Yazılar

Yaz Tatilinde Esnek ve Erişilebilir Çözümler Öne Çıktı

Ipsos’un “Gündeme Dair” araştırmasının 2026 yaz tatili verileri, Türkiye’de tatil alışkanlıklarının değiştiğini ortaya koyuyor. Katılımcıların %24’ü yaz tatili yaptığını belirtirken, %20’si tatil planladığını ifade ediyor. Böylece yıl sonunda tatil yapanların oranının geçtiğimiz yılın üzerine çıkması bekleniyor. Ancak toplumun %56’sı bu yıl tatil yapmayı düşünmüyor.

Ipsos Türkiye Ipsos Türkiye

Ekonomik Baskı ve Tatil Tercihleri

Tatil yapamayanların %91’i ekonomik nedenleri öne çıkarıyor. Tatil yapanların ortalama süresi 10 gün olarak ölçülürken, geçen yıl bu süre 12 gündü. Tatil masraflarını kendi gelirleriyle karşılayanların oranı yüksek olsa da, bankadan kredi kullanarak tatil bütçesini oluşturanların oranı geçen seneye göre arttı.

Ipsos Türkiye Ipsos Türkiye

Alternatif Konaklama Modelleri

Otel konaklamalarında düşüş yaşanırken, ev kiralama, yazlıkta kalma ve kamp gibi seçenekler öne çıkıyor. Tatilciler, ekonomik baskıya rağmen tatillerini tamamen ertelemek istemiyor; bunun yerine tatil süresini kısaltıyor, harcamaları azaltıyor veya borçlanmayı tercih ediyor.

Turizmde Yeni Dönem

Araştırma, turizm sektöründe rekabetin yalnızca düşük fiyat üzerinden şekillenmeyeceğini gösteriyor. Tüketiciler artık daha esnek ve erişilebilir çözümler arıyor. Kısa konaklama, farklı bütçelere göre paketler, esnek ödeme seçenekleri ve alternatif konaklama modelleri önümüzdeki dönemde daha da önem kazanacak.

IPSOS’UN TÜRKİYE CEO’SU SİDAR GEDİK; VERİLER İLE İLGİLİ ŞÖYLE KONUŞTU; Tatil, toplumun geniş bir kesimi için hâlâ önemli bir ihtiyaç olmayı sürdürürken, ekonomik koşullar bu ihtiyacın ne ölçüde ve nasıl karşılanabildiğini giderek daha fazla belirliyor. Yaz tatili kimi için memlekette veya yaylada vakit geçirmek, kimi için deniz kenarında olmak anlamına geliyor. Çadır, karavan, yazlık, kiralık ev, pansiyon ya da otel… Tatilin biçimi değişse de ortak nokta, gündelik hayatın dışına çıkıp dinlenmek ve zaman geçirmek. Gündeme Dair araştırmamızda son birkaç yıldır topluma yaz tatiline ilişkin sorular yöneltiyoruz. Bunlardan biri de katılımcıların geçtiğimiz yıl yaz tatili yapıp yapmadığı. 2025 yazında, önceki yıllara kıyasla tatil yapanların oranında dikkat çekici bir artış görüyoruz. Bu yılın Ağustos ayına kadar ise toplumun %24’ü yaz tatili yaptığını belirtiyor. Buna, henüz tatil yapmamış ancak yapmayı planlayan %20’lik kesim de eklendiğinde, yıl sonunda tatil yapanların oranının geçtiğimiz yılın üzerine çıkma ihtimali bulunuyor.

Geçen sene yaz tatili yapabilenlerin dörtte üçü, bu sene de tatil yaptığını ya da yapmayı planladığını belirtiyor. Geçen sene yaz tatili yapamayan her on kişiden yedisi ise bu sene de tatil yapamayacağını ifade ediyor. Bu tablo, geçen yıl tatil yapabilenlerle yapamayanlar arasındaki farkın bu yıl da büyük ölçüde devam ettiğini gösteriyor. Yaz tatili yapamayanların %91’inin ekonomik nedenlere işaret etmesi, tablonun temelinde satın alma gücü üzerindeki baskının olduğunu gösteriyor. Toplumun büyük kesiminin tercihi, geçtiğimiz yıl olduğu gibi bu yıl da yurt içi yaz tatilleri. Her on kişiden yaklaşık yedisi yaz tatili masraflarını kendi geliriyle karşıladığını belirtiyor. Bu sene bankadan kredi alarak tatil bütçesini karşılayanların oranı ise geçen seneye göre çok daha yüksek. Arkadaşlardan borç alarak tatile çıkanların oranı ise düşüyor. Bu tablo, tatilin hâlâ güçlü bir ihtiyaç ve yaşam kalitesi unsuru olarak görüldüğünü düşündürüyor. Bir diğer dikkat çekici nokta ise otel konaklamalarındaki düşüş.

Yazın tatilciler, otel ya da pansiyon yerine daha yüksek oranda ev kiralamayı, kendi yazlık evlerinde kalmayı ya da kamp yapmayı tercih ediyor. İnsanlar ekonomik baskıya rağmen yaz tatilini tamamen ertelemek istemiyor. Harcamayı kısmak, tatil süresini kısaltmak ve gerektiğinde borçlanmak gibi yöntemlere başvuruyor. Önümüzdeki dönemde turizm açısından rekabetin yalnızca “daha düşük fiyat” üzerinden şekillenmesini beklememek gerekir. Tüketici daha erişilebilir ve daha esnek seçenekler arayacak. Kısa konaklama, farklı bütçelere göre tasarlanmış paketler, esnek ödeme seçenekleri ve alternatif konaklama modelleri bu nedenle daha önemli hale gelebilir. Turizm sektörünün önündeki temel soru da artık yalnızca “İnsanları nasıl yaz tatiline çıkarırız?” değil, “Değişen bütçelerine rağmen onlara nasıl erişilebilir bir tatil deneyimi sunarız?” olacak.

#YazTatili #TurizmHaberleri #TatilAlışkanlıkları #EkonomikBaskı #AlternatifKonaklama #EsnekTatiller #IpsosAraştırma #TüketiciTercihleri #TatilPlanı #Turizm2026

Aidiyetin izinde…

TÜAD Zirvesinde Akıl ve İçgüdü Masaya Yatırıldı

Türkiye Araştırmacılar Derneği (TÜAD), 7 Mayıs 2026’da Raffles İstanbul’da düzenlenen 29. Araştırma Zirvesi ile araştırma, reklam, pazarlama, akademi ve medya dünyasının profesyonellerini bir araya getirdi. “İnsanın İki Yüzü: Akıl ve İçgüdü” temasıyla gerçekleşen zirvede, bireysel davranışlardan toplumsal dönüşümlere uzanan çok katmanlı bir yaklaşım ele alındı.

TÜAD Başkanı ve Ipsos Türkiye CEO’su Sidar Gedik, açılış konuşmasında araştırma sektörünün yalnızca veri üreten değil, toplumu anlamlandıran ve stratejik içgörü sağlayan bir yapı olduğuna dikkat çekti. Yapay zekâ, etik, metodoloji ve nitelikli insan kaynağının önümüzdeki dönemin en kritik başlıkları olacağını vurguladı.

Zirvede öne çıkan oturumlarda; Ahmet Pura araştırmanın iletişim ve iş dünyası açısından yön gösterici rolünü, Azmi Gümüşlüoğlu sürdürülebilir denge için farklı sesleri anlamanın önemini, Pladis ve eBrandValue ise yapay zekâ destekli veri analitiğinin pazarlama süreçlerini nasıl dönüştürdüğünü anlattı. NielsenIQ oturumunda ise agentic AI yaklaşımıyla dijital raf düzeninin ve tüketici yolculuğunun yeniden tanımlandığı paylaşıldı.

Akademi ve iş dünyasından birçok isim, tüketici davranışlarının rasyonellik sınırlarını, toplumsal tepkiyi, ekonomi politikalarını ve yapay zekâ ile insan aklı arasındaki etkileşimi tartıştı. Gün boyu süren paneller, ödül töreni ve networking seansıyla tamamlanan zirve, araştırma sektörünün geleceğine ışık tuttu.

 

 

#AraştırmaZirvesi #TÜAD #Akılveİçgüdü #AraştırmaSektörü #VeriAnalitiği #YapayZeka #Pazarlama #İletişim #Ekonomi #PauseDergi  #PauseTv #PauseJournal  #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Yeni Ürünlere Yer Açan Firmalar Daha Hızlı Büyüyor

Dünyanın lider araştırma şirketi Ipsos’un Hane Tüketim Paneli verilerinden derlenen içerik dosyasında, her yıl 4.000’den fazla yeni hızlı tüketim ürününün raflara çıktığı tespit ediliyor. Peki ya sonra? Her yıl binlerce ürün raflara çıkıyor; ancak gerçek başarı, bu ürünlerin doğru zamanda ve doğru tüketiciyle buluşabilmesine bağlı. Bu noktada veriler aslında şöyle bir mesaj veriyor: Lansmanların kaderi, büyük ölçüde ilk deneyenler tarafından belirleniyor.

Ipsos Türkiye

Ipsos Türkiye CEO’su Sidar Gedik’in verilerle ilgili yorumu şöyle;

“Yeni ürün lansmanları, yalnızca inovasyonun değil, aynı zamanda büyümenin de tetikleyicilerinden biridir. Lansmanlara daha fazla alan açan şirketlerin daha yüksek büyüme performansı göstermesi, bu ilişkinin somut bir yansıması olarak karşımıza çıkıyor.

Her yıl binlerce ürün raflara çıkıyor; ancak gerçek başarı, bu ürünlerin doğru zamanda ve doğru tüketiciyle buluşabilmesine bağlı. Bu noktada veriler bize şunu söylüyor: Lansmanların kaderi büyük ölçüde ilk deneyenler tarafından belirleniyor.

Hane nüfusunun yalnızca %17’sini oluşturan “Öncüler”, lansman harcamalarının %33’ünü gerçekleştirerek yeni ürünlerin ilk ivmesini yaratıyor. Bu erken dönem davranışları, bir ürünün yaygınlaşma potansiyeline dair önemli ipuçları sunuyor.

Bulgular, yeni ürünlerin pazardaki yolculuğunun her zaman doğrusal ilerlemediğini; özellikle ilk dönemde ortaya çıkan dinamiklerin ve farklı tüketici gruplarının davranışlarının bu süreci anlamada önemli bir rol oynadığını gösteriyor.”

Ipsos Türkiye CEO’su Sidar Gedik

#IpsosTürkiye #YeniÜrünLansmanı #TüketiciDavranışları #HızlıTüketimÜrünleri #İnovasyon #BüyümeStratejisi #HaneTüketimPaneli #PazarlamaVerileri #EkonomiHaberi #MarkaBaşarısı #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #AhuÇağdaş #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Ipsos Türkiye ISO/IEC 27001 Sertifikasıyla Bilgi Güvenliğini Tescilledi

Araştırma ve danışmanlık sektörünün önde gelen şirketlerinden Ipsos Türkiye, bilgi güvenliği alanındaki kararlı yaklaşımını uluslararası düzeyde tescilleyerek ISO/IEC 27001 Bilgi Güvenliği Yönetim Sistemi sertifikasını almaya hak kazandı.

Kapsamlı denetim süreci sonucunda elde edilen sertifika, Ipsos Türkiye’nin araştırma projelerinden operasyonel süreçlere, müşteri verilerinden iç sistemlere kadar tüm aşamalarda gizlilik, bütünlük ve erişilebilirlik ilkelerini esas aldığını ortaya koyuyor. Şirket, veri güvenliğini yalnızca teknik bir gereklilik değil, kurumsal kültürünün temel bir unsuru olarak konumlandırıyor.

Ipsos Türkiye CEO’su ve TÜAD Yönetim Kurulu Başkanı Sidar Gedik, “Yapay zekâ çağında gerçek olan ile olmayanı ayrıştırmak her zamankinden daha büyük önem taşıyor. Bunun yolu ise araştırma yaparken uçtan uca tüm adımlarda hassas bir kalite sistemi kurmaktan geçiyor. Türkiye’de araştırmanın her aşamasında ‘Altın Kalite Standardını’ belirleyen şirket olmayı sürdürüyoruz” dedi.

Ipsos, 2025 ve 2026 yıllarında ISO 20252, ISO 9001, TISAX AL2 ve TÜAD Güvenilir Araştırma Belgesi (GAB 2.0) gibi sertifikaları da yenileyerek kalite ve güvenlik alanında uluslararası standartları aynı anda sağlayan araştırma şirketi olmanın gururunu yaşıyor.

#IpsosTürkiye #ISO27001 #BilgiGüvenliği #AraştırmadaKalite #AltınStandart #TÜAD #AraştırmaSektörü #VeriGüvenliği #ISO20252 #TISAX #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

20 Mart Dünya Mutluluk Günü: Mutlu muyuz?

Ipsos Türkiye CEO’su Sidar Gedik, Günümüz dünyasında yaşanan hızlı değişim ve belirsizlikler, “iyi olma halini artık yalnızca kişisel tercihlerin bir yansıması olmaktan çıkarıyor. Ülkemizin ekonomik ve sosyal koşulları, küresel gelişmeler ve günlük hayatımızdaki değişkenler, mutluluk seviyemizi doğrudan etkiliyor. Kaygı ve belirsizlik arttıkça hem kendimizle hem de çevremizle kurduğumuz ilişkiler değişiyor.

Ipsos Türkiye

Kendi “iyi hissetme” halimizi destekleyen unsurları keşfetmek, zihinsel dayanıklılığımızı güçlendirmek ve belirsizliklerle başa çıkma becerilerimizi geliştirmek hem bireysel hem de toplumsal düzeyde atabileceğimiz en değerli adımlardan biri. Burada sözünü ettiğim mutluluk. Geçici hazlar peşinde koşmak değil: hayatın anlamlı ve tatmin edici bir şekilde yaşanması sonucunda ortaya çıkan derin bir doyum hissi. Ipsos’un 29 ülkede 23 binden fazla kişiyle gerçekleştirdiği Global Advisor Ipsos Mutluluk Endeksi araştırmasına göre, toplumların genel mutluluk seviyesi geçtiğimiz yıla kıyasla yükseldi. 29 ülke ortalamasında, katılımcıların dörtte üçü kendilerini mutlu hissediyor. Türkiye’de ise her on kişiden altısı mutlu olduğunu belirtiyor.

Ipsos Türkiye

Mutluluk seviyeleri uzun vadede önemli değişkenlikler gösteriyor. 2011 yılıyla karşılaştırıldığında, her iki araştırmaya da katılan 20 ülkeden 15’inde insanlar bugün geçmişe kıyasla daha az mutlu. İspanya, Arjantin, Macaristan. Meksika ve Brezilya ise bu dönemde mutluluk seviyesini artıran nadir ülkeler arasında yer alıyor. Türkiye özelinde ise tablo daha çarpıcı: 2011 yılında Hindistan ile beraber en mutlu ülkeydik. 2026 yılına geldiğimizde en mutsuz üç ülkeden biriyiz. Öte yandan, geçtiğimiz yıla kıyasla görülen 10 puanlık artış, ülkemizin bu yıl daha mutlu hissetmeye başladığını gösteren umut verici bir işaret olarak öne çıkıyor. Peki, mutluluğumuzu ve mutsuzluğumuzu en çok etkileyen faktörler neler?

Ipsos Türkiye

Araştırma sonuçları, takdir edilme ve sevgi hissi ile aile ilişkilerinin mutluluğun en önemli belirleyicileri olduğunu ortaya koyuyor. Ülkeler ortalamasında, mutlu olduğunu ifade eden katılımcıların %37’si mutluluklarının en büyük kaynağı olarak takdir edilme veya sevilme hissini gösteriyor; bunu %36 ile aileleriyle kurdukları ilişkiler takip ediyor. Türkiye’de 50-74 yaş grubu ve evli bireylerin diğer demografik gruplara göre daha mutlu olması, aile ve çocuklarla kurulan güçlü bağların bireylerin mutluluğunda belirleyici bir rol oynadığını destekliyor.

Ipsos Türkiye

Kişisel finansal durum, mutsuzluğun en önemli nedeni olarak öne çıkıyor. Mutsuz olduğunu belirten her on kişiden yaklaşık altısı, finansal durumlarının mutsuzluklarının başlıca sebebi olduğunu ifade ediyor.

Elbette ki insanları neyin mutlu ettiği konusunda ülkeler, nesiller ve gelir seviyeleri arasında farklılıklar var. Ancak bir gerçek var ki sevildiğimizi ve takdir edildiğimizi hissediyorsak, sevdiklerimiz ile bağlarımız güçlüyse ve hayatımızın ipleri elimizde ise daha mutluyuz.

Ipsos’un Türkiye CEO’su Sidar Gedik

 

#IpsosMutlulukEndeksi #SidarGedik #MutlulukAraştırması #TürkiyeMutluluk #GlobalAdvisor #İyiOlmaHali #ToplumsalMutluluk #AileVeSevgi #FinansalDurum #MutlulukEndeksi2026 #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Ipsos’tan Dünya Obezite Günü’ne Özel Araştırma

Ipsos’un 14 ülkede gerçekleştirdiği Global Obezite Algısı Araştırması, Türkiye’de obeziteye dair dikkat çekici sonuçlar ortaya koydu. Dünya Sağlık Örgütü obeziteyi kronik ve tekrarlayıcı bir hastalık olarak tanımlarken, Türkiye’de obeziteyle yaşayan bireylerin üçte ikisi (%68) bu durumu “kişisel tercihlerle önlenebilir” olarak görüyor.

Türkiye’de Önyargılar ve Algılar

Katılımcıların %71’i obezitenin yalnızca diyet ve egzersizle çözülebileceğini düşünüyor.

%76’sı obezitenin sürekli takip gerektiren tıbbi bir durum olduğunu kabul ediyor.

Buna rağmen obeziteyle yaşayanların yalnızca %35’i son bir yıl içinde doktora başvurmuş.

Günlük Yaşamda Görünmez Yük

Araştırmaya göre obezite, yalnızca fiziksel sağlık değil, iş hayatı, özgüven ve sosyal ilişkiler üzerinde de ciddi etkiler yaratıyor. Katılımcıların %85’i fazla kilonun günlük yaşamlarını olumsuz etkilediğini, %83’ü ise özgüven ve duygusal iyi oluş üzerinde yük oluşturduğunu belirtiyor.

Ipsos Türkiye CEO’su Sidar Gedik, “Obezite Türkiye’de yalnızca sağlık değil, günlük yaşamın her alanında hissedilen ciddi bir yük. Dünya Obezite Günü, doğru bilgiye erişim ve farkındalık için önemli bir fırsat” dedi.

#Obezite #IpsosAraştırması #DünyaObeziteGünü #SağlıkHaber #TürkiyeObezite #KronikHastalık #SağlıkFarkındalığı #Ipsos #ObeziteAlgısı #ToplumVeSağlık #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Komedyenlerin reklam savaşı

Dünyada ve ülkemizde lider Araştırma Şirketi Ipsos; 2025 yılının reklam karnesini açıkladı. Teknoloji mizahla anlaşıldı, markalar ise ünlülerle gönüllere girerken, hafızalarda hikaye anlatıcılığı zirve yaptı.

Ipsos Türkiye

2025 yılı reklam dünyasının hatırlanma raporu bir bakıma iletişim karnesi açıklandı. Telekomünikasyon, gıda ve içecek sektörlerinin ilk üç sıraya yerleştiği listede; Turkcell, Türk Telekom ve Vodafone dev prodüksiyonları ve ünlü iş birlikleriyle ilk üç sırayı paylaştı. Bu yılın iletişim stratejilerinde teknolojik mesajların kitlesel bir eğlenceye dönüşmesi toplumun beklentisini karşılarken, en yüksek hatırlanma skoruna açılan kapının anahtarı oldu.

Ipsos Türkiye

Ünlü komedyenlerin marka karakterine dönüştüğü 2025 reklamlarını önceki yıllardan ayıran en temel fark, ünlü isimlerin sadece birer reklam yüzü olmaktan çıkıp, markayla özdeşleşen ikonik karakterler olarak insanlarla bağ kurması oldu.

Ipsos Türkiye

Ipsos’un Türkiye CEO’su Sidar Gedik, araştırma verilerini şöyle yorumladı; 2025 yılında en çok hatırlanan reklamlara baktığımızda 3 sektör öne çıkıyor; telekomünikasyon, gıda ve içecek. Turkcell, Türk Telekom ve Vodafone, yıl içinde yaptıkları büyük prodüksiyonlu ve ünlü isimlerin başrolde olduğu kampanyalarla listenin ilk üç sırasına yerleşiyor. Telekomünikasyon reklamlarını öne çıkaran temel konu ise; rekabetin merkezine mizahı ve ünlü isimleri koyarak teknolojik mesajları daha kitlesel ve eğlenceli bir dille aktarmaları oldu.

Ünlü isimler, 2025’te de hatırlanma üzerindeki etkisini sürdürdü. Geçen yıldan farklı olarak bu yıl, özellikle ünlü komedyenlerin markalarla özdeşleşen karakterler yarattığına tanık oluyoruz. Bunun en parlak örneği, yılın en çok hatırlanan reklamı olan Turkcell’in Ata Demirer’li “Hızın Kralı” kampanyası oldu. Ata Demirer’in kendine has üslubuyla  bir savaş sahnesini canlandırdığı reklam, markanın “hız” vaadini epik ve esprili bir dille anlatarak hafızalarda yer etti. Benzer bir stratejiyi Türk Telekom’da Tolga Çevik ile izledi. Çevik’in “Minik” karakteriyle 5G baz istasyonunu “kaldırabiliyorum” diyerek taşıdığı anlar, teknolojik bir üstünlüğü halkın anlayacağı ve seveceği bir mizahla sunarak kampanyayı zirveye taşıyan unsur oldu. Vodafone ise Cengiz Bozkurt ve Demet Evgar ikilisinin uyumu sayesinde 5G tecrübesini eğlenceli diyaloglarla aktardı ve bu rekabette öne çıkan bir iletişim performansı elde etmeyi başardı.

Mizah ve kısa film tadındaki hikaye anlatıcılığı bu sene de ön plandaydı. Telekomünikasyon markalarının yanı sıra, Kahve Dünyası Gofrik’in Cem Yılmaz ile çektiği “Her Şey Bu Kostümle Başladı” serisi, bu yaklaşımın en başarılı örneklerinden biri olarak dikkat çekiyor. Cem Yılmaz’ın bir Gofrik reklamı çekme hayalini anlattığı, terziye bu reklamda oynamak için kostüm diktirdiği film, yaratıcı ve merak uyandıran hikaye anlatımıyla hafızalarda yer edindi.  Markaların genç kitleyle iletişim kurma eğilimi de etkisini sürdürüyor. Coca-Cola’nın popüler müzik grubu Manifest ile çektiği “Anı Yakala” reklamı, markanın vermek istediği mesajı müzik ve gençlik enerjisiyle birleştirerek listeye girdi. Reklamın dinamik yapısı ve eğlenceli teması onu öne çıkaran diğer detaylar oldu

#ReklamKarnesi2025 #IpsosAraştırma #AtaDemirer #Turkcell #TürkTelekom #Vodafone #CemYılmaz #ReklamdaMizah #Markaİletişimi #HızınKralı #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Fırsat Takibi dönemi: tüketici gerçek indirim peşinde

2025 yılına ekonomik toparlanma umuduyla giren tüketici, Nisan ayında gerçekleşen faiz artışıyla birlikte yeniden temkinli moda geçti. Ipsos’un “Gündeme Dair” araştırmasına göre, artan enflasyon algısı ve düşen alım gücü, yılın en hareketli indirim dönemi olan Kasım kampanyalarını bile baskıladı.

Farkındalık Yüksek, Alışveriş Düşük

Araştırma sonuçları, indirimlerden haberdar olma oranının yüksek olmasına rağmen alışverişe dönüşme oranında tarihi bir düşüş yaşandığını ortaya koyuyor. 2025 yılı, “haberdar olup da alışveriş yapmayanların” en yüksek olduğu yıl olarak kayda geçti. Bu durum, tüketicinin artık kampanya dönemlerinde daha seçici davrandığını ve yalnızca gerçekten cazip fırsatlara yöneldiğini gösteriyor.

İndirimlere Güven Azaldı

Tüketicilerin yarısı (%50) sunulan indirimleri yetersiz bulurken, her 10 kişiden 4’ü kampanya dönemindeki ürünlerin kalitesinden şüphe duyuyor. Bu tablo, indirim dönemlerinde tüketicinin güven algısının zayıfladığını ve alışveriş kararlarını daha fazla sorguladığını ortaya koyuyor.

“Fırsat Takibi” Dönemi

Kasım kampanyalarına yönelik genel negatif algıda bir yumuşama görülse de, bu durum tüketicinin ikna olduğu anlamına gelmiyor. Artık karşımızda indirimden haberdar olan ancak alışveriş yapmak için “fırsat gibi fırsat” bekleyen, her zamankinden daha hesaplı davranan bir tüketici profili var. Bu yeni davranış biçimi, markaların kampanya stratejilerini yeniden gözden geçirmelerini zorunlu kılıyor.

Ekonomik Baskı ve Tüketici Psikolojisi

Enflasyon algısının yüksekliği, alım gücündeki düşüş ve faiz artışlarının etkisiyle tüketici, ihtiyaç odaklı alışverişe yöneliyor. Lüks ve gereksiz harcamalar yerine temel ihtiyaçlara odaklanan tüketici, kampanyaları artık bir “alışveriş şöleni” değil, gerçek fırsatların peşinde koşulan bir dönem olarak görüyor.

Bu tablo, markalar için önemli bir uyarı niteliğinde. İndirim dönemlerinde tüketiciyi ikna etmek için yalnızca fiyat avantajı değil, ürün kalitesi, güvenilirlik ve şeffaflık da ön plana çıkmak zorunda. 

Ipsos Türkiye CEO’su Sidar Gedik

Ipsos’un Türkiye CEO’su Sidar Gedik, araştırma verilerini şöyle yorumladı;

Yıl içerisinde tüketicilerin tatil alışkanlıklarından okul harcamalarına, bayram alışverişlerinden hanelerin yeme içme trendlerine kadar pek çok konuyu takip ediyoruz. 2024 yılını faiz indirimiyle kapatmıştık ve 2025 yılında ekonomide yukarı yönlü bir ivme bekliyorduk. Ancak 2025 Nisan ayında gerçekleşen faiz artışıyla ekonomik hareketlilik yeniden yavaşladı.

Gündeme Dair araştırmamızın Ekim sonuçlarına göre ekonomiye yönelik olumsuz beklentiler son 3 ay içinde 4 puan artarak %57’ye çıktı. Her üç kişiden ikisi ise enflasyonun açıklanan resmi enflasyondan yaklaşık iki kat daha yüksek hissedildiğini belirtiyor.

Kasım ayı markaların rekabetini artırdığı ve tüketicilerin kampanyaları yakından takip ettiği bir dönem. Fakat yine de Gündeme Dair araştırmamızın sonuçları, bu yıl Kasım indirimlerinin önceki yıllardaki etkisini tam olarak gösteremediğini ortaya koyuyor.

Her ne kadar indirimlerden haberdar olma oranı 2024 ile aynı kalsa da, 2022 ve 2023’e kıyasla son iki yılda bu farkındalık belirgin biçimde düşük. Daha da kritik olan ise, haberdar olanların alışveriş yapma oranının 2025’te en düşük seviyeye inmiş olması.

18–35 yaş arasındaki kişilerde Kasım kampanyalarından alışveriş oranı 2024’e göre %21 düştü. Erkeklerdeki harcama düşüşü kadınlara kıyasla daha belirgin. Ekonomik zorluklar bizi kısıtlıyor, görünen o ki kesintiyi ilk yapan daha az gelirli genç kesim ve alışverişe daha fonksiyonel bakan erkekler oluyor.

Alışveriş yapanların tercihlerine baktığımızda, giyim, kişisel bakım ve temizlik ürünleri başı çekiyor. Bu kategoriler, tüketicinin Kasım fırsatlarını daha çok temel ihtiyaçlar üzerinden değerlendirdiğine işaret ediyor. Elektronik ve ev tekstili gibi kategorilerde ise daha planlı alışveriş davranışı öne çıkıyor. Her on kişiden yedisi bu kategorilerdeki alışverişleri için Kasım kampanyalarını bekliyor. Kasımda “fırsat gibi fırsat” kovalanıyor, bu nedenle daha seçici alışveriş yapılıyor. Alışveriş kanallarında ise tablo değişmedi. Online platformlar bu sene de en çok tercih edilen mecra. Bununla birlikte, hem online hem fiziksel mağazaları bir arada kullananların oranı geçen yıllara göre kayda değer seviyede artmış durumda.

Kasım kampanyalarına yönelik olumsuz algılarda ise bu yıl bir yumuşama görüyoruz. Kampanyalara tamamen karşı olanların oranı bu sene bir önceki seneye göre daha düşük. Ancak bu olumlu eğilimin yanında dikkat çeken bir diğer bulgu, kampanyaların etkinliğine dair beklentinin düşmeye devam etmesi. Tüketicilerin yarısı indirimleri yeterli bulmuyor, her on kişiden dördü ise indirim dönemindeki ürünlerin kalitesinden emin olmadığını belirtiyor. Alışveriş yapmayanlar kampanyalara karşı değiller ama alacak olsalar avantajlı fiyata alışveriş yapacaklarını da düşünmüyorlar.

Tüm bu göstergeler, ekonomik baskıların tüketici davranışlarını belirgin biçimde şekillendirmeye devam ettiğini ortaya koyuyor. 2025 yılı boyunca beklentiler, alışveriş eğilimleri ve kampanya dönemlerine verilen tepkiler dalgalı bir seyir izlese de, tüketicinin önceliklendirme biçimi giderek daha rasyonel, daha temkinli ve ihtiyaç odaklı bir yapıya dönmüş durumda. Önümüzdeki dönemde markaların da tüketicinin bu hassasiyetini gözeten, güven, fayda ve şeffaflığa dayalı stratejilere yönelmesi kaçınılmaz görünüyor.

#Kasımİndirimleri2025 #EkonomiHaberleri #TüketiciAnalizi #FırsatTakibi #AlımGücü #EnflasyonAlgısı #İndirimDönemi #EkonomiGündemi #TüketiciDavranışları #IpsosAraştırma

Her 5 haneden 4’ünde kahve makinesi var

Dünyanın önde gelen lider araştırma şirketlerinden Ipsos’un, Türkiye’yi temsil edecek şekilde seçilmiş 14.000 haneden oluşan ve yıllardır haftalık olarak izlediği benzersiz Ipsos Hane Tüketim Paneli (Eylül 2024–Ağustos 2025 dönemi) ve Ipsos Dayanıklı Ev Aletleri Raporu sonuçların açıklandı.

Ipsos Türkiye

Çay ülkesi olmakla özdeşleşmiş ülkemiz Türkiye’de, uzun yıllardır devam eden kahvenin yükselişine artık bir trendden öte, yerleşik bir kültürel dönüşüm olarak bakmak gerekiyor. Bu dönüşüm, sadece sokaklardaki kafe zincirlerinin sayısındaki yükseliş ile değil, hanelerin içinde edindiği güçlü tercih edilir konumlamasını da öne çıkıyor. Evlerdeki kahve makinesi sahipliğindeki artış, bu içeceğe olan tutumun lüks değil bir ihtiyaç olduğunu, değişen tüketim kodlarının bir göstergesi olarak kahvenin gücünü ortaya araştırma verilerindeki rakamlarla ön plana çıkarıyor. Bunu sadece bir içeceğin popülerleşmesi olarak okumak değil, yeni tüketim tarzını, gün boyu eşlik eden yan yiyeceklerin ve yerinden edilen öğün alışkanlıklarının yeniden şekillenmesi olarak değerlendirmek gerekiyor. Eylül ile biten son 12 aylık dönemdeki verilere baktığımızda, Türk hanelerinin kahve ile kurduğu güçlü ilişki, çarpıcı satın alma sıklığı ve rekor kıran kategorilerle özellikle soğuk kahve bu köklü değişimin boyutlarını gözler önüne seriyor.

  • Türkiye’de hanelerin % kaçında kahve makinesi var?
  • Her ev ortalama kaç farklı kahve alıyor?
  • Yılda kaç kez markete kahve için gidiliyor?
  • Soğuk kahve alanların oranı 1 yılda tam kaç puan birden arttı?
  • Soğuk kahve alanlar 1 yılda % kaç oldu?
  • Çay hâlâ lider ama kahve arayı çok hızlı kapatıyor neden?

Ipsos Türkiye

Türkiye’deki hanelerin hemen hemen hepsi en azından bir çeşit kahveyi satın alıyor. Ortalama alınan kahve çeşidi hane başına iki çeşit olarak kaydedildi. Makine sahipliğine bakılınca hanelerin %79’unda (Ipsos Dayanıklı Ev Aletleri Raporu verisi) Türk kahvesi ve veya diğer kahveleri hazırlamak üzere en az bir kahve makinesi bulunduğu ölçümleniyor. Kahvenin satın alma sıklığına bakıldığında ve bütçe ölçümlendiğinde verilen ifadeler ve satın alam göstergelerindeki kayıtlar incelendiğinde haneler yılda ortalama 14 kere kahve satın alıyor.  Toplamda ise yılda ortalama 1215 TL gibi bir bütçeyi hane içi kahve tüketimine ayırmış oluyor.

Ipsos Türkiye

Yükselen trend soğuk kahveler; Türkiye’de özellikle gençler arasında hızla ilerliyor. Lider araştırma şirketi Ipsos verilerine göre, hazır ve paketli soğuk kahveler yıl içinde hanelerin %39’u tarafından satın alındı. Geçen seneye göre 10 puanlık rekor artışla gerçekleşen bu sıçrama, kanıksanmış ürün gruplarında dahi yeniliğin kendi yolunu açabildiğini gösteriyor. Evlerde kapsül ve toz soğuk kahve tercihini artıran bir başka cazibe ise, bazı markaların soğuk tarifleri çeşitlendiren makinelerle rekabet ortamını güçlendirmesi ile tüketiciye neredeyse bu makinalarla evde barista hizmeti sunması denilebilir.

Ipsos Türkiye

Ipsos Türkiye

Her beş hanenin dördünde kahve makinesi bulunuyor. Çalışma hayatının yoğunluğu ve artan ya da esnekleşen çalışma saatleri ; bireylerin hızlı olduğu kadar da düşük maliyetli, etkin çözümlere doğru evrilen davranışları görülüyor.

Ipsos Türkiye

 Ipsos’un Türkiye CEO’su Sidar Gedik, araştırma verilerini şöyle yorumladı;  « Çay ülkesi olmakla özdeşleşmiş Türkiye’de uzun yıllardır kahvenin yükselişine tanık oluyoruz. Bunu görmenin en kolay yolu her sokakta rastlanan ufak kafeler ya da büyük kahve zincirlerini dolduran kahve tüketicilerine bakmak ama bu görüntünün arkasında, evlerin içinde de yükselen çok güçlü bir kahve trendi var. Kahve dünyasında öncelikle önemli bir çeşitlilik var: Türk kahvesi, hazır ve filtre kahve çok eskiden beri hanelerde ön plandayken uzun yıllardır bunlara eklenen çekirdek kahve, kapsül kahve ve soğuk kahve, bu dünyadaki çeşitliliği oldukça arttırdı. Eylül ile biten son 12 aylık dönemdeki verilere baktığımızda,

  • Türkiye’deki hanelerin hemen hemen hepsi en azından bir çeşit kahveyi satın alıyor, ortalamada alınan kahve çeşidi hane başına iki çeşit.
  • Ayda birden biraz daha sık bir alımımız var, haneler yılda ortalama 14 kere kahve alıyor ve toplamda 1215 TL gibi bir bütçeyi hane içi kahve tüketimine ayırmış oluyor.
  • Hanelerin %79’unda Türk kahvesi ve/veya diğer kahveleri hazırlamak üzere en az bir kahve makinesi bulunuyor.
  • Soğuk kahveler yıl içinde hanelerin %39’u tarafından hanede tüketilmek üzere satın alınıyor, bu oranda geçen seneye göre 10 puan artış oldu. Bu çok büyük bir sıçrama ve de kanıksanmış ürün gruplarında dahi yeniliğin kendi yol açabildiğini gösteriyor.

Kahve tüketiminin hayatın içinde edindiği daha fazla yer, hane içinde de kahvenin gücünü ön plana çıkarıyor. Bunu sadece bir içeceğin yükselişi olarak okumamak gerek, bu aslında yeni tüketim anları, buna eşlik eden yeni yan yiyecekler ya da belki de bu tüketimin yerinden ettiği başka öğünler demek! Belki yemek sonrası çay, meyve saati bazı evlerde kahve ve çikolataya bırakıyor ya da belki bazı öğle yemekleri kahve ve yanında ufak bir tatlıyla geçiştirilir hale geliyor. Değişen yaşam koşulları ve zorlaşan ekonomik koşullar tüketimi mutlaka yeniden şekillendiriyor ve her yeni şekil kendi yeniliklerini de beraberinde getiriyor. Bunları yakalayabilen, özellikle de erken yakalayabilen kategori ve markalar şüphesiz bu sıçramanın bir parçası olacak. “ dedi.

Ipsos’un Türkiye CEO’su Sidar Gedik

#KahveKültürü #IpsosRaporu #TürkiyeKahve #KahveMakinesi #SoğukKahve #TüketimTrendleri #ÇayVeKahve #YeniYaşamTarzı #KahveSeverler #IpsosTürkiye