Yazılar

Bahar yorgunluğu deyip geçmeyin

Bahar yorgunluğu deyip geçmeyin

Kış mevsiminin yerini bahara bıraktığı bugünlerde doğadaki canlılığın aksine kendinizi yorgun ve halsiz hissediyor, dikkatinizi toplamakta zorlanıyorsanız bahar yorgunluğunun etkisinde olabilirsiniz. Acıbadem Kozyatağı Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Meltem Batmacı bugünlerde havaların da değişimi ile birlikte polikliniklere yorgunluk ve halsizlik gibi şikayetlerle gelenlerin sayısında artış olduğunu belirterek “Birinci basamak sağlık hizmetlerine başvuruların yaklaşık üçte biri halsizlik nedeniyle yapılıyor. Toplum tarafından “bahar yorgunluğu” diye nitelendirilen bu durum geçici olabildiği gibi, altında ciddi nedenler de yatabiliyor. Bu nedenle erken tanı ve tedavi büyük önem taşıyor” diyor. İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Meltem Batmacı bahar yorgunluğu ile karışabilen hastalıkları anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Dr. Meltem Batmacı

Soğuk ve yıpratıcı kış günleri geride kalıp bahar mevsimine girerken hem ısının hem de nem oranının değişmesi birçok kişide ‘bahar yorgunluğu’ olarak adlandırılan halsizlik, yorgunluk, depresif ruh hali, sürekli uyuma isteği ve dikkatini toplayamama gibi sorunlara neden olabiliyor. Acıbadem Kozyatağı Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Meltem Batmacı bahar yorgunluğunun kısa süreli olduğunu, birkaç haftadan uzun süren yorgunluğun ise altında başka nedenlerin yatabildiğini belirterek “Yorgunluğun süresi önemlidir. Kısa süreli yorgunluklar genellikle daha iyi huyludur. Akut tıbbi durum değişiklikleri ve yeni karşılaşılan bir stres faktörü ya da önceki akşam fazlaca eğlenmek, susuz kalmak, soğuk algınlığı başlangıcı, vitamin ve mineral eksikliği, açlık gibi geçici etkenlerle ortaya çıkar. Bazen de yorgunluğun nedeni sadece fazla çalışmaktır. Bu tür akut yorgunluk herkeste görülebilir. Ancak yorgunluğun bir aydan fazla sürmesi olağanın ötesine geçilip, altta yatan nedenlerin mutlaka araştırılmasını gerektirir” diyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Uyku apnesinden kansere…

Bir aydan uzun süren yorgunluğun altında ciddi bir hastalık yatıp yatmadığının anlaşılabilmesinde hastanın hekime başvurarak ayrıntılı hikayesini anlatmasının, detaylı fiziki muayenenin ve semptomlara uygun tetkikler yapılmasının önemli olduğunu vurgulayan Dr. Meltem Batmacı şöyle konuşuyor: “Kan tahlili, görüntüleme ya da bazı daha özellikli diğer tetkik yöntemleri kullanılması gerekebilir. Örneğin; hastanın uyku problemi olması, gündüz uyku hali, horlama tariflemesi uyku apne sendromunu; hayattan zevk alamama depresyonu, ateş olması enfeksiyon hastalığını, kilo kaybı fazla çalışan tiroit bezini, depresyonu ya da kanseri düşündürebilir. Bu nedenle yorgunluğu bir aydan uzun sürenlerin mutlaka hekime danışmaları gerekir.” Hekim tarafından saptanan nedenin tedavisinin de; hastaya ve eşlik eden olası hastalıklarına göre değiştiğini belirten Dr. Meltem Batmacı “İlaç tedavisi, cerrahi tedavi, radyoaktif tedaviler, bilişsel davranış terapileri, psikoterapiler, destekleyici ilişkiler, egzersiz, bir işte çalışma gibi sayısız, kişiye ve nedene özel tedavi yöntemleri vardır” diyor.

 Bu hastalıklar ‘bahar yorgunluğundan’ sanılabiliyor!

  • Anemi (kansızlık)
  • Tiroit hastalıkları
  • Fibromiyalji
  • Karaciğer ve böbrek hastalıkları
  • Akciğer ve kalp hastalıkları
  • Kanser
  • Kan hastalıkları
  • Depresyon ve anksiyete bozuklukları,
  • İş, aile ve sosyal yaşantıyı etkileyen psikolojik bozukluklar
  • Kronik tükenmişlik sendromu

Aşırı tuz içeren besinlere dikkat!

Aşırı tuz içeren besinlere dikkat!

Günümüzde giderek yaygınlaşan ve genç yaşlarda da görülme sıklığı artan kalp ve damar hastalıklarından inmeye, böbrek yetmezliğinden obeziteye… Uzmanların tüm uyarılarına karşın bir türlü önü alınamayan aşırı tuz tüketimi sağlığı ciddi şekilde tehdit ediyor! Dünya Sağlık Örgütü günlük tuz tüketiminin 5 gram (bir çay kaşığı) olması kalması gerektiğini belirtirken, ülkemizde tuz tüketimi birkaç kata çıkabiliyor! Üstelik pek çok kişi yemeğin lezzetini artırmak için tabağa da ayrıca eklemekten kaçınmazken; işlenmiş besinlerden atıştırmalıklara dek yüksek tuz içeren yiyeceklerin tüketimi de riski artırıyor. Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Nefroloji Uzmanı Prof. Dr. Tevfik Rıfkı Evrenkaya, içerdiği minerallerle dozunda yani günlük ortalama 5 gram tüketildiğinde önemli faydaları bulunan tuzun, aşırı tüketildiğinde ise yaşamsal tehlikelere yol açabildiğini vurguluyor. Nefroloji Uzmanı Prof. Dr. Tevfik Rıfkı Evrenkaya 14-20 Mart Dünya Tuza Dikkat Haftası kapsamında yaptığı açıklamada, aşırı tuzun 6 zararını anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Prof. Dr. Tevfik Rıfkı Evrenkaya

Hipertansiyon

Günümüzde giderek yaygınlaşan hipertansiyon (yüksek kan basıncı) aşırı tuz tüketimi ile doğrudan ilişkili olan tehlikeli bir hastalıktır. Fazla tuz tüketimi kan basıncını artırarak kalp yetmezliği, kalp büyümesi ve kalp krizine neden olabilir. Alınması önerilen günlük tuz miktarı yaklaşık 5 gramdır ve bu da yaklaşık bir çay kaşığı tuzdur. Kökeni ve adı ne olursa olsun (deniz, kaya vs) sofra tuzu sodyum klorürdür ve fazlası kalp hastalıkları riskini artırır. Yapılan çalışmalar; diyetle alınan tuzun 10 gramdan 5 grama düşürülmesiyle kalp ve damar hastalıklarının riskinin yüzde 17 oranında azalabildiğini göstermektedir.

Böbrek hastalıkları

Fazla tuz kullanımı, böbreklerde hasara yol açan etkenlerden biridir. Tuz alımı idrar yoluyla kalsiyumun vücuttan atılımının artmasına yol açar. Vücutta kalsiyum eksilince, bağırsaktan kalsiyum emilimi artar. Bu da böbrek taşlarına zemin hazırlar. Ayrıca aşırı tuz tüketimi protein kaçağına neden olur ki, protein kaçağı böbrek hastalığının en önemli bulgularından birisidir. Tuz alımı yüksek olduğunda böbreklerin aşırı tuzu atmak için daha fazla çalışması gerekir. Bu da böbreğin ömrünü kısaltır. Böbrek hastalıklarının tedavisi için tuzun azaltılması şarttır.

İnme

24 saatlik idrardaki sodyum miktarı ne kadar yüksek ise, inme görülme riski o kadar artar. Yapılan bilimsel çalışmalar; tuz tüketiminin azaltılmasının inme riskini azalttığını, örneğin diyetle alınan 10 gram tuzun 5 grama düşürülmesiyle inme riskinin yüzde 23 oranında azalabildiğini gösteriyor.

 Obezite

Fazla tuz tüketimi dolaylı bir obezite nedeni olarak kabul edilir. Yapılan çalışmalarda; marketlerde tuzlu yiyecekler ile asitli ve şekerli içeceklerin satışlarındaki artış hızının benzer olduğu saptanmıştır. Asitli ve şekerli içecek tüketiminin en önemli belirleyicisi tuzdur. Günlük tuz alımı 10 gramdan 5 grama inince, günlük sıvı alımında 350 ml azalma olur ki bu sıvılar genellikle meşrubat şeklindedir.

Pause Sağlık, Pause Dergi

 Osteoporoz

Aşırı tuz tüketimi kemiklerden kalsiyum kaçışına yol açarak kemik yapısının zayıflamasına, kırılganlığının artmasına ve basit düşmelerin bile kırıkla sonuçlanmasına neden olur. Günümüzde hareketsiz yaşam ve yüksek tuz içeren fast-food tüketimin de artmasıyla giderek yaygınlaşan, toplumda kemik erimesi olarak bilinen osteoporozdan korunmak için önemli kurallardan biri de aşırı tuz tüketiminden kaçınmaktır.

 Ödem

Tuz alımı artınca idrarda basınç natriürezi olur yani tuzun fazlasını böbrekler atar. Ancak, aşırı tuz alımı devam ederse, vücutta tuz birikir. Her tuz molekülü, 4 molekül su bağlar ve kalp yetmezliği, ödem, akciğer ödemi gibi sorunlar oluşur. Ödem birçok tıbbi sorundan meydana gelebildiği gibi, hareketsizlik, karbonhidrat ağırlıklı beslenme ve fazla tuz tüketiminden de kaynaklanabilir. Dokularda fazla sıvı birikimi anlamına gelen ödeme karşı tuzu kısıtlamak da etkili olur.

Hamileyken şu gıdalardan kaçının!

Hamileyken şu gıdalardan kaçının!

Hamilelik döneminde anne adayının doğru beslenme alışkanlığı edinmesi, bu sürecin sağlıklı atlatılmasında kilit role sahip. Öyle ki anne karnındaki bebeğin gelişimini sağlıklı tamamlaması, annenin hamilelik dönemini sorunsuz geçirmesi, doğumun sağlıklı geçmesi ancak yeterli, dengeli ve kaliteli beslenmeyle sağlanabiliyor. Aslında sağlıklı beslenme programına hamilelik öncesinde başlanması çok daha doğru bir yaklaşım oluyor. Doğru beslenme alışkanlığı sayesinde; erken doğum, düşük doğum ağırlığı ve bebekte oluşabilecek pek çok önemli sağlık problemine karşı önlem alınabildiği gibi, anne adayında da diyabet, yüksek tansiyon, gebelik zehirlenmesi, kemik erimesi, obezite ve lohusalık depresyonu gibi ciddi komplikasyonlar engellenebiliyor.

Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Elif Meşeci, genel sağlıklı beslenme kurallarının hamilelik sürecinde de geçerli olduğuna dikkat çekerek, “İdeal kilo alımını sağlayacak, makro ve mikrobesin ihtiyaçlarını karşılayacak, bağışıklık sistemini destekleyecek ve varsa sağlık sorunlarınıza uygun modifikasyonları sağlayacak şekilde bir beslenme programı uygulamalısınız. Bunun için tabağınızın yarısı bol renkli mevsim sebzeleri, 1/4’ü protein, 1/4’ü kompleks karbonhidrat içermeli. Ayrıca gün içerisinde 2-2,5litre su tüketmeyi de asla ihmal etmeyin” diyor. Ancak hamilelik sürecinde yapılan bazı beslenme hataları anne ve bebeğin sağlığını ciddi boyutlarda tehdit edebiliyor, çok daha kötüsü ölümcül sonuçlara yol açabiliyor! Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Elif Meşeci, sağlıklı hamilelik için kaçınmanız gereken beslenme hatalarını anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Doç. Dr. Elif Meşeci

Tek tip beslenmek

Hamilelik döneminde yetersiz ve kötü beslenmek hem bebekte hem anne adayında ciddi sağlık problemlerinin gelişmesine adeta davetiye çıkartıyor. Örneğin demir eksikliği kansızlık yapabiliyor, bu durum bebeğin yetersiz büyümesine yol açmasının yanı sıra annede halsizlik, çarpıntı ve kalp yetersizliği gibi tablolar oluşturabiliyor. Yetersiz kalsiyum alımı da bebekte kemik-iskelet sisteminin sağlıklı gelişmesini önlerken, annede gebelik zehirlenmesi ve kemik erimesiyle sonuçlanabiliyor. Doç. Dr. Elif Meşeci, “Hamilelik döneminde yeterli ve dengeli beslenmenin aslında hiç bilinmeyen en önemli yönü ise bebeğin yetişkinlikteki obezite, diyabet, yüksek tansiyon veya koroner kalp hastalıkları gibi kardiyo-metabolik hastalık riskinin ve entelektüel kapasitesinin anne adayının ne kadar sağlıklı beslendiğiyle yakından ilintili olmasıdır” diyor. Dolayısıyla hamilelik sürecinde sizin ve bebeğinizin; demir, kalsiyum, D vitamini, A ve B vitaminleri, omega-3 yağ asitleri(EPA+DHA), protein ile enerji ihtiyacını karşılayacak olan dengeli–yeterli beslenme programı oluşturmalısınız. Sebze ve meyveleri mevsimine göre tüketmeniz de dikkat etmeniz gereken bir başka önemli noktayı oluşturuyor.

Kafeini abartmak

Kafein hamilelik döneminde vücuttan daha yavaş atılıyor ve plasentayı geçerek bebeğin kan dolaşımına karışabiliyor. Yapılan bazı çalışmalarda, hamilelikte yüksek dozlarda kafein tüketiminin düşük, erken doğum ve düşük doğum ağırlığına neden olabileceği ortaya konmuş. Ayrıca annede çarpıntı, tansiyon yükselmesi, anksiyete, karın ağrısı ve ishal yapabiliyor. Amerikan Obstetrik ve Jinekoloji Derneği, hamilelikte kafein tüketiminin günde 200 mg’dan az olması gerektiğini belirtiyor. Kahve, siyah çay, yeşil çay, enerji içecekleri, kola ve çikolata kafein içeren içecek ve besinlerden. Bir fincan Türk kahvesinde 50-60mg, 1 kupa filtre kahvede 150-200mg, 1 fincan siyah çayda 20-40mg kafein yer alıyor.

Kahvaltı etmemek

“Gece boyunca harcanan glikozun yenilenmesi ve kan şekerinin dengelenmesi için kahvaltı etmek şart” uyarısında bulunan Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Elif Meşeci, şöyle devam ediyor: “Kahvaltının atlanmaması hamilelik döneminde ayrı bir önem taşıyor. Bu öğün atlandığı takdirde anne adayında gün içinde halsizlik, yorgunluk, baş ağrısı ve tansiyon düşmesi gibi sorunlar gelişebiliyor. Kahvaltıda yulaf ezmesi, süt veya yoğurt, meyve, fındık-ceviz gibi yağlı tohumlardan oluşan gevrek kasesi hazırlayabileceğiniz gibi; sebzeli bir omlet, peynir, tam tahıllı ekmek, bal ve rengarenk bir mevsim salatasıyla da güne başlayabilirsiniz”

İki kişilik beslenmek

Anne adayı bebeğinin daha sağlıklı olacağını düşünüp, hamilelik döneminde ‘iki kişilik’ beslenmek gibi önemli bir hataya düşebiliyor. Gereksiz kilo alımına neden olabilen bu yanlış inanış anne adayına ve bebeğe yarardan çok zarar veriyor. Öyle ki hamilelikte aşırı kilo alımı; erken doğum, gebelik şekeri, yüksek tansiyon, gebelik zehirlenmesi, bebekte büyüme-gelişme anormalliği, doğumda omuz takılması; doğum sonrası dönemde ise tromboemboli, anemi, yara yeri enfeksiyonları, yenidoğanda kan şekerinde düşme ve polistemi (kırmızı kan hücrelerinde artış) gibi pek çok sağlık sorununa neden olabiliyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Elif Meşeci, hamilelik sürecinde ideal kilo artışının hamile kalındığı andaki vücut kitle endeksine göre belirlendiğini vurgulayarak, şöyle konuşuyor: “Eğer anne adayı kilolu ise 5-11 kilo, normal kiloda ise 11.5-16 kilo, zayıf ise 12.5-18 kilo tüm hamilelik süresince alması gereken ortalama kilo artışı oluyor. Anne adayının kilosuna göre değişmekle birlikte, genellikle ilk trimesterde ek kalori ihtiyacı olmuyor, 2-3. trimesterde ise ek olarak günde 300-450 kalori artışı yeterli geliyor” diyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Hatalı besinler tüketmek

Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Elif Meşeci, hamilelik döneminde kaçınmanız gereken besinleri şöyle anlatıyor:

Pastörize edilmemiş çiğ süt ile süt ürünleri, pastörize edilmemiş peynir: Listeria gibi bakteriler içerebilen bu besinler anne ve bebekte enfeksiyona neden olabiliyorlar.

Çiğ yumurta: Çiğ yumurtayla yapılan mayonez, salata sosu, tiramisu ve mus gibi yiyecekler salmonella enfeksiyonuna yol açabiliyorlar.

Pişmemiş-az pişmiş kırmızı et, tavuk, balık: Düşük ve erken doğum gibi ciddi sorunlar oluşturabilen toksoplazma başta olmak üzere, çeşitli bakteri ve parazitler bu yiyeceklerde bulunabiliyor.

Civa gibi ağır metal içeriği yüksek olan dip balıkları-kabuklu deniz ürünleri: Ağır metaller bebeğin beyin ve sinir sistemine zarar verebiliyor, zeka ve motor gelişimini bozabiliyorlar. Bu nedenle yüzey balıkları, yani sardalya, hamsi, uskumru ve istavriti tercih etmeli, mümkünse hamsi gibi küçük balıkları iskeletiyle tüketmelisiniz. Böylelikle omega-3 ihtiyacının yanı sıra kalsiyum ve D vitamini ihtiyacı da balıkla karşılanıyor.

İşlenmiş, yanmış, trans yağ içeren gıdalar(fast food) / konserve besinler: Başta şarküteri ürünleri-tütsülenmiş etler olmak üzere listeria gibi pek çok bakteriyi taşıyabilecekleri ve toksik katkı maddeleri içerdikleri için bu gruptaki besinlerin hamilelikte tüketilmeleri önerilmiyor.

Yataktan aniden kalkmayın!

Yataktan aniden kalkmayın!

Bazen nedeni ani gelen bir ölüm haberinde yaşanan şok oluyor… Bazen de herhangi bir olayda duyulan aşırı korku veya geçirilen sinir krizleri… Nadiren de olsa öksürük, idrar yapma, hatta ardı ardına atılan kahkahalar bile sorumlu olabiliyor… Gözler aniden kararıyor ve kişi şaşkın bakışlar arasında yere yığılıyor! Hemen her yaşta ve her ortamda gelişebilen bu sorunun adı; ‘senkop’, toplumdaki bilinen adıyla bayılma!

Bayılma; beynin kan akımının veya oksijenlenmesinin geçici olarak azalması sonucu gelişen geçici bilinç kaybı olarak tanımlanıyor. Yapılan çalışmalara göre; beyin kan akımının 6-8 saniye durması ya da sistolik (büyük tansiyon) kan basıncının 66 mmhg’nin altına düşmesi bilinç kaybına yol açabiliyor. Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Elvan Cevizci Akkılıç, genellikle basit ve önlenebilir nedenlerden kaynaklansa da, bayılmanın bazen kalpte ritim problemleri ve beyinde damar tıkanıklıkları gibi ciddi hastalıkların işareti de olabileceğine dikkat çekerek, “Bu nedenle özellikle herhangi bir tetikleyici faktörü olmayan, öncesinde baş dönmesi ile bulantı gibi bir belirti vermeyen ve tekrarlayan bayılmalarda mutlaka hekime başvurulmalıdır” diyor. Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Elvan Cevizci Akkılıç, bayılmanın nedenlerini anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Dr. Elvan Cevizci

Kalp damar hastalıkları

Damar tıkanıklığı, sertliği ve yırtılması gibi kalp damar hastalıkları bayılmanın nedenleri arasında ilk sırada yer alıyor. Örneğin, kalp damarı tıkandığında kalbin pompalama fonksiyonu bozuluyor ve bunun sonucunda beyindeki kan akımı azalıyor. Bu tablo da bilinç kaybına yol açıyor.  Eğer bayılmanın altında yatan etkenin kalp kaynaklı olduğu tespit edilemezse hastalık ilerliyor ve kalp krizi gibi hayatı tehdit eden sonuçlar gelişebiliyor.

Aritmi, bir başka deyişle kalp ritminin düzensiz olması, bayılmanın en tehlikeli sebeplerinden birini oluşturuyor. İleri yaşta en sık görülen bayılma nedeni ise “ortostatik” denilen ve aniden ayağa kalkmakla ya da yatılan yerde doğrulmakla oluşan tansiyon düşüklüğüne bağlı bilinç kaybı oluyor. Bunun nedeni ise ileri yaşla birlikte damar sertliği riskinin artması ve çoklu ilaç kullanımına bağlı olarak (özellikle idrar söktürücü ilaçlar) ani hareketlerle tansiyonun hızlıca düşmesi. Dr. Elvan Cevizci Akkılıç bu nedenle ani hareketlerden, özellikle yataktan aniden kalkmaktan kaçınılması gerektiği uyarısında bulunarak, “Ayrıca idrara sıkışmamalı, bol bol su içilmeli, hekim kullanılan ilaçlar hakkında mutlaka bilgilendirilmeli” diyor.

Refleksler

Bazen hiç ummadığımız reflekslerimiz nadiren de olsa bayılmayla sonuçlanabiliyor. Hapşırma, öksürme, ağlama, idrar yapma, aşırı korku veya ardı ardına atılan kahkahalar gibi uyaranlar beyne giden oksijen miktarını azaltarak bayılmaya neden olabiliyor. Dr. Elvan Cevizci Akkılıç, refleks kaynaklı bayılmaların en sık idrar yapma esnasında oluştuğunu belirterek, “Örneğin uzun süre ihtiyacı gidermeyip tuvaleti tutmak, ardından dolu bir mesaneyle hızla idrara çıkmak, özellikle kan basıncı düşük olan kişilerde beyine giden oksijen miktarını azaltıyor. Bunun sonucunda bayılma gerçekleşiyor” diyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Beyin ve damar tıkanıklıkları

Beyin ve damar tıkanıklıkları bayılmanın ciddi nedenlerinden birini oluşturuyor. Özellikle de büyük damar tıkanıklıklarında gelişiyor bayılmalar. Nöroloji Uzmanı Dr. Elvan Cevizci Akkılıç, bayılmaya yüzde asimetri ya da bir taraf kol ve/veya bacakta güçsüzlük eşlik ediyorsa; pıhtı atması, tıkanıklık, anevrizma ya da kanama gibi beyin damar hastalıklarının düşünülmesi gerektiği uyarısında bulunuyor.

Kan şekerinin düşmesi

Hipoglisemi; kan şekerinin, bir başka deyişle glikoz seviyesinin ideal değerinden daha düşük olması durumu olarak tanımlanıyor. Hipoglisemi sorunu yaşayan diyabet hastalarında bayılma sık görülen bir sorun. Bilinç kaybına ayrıca terleme ve ağız kuruluğu da eşlik ediyor. Nöroloji Uzmanı Dr. Elvan Cevizci Akkılıç, özellikle kan şekeri düşüklüğünde bayılma ataklarına sık rastlandığına dikkat çekerek, “Bazen kan şekeri düşüklüğü çok ciddi boyutlarda olup, epileptik nöbete yol açarak bilinç kaybı sebebi olabiliyor” diyor.

Zehirlenmeler

Nöroloji Uzmanı Dr. Elvan Cevizci Akkılıç, solunum yoluyla gelişen zehirlenmelerin de sıklıkla bayılmaya neden olabildiğine dikkat çekerek, “Bunlar zehirli kimyasal gazlar, evde kullanılan temizlik ürünleri ve boya maddeleri olabiliyor” diyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Epilepsi

Nöroloji Uzmanı Dr. Elvan Cevizci Akkılıç, epilepsinin bayılmanın nispeten sık görülen ve ciddi nedenlerinden biri olduğuna işaret ederek, şöyle devam ediyor: “Bilinç kaybı beyindeki elektriksel deşarj nedeniyle yaşanıyor. Bayılmaya genellikle kollarda ve bacaklarda kasılma ya da atma, dil ısırma, hırıltılı bir solunum ve idrar kaçırma eşlik ediyor. Bilinç kaybı kalıcı olmasa da, nöbet esnasında fiziksel kazalardan dolayı yaralanmalar ve uzun süreli nöbetlerde; solunum sıkıntısı, hipoksi ve kalpte ritim düzensizliği ile kalp fonksiyon bozukluğu gibi kalıcı sorunlar gelişebiliyor”

İlaçların yan etkileri

Bazı ilaçların yan etkileri de bayılmaya yol açabiliyor. Bu nedenle bayılma sorunu yaşayan kişilerin kullandıkları ilaçların mutlaka kontrol edilmesi gerekiyor. Hastanın öyküsü ve muayene, tanıda en önemli basamakları oluşturuyor. Dr. Elvan Cevizci Akkılıç, “Bayılma ataklarından korunmak için ilaç etkileşimleri iyi sorgulanmalı ve başka bir nedenle ilaç kullanılacaksa bu ilaçlar hekime mutlaka gösterilmeli” diyor.

Duygusal (emosyonel) stres

Emosyonel, bir başka deyişle duygusal stres kendiliğinden düzelebilecek bir tablo iken bayılma esnasında ciddi bir fiziksel travmaya yol açıp, kötü sonuçlara yol açabiliyor. Bir yakının ani kaybı nedeniyle oluşan şok veya herhangi bir durumda gelişen aşırı kaygı ile korku gibi etkenlerin tansiyonu düşürmeleri sonucunda beyindeki kan akımı azalınca, bayılma gerçekleşiyor. Nöroloji Uzmanı Dr. Elvan Cevizci Akkılıç, “Bayılmalarda mutlaka altta yatan başka bir problemin varlığı sorgulanıyor. Herhangi bir sorun tespit edilmezse ‘duygusal stres kaynaklı bayılma’ tanısı konuyor” diyor.

Çölyak hakkında bilinmeyenler

Çölyak hakkında bilinmeyenler

Bebeklik çağından yaşlılığa kadar her dönemde ortaya çıkabilen çölyak hastalığı, belirtileri ve yol açtığı rahatsızlıklar nedeniyle “binbir surat” olarak bilinir. Buğday, arpa, yulaf ve çavdarda bulunan glüten maddesi, genetik yatkınlığı olan kişilerde ince bağırsaklarda tahribata neden oluyor. Hastalığın en etkin tedavisi ise glütenden uzak durmak. Acıbadem Üniversitesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi ve Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Gastroentroloji Uzmanı Prof. Dr. Şafak Kızıltaş, migren, depresyon, kemik erimesi, infertilite, huzursuz bağırsak sendromu gibi birçok hastalığın temelinde yatan çölyak hakkında doğru bilenen yanlışları anlattı.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Prof. Dr. Şafak Kızıltaş

Çölyak modern çağın hastalığıdır!

Hayır, aksine kökeni milattan öncesine dayanan bir hastalıktır. Dünyanın en yaygın genetik hastalığı olan çölyak, ince bağırsağı ve birçok organı tutan, bağışıklık sistemini etkileyen bir hastalık. Eski Yunancada karın anlamına gelen “coeliaca” kelimesinden adını alan hastalığın izlerine M.Ö. 1. yüzyılda bile rastlanıyor. Arkeolojik kalıntılar insanoğlunun Mezopotamya’daki ilk ıslah edilmiş buğdayla beslenmeye başladığından itibaren bu hastalığa yakalandığına gösteriyor. İlk tanı ise 1888’de İngiliz patolog Samuel Gee’nin hastalığın histolojik bulgularını ince bağırsak biyopsilerinde göstermesiyle konuldu. Hastalığa yol açan etken maddenin buğdaydaki glüten olduğu da 1950’lerde kesinleşti.

Yaygın bir hastalık değildir!

Aksine, dünyada en yaygın görülen hastalığıdır. Hastalığın tanımlandığı ilk yılarda görülme sıklığının 4 bin ila 5 bin kişide bir olduğu düşünüldüğünü belirten Gastroentroloji Uzmanı Prof. Dr. Şafak Kızıltaş “Oysa bugün yapılan çalışmalar, birçok toplumda ve ülkemizde çölyak hastalığının her 100 kişiden birinde gözlendiğini ortaya koyuyor. Bu oran Kuzey Avrupa’da 60-70 kişide bire, Batı Avrupa’da da yüzde 5-6’ya çıkıyor. Tanımlanan hastaların sayısına bakıldığında, bunun buzdağının su üstündeki bölümü olduğu benzetmesi yapılabilir. Saptanamayan hastaların çok daha büyük bir kitle olduğu düşünülüyor” diyor.

Çölyak, genetik bir hastalık değildir!

Hayır! Bu hastalık genetik geçişlidir. Çölyak, tek yumurta ikizlerinden birinde varsa diğerinde de yüzde 75 oranında görülüyor. Birinci derece akrabalarda yüzde 20, ikinci derece akrabalarda da yüzde 5 oranında rastlanıyor.

Çocuklukta ortaya çıkar!

Bu hastalığın ortaya çıkış bulguları çok farklı olabilir. Süt çocukluğu, oyun çocukluğu gibi erken dönemlerde ortaya çıkabildiği gibi, 70 ve 80 yaşlarda tanımlanabilen geç olgular da bulunmaktadır. Yani çölyak, her yaşta görülebilen bir hastalıktır.

Tek belirtisi şişlik ve karın ağrısıdır

Çölyak’ın birçok belirtisi vardır. Klasik bulguları karın ağrısı, ishal, kansızlık, kilo alamama, boy kısalığı, fiziksel ve ruhsal gelişme geriliği, diş minesinde sorunlar ve kemik erimesidir.

Çölyak yalnızca sindirim sisteminde hastalık yapar

Aksine, çölyak tüm vücut sistemlerinde çeşitli hastalıklara neden olabilir. Kadınlarda adet düzensizliği, kısırlık, hamilelikte sık düşükler çölyaktan kaynaklanabildiğini belirten Gastroentroloji Uzmanı Prof. Dr. Şafak Kızıltaş, çok farklı hastalıklara yol açabileceğini vurgulayarak şu bilgileri veriyor: “Çölyak, karaciğer fonksiyonlarında sorun, kalp kası bozukluğu, D ve B grubu vitamin eksikliği, folik asit eksikliği, dermatit, ağızda aft, ülser, nörolojik bozukluklar, depresyon, böbrek ve eklem hastalıklar gibi farklı sorunlara neden olabilir.”

Huzursuz bağırsak sendromunun nedeni çölyaktır

Huzursuz bağırsak sendromu, farklı bir hastalıktır. Ancak Çölyak görülme sıklığının, dispepsi (karında ağrı, gerginlik, erken doyma, iştahsızlık, bulantı, geğirme) ve huzursuz bağırsak sendromu sorunu olan hastalarda yüzde 2-3 ‘e çıktığı bilinmektedir.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Glüteni azaltmak çölyakı tedavi eder

Bir çay kaşığının sekizde biri kadar un tüketilmesi halinde bile, alınan glüten hastalığı tetikliyor. Mekanizma şöyledir: Yiyeceklerin bağırsaklardaki emilimi sırasında vücudun savunma mekanizması glütene karşı savaş açar ve antikorların ince bağırsaktaki fırçamsı yüzeye saldırmasıyla bağırsak duvarında hasar olur. Bu hasar nedeniyle besin maddeleri emilmeden sindirim sistemi yoluyla atılır. Glütenli besinlerin az tüketilmesi sorunu bir parça hafifletse de tedavi etmez. Çölyak hastaları bu sorunla karşılaşmamak için içinde hiç glüten barındırmayan yiyecekler yemelidir.

Tanı için kan tetkiki yaptırmak yeterlidir!

Yalnızca kan tetkiki yeterli değldir. Tanı için en önemli yöntem, hekimin muayenesi, hastanın öyküsünün iyi dinlenmesi ve hekim farkındalığıdır. Kan tetkiklerinde çölyak antikorlarına bakılldığını belirten Gastroentroloji Uzmanı Prof. Dr. Şafak Kızıltaş çölyak antikorlarının (Anti-EMA IgA, Anti-ttg IgA ) pozitifliği oranı hastalıkta yüksek olduğuna dikkat çekerek ince bağırsak biyopsilerinin alınması gerektiğini belirtiyor.

Bazen ince barsak biyopsileri de yeterli gelmeyebilir. Bu gibi durumlarda doku tipi tayininin yapılması ( HLA DQ2-HLA DQ8 ) önerilmektedir. Çölyak hastalarının yüde 95’inde bu doku tipleri pozitiftir, bu nedenle Çölyak hastalığının olup olmadığını göstermede önemli rol oynar.

Glüten içeren yiyeceklerden uzak durmak yeterlidir

Çölyak’ın tedavisinde en etkin yöntem, glüten içeren yiyecekleri yememek olsa da, yine glüten içeren temizlik ve kozmetik ürünlerinden de uzak durulması gerekir.

Glütensiz yiyecek diyetine zaman zaman ara verilebilir

Bu hastalığın tedavisinde en önemli adım, glüten tüketimine son verilmesidir. Üstelik bu diyet, hiç ara verilmeden ömür boyu sürdürülmesi gerekir. Diyetine özen gösteren kişilerin ince bağırsağında 6-12 haftada düzelme başlar. Bir yılın sonunda da hastaların yüzde 70’inde tam iyileşme sağlanır. Bir yılda düzelmeyen hastalarda bağışıklık sistemini baskılayan bazı ilaçlar kullanılır.

1 Ocak’ta bu detoksla yenilenmek mümkün!

1 Ocak’ta bu detoksla yenilenmek mümkün!

Yılbaşı sofrasında kalori saymayı ya da kısıtlanmayı kim ister ki? Hal böyle olunca pek çok kişi; katı kurallara, sıkı diyetlere bir geceliğine ara verip, yılbaşı sofrasında alınan kalorileri yeni yılın ilk gününden itibaren telafi etmenin hesabını yapıyor. Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman “Uzun saatler geçirilecek yılbaşı sofrasında sağlığınızı riske atacak abartıdan kaçınmak, özellikle kalp ve diyabet gibi hastalıklarınız varsa ölçülü davranmak çok önemli. Fit ve zinde görünmek amacıyla uyguladıkları diyete bir geceliğine ara vermek isteyenler ise, yılbaşı sofrasındaki kaçamaklarını, aldıkları kalorileri, yeni yılın ilk gününde yapacakları bazı ufak değişikliklerle dengeleyebilir, metabolizmalarını dinlendirebilirler” diyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman, yeni yılın ilk gününe özel yenileyici 7 altın önerisini sıraladı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu, bir de yenileyici bir detoks tarifi verdi.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman

 Yeni yılın ilk gününe ılık limonlu su ile başlayın

Limon içeriğindeki asit ile bağırsakların çalışmasını uyararak sindirim sisteminizin aktif kalmasını sağlar. Ayrıca kendine has aromasıyla su içmekte zorlananlara yardımcı olur. Ancak sindirim sisteminin olumsuz etkilenmemesi için su çok sıcak ya da çok soğuk olmamalıdır. Yılbaşı gecesinden kalma ödemi en iyi su atacağından, yeni yılın ilk gününde bol bol su tüketmeye özen göstermek şart.

 Kendinizi aç bırakmayın!

Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman “Bir gün önce ‘çok kalori aldım’ diyerek öğün atlamak, hiçbir şey yememek iyi bir fikir olmayacaktır. Çünkü hala açlık hormonları ve iştahınız devrede. Siz kendinizi kısıtladıkça bir sonraki öğünde abartma olasılığınız artar. Bu nedenle yumurta, suda beklemiş ve tuzundan arınmış az yağlı peynir ve yeşilliklerle yapacağınız bir kahvaltı iştah dengesinde önemli rol oynayacaktır. Eğer sabah uyumayı tercih ediyorsanız; öğlene doğru sağlıklı bir kahvaltı yaptıktan sonra, akşam yemeğine aç başlayıp kontrolü kaçırmamak için ikindi saatlerinde ceviz, fındık, badem gibi yağlı tohumlarla ara öğün yapılabilir. Akşam yemeğinde ise sebzeli bir salata hem sizi tok tutacak hem de bir gün önce aldığınız kalorileri dengelemeye yardımcı olacaktır.

Sebze çorbası tüketin

Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman “Sağlıklı beslenme düzenine sahip olmak için önceden planlama yapmak büyük fayda sağlıyor. Örneğin; önceden mevsime uygun sebzeli çorba ya da sebze yemeği hazırlarsanız, yeni yılın ilk gününde hem hafif beslenmiş olursunuz hem de sindirim sisteminizin rahatlamasını sağlarsınız. Ayrıca; ıspanak, kereviz sapı, maydanoz, salatalık gibi sebzeleri blenderdan geçirerek tüketmek içeriğindeki mineraller sayesinde ödem atmanıza ve sindirim sisteminizin aktif kalmasına yardımcı olur. Ancak böbrek hastalığı olan kişiler, tansiyon hastaları, gebeler, emziren kişiler için ödem atıcı bu karışımlar uygun olmayacaktır. Sağlıklı yetişkin kişilerin de bu karışımları rutin değil ara ara tercih etmelerinde fayda var” diyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Karbonhidratı kısıtlayın

Karbonhidratlar vücutta depolanırken beraberinde su tutar. Yılbaşı sofrasında yediklerimiz veya uykusuzluk vücutta ödeme yol açacağından yeni yılın ilk günü ekmek, hamurlu gıdalar tüketmemek ödem anlamında sizi rahatlatabilir. Ancak kan şeker regülasyonu ile ilgili probleminiz varsa karbonhidratı kesmek kan şekerinizin düşmesine yol açacağından, tam tahıllı sağlıklı karbonhidratları tüketmeye devam etmelisiniz.

 Kefir için, kafeini sınırlandırın

Sağlıklı bir bağırsak tüm sağlığın iyi olmasından dolaylı olarak sorumlu olduğu için, bağırsakların iyi bakterilerle desteklenmesinde fayda var. Kefir içeriğindeki iyi bakterilerle bağırsaklarınızın etkili çalışmasına ve genel sağlığınıza katkı sağlayacaktır. Ayrıca içeriğindeki protein de tokluk sağlatarak iştah kontrolüne dolayısıyla bir önceki akşam alınan kalorilerin dengelenmesine yardımcı olacaktır. Hem ödem atmak hem de sindirim sisteminin rahat olması için yeni yılın ilk günü aşırı kafein alımından ise kaçınmak gerekiyor. Kafeinli içecekler susama hissini ortadan kaldırıp su tüketiminin azalmasına neden olduğundan, bu içecekler azaltıldığında su tüketimi otomatik şekilde artar ve ödem atımı hızlanır.

1 günlüğüne vejetaryen/vegan olun

Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman “Yılbaşı sofrasında alınan kalorilerin ardından yeni günde vejetaryen/vegan beslenmek bedeninize iyi gelecek. Bir günlüğüne de olsa hayvansal besinleri beslenmenizden çıkarmak ve bitkisel beslenmek bağırsakların etkili çalışmasını sağlar, bir gün önce aldığınız kalorileri dengeler. Bitkisel beslenmenin vücutta birçok sağlık parametresini iyileştirdiği bilimsel çalışmalarda gösterilmiştir. Ancak iştah kontrolü sağlamak ve protein bakımından da eksiklik oluşmaması için bakliyat, ceviz, fındık, badem gibi besinleri beslenmenize ekleyebilirsiniz. Ayrıca vejetaryen ya da vegan beslenmeyi uzun vadede sürdürmeyi düşünüyorsanız; besin ögesi eksiklikleri oluşmaması için bir beslenme uzmanından destek almalısınız” diyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Yürüyüş yapın

Geç yatmış ve kendinizi yorgun hissediyor olabilirsiniz ama yeni yılın ilk gününü sürekli yatarak, hareketsiz şekilde geçirmekten kaçının. Zorlansanız da açık havaya çıkıp yarım saat de olsa yürüyün. Yürüyüş hem mental olarak hem de kabızlık, kilo yönetimi gibi birçok konuda bizi rahatlatır. Bedensel ve zihinsel sağlığınızın yanı sıra sağlıklı kilo verebilmek için de yeni yılda günlük yaşam alışkanlıklarınız arasına mutlaka düzenli ve tempolu yürüyüşü katın, hareketsizlikten kaçının.

 Yenileyici detoks tarifi

Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman, yeni yılın ilk gününde hazırlayacağınız bu karışımın içtiğiniz su miktarını artırmaya ve ödem atımına fayda sağlayacağını belirtirken, malzemeleri ve tarifi şöyle anlattı;

Malzemeler: Yarım küçük zencefil, yarım yeşil elma, yarım limon, taze nane

Hazırlanışı: Yarım zencefil ve elmayı rendeleyin, yaklaşık 1.5 litre su doldurduğunuz şişeye ekleyin. İçine yarım limonun suyunu sıkın ve taze nane yapraklarını da ekledikten sonra tüketin.

Çocuklarda bu ciddi hastalıklar yaygınlaşıyor!

Çocuklarda bu ciddi hastalıklar yaygınlaşıyor!

Çocuklarda son yıllarda artan sağlıksız beslenme ve hareketsizlik; kalp hastalıklarından obeziteye, diyabetten büyüme geriliğine dek bir çok önemli sorunun yaygınlaşmasına neden oluyor. Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Ayşe Sena Binöz “Yapılan çalışmalar; çocuklarda sağlıksız beslenme ve hareketsizliğin bağışıklık sistemini baskılayarak enfeksiyon hastalıkları riskini artırdığını, büyüme geriliği, obezite, diyabet ve kalp-damar hastalıkları gibi kronik hastalıklara zemin hazırlayabildiğini gösteriyor. Sağlıksız atıştırmalık tüketimi yüksek olan çocukların yetersiz ve dengesiz beslenmesine bağlı olarak dikkat süreleri kısalabilirken okul başarılarında da düşüş görülebiliyor” diyor. Çocukların sağlıklı gelişimlerinde sağlıklı beslenmenin anahtar rol oynadığını vurgulayan Beslenme ve Diyet Uzmanı Ayşe Sena Binöz, sağlıksız beslenmenin yol açtığı sorunları anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu; üç de sağlıklı atıştırmalık tarifi verdi.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Beslenme ve Diyet Uzmanı Ayşe Sena Binöz

Obezite

Çocuklarda sağlıksız beslenme ve fiziksel hareketsizlikle birlikte gelişen obezite; tip 2 diyabet, kalp-damar hastalıkları, hipertansiyon, osteoporoz ve bazı kanser türlerine neden olan önemli bir hastalık. Kış aylarında evde televizyon karşısında geçirilen sürenin artması sağlıksız atıştırmalıkların tüketiminde artışa ve hareketlerin kısıtlanmasına yol açarak obezite riskini artırıyor. Şekerli yiyecek ve içeceklerin fazla miktarda tüketilmesi, sağlıksız atıştırmalıkların enerji, basit karbonhidrat ve yağ içeriklerinin yüksek olması obezite riskinde artışa neden oluyor. Bu nedenle; enerjisi, yağı, şeker ve früktoz içeriği yüksek sağlıksız atıştırmalıklar yerine, çocuklara sağlıklı besin alternatifleri sunmak gerekiyor.

Diyabet

İçeriğinde lif (posa) bulunmayan kek, şekerleme, hamur işleri, paketli gıdalar ve şeker ilaveli içeceklerin tüketimi kan şekerinde tehlikeli yükselmelere, enerji ve ruh halinde birtakım dengesizliklere neden olabiliyor. Bu sağlıksız atıştırmalıkların tüketiminin alışkanlık haline getirilmesinin diyabet riskini artırdığını vurgulayan Beslenme ve Diyet Uzmanı Ayşe Sena Binöz “Diyabetin önlenmesinde sağlıklı beslenmenin kilit rol oynadığı unutulmamalı. Fast food, şekerlemeler, paketli gıdalar enerji ve yağ bakımından yüksek olup; besin değeri yönünden fakirdirler. Ana/ara öğün düzeninin sağlanması ve bu öğünlerde posadan zengin mevsim meyve ve sebzelerine, tam tahıl ürünlerine yer verilmesi, sağlıklı atıştırmalıklar hazırlanması çok önemli” diyor.

Kalp ve damar hastalıkları

Dünyada ölüm nedenlerinin başında gelen kalp ve damar hastalıklarından korunmada sağlıklı beslenme alışkanlığı kilit rol oynuyor. Doymuş yağ, şeker ve tuz oranı yüksek sağlıksız atıştırmalıkların çocuklarda kalp-damar hastalıklarına zemin hazırladığını belirten  Beslenme ve Diyet Uzmanı Ayşe Sena Binöz şöyle konuşuyor: “Çocuklara; bisküvi, kek, pasta, cips gibi yağ içeriği ve enerjisi yüksek besinler yerine, enerjisi ve yağ miktarı düşük sebze ve meyveler, süt ve süt ürünleri, tam tahıl ürünleriyle planlanmış alternatifler sunabilirsiniz. Atıştırmalık tariflerinde kullanacağınız yağ kaynaklarını zeytinyağı, badem, ceviz, fındık, avokado, keten tohumu gibi alternatiflerden tercih edin. Yemek hazırlama yöntemlerinizi gözden geçirerek; örneğin besinleri kızartmak yerine fırında pişirerek de, lezzet olarak herhangi bir değişime neden olmadan yemek ve atıştırmalıkların yağ miktarlarını da azaltabilirsiniz.”

Büyüme geriliği

Çocukluk çağı hızlı büyümenin olduğu, hayat boyu devam edecek davranışların büyük bir kısmının oluştuğu önemli bir dönem. Sağlıksız beslenme ile çocuklarda büyüme gerileyebilirken, çocukluk döneminden itibaren sağlık sorunları görülmeye başlayabiliyor. Sağlıksız atıştırmalıklar çocukların ana öğünlerindeki besin tüketimini sınırlandırarak, günlük protein, vitamin/mineral gereksinmelerinin karşılanamamasına, bu da büyüme geriliğine, dikkat eksikliğine neden olabiliyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Ayşe Sena Binöz, sağlıksız atıştırmalık tüketimi yüksek olan çocukların yetersiz ve dengesiz beslenmesine bağlı olarak dikkat sürelerinde kısalma, okul başarılarında düşüş görülebildiğini vurguluyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Bağışıklık sistemi

Bağışıklık sistemini güçlü kılan en önemli faktörlerin başında yeterli ve dengeli beslenme alışkanlığı geliyor. Aksi halde çocukların vücut dirençlerinin düşmesi kaçınılmaz oluyor. Özellikle beslenme çantalarında bulunan paketli gıdalar, kek, şekerleme, hamur işleri gibi içeriğinde lif (posa) bulunmayan basit karbonhidrat içeriği yüksek atıştırmalıklar çocukların günlük protein, vitamin/mineral gereksinmelerini karşılamada yetersiz kalmaları sebebiyle bağışıklık sistemlerini destekleme sürecini olumsuz etkiliyor. Çocukların tükettiği atıştırmalıkların besin örüntülerinin dengeli ve vitamin ile minerallerden zengin olmasına özen göstererek, zararlı mikroorganizmalara karşı kalkan görevi üstlenen bağışıklık sistemlerini destekleyebilirsiniz.

Sağlıklı atıştırmalık tarifleri

  • Narlı kek

Nar; lezzetinin yanı sıra lif, flavanoidler, C vitamini, A vitamini ve folat içeriğinin yüksek olmasıyla güçlü bir bağışıklık sistemi için önem taşır. Ek olarak punicalagin ve punisik asit bileşenlerini içermesi narın antioksidan içeriğini kuvvetlendirerek çocukların vücut direncini artırmaya destek olur.

Malzemeler:

2 adet yumurta, 1 çay bardağı zeytinyağı, 1 çay bardağı fındık, 2 su bardağı tam buğday unu, 1 su bardağı yoğurt, 1 paket kabartma tozu, 2 su bardağı nar tanesi, 2 olgun muz

Yapılışı:

Yumurta krema kıvamına gelene kadar çırpılır. Yağ ve yoğurt eklenerek çırpılmaya devam edilir. Olgun muzlar püre haline getirilerek karışımın içerisine eklenir. Un ve kabartma tozu yavaş yavaş eklenerek çırpılır. Küçük parçalara ayrılmış fındık ve nar taneleri eklenerek yavaşça karıştırılır. 180 derece önceden ısıtılmış fırında 30 dakika pişirilir. 1 dilimi 1 su bardağı süt ile tüketilerek iştah kontrolü sağlamaya yardımcı olabilir.

  • Ispanak topları

Ispanak; A, C vitamini ve demir içeriği sayesinde antioksidan besinler arasında yer alır. Bu sayede bağışıklık hücreleri korunarak çocukların vücut direnci desteklenir.

Malzemeler:

½ küçük bağ ıspanak, ½ su bardağı galeta unu, 100 gr tam buğday unu, 2 yumurta, 1 yemek kaşığı zeytinyağı, 1 paket kabartma tozu, 90 gr orta yağlı beyaz peynir, 2 diş sarımsak, ½ çay kaşığı tuz, 1 çay kaşığı karabiber

Yapılışı:

Ispanaklar yıkanarak temizlenir. İri doğranarak zeytinyağı ile az sotelenir ve soğumaya bırakılır. Soğuduktan sonra geri kalan malzemeler ile karıştırılır. Yuvarlak toplar yapılarak yağlı kağıt serili fırın tepsisine dizilir. 180 derece önceden ısıtılmış fırında üzerleri kızarana dek 20 dakika kadar pişirilir. 3-4 adet ıspanak topunu ayranla beraber tükettirerek alınan protein miktarını artırabilirsiniz.

  • Balkabağı topları

Balkabağının içeriğindeki beta-karoten güçlü bir antioksidan olup, bağışıklık hücrelerini korur. A, C, E vitamini, folat ve demir içeriği ile bağışıklık sistemini destekleyerek okul ve kış döneminde yaygınlaşan soğuk algınlığına karşı koruma sağlar. İçeriğindeki A vitamini sayesinde bağışıklık sistemini güçlendirmenin yanı sıra çocukların göz sağlığını destekler.

Malzemeler:

1 orta boy dilim balkabağı, 2 yemek kaşığı ince öğütülmüş yulaf ezmesi, 4 tam ceviz içi (küçük parçalara bölünmüş), 1 silme yemek kaşığı bal, 2 yemek kaşığı hindistancevizi tozu

Yapılışı:

Balkabağı dilimlenerek 10-15 dakika kadar buharda pişirildikten sonra çatalla ezilir. Geriye kalan malzemeler eklenerek karıştırılır ve buzdolabında soğumaya bırakılır. Yuvarlak toplar haline getirilip hindistancevizi tozuna batırılarak servis edilir. 2 adet balkabağı topunu sütle beraber tükettirerek alınan protein miktarını artırabilirsiniz.

Prematüre bebek bakımı ihmale gelmez

Prematüre bebek bakımı ihmale gelmez

Vaktinden çok önce dünyaya gelen prematüre bebekler; özellikle akciğer gelişimleri tamamlanmamış olduğundan dolayı solunumdan enfeksiyona, beyin kanamasından kalp yetmezliğine ve ciddi bağırsak hastalıklarına dek pek çok sağlık sorunu ile karşı karşıya kalabiliyorlar. Bu nedenle de annelerimizin ‘seni pamuklara sarmalayarak büyüttüm’ sözüne tam da uygun davranılması gerekiyor. Dünyada prematüre bebeklerin sorunlarıyla ilgili farkındalık yaratmak amacıyla her yıl 17 Kasım Dünya Prematüre Günü kapsamında etkinlikler yapılıyor. Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları,  Yenidoğan Yoğun Bakım Uzmanı Dr. Mehmet Malçok, özellikle de Covid-19 pandemisinin tehdidi altında dünyaya gelen prematüre bebeklerin bakımında ihmale gelmez 10 kuralı anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Dr. Mehmet Malçok

Gebeliğin 37. haftasını tamamlamadan önce doğan bebekler prematüre olarak tanımlanıyor. Hatta kimi minikler çok daha aceleci olup 23-25 haftalıkken bile doğabiliyorlar. Onlara da “yaşam sınırındaki prematüre bebek” deniyor. Ülkemizde farklı nedenlerle her yıl yaklaşık 150 bin prematüre bebek dünyaya geldiğini belirten Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları, Yenidoğan Yoğun Bakım Uzmanı Dr. Mehmet Malçok “Halk arasında, zamanında doğan bebeklere göre daha küçük bebekler olarak algılansa da, bu bebekler anne karnında gelişimlerini tamamlamadan doğmuş bebeklerdir. Doğum ağırlıkları da gebelik süresine bağlı olarak değişirken bazen 1000 gramdan daha düşük yani neredeyse bir avuç içine sığabilen büyüklükte de karşımıza çıkabiliyor. Dünyada olduğu gibi ülkemizde de prematüre bebek doğumuna çok sık rastlanıyor. Annede yüksek tansiyon, kronik hastalık, enfeksiyon, sık doğum, doğum suyunun erken gelmesi vb birçok neden prematüre bebek doğumuna neden olurken, gebelik haftası ne kadar küçük ise, bu bebeklerin karşılaşacağı zorluklar o kadar artıyor” diyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Akciğerlerinin gelişimi doğduktan sonra tamamlanıyor!

Prematüre bebeklerin akciğer gelişimleri başta olmak üzere, göz ve beyin gelişimlerinin doğduktan sonra tamamlandığını, bağışıklık sistemlerinin de tam gelişmemesinden ötürü enfeksiyonlara daha hassas ve açık olduklarını vurgulayan Dr. Mehmet Malçok şöyle konuşuyor: “İçinde bulunduğumuz pandemi sürecinde mevcut risklere, kış aylarına özgü tehlikeler de eklenince prematüre bebekler için tehdit artıyor. İnsanların kapalı ortamlarda kalma sürelerinin artması ve bulundukları ortamların havalandırma ve hava temizliğinin yeteri kadar olmaması, bazı virüslerin düşük hava sıcaklıklarında daha kolay bulaşması normal, zamanında doğmuş bebeklere göre prematüre doğan bebeklerde enfeksiyon riskinin daha fazla tehdit oluşturmasına neden oluyor. Mevsimsel olarak artış gösteren RSV virüsleri de prematüreleri en çok tehdit eden mevsimsel hastalıklardan birisi olarak karşımıza çıkıyor. Bağışıklık sistemi zayıf, akciğerleri hassas olan prematüreler bu hastalığa yakalandığında, alt hava yollarında daralma ve nefes almada güçlük şikayetlerine neden olmakla birlikte, bebeklerin yoğun bakımlara tekrar yatmasına ve uzun süreli tedavi almasına neden oluyor.”

Covid 19 çok ciddi risk oluşturuyor!

Sonbahar ve kış aylarında sık rastlanılan diğer enfeksiyonlar arasında yer alan; rinovirüs, mevsimsel influenza tip A-B ve Covid-19’un prematüre bebekler için ciddi ağır tablolar oluşturabildiğini belirten Dr. Mehmet Malçok; bu hastalıklardan korunmanın en iyi yolunun, hasta kişiler ile prematüre bebeklerin karşılaşmaması olduğunu vurguluyor. Dr. Mehmet Malçok “Covid 19 salgınından önce de, prematüre bebeklerin sağlığı için ev ziyaretlerinin kısıtlanması ve el hijyeni başlıca korunma tedbirleri arasında yer alıyordu. Şimdi bu tedbirlerin alınması; maske ve mesafe ile birlikte Covid 19 salgınında çok daha kritik bir hale geldi” diyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Prematüre bebeklere özel kış önlemleri!

Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları, Yenidoğan Yoğun Bakım Uzmanı Dr. Mehmet Malçok, prematüre bebeklerin bakımına özel kış önlemlerini şöyle sıralıyor;

  • Prematüre bebeğiniz için anne sütü kritik önem taşıyor. Bol bol emzirin.
  • Prematüre bebeklerin diğer bebeklere oranla hastalıklara karşı daha hassas olduğunu unutmayın Bu nedenle özellikle kış döneminde ev ziyaretlerine gitmekten kaçının.
  • Doğum sonrası da dahil olmak üzere ziyaretçi kabul etmeyin. Hasta olan kişilerle kesinlikle bir arada bulundurmayın.
  • Kapalı ve havalandırması kötü olan yerlere bebeğinizi sokmayın.
  • Bebek bakımı öncesi el hijyenini ihmal etmeyin. Ellerinizi sık yıkayın.
  • Olası bir hastalık durumunuzda bebeğinizi emzirme, bakım işleri esnasında maske kullanın.
  • Odaları gün içerisinde düzenli havalandırın.
  • Covid-19 olmanız bebeğinizi emzirmenize engel değil; aksine hastalığa karşı oluşacak antikorların, anne sütü aracılığıyla bebeğe geçmesine ve koruyuculuk sağlamasına yardımcı oluyor. Bu nedenle Covid-19 olsanız da bebeğinizi maske takarak ve hijyene dikkat ederek emzirin.
  • Oda sıcaklığının çok soğuk ya da çok sıcak olmamasına, 24-25 derecede sabit tutmaya özen gösterin.
  • Büyüme hormonu uyku esnasında salgılandığından, bebeğinize kaliteli uyku ortamı sağlayın. Gürültülü ve televizyonun açık olduğu ortamda değil, sessiz bir odada uyutun.

Narın az bilinen faydaları

Narın az bilinen faydaları
Sonbahar ve kış mevsiminin en sevilen meyvelerinden biri olan nar, pazar ve market tezgahlarını renklendiriyor. Narı özel kılan, lezzetinin yanı sıra antioksidan içeriği oldukça yüksek bir meyve olması. Bu özelliğini içeriğinde bulunan ve kırmızı rengi veren polifenoller sağlıyor. Ayrıca lif, protein, C vitamini, K vitamini, folat ve potasyumdan da zengin olması sayesinde sağlığımıza çok önemli katkılarda bulunuyor. Peki taneleri kadar suyu ve kabuğu da adeta şifa deposu olan nar hangi sorunlarda etkili oluyor? Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman narın 7 önemli faydasını anlattı; öneriler ve uyarılarda bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman

Bir bardak nar suyu tüketirseniz…
Nar C vitamininden oldukça zengin bir meyve. Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman, bir su bardağı kadar narın günlük C vitamini gereksiniminin yarısını karşılayabildiğini belirterek, “Nar suyu bol miktarda nar tanelerinden hazırlandığı için içeriğindeki C vitamini de artıyor. Ancak diyabetin yanı sıra karaciğer yağlanması ve yüksek trigliserid gibi durumlarda fazla meyve şekeri alınmaması gerektiği için nar suyu yerine, daha az miktarda meyve şekeri içerecek şekilde narın kendisini tüketmek daha uygun olacaktır” diyor.

Sindirim sistemini düzenliyor
Besinlerin sindirilemeyen kısımlarına lif ya da posa adı veriliyor. Lif, sindirim sisteminden geçerken suyu emerek dışkı yapımını kolaylaştırıyor ve bu sayede kabızlık probleminin önüne geçiyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman, sindirim problemi yaşıyorsanız narın suyunu değil, posasıyla birlikte tanelerini tüketmeniz gerektiğini vurgulayarak, “Çünkü nar suyu elde edilirken posa kısmı kayba uğruyor” diyor.

Kilo kontrolünü kolaylaştırıyor
Lifin sindirim sisteminde yaşanan kabızlık gibi sorunlarda etkili olması sayesinde, düzenli lif tüketen kişilerde kilo kontrolü de kolaylaşıyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman, sağlıklı bir yetişkinin günde 25-35 gram lif alması gerektiğini vurgulayarak, “Yenilebilen miktar olarak söylersek; 100 gram, yani bir küçük kase kadar nar 4 gram lif içeriyor. Kilo vermeye çalışan kişiler günde bir küçük kase nar tanesi tüketebilirler” diyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Bağışıklık sistemini güçlendiriyor
Nar içeriğindeki zengin C, E, K vitaminlerinin yanı sıra kalsiyum, potasyum, magnezyum ve minerallerle bağışıklık sistemini destekleyerek hastalıklara karşı korunmamızda önemli bir rol üstleniyor.

Cildimiz için önemli
Her gün yeteri miktarda C vitamini almak cilt sağlığı için de büyük öneme sahip. Nar içerdiği C vitamini ile ciltte kolajen sentezini uyarabiliyor; bu sayede cilde elastikiyet kazandırıp kırışık oluşumunun gecikmesini ve cildin canlı bir görünüme sahip olmasını sağlayabiliyor.

Kanser riskini düşürebiliyor
Nara kırmızı rengini veren polifenoller antioksidan özellik gösteriyorlar. Vücutta oluşan serbest radikaller bazı besin kaynaklarından gelen antioksidanlar tarafından nötralize edilmezlerse; DNA ve protein gibi biyolojik maddelere zarar verebiliyorlar. Antioksidan içeriği oldukça yüksek bir meyve olan nar vücuttaki biyolojik maddeleri oksidatif hasardan, bir başka deyişle metabolizmanın normal süreçleri esnasında oluşabilen veya çevreden gelen hücrelere zarar verebilen kararsız elektronlardan koruyarak birçok kanser türünün gelişme riskini düşürebiliyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Kalp ve damar hastalıklarından koruyabiliyor
Nar suyunun vücutta kötü huylu LDL kolesterol düzeyini düşürebileceğine dair araştırmalar mevcut. Bunun yanı sıra nar suyu vücutta su seviyesini, dolayısıyla kan basıncını kontrol eden sistemin bir parçası olan serumdaki anjiyotensin dönüştürücü enzim aktivitesini önleyerek sistolik, yani büyük kan basıncını düşürebiliyor. Yine narın meyve olarak yenilen çekirdek kısmındaki yağların da kalp koruyucu etkisi olabiliyor. Narın kabuğu da meyve kısmı kadar polifenoller bakımından zengin ve bu maddeler antioksidan özellik gösteriyorlar. Örneğin; nar kabuğu ekstraktının damar sertliğine neden olan iltihaplanmayı ve damar sertliğine yol açan plakların oluşmasını önleyebileceğine ve bu sayede kalp damar sağlığını koruyabileceğine dair çalışmalar mevcut.
Diş etlerini koruyor
C vitamini eksikliğinde diş eti problemleri yaşanma riski yüksek oluyor. C vitamini bu dokuda yer alan bağların oluşumu için gerekli ve yeterli C vitamini tüketimi diş eti dokusunun sağlıklı kalmasına yardımcı oluyor. Nar da içerdiği C vitamini ile diş etlerinin güçlenmesine yardımcı oluyor.

Kabuğu da taneleri kadar faydalı, ancak…
“Narın kabuğu da taneleri kadar faydalı. Dolayısıyla kabuğunu çay şeklinde demleyerek tüketebilirsiniz” diyen Beslenme ve Diyet Uzmanı nur Ecem Baydı Ozman, şöyle devam ediyor: “Ancak bildiğimiz üzere her şeyin fazlası zarar. Bu nedenle nar kabuğu ekstraktını hekime danışarak, çayını da ılımlı miktarda kullanmaya dikkat edin”

Sonbahar hastalıklarına karşı nasıl önlem almalı

Sonbahar hastalıklarına karşı nasıl önlem almalı

Soğuk algınlığı, grip, boğaz enfeksiyonu, norovirüs ishali, akut bronşit, alerjik astım, zatürre ve sinüzit… Her mevsim kendi hastalıklarını beraberinde getiriyor. En sık da üst ve alt solunum yolu enfeksiyonlarında artış görülüyor sonbahar mevsiminde. Sıcak yaz günlerinden serin havalara geçerken vücudumuz bu değişime uyum sağlamakta zorlanınca, hastalıklar da kapımızı çalmaya başlıyor! Acıbadem Kozyatağı Hastanesi İç Hastalıkları ve Nefroloji Uzmanı Prof. Dr. Tevfik Rıfkı Evrenkaya, soğuk havanın bağışıklık sistemimizi baskıladığını ve enfeksiyonlara karşı direncimizi kırdığını belirterek, “Bunun sonucunda çoğumuz mevsim geçişlerinde pek çok mikrobik hastalığa yakalanıyoruz. Özellikle viral enfeksiyonlar kolayca bulaşıyor ve bu durum yaşlılar, küçük çocuklar ile bağışıklık sistemi zayıf olan kişilerde ciddi sorunlar oluşturabiliyor. Sonbaharda artış gösteren hastalıklardan korunmada ise güçlü bir bağışıklık sistemi kilit rol üstleniyor” diyor. Yaşam alışkanlığımızda yapacağımız basit düzenlemelerle sonbahar hastalıklarından büyük oranda korunmamız ise mümkün olabiliyor. İç Hastalıkları ve Nefroloji Uzmanı Prof. Dr. Tevfik Rıfkı Evrenkaya, sonbahara özgü bulaşıcı hastalıklardan korunmak için almamız gereken önlemleri sıraladı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu.

Prof. Dr. Tevfik Rıfkı Evrenkaya

YAŞAM ALANLARI

  • Maske ve sosyal mesafe şart: Virüs ve bakterilerin bulaşmalarını önlemek için kapalı alanlarda maske kullanmaya özen gösterin, diğer insanlarla aranızdaki 1.5 metre mesafeyi mutlaka koruyun.
  • Hijyen çok önemli: Kirli ortamlarda virüs ve bakterilerin bulaşma riskinin artması nedeniyle yaşam alanınız temiz ve düzenli olsun.
  • Odanızı havalandırın: Odayı havalandırmak, ortamdaki oksijen konsantrasyonunu artırarak, anaerob organizmaların, yani oksijen olmayan ortamlarda hücresel solunum yapan bakterilerin yok olmasını sağlıyor. Dolayısıyla bulunduğunuz odayı her gün 2 kez 10 dakika süreyle havalandırın.
  • Kalabalık ortamlarda bulunmayın: Virüs ve bakteriler kolayca bulaşabildikleri için kalabalık ortamlarda zaman geçirmekten kaçının.
  • Gözlerinizi ovuşturmayın: Virüs ve bakteriler; ağız, burun ile göz yoluyla vücudumuza giriyor. Dolayısıyla bir yere dokunduktan sonra ellerinizle; ağız ve burnunuzu ellemeyin, gözlerinizi ovuşturmayın.

Pause Sağlık, Pause Dergi

KİŞİSEL HİJYEN

  • Ellerinizi mutlaka yıkayın: Ellerinizi dışardan gelir gelmez, tuvaleti kullandıktan sonra, yemek yemeden ve yiyecek hazırlamadan önce, 20 saniye boyunca iyice yıkayın.
  • Sık sık dezenfekte edin: Tuvaletlerinizi sık sık dezenfektanlarla temizleyin. Ayrıca kapı kollarını, mutfak tezgahını, giriş kapısındaki antreyi ve diğer sık dokunulan yüzeyleri de düzenli olarak dezenfekte edin.
  • Dışarıdan gelince duş alın: Dışarıda yüzünüze, ellerinize, gövdenize ve saçlarınıza birçok mikroorganizma ile artık bulaşıyor. Bu nedenle dışarıda zaman geçirdikten sonra, evinizde mutlaka duş alın.
  • Sıcak – tuzlu suyla gargara yapın: Boğazda biriken kötü mukuslar, yani salgılar tıkaçlar oluşturarak ya da uygun konak alanları yaratarak hastalanmamıza neden oluyor. Kötü mukustan kurtulmak için günde 2 kez sıcak-tuzlu suyla gargara yapmanızda fayda var. Hastalandığınızda da aynı işlemi tekrarlamanız, çabuk iyileşmenize yardımcı olacaktır.
  • Tuzlu su spreyi kullanın: Burnumuzun nemi, soluma havasındaki mikroorganizmaları bir tuzak gibi yakalıyor. Tuzlu su spreyleriyle burnunuzu nemli tutun. Bu işlemi, sonbahar ve kış mevsimlerinde, her gün, sabah ve akşam yapabilirsiniz.

Pause Sağlık, Pause Dergi

 BESLENME ALIŞKANLIĞI

  • C vitamini şart: C vitamininin en önemli özelliği, bağışıklık sistemini güçlendirmesi. Portakal, limon, mandalina, nar, kuşburnu, yeşilbiber, maydanoz, roka, ıspanak ve karnabahar gibi C vitamininden zengin sebze ile meyveleri düzenli olarak tüketin.
  • Suyunuz soğuk değil, ılık olsun: Mukoza, solunum ile sindirim sisteminin iç yüzeyini döşeyen ve mukus salgılayan zara benzeyen bir yapıdır. Salgıladığı IgA türü antikorlarıyla enfeksiyonlara karşı savaşmak gibi önemli bir işlevi var. Solunum yollarındaki mukozanın direncini düşürdükleri için soğuk su ve meşrubat içmekten kaçının. Sıcak ve ılık sıvılar ise mukozanızın direncini düşürmezler.
  • Sık sık sıvı tüketin: Solunum yolu mukozasının salgıları, mikroorganizmaların bu alanlara yerleşmelerine engel olan peptit, bir başka deyişle protein yapıda birçok madde salgılıyor. Bu maddelerin solunum yolunda ince bir film tabaka halinde yer almaları, savunma mekanizmalarını güçlendiriyor. Ancak, yetersiz sıvı almak peptit yapıdaki maddelerin kalınlaşmalarına yol açıyor ve bunun sonucunda mukozanın savunma işlevleri bozuluyor. Bu nedenle her gün bol sıvı tüketerek, örneğin günde en az 2 litre su içerek, bu bölgelerdeki salgıların ince kalmalarını sağlayın.
  • Alerjiye dikkat: Alerjiler, ciddi bir sağlık tehdidi olmayan toz ve polen gibi maddelerin bağışıklık sistemimizi boş yere meşgul ettiği hastalıklardır. Bağışıklık sisteminizi gerçekten tehdit olmayan konularla meşgul etmemek için alerjiniz olan yiyecekleri yemekten kaçının.
  • Balığı iyice pişirin: Erişkin ve çocuklarda gelişen ishallerin önemli bir bölümünün sorumlusu olan norovirüs 60 santigrat dereceye kadar sıcaklıklarda hayatta kalabiliyor. Özellikle pişirilmemiş deniz ürünleri (sushi gibi) bu virüs için bir konakçı görevi görebiliyor. Bu nedenle deniz ürünlerini iyice pişirmeye özen gösterin.

Pause Sağlık, Pause Dergi

 BESİN DESTEKLERİ VE VİTAMİNLER

  • Çayınıza bal koyun: Çayı, içine bal ekleyerek içmek bağışıklığınızı destekliyor ve enerji veriyor. Günde bir bardak ballı çay içebilirsiniz. Bir tatlı kaşığı bal 15 kcal içeriyor ve diyabet hastası iseniz ‘gerçek bal’ olması koşuluyla, bu miktarda bal tüketebilirsiniz.
  • Bitkisel çaylardan faydalanın: Bir fincan sıcak rezene otu bağışıklığınıza yardımcı olabiliyor. Ayrıca kuşburnu, kara mürver ve ekinezyanın viral hastalıkları önlemede etkin olduğu ifade ediliyor.
  • C, D vitamini ve çinko önemli: C ve D vitaminleri ile çinko bağışıklığımızı destekledikleri için Covid-19 pandemisi süresince düzenli olarak bu üçlüyü almanızda fayda var.

 YAŞAM TARZI

  • Yeterli ve dengeli beslenin: Bağışıklık sisteminin güçlü olmasında yeterli ve dengeli beslenme ‘kilit’ rol üstleniyor.
  • Stresten arının: Bağışıklık sistemimizi zayıflatan önemli bir etkenlerden biri olduğu için stres seviyenizi düşük tutun.
  • Uykuya dikkat: Bağışıklık sisteminin güçlü olmasında düzenli uyku son derece önemli bir role sahip. Yapılan çalışmalara göre; günde 6 saatten az uyuyan kişilerin 7 saatten fazla uyuyan kişilere nazaran soğuk algınlığına yakalanma riskleri yaklaşık 4 kat fazla oluyor.
  • Ortaklaşa kullanmayın: Virüs ve bakterilerin bulaşmalarını önlemek için özellikle hasta kişilerle içecek, yiyecek ve mutfak eşyanızı paylaşmayın.
  • Sigarayı hemen bırakın: Sigaranın içindeki maddeler ve dumanı hava yolundaki koruyucu tabakada hasar oluşturuyor. Bunun sonucunda da virüs ve bakteriler bu hasarlı yerlerden vücudumuza kolaylıkla girebiliyor. Sigarayı bırakın, içilen ortamlardan uzak durun.
  • Çok katlı giyinin: Soğuk havalarda, kalın veya çok katlı giyinmeye özen gösterin. Tek katlı kalın bir kazağa göre, üst üste giyilmiş 2 gömlek soğuk havadan daha çok koruyor. Bunun nedeni ise gömleklerin arasında bulunan havanın çok iyi bir yalıtım sağlaması.

Pause Sağlık, Pause Dergi

 AŞILAR

  • İç Hastalıkları ve Nefroloji Uzmanı Prof. Dr. Tevfik Rıfkı Evrenkaya, “Aşı, enfeksiyonlar ile salgın hastalıklardan korunmanın en akılcı yoludur. Aşı yaşatır” hatırlatmasında bulunarak, “Mevsimsel grip aşısını ihmal etmeyin. 65 yaşın üzerindeyseniz mutlaka mevsimsel grip aşısı, 5 yılda bir zatürre aşısı yaptırmalısınız. Covid-19 enfeksiyonundan korunmak için Sağlık Bakanlığı’nın talimatlarına göre aşınızı da mutlaka yaptırın” diyor.