Yazılar

Mide şişkinliğine dikkat!

Mide şişkinliğine dikkat!

İnsanların yaklaşık% 16-30’u düzenli olarak mide şişkinliği şikayeti yaşadıklarını belirtiyor. Birçok soruna bağlı olarak ortaya çıkan mide şişkinliğinin kaynağının araştırılması önem taşıyor. Mide şişkinliği bazen ciddi hastalıkların belirtisi olabilmekle birlikte, çoğunlukla beslenme alışkanlıkları ile sindirim sisteminin tolere edemediği gıdalar nedeniyle de yaşanabiliyor. Memorial Kayseri Hastanesi Gastroenteroloji Bölümü’nden Doç. Dr. Mustafa Kaplan, mide şişkinliği ve alınması gereken önlemler ile ilgili bilgi verdi.

Doç. Dr. Mustafa Kaplan

Şişkinlik karın ağrısına yol açıyor

Mide şişkinliğinin en önemli nedeni sindirim sistemindeki aşırı katı, sıvı veya gazın ortaya çıkmasıdır. Bununla birlikte, bazı insanlarda şişkinliğe sadece hastanın hassasiyetinin artmasının neden olduğu düşünülmektedir. Şişkinlik karın ağrısına, rahatsızlığa ve midede dolgunluk hissine yol açar.  Ayrıca şişkinlik, karın bölümünün olduğundan daha büyük (hamile gibi) görünmesine, spazm ve ağrıya neden olabilir. Sindirim sisteminde mide şişkinliğine yol açan iki gaz kaynağı vardır. Biri bağırsaktaki bakteriler tarafından üretilen gazdır, diğeri ise yediğimiz veya içtiğinizde yutulan havadır. Öte yandan, vücutta biriken aşırı miktardaki sıvı yani ödemin şişkinliğe neden olduğu düşünülür. Ancak şişkinlik vücutta su-ödem toplanması ile aynı şey olarak değerlendirilmemelidir. Çünkü şişkinliğin kaynağı vücutta biriken gazdır.

Bu hastalıklar şişkinlik yapabilir

  1. İrritabl bağırsak sendromunun (IBS)önemli bir belirtisi mide şişkinliğidir. IBS hastalarının çoğu şişkinlik yaşar ve bunların yaklaşık% 60’ı şişkinliği en kötü semptom olarak bildirir. Bu gruptaki hastalarda mide şişkinliği karın ağrısından bile daha rahatsız edicidir. FODMAP adı verilen karbonhidratlar, özellikle irritabl bağırsak sendromu olan kişilerde şişkinlik ve diğer sindirim semptomlarına neden olabilir. Onun için yüksek FODMAP içeren (buğday, soğan, sarımsak, brokoli, lahana, karnabahar, enginar, fasulye, elma, armut, karpuz) uzak durulmalıdır. Bu yiyeceklerin çoğuna karşı aşırı ilgi varsa, disiplinli bir diyet uygulanmalıdır.
  2. Çölyak hastalığının önemli bir belirtisi karındaki şişkinliktir. Bazı gıdalarda bulunan glutene karşı vücudun gösterdiği reaksiyonun bir sonucu olarak çölyak hastalığı ortaya çıkar. Gluten, buğday, arpa ve çavdar gibi tahıllarda bulunan bir proteindir. Ancak burada çölyak dışı gluten duyarlılığı olan hastaları ayırmak gerekir.
  3. Ülserin bir belirtisi olan mide şişkinliği ağrıyla birlikte görülmektedir. Mide veya onikiparmak bağırsağı, mide asidi ve pepsin gibi sıvılar tarafından tahrip edilmesiyle ülser oluşmaktadır. Bu süreçte ortaya çıkan gaz, mide şişkinliğine neden olur.
  4. Dispepsi, bir aydan fazla süre devam eden ağrı ile karnın üst bölgesindeki şişlikle kendini belli eder. Halk arasında hazımsızlık olarak bilinen ve çok önemsenmeyen bu sorun nedeniyle geğirme yoluyla gaz çıkarma isteği ortaya çıkar.
  5. Kabızlık mide şişkinliğini artıran bir faktördür. Artan su alımı, fiziksel aktivite kabızlığa karşı etkilidir. Daha fazla çözünür lif almak genellikle kabızlık için önerilir.
  6. Mide ve bağırsak kanserlerinin ilk belirtileri arasında mide şişkinliği vardır. Kanser nedeniyle mide şişkinliği artarak devam eder.

Kadınlarda daha çok görülüyor

Mide şişkinliği genelde yemeklerden sonra, aşırı gaz üretimi veya sindirim sistemi kaslarının hareketindeki bozukluklar nedeniyle ortaya çıkan bir durumdur. Erkeklere oranla kadınlarda daha çok görülen mide şişkinliği problemi yaşam kalitesini ciddi anlamda düşüren önemli bir sorundur. Sindirim sisteminde şişkinliğe neden olan az miktarda oluşan gaz normaldir. Ancak gaz miktarının artması ve sürenin uzaması mide şişkinliğini ciddi bir sorun haline getirir. Hastalarda bazen hayat kalitesini çok etkileyen geğirme, makattan veya ağızdan gaz çıkarma ihtiyacı da olabilmektedir.

Mide şişkinliğine karşı yapılması gerekenler

Mide şişkinliği ciddi bir hastalığın belirtisi değilse, basit bir şekilde uygulanacak tedbirler sayesinde sorun olmaktan çıkmaktadır. Bu konuda alınması fereken önlemler şöyle sıralanmaktadır:

  • Yenilen besinler gaza ve şişkinliğe neden olduğu için küçük ve az öğünler halinde yemek çok faydalı olabilir. Şişkinliğe neden olan hızlı yeme alışkanlığı unutulmalıdır. Buradaki en büyük sorumlu gazlı içecekler olabilmektedir.
  • Besinleri iyice çiğnenmeli, küçük parçalar halinde yutulmalıdır. Çünkü yutulan hava miktarı azalacağından gaza dolayısıyla şişkinliğe dönüşmeyecektir.
  • Bazı besinlerin şişkinliğe yol açtığı düşünülerek, bu yiyeceklerin miktarları azaltılmalıdır.
  • Şeker alkolleri genellikle şekersiz yiyeceklerde ve sakızlarda bulunur. Bu tatlandırıcılar genellikle şekere güvenli alternatifler olarak kabul edilir. Ancak yüksek miktarlarda sindirim sorunlarına neden olabilirler. Kalın bağırsağınızdaki bakteriler onları sindirir, gaz ve şişkinliğe neden olur. Ksilitol, sorbitol ve mannitol gibi şeker alkollerinden uzak durulmalıdır. Sakız ve diğer şeker alkolleri tüketilmemelidir.
  • Bir hastalığa bağlı olmayan midedeki şişkinliğe bazı bitki çayları yararlı olabilmektedir.

 

Geçmeyen öksürüğünüzün nedeni reflü olabilir!

Geçmeyen öksürüğünüzün nedeni reflü olabilir!
Yanlış beslenme alışkanlıkları ve sağlıksız yaşam tarzı nedeniyle yaşa bakmaksızın günümüzde hızla yaygınlaşan reflü her dört kişiden birinin ortak sorunu. Mide sıvısının yemek borusuna kaçmasıyla oluşan ve göğüs kemiği arkasında yanma ve ağıza acı su gelmesine yol açan hastalık; kronik öksürük, boğazda yanma, ses kısıklığı, yutma güçlüğü, ağız kokusu, göğüs ağrısı ve dişlerde tahrişe bile neden olabiliyor. Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi Gastroenteroloji Uzmanı Doç. Dr. Suna Yapalı “Ses kısıklığı veya öksürük yakınması ile Kulak, Burun ve Boğaz uzmanına ya da göğüs ağrısı nedeniyle Kardiyoloji uzmanına başvuran hastada ana sorun reflü olabiliyor. Pandemide; sık ve daha fazla yemek, fast-food tarzı yiyecekler tüketmek, hareketsiz kalmak, kilo almak ve gece atıştırmalıklarına ağırlık vermek reflü hastalığının yaygınlaşmasına neden oldu. Reflü hastalığında yaşam tarzı değişiklikleri tedavinin temelini oluşturuyor. Aksi taktirde tedaviden başarılı sonuç almak mümkün olmayabiliyor” diyor. Gastroenteroloji Uzmanı Doç. Dr. Suna Yapalı reflüye karşı 10 etkili önerisini anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Doç. Dr. Suna Yapalı 

Reflüyü artıran yiyeceklerden uzak durun!
Kızartmalar, aç karnına ve aşırı kahve-çay içmek, asitli içecekler tüketmek, yemek borusunun altında koruyucu bir mekanizma olan kasın gevşemesine yol açıyor. Bu durum da yemek borusuna mide sıvısının geçişini kolaylaştırıyor. Bu nedenle portakal ve domates gibi asit içeriği yüksek besinleri kısıtlı tüketmeli, aşırı salçalı yemeklerden kaçınılmalıdır. Hazır ve katkı maddesi içeren paketli gıdalar, soslu yiyecekler, aşırı acı, tuzlu ve baharatlı gıdaların tüketiminden de uzak durulmalıdır.

Büyük porsiyonlardan kaçının
İhtiyacımızdan fazla büyük porsiyonların tüketilmesi karın içi basıncı artırarak reflüyü kolaylaştırır. Aynı öğünde çorba, ana yemek, salata, tatlı veya meyvenin birlikte tüketilmesi yerine porsiyonları küçülmek, meyve ya da tatlıyı ara öğünde tüketmek tercih edilebilir.

Yemeklerde fazla su içmeyin
Öğünlerde yemekle beraber su tüketilmesi yemek hacmini artırarak, reflü oluşumunu kolaylaştırır. Su tüketimi öğün arasına kaydırılmalıdır, ayrıca öğün aralarında içilen su yemek borusuna kaçan mide sıvısını temizleyerek reflüyü engelleyecektir. Yemek sonrası hazmı kolaylaştırmak için maden suyu tüketmek sanılanın aksine reflüyü artıracaktır.

Gece atıştırmalıklarından uzak durun
Geç saatlerde meyve, çerez ve çikolata gibi atıştırmalıkların tüketilmesi, uyku öncesi besinlerin hazmedilememesine yol açar ve reflü şikayetini artırır. Bu nedenle yatmadan önceki son üç saatte yemek yemekten ve atıştırmalıklardan kaçının.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Yatağın baş kısmını yükseltin
Özellikle gece reflüsü olan kişiler uyurken yatağın başını en az 30 derecede yükselterek yatmalı ya da çok yüksek olmayan, başın gövdeden biraz daha yukarıda olmasını sağlayacak yastıkla yatmalıdır. Yatarken başın biraz yüksekte olması mide asidinin yemek borusuna ya da boğazınıza gelmesini engelleyecektir.

Kilo almayın
Gastroenteroloji Uzmanı Doç. Dr. Suna Yapalı “Obezite tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de hızla artan, bir pandemi halini alan önemli bir halk sağlığı sorunudur. Toplumun 1/3’ü obez, 1/3’ü ise fazla kiloludur. Obezite ve bel çevresindeki artış ile karın içi basınç artar ve bu da reflü oluşumunu kolaylaştırır. İdeal vücut ağırlığına ulaşılması ile reflü kontrol altına alınabilir ve sürekli ilaç kullanımı önlenebilir” diyor.

Bedeni saran sıkı giysiler giymeyin
Kemer, korse gibi sıkı ve bedeni saran giysiler karın içi basıncını artırarak reflüye zemin hazırladığından sıkı kıyafetlerden kaçınılmalıdır.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Yemek sonrası hemen uzanmayın
Yemekten hemen sonra uzanmak reflüyü kolaylaştıran önemli bir tehlikedir. Yemekleri yedikten sonra en az 3 saat oturur veya dik pozisyonda kalmalı, hemen uzanılmamalıdır.

Sigara ve alkolden uzak durun
Sigara ve alkol yemek borusunun savunma mekanizmalarını bozar, ayrıca yemek borusunun altındaki kasın gevşemesine yol açarak reflüyü kolaylaştırır.

Düzenli ve doğru zamanda egzersiz yapın
Kilo kontrolünü sağlamanın en önemli yolu diyet ile beraber düzenli egzersiz yaparak kalori açığı oluşturmaktır. Yemekten hemen sonra yapılan egzersiz reflüyü kolaylaştırarak, egzersiz kalitesini de etkileyecektir. Haftada 3-5 kere en az 30 dakika yürüyüş faydalı olacaktır.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Dikkat! Endoskopik inceleme gerekebilir!
Gastroenteroloji Uzmanı Doç. Dr. Suna Yapalı, “Reflü hastalığının yönetiminde yaşam tarzı değişiklikleri tedavinin temelini oluşturur. Özellikle 45 yaş üzerinde reflü yakınması olan kişilerde, reflüye eşlik eden kansızlık, yutma zorluğu, bulantı, kusma, kilo kaybı ve iştahsızlık sorunu yaşayanlarda, ilaç tedavisi ile kontrol altına alınamayan reflü yakınması olanlarda mutlaka endoskopik inceme yapılmalıdır” diyor.

Erken tanı siroza dönüşmesini önlüyor!

Erken tanı siroza dönüşmesini önlüyor!

Karaciğer hücrelerinde yaklaşık yüzde 5 oranında yağ bulunması olağan bir durum ve sağlığımızı olumsuz etkilemiyor. Karaciğer yağlanması; karaciğer hücrelerinde normalden fazla yağ depolanması durumu olarak tanımlanıyor. Günümüzde tüm dünyada görülme sıklığı her geçen gün artan obeziteye paralel olarak karaciğer yağlanması da giderek yaygınlaşıyor. Öyle ki ülkemizde her 4 kişiden biri, karaciğer yağlanması problemiyle mücadele ediyor.

Uzun yıllar belirti vermediği için karaciğerin ‘sinsi hastalığı’ olarak nitelendirilen karaciğer yağlanması erken dönemde tespit edilmezse, bazı hastalarda, karaciğer dokusunda iltihaplanma ve sertlik (fibrozis), bunlara bağlı olarak da siroz gelişebiliyor. Kalıcı bir hastalık olan siroz zamanla ilerleyerek karaciğer kanseri veya organ yetmezliği gibi hayatı tehdit eden bir tabloyla sonuçlanabiliyor. Acıbadem Fulya Hastanesi Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Oya Yönal, karaciğer yağlanmasına erken tanı konulduğunda ise yaşam alışkanlıklarında yapılan düzenlemeler ve ilaç tedavisiyle hastalığın siroza dönüşmesinin önlenebildiğine dikkat çekerek, “Erken tanı için hiçbir risk faktörü olmayan kişilerin 40 yaşından sonra her yıl ultrason ve kan tahlilleri yaptırmaları çok önemli. Fazla kilo, diyabet ve kolesterol gibi risk faktörlerine sahip kişilerde ise taramalara çok daha erken yaşta başlanıyor ve hastalar yılda bir düzenli olarak takip ediliyor” diyor.

Acıbadem Fulya Hastanesi Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Oya Yönal

Prof. Dr. Oya Yönal

Karaciğerde ‘sertlik’ oluşabiliyor!

Karaciğer yağlanması; sadece yağlanmayla sınırlı kalan ve karaciğerde ciddi bir hasarın oluşmadığı ‘basit yağlanma’ ile yağlanmaya ek olarak iltihaplanmanın da eşlik ettiği ve non-alkoli steatohepatit (NASH) adı verilen iki gruba ayrılıyor. Hastaların yüzde 20’sinde iltihaplanmayla seyreden non-alkoli steatohepatit tespit ediliyor. Karaciğerdeki iltihaplanma zamanında tedavi edilmezse, ‘fibrozis’ olarak adlandırılan skarlaşma, bir başka deyişle sertlik oluşabiliyor. Fibrozise eşlik eden NASH grubunun, yani ek olarak iltihaplanmanın da eşlik ettiği grubun yüzde 10’unda, 10 yılda karaciğer sirozu, daha da kötüsü karaciğer kanseri ile karaciğer yetmezliğine kadar ilerleyebilen ‘ileri evre siroz’ gelişebiliyor.

Genellikle tesadüfen tespit ediliyor

Karaciğer yağlanmasında alkol tüketimi önemli bir risk faktörü olsa da, her yağlanma bu sebeple oluşmuyor. Bu nedenle yağlanma ‘alkole bağı karaciğer yağlanması’ ve ‘alkole bağlı olmayan karaciğer yağlanması’ olarak iki gruba ayrılıyor. Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Oya Yönal, ‘alkole bağlı olmayan’ karaciğer yağlanmasının çoğunlukla uzun yıllar hiçbir belirti vermeden sinsice ilerlediği uyarısında bulunarak, “Karaciğer yağlanması nadiren karın bölgesinin sağ üst tarafında hafif ağrı ve halsizlik yapabiliyor. Bu nedenle genellikle başka bir hastalık nedeniyle yapılan ultrason, laboratuvar tetkikleri, tomografi ve manyetik rezonans (MR) yöntemleriyle tesadüfen tespit ediliyor” diyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Erken tanı sirozu önlüyor!

Karaciğerde yağlanma tanısı konulduğunda karaciğerde hasar olup olmadığı, varsa derecesini değerlendirebilmek için karaciğerde oluşan sertliğin (fibrozis) derecesini değerlendirmek çok önemli. Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Oya Yönal, “Fibrozis erken dönemde tespit edilirse, yaşam alışkanlıklarında yapılan düzenlemeler, ilaç tedavisi ve tüketiliyorsa alkolün kısıtlanmasıyla hastalığın siroza gidişi önlenebiliyor” diyor. Ancak kan tahlilleri ve ultrason ile MR gibi görüntüleme yöntemleri ‘fibrozis’ tanısında yardımcı olamıyor. Bu nedenle karaciğerde oluşan hasar, altın standart olarak kabul edilen karaciğer biyopsisi ile tespit ediliyor. Ancak karaciğer biyopsisi kanama, ağrı, safra yolu zedelenmesi gibi bazı riskler taşıdığı ve belli bir süre hastane yatışı gerektirdiği için sınırlı gerekçelerle uygulanıyor.

Fibroscan ile hasar mercek altında

Günümüzde karaciğer hasarının belirlenmesinde ve oluşan sertliğin (fibrozis) derecesini ölçmede biyopsi yerine artık sıklıkla ultrason dalgaları kullanarak ölçüm yapan “fibroscan” yöntemi tercih ediliyor. Fibroscan ile vücuda herhangi bir girişim uygulanmadan gönderilen ultrason dalgaları yardımıyla karaciğerde biriken yağ miktarı sayısal olarak ölçülebiliyor. Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Oya Yönal, bu ölçümler ile karaciğer biyopsisine göre yaklaşık 100 kat daha büyük bir karaciğer alanının değerlendirildiğini belirterek, “Tüm bunlar sayesinde karaciğerde oluşan hasar detaylı bir şekilde tespit edilebiliyor” diyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Tedavinin takibinde bilgi veriyor

Fibroscan yönteminde hastanın en az 3 saat aç kalması dışında herhangi bir hazırlığa gerek duyulmuyor. İşlem, hasta sırtüstü yatarken sağ tarafından ve kaburgaların arasından yapılıyor. Fibroscan için geliştirilen özel problar bu bölgelerde cilt üzerine yerleştirilerek, ölçümler yapılıyor. Ölçümlerin doğruluğu hem doktor hem cihazın üzerindeki yazılım tarafından kontrol ediliyor. Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Oya Yönal, yaklaşık 5-10 dakika süren işlem sırasında hastanın hiçbir ağrı hissetmediğini vurgulayarak, “Girişimsel bir işlem olmadığı için hiçbir yan etkisi de olmuyor. Fibroscan yönteminin bir başka önemli özelliği ise kolay uygulanabilir ve tekrarlanabilir olması nedeniyle sadece tanı koymak için değil, hastalığın takibinde ve tedavi etkinliğinin değerlendirilmesinde de kullanılabilmesi” diye anlatıyor. İleri yaş, diyabet ve obezite gibi ciddi risk faktörlerine sahip hastalarda karaciğerde fibrozis riski daha fazla olduğu için ihtiyaç halinde biyopsi yöntemine de başvuruluyor.

Tedavide 3 önemli kural!

Erken dönemde tespit edildiğinde karaciğer yağlanmasının tedavisinde oldukça başarılı sonuçlar elde ediliyor. Prof. Dr. Oya Yönal, “İdeal kiloya ulaşmak, düzenli egzersiz yapmak ve alkol tüketiminden kaçınmak tedavide kilit rol üstleniyor” diyor. Karaciğer yağlanmasında öncelikle fazla kiloların verilmesi gerektiğini belirten Prof. Dr. Oya Yönal, şöyle devam ediyor: “İdeal kiloya ulaşmak ve yağlanmanın önüne geçmek için beslenme alışkanlıkları değiştirilmeli. Sebze ve balıktan zengin, kırmızı etten fakir, şeker ile unlu gıdalardan uzak, zeytinyağı ve tahıl ürünlerini içeren Akdeniz beslenme modeliyle beslenilmeli. Mümkünse her gün 30 dakika tempolu yürüyüş yapılmalı. Ayrıca karaciğerin en büyük düşmanı olan alkol tüketiminden kaçınılmalı. Bunların yanı sıra insülin direnci, diyabet ve hiperlipidemi varsa, bu sorunlara yönelik uygulanan ilaçlar da tedavide büyük önem taşıyor. İhtiyaç halinde silmarin, karaciğeri koruyan A ve E vitaminleri veya selenyum takviyesi de tedaviye eklenebiliyor. Ayrıca kahve tüketimi karaciğer yağlanmasını, fibrozis ile siroz riskini ve karaciğer kanserini geriletiyor. Günde 3 fincan kahvenin karaciğerde olumlu etkileri vardır.”

Kanlı kusmanın nedenleri

Kanlı kusmanın nedenleri

Kanlı kusma olarak bilinen hematemez, birçok soruna bağlı olarak ortaya çıkıyor. Sindirim sistemindeki herhangi bir bölgede başlayan kanamaya endoskopi ve ilaçlarla müdahale edilemediğinde çok kısa sürede hayati tehlike söz konusu olabiliyor. Bunun için kanlı kusmanın neden kaynaklandığının belirlenmesi hayati önem taşıyor. Memorial Kayseri Hastanesi Gastroenteroloji Bölümü’nden Doç. Dr. Mustafa Kaplan, kanlı kusma ve tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi.

 Kanlı kusmanın nedenleri Kanlı kusma olarak bilinen hematemez, birçok soruna bağlı olarak ortaya çıkıyor. Sindirim sistemindeki herhangi bir bölgede başlayan kanamaya endoskopi ve ilaçlarla müdahale edilemediğinde çok kısa sürede hayati tehlike söz konusu olabiliyor. Bunun için kanlı kusmanın neden kaynaklandığının belirlenmesi hayati önem taşıyor. Memorial Kayseri Hastanesi Gastroenteroloji Bölümü’nden Doç. Dr. Mustafa Kaplan, kanlı kusma ve tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi.  Rengi, kanamanın aşamasını gösteriyor Hematemez, kusmayla birlikte ağızdan kan gelmesidir. Hematemez çoğu zaman üst gastroentestinal sistem yani yemek borusu, mide ve onikiparmak bağırsağından kaynaklanan kanamalara işaret etmektedir. İnce bağırsağın daha aşağısı ve kalın bağırsaktan kaynaklı kanamalar ise daha çok dışkıda kırmızı renkli kanama ile kendini belli eder. Hematemezi olan kişilerde kusmuğun rengine göre kanamanın aşaması belirlenebilmektedir. Kahve telvesi rengi, midedeki kanın hidroklorik asidin etkisi ile sindirilmesine bağlı olan ve genelde durmuş kanamayı, koyu kırmızı kusma aktif devam eden kanamayı, parlak kırmızı renkli kusma ise çok miktarda ve süratli bir kanamayı işaret etmektedir. Kanlı kusma tek başına anlamlı olmayabilir. Genellikle hematemezi yani kanlı kusması olan hastalarda melena da görülür. Melena, kanın bağırsaklarda sindirilmesi sonucu hastanın katran veya kömür gibi parlak veya bazen mat, siyah renkte ve pis kokulu dışkılamasına verilen isimdir.   Peptik ülser en önemli neden Hematemez ve dolayısıyla üst gastrointestinal sistem (GİS) kanamalarının en sık sebebi peptik ülser hastalığı olabilir. Peptik ülser, en sık olarak onikiparmak bağırsağının ilk kısmında sonra daha az sıklıkla da mide ve yemek borusunda görülmektedir. Nadiren bu organlardaki zedelenmeler de hematemeze sebep olabilir. Hematemeze sebep olabilen en önemli nedenlerden biri de kanserlerdir. Mide, bağırsak ve yemek borusunun kanserleri hatta bazı durumda pankreas kanserleri de hematemeze sebep olabilir.  Sirozu olan hastalarda yemek borusu ve midedeki varislerin kanaması da ciddi ve hayatı tehdit eden kanamaların nedenidir. Gebelerde ve sık-yoğun alkol alan kişilerde şiddetli kusmaya bağlı yemek borusunda yırtıklar ve buna bağlı kanlı kusma olabilir. Yapılan araştırmalarda kanamaların % 80’ini kendiliğinden durmakta, % 20’sinde ise kanama devam etmekte ya da tekrarlamaktadır.   Kan kusmanın nedenleri bunlar olabilir Üst gastrointestinal ( GİS) sistemde kanama öyküsü olan hastaların % 60’ında aynı lezyondan tekrar kanama olduğu için, hastalara önceki kanamalar mutlaka sorulmalıdır. Ek olarak hastanın tıbbi geçmişi, üst GİS kanamaya yol açabilecek veya hastanın sonraki yönetimini etkileyebilecek önemli durumları belirlemek için geçmiş tıbbi öyküsü kesinlikle gözden geçirilmelidir.  Bir hastanın tıbbi özgeçmişinde hekimleri yönlendirecek potansiyel kanamanın nedenleri şunlar olabilir:  1.Karaciğer hastalığı veya alkol kullanımı öyküsü olan bir hastada varise bağlı kanama söz konusu olabilir. 2.	Geçirilmiş aort yani ana kalp damarı ameliyatı olan hastalarda kanama olabilir.  3.	Böbrek hastalığı ve aort darlığı gibi hastalığı olan kişilerde, mide ve bağırsakta damar belirginleşmeleri yani anjiyoektazilere bağlı kanama oluşabilir.  4.	Helikobakter pylori enfeksiyonu, ağrı kesici kullanımı veya sigara kullanma öyküsü olan bir hastada peptik ülser hastalığına bağlı kanamalar görülür. 5.	Sigara ve alkol kullanımı veya H. Pylori enfeksiyonu öyküsü olan hastalarda mide-yemek borusu kanserlerine bağlı kanamalar ortaya çıkabilir.  Kanlı kusma varsa endoskopi yapılmalı Kanlı kusma, ciddi ve acil bir duruma işaret etmektedir. Bu hastaların endoskopi ile mutlaka incelenmesi ve kanama kaynağının bulunması gerekir. Endoskopi, hem tanı hem tedavi hem de kanamanın ileride tekrarlayıp tekrarlamayacağı konusunda fikir veren önemli bir işlemdir. Kanamanın kaynağının bulunması için endoskopi çoğu zaman yeterlidir ama bazen bu hastalara tomografi ve ultrason gibi tetkikler de yapılmaktadır. Hastaların kan sayımı, böbrek değeri gibi kan değerlerine de mutlaka bakılmalı, tansiyon takibi yapılmalı ve kesinlikle EKG çekilmelidir. Kötü durumdaki hastalar mutlaka hastanede gözlem altında tutulmalıdır. Kanlı kusma ile gelen her hastaya ilk olarak mutlaka mide asidini baskılayan ilaçlardan yüksek doz verilmelidir. Gözlem altında tutulması gereken bu hastalara bu ilaçlardan yüksek dozda 3-5 gün devam edilmelidir. Bulantısı olan ve midesi dolu hastalarda hem bulantıyı kesmek hem de midenin boşalmasına sağlayacak bazı ilaçlar verilir. Varis kanaması olan hastalara ise daha özellikli ilaçlar gerekir. Kanlı kusması olan hastaların genelde tansiyon değerleri düşük olduğu için bu hastalara serum tedavisi de verilmelidir. Kanlı kusma ciddi bir durum olduğu için bu hastalar çoğu zaman hastaneye yatış yapılarak tedavi edilir.

Doç. Dr. Mustafa Kaplan

Rengi, kanamanın aşamasını gösteriyor

Hematemez, kusmayla birlikte ağızdan kan gelmesidir. Hematemez çoğu zaman üst gastroentestinal sistem yani yemek borusu, mide ve onikiparmak bağırsağından kaynaklanan kanamalara işaret etmektedir. İnce bağırsağın daha aşağısı ve kalın bağırsaktan kaynaklı kanamalar ise daha çok dışkıda kırmızı renkli kanama ile kendini belli eder. Hematemezi olan kişilerde kusmuğun rengine göre kanamanın aşaması belirlenebilmektedir. Kahve telvesi rengi, midedeki kanın hidroklorik asidin etkisi ile sindirilmesine bağlı olan ve genelde durmuş kanamayı, koyu kırmızı kusma aktif devam eden kanamayı, parlak kırmızı renkli kusma ise çok miktarda ve süratli bir kanamayı işaret etmektedir. Kanlı kusma tek başına anlamlı olmayabilir. Genellikle hematemezi yani kanlı kusması olan hastalarda melena da görülür. Melena, kanın bağırsaklarda sindirilmesi sonucu hastanın katran veya kömür gibi parlak veya bazen mat, siyah renkte ve pis kokulu dışkılamasına verilen isimdir.

 

Peptik ülser en önemli neden

Hematemez ve dolayısıyla üst gastrointestinal sistem (GİS) kanamalarının en sık sebebi peptik ülser hastalığı olabilir. Peptik ülser, en sık olarak onikiparmak bağırsağının ilk kısmında sonra daha az sıklıkla da mide ve yemek borusunda görülmektedir. Nadiren bu organlardaki zedelenmeler de hematemeze sebep olabilir. Hematemeze sebep olabilen en önemli nedenlerden biri de kanserlerdir. Mide, bağırsak ve yemek borusunun kanserleri hatta bazı durumda pankreas kanserleri de hematemeze sebep olabilir.  Sirozu olan hastalarda yemek borusu ve midedeki varislerin kanaması da ciddi ve hayatı tehdit eden kanamaların nedenidir. Gebelerde ve sık-yoğun alkol alan kişilerde şiddetli kusmaya bağlı yemek borusunda yırtıklar ve buna bağlı kanlı kusma olabilir. Yapılan araştırmalarda kanamaların % 80’ini kendiliğinden durmakta, % 20’sinde ise kanama devam etmekte ya da tekrarlamaktadır.

Kan kusmanın nedenleri bunlar olabilir

Üst gastrointestinal ( GİS) sistemde kanama öyküsü olan hastaların % 60’ında aynı lezyondan tekrar kanama olduğu için, hastalara önceki kanamalar mutlaka sorulmalıdır. Ek olarak hastanın tıbbi geçmişi, üst GİS kanamaya yol açabilecek veya hastanın sonraki yönetimini etkileyebilecek önemli durumları belirlemek için geçmiş tıbbi öyküsü kesinlikle gözden geçirilmelidir.

Bir hastanın tıbbi özgeçmişinde hekimleri yönlendirecek potansiyel kanamanın nedenleri şunlar olabilir:

 

  1. Karaciğer hastalığı veya alkol kullanımı öyküsü olan bir hastada varise bağlı kanama söz konusu olabilir.
  2. Geçirilmiş aort yani ana kalp damarı ameliyatı olan hastalarda kanama olabilir.
  3. Böbrek hastalığı ve aort darlığı gibi hastalığı olan kişilerde, mide ve bağırsakta damar belirginleşmeleri yani anjiyoektazilere bağlı kanama oluşabilir.
  4. Helikobakter pylori enfeksiyonu, ağrı kesici kullanımı veya sigara kullanma öyküsü olan bir hastada peptik ülser hastalığına bağlı kanamalar görülür.
  5. Sigara ve alkol kullanımı veya H. Pylori enfeksiyonu öyküsü olan hastalarda mide-yemek borusu kanserlerine bağlı kanamalar ortaya çıkabilir.

Kanlı kusma varsa endoskopi yapılmalı

Kanlı kusma, ciddi ve acil bir duruma işaret etmektedir. Bu hastaların endoskopi ile mutlaka incelenmesi ve kanama kaynağının bulunması gerekir. Endoskopi, hem tanı hem tedavi hem de kanamanın ileride tekrarlayıp tekrarlamayacağı konusunda fikir veren önemli bir işlemdir. Kanamanın kaynağının bulunması için endoskopi çoğu zaman yeterlidir ama bazen bu hastalara tomografi ve ultrason gibi tetkikler de yapılmaktadır. Hastaların kan sayımı, böbrek değeri gibi kan değerlerine de mutlaka bakılmalı, tansiyon takibi yapılmalı ve kesinlikle EKG çekilmelidir. Kötü durumdaki hastalar mutlaka hastanede gözlem altında tutulmalıdır. Kanlı kusma ile gelen her hastaya ilk olarak mutlaka mide asidini baskılayan ilaçlardan yüksek doz verilmelidir. Gözlem altında tutulması gereken bu hastalara bu ilaçlardan yüksek dozda 3-5 gün devam edilmelidir. Bulantısı olan ve midesi dolu hastalarda hem bulantıyı kesmek hem de midenin boşalmasına sağlayacak bazı ilaçlar verilir. Varis kanaması olan hastalara ise daha özellikli ilaçlar gerekir. Kanlı kusması olan hastaların genelde tansiyon değerleri düşük olduğu için bu hastalara serum tedavisi de verilmelidir. Kanlı kusma ciddi bir durum olduğu için bu hastalar çoğu zaman hastaneye yatış yapılarak tedavi edilir.

Karın zarı kanserinin belirtisi

Karın zarı kanserinin belirtisi

Karın zarı kanseri veya tıp dilindeki adıyla ‘peritoneal karsinomatozis’ diğer organları etkileyen kanserlerle birlikte ortaya çıkıyor. Tedavisi zor ve hastalığın gidişatını kötü etkileyen bir durum olarak ön plana çıkan karın zarı kanserinin tedavi edilebilmesi için altta yatan kanserin belirlenmesi gerekiyor. Memorial Kayseri Hastanesi Gastroenteroloji Bölümü’nden Doç. Dr. Mustafa Kaplan, karın zarı kanseri hakkında bilgi verdi.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Başka bir kansere bağlı olarak gelişiyor

Karın zarı ya da periton, karın duvarlarının iç yüzünü ve bu boşlukta yer alan tüm organları koruyan ve saran zardır. Periton, bağ dokularıyla karın duvarının iç yüzüne ve organlara yapışıktır. Karın içi organları kaplayan ince bir tabaka olan karın zarının (peritonun) kötü huylu tümör hücreleri tarafından tutulmasına ya da etkilenmesine peritoneal karsinomatozis yani karın zarı kanseri denir. Genellikle ileri evrelerde teşhis edilen bu kanser türü başka bir kanserin karın zarına yayılması sonucu oluşur. Ancak nadiren başka sebebe bağlı olmayan primer periton kanseri de olabilir.

Karın zarı kanserine yol açan kanserler

Karın zarı kanserine yol açan bazı kanser türleri vardır. Bunlar ise yumurtalık, rahim veya rahim ağzı gibi jinekolojik kanserler ile kalın barsak, mide, pankreas, safra kesesi, safra yolları gibi gastrointestinal sistem kanserleridir. Bazen meme ve akciğer kanseri de karın zarına yayılıp peritoneal karsinomatozis yapabilir. Direkt peritonun kendi kanseri, mezotelyoma da görülebilir. Mezotelyoma özellikle evleri boyamada asbestin yaygın kullanıldığı Nevşehir’in bazı bölgelerinde aynı ailede çok fazla kişide görülmüştür ancak çok nadir bir tümördür. Bazen apendiks organında görülen mukosel de yaygın karın zarı kanserine sebep olabilmektedir.

Karın içinde su birikmesi ortaya çıkıyor

Karın zarı kanserinin nedeni tam bilinmese de, periton hücrelerinde oluşan mutasyonla kontrol dışı büyümeyle kanser başlamaktadır. Peritoneal karsinomatozis daima ilerlemiş kanser hastalığının bir göstergesidir ve belirgin olarak azalmış yaşam beklentisi ile beraber seyreder. Peritonun tümöral tutulumu ciddi bir tıbbi tedavi sorunu oluşturmaktadır çünkü tedavisi zor hatta imkansızdır. Periton içerisine yerleşmiş olan tümör hücreleri peritonun açıklıklarından bütün peritona ve altındaki organlara yayılabilir. Peritoneal karsinomatozis  olan kişilerde karın zarı etkilendiği için karında yoğun su birikmesi görülür. Peritoneal karsinomatozis bebeklerde ve çocuklarda çok nadirdir ama bazı çocukluk çağı kanserlerinde de görülebilir.

Karın zarı kanseri kimlerde olur?

Nedeni belli olmayan karın zarı kanserine yakalanma konusunda yapılan araştırmalarda bazı kişilerin risk taşıdığı düşünülmektedir.

  • İleri yaş bir risk faktörüdür. 60 yaşın üzerindeki kişilerde daha çok görülmektedir.
  • Genetik faktörler önemlidir. Kişinin ailesindeki karın zarı kanseri öyküsü riski artırmaktadır.
  • Kadınlarda meme kanseri geçmişi olması önemli bir etkendir.
  • Obezite ve durağan yaşamın diğer kanser türlerinde olduğu gibi karın zarı kanserinde etkili olduğu bilinmektedir.
  • Rahim içindeki endometrium tabakasının rahmin dışındaki bölgelerde büyümesi sonucu gelişen ve sıklıkla ağrıyla başlayan endometriozisin karın zarı kanseri gelişiminde etkili olduğu belirlenmiştir.

Karın zarı kanserinin 10 belirtisine dikkat!

Karın zarı kanseri, ilk evresi boyunca hiç belirti göstermeyebilir. Sebep olan kanser araştırılırken hastanın tomografi veya PET gibi sonuçlarında karın zarı tutulumu görülür. Ameliyat için açılan hastanın karın zarında yama tarzında tümör odakları görülebilir. İlerleyen dönemde ise şu belirtiler başlayabilir:

  1. Karında periton sıvısı yani asit birikmesi ve buna bağlı göbek fıtığı ile nefes darlığı gibi şikayetler
  2. Karın ağrısı ve karında şişkinlik hissi
  3. İştahsızlık, yemek yemede isteksiz olma
  4. İdrar ve dışkı alışkanlıklarındaki değişiklik
  5. Kas erimesi
  6. Bulantı ve kabızlık bazen de ishalin olması
  7. Özellikle ayak bileklerinin şişmesi
  8. Solunum problemlerinin başlaması
  9. Olağandışı kilo alımı ya da kilo kaybının ortaya çıkması
  10. Aşırı yorgunluk yaşanması

Tümör hücrelerinin büyümesi karın içindeki diğer organlarda fonksiyon bozukluklarına sebep olabilir. Örnek olarak, bağırsaklarda daralmaya bağlı tıkanıklıklar veya idrar akışının engellenmesine bağlı böbrek yetmezliği ortaya çıkabilir.

Doğru zamanda uygun tedavi planı önemli

Karın zarı kanseri genellikle başka bir tümörden yayılan invaziv kanserin ileri bir formu olduğundan tedavisi zor olabilir. Çoğu peritoneal karsinomatozis tümörü kemoterapiye yanıt olarak çok fazla küçülmez. Bu nedenle, birçok doktor semptomları yönetmek, ağrıyı hafifletmek ve yaşam kalitesini iyileştirmek için palyatif bakıma odaklanır. Maalesef tedavide çok fazla bir seçenek de yoktur. Peritoneal karsinomatozaya sebep olan altta yatan kanserin tedavi edilmesi esastır.  Kanserin yayılmış olduğu karın zarının soyulması, kanser sıçramış organların çıkarılması ve aynı ameliyatta karın içine özel hazırlanmış ısıtılmış kemoterapi verilmesi şeklinde bir tedavi yöntemi birçok merkezde uygulanmaktadır. Karın zarı kanserinin neden olduğu hastalık nedeniyle ortaya çıkan kusma, bulantı, idrar ve dışkı alışkanlığı değişiklikler kişinin yaşam kalitesini olumsuz etkileyecektir. Tedavi edilmediği zaman kısa sürede ölüm riski maalesef mevcuttur. Karın zarı kanseri maalesef çoğu zaman ilerlemiş kanseri gösterdiğinden tedavisi çok zor hatta imkansızdır. Ama hastanın şikayetlerine sebep olan başta karın içi su toplanması olmak üzere diğer belirtilerini azaltmak mümkündür.

Reflüyü önlemenin yolları

Reflüyü önlemenin yolları

Son yıllarda tüm dünya ülkelerinde görülme sıklığı hızla artan reflü, ülkemizde de her 4 kişiden birinin kabusu! Özellikle bir buçuk yılı aşkın süredir devam eden pandemi sürecinde hareketsizlik ve beslenme alışkanlıklarındaki değişikliklerin reflüde artışı tetiklediğini belirten Acıbadem Fulya Hastanesi Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Oya Yönal, “Pandemide aşırı yeme, geç saatlere kadar yemek yeme, karbonhidrattan zengin ve fast-food beslenme, hareketsizlik, kilo alımı ve stres nedeniyle reflü şikayetleri belirgin şekilde arttı” diyor. Mide asidinin yemek borusuna doğru geri kaçarak yemek borusunda yanma, ağıza acı-ekşi su gelmesi gibi şikayetlere yol açan reflünün yaşam kalitesini önemli ölçüde bozduğunu belirten Prof. Dr. Oya Yönal, hastalığın tedavi edilmediği taktirde kansere yol açabildiği uyarısında bulunuyor. Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Oya Yönal, pandemide reflüye karşı 10 etkili kuralı anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Yağlı gıdalardan uzak durun

Kızartmalar, fast-food, susamlı yiyecekler ve margarinden kaçının. Yağlı yiyeceklerin midede kalma süresi uzundur, mide boşalmasını geciktirir ve alt özofagus (yemek borusu) sfinkter basıncını düşürerek reflü şikayetlerini artırmaktadır.

Çikolatayı abartmayın

Çikolata iki nedenle reflüye yol açar. Birincisi; özellikle de aç karnına ve çok miktarda tüketildiğinde yemek borusu ve mide arasındaki kapak düzeneğini gevşetmesi, ikincisi ise kendisi tek başına reflü nedeni olan bol kafein içermesidir.

Alkol, asitli ve kafeinli içeceklerden kaçının

Kahve, tatlandırılmış gazlı içecekler, buzlu çay gibi kafein içeren içecekler ve alkol, kola, gazoz, portakal suyu gibi asitli içecekler yemek borusunda sfinkter basıncını düşürerek ve asit salınımını artırarak reflüyü çok hızlı şekilde tetiklerler. Bu nedenle bu içeceklerden uzak durun ve her gün 2 litre su tüketmeye özen gösterin.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Baharatlı gıda tüketimini azaltın

Acı yeşil biber, kırmızı biber ve karabiber içeren gıdalar reflünün en büyük tetikleyicilerindendir. Baharatlar aşırı tüketildiklerinde reflü hastalığı olan kişilerde asit salınımını artırarak göğüste yanmayı hızlandırır. Bu nedenle baharatlı gıda tüketimini azaltmak gerekiyor.

Sigarayı bırakın

Yapılan bilimsel çalışmalar sigaranın sağlığa son derece zararlı olduğunu ortaya koyarken, birçok hastalık gibi alt özofagus (yemek borusu) sfinkter basıncını düşürerek reflüye de yol açtığını gösteriyor.

Beslenmenizi bu kurallara göre oluşturun

Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Oya Yönal, reflüye karşı beslenme koşullarını değiştirmenin şart olduğunu belirterek önerilerini şöyle sıralıyor;

  • Fazla yemek mide basıncını artırarak reflüyü tetiklediğinden fazla yemekten kaçının.
  • Az miktarda sık ve düzenli yemek yiyin.
  • Yiyecekleri yavaş ve iyi çiğneyerek yiyin.
  • Sıvı tüketimi mide basıncını arttırdığı için yemeklerde değil, öğün aralarında alın.
  • Yatmadan 3-4 saat önce yeme-içmeyi kesin. (Mide dolu olunca mide içeriğinin yemek borusuna kaçması kolay olduğundan reflü şikayetleri artar.)
  • Yemek sonrası karın basıncını artıracak hareketler yapmayın, eğilme ve doğrulmaya neden olacak fiziksel hareketler için bir müddet bekleyin.

Pause Sağlık, Pause Dergi

 İdeal kilonuza ulaşmaya çalışın

Yeni çalışmalarda vücut kitle indeksi ve bel çevresi ile reflü arasında anlamlı ilişki bulunmuştur. Obezlerde reflü artışı; karın içi basınç artışının mide içi basınç artışına neden oluşu ile izah edilmektedir. Mide içi basınç artışı mide fıtığı gelişme riskini de artırarak reflüye neden olabiliyor. O nedenle reflü şikayetlerinin azalması için fazla kilolu hastalar kilo vermelidir.

Stresten uzak durun

Reflü semptomlarının oluşmasında yemek borusunda aşırı duyarlılığa sebep olan visseral sinir yollarındaki bozukluklar da etkili olabiliyor. Bu nedenle reflü şikayetlerinde artışa neden olan stresinizi yönetmeye, aşırı stresten uzak durmaya çalışın.

 Yatağın başını 30-45 cm yükseltin

Çift yastık kullanmak ya da yatağın başını 30-45 cm yükseltmek ve sol yana doğru yatmak reflü şikayetlerini azaltmaktadır.

Pause Sağlık, Pause Dergi

 Dar kıyafet giymeyin

Pantolon ve eteğinizin bol olmasına dikkat edin. Dar pantolon, sıkı kemer ve korse mide asidinin yemek borusuna ulaşmasını kolaylaştırırken, karın basıncını artırıyor ve reflü yakınmalarını da tetikliyor.

 Endoskopide reflü teşhisi ilk sıralara yükseldi!

Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Oya Yönal “Modern çağın hastalığı reflü; yemek borusunda yanma ve ağıza acı su gelmesi gibi tipik belirtilerin yanı sıra, göğüs ağrısı, astım, zatürre, farenjit, sinüzit, kuru öksürük, ağız kokusu, seste kısılma ve diş çürümesi gibi atipik  bulgularla da  kendini gösterebilir. Ayrıca yemek borusu kanamalarına, anemiye, yemek borusu iltihabına (özofajit), yemek borusu kanserine zemin hazırlayan Barrett hastalığına yol açabilir. 20 yıl öncesinde yapılan endoskopilerde en çok gastrit, ülser ve mide kanserine rastlanırken, reflü dördüncü sırada yer alırdı. Son 20 yılda özellikle helikobakter pilori adlı bakterinin tedavisine başlanması ile beraber, ülser ve mide kanseri sıklığı azalırken, reflü hastalığı giderek artıyor. Öyle ki endoskopiye gelen hastalarda teşhiste ilk sıralara yükseldi” diyor. Hastalığın tedavisinde; yaşam tarzı değişiklikleri ve diyetle düzelme olmazsa doktor tavsiyesine göre mide asidini azaltan ilaçlar yani mide koruyucular kullanıldığını belirten Prof. Dr. Oya Yönal “Cerrahiye nadiren ihtiyaç duyulur. Genelde büyük mide fıtığı varsa veya hasta uzun süre mide koruyucu ilaç kullanmak istemiyorsa, hasta da istiyorsa cerrahi tedaviye başvurulabilir” diye konuşuyor.

Bayramda sağlıkla geçirmenin 12 yolu

Bayramda sağlıkla geçirmenin 12 yolu

Yazın yakıcı sıcaklarında, pandeminin gölgesinde geçireceğimiz Kurban Bayramı’nda maske, sosyal mesafe ve hijyen kurallarına dikkat etmek her zamankinden fazla önem taşıyor. Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi Gastroenteroloji Uzmanı Doç. Dr. Suna Yapalı, pandemi döneminde kısıtlamaların kaldırıldığı bu ilk bayramda; bayramlaşma ve kurban eti tüketimi başta olmak üzere birçok önemli kurala dikkat etmek gerektiğini belirterek, aksi halde Covid-19’dan sindirim sistemi enfeksiyonlarına dek birçok sağlık sorunu ile karşılaşılabileceğine dikkat çekiyor. Gastroenteroloji Uzmanı Doç. Dr. Suna Yapalı, pandemide bayramı sağlıklı geçirmek için ihmal edilmemesi gereken 12 kuralı anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Kurban kesiminde bu kurallara dikkat edin

Kurbanlıkların kesiminde ve kurban etinin transfer edilmesinde sosyal mesafe, maske ve hijyen kurallarına uyulmalıdır. Çeşitli ülkelerde koronavirüs varyantlarına bağlı vaka sayılarının arttığı şu günlerde, kurbanlık kesim alanlarında gereksiz kalabalıklardan kaçınmak, sadece görevli kişilerin bulunmasını sağlamak gerek. Ayrıca sıcak havalarda uygunsuz şartlarda kesilen ve transfer edilen kurbanlıklar bulantı, kusma ve ishal ile seyreden enfeksiyonlara yol açabilir.

Kurban etini hemen tüketmeyin

Kurbanlık hayvan kesildikten sonra ölüm katılığı oluştuğu için, en az 24 saat dinlendirildikten sonra pişirilmesi gereklidir. Yeni kesilmiş hayvan etindeki sertlik hem pişirmede zorluk yaratır hem de midede şişkinlik, hazımsızlık ve kabızlık gibi sindirim sorunlarına yol açar. Ayrıca kurban etinin tüketimi, saklanması ve pişirilmesi konusunda yapılan hatalar sindirim sistemi, kalp ve damar problemlerine yol açabilir.

 Eti yavaş pişirin

Etler yüksek ısıda pişirilmemeli, yavaş ve kısık ateşte kendi suyu ile pişirilmelidir. Çiğ ve az pişmiş etler ile sıcak havalarda dışarıda bekledikten sonra tüketilen etler, paraziter hastalıklar gibi sağlık sorunlarına neden olabilir. Kızartmalardan kaçınmalı, haşlama ya da ızgara gibi yöntemler tercih edilmelidir. Izgara yapılırken etler ateşe çok yakın olarak kömürleştirilmemelidir. Etleri pişirirken tereyağı, iç yağı ve kuyruk yağı eklemek kalp ve damar hastalıklarına davetiye çıkarabilir. Etlerin sebze ile birlikte pişirilmesi ya da yanına sebze eklenmesi ve yanında salata tüketilmesi günlük lif ihtiyacının karşılanmasına yardımcı olacak ve kabızlık, şişkinlik, hazımsızlık gelişmesini önleyecektir.

Kavurmayı öğlen tüketin

Gastroenteroloji Uzmanı Doç. Dr. Suna Yapalı “Kavurmayı kahvaltıda ve akşam geç saatlerde tüketmemeli. Geç saatlerde tüketilen etin sindirimi daha zordur. Hazımsızlık ve şişkinlik yaşamamak için kırmızı eti, kavurmayı geç saatler yerine öğle saatlerinde tüketin” diyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Porsiyonlara dikkat edin

Et tüketimini abartmayın. Günlük et tüketiminizin 100-150 gr yani yaklaşık 3-4 köfte veya eşdeğeri miktarı aşmamasına dikkat edin.

 Hızlı yemeyin, iyi çiğneyin!

Besinler ne kadar iyi çiğnenirse, sindirim o kadar kolay olur. İyi çiğnemek; beyinde tokluk hissi oluşmasını sağladığı gibi, abartılı yemeye de engel olur. Aynı zamanda reflü, hazımsızlık, gaz sancıları, kabızlık yakınmaları ve kilo alımını önler.

Geç saatlerde yemeyin

Bayramlarda yemek saatlerinin değişmesi öğün atlamaya ve akşam yemeklerinin geç saatlere kaymasına neden olabiliyor. Geç saatlerde yenilen yemekler ve yemekten hemen sonra uzanmak reflüyü tetikleyebileceğinden, yemek yedikten en az 3 saat sonra yatmaya özen gösterin.

Gazlı içecekler ve alkolden uzak durun

Sıcak bayram günlerinde etle beraber gazlı içecekler ve şeker içeriği yüksek meyve suları tüketilmesi reflüyü tetikleyebilir, kan şekerini yükseltir, ayrıca hazımsızlık ve şişkinliği arttırabilir. Bu nedenle serinlemek için su ve ayran tüketin. Alkol sindirim sisteminin savunma mekanizmasını bozarak reflü, hazımsızlık, şişkinlik ve bağırsak alışkanlıklarında değişime yol açabileceğinden alkolden uzak durun.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Çay ve kahveyi abartmayın

Sıcaklarda vücudun su kaybı daha fazla olacaktır. Bu nedenle bayramda günlük 2-2.5 lt su tüketmeye özen gösterin. Su ihtiyacını çay veya kahve ile sağlamak, vücuttan su kaybını hızlandırabileceğinden dikkatli tüketilmelidir. Öğünlerde çok fazla su tüketimi reflüyü arttırabileceğinden, öğün aralarında tercih edin.

Hamur işi ve tatlılara dikkat edin

Karbonhidrat içeriği yüksek baklava, revani, kadayıf ve börek gibi yiyeceklerin tüketimi bayramlarda kaçınılmazdır. Ancak bayramda ya da bayram sonrası sindirim sistemi yakınmaları, kilo artışı ve kalp damar sorunlarına neden olabilir. Bu nedenle bu yiyecekleri günde 1 porsiyon ile sınırlayın. Böylece hazımsızlık, şişkinlik ve reflü gibi sindirim sistemi yakınmalarının oluşmasını engelleyebilirsiniz.

 Egzersizi ihmal etmeyin

Uzun bir tatilin de olduğu bayram dönemi rehavete kapılmamak, hareketsiz kalmamak gerekiyor. Günde en az 30-45 dakika tempolu yürüyüş yapılması sindirim sistemini rahatlatacak, metabolizmayı hızlandırarak kilo alımını engelleyecektir.

Kalabalık sofralarda bir araya gelmeyin

Gastroenteroloji Uzmanı Doç. Dr. Suna Yapalı “Kısıtlamalar kaldırılmış olsa bile pandemi döneminde bayram geçirdiğimizi unutmamalıyız. Bayramda kalabalık ortamlarda bir araya gelmemeye, sofralarımızın aşırı kalabalık olmamasına özen göstermeli, maske ve sosyal mesafe kurallarına dikkat etmeliyiz. Toplumun aşılanma oranının artmasıyla beraber aşının bulaşı engellemediği, ancak ağır hastalık geçirmeyi önlediği gerçeğini unutmamalıyız” diyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Dikkat! Bu şikayetleriniz varsa!

Gastroenteroloji Uzmanı Doç. Dr. Suna Yapalı “Aşırı sıcakların olduğu yaz günlerinde geçireceğimiz Kurban Bayramı’nda uygun hijyen şartlarında hazırlanmayan ya da saklanmayan yiyeceklerin tüketilmesi sindirim sistemi enfeksiyonlarını tetikleyebilir. Koronavirüs virüs enfeksiyonu da bulantı, kusma ve ishal gibi benzer sindirim sistemi yakınmalarına yol açabilmektedir. Bu nedenle bu yakınmaların varlığında bu olasılık da göz ardı edilmemelidir” diyor.

Bu alışkanlıklar reflüyü tetikleyebilir

Bu alışkanlıklar reflüyü tetikleyebilir

Covid-19 pandemisi nedeniyle bu yıl Ramazan Bayramı’nı evimizde izole geçirmek zorunda kalsak da, hiç kuşkusuz sofralarımızı yine birbirinden lezzetli yemekler ve tatlılarla donatacağız! Ancak dikkat! Ramazan’da bir ay boyunca dinlenen midemize aniden yüklenmek ve yüksek kalorili besinler tüketmek gibi hatalı alışkanlıklarımız; hazımsızlık, şişkinlik ile gaz sorunlarına neden olabiliyor. Ayrıca mide problemi olan kişilerde reflü, peptik ülser ve gastrit yakınmalarını tetikleyebiliyor. Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi Gastroenteroloji Uzmanı Doç. Dr. Suna Yapalı bu nedenle Ramazan Bayramı’nda mide ağrısı, yemek borusunda yanma, mide içeriğinin yemek borusuna gelme hissi, mide ekşimesi ve hazımsızlık yakınmasında mutlaka hekime başvurulması gerektiği uyarısında bulunuyor.  Peki bayramda hangi hatalı alışkanlıklarımız midemize zarar veriyor? Gastroenteroloji Uzmanı Doç. Dr. Suna Yapalı, Ramazan Bayramı’nda mide sağlığını olumsuz etkileyen 10 önemli hatalı alışkanlığımızı anlattı; bu hataları önlemeye yönelik önerilerini özetledi.

Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi Gastroenteroloji Uzmanı Doç. Dr. Suna Yapalı

Hata: Kahvaltıda kızartma ve hamur işine yüklenmek

Doğrusu: Uzun süren açlık ve susuzluğun ardından bayram kahvaltısında canımızın istediği her şeyi tüketmekte sakınca görmeyebiliyor, hamur işinden kızartmaya kadar pek çok yemeğe yüklenebiliyoruz. Ancak kahvaltıda kızartma ve hamur işlerini abartmak, özellikle reflü, peptik ülser ve gastrit yakınmalarını tetikleyebiliyor. Bunun sonucunda; mideden yemek borusuna doğru yanma hissi, mide içeriğinin ağıza kadar gelmesi ya da ağızda acı su hissi, mide ağrısı ve hazımsızlık gibi yakınmalar gelişebiliyor. Kahvaltıda ağır yemekler yerine; haşlanmış yumurta ya da sebzeli omlet, peynir, yoğurt, tam tahıl ekmeği, domates ve salatalık gibi gıdalar tüketin.

Hata: Öğün saatlerini düzenlememek

Doğrusu: Ramazan boyunca değişen öğün saatlerinizi tekrar düzenlemeniz de mide sağlığınız için çok önemli. Çünkü öğün saatlerinin düzensiz olması kan şekeri ve insülin salgılanmasında bozukluklara, bunun sonucunda da sık acıkmaya yol açabiliyor. “Bu nedenle küçük porsiyonlar halinde günde üç ana öğünle beslenmeye özen gösterin” diyen Doç. Dr. Suna Yapalı, önerilerini şöyle sıralıyor: “Öğle ve akşam yemeğinde çorba, salata, sebze yemeği ve proteinli besinler tüketin. Protein kaynağı olarak et, tavuk, balık ya da baklagiller seçin. Ayrıca ara öğün olarak badem, ceviz, meyve ve yoğurt gibi ara öğünler tüketmeniz, ana öğünlerde besinleri büyük porsiyon olarak yemenizi önleyecektir.”

 Hata: Akşam yemeğini geç saatlere bırakmak

Doğrusu: Bayramlarda en sık rastlanan mide sorunlarından biri reflü hastalığı, yani mide asidinin ya da içeriğinin yemek borusuna doğru kaçışı oluyor. Hamur işi, tatlılar ve çikolatanın çok tüketilmesinin yanı sıra geç saatlerde tüketilen yiyecekler de reflüyü tetikliyor. Bunun sonucunda da mideden yemek borusuna doğru yanma, besinlerin ağıza geri gelme hissi, mide ağrısı ve hazımsızlık gibi yakınmalar artıyor. Dolayısıyla akşam yemeğini geç saatlere bırakmayın, ağır yemek yemeyin ve yemekten en az 3 saat sonraya kadar uzanmamaya dikkat edin.

Pause Sağlık

Hata: Tatlıları abartmak

Doğrusu: Bayramda bolca tüketilen yüksek karbonhidrat içeriğine sahip tatlılar sindirim sistemi problemlerine yol açabiliyor, kan şekeri kontrolünü bozabiliyor. Bu nedenle tatlıları akşam yemeği sonrası geç saatlere bırakmamalı, küçük porsiyonlar halinde tüketmeli ve günde bir porsiyonu aşmamalısınız.

Hata: Yetersiz su içmek

Doğrusu: Ramazan’da vücudun su dengesindeki değişikler sıcakların arttığı bayram günlerinde de devam ediyor. Bayramda yetersiz su tüketimi sindirim sistemi, dolaşım sistemi ve böbreklerde sorunlara neden olabiliyor, bağışıklık sistemini olumsuz etkileyebiliyor ve kilo alımına yol açabiliyor.  Bayramı sağlıklı geçirmek için günde en az 2 litre su tüketmeyi asla ihmal etmeyin.

Hata: Sıcak çayı aç karnına içmek

Doğrusu: Aşırı çay ve kahve tüketimi çarpıntı ile tansiyonun yükselmesine neden olabildiği gibi, vücudun su kaybını arttırıyor, ayrıca reflü yakınmalarını tetikleyebiliyor. Dikkat etmeniz gereken bir başka nokta da çay ve kahve ikilisini çok sıcak içmemek olmalı!  “Sıcak yiyecek ve içecekler yemek borusunda hasara yol açarak yemek borusu kanseri için risk oluşturuyor. Çok sıcak olarak, aç karnına tüketilmesi reflüyü de tetikliyor.” uyarısında bulunan Gastroenteroloji Uzmanı Doç. Dr. Suna Yapalı, şöyle devam ediyor: “Ayrıca çay ile kahveyi çok fazla içiyor ve içine şeker katıyorsanız, sadece bu ikisinin tüketimiyle günlük şeker ve kalori alımınız artacak, bunun sonucunda da kan şeker kontrolünüz bozulacaktır. Aşırı şekerli yiyecek ve içecekler ayrıca hazımsızlık, gaz ve şişkinlik gibi sorunlara da neden olabiliyor.”

Pause Sağlık

Hata: Şerbetli tatlıları tercih etmek

Doğrusu: Bayram sofralarında vazgeçemediğimiz, ancak karbonhidrat içeriği oldukça yüksek olan baklava, revani ve kadayıf gibi aşırı şekerli, şerbetli tatlılar hazımsızlığa yol açabiliyor, çikolata da reflüyü tetikleyebiliyor. Daha da kötüsü kalp hastalarında kalp krizini tetikleyebiliyor, diyabet hastalarında kan şekerinin çok yükselmesine neden olabiliyor. Şerbetli tatlıları mümkün olduğunca tadımlık tüketmeli, sütlü hafif tatlıları tercih etmelisiniz.

 Hata: Sofrayı fast-food tarzı besinlerle donatmak

Doğrusu: Kızartmalar, fast-food tarzı beslenme ve işlenmiş gıdalar reflü hastalığına davetiye çıkarıyor. Kızartılmış besinler yerine; ızgara, haşlama ya da buğulama usulüyle hazırlanmış besinler tüketmeye özen gösterin.

Hata: Gazlı içecekler tüketmek

Doğrusu:  Midemizi rahatlatacağı düşüncesiyle gazlı içecekler, özellikle de yemek sonrasında soda içmek, bayramda sık yaptığımız hatalardan. Çünkü şekerli, gazlı içecekler kan şekerini yükseltiyor, ayrıca şişkinliğe yol açabiliyor.

Hata: Hareketsiz kalmak

Doğrusu: Düzenli egzersiz yapmak metabolizmayı hızlandırıyor, kan şekeri ve kolesterolü düzenliyor, sindirimi kolaylaştırıyor. Sağlıklı yaşamın olmazsa olmazı fiziksel aktiviteye bayram süresince de devam edin. Bu bayramda dışarıya çıkamasak da evde 15-20 dakika yürümeyi ihmal etmeyin.

Gaz sıkışmasına ne iyi gelir?

Gaz sıkışmasına ne iyi gelir?

Gaz sıkışması nedeniyle ortaya çıkan şişkinlik, karın bölgesinde gözle görülür büyüme ve ağrıya neden olduğu için yaşam konforunu ciddi oranda düşürüyor. Gaz sıkışması, karın ağrısına ve midede dolgunluk hissine yol açıyor. Birçok nedene bağlı olarak ortaya çıkan gaz sıkışmasının kaynağının araştırılması önem taşıyor. Ciddi bir hastalığa işaret etmeyen gaz sıkışması problemi pratik tedbirlerle ortadan kaldırılabiliyor. Memorial Kayseri Hastanesi Gastroenteroloji Bölümü’nden Doç. Dr. Mustafa Kaplan, gaz sıkışması sorunu ve tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi.

Yemek düzeni ve bazı besinlerle ilişkili olabilir

Sindirim sisteminin işleyişinden kaynaklanan gaz, doğal bir olaydır. Vücutta sıkışan gaz, anüs ve ağızdan atılır. Oluşan gazın vücut dışına atılamaması sonucunda ise sıkışma ve şişkinlik ortaya çıkar. Yemek yedikten sonra ortaya çıkan aşırı gaz üretimi ya da sindirim sistemi kaslarının hareketindeki bozukluk, karında şişkinliğe yol açar. Yemek düzeni veya besinlere bağlı olarak ortaya çıkan bu durum ayrıca bazı hastalıkların habercisi de olabilmektedir.

Beslenme alışkanlıklarınızı düzenleyerek kendinizi gözlemleyin

 Yemek yerken yutulan hava, bazen karında şişkinlik hissine neden olur. Genellikle yemeklerden sonra geğirme bu durumun bir sonucudur. Ayrıca gazlı ve fermente içecekler de (asitli içecekler, maden suyu gibi) fazladan hava yutulmasına neden olduğu için gaz sıkışmasına yol açar.

Besinlerin bağırsaklarda işlenme sürecinde gaz ortaya çıkmakta ve sıkışabilmektedir. Bazı yüksek lifli yiyecekler insanların büyük miktarlarda gaz üretmesine neden olabilir. Başlıca fasulye ile mercimek gibi baklagiller ve bazı tam tahıllar bu duruma yol açabilir. Yağlı yiyecekler sindirimi ve midenin boşalmasını yavaşlatabilir. Bunun tokluk için faydaları olabilir (ve muhtemelen kilo vermeye yardımcı olabilir) ancak şişkinlik eğilimi olan insanlar için bir sorun olabilir. Yardımcı olup olmadığını görmek için daha az fasulye ve yağlı yiyecekler yenmelidir.

Gaz sıkışmasına yol açan gıdalar

Barbunya, kuru fasulye ve nohut gibi baklagiller

Sarımsak ve soğan

Brokoli ve lahana gibi yeşil sebzeler.

Süt ve süt ürünlerinden peynir ile yoğurt

Bazı meyveler (portakal, kayısı gibi) ile yüksek oranda lif içeren tam tahıllı besinler.

Bu sorunlara dikkat!

Asitli mide salgısının yemek borusuna geri kaçmasıyla ortaya çıkan reflü de gaz sıkışmasına neden olan başka bir nedendir. Halk arasında mide ekşimesi olarak bilinen reflü hastalığı, asitli mide özsuyunun yemek borusuna geri kaçmasıyla ortaya çıkmaktadır. Yemeğin ağza gelme hissiyle beraber gaz sıkışması hali reflü hastalarında çok sık görülmektedir.

İrritabl bağırsak sendromu (IBS) nedeniyle bağırsakta hareketlilik ortaya çıkmaktadır. Hastaların çoğu şişkinlik yaşar ve bunların yaklaşık % 60’ı şişkinliği en kötü belirti olarak bildirir. FODMAP adı verilen karbonhidratlar, özellikle irritabl bağırsak sendromu olan kişilerde şişkinlik ve diğer sindirim semptomlarına neden olabilir. Bunun için yüksek FODMAP içeren (buğday, soğan, sarımsak, brokoli, lahana, karnabahar, enginar, fasulye, elma, armut ve karpuz) uzak durulması önerilir. Bu gruptaki hastalarda gaz sıkışması sorunu sıkça ortaya çıkmaktadır.

Bağırsak hareketlerinin yavaşlaması özellikle ince bağırsakta bakterilerin artmasına neden olabilir. Bakteriler ise gaz oluşumuna yol açabilir.

Çölyak hastalığı da nedenler arasındadır. Gluten içeren besinleri tüketildiğinde bu gruptaki hastaların bağışıklık sistemi, bağırsak hücrelerine zarar verebilir. Bağırsak yapısındaki bozulma gaz sıkışmasının nedenidir.

Bağırsak fıtıkları, kabızlık, kolon kanseri, peptik ülser de gaz sıkışmasının nedenleri arasındadır. Ayrıca pankreasın iltihaplandığı ‘pankreatit’ durumunda da gaz sıkışması görülebilir.

Gıda alerjileri ve enzim eksikliği ya da gıdanın içindeki maddenin sindirilememesi nedeniyle yaşanan gıda intoleransları gaz oluşumunda etkilidir. Mesela laktoz intoleransı, fruktoz intoleransı, yumurta alerjisi ve buğday alerjisi gibi.

Tatlandırıcılar genellikle şekere alternatif olarak kabul edilir. Ancak yüksek miktarlarda sindirim sorunlarına neden olabilirler. Kalın bağırsağınızdaki bakteriler tatlandırıcıları sindirirken gaz da üretebilir.

Gaz sıkışması ve şişkinliğe iyi gelecek öneriler

 İnsanların yaklaşık % 16-30’unda düzenli olarak şişkinlik ve gaz sıkışması yaşadıkları belirlenmiştir. Gaz sıkışması ve şişkinlik konusunda bazı pratik tedbirler alınabilir. Bunlar şöyle sıralanmaktadır:

  1. Şişkinlik ve gaz sıkışması sorunu yaşayan kişiler, genellikle midede yiyeceklere karşı artan hassasiyete sahiptir. Bu nedenle, daha küçük ve az öğünler halinde yemek çok faydalı olabilir.
  2. Besinleri iyi çiğnemek çok önemlidir. Besinlerin küçük parçalar halinde iyice çiğnenmesi yutulan hava miktarını da azaltacaktır.
  3. Bazı yiyecekler diğerlerinden daha fazla gaza veya şişkinliğe neden olduğunu anlamak için bir yiyecek günlüğü tutulmalıdır.
  4. Sakız çiğnemek, pipet kullanmak, konuşurken veya acele yemek de artan miktarda hava yutulmasına neden olduğu için gaz sıkışmasına neden olur.
  5. Gaz sıkışmasına neden olan ksilitol, sorbitol ve mannitol gibi tatlandırıcılardan uzak durulmalıdır.
  6. Kabızlık, şişkinliği ve gaz sıkışmasını artırır. Artan su alımı ve fiziksel aktivite kabızlığa karşı etkili olabilir.
  7. Probiyotik takviyeleri, bağırsaktaki bakteri ortamını iyileştirdiği için gaz ve şişkinlik semptomlarını azaltmaya yardımcı olabilir.
  8. Şişkinlik ve gaz sıkışması ayrıca sindirim sistemindeki kasların işlevinin değişmesinden de kaynaklanabilir. Kas spazmlarını azaltmaya yardımcı olabilecek ‘antispazmolitik’ adı verilen ilaçların yararlı olduğu belirlenmiştir. Nane yağı, benzer şekilde işlev gördüğüne inanılan doğal bir maddedir. Nane yağının, en azından IBS hastalarında şişkinlik ve diğer sindirim semptomlarına karşı etkili olduğu bilinmektedir.
  9. Simetikon etken maddeli ilaçlar; şişkinlik, gaz ve gerilmeyi azaltır. Lubiproston ve linaklotide etken maddeli ilaçlar ise kabızlık sorunu yaşayan irritabl bağırsak sendromundaki şişkinliğin azalmasını sağlamaktadır.

 

Polipler sinsice kansere dönüşebilir

Polipler sinsice kansere dönüşebilir

Kolon kanseri günümüzde en sık rastlanan kanser türlerinden biri. Öyle ki tüm kanserler arasında 3. sırada yer alıyor. Yapılan çalışmalara göre; kolon kanserinin yüzde 90-95’inin sorumlusu ise ilerleyen yaşla birlikte görülme riski artan kolon polipleri! Bu poliplerin yüzde 10-20’si ortalama 8-10 yılda habis özellik kazanıyor, bir başka deyişle kanserleşiyor! Kansere dönüşmeden genellikle belirti vermediği için ‘gizli tehlike’ olarak adlandırılan polipler aslında düzenli yapılan kolonoskopi ile tespit edilip çıkartılabiliyor, bu sayede kolon kanserine dönüşmesi önlenebiliyor! Acıbadem Fulya Hastanesi Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Oya Yönal, bu nedenle hiçbir risk faktörü olmasa dahi herkesin 50 yaşında kolonoskopi yaptırması gerektiğine dikkat çekerek, “Risk faktörü olan kişilerde ise bu takvim daha öne çekiliyor. Poliplerin kolon kanserine dönüşmeden saptanmaları ve çıkartılmaları, patoloji sonucuna göre aralıklı tarama kolonoskopilerinin yapılması sayesinde hastanın hayatı kurtulabiliyor. Üstelik günümüzde kolonoskopi işlemi sadece 30 dakika gibi kısa bir sürede tamamlanabiliyor.” diyor.

Sinsice kansere dönüşebiliyor

Kolon (kalın bağırsak) polipleri; kalın bağırsağın içini örten tabakanın normal olmayan şekilde büyümesi sonucu milimetrik ölçülerden santimetrik ölçülere kadar ulaşabilen ve bağırsak kanalına çıkıntı yapan kitleler olarak tanımlanıyor. Erişkin yaş grubunun kabaca yüzde 6’sında görülen kolon polipleri, 50 yaş civarında yaklaşık yüzde 20-25’e ve 70 yaşından sonra ise yüzde 40’lara kadar yükseliyor. Polipler genelde belirti vermiyor, sıklıkla kolon kanseri için yapılan tarama kolonoskopilerinde saptanıyor. Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Oya Yönal poliplerin bu nedenle gizli tehlike olarak adlandırıldıklarını vurgulayarak, “Daha az sıklıkta ise kansızlık, alt gastrointestinal sistem kanaması, dışkılama alışkanlığında değişiklik, nadiren de bağırsak tıkanması nedeniyle hastalar hekime başvurabiliyorlar.” diyor.

Aile öyküsü varsa risk 2-3 kat artıyor

Liften fakir beslenme gibi hatalı beslenme alışkanlığı, 50 yaşın üzerinde olmak, genetik yatkınlık, popülasyona özgü nedenler, hareketsiz bir yaşam sürmek, obezite, sigara tüketimi, akromegali, kontrol altında tutulamayan tip 2 diyabet  ve inflamatuar bağırsak hastalıkları, polip oluşumuna neden olan etkenler arasında yer alıyor. Poliplerin görülme oranı kolon kanserinin sık yaşandığı toplumlarda daha fazla oluyor. Bunların yanı sıra ailede kanser öyküsü olması da riski yükseltiyor. Öyle ki birinci derece akrabalarında polip olan kişilerde, normal popülasyona göre risk göre 2-3 kat artıyor.

 Kansere dönüşmeden alınıyor

Kolonoskopi yöntemiyle poliplerin saptanıp çıkartılması kolon kanseri gelişimini önlediği için hayat kurtarıcı oluyor. Kolonoskopide; ucunda kamera bulunan bükülebilir bir aletle kalın bağırsak mukozası inceleniyor. Bu şeklide kolon polipleri saptanıyor ve forseps veya tel döngüyle polibin kalın bağırsaktan çıkartılması işlemi olan polipektomi yapılyor. Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Oya Yönal tedavideki hedefin polibin tamamen çıkartılması olduğunu vurgulayarak, “Kalın bağırsağında polip olan hastada ileride başka polip oluşma ihtimali oluyor. O nedenle, saptanan polip veya tüm polipler çıkartıldıktan sonra, poliplerin çapı, sayısı ve patoloji sonuçlarına göre belli aralıklarla tarama kolonoskopilerinin yapılması gerekiyor. Deneyimli ellerde yapılan işlemler ve doğru sıklıkta gerçekleştirilen kolonoskopik taramalarla tedaviden oldukça başarılı sonuçlar alınıyor.” diye konuşuyor.

Düzenli tarama yaptırmak şart!

Kolorektal kanserler için risk faktörleri olmayan kişilerde kolonoskopi ile taramanın 50 yaşında başlanması gerektiğini belirten Gastroenteroloji Uzmanı Prof  Dr. Oya Yönal,

Kolonoskopide çıkan sonuç normal ise taramaya 10 yılda bir devam edilmeli. Polip tespit edildiyse; polibin sayısı, çapı ve patoloji sonucuna göre kolonoskopi daha sık tekrarlanmalı.” diyor. Birinci  derece akrabalarında (anne, baba ya da kardeş) kolorektal kanser ya da polip olan kişilerde ise kolonoskopi taramasının 40 yaşında ya da kanser tanısı almış en genç akrabanın yaşının 10 yıl öncesinden başlanması gerektiğine dikkat çeken Prof. Dr. Oya Yönal, şöyle devam ediyor: “Eğer ilk sonuçlar normalse taramaya her 5 yılda bir devam edilmeli. Polip saptanırsa daha sık tekrarlanmalı” diye konuşuyor.

Polip oluşumunu önlemenin 6 püf noktası!

  • Lifli sebze ve meyve ağırlıklı beslenmeye özen gösterin
  • Kırmızı eti ve yağlı yiyecekleri azaltın
  • Düzenli olarak fiziksel aktivite yapın
  • Sigara ve alkol tüketiminden kaçının
  • İdeal kilo kontrolünü sağlayın
  • Bazı çalışmalarda günlük yüksek miktarda D vitamini alanlarda kolon polipleri ve kolon kanseri riskinin azaldığı gösterilmiş. O nedenle ideal D vitamini düzeyi için D vitamini desteği de öneriliyor.