkandıktan sonra iyice kurutularak, uygun hafif hava alan kaplarda 3-4 gün saklanabilir. Fakat yıkanmış sebzelerin çok iyi kurutulmuş olmasına çok dikkat etmek gerekiyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

 Bağışıklığı güçlendiren, diyet dostu yaz salatası tarifi

 Beslenme ve Diyet Uzmanı İpek Ertan, sıcak yaz aylarında hem serinleten, hem ana öğün olarak tüketildiğinde bağışıklığı güçlendiren, hem de tok tutucu özelliğiyle diyet dostu olan bir de yaz salatası tarifi verdi…

Sumaklı Akdeniz Salatası

Bol Akdeniz yeşillikleri içine 3 yemek kaşığı haşlanmış buğday, üzerine ızgarada pişirilmiş tavukları koyun. Sos olarak da 1 yemek kaşığı dolusu sumak ile 1 silme çay kaşığı tuz ve 1 yemek kaşığı zeytinyağı ekleyin.  

Çocukları tatilde bekleyen tehlike

Çocukları tatilde bekleyen tehlike

Güneş, kum, deniz ve temiz hava… Pandemi sürecinde neredeyse tüm yılı evde geçirmek zorunda kalan çocuklar artık gönüllerince denizde, kumsalda ve parkta oynamanın keyfini yaşıyorlar. Ancak tatil yaparken bazı kurallara mutlaka uymamız şart, aksi halde güneş çarpmasından ishale, böcek ısırmasından isiliğe kadar pek çok sorun çocukların sağlığını tehdit edebiliyor! Acıbadem Altunizade Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. İlkay Değerli, “Tatilde özellikle hijyene çok dikkat edin, çoğunuzu güneşten sakının, bol su içmesini sağlayın, açık renk bol giysileri tercih edin” diyor.  Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. İlkay Değerli çocukları tatilde bekleyen 5 tehlikeyi anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

GÜNEŞ ÇARPMASI

Güneş çarpması; sıcak ortama uzun süre maruz kalma veya sıcak ortamda yapılan yoğun aktivite sonucu gelişen bitkinlik ve koma hali olarak tanımlanıyor. Baş ağrısı, ateş, solukluk, zayıf nabız, kusma, çarpıntı, huzursuzluk, baş dönmesi, kas krampları, baygınlık ve bilinç değişikliği belirtileriyle kendini gösteriyor. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. İlkay Değerli, “Bu bulguların tamamı ya da birkaçı görüldüğünde çocuk derhal gölge bir yere alınmalı, gövde baş yukarıda olacak şekilde yatırılmalı. Giysileri çıkartılarak vücudu ıslak bezlerle soğutulmalı, içebiliyorsa su verilmeli. Bazen vücut ısısı 42 dereceyi geçen ve havaleye giden durumlar bile görülebiliyor. Bu ve benzeri durumlarda ilk yardım işlemlerini yaptıktan sonra çocuk en yakın hastaneye götürülmeli.” diyor.

Nasıl korumalı?

  • Pamuklu, rahat ve açık renk kıyafetler giydirin
  • Susamasını beklemeden bol bol su tüketmesini sağlayın
  • Sık sık ılık duş aldırın
  • Başının güneşe maruziyetini önlemek için geniş kenarlıklı şapka kullanın
  • Hava bulutlu olsa dahi gölgede kalın, şemsiye kullanın
  • Kapalı araçta asla tek başına bırakmayın
  • Güneşten uzak tutun. Özellikle zararlı güneş ışınlarının en tepede olduğu 11.00-15.00 saatleri arasında çocuğunuzu güneşe çıkarmayın

İSİLİK

Aşırı sıcak ve terlemeye bağlı olarak ter bezi kanallarının tıkanması sonucunda gelişen minik, içi su dolu kırmızı döküntüler ‘isilik’ olarak adlandırılıyor. Genellikle baş, boyun ve üst gövde olmak üzere, diz ve dirsek arkaları, burun, göz kapağı ile alın gibi bölgelerde ortaya çıkıyor. Dr. İlkay Değerli kaşıntının eşlik ettiği döküntülerin enfeksiyon kapmadıkları sürece tehlikeli olmadıklarını belirtiyor.

Nasıl korumalı?

  • Bebeğinizin altını sık sık değiştirin
  • Her gün banyosunu yapın
  • Bol ve pamuklu giysiler giydirin
  • Serin ortamlarda bulunun
  • Alt temizliğinde ıslak mendil yerine su kullanın

Pause Sağlık, Pause Dergi

GÜNEŞ YANIĞI

Uzun süre güneşe maruz kalma sonucu ciltte değişen derecede yanıklar oluşabiliyor.

Birinci derece güneş yanıklarında ciltte hafif kızarıklık, gerilme ve hassasiyet gelişebiliyor. Bu tabloda nemlendirici losyonların ve basit ağrı kesicilerin yeterli geldiğini belirten Dr. İlkay Değerli, “Daha ağır güneş yanıklarında ise ciltte su toplanması sonucu oluşan su kesecikleri, yüzde şişme, ateş, titreme, baş ağrısı ve bilinç değişiklikleri tabloya eşlik ediyor. Bu durumda en yakın hastaneye gitmek gerekiyor, aksi halde dehidratasyona bağlı oluşan elektrolit dengesizliği sonucu havale, solunum durması ile komaya kadar gidebilen ciddi ve öldürücü tablolar gelişebiliyor” diyor.

Nasıl korumalı?

  • Özellikle güneşin en tepede olduğu 11.00-15.00 saatlerinde çocuğunuzu güneşten uzak tutmanız çok önemli
  • Çocuğunuz açık tenli, kızıl ve çilli ise 50 faktör korumalı, diğer cilt tiplerine sahipse 30 faktör korumalı güneş kremini, güneşe çıkmadan 30 dakika önce mutlaka sürün ve işlemi her 2-3 saatte bir yenileyin
  • Güneş ışınları suyun içinde bile etkili olduğu için havuza veya denize girerken de cildini koruyun

 BÖCEK, ARI, SİNEK SOKMALARI

Böcek, sinek ve arı sokmaları, özellikle alerjisi olan çocuklarda anaflaksiye kadar gidebilecek reaksiyonlara neden olabiliyor. Dr. İlkay Değerli, bu durumda derhal en yakın sağlık kuruluşuna gidilmesi gerektiği uyarısında bulunarak, “Çünkü anaflaksi çok nadir görülmekle birlikte soluk borusunda şişmeye bağlı solunum durmasıyla sonuçlanan tehlikeli bir durumdur. Daha hafif tablolarda ise tropikal kremler ve ağızdan alınan antihistaminik şuruplar ile tedavi ediliyor” diyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Nasıl korumalı?

  • Canlı renkler sinek ve arılara cazip geliyor. Bu nedenle mümkün olduğu kadar açık ve pastel renkler tercih edin
  • Sivrisinek için mümkünse sineklikli camları olan tesisleri ya da cibinlikli yatakları olanları seçin
  • Sivrisinek için ¼ su bardağına birkaç damla lavanta ya da nane yağı, arılar için de vanilya yağı karıştırıp cildine sürerseniz büyük ölçüde koruma sağlayacaktır
  • Mümkünse balıklar ve kum içindeki böcekler için deniz ayakkabısı giydirin

İSHAL

Havaların ısınmasıyla birlikte gıdalar daha çabuk bozuluyor ve üzerlerinde mikropların üremeleri kolaylaşıyor. Yaz aylarında en sık görülen ve “turist diyaresi“ olarak bilinen ishalin etken maddesi E.coli oluyor. Genellikle kanalizasyon sularının karıştığı kirli sularda yüzmek ya da bu suların bulaştığı gıdaları tüketmek ishale yol açabiliyor. Dr. İlkay Değerli ishalde en büyük riskin sıvı kaybı olduğunu hatırlatarak, “Hafif vakalarda bol su tüketimi ve ishal diyeti uygulamasıyla evde tedavi mümkün oluyor. İshal ile kusmanın çok fazla olduğu ve su tüketiminin mümkün olmadığı ağır vakalarda ise sıvı kaybı nedeniyle vücudun sıvı dengesi bozuluyor. İdrar az miktarda, az sayıda ve koyu renkte çıkıyor. Ağız kuruluğu, halsizlik ve tansiyon düşmesi başlıyor. Daha ileri vakalarda bilinç bulanıklığı, havale nöbetleri de görülebiliyor. Bu nedenle ağır vakalarda tedavinin hastanede yapılması gerekiyor” bilgisini veriyor.

Nasıl korumalı?

  • Taze, tüketim tarihi geçmemiş gıdalar tüketmesini sağlayın
  • Paketli ürünlerden sakının
  • Genel hijyen kurallara uyun
  • Açıkta satılan gıdalardan uzak durun

Dondurmayı yerken şunlara dikkat edin

Dondurmayı yerken şunlara dikkat edin

Özellikle yaz aylarında 7’den 70’e hemen hepimizin vazgeçilmezi olan dondurma lezzetli olmasının yanı sıra; içerdiği protein, kalsiyum, A vitamini, B12 vitamini, C vitamini ve magnezyum gibi pek çok vitamin ile mineraller sayesinde şifa da sağlıyor. Üstelik bir porsiyon dondurma bir porsiyon şerbetli tatlıdan yüzde 55 ve bir porsiyon sütlü tatlıdan yüzde 23 daha az enerji, bir başka deyişle kalori içeriyor. Ancak yine de dondurmanın şeker içerdiğini unutmayın! Örneğin 2 top dondurma tükettiğimizde yaklaşık 2,5 yemek kaşığı şekere eş karbonhidrat almış oluyoruz. Acıbadem Altunizade Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı İpek Ertan ayrıca çok soğuk yiyeceklerin sindirim sistemi üzerinde hazmı zorlaştıran, özellikle da gaz yapan özelliğe sahip olduklarını belirterek, “Dondurmayı ağzınızda kısa bir süre tutup, vücut ısısına yakın bir ısıda tüketmeyi alışkanlık haline getirin. Sıcaklığını biraz artırarak yutmak sindirim sistemine yardımcı olarak, hazımsızlık gibi sorunların gelişmesini önleyecektir” diyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Bağışıklığı destekliyor

Hastalıklardan korunmamızda son derece önemli bir rol üstlenen bağışıklık sistemimizi sağlıklı beslenerek sürekli desteklememiz gerekiyor. Dondurma, içeriğindeki A vitamini ve protein sayesinde bağışıklık sisteminin çalışmasına katkı sağlıyor.

Dişleri güçlendiriyor

Beslenme ve Diyet Uzmanı İpek Ertan dondurmanın içeriğindeki fosforun dişlerin, diş etlerinin ve kemiklerin sağlığını koruduğunu vurgulayarak, “Ancak dişlerde çürük oluşumunu önlemek için dondurma yedikten sonra dişlerin mutlaka fırçalanması gerekiyor” diyor.

Kalp sağlığını destekliyor

Sütlü, meyveli ve çikolatalı dondurmalar potasyumdan zenginler. Kalp sağlığı için potasyum çok önemli bir mineral ve eksikliğinde mutlaka takviye ediliyor. Ayrıca potasyum vücudun elektrolit dengesinde rol alıyor ve konsantrasyonun sağlanmasında elzem bir işlev üstleniyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Kasları koruyor

“Dondurma içerdiği magnezyum sayesinde vücuttaki asit-baz dengesinin düzenlenmesine yardımcı oluyor. Kas ve sinir sistemi için kalsiyumla birlikte olmazsa olmazdır. Kalsiyum kasın kasılmasını ve magnezyum da gevşemesini sağlıyor. Bu özelliği nedeniyle bağırsakların çalışması için de çok önemlidir” diyen Beslenme ve Diyet Uzmanı İpek Ertan, şöyle devam ediyor: “Tüm bunların yanı sıra magnezyum kan basıncının düzenlenmesi ve damar elastikiyetinin sağlanması gibi 300’den fazla metabolik reaksiyonda yer alıyor. Özellikle çikolatalı dondurmanın magnezyum içeriği yüksektir ve 2 top dondurmayla günlük magnezyum ihtiyacının yüzde 10-15’ini karşılayabilirsiniz.”

Enerji kaynağı

B2 vitamini olarak da bilinen riboflavin içeriğiyle dondurma vücudumuzdaki enerji üretimine destek oluyor. Bu sayede daha enerjik bir bedene sahip oluyoruz. Riboflavinin aynı zamanda mukozayı korumak ve cildin yenilenmesine yardımcı olmak gibi özellikleri de var.

Tok tutuyor

Beslenme ve Diyet Uzmanı İpek Ertan birçok tatlının aksine, dondurmanın tok tutma özelliğine sahip olduğunu belirterek, “Tatlılar tüketildiklerinde kan şekerini hızla yükseltip, ardından hızla düşürüyor. Bunun sonucunda da acıkıyoruz. Dondurma diğer tatlılara göre daha az şeker içeriyor. Bu sayede kan şekerinde hızlı değişikliğe diğer tatlılar kadar sebep olmuyor. Ayrıca içinde bulunan salep ve tarçın gibi baharatların kan şekerini düzenleyici etkileri sayesinde dondurma tüketiminin ardından hızla acıkma problemi yaşanmıyor.”

Kemikler için önemli

Kalsiyumun kemiklerden dişlere, kanda vitamin dengesinden sinir sistemine kadar birçok önemli fonksiyonu var. Gerçek sütle hazırlanan sütlü dondurmadan 2 top tükettiğinizde günlük kalsiyum ihtiyacınızın yaklaşık yüzde 10’unu almış oluyoruz.

Pause Sağlık, Pause Dergi

7 önemli kurala dikkat!

  • Birçok tatlıdan daha düşük olsa da, dondurmanın enerjisi dikkate almaya değer. Bu nedenle yemeklerin ardından değil, ara öğün olarak tüketmeniz çok daha doğru bir tercih olacaktır.
  • Protein oranı yüksek bir besin olduğu için dondurmalar kolayca bozuluyor ve içinde zararlı mikroorganizmalar üreyebiliyor. Dolayısıyla soğuk zinciri kırılmış, yani eriyip tekrar donmuş dondurmayı kesinlikle tüketmeyin.
  • Hızla yutmak, vücut ısısından çok daha düşük bir ısıda dondurmanın mideye ulaşması demek. Bu durum midede kramp oluşumuna yol açabileceği için dondurmayı mümkün olduğunca yavaş yemeye özen gösterin.
  • Diş ve ağız sağlığı açısından, her şekerli besinde olduğu gibi, dondurma yedikten sonra da su içmeyi unutmayın.
  • Şeker içeren bir besin olması nedeniyle haftada 2-3 kez, 2’şer toptan fazla tüketmemeye dikkat edin.
  • Fayda sağlayabilmesi için gerçek sütten ve gerçek meyvelerden yapılmış olanlarını tercih edin.
  • Diyabetiniz varsa diyabetik dondurmayı bir ara öğün gibi düşünüp tüketebilirsiniz.

Pause Sağlık, Pause Dergi

 Evde hazırlanan ‘sağlıklı’ dondurma tarifi

Muzlu-hurmalı dondurma

Malzemeler: 6 adet muz, 6 adet hurma, 6 yemek kaşığı taze yoğurt

Hazırlanışı: Malzemelerin tümünü pürüzsüz oluncaya dek, blenderden geçirin. Ardından bir kaba alıp, derin dondurucuya koyun. Saat başı dondurucudan çıkartın ve karıştırıp tekrar derin dondurucuya yerleştirin. Karıştırma işlemini her saat başı 3-4 kez tekrarlayın. Hem sağlıklı hem oldukça lezzetli olan dondurmanızı ertesi gün tüketebilirsiniz.

Dünyada her yıl 1.2 milyon veremden kişi hayatını kaybediyor

Dünyada her yıl 1.2 milyon veremden kişi hayatını kaybediyor

Edebiyatımızda, romanlarda kara sevdaya düşenlerin yakalandığı “ince hastalık” olarak yansıyan verem, yani tüberküloz, en ölümcül hastalıklar arasında yer alıyor. Ülkemizde görülme sıklığı giderek düşen tüberküloz, aşıyla önlenebilir ve antibiyotikle tedavi edilebilir bir hastalık olmasına karşın, dünyada her yıl 1.2 milyon kişinin hayatını kaybetmesine neden oluyor. Acıbadem Altunizade Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Gülseren Sağcan, “İleri yaş, bağışıklığı baskılayan tedaviler ile diyabet, kronik böbrek yetmezliği, kanser ve HIV enfeksiyonu gibi hastalıklar, ayrıca sigara, ilaç ya da alkol bağımlılığı riski artıran etmenlerdir” diyerek hastalığın tedavisi için verilen ilaçların düzenli kullanılması gerektiğinin altını çiziyor. İlaç tedavisinin yarıda bırakılması halinde hastalığa yol açan bakterinin direnç kazandığını ve iyileşme sürecinin çok uzadığını kaydeden Dr. Gülseren Sağcan, korunma önlemleri arasında aşının da önemli bir yeri olduğunu söylüyor.

Pause Dergi, Pause Sağlık

Şikayetler 2-3 haftadan uzun sürerse…

Halk arasında verem olarak bilinen tüberküloz hastalığına yol açan bakteriler, insandan insana hava yoluyla bulaşıyor. Öksürme ve hapşırmayla ortama yayılan “mycobacterium tuberculosis” adı verilen basil (bakteri türü), solunum yoluyla alındığında, başta akciğerler olmak üzere tüm organları tutabiliyor. Tüberküloz hastalığının en sık görülen belirtilerini “2-3 haftadan uzun süren öksürük, ateş yüksekliği, gece terlemesi, iştahsızlık, kilo kaybı, yorgunluk, halsizlik, balgam çıkarma, kan tükürme, nefes darlığı, göğüs ve sırt ağrısı” olarak sıralayan Dr. Gülseren Sağcan, “Bu tür şikayetleri yaşayan herkesin en yakın sağlık kuruluşuna başvurmaları hem tedaviye başlanması hem de hastalığın yayılmasının önlenmesi açısından önem taşıyor. Tanısı konulmamış tüberküloz hastaları en önemli bulaş kaynağı oldukları için bu hastalıktan korunmada en etkili yöntem, bulaştırıcı olan olgulara hızla tanı konulup tedavinin başlanmasıdır” diyor.

Yıllık tanı sayısı 12 bin 46

Türkiye genelinde tüberküloz görülme sıklığı azalsa da, bu hastalık dünya genelinde enfeksiyon nedenli ölümlerin başında geliyor. Tüberküloz Daire Başkanlığı tarafından paylaşılan son verilere göre; 2017 yılında Türkiye’de tanı alan hasta sayısının 12 bin 46 kişi olduğunu belirten Dr. Gülseren Sağcan, “Ülkemizde son 10 yılda hastalık sıklığında yıllık ortalama yüzde 5 oranında azalma görülüyor. Buna karşın dünya genelinde her yıl yaklaşık 10 milyon kişiye tüberküloz tanısı konuyor. Bu hastaların 5.8 milyonunu erkekler, 3.2 milyonunu kadınlar ve bir milyonunu da çocuklar oluşturuyor. Ne yazık ki 1.2 milyon kişi de bu hastalık nedeniyle hayatını kaybediyor. Yaklaşık 1.7 milyon kişi ise tüberküloz basili bulaşması sonucu hastalık riski taşıyor” diye konuşuyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

İlaç tedavisi uygulanıyor

Tüberkülozda tanının ardından hastalara 6 ay süreyle düzenli ilaç tedavisi uygulandığını anlatan Dr. Gülseren Sağcan, şöyle devam ediyor: “Genellikle tedaviye başlandıktan 2-3 hafta sonra bulaştırıcılık ortadan kalkıyor. Ancak ilaçlar düzenli olarak kullanılmazsa ilaç direnci gelişme riski oluyor. İlaç direnci geliştiğinde ise tedavi süresi 2 yıla kadar uzayabiliyor. Bu nedenle tanı alan hastaların ilaçlarını düzenli kullanmaları oldukça önemlidir“

Korunmak için bunları yapın!

Tüberkülozdan korunmak için yapılması gerekenler aslında bugünlerde Covid-19 nedeniyle sıklıkla duyduğumuz tedbirlere çok benziyor. Özellikle risk grubunda yer alan kişilerin dikkatli olmaları gerektiğini belirten Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Gülseren Sağcan, alınabilecek önlemleri şöyle sıralıyor:

  • Ellerin, su ve sabunla en az 20 saniye süreyle sık sık yıkanması,
  • Dengeli, düzenli beslenmek
  • Yeterli ve kaliteli uyumak,
  • Sigara içmemek,
  • Bulunulan ortamları sık sık havalandırılmak,

Hastanın bulunduğu ortamın güneş görmesi de önemli. Güneşten yayılan ultraviyole ışınlarının havadaki tüberküloz basillerini öldürdüğünü kaydeden Dr. Gülseren Sağcan, sözlerini “Bir diğer korunma yöntemi ise BCG aşısı olup, bu aşı ülkemizde halen uygulanıyor. Aşıyla tüberkülozun ağır ve ölümcül formlarının oluşmasına karşı korunma sağlanıyor. Tüberkülozdan korunmada verilen koruyucu ilaç tedavisi; tüberküloz hastası ile aynı evde yaşayanlara, tüberküloz basili bulaşanlara ve bağışıklık sistemi baskılanmış kişilere tüberküloz hastası olmamaları için uygulanıyor” diye tamamlıyor.