Yazılar

Ünlü İtalyan şef bir hafta boyunca Azur’da

Ünlü İtalyan şef bir hafta boyunca Azur’da

Floransalı Chef Mirko Balzano, 20 yıllık mutfak deneyimini Azur Restoranı için özenle hazırladığı menüde buluşturdu.

Chef Mirko Balzano’nun özel “İtalyan Deniz Ürünleri Menüsü”nün ilk tadımını yaptı.  Menü, deniz ürünlerinin enfes tadını hissettiren özel lezzetler sunuyor.

Bebek kalamar, narenciye aromalı patates, çıtır zencefilli ve sübye mürekkebi sos ile başlayan serüven, manda mozzarella ve cocciucco sos ile doldurulmuş ravioli ile devam ediyor. Ardından, carbonara soslu risotto, füme barbu ve kömür ekmeği parçacıklarıyla zenginleştirilmiş bir lezzet şöleni sunuluyor. Menünün vazgeçilmezi olan patlıcan parmigiano, kerevit ile devam eden yolculuğu son olarak tiramisu ile tatlı bir finalle noktalıyor.”

Chef Mirko Balzano’nun özel menüsü, İtalyan deniz ürünlerinin en taze ve özenle hazırlanmış halini gastronomi tutkunlarını bekliyor.

 

Dünyaca ünlü şefler geliyor

Dünyaca ünlü şefler geliyor

Bu yıl 5.’si düzenlenecek olan Gastromasa, 30 Kasım’da İstanbul Haliç Kongre Merkezi’nde meraklılarıyla buluşacak. Her yıl özel bir tema örgüsüyle yola çıkan Gastromasa, bu yıl yaratıcılığın önemli unsurlarından “ilham” temasını işleyecek.

Sektörün ileri gelenleri ve gastronomi tutkunlarını ağırlamaya hazırlanan ve 1 tam gün sürecek Gastromasa’da dünya mutfaklarını temsil eden ünlü şefler kendilerine ilham veren unsurları hazırladıkları özel sunumlarla ziyaretçilerle paylaşacak. Her yıl olduğu gibi bu yıl da konferans öncesi konuk şehir ziyareti gerçekleştirilecek olan etkinlikte şefler ve yurtdışından gelen konuklar, bu yıl Adana ve Gaziantep’i ziyaret edecekler.

Kimler var;

Bir çoğu Michelin yıldızlı şeflerden oluşan V. Gastromasa Konferansı’nda 2015 yılında dünyanın en iyi pasta şefi unvanına sahip şefi Albert Adria, dünyanın en büyük mutfak otoriteleri tarafından Barcelona’da açtığı Dos Palillos için “Asya dışındaki en önemli Asya Mutfağı’nın şefi Albert Raurich, Avrupa’nın en genç 3 Michelin yıldızı sahipli şefi Andreas Caminada, Andoni Luis Aduriz, Gert de Mangeleer, Elena Arzak, Gaston Acurio, German Martitegui, Cristina Bowerman, Alexandre Couillon, Patrick Roger, Aitor Arregi gibi konusunda uzman 20 ünlü şefin konuşmacı olarak yer alacağı Gastromasa’da ayrıca Singapurlu pasta şefi Janice Wong, Moskovalı ikizler Ivan – Sergey Berezutskiy, Bask ürünleri ile Arjantin mutfağı sunan San Sebastian’daki Amelia restoranının şefi Paulo Airado, sanatsal İspanyol mutfağının en prestijli şefleri arasında sayılan Paco Roncero, 2 Michelin yıldızı sahibi mutfaktaki ilham unsurunu irdeleyerek farklı bakış açılarını konferansı izleyenlere ışık tutacak.

İki Michelin yıldızlı ve Fransız restoran değerlendirme rehberi Gault Millau’da 20 üzerinden 19 puan alan şef Alexandre Couillon ve Bask Culinary Center’ın Genel Müdür Joxe Mari Aizega da Gastromasa’da yerini alacak.

 

 

Barlas Günebak, “Türkiye’nin ilk ve tek Omakese şefiyim”

“Türkiye’nin ilk ve tek Omakese şefiyim”

 Pause  Dergi klasiği olan Tolga Atalay ile Chef&Chef’in bu ayki konuğu Barlas Günebak. Genç ve başarılı şef Barlas ile kariyerini ve gastronomi yolculuğunu konuştuk. Keyifle okumalar.

 —Barlas Şef, okuyucularımıza kendini tanıtır mısın?

 1983 Mersin doğumluyum. Yemek yapmakla ilk etkileşimim ailede başladı. Şu anda Healthish’in şefliğini yapan abimle ben çocukluğumuz boyunca annemize mutfak konusunda yardım ettik. Farkına varmadan kendi kariyerimizi çocukken belirlemişiz. İlerleyen zamanlarda abimin aşçı olarak kariyer yapması, benimde bu mesleğe adım atmamda vesile oldu.

—Kariyerin ilk iş tecrübeni doğru kronolojide paylaşır mısın?

 2003 yılı yaz ayında Antalya’daki Martı Myra Otel’de komi şef olarak başladım. Üçüncü haftasında sushi ile ilk tanıştım. Japon mutfağının çok artisan bir iş olup daha sanatsal gelmesi beni çok etkilemişti. Kesinlikle yapmak istediğim işin bu olduğuna karar verdim.

2003 yılı sonlarına doğru japon mutfağı ile başladığım Çırağan Sarayının içindeki Japon restoranı Benihana kariyerim gerçek başlangıcı. İki sene burada çalıştıktan sonra Japon şefin referansıyla Itsumi’de sushi şefi olarak kariyerime devam ettim. 6 yıl boyunca hem sıcak mutfak hem de sushi barda yoğun şekilde çalıştım. Amerika’dan gelen Japon şef Okita san ile beraber İoki’nin açılışında yer aldım. Orada bireysel mönü denemelerim ile kendimi kanıtlama fırsatım oldu. Burada misafirim olan iş adamı Aycan Akdağ ile yollarımızın kesişmesiyle İnari’nin temelleri atıldı. 2012 yılından bu yana Kuruçeşme’de faaliyetlerini sürdüren İnari, ikinci şubesini de Vadistanbul’da açtı.

—Sushi konusunda sushi master olan pek Türk yok hatta genelde Japonların sahiplendiği bir mertebe. Sen bu konuda inanılmaz lezzetlere lezizlik seviyelerine taşıdığını kendi reçetelerinde dahil olmak üzere üst bir dereceye ulaştın. Bu nasıl bir disiplin?

Evet, şu anda Japon ve daha çok Asyalı şeflerinin tercih ettiği bir mutfak… Çünkü öncelikle bir işte ustalaşmak için onu gerçekten çok sevmeniz ve yaptığınız işe saygı duymak gerekir. Ben bu mesleğe başladığım zamanlarda sushi ve Japon mutfağı çok tercih edilen bir mutfak değildi. Maalesef çalışanlar sadece para kazanmak için tercih ediyorlardı. Benim artım severek hatta aşk ile yapmam. İşkolik olmam ve yeni bir şeyler yaratmamdır. Bu mutfağı geliştirme arzum ile farklı tatlar yaratmam beraberinde geliyor.

Gerçek Japon sushisi veya Avrupaya ABD ye uyarlanmış sushiler derken acaba sushinin Türklere uyarlanmışı varmı dır?

Aslında mutfaklar yapıldıkları ülkelerin damak tadına ve malzeme durumlarına göre üzerinde oynanma ve değişiklikler gösterme durumundadırlar. Türkleşme benim görüşümce daha avrupa hatta Amerikan sushisi dediğimiz pişmiş ve soslu ya da mayonezli sushiler olarak görülmektedir. ilk olarak benim başlattığım lokal balıkları kullanarak yaratılan sushiler bunlara örnek gösterilebilir.

Gerçek sushi ustası değerlendirmek için sashimi çok önemlidir ama nigiri gerçek bir ustalık gerektirir şu anda ülkemizde yapabilen sayısı bir elin parmağını geçtiğini düşünmüyorum bu sebeple gerçek masterlık nigiri ile belli olur.

—Genç şeflere yaratıcı şef olma hakkında bir methodoloji verir misin? Aslında artık sende orta yaşa doğru adım atıyorsun?

Genç şefler ilk olarak çok sevdikleri mutfağa yönelmeleri tavsiye ederim.  İtalyan ise İtalyan, Çin ise Çin hangisinde ustalaşmak istiyorlarsa ona yönelmeleri ve iş ahlakına ve disiplinine sahip olmaları onların gelişimi için en önemli… Açık fikirli olsunlar, ben oldum demesinler ve güzel lezzetli yemek yesinler denemeye açık olup, damaklarını güçlendirmek için bol bol farklı lezzetleri tatsınlar.

—İnari’de tekel olan bir lezzet var mı? Varsa hangisi?

İnari’de klasikleşmiş lezzetler dışında mönüde benim reçetelerim mevcut. Ama benim için çok ayrı yeri olan bir lezzet var ki oda tam bir fusion sushi olan “Foie Gras” ızgara kaz ciğerli sushim. Tabi İnari’ye gelenlerin mutlaka yediği Kirohana Roll ve Corn Kagiage benim klasiklerim arasında.

—Sen bir menü veya tabağın hikayesinde yola çıkarken bu süreç nasıl oluyor? İlham nereden hangi an çıkıyor?

Yaratma süreci şöyle gelişiyor. Herhangi bir zamanda yolda yürürken gördüğüm bir nesneden yada gittim bir sanat galerisinden. Resimden veya yediğim başka bir tabaktan. Daha doğrusu doğadan ve ruh halimden… Çünkü doğaçlama sushi yapan bir sushi master olduğum için anlık lezzetler yaratabiliyorum. Bu sebeple ilk ve tek omakese şefiyim.

 

Tolga Atalay ile Chef&Chef konuğu Loggia ve The Woods’un şefi Cenap Varol…

“Tazelik ve mevsimsel değişkenlik benim ruhumda var”

Pause City’s Dergi’nin Chef&Chef konuğu şimdilerde Loggia ve The Woods’un şefi Cenap Varol… Şef Cenap Varol ile kariyeri ve hedefleri hakkında samimi bir röportaj yaptık. Keyifle okumalar.

—Cenap Şef kendini okurlarımıza tanıtır mısın?

Mutfağa tutkum ilkokul sıralarındayken başladı.  Çocuk yaşta alınacak kararlar gibi görünmese de eğitimimi bu yönde şekillendirdim. 1990ların başında Etiler otelcilik okulunda okudum. Sonrasında Abant İzzet Baysal aşçılık bölümünde okudum. Ardından Anadolu Üniversitesi işletmecilik ve Turizm otelcilik bölümlerinde eğitimimi sonlandırdım.

—Kariyerinde ilk iş tecrübeni doğru kronolojide paylaşır mısın?

The Marmara İstanbul’da stajyer olarak iş hayatıma başladım. 2000’lerde Swissotel Bosphorus’da devam ettim. Askerlik sonrası Conrad İstanbul ve Bosphorus Four Season Oteli’n açılışını gerçekleştirdim. 2010 sonrasında Grand Hyatt İstanbul Otel’de Executive sous Şef olarak hizmet verdim. 2013’lerde Shangri-La Bosphorus Oteli’n açılışında yine Executive sous Şef olarak devam ettim. 2014 ve 2018 yılları arasında Accord grubunda orta ve ekonomik oteller segmentinde Grup Executive Şef olarak 21 otelin yönetimine hizmet ettim. Şu anda “Loggia” isminde bir İtalyan restoranı ve “The Woods” yeni nesil bistro grill tarzında iki işletmenin Executive Şef i olarak kariyerimi devam ettiriyorum.

—İtalyan lezzetlerinde uzmanlığın ne zaman yoğunlaştı?

Şef Fabio Brambilla’nın yanında 5 yıl birlikte çalıştım. Onun ustalığında çok şey öğrendim. Bunun dışında birçok İtalyan Şef ile beraber çalışmalarım oldu. Bunların arasında birkaç tanesi Şef Moreno Polverini, Şef Roberto Cannatta gibi bir sürü değerli şefler hocam oldu.

—Uzakdoğu mutfağında da marifetlisin. Neden ve nasıl Uzakdoğu süreci başladı?

Swissotel döneminde Japon şeflerden gerçek Japon lezzetlerini öğrenme şansım oldu. Ayrıca Çin mutfağı deneyimlerim Swissotel’de başladı. Filipinler’de Sofitel Manila’da deneyimim devam etti. Shangri-La Bosphorus’ta 14 ayrı Uzakdoğu şefiyle yoğun bir workshop ve iş geliştirme süreci yaşadım.

—Hem otel hem piyasa tecrüben var yani bu sana ne katıyor?

Otelciliğin verdiği en büyük avantaj kaliteli şeflerle çalışma imkanı oldu. Yurtdışı eğitimleri ve deneyimleri yaşamak ayrıca kurumsal yeme-içme işletme sistemini benimsemek ve uygulamak oldu diyebilirim. Piyasa işletmeleri ise her segment müşteriye hizmet etmek, piyasa lezzeti dediğimiz bire bir yerel misafirlerimizin damak tadına uyumlu tatlar kurgulamak yönünde bana çok şey kattı.

—Genç şeflere yaratıcı şef olma hakkında bir metodoloji verir misin? Aslında  artık sende orta yaşa doğru adım atıyorsun.

Devamlı eğitim ve güncellenmek, olayı hep bir üretim mesleği olarak görmek, sosyal medya gibi yeni nesil markalama yöntemlerine güvenmemek, 0 ego sahibi olmak. Devamlı yemek içmek deneyimlemek ve farklı lezzetleri keşfetmek.

—Bana “Loggia” ve “The Woods”ta unik ve tekel olan birer lezzeti anlatır mısın?

Aslında Loggia klasik bir İtalyan restoranı burada gerçek Napoli pizza hazırlıyoruz. Napoli pizza son yıllarda Napoli den çıkarak ülkemize de ulaştı. Fakat biz ürün melezleştirmeden gerçek bol soslu, suda mozzarellayı ve yumuşak ekşi mayalı hamuru ile taş fırında hazırlıyoruz. Loggia da tiramisudan gelato dondurmaya birçok özgün lezzet var. Yine sebze özütlü risottolarda da iddialıyız. The Woods ise kendi tasarımız olan bize özel bir odun ateşi isleme sisteminde çok farklı lezzetler sunuyoruz. İslenmiş somonumuz, etlerimiz ve daha bir sürüsü şey… İtalyan eriştelerimiz bile islenmiş sunuluyor. Izgara sebze, kırmızı et, deniz mahsulü ve beyaz et anlayışımız çok farklı. Bir de aslında nerede ise unik veya tekel diyebileceğimiz çanak lezzetler mevcut. 6 ayrı ev yapımı sos hazırlıyoruz.

—Sen bir menü veya tabağın hikayesinde yola çıkarken bu süreç nasıl oluyor? İlham nereden hangi an çıkıyor?

Tazelik ve mevsimsel değişkenlik benim ruhumda var. Dışarıdan hazır ürün en az seviyede alırım. Bu ham madde ve mevsimsel ürün felsefesi bana aslında otomatikman yaratma ve düşünme altyapısını oluşturuyor. Bence klasiğin dışına çıkıp kalıcı ve sürdürülebilir bir yenilik katmak çok zor ve günler alabilen bir süreç.