Yazılar

Bu hatalar kalp damarlarını yıpratıyor!

Bu hatalar kalp damarlarını yıpratıyor!

Sağlıksız beslenme, hareketsizlik, yoğun stres içeren yaşam tarzı, sigara, alkol, aşırı tuz tüketimi ve kalitesiz uyku gibi alışkanlıklar nedeniyle kalp ve damar hastalıklarının görülme sıklığı son yıllarda hızla artıyor. Acıbadem Taksim Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Macit Bitargil, dünyada ve ülkemizde ölüm nedenleri arasında başı çeken kalp damarlarındaki tıkanıklığın yani koroner arter hastalığının artık gençlerde de sık görüldüğünü belirterek “Sağlıksız yaşam alışkanlıklarına genetik faktörler, yüksek kolesterol, yüksek tansiyon ve diyabet hastalığı da eklendiğinde kalbi besleyen damarların (koroner arter) tıkanma ihtimali giderek artıyor” diyor.

Ülkemizde her yıl bin kişiden ikisinin yani yaklaşık 160.000 kişinin kalp damarlarındaki tıkanıklığa bağlı olarak hayatını kaybettiğini söyleyen Doç. Dr. Macit Bitargil “Kalbi besleyen ana damarlarda kritik seviyede ve sayıda damar tıkanıklığı olduğu zaman ise hayat kurtaran ve yaşam kalitesini yükselten koroner bypass ameliyatları gündeme geliyor. Ülkemizde her yıl yaklaşık 40 bin kişi koroner bypass yani kalp ameliyatı oluyor” diye konuşuyor. Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Macit Bitargil, kalp damarlarında tıkanıklık ve koroner bypass ameliyatı hakkında bilinmesi gerekenleri anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Pause Dergi

Doç. Dr. Macit Bitargil

Göğüs ağrısına dikkat!

Kalbi besleyen damarlarda tıkanıklık olması durumunda kalp kaslarının yeteri kadar beslenemediğini, bu nedenle özellikle kalbin iş yükü arttığında kalbin beyne bazı sinyaller yolladığını, bunun da öncelikle göğüs ağrısı ile kendini gösterdiğini vurgulayan Doç. Dr. Macit Bitargil “Özellikle yol yürümekle ya da yokuş yukarı çıkmakla gelen ve dinlenince geçen göğüs ağrılarını ciddiye alıp en kısa zamanda doktora görünmek gerekir. Tam teşekküllü bir hastanede kalp için görüntüleme yöntemleri uygulanarak kalp damar tıkanıklığı ortaya konulacak; kardiyolog ve kalp damar cerrahisi uzmanları bir araya gelerek bypass ameliyatı gerekip gerekmediğinin kararını ortak verecektir.” diyor.

Kalp krizine yol açabiliyor!

Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Macit Bitargil, kalp damarlarındaki tıkanıklığın kalp krizine yol açabildiğini belirterek şöyle konuşuyor: “Kalbin beslenmesini sağlayan, 2-4 mm aralığında çaplara sahip olan iki ana koroner arter ve onların dalları mevcuttur. Bu damarlarda tıkanıklık kritik seviyelere ulaştığında ve özellikle göğüs ağrıları başladığında hastalık ciddiye alınmazsa kalp krizine (miyokard enfarktüsü) yol açabiliyor. İlaç tedavisi, koroner balon anjioplasti ve/veya stentin yetersiz kaldığı durumda devreye koroner bypass ameliyatı giriyor.” Koroner bypass ameliyatının, kalbin ihtiyaç duyduğu kanlanma miktarını yeniden sağlamak, hastanın hayati tehlikesini ortadan kaldırmak, yaşam kalitesini artırmak ve sağlıklı bir şekilde normal hayata geri dönüşüne vesile olmak adına devreye girdiğini vurgulayan Doç. Dr. Macit Bitargil, hangi tedavi yönteminin uygulanması gerektiğine ilişkin kararın, hastalığın durumuna göre hasta özelinde belirlendiğini söylüyor.

Bu alışkanlıklar kalbi tehdit ediyor!

Günümüzde sağlıksız yaşam tarzı nedeniyle kalp ve damar hastalıklarının yaygınlaştığını vurgulayan Doç. Dr. Macit Bitargil, son yıllarda kalp hastalıklarından ölümün gençlerde de sık görüldüğüne dikkat çekiyor. Doç. Dr. Macit Bitargil, kalp damarlarında tıkanıklığa yol açarak bypass’a zemin hazırlayan alışkanlıkları şöyle anlatıyor: “Yoğun stres kortizol mekanizmasına bağlı olarak kan basıncını, kan şekerini ve kolesterol miktarını artırarak özellikle kalp damarlarımıza ciddi miktarlarda zarar vermektedir. Yüksek oranlarda alkol tüketmek, tütün mamulleri kullanarak dumana maruz kalmak, hareketsizlik, spor yapmamak, dengesiz ve sağlıksız beslenmek, fazla tuz tüketmek, kalitesiz uyku gibi alışkanlıklar da kalp damarlarımız için zararlı olup bypass ameliyatına zemin hazırlayan yanlış alışkanlıklardır.”

Pause Dergi

Koroner bypass ameliyatının yöntemi hastaya göre değişiyor

Acıbadem Taksim Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Macit Bitargil, koroner bypass ameliyatının yönteminin, hastanın durumuna göre belirlendiğini belirterek, açık ya da kapalı her iki yöntemle de, damar tıkanıklığı dolayısıyla kalbin etkilenen bölgelerine kanın sağlıklı şekilde yeniden ulaşmasının sağlanabildiğini söylüyor. Özellikle ‘Minimal invaziv’ de denilen kapalı ameliyat yönteminde; son yıllarda teknoloji ve tıpta yaşanan hızlı gelişmeler ve hekimlerin tecrübeleri sayesinde bypass ameliyatının, göğsün ön kemiği kesilmeden, göğsün sol alt tarafında meme altından yapılan küçük bir kesi ile de gerçekleştirilebildiğini belirten Doç. Dr. Macit Bitargil “Ameliyat esnasında kalbin kritik olarak daralan ya da tıkanan koroner damarlarına, göğüsten, bacaktan ya da koldan alınan damarlar yardımı ile bypass işlemi yapılır. Böylece hastalık nedeni ile kalbin etkilenen bölgelerine tekrardan sağlıklı bir şekilde kanın ulaşması sağlanır. Genel anestezi altında ortalama 3-6 saat kadar süren bir işlemdir” diyor. Koroner bypass ameliyatı sonrasında yaklaşık 1 haftada taburcu olunurken, vücudun kendini toplama süresinin 6-12 hafta arasında değiştiğini belirten Doç. Dr. Macit Bitargil, doktor izin verdiği takdirde 4-6 hafta sonra iş hayatına dönülebileceğini ve spor aktivitelerine başlanabileceğini söylüyor.

“Kalbime bypass ameliyatı yapıldı, artık damarlarım tıkanmaz” demek yanlış!

Toplumda ‘kalbime koroner bypass ameiliyatı yapıldı, artık damarlarım tıkanmaz’ şeklinde inanış olduğunu, ancak bunun doğru olmadığını vurgulayan Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Macit Bitargil, koroner bypass ameliyatında kullanılan damarların bilinçli ve tedaviye uyumlu hastalarda ameliyat sonrasında 10-15 yıl açık kalabildiğini, bu süreden sonra zamanla yeniden tıkanabildiğini belirtiyor. Doç. Dr. Macit Bitargil “Koroner bypass ameliyatından sonra hastaların bazı yaşam tarzı değişikliklerini gerçekleştirmesi çok önemlidir. Önerilen tedaviyi uygulamayan, kontrollerini ve ilaç kullanımlarını aksatan, zararlı alışkanlıklarına hala devam eden hastalarda ise erken dönem tıkanıklık ve yeniden müdahale durumları söz konusu olabilmektedir. Kalp ameliyatı sonrası stresten ve sigaradan mutlaka uzak durulmalı, sağlıklı bir diyet programı uygulanmalı, verilen ilaçlar düzenli kullanılmalı ve doktor kontrolleri aksatılmamalıdır.” uyarısında bulunuyor.

Bipolar nasıl anlaşılır ve nasıl tedavi gerekir!

Bipolar nasıl anlaşılır ve nasıl tedavi gerekir!

Bazen kendinizi değersiz, aşırı halsiz, keyifsiz; bazen aşırı özgüvenli, enerjik, coşkulu hissediyor, nedensiz yere kahkahalar atarken ya da gözyaşlarınız boşalırken buluyor musunuz? Uyku düzeniniz, iştahınız hatta bütçeniz bu ruh halinize göre değişiyor mu? Ya da çevrenizde bu tür davranışlarına anlam vermekte zorlandığınız kişiler mi var? Acıbadem Taksim Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Levent Turhan, toplumda yaygın görülen bipolar duygulanım bozukluğunu, “kişinin nedensiz olarak bu tür davranışlarda bulunmasına ve yaşam kalitesinde oldukça ciddi sorunlara yol açan, duygularının şiddetini kontrol edemediği, mesleki ya da kişiler arası iletişimde büyük zorluklar yaşatan ruhsal bir hastalık” olarak tanımlıyor. İki türü bulunan bipolar bozukluğun; bir döneminde taşkınlık (mani), diğer döneminde ise çökkünlük (depresyon) yaşandığı için “manik-depresif bozukluk” ya da “iki uçlu bozukluk” olarak da adlandırıldığını belirten Dr. Levent Turhan, hastalığın tedavisinin ise mümkün olduğunu vurguluyor. Psikiyatri Uzmanı Dr. Levent Turhan, bipolar duygulanım bozukluğunu test edebileceğiniz 10 soru hazırladı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Dr. Levent Turhan

Bazen ‘aşırı’ mutsuz, bazen ‘aşırı’ mutlu musunuz?

Sağlıklı insanlar bazen mutlu bazen mutsuz ya da öfkeli hissederler. Duygulardaki bu değişiklik aşırı olmadığında ve kişinin mesleki/ sosyal hayatını güçleştirmediğinde normal kabul ediliyor. Dr. Levent Turhan “Ancak aşırı mutsuzluk 2 haftadan, öfke ya da aşırı neşe 4 günden uzun sürüyorsa ve yaşadıklarınızla uyumsuzsa, örneğin; çok kötü bir haber aldığınızda bile çok mutlu oluyor veya çok iyi bir haber aldığınızda bile üzülüyorsanız bipolar duygulanım bozukluğu olabilir.” diyor.

Kendinizi bazen ‘aşırı’ halsiz ya da ‘aşırı’ enerjik mi hissediyorsunuz?

Halsizlik, enerji azlığı ya da aşırı enerjik hissetme gün içinde yaptığımız aktivitelere göre değişiyor. Gün içinde çok yorulduğumuzda halsiz hissedebiliriz. Ya da uzun bir dinlenme döneminden sonra enerjik hissedebiliriz. Ancak bipolar duygulanım bozukluğu hastaları depresif dönemde sürekli uyumalarına rağmen halsiz hissederken, hareketleri yavaşlar ve günün çoğunu yataktan çıkmadan geçirirler. Çok az yemek yer ya da hiç yemezler.

Mani döneminde ise çok az dinlenmelerine rağmen sürekli aşırı enerjiktirler, sürekli hareket ederler, neredeyse hiç oturmazlar, çok basit bir şeye sinirlenip fiziksel şiddet uygulayabilirler.

Riskli davranışlarda mı bulunuyorsunuz?

Dr. Levent Turhan “Hayatta bazen küçük riskler alırız. Bu risklerin sonucunu hesaplarız ve kayıplar tahammül edilebilecek düzeyde ise risk alırız. Ancak bipolar duygulanım bozukluğu olan kişiler atak dönemlerinde hızlı araba sürmek, madde kullanmak, aşırı para harcamak gibi hesaplamadan normal ölçüde alınabilecek risklerden daha büyük riskler alır.” diyor.

Gereksiz kahkahalar atıyor ya da hiç konuşmuyor musunuz?

Bipolar duygulanım bozukluğu hastaların çevrelerine olan davranışları atak dönemine göre değişir. Mani döneminde her zamankinden çok daha fazla konuşurken, konudan konuya atlar, gülünmeyecek şeylere güler, kendi kendine konuşabilir ya da kahkaha atabilirler. Depresyon döneminde ise içine kapanıp çok daha az konuşurlar, insanlarla iletişimleri azalır.

Düşüncelerinizi kontrol etmekte zorlanıyor musunuz?

Bipolar duygulanım bozukluğunda hastalar düşüncelerini kontrol etmekte zorlanırlar. Mani ataklarında çok hızlı düşünürken depresyon atağında ise çok yavaş düşünür hatta düşünmekte zorlanabilir.

Gerçek dışı davranışlarda mı bulunuyorsunuz?

Bipolar duygulanım bozukluğu hastaları gerçekte var olmayan şeyleri gördüğünü ya da duyduğunu söyleyebilirler. Kendilerinin peygamber, evliya, ya da çok önemli bir kişi olduklarına inanmak gibi gerçek dışı inanışları olabilir.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Aklınızdan ölme ya da intihar fikri mi geçiyor?

Psikiyatri Uzmanı Dr. Levent Turhan “Bipolar duygulanım bozukluğu hastalarında intihar ve ölüm düşüncesi hem depresyon hem de mani döneminde görülebilir. Depresyon atağında kişilerde; aşırı mutsuzluk, eskiden keyif aldığı aktivitelerden keyif alamama, ağlama eğilimi, iştah/ kilo kaybı ya da artışı, uykusuzluk ya da uyku artışı, hareketlerin yavaşlaması, konuşma miktarında azalma, değersizlik, suçluluk düşünceleri, konsantrasyon güçlüğü, sinirlilik, cinsel isteksizlik, ölüm ya da  intihar düşünceleri olabilir” diyor.

Çok uykusuz hissediyor ya da uykuyu inkar mı ediyorsunuz?

Hem mani döneminde hem de depresyon döneminde uykusuzluk görülebilir. Mani döneminde özellikle uyku gereksiniminde azalma, hatta uyku ihtiyacını inkar etme hali bile gözlemlenebilir.

İştahınızda değişiklik var mı?

Hem mani hem depresyon döneminde iştah artışı ya da azalması görülebilir. Bütün taşkınlık belirtilerinin açığa çıktığı mani döneminde iştah artışı da dikkat çeker.

Dikkatiniz dağınık mı?

Hem depresyon hem mani döneminde dikkat dağınıklığı görülebilir. Dikkatinizi; günlük yoğun koşuşturmacanız ya da sorumluluklarınızın potansiyelinizin üzerinde olması nedeniyle toparlayamayabilirsiniz. Ancak dikkat dağınıklığınız süreklilik arz ediyorsa ve herhangi geçerli bir nedeni olmadan sürekli konsantrasyon bozukluğu yaşıyorsanız bipolar duygulanım bozukluğunu da akla getirmekte fayda var.

 Bu 10 maddeden 2 ila 4’ü varsa…

Acıbadem Taksim Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Levent Turhan “Bu 10 maddelik listeden 2 ila 4 tanesi kişide varsa ve bu durum 4 günden uzun süre devam ediyorsa, bipolar duygulanım bozukluğu yaşandığına işaret ediyor olabilir. Bu nedenle profesyonel bir destek almaktan çekinmemelisiniz.” diyor.

Tedavisi mümkün, ama!

Bipolar bozukluk ataklarının ilaç tedavisi ve psikoterapinin birarada uygulanmasıyla engellenebileceğini ancak stres ve mevsim değişikliği gibi faktörlerle nüks edebileceğini belirten Dr. Levent Turhan, “Örneğin; sonbahar/kış mevsiminde depresyon tetiklenirken, ilkbahar/ yaz aylarında ise genellikle mani atağı (taşkınlık ve coşku) görülüyor” diyor. Bipolar bozuklukta iş kaybı, boşanma, maddi kayıplar gibi önemli sorunlar yaşanabildiğini, atak gelmediğinde ise genellikle kişinin normal bir hayat sürdüğünü ya da çok az belirti olduğunu söyleyen Dr. Levent Turhan “Hastalık korkutucu görünse de iyi bir tedaviyle bu olumsuz durumlar engellenip, kişi yaşamına normal olarak devam edebilir.” diyor.

Aşırı sıcak ve nem çocuklarda bu hastalıkları artırdı!

Aşırı sıcak ve nem çocuklarda bu hastalıkları artırdı!

Güneşin tüm cömertliğini sergilediği ve kavurucu sıcakların hakim olduğu bugünlerde çocuklarda bazı hastalıkların görülme sıklığında artış yaşanıyor. Acıbadem Taksim Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Betül Sarıtaş “Yüksek hava sıcaklığı, tüketilen yiyeceklerde ve temas edilen yüzeylerde mikropların çoğalmasını kolaylaştırarak bazı hastalıklarda artışa sebep olmaktadır. Aynı zamanda ortak kullanılan havuzlarda ve parklarda geçirilen sürenin artması, ayrıca güneşin zararlı ışınlarına maruziyetin de fazla olması ile birlikte hastalık gelişimi daha da kolaylaşmaktadır. Bugünlerde çocukların hastaneye en sık başvuru sebepleri arasında karın ağrısı, ishal, kusma, ateş, öksürük ve döküntüler yer almaktadır. Özellikle kusma ve bulantı sebebiyle beslenememe durumlarında, yoğun miktarda olan ishallerde ve güneş çarpmalarında yüksek hava sıcaklığının da etkisiyle sıvı kaybı daha da artmaktadır. Çocuklarda yaşanan bu şikayetler ihmal edilmemeli ve mutlaka bir çocuk hekimine başvurulmalıdır” diyor. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Betül Sarıtaş, bugünlerde çocuklarda en sık görülen 6 hastalığı anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Dr. Betül Sarıtaş

Mide ve bağırsak iltihabı

Akut gastroenterit (mide ve bağırsak iltihabı) kendini ishalle birlikte gösterirken, ateş ve kusma da eşlik edebiliyor. Yaz aylarında seyahat sıklığının artması ve beslenme düzeninin değişmesi ile birlikte hijyenik olmayan su ve açıkta bekletilen gıda tüketiminin hastalığa yakalanma riskini artırdığını belirten Dr. Betül Sarıtaş şöyle konuşuyor: “İshalin uzaması ve sıklığının artması durumunda bol sıvı tüketilmeli, bağırsak hareketini artıran posalı gıdalardan uzak durulmalı, yağlı ve baharatlı yiyeceklerden kaçınılmalıdır. Vücuttan kaybedilen sıvı kadar sıvı alınmadığı durumlarda huzursuzluk, aşırı halsizlik, deri ve mukoza kuruluğu, göz kürelerinin çökmesi, idrar miktarının azalması ve gözyaşı yokluğu görülebilir. Bu durumlar özellikle küçük çocuklar için oldukça tehlikeli olup, ihmal edilmeden en kısa sürede çocuk doktoruna başvurulmalıdır.” Bu hastalıktan korunmak için el hijyenine özen gösterilmesi gerektiğini belirten Dr. Betül Sarıtaş, uzun süre dışarıda bekletilen gıdaların tüketilmemesi, sebze ve meyvelerin bol su ile yıkanması ve özellikle temiz su tüketimine dikkat edilmesi gerektiğini vurguluyor.

İdrar yolu enfeksiyonu

Özellikle temizliği iyi sağlanmamış ortak havuz ve kaydırak kullanımının artması idrar yolu enfeksiyonu sıklığında artışa yol açıyor. Çocuklarda idrar yaparken yanma, sık idrara çıkma, genital bölgede kaşıntı, ateş ve kusma en sık görülen şikayetler arasında yer alıyor. Bu şikayetlerin olması durumunda mutlaka doktora başvurulması gerektiğini belirten Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Betül Sarıtaş “İhmal edildiğinde idrar yolu enfeksiyonu ilerleyerek böbrek hasarına sebep olabilir. Alınabilecek önlemler arasında kullanılacak havuzun temizliğine dikkat edilmesi, havuza girmeden önce mutlaka sabunla duş alınması, çocukların havuz suyunu ağzına almamasına özen gösterilmesi, havuz kullanımı sonrası duş alınması, ıslak mayonun hızlıca değiştirilmesi ve tuvalet sonrası genital bölge temizliğine dikkat edilmesi yer alır.” diyor.

Dış kulak yolu enfeksiyonu

Yüzücü kulağı olarak da bilinen dış kulak yolu enfeksiyonunun genelde uzun süre deniz ve havuzda vakit geçirilmesinin ardından su ile temasın arttığı durumlarda görüldüğünü belirten Dr. Betül Sarıtaş şu bilgileri veriyor: “Şikayetler genelde ani ve şiddetli kulak ağrısı ile başlar. Ardından kulak ve çevresinde hassasiyet gelişir. Eğer geçmeyen bir kulak ağrısı varsa en kısa sürede doktora başvurulmalıdır. Dış kulak yolu enfeksiyonunu önlemek için havuz ve denizden çıktıktan sonra kulaktaki su, baş her iki yana eğilerek çıkartılmalı, kulaklar kuru bir havlu ile kurulanmalı ve temizlik amaçlı kulak çubuğu kullanımından kaçınılmalıdır.”

Pause Sağlık, Pause Dergi

Güneş çarpması ve yanığı

Güneş altında uzun süre korunmasız vakit geçirilmesi çocuklarda ateş, terleme, bulantı, halsizlik ve çarpıntı gibi güneş çarpması semptomlarına neden olabiliyor. Bu durumda çocukların hemen serin bir yere alınarak, ateşinin düşürülmesi ve bol sıvı tüketiminin sağlanması gerektiğine dikkat çeken Dr. Betül Sarıtaş, 10.00-16.00 saatleri arasında çocukların güneşe çıkarılmaması, çocuklarda 6. aydan itibaren suya dayanıklı ve en az 30 faktöre sahip güneş koruyucu kremler kullanılması ve güneş kreminin iki saatte bir yenilenmesi gerektiğini söylüyor.

Sinek ve böcek ısırıkları

Yaz aylarında dışarıda geçirilen zamanın artması ile birlikte sinek ve böcek ısırığı da çocuklarda alerjik reaksiyonlara, kaşıntı, kızarıklık ve ağrıya neden olabiliyor. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Betül Sarıtaş, sinek ve böcek ısırıklarından etkilenen bölgenin hemen sabunlu su ile yıkanarak şişlik varsa en az 10 dakika soğuk kompres uygulanması gerektiğini vurgulayarak “Böceğin türü ve zehirli olup olmadığı tespit edilmeli ve alerjik reaksiyon gelişmesi durumunda hemen bir sağlık merkezine başvurulmalıdır. Açık alanlarda bebeklerin kollarını ve bacaklarını koruyan giysiler tercih edilmelidir. Korunma amacıyla açık alanda sinek kovucu spreyler 2 aydan büyük bebek ve çocuklarda, günde en fazla bir kere yüz ve eller hariç tüm vücuda uygulanabilir” diye konuşuyor.

İsilik ve Pişik

Özellikle aşırı sıcaklar ve nemli havanın etkisi ile bebeklerde ve çocuklarda ter kanallarının tıkanması sonucu cilt üzerinde isiliklere sıkça rastlanıyor. İsilikten korunmak için sıcak havalarda çocuklara her gün duş aldırılması ve ince kıyafetler giydirilmesi gerektiğini belirten Dr. Betül Sarıtaş, bebeklerin bezinin günde en az 6-7 kez değiştirilmesi, alkol içermeyen mendillerle bez bölgesinin özenle temizlenmesi ve bebeğin bezi değiştirildikten sonra bez bölgesinin açık bırakılarak bir süre havalandırılması gerektiğini söylüyor.

“Bayram sabahı kavurma yemeden olur mu!”

“Bayram sabahı kavurma yemeden olur mu!”

Kurban Bayramı’nda etin pişirilmesi ve saklanmasından, tüketimine dek dikkat edilmesi gereken bazı önemli kurallar var. Bu kurallara yeterince özen gösterilmediği takdirde, gıda zehirlenmesinden kalp ve sindirim sistemi rahatsızlıklarına dek birçok sağlık sorunu ile karşılaşılabiliyor. Acıbadem Taksim Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Dilan Eker “Kırmızı et, dengeli beslenmede önemli bir yeri olan yüksek kaliteli bir protein kaynağıdır. Aynı zamanda demir, B12 vitamini, B6 vitamini, çinko ve selenyum gibi önemli besin öğelerinden zengindir. Ancak eti pişirme şekli besin içeriğini doğrudan etkilediğinden, besleyici özelliğini kaybetmemesine de dikkat etmek gerekir” diyor. Öte yandan “Bayram sabahı kavurma yemeden olur mu!” diyenlerin de gözden kaçırmaması gereken noktalar olduğunu belirten Beslenme ve Diyet Uzmanı Dilan Eker, bayramda eti sağlıklı tüketmenin 5 önemli kuralını anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu; bir de sağlıklı ve lezzetli et hazırlama tarifi verdi…

Pause Sağlık, Pause Dergi

Beslenme ve Diyet Uzmanı Dilan Eker

Eti dinlendirin

Yeni kesilmiş etin buzdolabında en az 12-24 saat dinlendirilmesi etin sindirimi ve yumuşaklığı açısından önemlidir. Etin zeytinyağı, limon, sirke, soğan ve sarımsak gibi asidik besinlerle marine edilmesi et liflerinin yumuşamasına ve besin değerinin artmasına katkı sağlar. Yine biberiye, kekik, zerdeçal, karabiber gibi antioksidandan çok zengin baharatlarla marine edilmesi hem pişirme esnasında ortaya çıkan zararlı bileşiklerin seviyelerini düşürmeye hem de yumuşak, lezzetli ve besin değeri açısından daha zengin olmasına yardımcı olur.

Tencerede kısık ateşte pişirin

Eti, yanmasına ve dumanlanmasına sebep olacak şekilde yüksek ateşte kızartmaktan, kavurmaktan kaçının. Etin, yumuşak ve sulu kalması için; kısık ateşte karıştırarak yakmadan sote edebilirsiniz. Daha sonra az miktarda su ekleyip tencerenin kapağını kapatarak pişmeye bırakabilirsiniz. Basınçlı buharlı pişirme, düdüklü tencerede pişirme, etin daha hızlı ve sağlıklı pişmesine yardımcı olabilir. Pişen etin suyunu tencerede orta sıcaklıkta hafifçe çektirebilir ve sulu servis edebilirsiniz.

Izgara yaparken eti ısıya doğrudan maruz bırakmayın

Et ızgarada pişirildiğinde damlayan yağlar dumanlanmaya sebep olur ve zararlı polisiklik aromatik hidrokarbonlar açığa çıkar. Eti yağlı kısımlarından arındırmak ve az yağlı pişirmek bu etkiyi aza indirmeye yardımcı olur. Etin büyük parçalar halinde kesilmesi, içinin zor pişmesine ve dışının yanmasına sebep olabilir. Ayrıca eti ateşe direkt maruz bırakmamak ve yanmasnıı engellemek için ızgarayı ateşten daha yükseğe (ateş ile et arasında 15 cm olacak şekilde) taşıyabilirsiniz.

“Bayram sabahı kavurmasız olmaz” diyorsanız bu kurala dikkat edin!

Beslenme ve Diyet Uzmanı Dilan Eker “Bayram sabahı dinlendirilmemiş eti tüketmek sindirim problemine yol açabilir. Bu nedenle bayramda yeni kesilmiş kurban etini en az 12 saat buzdolabında bekletmeden tüketmemek gerekir. Ayrıca kavurma yaparken etin aşırı yağlı değil, az yağlı olmasına dikkat edin“ diyor.

Etin porsiyonuna dikkat edin ve bol sebze ile tüketin

Besin değeri yüksek olan etin sağlıklı pişirilmesi kadar porsiyonunun kontrol edilmesi de bir o kadar önemlidir. Fazla kırmızı et tüketimi kısa dönemde sindirim problemlerine yol açabilir. Ancak uzun dönemde fazla et tüketimi, vücutta inflamasyonu artırarak başta kalp ve damar sağlığı olmak üzere sağlığı birçok yönden olumsuz etkileyebilir. Haftalık kırmızı et tüketiminizin 500 gramı aşmamasına dikkat edin.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Sağlıklı ve lezzetli kırmızı et için marinasyon tarifi

Beslenme ve Diyet Uzmanı Dilan Eker, kavurma, tencere yemeği, ızgara ya da mangalda pişirmek üzere sağlıklı ve lezzetli kırmızı et hazırlama tarifi verdi;

Malzemeler:

1 kg et için:

  • 1 çay bardağı zeytinyağı
  • 2 adet soğan suyu
  • 1 adet limon suyu
  • 2 yemek kaşığı balzemik sirke
  • Taze çekilmiş karabiber
  • Taze dal biberiye

Hazırlanışı:

Tüm malzemeleri kuşbaşı doğranmış ya da dilimlenmiş et ile harmanlayın. Hava ile temas etmeyecek şekilde üstünü kapatın ve buzdolabında en az 3 saat bekletin. Eti pişirmeden ya da ızgara yapmadan önce dolaptan çıkarıp oda sıcaklığına gelmesini bekleyin.

Dikkat! Yedikleriniz beyninizi zehirleyebiliyor!

Dikkat! Yedikleriniz beyninizi zehirleyebiliyor!

Dikkat, dil, düşünme, problem çözme ve daha pek çok beyinsel işlev… Vücudumuzdaki tüm fonksiyonlarla etkileşen gizemli ve karmaşık bir organ olan beynin incelendiği çalışmalar, doğru beslenmenin beyin sağlığı üzerindeki etkilerini her geçen gün daha fazla ortaya koyuyor. Acıbadem Üniversitesi Nöroloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi ve Acıbadem Taksim Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Mustafa Seçkin “Bilimsel çalışmalarda, beyinde sinir dokularının iltihaplanması sonucunda Alzheimer hastalığına yatkınlığın arttığı gösterilmiştir. Bu iltihaplanmaya (kronik nöroenflamasyon) neden olan ana faktörlerden biri de yanlış beslenmedir” diyor. Dr. Öğretim Üyesi Mustafa Seçkin, sağlıklı bir beyin için öne çıkan besinleri ve ‘sessiz katil’ olarak adlandırılan etkenleri anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Adeta büyük bir fabrika gibi çalışan ve vücudumuzdaki tüm fonksiyonları kontrol eden insan beyninin 80 milyardan fazla sinir hücresinden (nöron) oluştuğunu biliyor muydunuz? Ya her bir nöronun diğer nöronlarla iletişim kurmak için milimetreden küçük kablolara benzeyen çok sayıda uzantılarının (aksonlar ve dendritler) olduğunu? Henüz gün yüzüne çıkarılamamış sayısız özelliği olan bu karmaşık ve gizemli organa yönelik bilim insanlarının çalışmaları hızla devam ederken, Acıbadem Üniversitesi Nöroloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi ve Acıbadem Taksim Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Mustafa Seçkin “Bu kadar karmaşık bir biyolojik yapının iyi çalışması için gerekli olan yapıtaşları bir-iki besinden sağlanamayacağı gibi, her bireyin ihtiyaç duyduğu beslenme şekli ve gıda takviyeleri de yaş, cinsiyet, aile öyküsü, hastalıklar hatta mesleği de göz önünde bulundurularak belirlenmelidir. Beyin sağlığı için doğru beslenme alışkanlığını düzenli egzersiz ve iyi bir uyku düzeni ile de desteklemedikçe yararı sınırlı olacaktır” diyor.

Acıbadem Üniversitesi Nöroloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi ve Acıbadem Taksim Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Mustafa Seçkin

Dr. Öğretim Üyesi Mustafa Seçkin

Gluten Alzheimer hastalığını tetikleyebiliyor!

Ülkemizde son yıllarda Alzheimer hastalarının sayısı artarken, bu artışın bir nedeninin de sağlıklı beslenme alışkanlıklarından uzaklaşılıp endüstriyel olan işlenmiş ürünlere yönelimin ve tarım ürünlerinde pestisit (böcek ilacı) kullanımının artması olduğunu belirten Dr. Mustafa Seçkin “Son yıllarda yapılan çalışmalar; beyinde sinir dokularının iltihaplanması (kronik nöroenflamasyon) sonucu Alzheimer hastalığına yatkınlığın arttığını, bunun ana nedenlerinden birinin de yanlış beslenme olduğunu, buğday, çavdar, yulaf gibi tahıllarda bulunan ‘gluten’ adı verilen bir proteinin kronik nörolojik enflamasyonda rol aldığını göstermiştir. Gluten özellikle genetiği değiştirilmiş buğday ile üretilmiş ve rafine edilmiş unlarda daha yoğun miktarda bulunurken, buğdayın anavatanı olan Anadolu’da üretilen Siyez, Karakılçık, Kavılca gibi buğday türlerinde daha düşük miktarda bulunmaktadır. Çölyak tanısı olmasa dahi bireylerin diyetlerinde gluten kısıtlamasına gitmeleri ve mümkünse ata tohumdan üretilmiş ve rafine edilmemiş unları tüketmeleri önerilmektedir” diyor.

Şeker, un, tuz üçlüsünden kaçının!

“Üç beyaz” olarak adlandırılan rafine edilmiş tuz, şeker ve un tüketiminin de Alzheimer hastalığı açısından riski artıran gıdalar olarak kabul edildiğini belirten Dr. Mustafa Seçkin “Beslenme yalnızca beynimize ve vücudumuza ‘yakıt’ sağlamak için yapılmamalı. Tıpkı kışın fosil yakıtları ile ısıtılan evlerde, sobadaki yanma işleminin “yan ürünlerini” içeren dumanların hava kirliliği oluşturarak bizleri zehirlemesi gibi bedenimize sunduğumuz kötü yiyeceklerin de bizleri doyurup “ısıtsalar” dahi ortaya çıkan yan ürünler aracılığı ile bedenimiz ve beynimiz için birer zehire dönüşebileceklerini unutmamak gerekir” uyarısında bulunuyor.

Bu yağlara ve işlenmiş ürünlere dikkat!

Yapılan çalışmaların; palm yağı, işlenmiş süt ürünleri ve kırmızı ette bulunan yağlar, hazır atıştırmalıklar ve kızartmalarda bulunan trans yağların oldukça zararlı olduğunu ortaya koyduğunu söyleyen Dr. Mustafa Seçkin; mısır yağı, ayçiçek yağı ve kanola yağı gibi linoleik asit içeren yağların da yüksek ısıda pişirildiğinde hücre hasarına neden olabildiğini vurguluyor. Dr. Mustafa Seçkin “Bu moleküller ‘Silent Killer’ yani ‘Sessiz Katil’ olarak da adlandırılmışlardır. Ayrıca, kızarmış ürünler, hazır gıdalar, patates cipsleri, hazır kekler, şekerli-kakaolu kremalar gibi pek çok üründe bu zararlı yağlar yoğun miktarda kullanılmaktadır” diyor. Alzheimer hastalarının beyinlerinin sağlıklı bireylere göre daha “asidik” yapıda olduğunu belirten Dr. Mustafa Seçkin, vücudun pH dengesini asidite lehine bozacak kırmızı et, doğal olmayan yemlerle beslenmiş çiftlik balığı, tahıl, alkol, gazlı ve şekerli içecekler ve enerji içeceklerinden de kaçınılması gerektiğini söylüyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Beyin dostu besinler

Soğuk sıkım sızma zeytinyağı başta olmak üzere, deniz ürünleri, badem, fındık, ceviz, çiya tohumu, avokado ve semiz otu gibi omega-3 içeren besinlerin ise tam tersine Alzheimer hastalığı üzerindeki iyileştirici etkileri olduğuna ve unutkanlığı azalttığının kanıtlandığına dikkat çeken Nöroloji Uzmanı Dr. Mustafa Seçkin şöyle konuşuyor: “Mevsim sebze ve meyveleri, olta balığı, karnabahar, brokoli, lahana, sarımsak, soğan, zencefil, limon gibi ürünlerin özellikle tüketilmesi önerilmektedir. Sinir hücrelerinin fonksiyonlarını yerine getirebilmeleri için E ve D vitaminlerini ve B vitamin kompleksini içeren besinler günlük diyete dahil edilmeli, hekim önerisiyle gerektiğinde dışarıdan takviye olarak alınmalıdır.”

Kırmızı şarap efsanesi yanlış!

Toplumda ‘kırmızın şarabın Alzheimer hastalığına olumlu etkileri olduğu’ yönündeki düşüncenin ise yanlış olduğunu belirteren Dr. Mustafa Seçkin “Yapılan biyokimyasal çalışmalar; kırmızı şarapta bulunan resveratrol adlı maddenin antioksidan özelliklerinin olduğunu ancak insan vücudunda antioksidan etkilerin oluşabilmesi için günde 500 ila 2000 miligram resveratrol tüketilmesi gerektiğini göstermektedir. Bir kadeh kırmızı şarapta bir miligramın bile altında resveratrol bulunduğunu düşünürsek Alzheimer hastalığından koruyacak kadar antioksidan etki yaratacak dozlara çıkabilmek için günde 50-100 şişe şarap içilmesi gerekir ki böyle bir tüketim mümkün değildir. Dolayısı ile kırmızı şarabın düzenli olarak tüketilmesinin Alzheimer hastalığına karşı bilimsel olarak kanıtlanmış bir faydası yoktur” diyor. Nöroloji Uzmanı Dr. Mustafa Seçkin diyet planlaması yapılırken kişiye özel düzenlemelerin olması gerektiğini, tek bir diyet tipinin herkes için yararlı olamayacağı gibi, bulunulan coğrafyaya özgü yararlı besinlerin diyetisyenler ve gerekirse klinisyenler gözetiminde diyete eklenebileceğini söylüyor.

Bacaklardaki damar tıkanıklığına dikkat!

Bacaklardaki damar tıkanıklığına dikkat!

Sigara, sağlıksız beslenme, hareketsizlik, bazı kronik hastalıklar ve daha bir çok etken nedeniyle bacaklarda görülme sıklığı her geçen gün artan damar tıkanıklığı, genellikle 50 yaş üzerinde yaygın olarak karşımıza çıkıyor. Acıbadem Taksim Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Macit Bitargil, erkeklerde kadınlara oranla daha fazla görülen damar tıkanıklığının ilerleyici bir hastalık olduğunu belirterek “Bacaklarda güçsüzlük ve yol yürüme ile oluşan ağrı, enfeksiyona meyilli yara açılması, renk değişikliği ve solgunluk, kıllanmada azalma, tırnak büyüme hızında yavaşlama gibi belirtilerle kendini gösteren damar tıkanıklığı tedavi edilmediğinde çok ciddi sorunlara neden olabilir. Bacaklarda şiddetli ağrı nedeniyle kişiyi yürüyemez hale getirebildiği gibi, son evrelerde bacağın kesilmesine, yatalak olmaya yol açabilir” diyor. Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Macit Bitargil, bacaklarda damar tıkanıklığına neden olan 8 önemli nedeni anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Doç. Dr. Macit Bitargil

Sigara Kullanımı

Sigara içmek damarı zamanla daraltıp tıkayan ‘ateroskleroz’ denilen damar sertliği tablosuna yol açıyor. Damar tıkanıklığı hastalıklarının neredeyse yarısını sigara kullanımı oluşturuyor. Üstelik sadece sigara içmek değil, sigara içilen yerde bulunmak ve dumana maruz kalmak bile damar tıkanıklığı riskini artırıyor. Sigaranın kontrol edilebilir risk faktörleri arasında olması dolayısıyla kişinin olabildiğince çabuk bu alışkanlıktan vazgeçmesi riski azaltmada çok önemli rol oynuyor.

Hareketsizlik ve fazla kilo

Özellikle son yıllarda teknoloji kullanımının da artması ile hareketsizlik çok büyük bir sorun olarak karşımıza çıkıyor. Hareketsizlik arttıkça kilo alımı artıyor, kilo aldıkça hareket etme isteği de zamanla azalıyor. Bu kısır döngünün sağlığımızı ciddi anlamda tehdit etmeye başladığını vurgulayan Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Macit Bitargil “Hareketsizlik ve kontrolsüz kilo alımı damar tıkanıklıkları için de önemli bir risk faktörüdür. Dünyada her yıl yaklaşık 3 milyon insan hareketsiz yaşam nedeni ile hayatını kaybetmektedir. İstenmeyen etkilerin önüne geçebilmek için günde 5000 adımın altına düşmemek, haftada 3-4 defa 40-50 dakika kadar düzenli egzersiz yapmak büyük önem taşımaktadır” diyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Yüksek Kolesterol (Yağlı beslenme)

Kolesterol ve trigliseritler yağsı  maddeler olup vücutta fazla miktarlarda bulunduğunda çeşitli etkileşimler ile damar çevresinde birikerek damar tıkanıklığına neden olabiliyorlar. Doç. Dr. Macit Bitargil “Halk arasında LDL kötü huylu, HDL ise iyi huylu kolesterol olarak bilinir. Çünkü LDL kolesterolü damara taşıyan moleküldür. Damardaki kolesterolü taşıyarak uzaklaştıran molekül ise HDL’dir. Kandaki yüksek kolesterol, trigliserit ve LDL seviyeleri tehlike çanları gibidir. Uygun diyet veya ilaçla müdahale yapılarak düşürülmelidir” uyarısında bulunuyor.  HDL seviyelerinin ise düşük olmaması gerektiğini belirten Doç. Dr. Macit Bitargil, bunun için  spor yapmanın ve sağlıklı beslenmenin şart olduğunu vurguluyor.

Hipertansiyon

Kalbimiz vücudumuza dakikada ortalama 5 litre kan pompalarken, normade kan basıncının 120/80 mmhg olması gerekiyor. Bu seviyenin üzerindeki yüksek basınçlarda damar içindeki hücreler zarar görmeye başlarken, doğru zamanda müdahale edilmezse damar daralmaları ve tıkanıklıkları kaçınılmaz oluyor. Doç. Dr. Macit Bitargil “Bu nedenle belirli aralıklarla tansiyonumuzu kontrol ettirmek ve bu konuda bir farkındalığa sahip olmak önemlidir. Doğru diyet önerileri ile tuzlu beslenmeden kaçınmak, spor yapmak, kilo vermek ve gerekiyorsa ilaç kullanmak tedavide mihenk taşlarıdır” diye konuşuyor.

Diyabet

Diyabet hastalarının yaklaşık  yüzde 20-30’unda damar tıkanıklığı da görülebiliyor. Kontrolsüz kan şekeri zamanla damar lümeninde problemlere neden olarak damar tıkanıklığına yol açabiliyor. Kan akımının azalması ve diyabet hastalığının etkileri ile bacaklarda iyileşmeyen yaralar açılabildiğine dikkat çeken Doç. Dr. Macit Bitargil “Diyabet hastalarının kendilerine doktor tarafından verilen ilaçları uygun şekilde kullanmaları, kan şekeri kontrollerini ihmal etmemeleri ve uygun beslenme önerilerini takip etmeleri sağlık açısından çok önemlidir” uyarısında bulunuyor.

İleri yaş

Yapılan araştırmalar, geçen her 10 yılda damar tıkanıklığı riskinin 2 kat arttığını ortaya koyuyor. Özellikle 50 yaşından sonra sigara kullanımı, yağlı beslenme, fazla kilo alımı, hareketsizlik gibi kontrol edilebilir risk faktörlerini en aza indirmek ve belli aralıklarla damar sağlığını kontrol ettirmek riski azaltmada büyük önem taşıyor.

Genetik hastalıklar

Bazı hastalarda genç yaşlarda beklenmedik şekilde damar tıkanıklığı problemlerine rastlanabildiğini belirten Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Macit Bitargil şöyle konuşuyor: “Ailesel kolesterol hastalıkları, Factor V leiden mutasyonu, antithrombin 3, protein C, S bozuklukları gibi kan pıhtılaşmasına neden olabilen hastalıklarda damarlarda beklenmeyen tıkaçlar oluşabilmektedir. Bazı basit genetik testler ve kan testleri ile tanı konulabilmekte ve bu hastalarda uygun medikal tedavi, kan sulandırıcı tedavileri ile hastalık erken safhalarda kontrol altına alınabilmektedir.”

Damar iltihaplanmaları (Vaskulitler)

Burger hastalığı, Kawassaki hastalığı ve Behçet hastalığı gibi birçok damar iltihaplanması sorunu ile karşılaşılıyor. Doç. Dr. Macit Bitargil, genç yaşlarda vücuttaki küçük, orta ya da büyük çaptaki damarlarda ciddi problemlere ve tıkanıklıklara neden olabilen vaskulitlerde erken tanı ve tedavinin çok önemli olduğunu belirterek, tedavi yapılmadığı taktirde etkilenen uzvun ve organın kaybı ve ciddi hayati risklerin ortaya çıkacağını söylüyor.

Ameliyat olan hastalar dikkat!

Tedavi sonrası bu kurallara uymazsanız!

Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Macit Bitargil, damar tıkanıklığı olan hastalarda ilaç tedavisinin yetersiz kaldığı durumlarda çeşitli girişimsel yöntemler ile (stent, balon, açık ameliyat teknikleri) tedavi sağlanabildiğini belirtirken “Ancak dikkat edilmediği takdirde hastalık yeniden ortaya çıkarak yeni tıkanıklıklara yol açabiliyor. Bu bakımdan verilen ilaçları düzenli olarak kullanmak, tansiyon, kolesterol ve diyabet hastalıklarını kontrol altında tutmak, sigaradan uzak yaşamak, dengeli ve sağlıklı beslenmek, düzenli egzersiz yapmak ve dengeli kiloda kalmak çok önemlidir” diyor.

Parkinson hastasına beyin pili takılırsa!

Parkinson hastasına beyin pili takılırsa!

Halk arasında ‘titreme’ hastalığı olarak da bilinen Parkinson, beyin hücrelerinin tahribatıyla yaşam kalitesini ciddi şekilde etkileyen ilerleyici bir sinir sistemi hastalığı. Genellikle 60’lı yaşlarda ortaya çıkmakla birlikte daha erken yaşlarda da görülebilen hastalık, günümüzde ortalama yaşam süresinin uzamasıyla giderek yaygınlaşıyor. Acıbadem Taksim Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Pulat Akın Sabancı “Parkinson hastalığı vücut hareketlerini etkilediği için hastanın hayat kalitesini zamanla giderek düşürür. Hastalık, sinir hücrelerinin birbirleriyle iletişimini sağlayan ‘dopamin’ adı verilen bir maddenin azalması sonucu geliştiğinden, hastalar ilk senelerde dopamin ve benzer etkiye sahip ilaçlarla bir balayı süresi yaşayabilirler. Ancak ilerleyici bir hastalık olması nedeniyle zamanla ilaçların dozları yeterli gelmemeye başlar ve hekim kontrolünde ilaç dozları artırılır. Çok yüksek ilaç dozlarına çıkıldığında hastalarda istemsiz hareketler başlar. Bu durumda cerrahi tedavi (beyin pili) gündeme gelir” diyor. Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Pulat Akın Sabancı, Parkinson hastalığı hakkında en çok merak edilen 5 soruyu sıraladı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Doç. Dr. Pulat Akın Sabancı

Bu belirtilerle kendini gösteriyor!

  •  Sinsice başlayan ve genellikle tek taraflı elde titreme ile farkedilen Parkinson hastalığında el titremesi dinlenme sırasında görülüyor. El hareket ettiğinde titreme duruyor.
  • Titremenin yanında hareketlerde yavaşlama ve sertlik görülüyor. Kaslardaki bu sertlik daha çok hastanın el bileği, dirsek, kalça ve diz gibi eklemlerinde hareketi zorlaştırıyor.
  • Zorlaşan hareket sebebiyle hastada duruş ve yürüme bozukluğu gelişiyor. Hastalar belli bir süre sonra yürürken kollarını eskisi gibi sallayarak yürüyememeye başlarken, kollarındaki normal salınım hareketi kayboluyor.
  • Yüz ifadelerinde donukluk (mimiklerinde azalma) oluyor.
  • Konuşmalarında monotonluk ve daha kısık sesle konuşma da görülebiliyor.

Yaşam kalitesi iyileştirilebiliyor

Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Pulat Akın Sabancı “Parkinson hastalığının tam şifaya ulaştıran kesin bir tedavisi yoktur. Yalnız hastalığın bulgularını azaltmaya veya geri çevirmeye yönelik ilaçlar bulunmaktadır. İlaçlara direnç gelişmesi durumunda veya şikâyetlerin (özellikle titremenin) ilaçlarla istenildiği kadar güçlü şekilde kontrol edilememesi durumunda cerrahi tedavi (beyin pili takılması) uygulanabilir” diyor.

Beyin pili hastaya özgürlük sağlıyor

Parkinson cerrahisinde asıl amacın; hastanın kullandığı ilaçların sayısını ve dozlarını düşürmek olduğunu belirten Doç. Dr. Pulat Akın Sabancı, bu nedenle ameliyat öncesinde kullanılan dört-beş farklı Parkinson ilacının, bir ya da iki ilaca düşürüldüğünü, uygun görülen bazı hastalarda ilacın tamamen de kesilebildiğini söylüyor. Beyin pilinin, ilaçlara rağmen hayat konforu gerilemeye başlayan hastalara kimseye bağımlı olmadan yaşayabilme, yüzme ve fiziki kapasitesine uygun spor faaliyetlerini yapabilme imkanı sağladığına dikkat çeken Doç. Dr. Pulat Akın Sabancı, takılan sistemin cilt altında kalmasından dolayı dışardan herhangi bir parçasının görülmediğini belirtiyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Parkinson hastasına beyin pili takılabilmesi için…

Beyin pili ameliyatına uygun hastalar Beyin ve Sinir Cerrahisi ve Nöroloji uzmanlarından oluşan bir ekip tarafından belirleniyor. Beyin pili takılabilmesi için hastaların bazı kriterlere uygun olması gerekiyor. İlaçla şikayetleri düzelen hastalara beyin pili takmaya gerek olmadığını belirten Doç. Dr. Pulat Akın Sabancı şöyle konuşuyor: “Bazı hastalarda Parkinson’a benzer bulgularla başlayan ancak yıllar içinde farklı hastalıklara dönüşen durumlar gözlenir. Bu sebeple beyin pili takılacak hastaların Parkinson hastası olduğundan emin olmak için en az birkaç sene beklenmesi gerekir. Ayrıca hastalar genel anestezi alabilecek tıbbi şartları sağlamalıdır.”

Beyin pili ameliyatı iki aşamada gerçekleşiyor

Ameliyat iki evrede gerçekleştiriliyor. Yaklaşık üç saat süren ameliyatın ilk ve daha uzun süren bölümünde hasta genel anestezi almıyor. Lokal anestezi ile hastanın başına bir çerçeve takılarak, işlem süresince şuurunun açık olması isteniyor. Hasta herhangi bir ağrı duymuyor. Beynin özel çekirdeklerine kabloların takıldığı bu ilk evrenin ardından çerçeve çıkarılıyor. Genel anestezi ile uyutulan hastanın göğüs bölgesinde cilt altına bu kabloların birleştirileceği pil yerleştiriliyor. Ameliyat sonrası bir gün hastanede kalınıyor. Bir hafta sonra da hasta dikişlerinin kontrolü ve pil ayarlarının yapılması için poliklinik kontrolüne çağrılıyor.

Dil bozukluğu demans belirtisi olabilir mi?

Dil bozukluğu demans belirtisi olabilir mi?

Son günlerde en çok konuşulan hastalıklardan biri, ünlü oyuncu Bruce Willis’in artık aktörlüğü sürdüremeyecek olmasına yol açan Primer Progresif Afazi (PPA) hastalığı oldu. Çağın korkulan hastalığı demansın görece daha az görülen bir alt tipi olan Primer Progresif Afazi, beynin dil fonksiyonlarından sorumlu alanlarındaki ilerleyici hasara bağlı olarak gelişiyor ve kişinin günlük yaşam aktivitelerini etkiliyor. Acıbadem Üniversitesi Nöroloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi ve Acıbadem Taksim Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Mustafa Seçkin “En sık demansa yol açan hastalık Alzheimer hastalığı olduğundan ve Alzheimer hastalığının en sık görülen belirtisi de unutkanlık olduğundan dolayı demans eşittir unutkanlık tarzında genel bir algı söz konusudur. Oysa ki demansın tek belirtisi unutkanlık olmadığı gibi bazı demans hastalarında belirgin unutkanlık olmaksızın bilişsel etkilenme görülebiliyor. Dil bozuklukları yani “afazi” de bu belirtilerden biri olabiliyor” diyor. Nöroloji Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Mustafa Seçkin, Primer Progresif yani ilerleyici Afazi hastalığının 3 önemli belirtisini anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Dr. Mustafa Seçkin

  • Dil ve iletişim becerilerinde bozulma!

Demans, bilişsel fonksiyonlarda ilerleyici bozulma ile karakterize bir hastalıktır. Bilişsel fonksiyonlar deyince kast edilen bellek, dikkat, yürütücü işlevler (hesaplama, karar verme, muhakeme vb), görsel-mekansal işlevler (obje ve yüz tanıma, yön bulma vb) ve dil fonksiyonlarıdır. En sık demansa yol açan hastalık Alzheimer hastalığı olduğundan ve Alzheimer hastalığının en sık görülen belirtisi de unutkanlık olduğundan dolayı ‘demans eşittir unutkanlık’ tarzında genel bir algı söz konusudur. Oysa ki demansın tek belirtisi unutkanlık olmadığı gibi bazı demans hastalarında belirgin unutkanlık olmaksızın bilişsel etkilenme görülebilir. Dil bozuklukları yani “afazi” de bu belirtilerden biri olabilir. Dil bozukluğunun ön planda olduğu demans tipine Primer Progresif Afazi (PPA) adı verilir. PPA hastalarında dil ve iletişim becerilerinde bozulma ön plandadır.

  • ‘Tam da dilimin ucunda’ ve ‘şey’ kelimelerinı sık kullanmaya başlama!

Bazı hastalarda konuşma akıcı gibi görünse de anlamsız kelimeler kullandıkları için söyledikleri anlaşılmaz. Bu hastalar duydukları veya okudukları kelimeleri de anlamakta zorlanırlar. Örneğin; yemekte “ekmek ister misin” diye sorulduğunda “ekmek ne?” diye yanıt verebilirler. Bir grup hastada ise belirgin anlama bozukluğu olmayabilir ama bu hastalarda konuşma akıcılığı bozulmaya başlar, hatta dilbilgisi hataları görülebilir. Adeta Türkçe’yi yeni öğrenen bir yabancı gibi konuşmaya başlayabilirler. Son yıllarda tanımlanan yeni bir hasta grubunda ise anlama da dilbilgisi de korunduğu halde kelime-bulma güçlüğünün ön planda olduğu gösterilmiştir. Bu hastalar özellikle hastalığın erken dönemlerinde söyleyecekleri kelimeler akıllarına gelmediğinde “tam da dilimin ucunda” diyebilirler veya “şey” kelimesini eskiye oranla daha sık kullanmaya başlayabilirler.

Pause Sağlık, Pause Dergi

  • Anksiyete ve duygudurum bozuklukları artıyor!

Nöroloji Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi “PPA hastalarında en çok dil fonksiyonları etkilenir ancak hastalık ilerledikçe diğer bilişsel fonksiyonları da etkilemeye başlar. Yakın zamanda Cognitive and Behavioral Neurology Dergisi’nde yayınlanan bir çalışmamızda; PPA hastalarındaki sözel bellek bozukluklarını gösterdik. Ancak aynı hasta grubunda görsel bellek fonksiyonları korunmuştu. Bu da tipik Alzheimer hastalığı ile PPA’nın ayrıldığı konulardan birisi. Hastalık ilerlese de PPA hastalarında görsel bellek fonksiyonları geç döneme kadar korunabiliyor. Bazı hastalarda özellikle dikkat ve yürütücü işlev bozuklukları gelişebiliyor. Bir başka çalışmamızda ise; PPA hastalarında ciddi düzeyde anksiyete, ilgisizlik, kayıtsızlık ve sinirlilik ile karakterize duygudurum bozuklukları olabileceğini gösterdik” diyor. Dil ve iletişim problemlerinin yanı sıra, hastalığın neden olduğu nöropsikiyatrik bozukluklar da afazi hastasına bakımveren aile bireyleri için ciddi sıkıntılar oluşturabiliyor.

Kelime bulma güçlüğü ‘basit unutkanlık’ olarak görülüyor, ama!

Nöroloji Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Mustafa Seçkin, dünyada ve ülkemizde hastalığın erken tanısı ve tedavisi ile ilgili çalışmaların hızla devam ettiğini belirterek şöyle konuşuyor: “Primer Prograsif Afazi hastalığını ortadan kaldıracak veya ilerlemesini durduracak bir tedavi henüz mevcut değil. Ancak yeni ilaç çalışmaları beyinsel hasarı yavaşlatma konusunda umut vermektedir. Kullanıma geçildiğinde PPA hastaları da tıpki Alzheimer hastaları gibi bu ilaçlardan yararlanabileceklerdir. Ayrıca, erken evrelerde başlanan dil-konuşma terapileri hastaların ietişim becerilerini daha uzun süre korumalarını sağlayabilmektedir. Ancak belirgin unutkanlık yakınmaları olmadığı için veya afazinin erken belirtisi olan isimlendirme ve kelime-bulma güçlüğü ‘basit unutkanlık’ olarak değerlendirildiği için PPA hastalarının bir nöroloji uzmanına başvurmakta gecikiyor. Oysa kişinin dil ve iletişim becerilerindeki gerilemesi konusunda farkındalık oluşması, demans hastalığının erken dönemde tespit edilmesi için de yararlı olacaktır.”

 Normal doğum istiyorum ama korkuyorum diyorsanız!

 Normal doğum istiyorum ama korkuyorum diyorsanız!

Çocuk sahibi olmaya karar veren ve gebelik testinin pozitif çıkmasıyla unutulmaz mutluluk yaşayan anne-baba adayları için, hayatlarında heyecanlı ve telaşlı bambaşka bir dönem de başlamış oluyor. İlk ultrasonografik görüntülerdeki heyecan, bebeğin gelişiminin takibi, kız mı-erkek mi derken, doğum şeklinin ne olacağı da bu tatlı heyecanda sordukları başlıca sorular arasında yer alıyor. İşte bu noktada, dünyaya geliş şeklini aslında bebeğin kendisinin seçtiğini biliyor muydunuz? Acıbadem Taksim Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Ece Sınacı “Bazen saatlerce süren kasılmalar ve aslında iyi ilerlediğini gördüğümüz süreçlere rağmen bebek bir türlü vajinal yolla gelmez. Anne adaylarının bu durumda sezaryene yönelmeleri kendilerini başarısız hissetmelerine yol açmamalı. Zorunlu durumlarda başvurulan sezaryeni bir başarısızlık, vajinal doğumu bir başarı olarak görmemek gerekir” diyor.

Son yıllarda gerek eğitimler, gerekse sosyal medya kullanımı sayesinde anne adaylarının birbirleriyle çok daha fazla tecrübe paylaşımında bulunmasıyla doğal doğuma ilginin arttığını söyleyen Dr. Ece Sınacı şöyle konuşuyor: “Bizim amacımız mümkün olduğunca az müdahale ile gebenin kendini evinde hissedeceği bir doğum deneyimine eşlik etmektir. Bu doğum şekline ilgi arttı çünkü insanlar artık daha cesur ve duydukları kötü deneyimlerle hareket etmek yerine kendileri deneyimlemeyi tercih ediyorlar. Doktorlar ve ebeler de onların elinden tutup yanlarında oluyor.” Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Ece Sınacı, doğal doğum hakkında en sık sorulan 7 soruyu sıraladı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Dr. Ece Sınacı

  • Suni sancıdan korkmalı mıyız?

Bütün ek müdahaleler iyi ki var. Doğru noktalarda kullanıldığında hayat kurtarıyor.

Suni sancı bize başlamayan doğumu başlatma imkanı sunuyor, yeterli kasılmaları olmayan gebelerde kasılmaların gücünü artırarak doğumun ilerlemesini sağlıyor. Elbette kasılma yokken bir anda kasılma başlayınca gebe adapte olmakta zorlanabilir ama öncesinde gebelik süreci ve doğumla ilgili eğitim alan anne adaylarıyla, bu süreci daha iyi yönetebiliyoruz.

  • Doğal doğumda hiç müdahale edilmiyor mu?

Öncelikle ‘doğal’ doğumdan anlaşılan; ninelerimizin tarlada, bahçede kendi başlarına yaptıkları doğumsa bunu yapmamız mümkün değil. Kadınlar zamanında kimsenin desteği olmadan bu deneyimi yaşamak zorunda kalmışlardır. Bizim amacımız mümkün olduğunca az müdahale ile gebenin kendini evinde hissedeceği bir doğum deneyimine eşlik etmektir. Elbette damar yolu açılmalı, belirli aralıklarla NST (anne karnında bebeğin kalp atışları ve annenin doğum kasılmalarını gösteren test) çekilmeli, bunların olması bizi sağlıklı ve minimum müdahaleli vajinal doğum deneyiminden uzaklaştırmaz.

  • Doğal doğumda günümüzde eskiye göre ne değişti?

Dr. Ece Sınacı “Günümüzde doğal doğum deyince; gebenin kendi kasılmalarının başlattığı, her saat ilerlemesi gereken hızda ilerleyen, su kesesinin kendiliğinden açıldığı, gebenin kasılmaları karşılarken istediği gibi hareket edebildiği, mahremiyete önem verilen, suyun-aromatik yağların-müziğin terapötik etkisinden faydalandığımız, ev konforunda ama hastane güvenliğinde ve sürecin sağlıklı anne-bebek ile sonuçlandığı bir doğum anlayabiliriz” diyor.

  • Nasıl bir ortamda doğum oluyor?

Aslında istediğimiz; gebenin kasılmaların bir kısmını evde karşılaması. Hastane ne kadar konforlu olursa olsun gebeye yabancı bir ortam. Evde kasılmalar belli bir noktaya gelip hastanede geçirilen sürenin kısalmasını arzu ederiz. Kasılmaların başında gebe serviste oluyor, bebeğin gelişi yaklaşınca doğumhaneye alıyoruz. Eğer anne ve baba isterse, baba da doğumda olabiliyor. Doğum, şeklinden bağımsız olarak yeni bir bireyin hayata gelmesinin yanında yeni bir ailenin de hayata gelmesi demek. Bebek, ten tene teması sadece anneyle değil baba ile de kurmalıdır.

Pause Sağlık, Pause Dergi

  • Üstten bastırılıyor mu?

Üstten bastırmak bebeğin çıkması gerektiği zamanda çıkmadığı ve annenin de ıkınacak gücünün kalmadığı durumda bebeğin bir zarar görmeden çıkabilmesine yardım etmek için kullandığımız bir yöntem. Dışardan bakan biri için çok kaba görünebilir, her gebeye rutin yapılmaz ama gerektiğinde yapılınca hayat kurtarır.

  • Epidural anestezi hangi durumlarda gerekli?

Her gebenin kasılmaları karşılama şekli ve kasılmalara verdiği tepki farklıdır. Eğer gebe vajinal doğumu deneyimlemek istiyorsa, ultrasonografide ve fizyolojik açıdan hiçbir engel yoksa, fakat kasılmalar çok ağır geliyorsa epidural anestezi gebeye konforlu bir vajinal doğum imkanı sağlıyor.

  • Gebeler doğum sürecinde hareket edebiliyor mu?

 Dr. Ece Sınacı “Mümkünse hiç oturmasınlar. NST çekilirken bile ayakta dursunlar, yürüsünler isteriz. Ebeler her alanda olduğu gibi yürürken de gebelere destek oluyorlar, gebenin koluna girip hastanenin merdivenlerini inip çıkmasına eşlik ediyorlar, bu bariz bir şekilde doğum süresini kısaltıyor. Doğum bir ekip işidir ve doğuma doktorun yanı sıra ebe, psikolog ve doula da (doğum süreciyle ilgili eğitimini tamamlamış doğum destekçisi) girebiliyor” diyor.

Uzun süren öksürüğe dikkat!

Uzun süren öksürüğe dikkat!

Yüzyılın salgın hastalığı Covid-19’un ardından çok sayıda insanı etkileyen ve ölümüne neden olan ikinci önemli bulaşıcı hastalığın tüberküloz olduğunu biliyor muydunuz? Halk arasında ‘verem’ olarak da adlandırılan tüberküloz hastalığı dünyada her yıl milyonlarca kişinin kapısını çalıyor. Acıbadem Taksim Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Tülin Sevim “Sağlık Bakanlığı, 2020 yılı raporunda ülkemizdeki tüberküloz hasta sayısının 11.788 olduğunu ve 836 kişinin tüberküloz nedeniyle hayatını kaybettiğini bildirmiştir. Dünyada her yıl yaklaşık 10 milyon kişi tüberküloza yakalanmaktadır ve 2020 yılında 1,5 milyon kişi tüberkülozdan ölmüştür. Tüberküloz dünyada ölüm nedenleri arasında 13. sırada yer almaktadır” diyor. Covid-19 pandemisinin tüberkülozun tanı ve tedavisini son derece olumsuz etkilediğini belirten Doç. Dr. Tülin Sevim, 24 Mart Dünya Tüberküloz Günü kapsamında yaptığı açıklamada tüberkülozun en sık görülen 6 önemli belirtisini anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Doç. Dr. Tülin Sevim

Solunum yoluyla bulaşıyor

Halk arasında ‘verem’ olarak da bilinen tüberküloz, hava yoluyla kişiden kişiye yayılan, bulaşılıcığı yüksek bir enfeksiyon olarak günümüzde de çok sayıda kişiyi etkisine almaya devam ediyor. Acıbadem Taksim Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Tülin Sevim, tüberkülozun, başta akciğerler olmak üzere tüm organlarda görülebilen bir hastalık olduğunu belirterek “Tüberküloz insandan insana solunum yoluyla bulaşır. Tüberküloz hastası öksürürken, hapşırırken çok sayıda basili dış ortama saçar. Havada asılı olarak kalan bu mikroplar, hastalığın diğer insanlara bulaşmasına neden olmaktadır. Tüberküloz, insanlık tarihi kadar eski bir hastalıktır ve hala önemli bir halk sağlığı sorunu olmaya devam etmektedir” diyor. Türkiye’de tüberküloz kontrol çalışmalarının asıl olarak “Verem Savaşı Dispanserleri” tarafından yürütüldüğünü, Sağlık Bakanlığı 2020 yılı raporuna göre ülkemizdeki tüberküloz hasta sayısının 11.788 olduğunu, 836 kişinin de tüberküloz nedeniyle hayatını kaybettiğini söyleyen Doç. Dr. Tülin Sevim şöyle konuşuyor: “Dünyada her yıl yaklaşık 10 milyon kişi tüberküloza yakalanmaktadır ve 2020 yılında 1,5 milyon kişi tüberkülozdan hayatını kaybetmiştir. Tüberküloz dünyada tüm ölüm nedenleri arasında 13. sırada yer almaktadır.”

Covid-19 pandemisi çok olumsuz etkiledi!

Covid-19 pandemisinin, tüm dünyada ve ülkemizde tüberküloz kontrolünü olumsuz yönde etkilediğini belirten Doç. Dr. Tülin Sevim “Sağlık çalışanlarının ağırlıklı olarak Covid-19 ile mücadelede görevlendirilmesi, insanların Covid-19 korkusu ile sağlık kurumlarına başvurmaktan çekinmeleri tüm dünyada temel tüberküloz hizmetlerinde ciddi aksamalara neden olmaktadır. Dünya Sağlık Örgütü; 2020 yılında 2019’a kıyasla çok daha az sayıda kişiye tüberküloz tanısı konularak tedaviye başlandığını bildirmiştir. Pandemi döneminde diğer birçok hastalıkta olduğu gibi tüberküloz tanı ve tedavisinde de gecikmeler yaşanmaktadır. Bu nedenle Covid-19 pandemisi sonrası tüberküloz hastalığında önemli artış yaşanabilir” diyor.

Tüberkülozun en sık görülen 6 belirtisi!

Tüberkülozda görülen belirtilerin hiç birisinin tüberküloza özgü olmadığını, diğer birçok hastalıkta da görülebildiğini belirten Doç. Dr. Tülin Sevim şöyle konuşuyor: “Tüberkülozun en önemli özelliği sinsi bir hastalık olmasıdır; hafif şikâyetlerle başlar ve yavaş ilerler. Erken tanı için 2-3 haftadan daha uzun süredir öksürük yakınması olan kişiler mutlaka göğüs hastalıkları polikliniğine veya Verem Savaşı Dispanserlerine başvurmalıdır. Akciğer grafisi ve balgam muayenesi ile hızla tanı koyup tedaviye başlamak mümkündür.” Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Tülin Sevim, tüberkülozun en sık görülen 6 belirtisini şöyle sıralıyor;

Pause Sağlık, Pause Dergi

  • Öksürük, balgam

Öksürük tüberkülozda en sık karşılaşılan belirtidir. Başlangıçta kuru öksürük şeklindedir, hastalık ilerledikçe balgam da eklenir. Üst solunum yolu enfeksiyonları, zatürre, akciğer kanseri, bronşektazi (bronşların kalıcı olarak genişlemesi) gibi birçok hastalık benzer şikâyetlere neden olabilir. Tüberküloz sinsi seyir gösteren bir hastalıktır, en önemli özelliği belirtilerin hafif şekilde başlayıp zaman içinde ilerlemesidir. Erken tanı için 2-3 haftadan uzun süren öksürüğü olan hastalarda mutlaka akciğer grafisi çekilmeli ve balgam muayenesi yapılmalıdır.

  • Balgamda kan görülmesi

karışık kanamaya neden olabilir. Hemoptizinin en sık nedenleri tüberküloz, bronşektazi ve akciğer kanseridir. Genç, daha önce herhangi bir akciğer hastalığı geçirmemiş, sigara içmeyen bir kişide balgamda kan görüldüğünde ilk akla gelmesi gereken hastalık tüberkülozdur.

  • Göğüs ağrısı

Göğüs ağrısı daha çok akciğer zarı tüberkülozunda görülen bir belirtidir. Ağrı nefes almakla artar. Göğüs ağrısı; kalp ve akciğerlerin birçok hastalığında görülebilir. Göğüs ağrısıyla birlikte; bir süredir devam eden iştahsızlık, ateş, kuru öksürük gibi şikâyetler de mevcutsa tüberküloz düşünülmelidir.

  • Ateş

Hastalığın ileri dönemlerinde ortaya çıkan bir belirtidir. Ateş genellikle sabahları normal veya düşüktür, gün boyunca yükselir, öğleden sonra geç saatlerde veya akşam saatlerinde en yüksek düzeye ulaşır. Ateş, tüberküloz dışında da bir çok enfeksiyon veya enfeksiyon dışı hastalığın belirtisi olabilir.

  • Kilo kaybı

Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Tülin Sevim “Birçok hastalıkta olduğu gibi tüberküloz hastalarında da iştahsızlık, halsizlik ve kilo kaybı görülebilmektedir” diyor.

  • Gece terlemesi

Hemen herkes uykusunda terleyebilir. Gece terlemesinin bir hastalık belirtisi olarak değerlendirilebilmesi için, beraberinde başka belirtilerinin bulunması, terlemenin yatak takımlarını ıslatacak veya kişiyi uykusundan uyandıracak boyutlarda olması gerekir. Tüberküloz hastalığının belirtilerinden biri olan gece terlemesi, lenf bezi kanseri (lenfoma), tiroit hastalıkları, diyabet gibi hastalıklarda da görülebilir. Hastanın diğer yakınmaları ile birlikte değerlendirilmesi gerekir.