Yazılar

Çocukları tehdit eden yaz enfeksiyonlar dikkat

Çocukları tehdit eden yaz enfeksiyonlar dikkat

Covid-19 pandemisi nedeniyle aylardır tüm zamanlarını neredeyse sadece ev içinde geçirmek zorunda kalan çocuklar, havaların ısınmasıyla birlikte artık açık havada oynayabilmenin, denize ve havuza girmenin keyfini yaşayacaklar. Ancak bu mutlu tablonun bir de diğer yüzü var; sıcakların etkisiyle pek çok enfeksiyon hastalıklarının kapımızı çalması gibi! Yaz aylarında çocuklarda mide-bağırsak enfeksiyonları, kulak enfeksiyonları ve cilt enfeksiyonları gibi bazı enfeksiyon hastalıklarının görülme sıklığı artıyor. Bunun en önemli nedenlerinden biri, sıcaklık artışıyla birlikte bakterilerin daha hızlı üreyebilmeleri. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre; 5 yaş altındaki çocukların ölüm nedenlerinde enfeksiyonlar ilk sıralarda yer alıyor. Bu nedenle çocuklarımızı yaz mevsiminde de enfeksiyonlardan korumak yaşamsal öneme sahip! Acıbadem Taksim Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Yasemin Eraslan Pınarcı, yaz aylarında çocuklarda en sık en görülen enfeksiyon hastalıklarının başında mide-bağırsak enfeksiyonlarının geldiğine dikkat çekerek, “Mide-bağırsak enfeksiyonlarına neden olan mikroorganizmaların çoğu vücuda ağız yoluyla girdikleri için çocuğumuzun el hijyenine dikkat etmeli ve bizler de bu konuda onlara örnek olmalıyız. Ayrıca sıcak yaz aylarında gıdaları muhafaza etmek güçleşiyor. Bu nedenle hijyeninden emin olmadığımız açıkta satılan yiyecekleri de tüketmemeliyiz” diyor. Acıbadem Taksim Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Yasemin Eraslan Pınarcı, yaz mevsiminde en sık görülen 7 enfeksiyon hastalığından çocukları korumanın yollarını anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu.

Pause Dergi, Pause Sağlık

MİDE-BAĞIRSAK ENFEKSİYONLARI

Mide-bağırsak enfeksiyonları, yaz aylarında çocuklarda görülen enfeksiyon hastalıklarında ilk sırada yer alıyor. Virüs ve bakteriler genellikle kirli-kanalizasyon sularının karıştığı sularda yüzülmesi, kirli suların bulaştığı gıdaların tüketilmeleri ve el hijyenine dikkat edilmemesi sonucu bulaşıyor. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Yasemin Eraslan Pınarcı, enfeksiyonun kendini ishal, bulantı-kusma ve ateş gibi bulgularla gösterdiğini belirterek, şöyle devam ediyor: ‘Bu tablonun en önemli sonuçlarından biri, sıvı kaybı oluyor. Dolayısıyla vücudun kaybettiği sıvıyı yerine koymak tedavinin odak noktasını oluşturuyor. İshal olan çocuklara sık sık su içirilmeli ve yoğurt, ayran, haşlanmış patates, muz ile pirinç lapası gibi gıdalar verilmeli. Yağlı ve şekerli gıdalardan kaçınılmalı. Emziren anneler sık sık emzirmeye devam etmeli. Uzun süren, günde çok sayıda olan, kan içeren ishallerde ve çocuğun ağızdan sıvı alamadığı durumlarda ise mutlaka çocuk doktoruna başvurulmalı”

 Nasıl korumalı?

  • Çocuğunuzun el hijyenine dikkat edin
  • İçme sularının ve yiyeceklerin yıkandığı suların temizliğinden emin olun
  • Hijyeninden emin olmadığınız, açıkta satılan gıdaların tüketiminden kaçının

DIŞ KULAK YOLU ENFEKSİYONU

Özellikle kirli havuz sularından kaynaklanan dış kulak yolu enfeksiyonu ‘yüzücü kulağı’ olarak da adlandırılıyor. Dış kulak yolundaki enfeksiyona bağlı olarak; ağrı, kaşıntı, akıntı ve pis kokuyla kendini gösteriyor. Bu yakınmalarda mutlaka doktora başvurulması ve tedaviye başlanması gerekiyor.

 Nasıl korumalı?

  • Havuz bakımının düzenli yapıldığından, suyunun temiz ve klorlanmış olduğundan emin olun
  • Dış kulak yolunu pamuk, havlu veya parmakla travmatize etmeyin
  • Neme maruz kalmaması için havuz veya deniz sonrasında kulağını temiz havluyla kurulayın

Pause Dergi, Pause Sağlık

İDRAR YOLU ENFEKSİYONU

Yaz aylarında kirli havuz ve sulara girmek, ıslak ve kirli mayoları değiştirmemek gibi etkenler nedeniyle, özellikle kız çocuklarında idrar yolu enfeksiyonu görülme sıklığı artıyor. “Bu enfeksiyon idrar yaparken yanma, idrarda kötü koku, kanlı idrar, karın ağrısı, bulantı, kusma ve ateş gibi belirtilere neden oluyor” bilgisini veren Dr. Yasemin Eraslan Pınarcı, “Bu belirtilerde mutlaka çocuk doktoruna başvurulması gerekiyor, aksi halde böbreklerde hasara yol açabiliyor” diyor.

Nasıl korumalı?

  • Pamuklu iç çamaşırlarını tercih edin
  • Günlük iç çamaşırı değişimine özen gösterin
  • Islak ve kirli mayoları bekletmeden değiştirin
  • Tuvalet eğitimi yoksa bez değişimi sırasında temizliği önden arkaya doğru yapın

HEPATİT A SARILIĞI

Dr. Yasemin Eraslan Pınarcı hepatit A virüsünün ağız yoluyla bulaştığını belirterek, “Bu virüs kirli su ve kirli gıdalardan bulaşıyor. Ateş, karın ağrısı, kusmayla birlikte cilt renginde sararma görülüyor. Tedavide geç kalındığında karaciğerde hasar oluşturabiliyor. Dolayısıyla bu belirtilerde mutlaka çocuk hekimine başvurulmalı” diyor.

 Nasıl korumalı?

  • El ve tuvalet hijyenine özen gösterin
  • Ortak tabak-çatal kullanımından kaçının
  • Hepatit A aşısını mutlaka yaptırın

Pause Dergi, Pause Sağlık

MANTAR ENFEKSİYONLARI

Yaz aylarında terlemenin artması ve cildin pH’ının bozulması yüzeyel mantar enfeksiyonlarına zemin hazırlıyor. Ciltte genellikle yuvarlak kırmızı-kaşıntılı lezyonlar şeklinde görülüyor. Lokal tedaviler çoğunlukla yeterli geliyor.

 Nasıl korumalı?

  • Pamuklu kıyafetleri tercih edin
  • Çok kalın kıyafetler giydirmekten kaçının
  • Düzenli duş yaptırmaya özen gösterin
  • Cildine uygun pH özelliğine sahip sabunlar tercih edin

KIRIM KONGO KANAMALI ATEŞİ

Kırım Kongo Kanamalı Ateşi genellikle kenelerin ısırmasıyla bulaşan ve ölümcül olabilen viral bir hastalık. Yaz aylarında açık alanlarda geçirilen zamanın artmasıyla birlikte çocuklarda kene ısırmalarına daha sık rastlanıyor. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Yasemin Eraslan Pınarcı, kene ısırması durumunda ailelerin keneye herhangi bir işlem uygulamadan hemen sağlık kuruluşuna başvurmaları gerektiğine dikkat çekerek, “Sağlık kuruluşunda kenenin çıkartılmasının ardından çocuklar ateş, kas ağrısı gibi bulgular açısından takip ediliyor ve gerekli durumlarda bazı tahliller yapılıyor” diyor.

 Nasıl korumalı?

  • Kırsal alanlarda, kenelerin vücuduna girebileceği açık yerlerini kapatın. Örneğin uzun kollu tişörtler giydirin, şort yerine pantolonu tercih edin
  • Kenelerin kolay fark edilebilmeleri için açık renkli kıyafetler giydirin
  • Eve döndüğünüzde kıyafetlerini çıkartarak kene açısından kontrol yapın

Pause Dergi, Pause Sağlık

ÜST SOLUNUM YOLU ENFEKSİYONLARI

Üst solunum yolu enfeksiyonları daha çok kış aylarında olmakla birlikte yazın da görülebiliyor. Boğaz ağrısı, öksürük, burun akıntısı ve ateş, sıklıkla görülen belirtilerini oluşturuyor. Genellikle virüslerin etken olduğu bu hastalıklar destek tedavilerle ortadan kalkıyor. Uzun süren ateş, şiddetli öksürük ve solunum sıkıntısı olması durumunda mutlaka çocuk hekimine başvurulması gerekiyor.

Nasıl korumalı?

  • Kapalı alanları sık sık havalandırın
  • Hasta kişilerle temas etmesinden kaçının
  • Klimaların bakımına ve temizliğine dikkat edin

Nefes darlığının nedenleri

Nefes darlığının nedenleri

Bazı hastalıklarda hafif ve geçici, bazı hastalıklarda şiddetli, bazı hastalıklarda ise uzun süre devam ediyor… Kişinin nefes alışverişini fark etmesi, solunumun zorlaşması ve güçlükle nefes alıp vermesi, ‘dispne’, toplumdaki bilinen adıyla ‘nefes darlığı’ olarak tanımlanıyor. Pandemi sürecinde nefes darlığı geliştiğinde aklımıza ilk olarak tüm dünyayı kasıp kavuran “Covid-19 enfeksiyonu” geliyor. Ancak yaşam kalitemizi oldukça düşürecek boyutlara ulaşabilen nefes darlığı her zaman Covid-19’a işaret etmiyor! Sağlıklı kişilerde de yoğun egzersiz sonrasında, yüksek rakımlı bir bölgede seyahat ederken veya önemli sıcaklık değişimlerinde nefes darlığı oluşabiliyor. Bununla birlikte nefes darlığı ciddi bir sağlık sorununun da habercisi olabiliyor! Acıbadem Taksim Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Tülin Sevim nefes darlığının başlayış şeklinin önemli olduğuna dikkat çekerek, “Ani başlayan şiddetli nefes darlığında acil müdahale gerekebiliyor ve en yakın sağlık kurumuna başvurmak yaşamsal önem taşıyor. Yavaş gelişen, uzun seyirli nefes darlığı ise acil olmasa da mutlaka tetkik edilmelidir.” diyor. Nefes darlığı en sık akciğer hastalıklarında görülse de aslında pek çok farklı hastalık ve psikolojik etkenler nefes darlığına neden olabiliyor. Acıbadem Taksim Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Tülin Sevim nefes darlığına yol açan 10 sağlık problemini anlattı; önemli uyarılarda bulundu.

Pause Sağlık

Astım Astımda nefes darlığı ataklar şeklinde ortaya çıkıyor. Astımı olan hasta çeşitli alerjen ve tetikleyici faktörlerle karşılaştığında; hava yollarında daralma, nefes darlığı ve hışıltılı solunum oluşuyor. Hastanın ataklar dışında solunumu tamamen normal olabiliyor.

KOAH (Kronik Tıkayıcı Akciğer Hastalığı)

Genellikle sigara içen kişilerde görülen, hava yollarında daralma ve nefes darlığıyla karakterize bir hastalık. KOAH’ta nefes darlığı ilerleyici özellik sergiliyor ve zamanla giderek kötüleşiyor. Nefes darlığının geri dönüşümü de olmuyor. Akciğer enfeksiyonları ve ataklar hastalığın daha da ağırlaşmasına yol açıyor.

COVID-19 enfeksiyonu

“Covid-19 son bir yıldır en sık görülen hastalıklardan biridir. En çok karşılaştığımız belirtiler ise ateş, öksürük ve yorgunluktur.” diyen Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Tülin Sevim, şöyle devam ediyor: “Ancak özellikle akciğerlerin etkilendiği durumlarda nefes darlığı da ortaya çıkabiliyor. Nefes darlığı hastalığın ciddiyetini göstermesi açısından önemli bir bulgudur. Dolayısıyla nefes darlığı yakınması olan Covid-19 hastalarının zaman kaybetmeden mutlaka doktora başvurmaları gerekiyor.”

Pause Sağlık

Anafilaksi Anafilaksi ciddi, yaşamı tehdit eden alerjik bir reaksiyon olarak tanımlanıyor. Yer fıstığı veya arı sokması gibi alerjik olduğumuz bir etkene maruz kaldıktan sonra saniyeler veya dakikalar içinde ortaya çıkan nefes darlığı acil müdahale gerektiriyor.

Kalp Yetmezliği

Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Tülin Sevim, kalp kasının gerektiği gibi kasılamadığı durumlarda kalp yetmezliği geliştiğini belirterek, “Kalp yetmezliği uzun süre sinsi bir seyir gösterebildiği gibi, aniden de ortaya çıkabiliyor. Hastalar düz yattıklarında, merdiven-yokuş çıkarken veya efor sırasında nefes darlığının arttığından yakınıyor, 2 veya daha fazla yastıkla uyumayı tercih ediyorlar.” diyor.

Obezite

Obezite ya da halk arasında bilinen adıyla şişmanlık, vücutta fazla miktarda yağ birikmesi sonucu ortaya çıkan ciddi bir tablo. “Obezite sadece kozmetik bir sorun değil, kalp hastalığı, diyabet ve akciğer hastalığı gibi birçok sağlık problemine neden olabilen önemli bir hastalıktır” uyarısında bulunan Doç. Dr. Tülin Sevim şunları söylüyor: “Çok fazla kilolu olmak akciğerlerimizi zorlayarak nefes almayı güçleştirebiliyor. Bazı kilolu hastalar yanlışlıkla astım tanısı alıyor, yıllarca nefes açıcı ilaçlar kullanıyorlar. Kilo verdiklerinde ise nefes darlığı tamamen düzeliyor ve hastaların ilaç kullanma ihtiyaçları kalmıyor”

Pause Sağlık

Panik atak

Ara sıra anksiyete yaşamak olağan bir durum. Ancak anksiyete bozukluğu olan kişilerde; günlük hayatta rastlanılan durumlara karşı korku ve sürekli devam eden bir endişe hali söz konusu oluyor. Endişe “panik atak” krizleriyle kendini gösteriyor. Bu krizler sırasında kişilerde hızlı nefes alma ile nefes darlığı gelişebiliyor.

 Kansızlık (Anemi)

Dokulara oksijen taşımak için gerekli olan sağlıklı kırmızı kan hücrelerinin yetersiz oluşu kansızlık (anemi) olarak tanımlanıyor. Nefes darlığı en sık görülen belirtilerinden birini oluşturuyor. Hastalarda ayrıca yorgunluk, ciltte solukluk ve kalp atışlarında düzensizlik gibi şikâyetler de gelişebiliyor. Nefes darlığı olan hastalarda mutlaka kan sayımı yapılarak aneminin araştırılması gerekiyor.

 Akciğer embolisi

Akciğer embolisi ciddi ve hayatı tehdit eden, acil müdahale gerektiren bir tablo. Akciğer atardamarının ani tıkanması sonucu oluşuyor. Bu tıkanma genellikle bacaktaki bir toplardamardan akciğere gelen kan pıhtısı nedeniyle gelişiyor. Aniden başlayan nefes darlığı, batıcı göğüs ağrısı, çarpıntı, kan tükürme, bacaklarda şişlik ve ağrı gibi belirtilerle kendini belli ediyor.

Pause Sağlık

Akciğer Fibrozisi (Akciğer sertleşmesi)

Akciğer fibrozisi; akciğerlerdeki küçük hava keselerinin (alveoller) duvarlarının kalınlaşıp, sertleşmesi sonucu oluşuyor. Bu tabloda akciğerler vücudun oksijen ihtiyacını karşılayamaz hale geliyor. En sık görülen belirtileri ise kuru ve inatçı öksürük ile nefes darlığı oluyor. Doç. Dr. Tülin Sevim, bu hastalıkta nefes darlığının yavaş yavaş ilerlediğini belirterek, “Hastalığın erken dönemlerinde sadece efor sırasında oluşan nefes darlığı, hastalık ilerledikçe istirahat halindeyken de görülmeye başlıyor.” diyor.

Karın ağrısı deyip geçmeyin!

Karın ağrısı deyip geçmeyin!

Sinsice ilerlediği için genellikle geç dönemde fark edilen yumurtalık kanseri, ülkemizde kadın kanserleri arasında sekizinci sırada yer alıyor. Erken tanısı düzenli jinekolojik kontrollerle mümkün olabilen bu hastalığın “adetlerde düzensizlik, adet dışı vajinal kanama, karın ağrısı ve karında şişlik” gibi şikayetlere de yol açtığını belirten Acıbadem Taksim Hastanesi Jinekolojik Onkoloji Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. İlkkan Dünder, “Yumurtalık kanseri sinsi ilerleyen bir hastalıktır, o nedenle kadınların düzenli jinekolojik muayene yaptırmaları gerekir” diyor. Belirtilerinin genellikle karın ağrısı, şişlik gibi diğer bazı hastalıkların belirtisine benzediğini söyleyen Prof. Dr. İlkkan Dünder “Bu belirtilerin başka hastalıklardan kaynaklandığı düşünüldüğünden kadınlarımız genellikle bir jinekoloğa gitme ihtiyacı duymuyor. Göz ardı edilen bu belirtiler ise tümörün ilerlemesine neden oluyor ve çoğu zaman 3. evrede şikayetlerin artmasıyla hekime başvuruluyor.” cümlesiyle de konunun önemine dikkat çekiyor.

Bu işaretlere dikkat!

Ülkemizde de her yıl 4 bin kadın yumurtalık kanseriyle tanışıyor. Araştırmalara göre tanı konulduğunda bu hastaların yüzde 70’i kanserin 3. evresinde oluyorlar. Yumurtalık kanseri, özellikle geç belirti vermesi ve karın içine hızla yayılıyor olması nedeniyle tüm jinekolojik kanserler arasında ölüm oranı en yüksek kanser türü.

Yumurtalık kanserinin pek çok belirtisi var. Başlıcaları; şişkinlik, iştah kaybı, kabızlık, sık idrara çıkma, kilo kaybı, vajinal kanama, karın içinde hissedilen basınç ve şişkinlik, kasıkta dolgunluk ve ağrı, uzun süreli hazımsızlık, gaz ve bulantı…

Yılda bir kez düzenli jinekolojik muayeneyi aksatmayın

Bu kanser türü büyük oranda menopoz sonrası görülse de her yaşta ortaya çıkabiliyor. Bu da genç yaşta ve doğurganlık çağındaki kadınların belirtileri dikkate alması, jinekolojik muayenelerini aksatmamasını gerektiriyor. Yumurtalık kanserinin genellikle belirti vermeden ilerlemesi, tedaviyi de zorlaştırıyor. Bu nedenle hiçbir belirti olmasa bile, yılda bir kez düzenli jinekolojik muayenelerin yapılması çok önemli hale geliyor. Jinekolojik muayeneye ise 18 yaşından itibaren başlanması öneriliyor. Muayene ile birlikte yapılan ultrason çekimleri tanı konulmasında oldukça önemli bir rol oynuyor.

Pause Sağlık

Genler, etkili!

Yumurtalık kanserinde risk artırıcı faktörler bulunuyor. Uzmanlar genetik faktörlere dikkat çekiyor. Aile geçmişinde özellikle kız kardeş ya da annede daha önce yumurtalık kanseri öyküsünün olması riski yükseltiyor. Birinci derece yakınları arasında iki veya daha fazla kişide meme, mide, bağırsak, rahim, yumurtalık gibi bir kanser türü görülen kadınlar da risk grubunda sayılıyor. Bunun nedeni ise kalıtsal olarak geçen genler…

Yumurtalık kanserinde BRCA1 ve BRCA2 isimli genler, etkin rol oynuyor ve riski artırıyor. Ancak genler, mutlak bir kanser sonucuna yol açmıyor. Araştırmalar, 10 hastadan birinde genetik faktörlerin etkili olduğunu ortaya çıkarmış.

Yumurtalık kanserinde etkili bir diğer faktör işe obezite. Günümüzde gittikçe yaygınlaşan obezite, pek çok hastalığa zemin hazırladığı gibi yumurtalık kanseri riskini de artıran faktörler arasında sayılıyor.

Yine günümüzde yaşam koşulları nedeniyle 35 yaşından sonraya ertelenen annelik ya da hiç anne olmamak yumurtalık kanserinde önemli bir rol oynuyor. Ayrıca erken adet görmek ya da menopoza geç girmek de risk faktörü olarak kabul ediliyor.

Birincil tedavi yöntemi, cerrahi

Yumurtalık kanserlerinde birincil tedavi yöntemi ameliyatla tümörlü dokuların tamamen alınması. Ancak ileri evre hastalıklarda bazen ameliyat yapılamadığını kaydeden Prof. Dr. İlkkan Dünder, “Ameliyat sonrasında uygulanan kemoterapiden de oldukça yüksek oranlarda fayda sağlanıyor. Bazı seçilmiş olgularda operasyon öncesinde dahi kemoterapi ile tedaviye başlanıyor. Yumurtalık kanseri tedavisi radyoterapiye rutinde başvurulmuyor, ancak nadir durumlarda ışın tedavisinden yararlanılması gerekiyor” diye bilgi veriyor.

Pause Sağlık

Pandemi nedeniyle düzenli kontrolleri erteliyorsanız… 

Yumurtalık kanserinin tarama testi yok, dolayısıyla erken teşhiste yılda en az bir kez yapılacak düzenli muayenelerin önemi çok büyük. Pandemi sürecinde erken teşhis oranının azalabileceğine dikkat çeken Prof. Dr. İlkkan Dünder sözlerine şöyle devam ediyor: “Covid-19 bulaşma riski nedeniyle rutin kadın doğum muayenelerine gitme oranının düşmesi, yumurtalık kanserli olgulara erken evrede tanı konma oranını düşürebilir. Dolayısıyla daha geç evrelerde tanı konması, hastanın tedavi sürecinin uzamasına ve zorlaşmasına yol açabilir. Oysa erken teşhis, tedavi başarısını çok yükseltiyor. Bu nedenle, yıllık düzenli muayenelerin ihmal edilmemesi gerekiyor.”

Pandemi nedeniyle yumurtalık kanseri tedavisi gören kadınların 6 ayda bir yapması gereken kontrollerini ertelediklerini gözlemlediklerinden söz eden Prof. Dr. Dünder “Bu hastalığın tekrarlama riski yüksek. Bu nedenle yumurtalık kanserini atlatanların rutin kontrollerini aksatmadan sürdürmeleri gerekiyor” uyarısında bulunuyor.

 Uyku apnesi gece ani ölüme bile neden olabiliyor!

 Uyku apnesi gece ani ölüme bile neden olabiliyor!

Tıkayıcı uyku apnesi; hava yolunu çevreleyen kasların gevşemeleri ve bunun sonucunda ortaya çıkan daralmaya bağlı olarak uyku esnasında solunumun onlarca veya yüzlerce kez kesintiye uğraması olarak tanımlanıyor. En sık görülen uyku hastalıkları arasında uykusuzluktan sonra 2. sırada yer alan uyku apnesi, obezite sıklığındaki artış nedeniyle günümüzde gençlerde, hatta çocuklarda bile görülebiliyor. Üstelik tedavi edilmezse yaşam kalitesini oldukça düşürmesinin yanı sıra yol açtığı sorunlar nedeniyle özellikle gece veya sabaha karşı ani ölümle bile sonuçlanabiliyor! Acıbadem Taksim Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Mustafa Emir Tavşanlı uyku apnesinde nefeste kesilmelerin olduğu dönemde kandaki oksijen oranının düştüğü uyarısında bulunarak, “Oksijen seviyelerindeki dalgalanmalar vücuttaki dokulara zarar verebiliyor. Özellikle damar yapılarında meydana gelen hasarlar damarlarda tıkanıklıklara neden olabiliyor. Aynı zamanda kan basıncında ani yükselmeler de görülebiliyor, tüm bunlar kalp krizi ve inme olarak bilinen kalp-damar ile beyin damar hastalıklarının riskini arttırıyor. Bu nedenle tedavide geç kalmamak yaşamsal öneme sahip.” diyor.

En önemli risk obezite

Uyku apnesi riski erkeklerde 40 yaş sonrasında, kadınlarda da menopoz sonrasında artıyor. Özellikle fazla kilolu olmak uyku apnesinde en önemli risk faktörünü oluşturuyor. Yapılan çalışmalara göre; kilomuzdaki yüzde 10’luk bir artış uyku apnesi riskini 6 kat artırıyor. Ayrıca kişinin boyun yapısı kısaysa, boğazda havanın geçtiği yol yapısal olarak dar bir anatomiye sahipse, apne riski artıyor. Bunların yanı sıra genetik bazı hastalıklar, hipotiroidi ve akromegali gibi durumlar uyku apnesine neden olurken;  bazı ilaçlar, sigara ve alkol tüketimi de uyku apnesini tetikleyebiliyor.

‘Basınçlı hava’ ile kesintisiz solunum!

Uyku apnesinin tanısı; hastanın şikayetlerinin yanı sıra bir gecelik uykusunun izlendiği ve beyin aktivitesi, solunum, kalp ritmi ile vücut kas hareketleri gibi çeşitli parametrelerin kaydedildiği ‘polisomnografi’ tetkikiyle konuyor. Bu tetkiklerde aynı zamanda uyku apnesinin şiddeti de belirleniyor. “Tedavide de hastaya basınçlı hava veriyoruz. Bu yöntemle hava yolundaki tıkanıklığı aşarak solunumun kesintisiz devam etmesini hedefliyoruz. Hastaların genelinde CPAP dediğimiz sürekli pozitif hava basıncı veren cihaz yeterli oluyor.” bilgisini veren Nöroloji Uzmanı Dr. Mustafa Emir Tavşanlı, şöyle devam ediyor: “Bazı hastalarda, boğazın ve burnun anatomik yapısını daraltan yapılar için ameliyat düşünülebiliyor. Çünkü bu darlık bazen basınçlı hava veren cihaz kullanımını engelleyecek düzeyde olabiliyor. Verilen tedaviyle birlikte uyku kalitesi de arttığı için hastanın yakınmaları ortadan kalkıyor. Bu tedavinin yanında hastanın kilo vermesi de önemli. Yeterli kilo verildiği takdirde, hastaların ihtiyaç duydukları basınç azalıyor ve bazı hastalarda cihaz tedavisinin gereği de kalmayabiliyor.”

Bu belirtiler varsa, zaman kaybetmeyin!

“Hastalar sıklıkla horlama şikayetiyle gelseler de tek belirti bu değildir. Hatta basit horlama denilen tabloda apne olmayabilir de.” diyen Dr. Mustafa Emir Tavşanlı, uyku apnesi açısından uyarıcı işaretleri şöyle sıralıyor:

  • Gürültülü ve aralıklı horlama
  • Hastanın nefesindeki kesintilerin çevredekiler tarafından fark etmesi
  • Boğulur gibi uyanmak
  • Gece tuvalete kalkma ihtiyacı hissetmek
  • Gece özellikle ense ve göğüs üzerinde terlemenin olması
  • Sabah yorgun kalkmak
  • Gün içinde uykulu ve yorgun olmak
  • Sabah baş ağrısıyla uyanmak
  • Unutkanlık, dikkat ve konsantrasyon bozukluğu

Kalp sağlığınızı riske atmamak için hayati öneriler!

Kalp sağlığınızı riske atmamak için hayati öneriler!

Vücudun sağlıklı ve zinde olması için günlük yaşantımızın bir parçası haline gelmesi gereken spor, tüm faydalarına rağmen Covid-19 enfeksiyonu sonrası kuralına uyulmadığında hayati riske neden olabiliyor! Acıbadem Taksim Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Murat Turfan “Antrenmanlara başlamadan önce kişinin günlük yaşam aktivitelerini rahatça tamamlayabilmesi ve aşırı yorgunluk ya da nefes darlığı gibi şikayetleri olmadan 500 metreyi rahatça yürüyebilmesi gerekiyor.” diyor. Peki Covid-19 enfeksiyonundan sonra spora başlamak için en doğru zaman hangisi? Yeniden ağır antrenmanlara başlamadan önce neler yapmalı? Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Murat Turfan, sporu günlük yaşam alışkanlığı haline getiren ancak Covid-19 enfeksiyonu nedeniyle ara vermek zorunda kalanlara, yeniden spora başlamadan önce uyulması gereken kuralları anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

 2 hafta ara verilmeli!

Covid-19 enfeksiyonundan sonra güvenli bir şekilde egzersize başlamak sadece profesyonel sporcular için değil amatörler ve fiziksel aktiviteye önem verenler için de dikkatle atılması gereken bir adım. Çünkü bu virüsün belirtileri arasında miyokardit adı verilen ağır seyredebilen kalp kası iltihaplanması, kalpte ritim problemleri ve hızlı başlayan kalp yetmezliği gibi tablolar yer alıyor. Pandeminin ilk günlerinden itibaren gözlemlenen bu duruma değinen Acıbadem Taksim Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Murat Turfan, kalp kası hasarını gösteren belirtilerin hastalığın kötüye gittiğine işaret ettiğini ve vakaların yüzde 8-17’sinde kalp tutulumu olduğunu belirterek “Covid-19 geçiren sporcularda ve kişilerde bu enfeksiyonun net bir şekilde kontrol edilmesinden önce egzersize yeniden başlamak erken oluyor. Çünkü hastalığın evriminin ve potansiyel uzun vadeli kalp ve akciğer komplikasyonlarının daha iyi açıklığa kavuşturulması gerekiyor. Öte yandan egzersiz eğitiminin, kardiyovasküler rahatsızlıkların gelişiminin önlenmesine katkıda bulunabileceğini unutmamalıyız” diyor. Kalp tutulumu olmayan ve belirti göstermeden Covid-19 geçiren sporcuların 2 hafta spordan uzak kalması gerektiğini vurgulayan Doç. Dr. Murat Turfan, “Hastalık belirtisi gösterenlerde bu süre iyileşmenin ardından 4 haftayı bulabilir. Her iki durumda da iyileşme döneminin sonunda kalp tutulumunun olmadığına dair olumlu sonuçlar varsa kişi yeniden egzersizlere, antrenman programlarına dönebilir.” diyor.

 Ağır antrenman öncesi tetkik şart

Covid-19 öyle bir virüs ki enfeksiyon geçirildikten sonra belirti göstermeyen kalp kası hasarına yol açabiliyor. Bu nedenle özellikle ağır antrenmanlara başlayacak olanların bazı kan testleri, EKG, maksimal egzersiz testi gibi yöntemlerle değerlendirilmesi gerekiyor. Kalp kası iltihabı tanısı alınması halinde hastalığın ciddiyetine göre spordan 3-6 ay uzak durulması şart.

Spora yeniden başlamanın ölçüsü 500 metre yürüyüş

Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Murat Turfan “Antrenmanlara geri dönmeden önce kişinin günlük yaşam aktivitelerini rahatlıkla yapabilmesi, aşırı yorgunluk ya da nefes darlığı olmadan 500 metre yürüyebilmesi gibi noktalara dikkat edilmeli. Ayrıca kalp atış hızı, egzersizin zorluk derecesi, uyku, stres, yorgunluk ve kas ağrısı gibi noktalar da iyi değerlendirilmeli. Aşırı yorgunluk gibi bir durum çıkarsa kişi hemen dinlenmeye çekilmeli ve en az 24 saat dinlenmeli.” diyor.

Egzersize geçişin beş aşaması

Kişinin sağlığına tam olarak kavuşmasının ardından egzersizlerini de programlayabileceğini kaydeden Doç. Dr. Murat Turfan, spora dönüşün beş aşamasını şöyle sıralıyor:

  1. Aşama: Egzersize yeniden başlandığında en az iki gün, günde 15 dakika veya daha az süreyle yürüme, koşu, sabit bisiklet gibi hafif aktiviteler yapılabilir. Egzersizin yoğunluğu maksimum kalp atış hızının yüzde 70’inden fazla olmamalı. Yaşınızı 220’den çıkararak maksimum kalp hızınızı bulabilirsiniz. Örneğin, 35 yaşındaysanız Covid-19 sonrası yapacağınız ilk egzersizde kalp atış hızınız 130’un altında olmalı. Bu ilk aşamada direnç antrenmanı yapılmamalı.
  2. Aşama: Üçüncü gün 30 dakika ya da daha az süreyle basit egzersizler yapılabilir. Egzersiz yoğunluğu maksimum kalp atış hızının yüzde 80’inden fazla olmamalı.
  3. Aşama: Dördüncü gün yürüyüş ya da basit egzersiz sürenizi 45 dakikaya çıkabilirsiniz. Karmaşık egzersizlere geçebilirsiniz. Maksimum kalp atış hızınızın yüzde 80’inden fazla olmayan yoğunlukta, hafif direnç antrenmanı yapabilirsiniz.
  4. Aşama: Beşinci ve altıncı gün bir saat boyunca normal egzersiz yapabilirsiniz. Yoğunluk maksimum kalp atış hızının yüzde 80’inden fazla olmamalı.
  5. Aşama: Yedinci günde tam aktivitelerinize geri dönebilirsiniz.

E-sigara masum değil

E-sigara masum değil

Dünyayı etkisi altına alan pandemiden korunmak için “maske, mesafe ve hijyen” kurallarına uysak da bazı kötü alışkanlıklar tüm bu çabaları boşa çıkarıyor. Bunların başında da sigara ve tütün mamüllerini kullanmak geliyor. Sigaranın zararlarına karşı toplumu bilinçlendirmek amacıyla tüm dünyada 9 Şubat Dünya Sigarayı Bırakma günü olarak anılıyor ve sigarayı bırakmak isteyenler için yeni bir yaşama başlangıç fırsatı olarak görülüyor. Acıbadem Taksim Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Tülin Sevim, Covid-19 enfeksiyonunun yaşamı tehdit ettiği bu süreçte sigarayı bırakmanın hem Covid’den korunmada hem de sağlıklı bir yaşama adım atmada çok önemli bir adım olacağını belirtirken, toplumda daha az zararlı olduğu konusunda yanlış bir kanı bulunan elektronik sigaraların da (e-sigara) Covid-19 riskini 5 kat artırdığını vurguluyor. Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Tülin Sevim, 9 Şubat Dünya Sigarayı Bırakma Günü kapsamında yaptığı açıklamada önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Sigara, nargile, puro, pipo, elektronik sigara gibi tütün ürünleri beş binden fazla kimyasal madde (zehir) içeriyor. Bu kimyasal maddeler tüm hücrelerimize zarar veriyor ve hücrelerimizi yaşlandırıyor. Tütün kullanımından en çok etkilenen organların başında ise akciğerler, kalp ve damarlar geliyor. Sigara içen kişilerin hava yollarındaki savunma mekanizmalarının bozulduğunu ve bağışıklık sisteminin zayıfladığını; bu nedenle de sigara içenlerde solunum yolu enfeksiyonlarının sigara içmeyenlere göre daha sık görüldüğünü ve daha ağır seyrederek ölüm riskini artırdığını belirten Doç. Dr. Tülin Sevim, sigara ve Covid-19 arasındaki ilişkiyi şöyle özetliyor: “Covid-19 enfeksiyonu en çok akciğerleri etkiliyor. Sigara içen kişilerin hava yollarındaki savunma mekanizmalarının bozulması, bağışıklık sisteminin zayıflaması diğer enfeksiyonlar gibi Covid-19 riskini de artırıyor. Covid-19 virüsü vücuda girdiğinde ACE2 reseptörlerine bağlanıyor. Sigara içenlerde, ağız ve hava yollarında reseptör düzeyinin yüksek olması da hastalığa yakalanmayı kolaylaştırıyor ve daha ağır geçmesine neden oluyor.”

Sigara kronik hastalıkları tetikliyor

Ayrıca sigara ve tütün ürünü kullananlar ellerini daha sık ağız, dudak ve yüzlerine götürdükleri için hastalığın bulaş riski bu davranış nedeniyle de artıyor. Sosyal ortamlarda nargile veya elektronik sigaranın kullanıcılar arasında paylaşılması, sigara veya sigara paketlerinin elden ele geçirilmesi de bulaşmayı artıran önemli bir etmen olarak görülüyor. Yapılan birçok çalışmada sigara ve tütün ürünleri kullanan kişilerin ağır hastalık, yoğun bakıma yatış, entübasyon gereksinimi ve ölüm oranlarının hiç sigara içmemiş kişilere göre daha yüksek olduğu ortaya konuluyor. Covid-19 enfeksiyonunun sigara içenlerde daha ağır seyretmesinin bir başka nedeninin de ek hastalıklar olduğuna işaret eden Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Tülin Sevim, “Tütün sadece akciğerlerde değil, başta kalp ve damarlar olmak üzere birçok organda hasara yol açıyor. Bu nedenle sigara içenlerde KOAH, kalp damar hastalığı, inme, hipertansiyon, kanser gibi hastalıklar daha sık görülüyor. Bu kronik hastalıkların varlığında Covid-19 ağır seyrediyor ve ölüm riski artıyor.” diyor.

E-sigara sanılanın aksine zehir saçıyor!

Elektronik sigaranın zararları konusundaki bilinçsizlik ise giderek daha fazla kişinin bu ürüne yönelmesine neden oluyor. Özellikle gençlerin e-sigara kullanımı konusunda özendirildiğini, oysa elektronik sigaraların da zehir saçtığını kaydeden Doç. Dr. Tülin Sevim “Elektronik sigara, zararları azaltılmış tütün ürünü olduğu iddiası ile pazarlanmaya çalışılıyor. Oysa e-sigara içerisinde sıvılaştırılmış nikotinin yanı sıra çok sayıda kimyasal madde bulunuyor. Bu kimyasal maddeler arasında sağlık zararları çok iyi bilinen ağır metaller, tütün bitkisine spesifik nitrozaminler, polisiklik aromatik hidrokarbonlar, formaldehidler, propilen glikol, etilen glikol ve özellikle gençlerin ilgisini çekmek üzere eklenen aromalar yer alıyor. Elektronik sigaranın yol açtığı sağlık sorunları üzerine yapılan çalışmalar Covid-19’u da kapsıyor. ABD’de 13-24 yaş arası gençlerde yapılan bir çalışmaya göre e-sigara kullananlarda Covid-19’a yakalanma riski 5 kat artıyor” diyerek uyarıyor.

Pasif içicilik arttı!

Pandemi döneminde yaşanan sosyal izolasyon, sokağa çıkma yasakları, hastalığın yarattığı kaygılar, çaresizlik duygusu, psikolojik baskılara neden olarak sigara isteğini tetikleyebiliyor. Bu dönemde aileler evde daha uzun süre birlikte oldukları için evde pasif içicilik riskinin de arttığını belirten Doç. Dr. Tülin Sevim şöyle konuşuyor: “Çocuklar ve gençler örnek aldıkları ebeveynlerini daha kolaylıkla sigara içerken görüyor. Bu nedenlerle özellikle pandemi döneminde sigara ve tütün ürünlerinin zararları, hastalığın seyri üzerine etkileri, tütünden kurtulmanın önemi anlatılıp, kişilerin sigarayı bırakma konusunda teşvik edilmesi çok önemlidir.”

 

 

 Sigarayı bırakır bırakmaz iyileşme başlıyor!

Acıbadem Taksim Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Tülin Sevim, “Sigarayı bırakanlar kendilerini fiziksel olarak daha iyi ve enerjik hissederler. Ciltleri gençleşir, tat ve koku alma duyuları iyileşir. Arabaları, evleri, giysileri, nefesleri daha güzel kokar. Çevrelerindekileri sigara dumanına maruz bırakma endişesinden kurtulurlar. Para biriktirmeye başlarlar, çocuklara ve gençlere iyi örnek olurlar, daha sağlıklı çocuklar yetiştirirler.” diye konuşuyor. Doç. Dr. Tülin Sevim’in verdiği bilgilere göre sigarayı bırakınca bakın vücudumuzda neler değişiyor?

  • Sigarayı bıraktıktan 20 dakika sonra kan basıncı ve nabız, el ve ayak ısısı normale dönüyor.
  • 8 saat kandaki karbonmonoksit düzeyi normale iniyor. Oksijen düzeyi ise yükseliyor.
  • 24 saat sonra kalp krizi geçirme riski azalmaya başlıyor.
  • 48 saat sonra sinir uçları tekrar büyümeye başlıyor. Tat ve koku alma duyusunda düzelme oluyor.
  • 2 hafta ile 3 ay arasında yürüyüş yapmak ve merdiven çıkmak kolaylaşıyor. Akciğer fonksiyonları yaklaşık yüzde 30 artıyor.
  • 1 ve 9 ay arasında öksürük, yorgunluk ve nefes darlığı azalıyor. Akciğerlerdeki savunma mekanizmaları düzelmeye başlıyor, akciğer enfeksiyonları önleniyor. Soğuk algınlığı, boğaz ve baş ağrısı azalıyor. Konsantrasyon artıyor.
  • 1 yıl sonra koroner arter hastalığı riski, sigara içenlere göre yarıya düşüyor. Sabahları göğüs ağrısı yaşama korkusu kalmıyor.
  • 5 yıl sonra akciğer kanserinden ölüm riski yarı yarıya azalıyor. İnme riski, sigara içmeyenlerle aynı düzeye iniyor. Ağız, boğaz, yemek borusu, mesane, böbrek ve pankreas kanseri riskleri düşüyor.

Pandemide ev kazaları arttı!

Pandemide ev kazaları arttı!

Yaklaşık bir yıldır günlük yaşantımızı derinden sarsan ve hem yetişkinlerin hem çocukların hiç olmadığı kadar evde zaman geçirmesine neden olan Covid-19 pandemisi sürecinde ev kazalarında da artış yaşanıyor. Acıbadem Taksim Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Yasemin Eraslan Pınarcı, ev kazalarından en çok etkilenenlerin başında çocuklar, yaşlılar ve kadınların geldiğini; oysa alınacak önlemlerle kazaların en az seviyeye indirilmesinin mümkün olduğunu belirterek “Evlerimizde alacağımız önlemlerle yaşam alanlarımızı bizim ve çocuklarımız için daha güvenli hale getirebiliriz. Çocukların merakını baskılayacak uygulamalar yerine güvenli bir çevrede yaşamalarını sağlayarak yaralanmalarını önlemek en etkin yaklaşım olacaktır.” diyor. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Yasemin Eraslan Pınarcı, en sık karşılaşılan ev kazalarını ve alınabilecek 10 etkili önlemi anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Kitaplıkları duvara sabitleyin

Odalarda ve mutfakta düşme riski bulunan kitaplık, raf, dolap ya da televizyon gibi eşyaların duvara sabitlenmesi kazaların önüne geçmeyi sağlıyor.

Balkona korkuluk şart

Ev kazalarının başında gelen düşme ve çarpmaları önlemeye yönelik tedbirler alarak üzücü sonuçları engellemek mümkün oluyor. Dr. Yasemin Eraslan Pınarcı, balkonlarda en az 1 metre yüksekliğinde korkuluk olmasının, dikkat edilmesi gereken en önemli noktalardan biri olduğunu belirtirken, balkonlarda çocukların üzerine tırmanacağı sandalye gibi eşyalar bulundurulmasının da kazaya davetiye çıkardığından, bu tür eşyaların balkonda tutulmaması gerektiğini söylüyor.

Pause Sağlık

Pencereye güvenlik kilidini ihmal etmeyin

Zeminden yüksekliği az olan pencerelerin en fazla 10 cm açılacak şekilde güvenlik kilitleri ile koruma altına alınması gerekiyor.

Kaymayan kilim tercih edin

Çok katlı evlerde merdiven başına ve sonuna güvenlik kapısı konulmasını, merdiven alanlarının iyi aydınlatılmasını da öneren Dr. Yasemin Eraslan Pınarcı, özellikle kaygan yüzeylerde kaymayan kilim ve paspas tercih edilmesinin şart olduğunu, aksi halde düşme sonucu yaralanmaların sık meydana gelebildiğini söylüyor. Öte yandan masa, sehpa gibi keskin ve sivri kenarlı eşyalara koruyucu takılması ile de ciddi yaralanmalar önlenebiliyor.

Çekmecelere kilit taktırın

Kapı tutucular ve parmak koruyucularla parmak ve el sıkışması riski azaltılabilir. Çocukların bıçak gibi kesici aletlere ulaşmalarını önlemek için mutfak dolap ve çekmecelerinde özel kilitler kullanılmalı.

Temizlik malzemelerinin kapağını açık bırakmayın

Evde, çocukların kolayca ulaşabileceği temizlik malzemeleri ya da ilaç gibi zehirli maddeler de kaza nedenlerinin başında geliyor. Acıbadem Taksim Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Yasemin Eraslan Pınarcı, “Ülkemizde çamaşır suyu gibi malzemelerin ambalajları dışında başka kaplara konulması ve bunların içilmesi sonucu zehirlenmeler oldukça sık görülüyor. Bu tarz maddeler kendi kutusundan başka kutuda muhafaza edilmemeli. Ayrıca kapağın açık ya da gevşek bırakılmamasına çok özen gösterilmeli. Çünkü bu tür hatalar bir anlık ihmale gelmiyor.” uyarısında bulunuyor.

Küvetleri dolu halde bırakmayın

Çocuklar suyla oynamayı çok seviyor ancak bazen büyükçe bir kaptaki birkaç santim derinliğindeki su bile boğulmalara yol açabiliyor. Bu nedenle evlerde geniş ağızlı kaplarda, kovalarda ve küvette su bulundurulmaması gerekiyor. 10 yaşına kadar çocukların banyo ve küvet gibi yerlerde kardeşleriyle ya da yalnız bırakılmaması da kazaları önlemek için önem taşıyor.

Küçük parçalı oyuncaklara dikkat!

Özellikle ilk bir yaşta çocuklar etraflarındaki nesneleri ağızlarıyla keşfettikleri için ellerine geçen her nesneyi ağızlarına götürüyor. Küçük nesnelerin boğaza kaçması ise ölümcül durumlara yol açabiliyor. Bu nedenle yerde ve çocukların ulaşabileceği alanlarda ağızlarına alabilecekleri küçük nesneler bulunmamasına dikkat edilmesi gerektiğini belirten Dr. Yasemin Eraslan Pınarcı “Küçük parçalara ayrılan oyuncaklar alınmamalı. Çocuk kıyafetlerine çengelli iğne, nazar boncuğu gibi objeler takılmamalı. Çocuklar 3 yaşını geçene kadar fındık, fıstık, çekirdek gibi boğazı tıkayabilecek gıdalar verilmemeli.” diyor.

Prizlere koruyucu takın

Evdeki her noktayı keşfetmek isteyen çocuklar için elektrik prizleri de cazip noktalardan biri. Bu da onları elektrik çarpmasına açık hale getiriyor. Prizlere koruyucu takılması, saç kurutma makinesi gibi eşyaların kullanılmadığı zamanlarda prizde takılı bırakılmaması gerekiyor.

Kibrit ve çakmak açıkta bırakılmamalı

Kibrit ya da çakmakla oynarken kendini yakan ya da yangına neden olan çocuklara sıkça rastlanıyor. Yanıcı ya da yangına neden olabilecek nesnelerin kesinlikle çocukların ulaşamayacağı kilitli yerlerde muhafaza edilmesi gerekiyor. Fırın ve ocakların açma/kapama düğmelerinin çocuk güvenlik kilidi ile kontrol altına alınması önem taşıyor. Ayrıca yemekler ocağın arka gözlerinde pişirilmeli ve tencere-tava sapları ulaşılamayacak şekilde içe dönük şekilde tutulmalı. Masa örtülerinin çekilmesi sonucu sıcak sıvı gıdaların dökülmesiyle haşlanma yanıkları da sık görülen ev kazaları arasında. Bunun için masa örtüsü kullanımından kaçının. Ayrıca ulaşılabilir yerlerde kaynar su dolu kap bulundurmayın.

Evde bu kazalarda artış yaşanıyor!

Evlerde en sık görülen kazaların “düşme ve çarpma, kesi, yabancı cisimle boğulma/tıkanma, suda boğulma, zehirlenme, yanık, elektrik çarpması ve ateşli silah yaralanmaları” olduğunu belirten Dr. Yasemin Eraslan Pınarcı, alınacak basit önlemlerle bu kazaların büyük ölçüde önüne geçilebileceğini vurguluyor. Dr. Yasemin Eraslan Pınarcı, evlerde ilk yardım çantası ve yangın söndürme tüpünün de bulunmasının çok önemli olduğunu belirterek; ayrıca ambulans, itfaiye, polis, zehir danışma gibi önemli telefon numaraları ile kan grubu, kronik hastalıklar gibi bilgilerin bir kartta yazılı tutulması gerektiğini söylüyor.

Egzersizle akciğerlerinizi güçleniyor

Egzersizle akciğerlerinizi güçleniyor

Tüm dünyayla birlikte ülkemizi de derinden etkileyen Covid-19 enfeksiyonu önce akciğerleri tahrip ederek nefes darlığı, öksürük, solunum yetmezliği ve zatürreye neden olurken, bazen organ yetmezliğine kadar gidebiliyor. Bu biyolojik ajana bağlı gelişen tablonun düzelmesinde; ilaçlar, sağlıklı beslenme ve güçlü bağışıklık sisteminin yanı sıra bilinçli ve düzenli yapılan, eklem ve kas hareketlerine eklenen solunum egzersizleri de çok önemli rol oynuyor. Acıbadem Taksim Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. Halil Koyuncu, “Gerek Covid-19 enfeksiyonuna karşı akciğerleri güçlendirerek korunmada, gerekse Covid sonrası iyileşmenin hızlandırılması ve akciğerlerin yenilenmesinde kas ve eklem hareketleri ile birlikte yapılacak solunum egzersizleri büyük önem taşımaktadır. Böylelikle, vücuda taze hava girişi sağlanmış, kirli hava da vücuttan atılmış olacaktır. Bu egzersiz veya hareketler, hastayı yormayacak şekilde gün içerisinde düzenli yapılmalıdır.  Oturarak ya da yarı yatar pozisyonda yapılabilir. Egzersiz aralarında dinlenme molaları verilmelidir” diyor. Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. Halil Koyuncu, akciğerleri güçlendiren ve yenileyen 7 önemli egzersizi anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Boyun hareketleri

Başın öne, arkaya, yanlara eğilme ve omuzlara doğru çevrilmesi şeklinde verilir. Günde en az 5 kez yapılır; 10-15 set olarak uygulanır. Bu hareketler, yardımcı solunum kaslarını; özellikle öndeki kasları çalıştırır.

Omuz hareketleri

  • Her iki omuz, aynı anda yukarı kaldırılır. Kollar yanda tutulur. Hareket yapılırken burundan nefes alınır; sonra iyice aşağıya bırakılır ve ağızdan nefes verilir. Günde en az 5 kez yapılır; 10-15 set olarak uygulanır.
  • Omuzlar, kürek kemikleri birbirine değecek şekilde arkaya doğru hareket ettirilir. Bu işlem esnasında, göğüs ön kasları da gerilmiş olur. Yine hareket anında, burundan nefes alınır, sonra ağızdan verilir. Nefes alma, üç saniye ise, verme daha uzun tutulur.
  • Kollar yere paralel olacak şekilde öne uzatılır. Sonra, kollar önden sağa ve sola doğru hareket ettirilir. Hareket yaparken nefes alınır, sonra verilir.

Sırt ve bel hareketleri

Belden öne eğilme, arkaya kaykılma, yanlara eğilme ve dönme hareketleri, hareket yönünde kas kasılmasını, karşı yöndeki kasların gerilmesini sağlar. Bu hareketler günde en az 5 kez yapılır; 10-15 set olarak uygulanır. Hareket anında nefes alma, harekete son verirken nefes verme işlemi yapılmalıdır.

Diyaframatik veya karın egzersizi

Akciğerler için temel egzersizdir. Oturma veya yarı yatar vaziyette yapılır. Baskın olan el karın üzerine ve diğeri göğüs üzerine konulur. Üstteki el hiç hareket etmemelidir. Karın üzerindeki elle, diyaframın hareketi kontrol edilir. Derin bir şekilde nefes verilir, sonra burundan derin bir nefes alınır, karın şişmeye başlar. El öne doğru hareket eder. Sonra ağızdan nefes verilir. Bu birkaç defa yapılır. Akciğerlerin kapasitesini arttırır.

Göğüs egzersizleri

  • Üst bölüm egzersizi: Eller göğüs ön üst bölümüne konulur. Parmak uçları orta hatta birbirine değer. El ayaları göğse temas eder. Akciğerlerin tepe kısımları çalıştırılır. Burundan nefes alınır. Parmak uçları bu esnada birbirinden uzaklaşır. Sonra, ağızdan nefes verilir. Bu süre uzun tutulmalıdır. Parmak uçları bu defa birbirine yaklaşır.
  • Göğüs yan bölüm egzersizi: Bu defa eller, göğüs yanlarına konulur. Yine nefes alınıp verilir. Sadece bu bölgeler çalışmalıdır. Parmak uçları uzaklaşır ve sonra yaklaşır.
  • Göğüs alt bölüm egzersizi: Eller önde ve alt kaburgaların üzerine konulur. Nefes alırken parmak uçları uzaklaşır, sonra nefes verirken yaklaşır. Bu egzersizler, akciğerlerin orta bölümlerini çalıştırır.
  • Arka bölüm egzersizi: Göğsün arka bölümlerine eller konulur. Parmak uçları içte, kaburgaların bitim yerlerinde uç uca getirilir. Nefes almada, parmaklar uzaklaşır, verirken yaklaşır. Bu egzersizler de akciğerlerin tabanlarını çalıştırır.

Balgam çıkarma

Bu işlem de, akciğerin havalanmasına yardımcı olur. İçerisinde birikmiş olan sıvı ve balgamın atılmasını sağlar. Tüm solunum kasları birlikte çalışır. Oturur pozisyonda olan hasta, burundan derin nefes alır ve sonra kuvvetli ve derinden bir öksürme işlemini yapar. Akciğerlerin en dip tarafındaki sıvının atılmasını gerçekleştirmiş olur.

Yürüyüş ve yüzme

Normal eklem ve kas hareketlerinden sonra, kasların kuvvetlendirilmesi ve kalp-damar, akciğer ve kasların dayanıklı hale getirilmesi için aktif olarak egzersizler yapılabilir. Yürüme ve yüzme olabilir. Kol veya bacak bisikleti ile yürüme bandı yardımcı olabilir. Bunlar ilerleyen dönemlerde uygulanır.

Grip mevsiminde bu belirtilere dikkat

Grip mevsiminde bu belirtilere dikkat

Tüm dünyayı derinden sarsan Covid-19 enfeksiyonunun gölgesinde girdiğimiz kış mevsiminde bir yandan da soğuk algınlığı (nezle) ve grip gibi üst solunum yolu enfeksiyonları da sık görülüyor. Mevsim ‘grip mevsimi’ olunca tedirginlik çok daha fazla artıyor. Acıbadem Taksim Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Tülin Sevim “Soğuk algınlığı (nezle), grip (influenza) ve Covid-19 farklı virüslerin neden olduğu benzer yolla bulaşan hastalıklardır. Bu üç hastalığı test yapmaksızın sadece hastanın şikâyetlerine bakarak birbirinden ayırt etmek mümkün değildir” diyor. Peki, grip ile Covid-19 enfeksiyonu aynı anda görülebiliyor mu? Nezle, grip ve Covid-19 enfeksiyonunu birbirinden ayıran temel belirtiler neler? Ne zaman doktora görünmeli, nelere dikkat etmeliyiz? Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Tülin Sevim, üç hastalığın belirtilerindeki farkları anlattı, pandemi sürecinde kışı sağlıklı geçirmenin 10 önemli yolunu sıraladı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Kış aylarında yaygınlaşan grip bu yıl Covid-19 enfeksiyonu nedeniyle çok daha tedirgin ediyor. Yapılan bilimsel çalışmalar; Covid-19 hastalarında, influenza dışındaki viral ve bakteriyel enfeksiyonların da görülebildiğini ortaya koyuyor. Acıbadem Taksim Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Tülin Sevim “Covid-19 ve grip (influenza) farklı virüslerin neden olduğu, benzer yollarla bulaşan, benzer şikâyetlere neden olan hastalıklar. Bilimsel çalışmalarda iki hastalığın aynı kişide görülebildiği, Covid-19 hastalarında yüzde 30’a yaklaşan oranlarda diğer viral ve bakteriyel hastalıkların da olabildiği bildirilmiştir. Klinik bulgulara bakarak Covid-19 veya grip ayrımı yapmak zordur. Vaka sayıları az olduğu için hastalığın nasıl seyredeceği konusunda kesin bir öngörüde bulunmak doğru değildir” diyor. Doç. Dr. Tülin Sevim; özellikle ateş, kuru öksürük, nefes darlığı ile tat ve koku duyusunda azalmanın Covid-19’un en sık görülen belirtileri olduğunu belirterek “Hastalarda ayrıca ishal, vücut ağrıları, baş ağrısı ve boğaz ağrısı gibi şikâyetler de görülebilir. Özellikle ateş, öksürük, göğüste sıkışma hissi, nefes darlığı şikâyetiniz varsa mutlaka bir sağlık kurumuna başvurmalısınız” uyarısında bulunuyor.

Boğaz ağrısı yaygınlaşıyor!

Kış aylarında özellikle boğaz ağrısı sık görüldüğü için her boğaz ağrısında endişelenmek gerekiyor mu? Boğaz ağrısı hangi durumlarda Covid-19 enfeksiyonuna işaret edebiliyor? Doç. Dr. Tülin Sevim “Boğaz ağrısı, her 3 hastalıkta da görülebilen bir bulgudur. Hastanın şikâyetleri hafifse, boğaz ağrısı ile birlikte hapşırık, burun akıntısı veya burun tıkanıklığı gibi şikâyetleri de varsa soğuk algınlığı düşünülebilir. Ancak ateş, öksürük, halsizlik, yorgunluk, nefes darlığı gibi şikâyetlerin varlığında öncelikle Covid-19 veya gribi düşünmek gerekir” diyor.

Soğuk algınlığı, grip ve Covid-19’da görülen şikâyetlerin sıklığı:

(CDC-ABD Hastalık Kontrol ve Korunma Merkezleri)

 

Semptom Soğuk Algınlığı Grip COVID-19
Semptomların başlayış şekli Yavaş Ani Yavaş
Ateş Nadir Sık Sık
Vücut ağrısı Hafif Sık (bazen şiddetli) Bazen
Titreme Nadir Sık Sık
Yorgunluk, halsizlik Bazen Sık Bazen
Öksürük Hafif Sık (bazen ciddi) Sık (genellikle kuru)
Hapşırık Sık Bazen Yok
Burun akıntısı veya burun tıkanıklığı Sık Bazen Nadir
Boğaz ağrısı Sık Bazen Bazen
İshal Yok Nadir Bazen
Baş ağrısı Nadir Sık Bazen
Koku veya tat alma bozukluğu Nadir Nadir Sık
Nefes darlığı Nadir Nadir Sık

Soğuk algınlığı (Nezle)

Soğuk algınlığı, grip ve Covid-19 enfeksiyonundan daha hafif seyrediyor. Hastalarda burun tıkanıklığı veya burun akıntısı, hapşırık, boğaz ağrısı sık görülürken, öksürük ve ateş olmuyor ya da hafif oluyor. Soğuk algınlığı genellikle zatürre veya hastaneye yatış gibi ciddi sağlık sorunlarına neden olmayıp, ortalama 7-10 gün içinde tamamen düzeliyor.

Grip (Influenza)

Grip ve Covid-19 benzer şikâyetlere neden olduğu için birbirinden ayırt etmek oldukça zor. Doç. Dr. Tülin Sevim “Gripte hastaların şikâyetleri virüsü aldıktan sonra 1-4 gün içinde başlar, iki haftadan kısa bir sürede düzelir. En sık görülen şikâyetler; titreme, ateş, halsizlik, yorgunluk, vücut ağrıları, bazen boğaz ağrısı, burun tıkanıklığı veya burun akıntısıdır ki çocuklarda ishal de görülebilir. Yaşlılarda, kronik hastalığı olanlarda, gebelerde ve küçük çocuklarda daha ağır seyredebilir. Risk grubundaki kişilerde zatürre, solunum yetmezliği, kalp hastalığı, çoklu organ yetmezliği gibi sorunlara neden olabilir.” diyor.

Covid-19 enfeksiyonu

Covid-19’da hastaların şikâyeti genellikle virüsü aldıktan 5 gün sonra başlıyor, bu süre 2-14 gün arasında değişebiliyor. Gripten çok daha kolay ve hızlı yayılırken, bulaştırıcılık süresi daha uzun oluyor. Hasta birkaç günde düzelebildiği gibi, bu süreç haftalar veya aylarca devam edebiliyor. Doç. Dr. Tülin Sevim “Titreme, ateş, kuru öksürük, nefes darlığı, tat ve koku alma kaybı, bazen vücut ağrıları, ishal, baş ağrısı, boğaz ağrısı ile kendini gösterir. Yaşlılarda, kronik hastalığı olanlarda, gebelerde, daha ağır seyretmektedir. Risk grubundaki kişilerde gripte görülebilen zatürre, solunum yetmezliği, kalp hastalığı, çoklu organ yetmezliği gibi sorunlar Covid-19 hastalarında da görülür; ayrıca bu hastalarda damarlarda oluşabilecek pıhtılar ciddi sağlık sorunlarına neden olabilmektedir. Covid-19 hastalarında hastaneye yatış ve ölüm riski grip hastalarından daha yüksektir. Covid-19 mevsimsel özellik göstermez” diyor.

Pandemide kışı sağlıklı geçirmenin 10 yolu!

Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Tülin Sevim, pandemide kışı sağlıklı geçirmek için 10 kritik önlemi şöyle sıraladı:

  1. Maske, hijyen ve sosyal mesafeye dikkat edin. Maske takın, başkaları ile aranızda en az 1,5 metre mesafe olmasına dikkat edin. Kapalı ortamlarda bu mesafeyi daha da açın.
  2. Bulunduğunuz ortamı sık sık havalandırın.
  3. Hijyen kurallarına uyun; ellerinizi gözlerinize, burnunuza ve ağzınıza sürmeyin. Ellerin düzenli yıkanması eldiven takmaktan çok daha güvenlidir. Virüslerin lastik eldiven üzerinden de bulaşabileceğini unutmayın. Başkasının havlusunu kullanmayın.
  4. Öksürürken veya hapşırırken, dirseğinizin iç kısmı veya bir mendil ile ağzınızı ve burnunuzu kapatın. Ardından kullanılmış mendili hemen kapalı bir kutuya atın ve ellerinizi yıkayın.
  5. Kapı kolları, musluklar ve telefon ekranları gibi düzenli olarak dokunulan yüzeyleri sık sık temizleyin ve dezenfekte edin. Market alışverişi sırasında market arabalarının ve sepetlerinin kollarını dezenfekte edin ya da eldiven kullanın.
  6. Eve geldikten sonra ve paketlerinizi yerleştirdikten sonra ellerinizi iyice yıkayın. Sebze ve meyvelere dokunmadan önce ellerinizi yıkayın, sebze ve meyveleri ise her zaman yaptığınız gibi temiz su ile yıkamanız yeterlidir.
  7. Düzenli egzersiz yapın. Düzenli egzersiz yapmak ve günde en az 30 dakikamızı egzersize ayırmak, fiziksel ve ruhsal sağlığımızı korumak için çok önemli.
  8. Sağlıklı beslenin. Vücut direncimizin, bağışıklığımızın güçlü olması gereken pandemi döneminde sağlıklı beslenme çok önemli. Sebze ve meyve tüketin; tuzu ve şekeri azaltın, yağın fazlasından kaçının, bol su için.
  9. Sigarayı bırakın.
  10. Uykusuz kalmayın, stresten kaçının. Arkadaşlarınızla dostlarınızla bağınızı koparmayın, telefonla veya sosyal medya aracılığı ile de olsa görüşmeye devam edin, çevrenizde ihtiyacı olan kişilere yardım edin.

Covid-19 için alınması gereken 10 önlem

Covid-19 için alınması gereken 10 önlem

Artık evlerimizde daha çok koronavirüslü var! Dünyayla birlikte ülkemizde de her geçen gün hızını artırarak yayılımına devam eden Covid-19 enfeksiyonunun hemen her haneden bir kişinin hastalığa yakalanmaya başlamasına doğru evrildiğini belirten Acıbadem Taksim Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Çağrı Büke “Covid-19 PCR testi ile tanı konulan olguların neredeyse ortalama yüzde 80’e yakın bir kısmının tedavilerinin evde yürütülebilecek düzeyde olduğu gerçeği göz önüne alındığında Covid-19’un önemli bulaşma ortamının artık ev ortamları ve aynı ev ortamını paylaşan kişiler olduğu da unutulmamalıdır. Bu durum Covid-19 pozitif bir olgu ile aynı ev ortamında dikkat edilmesi gerekenlerin neler olması gerektiğini gözden geçirmeye bizleri itmektedir” diyor. Peki Covid-19’lu hasta ile aynı evde yaşamanın bir an bile ihmal edilmemesi gereken kuralları neler? Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Çağrı Büke, 10 altın kuralı anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Ayrı odada yaşamak şart

Covid-19 testi pozitif çıkan bir kişinin, bir süre boyunca ayrı bir odada yaşamını sürdürmesi şart. Hastanın odasının kapısı her zaman kapalı olmalı, yemeğini diğer aile bireylerinden farklı olarak kendisi için belirli bir süreyle ayrılmış olan söz konusu odada yemelidir.

Odaya girilecekse kesinlikle maske takılmalı

Hasta kişinin odasına kimse zorunlu olmadıkça girmemeli, hasta kişi de zorunlu haller dışında bu odadan dışarıya çıkmamalıdır. Covid-19 test sonucu pozitif olan kişinin odasına girilmek zorunda kalındığında herkesin hem ağzı hem de burnu kapatacak şekilde maske kullanması gereklidir. Bir anlığına bile olsa maskenin ihmal edilmemesi ve sosyal mesafeye dikkat edilmesi gerekir.

Banyo her kullanımdan sonra temizlenmeli

Tuvalet ve yıkanma ihtiyacı için mümkün ise hasta olan kişiye ayrı bir banyo/tuvalet sağlanmalıdır. Eğer bu mümkün olamıyor ve aynı banyo-tuvalet diğer aile bireyleri ile paylaşılıyor ise hasta kişinin her banyo-tuvaleti kullanmasından sonra yer, yüzey, tuvalet, lavabo, çeşme muslukları ve duş alanı dezenfektan ile silinmeli ve temizlenmelidir.

Çamaşırları ve yiyecek eşyaları ayrılmalı

Covid-19 test sonucu pozitif olan kişinin çamaşırları ve bardak, tabak, çatal, bıçak, kaşık vb. gibi kullandığı eşyalar ayrılmalıdır. Çamaşırları ayrı olarak ve makinede, yemek için kullandığı eşyalar da kullanım sonrası deterjan ve su ile makinada ya da elde yıkanmalıdır.

Ortak alanlara temastan sonra eller yıkanmalı

Aynı ev ortamını paylaşan herkesin eller ile ortak temas edilen yüzeylere temastan hemen sonra, yemek öncesi, yemek sonrası, tuvalet sonrası, yemek hazırlamadan önce yemek hazırladıktan sonra, Covid-19 pozitif kişinin eşyaları ile temas sonrası ve gerektiği her durumda 20 saniye boyunca eller sabun ve su ile yıkanmalıdır. El temizliği için gerektiğinde el antiseptiklerinden de yararlanılabilir.

 Covid-19 hastası evde maske takmalı

Covid-19 hastası, bulunduğu odadan zorunlu hallerde dışarı diğer odalara gideceğinde ya da banyoya, tuvalete gidecek olduğunda ağız ve burun kapalı olacak şekilde maskesini takarak ev içerisinde hareket etmelidir.

Yüzeyler sık sık temizlenmeli

Kapı kolları, elektrik düğmeleri gibi el temasının olabildiği tüm yüzeyler temas sonrası dezenfektan ve deterjanlı su ile silinmelidir.

Havlu mutlaka ayrı olmalı

Havlular bulaş riskinin yüksek olduğu eşyalar olduğundan, normal durumlarda da evdeki herkesin havlusu ayrı olmalı. Özellikle de evde Covid-19 hastası var ise, hiçbir şekilde havlu ortak kullanılmamalı. Ayrı bir havlu olmalı ya da kağıt havlu kullanması sağlanmalıdır. Kağıt havlu ve tuvalet kağıtları ayrı poşetler içerisine atılmalı ve sonunda ağzı bağlanarak çöp poşetlerine atılmalıdır.

Yastık yüzleri her gün değiştirilmeli

Covid-19 hastasının yastık yüzleri her gün değiştirilmeli ve makinede en az 60 derecede ısıyla yıkanmalı, nevresimleri de üç günde bir değiştirilmeli ve yine en az 60 derecede yıkanmalıdır.

Ev düzenli havalandırılmalı

Covid-19 pozitif kişinin bulunduğu oda ve evin mümkün olan tüm alanları günde birkaç dakika ve belirli süre ile havalandırılmalıdır. Ayrıca Covid olmayan ev halkı kesinlikle ‘geçmiş olsun’ ziyaretine kimseyi kabul etmemelidir. Çünkü ev ziyareti bulaş riskinin en yüksek olduğu ortamlardan birisi! Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Çağrı Büke “Bu uygulamalar Covid-19 testi negatifleştikten sonra bir süre daha sürdürülmeli, test yapılmamış ise semptomlar tamamen geçtikten 48 saat sonrasına kadar ya da semptom başlangıcından sonraki ortalama 14 güne kadar devam ettirilmesi gereklidir. Ancak bu virüsün bazen daha uzun süre ile vücuttan atılımının devam edebileceği de akıldan çıkartılmamalıdır” diyor.