Yazılar

Depremin kahramanı madenciler oldu

Depremin kahramanı madenciler oldu

IPSOS ANTİKRİZ MONİTÖRÜ verilerinden derlenen bu haftaki bülten içeriğinde;

Depremlerin ardından başlayan arama-kurtarma-destek çalışmalarının performansının nasıl değerlendirildiği, Kızılay’ın çadır satışı, bu olayın detaylarına toplum ne kadar hakim, Kızılay’ın ticari aktivite yapmasının nasıl değerlendirildiği, afet sürecinde Kızılay yönetiminin nasıl değerlendirildiği, bugüne kadar Kızılay’a bağışta bulunanlar, bugünden sonra bağış veya itibar konusunda bireylerin ifade, tutum ve davranışlarına yer verilmiştir.

TOPLUMDA HER İKİ KİŞİDEN BİRİ DE KIZILAY YÖNETİMİNİN BAŞARISIZ OLDUĞU GÖRÜŞÜNDE….  Türkiye’nin ilk yardım kuruluşlarından biri olan Kızılay, web sitesinde kendini; “tüzel kişiliğe sahip, özel hukuk hükümlerine tâbi, kâr amacı gütmeyen, yardım ve hizmetleri karşılıksız olan ve kamu yararına çalışan bir gönüllü sosyal hizmet kuruluşu” olarak tanımlamakta ve Uluslararası Kızılay-Kızılhaç Topluluğunun temel ilkelerini paylaşmaktadır. Bunlar; insanlık, ayrım gözetmemek, tarafsızlık, bağımsızlık, hayır kurumu niteliği, birlik ve evrensellik ilkeleridir. Kar amacı gütmemek bu büyük güven duyulan kuruluşun en önemli kurumsal itibarının da temelidir.

Ipsos Türkiye

MADENCİLER KAHRAMAN… Toplumdaki bireylerin, grupların, kurum ve kuruluşların etkileşim ve iş birliği içerisinde olması özellikle can kayıplarının yaşandığı afet gibi zor dönemlerde öne çıkan en önemli sosyal ihtiyaçlardan biri oluyor.  Türkiye’de depremlerin oluşturduğu travmalar bireysel ve toplumsal açıdan değişimi beraberinde getirmiş, gündelik hayatta deprem gerçeğiyle yüzleşme yaşanmasına sebebiyet veriyor… Büyük afet sonrası bir çok kuruluşun arama kurtarma çalışmalarındaki, desteklerindeki performansları benzer seviyede değerlendirilirken madenciler ülkemizin kaharamanı olarak ilk sırada görünmektedir. Dünya ülkelerinden gelen yardım ekipleri ikinci sırada en başarılı bulunan olurken, üçüncü sırada sivil toplum kuruluşu Ahbap yer alıyor. Özellikle Kızılay ve AFAD’a yönelik olumlu değerlendirmelerin oldukça gerilediği görülüyor.

HER 10 KİŞİDEN 8’i KIZILAY’IN ÇADIR SATIŞI YAPTIĞI KONUSUNDA HABERDAR. Bu kişilerin %67’si de olayın detaylarına kısmen de olsa hakim olduğunu belirtiyor. Toplamda her 2 kişiden birinin bu konuya hakim olduğu görülüyor (%56)

 Ipsos Türkiye

KIZILAY’A TEPKİLER BUNDAN SONRAKİ YARDIM ETME NİYETİNİ OLUMSUZ ETKİLİYOR. Bugüne kadar her 10 kişiden 6’sı bir şekilde yardımda ya da bağışta bulunduğunu belirtirken, bundan sonra yardımda bulunurum diyenlerin oranı yarı yarıya azalmış durumda. Ipsos Türkiye

 Ipsos’un Türkiye CEO’su Sidar GEDİK verilerle ilgili şu değerlendirmelerde bulundu:  “ Toplumda hâkim olan duyguları araştırırken uzun zamandır olumlu ifadeler ile karşılaşamıyoruz. Son yıllarda gündemi belirleyen pandemi, enflasyon, savaş gibi gelişmelere baktığımızda bu tespit çok da tuhaf değil maalesef. 6 Şubat ve sonrasında gerçekleşen deprem felaketlerinin ardından yaptığımız araştırmalarda bu olumsuz duyguların çok daha yükseldiğini gördük. Yorgun, endişeli, üzgün, öfkeli hissedenler zaten çoktular, depremlerden sonra bu şekilde hissedenlerin oranı daha da arttı, 1.5 katına kadar çıktı. Birçok olumuz ifade içinde yaygınlığı ciddi anlamda gerileyen tek bir ifade dikkatimizi çekti; yalnızlık. Yalnız hissedenlerin oranı depremlerden sonraki hafta içinde üçte bir oranında gerilemişti. Ben bunu tek bir şeye bağladım, o günlerde tüm halk olarak hatta tüm Dünya olarak gösterdiğimiz büyük “dayanışmaya”. Ülkenin her yanından, Dünya’nın her yanından insanlar deprem bölgesine destek eli uzatmak için büyük bir yarış içine girdiler. İnsanlığın böyle büyük bir felaket karşısında politik-tarihi ayrışmalardan sıyrılıp nasıl tek vücut olabildiğini gördük.

Bu dönemde doğal olarak deprem bölgesinde araştırma yapamadık, ancak diğer şehirleri kapsayan araştırmalarımızda vatandaşlar arasında arama-kurtarma-destek çalışmalarını başarılı bulanlar daha fazla olduğunu saptadık. Bu olumlu tabloyu yaratan önde gelen unsurlar hangileridir diye baktığımızda madencileri, diğer ülkelerden gelen ekipleri, AHBAP başta olmak üzere sivil toplum kuruluşlarını ve belediyeleri gördük. 20-23 Şubat ve 1-3 Mart tarihlerinde iki kez tekrar ettiğimiz araştırmada ikisi hariç tüm aktörlerin takdir toplamaya devam ettiğini tespit ediyoruz, performans değerlendirmesi gerileyen iki kurum var AFAD ve Kızılay. AFAD gerilemeye rağmen hala olumlu pozisyonunu korurken, Kızılay’a dair değerlendirme olumludan olumsuza savrulmuş durumda. O günlerde gündeme gelen çadır satışı konusu toplum tarafından büyük bir dikkat ile takip edildi. Her on kişiden sekizi haberi duymuş, haberi duyanların üçte ikisi konuya kısmen veya detaylı şekilde hâkim olduğunu ifade ediyor.

Ipsos Türkiye

Kızılay’ın depremi takip eden günlerde çadır satışı yapmış olması halkın hassasiyetle takip ettiği bir meseleye dönüşmüş. Kızılay’ın ticari aktivite yapıyor olması depremden bağımsız olarak da tasvip görmüyor, her on kişiden yedisi buna karşı olduğunu belirtiyor. Bunun sonucu olarak da her üç kişiden ikisi Kızılay’ın karşılaştığımız afet sürecindeki yönetimini başarısız buluyor.

Bu değerlendirmeleri yapan insanların çoğu Kızılay’dan uzak insanlar değiller. Her üç kişiden ikisi bugüne kadar Kızılay’a bir biçimde bağışta bulunmuş, destek vermiş, mesela her on kişiden dördü geçmişte kan bağışı yapmış. Bu, Kızılay’ın toplum nazarında konumlandığı yeri bize anlatan çok önemli bir tablo. Çadır satışı haberlerinden sonra gelinen noktada bu yaklaşım tam terse dönmüş halde. Her üç kişiden ikisi bugünden sonra artık Kızılay’a bağış yapmayı düşünmüyor. İlkokul yıllarında Kızılay bağış zarfları ile büyümüş, Kızılay kolu olmuş bir nesin üyesi olarak benim için de çok acı bir resim. Bazen şapkayı önünüze koyup düşünmeniz gerekir, işte bu da o anlardan biri. 155 yıllık köklü kuruluş Kızılay, Hilâl-i Ahmer, bundan sonra toplumun gözündeki yerini yeniden kazanabilmek için kurumsal olarak ne yapmalı, neleri değiştirmeli?

Elektrikten sonra doğal gazında aynı oranda artacağını düşünüyor   

Elektrikten sonra doğal gazında aynı oranda artacağını düşünüyor   

Ipsos tarafından gerçekleştirilen ANTİKRİZ MONİTÖRÜ araştırma verilerinden derlenen bu haftaki bülten içeriğinde; hanelerin temel enerji ihtiyaçlar içinden ısınma tercihleri nedir nasıldır, bu tercihleri ile ilgili kullanım durumları, fiyatları değerlendirmeleri, geçen sene bu konudaki fiyatlarla, bu yılki maliyetleri karşılaştırdıklarında beklentilerinin ne yönde olduğu, dezavantajlı olduklarını düşündükleri durumlar olup /olmadığı, böyle bir durum varsa nasıl bir aksiyon  aldıklarına dair bireylerin ifade,  tutum ve davranışları incelenmiştir.

DOĞALGAZ EN TEMEL ISINMA SİSTEMİ Hanelerin temel enerji ihtiyaçları arasındaki en önemli kaynaklardan biri dünyada olduğu gibi ülkemizde de doğal gazdır. Isınma, sıcak su ve pişirme özelliklerini hanelere sunan kolay kullanım yapısı ile toplum tarafından ağırlıkla tercih edilmektedir.  

Türkiye’de hanelerin yarısı doğalgaz kombi sistemi ile ısınırken, %14’ü yine doğalgaz kullanılan merkezi sistem ile ısınıyor. Doğalgaz soba ile ısınanlarla birlikte hanelerin %70’inde doğalgaz kullanılıyor.

Ipsos

 HER 10 KİŞİDEN 9’U ISINMA VE ELEKTRİK FİYATLARININ ARTTIĞI GÖRÜŞÜNDE. Bireylerin %80’inden daha fazlası hem elektrik hem de doğalgaz fiyatlarının çok arttığını düşünüyor. Artan doğal gaz ve elektrik fiyatları karşısında enerji ihtiyacını karşılamak için ortaya çıkan bir seçenek olan Odun/ Kömür atları konusunda da görüşleri benzer.

Ipsos

HER 4 KİŞİDEN 1’İ ELEKTRİK GİDERLERİNİN GEÇEN SENEYE GÖRE %100’DEN DAHA FAZLA ARTTIĞINI, HER 10 KİŞİDEN 3’Ü DE DOĞALGAZ GİDERLERİNİN DE BU ORANDA ARTACAĞINI DÜŞÜNÜYOR. Kesintisiz enerjiye bağımlılığımız her geçen gün daha da artarken hanelerin %23’ünün elektrik giderleri geçen senenin aynı ayına göre %100 artmış durumda. Elektrik giderlerinin %75 üzerinde artan hanelerin toplamı ise %43. Bu sene kış aylarında doğalgaz giderleri konusunda da yine hanelerin %43’ü %75’in üzerinde artacağı görüşünde.

Ipsos Türkiye

ISINMA VE ELEKTRİK GİDERLERİNDEKİ ARTIŞLARIN HANE BÜTÇELERİNİ ZORLAYACAĞINI DÜŞÜNEN BİREYLERİN ORANI OLDUKÇA YÜKSEK.  Hanelerin ¾’ü bu sene elektrik fiyatlarındaki artışın, %66’sı da doğalgaz fiyatlarındaki, %22’si de diğer tür ısınma giderlerindeki artışların bu sene bütçelerini en fazla zorlayacağını düşündükleri kategoriler.

Ipsos Türkiye

 BU FİYAT ARTIŞLARI KARŞINDA HANELER FARKLI ÖNLEMLER ALARAK BU GİDERLERİ KISMAYA ÇALIŞACAĞINI SÖYLÜYOR. Hanelerin %76’sı elektrik giderlerini kıstıklarını ve bunun için ütü, çamaşır makinesi vb. aletleri daha az kullandıklarını, ailecek bir odada oturup diğer odalarda elektrik yakmamak gibi önlemler aldıklarını belirtiyor. Hanelerin %67’si de bu kış doğalgaz giderlerini kısacağını, bunun için %41’i evde yokken doğalgazı açmamaya ya da minimumda yakmaya çalıştıklarını, %14’lük bir kesim de doğalgaz yerine kömür veya oduna geçmek, kaloriferi kapatıp soba kurmayı düşündüklerini ifade ediyor.

Ipsos Türkiye

Ipsos Türkiye

Ipsos Türkiye CEO’su Sidar GEDİK verilerle ilgili şu değerlendirmelerde bulundu:  2021 sonundan beri vatandaşların yüksek enflasyon, hayat pahalılığı ile başa çıkmak üzere nasıl önlemler aldığını araştırıyoruz. Yaz ayları boyunca okul ve ısınma masraflarının olmaması önemliydi. Ayrıca giyim ve gıda gibi kalemlerde de yaz mevsiminin avantajları söz konusuydu. Sonbahar ile birlikte bu tablo değişti, okul masrafları konusunu gündeme getirmiştik, kış mevsiminin etkisini göstermeye başlaması ile de ısınma ve elektrik giderleri yük oluşturmaya başlayacak.  Rusya-Ukrayna savaşı doğalgazı gündemin en önemli maddelerinden biri yaptı. Gerek Avrupa ülkeleri için gerekse ülkemiz için ısınma amaçlı kullanılan bir numaralı yakıt doğalgaz. Ülkemizde yaptığımız bu araştırmaya katılanların %70 konutlarının doğalgaz ile ısındığını belirtiyor.

Katılımcıların %85’i doğalgaz fiyatının yükseldiğini ifade ediyor. Peki bu harcamaların ne kadar yükseleceğini tahmin ediyoruz? Araştırmamıza katılanların yarısına yakını elektrik ve ısınma masraflarının en az %75 artacağını düşünüyor. Bu ciddi bir yük. Her dört kişiden üçü bu kış bütçelerinde en çok yük oluşturacak kalemler için de elektrik ve ısınma masraflarını işaret ediyor.

Bu koşullar altında büyük bir çoğunluk her iki kalemde de tasarruf etmeye çalışacak. Elektrik harcamasında tasarruf eğilimi ısınmaya kıyasla biraz daha güçlü. Vazgeçilebilecek veya azaltılabilecek uygulamalar olduğu düşünülüyor. Ancak tabi ısınma tarafında da tasarruf önemleri alınacak, ısıtılacak oda sayısını azaltmak, kalorifer yerine soba kullanmak gibi önlemler gündemde.

Geçen hafta da sözünü ettiğim ısınma-enerji desteğinin uygulama esasları ve ne derecede yaygın şekilde uygulanacağı kritik.

Aşıda hatırlatma dozu çalışanların gündeminde mi?

Aşıda hatırlatma dozu çalışanların gündeminde mi?

Ipsos Coronavirus Salgını ve Toplum Araştırma  verilerinden derlenen bülten içeriğinde bu hafta; vaka sayılarındaki ​artışlar ve toplumdaki etkisi mercek altına alındı. Bugün çalışan kesimin yüzde kaçı iş yerine giderek ve veya yüzde kaçı salgın ile hayatımıza giren uzaktan çalışma şekli ile işine devam ediyor? İşyerine giderek çalışmak isteyenlerin oranı ne? Uzaktan çalışmak isteyenlerin oranı ne? Uzaktan çalışabilenlerin iş dünyasındaki oranı ne? Çalışanların ne kadarı; salgında yeni dalganın işyerleri için tehdit oluşturduğu görüşünde? Hâlihazırdaki vaka sayılarında görülen değişikliklerin iş gücünü etkileme oranı ne? Toplumun yüzde kaçı aşıda açılan hatırlatma dozunu yaptırma niyetinde? Olumlu ve olumsuz yaklaşanların oranı, aşı olmayan kişilerle aynı iş yerinde çalışma konusunda çalışanlar ne düşünüyor gibi başlıklarda bireylerin ifade, tutum ve davranışları incelenerek güncel tespitler sağlanmıştır.

SALGINDA ARTAN VAKA SAYILARI ŞİRKETLERİN YARISINDA İŞ GÜCÜNÜ ETKİLEMİŞ DURUMDA. 

Çalışanların %35’işu an yaşanan salgındaki yeni dalganın çalıştıkları işyerlerinde iş gücünü etkilemediğini belirtiyor. Ancak işyerlerin %54’ünde işgücü eksikliği yaşanmaya başlamış ve bu iş gücü eksikliğinden dolayı üretimin olumsuz etkilendiği işyerlerinin oranı da %20.

Ipsos Türkiye

 ÇALIŞANLARIN YARISI AŞIDA HATIRLATMA DOZUNU YAPTIRACAĞINI SÖYLERKEN, DİĞER YARISI YA AŞI OLMAYACAĞINI YA DA AŞI OLUP OLMAYACAĞINDAN EMİN OLMADIĞINI SÖYLÜYOR. Aşıda açılan hatırlatma dozu konusunda toplumun geneli gibi çalışanların da yarısı aşı yaptırma niyetinde.  Ancak diğer taraftan çalışanların yarısı aşı olma konusuna olumlu yaklaşmıyor. Aşı olmayan kişilerle aynı iş yerinde çalışma konusunda da çalışanların yaklaşık yarısı aynı iş yerinde çalışmak istemezken yakın bir oranda bir kitle çalışabileceğini söylüyor. 

Ipsos Türkiye

SALGININ İŞ YERLERİ ÜZERİNDE TEHLİKE OLUŞTURDUĞUNU DÜŞÜNENLERİN ORANI % 65… Salgında yaşanan yeni dalganın ve vaka sayılarındaki artış ile birlikte çalışanların 2/3’ü salgının işyerleri için tehdit oluşturduğu görüşünde. Ve her 10 çalışandan 4’ü de önümüzdeki günlerde salgının işleri üzerinde olumsuz etkisi olacağını düşünüyor.

Ipsos Türkiye

 HER 5 ÇALIŞANDAN BİRİ SALGIN NEDENİYLE UZAKTAN ÇALIŞMAYA DEVAM EDİYOR.  Salgın ile başlaya uzaktan çalışma şekli bugün çalışanların %19’u için devam ediyor. Uzaktan çalışanların yarısına yakını her gün evden çalışırken diğer yarısı haftanın belli günleri iş yerine gidip diğer günlerde uzaktan çalışmakta.

Ipsos Türkiye

UZAKTAN ÇALIŞMANIN DEVAM EDECEĞİ GÖRÜLÜYOR. 

Şu an uzaktan çalışanların %41’i 3 ay daha uzaktan çalışacağını, %41’i se 4 ay veya daha uzun süre böyle çalışmaya devam edeceklerini düşünüyor. Ve bu şekilde çalışan her 10 çalışandan 6’sı kısmen de olsa iş yerine gitmek istiyor. İşlerine evden çalışmaya devam etmek isteyenlerin oranı ise %35.

Ipsos Türkiye

Ipsos Türkiye CEO’su Sidar GEDİK verilerle ilgili şu değerlendirmelerde bulundu : Geçen haftalarda Covid-19 yok oldu mu yoksa sadece uykuda mı konusunu ele almıştık. Vaka sayılarının yeniden yükselişe geçmesi önemli bir gündem maddesi. Salgın sadece insan yaşamını tehdit etmiyor, işlerimizi de tehdit ediyor. Her ne kadar aşılar sayesinde başlangıçtaki gibi kapanmalar söz konusu olmasa bile hastalanan çalışanlar nedeni ile iş kayıpları yaşanabiliyor. Salgının iş yeri ve işi için tehlike oluşturduğunu düşünenlerin oranı %55. Ancak salgının önümüzdeki dönemde işine yönelik olumsuz bir etki yaratacağını düşünenlerin oranı çok daha düşük,%41. Yani bugün için bir risk görse bile bunun bir olumsuzluk yaratacağını düşünmeyen bir kesim var. Elbette insanlık olarak çok daha tecrübeliyiz, ne yapmamız gerektiğini çok daha iyi biliyoruz. Çalışma hayatı açısından aşı ve mümkün olan durumlarda uzaktan çalışma uygulamaları işlerin kesintiye uğramadan devam edebilmesi için önemli.

Ipsos Türkiye

Kısmen veya tamamen uzaktan çalışma, salgın ile yaygınlaşan bir uygulama oldu. Elbette uzaktan çalışma işlerin büyük çoğunluğu için mümkün değil. On kişiden yedisi her gün iş yerine gitmeye devam ediyor. Salgın sonrasında tamamen uzaktan çalışmaya devam edenlerin oranı %8. %11’lik bir kesim ise salgından sonra kısmen uzaktan kısmen iş yerinden çalışmaya devam ediyor. Kısmen yada tamamen uzaktan çalışanların %41’i bu durumun daha en az 4 ay devam edeceğini düşünüyorlar. Uzaktan çalışanlar içinde on kişiden altısına yakını kısmen de olsa iş yerine dönmek arzusunda. Artık iş yerine dönmek istemeyip tamamen uzaktan çalışmaya devam etmek isteyenler ise yaklaşık üçte birlik bir kesim. Peki çalışanlar hatırlatma aşılarına nasıl yaklaşıyor? Çalışanların yarısından fazlası hatırlatma dozu yaptırmaya olumlu bakıyor. Bu, salgının daha güçlü seyrettiği dönemler ile benzer bir oran. Toplum geneli de benzer yaklaşıma sahip. İş yerinde aşı olmamış iş arkadaşları ile aynı ortamda çalışmaya karşı olanlar ile bu durumda bir sorun görmeyenlerin oranları birbirine yakın. Bunun nedeni yüksek ihtimalle aşıların verdiği güven ve zamanla konuya dair bilgi seviyesinin artması. Ekonomik krizin tüm Dünya’yı kasıp kavurduğu bir dönemde işlerin kesintisiz ilerlemesi olağanüstü önemli. Gerek şirketlerin, gerekse çalışanların buna çok ihtiyacı olduğu kesin.

Her 10 kişiden 4’ü koronavirüs hastası

Her 10 kişiden 4’ü koronavirüs hastası

Ipsos tarafından gerçekleştirilen  KORONAVİRÜS SALGINI ve TOPLUM Araştırma  verilerinden derlenen bülten içeriğinde bu hafta: toplumun salgınla ilgili son dönemde dünyada ve ülkemizde artan vakalar hakkında toplumun davranış eğilimleri incelendi. Geçmişe nazaran bugünkü rakamlara bakıldığında vaka sayılarının artıp, artmayacağı, artsa bile tehlikeli boyutlara gelip gelmeyeceğine yönelik güncel düşünceler neler? Bireylerin kendileri ya da aileleri için salgının yeniden tehlikeli boyutlara gelip/ gelmeyeceği,  bu durumun toplumda yarattığı kaygı ve endişe durumları, aşı olma ve tedbirlere yönelik yeni ifade, tutum ve davranışları incelenmiştir.

TOPLUMUN %37’Sİ SALGININ TEKRAR TEHLİKELİ BOYUTLARA ULAŞACAĞINI DÜŞÜNÜYOR.

Vaka sayılarının tekrar artması ile birlikte her 10 kişiden 4’ü vaka sayılarının daha da artacağını ve salgının tekrar tehlikeli boyutlara ulaşacağını düşünüyor. Ancak benzer oranda bir kitle ise vaka sayıları artsa bile salgının eskisi kadar tehlikeli olmayacağı görüşünde. Salgınının bittiği konusunda görüş bildirenlerin oranı ise sadece %11.

Ipsos Türkiye

SALGININ TEKRAR KONUŞULMAYA BAŞLANDIĞI BUGÜNLERDE TOPLUMUN YARISI SALGININ KENDİLERİ VE AİLELERİ İÇİN TEHLİKE OLUŞTURACAĞI GÖRÜŞÜNDE.

Vaka sayılarının 20binler olduğu Mart ayında her 10 kişiden 7’si salgının kendileri ve aileleri için tehlike oluşturduğunu düşünürken vaka sayıları tekrar artmaya başlasa bile bugün bu oran %54 seviyesinde. Diğer dikkat çekici bir bulgu ise toplumun %37’sinin bu virüsün tehlike oluşturmayacağı görüşünde olmaları.

Ipsos Türkiye

 KENDİSİNİN YA DA AİLESİNDEN BİRİNİN COVİD-19’A YAKALANACAĞI KONUSUNDA ENDİŞELİ OLANLARIN ORANI %64. Salgının tekrar tehlike oluşturacağını düşünenlerin oranı %54 seviyesindeyken kendisinin ya da ailesinden birinin koronavirüse yakalanacağı konusunda endişeli olan bireylerin oranı daha yüksek (%64). Bu endişe düzeyi vaka sayılarının günlük 1500’e düştüğü Mayıs ayından çok farklı olmasa da çok endişeli olduğunu belirten bireylerin oranı daha yüksek. Ve her 10kişiden 3’ü bu konuda da endişeli değil.

Ipsos Türkiye

 HER 10 KİŞİDEN 4’Ü SALGIN KONUSUNDA RAHATLAMIŞKEN TEKRAR BU KONUDA ENDİŞELENMEYE BAŞLADIĞINI BELİRTİYOR. Toplumun %30’u salgının ilk gününden beri endişeli olduğunu bu konuda hiç rahatlamadığını belirtiyor. Vaka sayılarının azalması, kısıtlamaların kaldırılması ve yaz aylarının da gelmesi ile birlikte toplumun %44’ünün salgın konusunda kendilerini rahat hissetmeye başladığı ancak vaka sayılarının artması ile birlikte endişelerinin tekrar arttığı görülüyor. Bugün salgın konusunda rahat olan bireylerin oranı ise %26.

Ipsos Türkiye

 AŞI OLMA KONUSUNDA İSE HER 10 KİŞİDEN 4 AŞI YAPTIRMA EĞİLİMİNDE DEĞİL.

Hatırlatma dozlarının tekrar açıldığı bugünlerde bireylerin %25’’i mutlaka aşı yaptıracağını %18’i de aşı yaptırabileceğini belirtmekte. Toplamda aşı yaptırma eğiliminde olan bireylerin oranı bugün için %43. Ancak aşı yaptırmayacağını söyleyenlerin oranı oldukça yüksek. Her 10 kişiden 4’ü aşı yaptırmayacağını belirtiyor.

Ipsos Türkiye

 HER 3 KİŞİDEN 1’İ NE OLURSA OLSUN MASKE TAKMA KONUSUNDA TEPKİLİ.

Vaka sayılarından bağımsız salgının devam ediyor olmasından dolayı bireylerin %28’i kapalı alanlarda maske takmaya devam etmekte. Vaka sayılarının artması ile birlikte %25’lik bir kesim maskeyi artık takmıyor olsa bile tekrar takmayı düşündüğünü belirtiyor. Diğer taraftan her 3 kişiden biri maske takmayı bıraktığını ve takmayı da düşünmüyor.

Ipsos Türkiye

 Ipsos Tür.kiye CEO’su Sidar GEDİK verilerle ilgili şu değerlendirmelerde bulundu : Covid-19 canavarı yok olmaya mı yaklaştı yoksa aslında geçici bir uykuya mı dalmıştı ? Son haftalarda yeniden yükselişe geçen vaka sayıları akıllara bu soruyu getirdi. Bu soru toplumu iki büyük parçaya ayırmış halde, on kişinin beşi salgının eski gücüne kavuşamayarak yok olmaya doğru gideceğini, dördü ise öldü sanılan canavarın yeniden hortlayacağını düşünüyor. Salgının kendisi ve sevdikleri için bir tehlike oluşturduğunu düşünenlerin oranı da hala yarıyı geçiyor, bu oran zaten daha aşağıya hiç düşmemişti.

Salgının başlangıcından beri çeşitli zamanlarda yaptığımız ölçümlerde toplumun dörtte birinin endişeli olmadığını, önlemlere ve aşılara da mesafeli olduklarını tespit etmiştik, bu tablo hala devam ediyor. Her dört kişiden biri ben zaten baştan beri endişe değildim diyor. Yine her dört kişiden biri aşı olmayı düşünmüyor.

Ipsos Türkiye

Yaklaşık olarak on vatandaştan üçü maske takmayı hala sürdürüyor, maske kullanımını bırakan ancak yeniden başlamayı düşünenler ile birlikte maske taraftarlarının oranı %40’ı aşıyor. Ancak her üç kişiden biri de maskeye karşı tutum içinde. Umarım elde edilmiş olan bağışıklık seviyesi, mevsim etkileri veya başka varyantlar ile kaybedilmez. Çünkü dünyanın savaş, tedarik problemleri, ekonomik krizler ile çalkalandığı şu dönemde salgını geride bırakmış olmayı gerçekten çok istiyoruz, dahası buna müthiş ihtiyacımız var.

Dünya akıl sağlığı konusunda endişeli

Dünya akıl sağlığı konusunda endişeli

Ipsos tarafından düzenli olarak hazırlanan ve sağlık konularına dönük çeşitli konuları 30 ülkeden katılımcıların yanıtlarıyla değerlendiren « Sağlık Monitörü » araştırması kapsamında; en çok endişelenilen sağlık sorunları ve sağlık hizmetlerine yönelik tutumlar inceleniyor.  

Ipsos Türkiye

SAĞLIK SORUNLARI KÜRESEL SIRALAMA…

Covid-19 dünyanın karşı karşya olduğu en önemli sağlık problem olarak görülüyor. 2020’ye kıyasla 2 puanlık düşüş görülse de %70’lik bir oran bu konuda hemfikir. Geçtiğimiz yıla kıyasla algılanan sağlık problemleri içerisinde en büyük değişim +5 puanlık artışla Akıl Sağlığı konusunda görülüyor. Akıl Sağlığı en çok endişelenilen sağlık sorunları içinde kanserin sadece 3 puan gerisinde.

Ipsos Türkiye

 KORONAVİRÜS, günümüzde küresel kamuoyu için en büyük sağlık problemi olarak görülüyor. Araştırmanın yapıldığı 30 ülkenin 25’inde Koronavirüs en büyük sağlık sorunu olarak belirtiliyor.  Endişe en çok Malezya (%93) ve Peru (%90)’da görülüyor. Araştırmaya Türkiye’den katılan bireylerin %78’I de Koronavirüsü en Önemli sağlık sorunu olarak belirtiyor.  Bu konudaki algılarda önceki yıla göre büyük değişim gösteren ülkeler de var: En büyük artışlar Güney Afrika (+19), Japonya (+11) ve Avustralya (+10)’da görülürken en büyük düşüşler de Şili (-18), Polonya (-16) ve Macaristan(-14)’da görülüyor.  

Ipsos Türkiye

 KANSER Araştırmaya katılanların üçte biri kanserin en önemli sağlık sorunlarından biri olduğunu belirtiyor. Bu oran 2021’de %34 iken 2020’de %37 idi. Pandemi öncesinde ise %52’lik kesim kanseri en Önemli sağlık sorunlarından biri olarak gösteriyordu. Pandemiyle birlikte bu algıda 18 puanlık düşüş görüldü.

Kanser endişesi konusunda Avrupa bölgesinin oratlması ise %45. bu oran diğer bölgelere göre oldukça yüksek. Daha yaşlı kesimin kanserin neden olacağı sağlıkl risklerinden daha ensişeli olduğu görülüyor. 50-74 yaş aralığının bu konudaki endişesi %39 iken 35 yaş altında bu oran %28’e geriliyor.  Araştırmaya Türkiye’den katılan bireylerin de %37’si kanseri endişe verici sağlık sorunları arasında gösteriyor.  

Ipsos Türkiye

 AKIL SAĞLIĞI Her 10 kişiden 3’ü (%31), ülkelerindeki insanların karşı karşıya olduğu en Önemli sağlık sorunları arasında akıl sağlığını gösteriyor. Bu oran 2020’ye kıyasla 5 puanlık artış göstermiş durumda.  Araştırmaya Türkiye’den katılan bireylerin %19’u da akıl sağlığının en Önemli sağlık sorunlarından biri olduğunu belirtiyor.  Akıl Sağlığı, Şili ve İsveç’te en Önemli sağlık sorunu olarak belirtiliyor. Bu konudaki endişede 2020’ye kıyasla en çok artış gösteren ülkeler ise İspanya (+19), Belçika (+13) ve Brezilya (+13)  Akıl Sağlığı konusunda kadınlar erkeklere göre daha çok endişeliler. (+36 vs %26)

Ipsos Türkiye

SAĞLIK HİZMETLERİNİN KALİTESİ Sağlık hizmetleri derken buna doktorlar, cerrahlar gibi uzman hekimler, hastanelere, test merkezleri ve çeşitli rahatsızlıkları iyileştirmek için kullanılan ilaçları dahil ediyoruz. Her 10 kişiden neredeyse 8’nin ülkelerindeki sağlık hizmetlerini çok iyi veya iyi olarak değelendirdiği ülkeler Singapur, İsviçtre, Avustralya, Hollanda, Suudi Arabistan ve Belçika olarak görülüyor.  Araştırmaya Türkiye’den katılan bireylerin de %45’i sağlık hizmetlerinin kalitesini çok iyi veya iyi olarak değerlendririyor.

Ipsos Türkiye

 Ipsos, Türkiye CEO’su Sidar Gedik; verilerle ilgili şu değerlendirmelerde bulundu; Dünya toplumlarının sağlık endişelerine baktığımız aslında beklemediğimiz bir durumla karşılaşmıyoruz. Salgının başından bu yana beş milyonu aşkın insan hayatını kaybetmesine sebep olan koronavirüs global endişe sıralamasında ilk sırada izleniyor.  Pandemi öncesi yıllarda her zaman birinci başlık olarak karşımıza çıkan Kanser endişesi şimdi dünya ortalamasında ikinci sıraya gerilediğini fark ediyoruz. Aslında bu durum salgın olmasa yine ilk sırada gelen endişe olarak değerlendirilebilir. Ancak; üçüncü sıraya baktığımızda ruh sağlığını görüyoruz.

Günümüzde değişen günlük yaşam, insanların yeni rutinine uyum sağlama zorluğu, ekonomik krizler, insanların alışkanlık haline getirdikleri gereksinimlerini karşılamakta yaşadığı sıkıntılar ruh sağlığını etkileyen önemli faktörler… Yanı sıra başta sağlık sektörü olmak üzere bazı meslek gruplarının uzun ve yorucu iş vardiyalarına maruz kalmaları, halen eskiden yaşanılan normal hayata geri dönüş olmaması “ruh sağlığı” endişesini kanserden sonra üçüncü sıraya taşıyor. Küresel olarak her 5 kişiden 1’i stresi önemli sağlık sorunları arasında belirtiyor. Peru, Arjantin ve Güney Kore’den araştırmaya katılanların ise üçte biri veya fazlası ülkelerinin karşı karşıya olduğu sağlık sorunları arasında %22 oranla strese işaret ediyor.  Türkiye’de bu oran %28…

Ipsos Türkiye

Genel olarak 50 yaş altı için stres daha önemli bir sağlık sorunu olduğu söylemek mümkündür. Bunu takiben çağın bitmeyen bir diğer sağlık sorun Obezite bulunuyor. Bu konudan en dertli ülkelerin başında Meksika ve Şili geliyor. 2020’den bu yana Meksika’da pek bir değişim görülmezken Şili’de bu konudaki endişe oranları 7 puan artış gösteriyor.  Diğer yandan sağlık sorunları endişelerine yönelik sunulan hizmetlerin kalitesi de incelendiğinde; her 10 kişiden neredeyse 8’nin ülkelerindeki sağlık hizmetlerini çok iyi veya iyi olarak değerlendiriyor. Sağlık hizmetleri derken; buna doktorlar, cerrahlar gibi uzman hekimler, hastanelere, test merkezleri ve çeşitli rahatsızlıkları iyileştirmek için kullanılan ilaçları dahil edilerek şu soru soruluyor; “Sizin ve ailenizin ülkenizde erişimi olduğu sağlık hizmetlerinin kalitesinin nasıl değerlendirirsiniz?”…  Singapur, İsviçre, Avustralya, ülkelerindeki sağlık hizmetlerini çok iyi veya iyi olarak değerlendiren ülkeler den olurken Türkiye’de bu oran %45.

Gençler, bıkkın, yılgın, endişeli ve yalnız!

Gençler, bıkkın, yılgın, endişeli ve yalnız!

Ipsos tarafından gerçekleştirilen Koronavirüs Salgını ve Toplum Araştırması’nın 54. 57. dönem verileriyle vatandaşların; özellikle gençlerin ruh hali​​,​ toplumun geneline kıyasla incelendi.​ Beraberinde; salgınla ilgili haberler​e​ ulaşma durumları​​, alınan salgın tedbirler​in​e ilişkin yorumları​ ve ekonomi​ye yönelik​  görüş, ifade ve değerlendirmeleri​ mercek altına alındı.

GENÇLER DE GENEL KAMUOYU KADAR EKONOMİK KONULARDA ENDİŞE DUYUYOR. Koronavirüs Salgını ve Toplum araştırmasında Ipsos; salgınla ilgili toplumda endişe yaratabilecek konuları ele aldı. Salgının ülke ve kişisel ekonomiye olan ekonomik etkileri de bunlardan birisi. Vatandaşlar çok uzun zamandır ürün ve hizmet fiyatlarındaki artıştan endişe duyduğunu dile getiriyor, çok büyük bir kesim ay sonunda faturaları ödeyememekten de kaygılı. Gençler bu tablonun dışında değil. Daha üst yaş gruplarından vatandaşlarla aynı endişeleri paylaşıyorlar. Enflasyon ve borçlanma gençlerin de üzerinde durduğu konular.

Ipsos Türkiye

HER 10 GENÇTEN 5’İ ALINAN TEDBİRLERİN İŞE YARAYACAĞINI DÜŞÜNÜRKEN, 4’Ü AYNI FİKİRDE DEĞİL. Salgınla mücadelede alınan tedbirlere dair vatandaşların değerlendirmelerini düzenli olarak takip ededen Ipsos; 22 Nisan – 16 Mayıs tarihlerinde yaptığı 4 dönem çalışmada, vatandaşların %57’si tedbirlerin işe yarayacağını dile getirdi. Gençlerin bu konudaki değerlendirmeleri toplumun geneline paralel… Her 10 gençten 5’I tedbirlerin işe yarayacağı konusunda umutlu (%52). Öte yandan %40’lık bir kesim daha olumsuz bir değerlendirme yapıyor ve tedbirlerin işe yaramayacağını ifade ediyor.

Ipsos Türkiye

GENÇLER ARASINDA BIKKINLIK, KAFA KARIŞIKLIĞI VE YALNIZ HİSSETME TOPLUMUN GENELİNE KIYASLA DAHA YAYGIN.

Salgın başladığından bu yana toplumun geneline olumsuz duygular hakim oldu. İlk zamanlarda en yaygın hissedilen duygu endişe iken, zamanla bu duygu yerini yorgunluğa bıraktı. Bu süreçten gençler de oldukça olumsuz etkilendi. Gençlerin önemli bir bölümü (%56) toplumun genelinde olduğu gibi kendini yorgun hissediyor, endişe ise bir nebze daha düşük (%35). Öte yandan, bıkkınlık, kafa karışıklığı ve yalnızlık gençler arasında daha yaygın görülen duygular. Hem sürekli bireysel tedbir alma hali hem de eve kapanma gençlerde bıkkınlık duygusunu körüklüyor. Aslında sosyalleşmeyi en yoğun yaşayacakları dönemde gençlerin üçte birinin (%33) kendini yalnız hissediyor olması da gözden kaçmamalı.

Ipsos Türkiye

SOSYAL MEDYA VE İNTERNET HABER SİTELERİNDEN SALGINLA İLGİLİ HABERLER GENÇLERE DAHA ÇOK ULAŞIYOR. Salgın başladığından bu yana genel kamuoyunun salgınla ilgili birincil haber kaynağı televizyon oldu. Gençlerin haber kaynaklarını incelediğimizde ise genel kamuoyuna benzer şekilde TV’deki haber programları ilk sırada geliyor (%68). Ancak sosyal medya ve internet haber sitelerinin salgınla ilgili haber almak için kullanımı, gençler arasında çok daha yaygın. Sosyal medya %67 ile televizyon haber programlarının hemen arkasından geliyor.  Internet haber siteleri de %62 ile önemli bir paya sahip. Bu açıdan, salgınla ve özellikle aşıyla ilgili bilgilendirmelerin dijital mecralarda da aktif bir şekilde yürütülmesi önem teşkil ediyor. Gençlerin %48’i, kendi yakınlarını aşı yaptırmaları konusunda teşvik ederken, %47’si bu konuda fikir beyan etmiyor. Gençlere bu konuda ulaşmanın yolu sosyal medyada etkili ve doğru bir bilgilendirme yapmaktan geçiyor.

Ipsos Türkiye

Ipsos Türkiye

Ipsos’un Türkiye CEO’su Sidar Gedik konuya ilişkin değerlendirmesinde şunları iletti:  “Her yaş grubu kendi dinamikleri içinde yaşıyor salgını. Uzun zaman sokağa çıkma kısıtlaması uygulanan 18 yaş altı ve 65 yaş üstü vatandaşlar farklı bir deneyim yaşarken, risklere rağmen işe gitmek durumunda olan yaş grupları farklı bir süreç yaşadı/yaşamaya devam ediyor. Peki; 18-25 yaş grubundaki gençlerin salgın dönemine dair hissettikleri, düşündükleri 25 yaş üstündekilere kıyasla farklı mı? Gençlerin salgın gündemini dijital dünyadan takip ettiklerini tahmin etmek zor değil. Araştırmamız da bu tahminin isabetli olduğunu ortaya koyuyor. Özellikle sosyal medya gençler için önemli bir bilgi kaynağı.

Toplum genelinde öne çıkan halin yorgunluk olduğunu daha önceki haftalarda belirtmiştik. Gençler arasında olumsuz duygular daha baskın. Kendisini yorgun hissedenlerin oranı daha fazla… Bıkkınlık, kafa karışıklığı ve özellikle de yalnızlık gibi hissiyatlar da gençler arasında toplumun geri kalanına kıyasla biraz daha yaygın. Salgının ileri yaş grupları için daha büyük risk oluşturmasından dolayı olsa gerek, gençler daha az endişe hissediyorlar, olumsuz duygular arasında gençlerin topluma kıyasla geride kaldığı tek istisna da bu.  Ürün ve hizmetlerdeki fiyat artışları, faturaları ödeyebilme gibi konularda gençler de en az toplumun geri kalanı kadar endişeli. Her on gençten dokuzu fiyat artışlarından, sekizi ise faturaları ödeyebilmekten endişeli.

Ipsos Türkiye

Tüm bu çerçevede, salgınla mücadele kapsamında alınan son tedbirlere dair gençler bir nebze daha kötümserler. Gençler de bu tedbirlere herkes kadar büyük oranda uyduklarını belirtiyorlar, ancak bu tedbirlerin salgını kontrol altına almakta fayda sağlayacağına dair inançları biraz daha zayıf.  Özetle gençlerin daha yorgun, bıkkın, kötümser olduklarını, mücadeleye inançlarının da daha düşük olduğunu tespit ettik. Bu olumsuz ruh halini, çok yoğun kullandıkları sosyal medya aracılığıyla da birbirlerine aktardıklarını, canlı tuttuklarını görüyoruz. 20 yaş üstü nüfusun tamamının Haziran ayı içinde aşılanacağı haberi bu nedenle ekstra önem taşıyor ” dedi.

Aşı yaptırma isteği artıyor  

Aşı yaptırma isteği artıyor  

 Ipsos tarafından gerçekleştirilen Koronavirüs Salgını ve Toplum Araştırmasının 52.dönem verileriyle vatandaşların; salgının kontrol altına alınmasına dair beklentilerine, henüz aşı yaptırmayanların ve yakın çevresine aşı yaptırmaları için öneride bulunanların oranına,   ebeveynlerin 18 yaş altı çocuklarına aşı yaptırmaya yönelik beklentilerine son olarak da  aşı takvimi konusunda yapılan bilgilendirmeleri yeterli bulup bulmadıklarına dair değerlendirmelere yer verilmektedir…

YAKIN ÇEVRESİNE AŞI YAPTIRMALARINI ÖNERENLERİN ORANI YILIN BAŞINDAN BU YANA 6 PUAN ARTTI.  Ipsos araştırma şirketinin gerçekleştirdiği çalışma kapsamında bireylere; yakın çevrelerine aşı yaptırmalarını önerip önermedikleri soruldu. Buna göre yakınlarına aşı olmalarını tavsiye edenlerin oranı %44. Ocak sonunda bu oran %38 seviyesinde olduğu izlendi. Aşı karşıtı olanların oranı ise oldukça düşük bulundu. Sadece %4 çevresine aşı yaptırmamaları gerektiğini söylüyor. Daha büyük bir çoğunluk ise bu konuda daha tarafsız bir tutum sergiliyor ve aşıyı teşvik eden veya karşı çıkan herhangi bir yönlendirme yapmıyor.

HENÜZ AŞI YAPTIRMAMIŞ BİREYLER ARASINDA AŞI YAPTIRACAĞINI BEYAN EDENLER %61 SEVİYESİNDE. Koronavirüs Salgını ve Toplum araştırması ile Ipsos, kamuoyunun aşı yaptırma eğilimini Ekim sonundan bu yana takip ediyor. O dönemde aşı yaptıracağını beyan edenlerin oranı %52 idi, ancak aşı karşıtı haberlere maruz kaldıkça %39’lara kadar düşmüştü. Aşı yaptırmayı planlayanlar ise yıl sonunda %44 seviyesinde görülmüştü. Aşılama başladıktan sonra aşı yaptırma eğiliminin daha arttığını söylemek mümkün. Bugün, henüz aşı yaptırmayanlara aşı yaptırıp yaptırmayacakları sorulduğunda %61’i yaptırmayı düşündüğünü ifade ediyor. Aşıyı reddedenlerin oranı ise %16’lara kadar gerilemiş, ancak hala kararsızların oranı oldukça yüksek (%23). Ülkemizde aşılamanın başlamasından bu yana 3 ay geçmiş olmasına rağmen toplumun bir kesiminde bu konu netlik kazanmamış görünüyor.

 

EBEVEYNLERİN YARISINDAN BİRAZ FAZLASI, 18 YAŞINDAN KÜÇÜK ÇOCUKLARINA, KORONAVİRÜS AŞISI YAPTIRABİLECEĞİNİ BEYAN EDİYOR. Ülkemizde uygulanan koronavirüs aşısı halen 18 yaş ve üzeri bireylere uygulanıyor. Dünyada ise 16-17 yaşındaki gençlere uygulanması onaylanmış şu anda tek bir koronavirüs aşısı bulunuyor. Aşıların henüz hiçbiri 16 yaşından küçük çocuklara uygulanamıyor. Son dönem araştırmamızda ebeveynlere, aşının 18 yaşından küçük çocuklara uygulanmasının sağlık otoriterlerince onaylanması durumunda çocuklarına aşı yaptırıp yaptırmayacakları soruldu. Buna göre %54 çocuğuna koronavirüs aşısı yaptırabileceğini beyan ediyor. Ebeveynlerin dörtte biri çocuğuna aşı yaptırmaya sıcak bakmıyor. 

HER 3 KİŞİDEN BİRİSİ AŞI TAKVİMİ KONUSUNDA BİLGİLENDİRMEYİ YETERLİ BULMUYOR. Sağlık Bakanlığı’nın ülkemizin koronavirüs aşı takvimi konusunda yeterli bilgilendirme yaptığını düşünenlerin oranı (%46), düşünmeyenlerden (%36) yüksek, ancak toplumun sadece yarısının bu konuda olumlu bir değerlendirme yaptığını görüyoruz. Toplumun bu konudaki soru işaretlerinin giderilmesine ihtiyaç olduğunu söylenebilir.

YILIN BAŞINDA SALGININ 2021 YILI İÇİNDE KONTROL ALTINA ALINACAĞI GÖRÜŞÜ, YERİNİ DAHA İLERİ BİR TARİHE BIRAKTI. Ipsos sene sonunda vatandaşlara; Türkiye’de salgının ne zaman kontrol altına alınacağı sorusunu yönelttiğinde %59’u 2021 yılı içinde bunun sona ereceğini tahmin ettiğini ifade etmişti. Sadece toplumun üçte biri (%31), salgının 2021’den ileri bir tarihte sonlanacağını düşünüyordu. Aradan geçen zaman bu beklentilerini değiştirmiş. Bugün aynı soru sorulduğunda, toplumun sadece %17’si salgının bu sene içinde biteceğini düşünüyor, çoğunluğun (%69) beklentisi daha kötümser. Hem vaka sayıları hem de aşılamanın gidişatı iyimser beklentileri zayıflatmış denilebilir.

Ipsos’un Türkiye CEO’su Sidar Gedik konuya ilişkin değerlendirmesinde şunları iletti: “Salgında yeni zirveleri yaşadıkça tahmini bitiş tarihi de giderek uzaklaşıyor. Toplumun %85’i, salgının 2021 yılında sona ermeyeceğini düşünüyor.  Günlük vaka sayılarında hiç görmediğimiz kadar yüksek seviyelere tanık oluyoruz. 17 Nisan itibarı ile 1 milyon kişi başına düşen (son 7 günlük ortalama) vaka sayımız yaklaşık 702, bu sayı Avrupa Birliği ülkeleri genelinde 341. Aşılama konusunda yol almış olan İngiltere’ye baktığımıza çok çarpıcı bir resim ile karşılaşıyoruz, aynı sayı orada 39!… Burada çok önemli bir detayı da atlamamak gerek İngiltere’de yine 17 Nisan itibarı ile son 7 günde ortalama her 1000 kişiden 14’ü test olmuş, Türkiye’de ise yaklaşık her 1000 kişiden 4’ü test olmuş. Yani İngiltere’de ülkemize kıyasla test yapma oranı 3 katından daha fazla olmasına rağmen vaka yoğunluğu 18 kat daha az. (Kaynak: www.ourworldindata.org) Bu durumun altında iki temel neden var; İngiltere’de Kasım ayından beri (Noel döneminde dahi gevşetilmeden) uygulanan sıkı tedbirler ve yürütülen büyük aşılama kampanyası. İngiltere, yetişkin nüfusunun yarısından fazlasını aşılamayı başarmış durumda. Tam da bu noktada aşı konusuna geliyoruz. 2020 Aralık ayında, aşılama henüz başlamamışken toplumda aşıya dair soru işaretleri vardı. Aşı yaptırmam diyen bir dörtte birlik kesim mevcuttu, üçte bir ise kararsızdı. Aşı yaptırırım diyenler %44 oranındaydı. Aylar ilerleyip salgın maalesef olumsuz manada seyir değiştirince paralelinde bu tablo da değişti. Geldiğimiz noktada artık her on kişiden altısı aşı yaptırırım diyor. Ancak hala %16’lık bir aşı karşıtı ve %23’lük bir kararsız kitle mevcut…

Bu iki grup toplamda her on kişiden dördü ediyor ki hiç azımsanacak bir oran değil. Aşı sorusu ebeveynlere sorulduğunda, 18 yaşından küçük çocuğuna aşı yaptırma konusunda da (biraz daha negatif olmakla birlikte) çok farklı bir bakış yok. %57 çocuğu için de aşıya olumlu bakarken, %23 olumsuz bakıyor, %22 ise kararsız. Bakış açısında pozitif yönde ilerlediğimizi söylemeliyiz. Ocak ayı sonundan bu yana, çevresindekilere aşıya dair olumsuz telkinde bulunanların oranı azalırken olumlu telkinde bulunanların oranı yükseldi. Ancak vatandaşların yarısından fazlası bu konuda birbirilerine telkinde bulunmamayı tercih ediyorlar. Yani bunun herkesin kendi vermesi gereken bir karar olduğunu düşünenler çoğunlukta. Daha önceki araştırmalarımızda liderlerin, uzmanların, kanaat önderlerinin örnek olmasının beklendiğini tespit etmiştik.

Son dönemde medyada aşı sırası gelen her dört kişiden birinin aşı olmadığını okuyoruz. Bizim araştırma sonuçlarımız ile de paralel bir oran. Bu durum, vaka sayılarını kontrol altına almak ve toplumsal bağışıklığa ulaşma yolunda önemli bir engel teşkil ediyor. Aşı konusunda bilgilendirme önemli. Sağlık Bakanlığı’nın aşı takvimine dair yeterli bilgilendirme yaptığını düşünenlerin oranı böyle düşünmeyenlerden yüksek. Ancak her üç vatandaştan birinin bilgilendirmeyi yeterli bulmadığını atlamamak lazım… Bu, otoritelerin dikkate alması gereken, azımsanmayacak bir oran. Daha etkin bilgilendirmeye dair yeni aksiyonlar gerekli.

Bu savaşta başarı formülü çok karışık değil, gerek devlet olarak gerekse bireyler olarak tedbir alacağız (ki tedbirleri sıkılaştırdık) ve yoğun bir şekilde aşılamayı devam ettireceğiz.” Dedi.

Aşılama yavaş mı ilerliyor?

Aşılama yavaş mı ilerliyor?

Ipsos tarafından gerçekleştirilen Koronavirüs Salgını ve Toplum Araştırmasının 50. dönem verileriyle vatandaşların; Aşılamanın ilerlemesi hakkındaki düşüncelerine, salgının gidişatına yönelik başlangıçtan bugüne trendin izlenebildiği görüşlerine,  virüsün ülkemiz sorunları sıralamasındaki yeri ve kontrollü normalleşmeye yönelik değerlendirmelerine yer verildi.

TOPLUMUN YARISI AŞILAMANIN YAVAŞ İLERLEDİĞİNİ DÜŞÜNÜYOR. Salgınla mücadelenin temel unsurlarından birisi de aşılama. Ülkelerin aşıya erişimleri ve aşı takvimleri ülkede normalleşmenin ne zaman başlayacağını belirliyor. Mart ayında Ipsos’un yaptığı araştırmalarda vatandaşlardan ülkemizde uygulanan aşı takvimini değerlendirmeleri istendi. Buna göre; aşılamanın yavaş ilerlediğini düşünenlerin oranı 1 ay içerisinde 8 puanlık bir artışla %49 seviyesine çıktı. Aşı takviminin olması gerektiği gibi ilerlediğini düşünenlerin oranı ise 9 puanlık düşüşle %32’ye geriledi. Sağlık Bakanlığı’nın COVID-19 aşısı bilgilendirme platformuna göre ülkemizde şu ana kadar 9.5 milyon kişiye birinci doz, 7 milyon kişiye de ikinci doz aşı uygulandı.

HER 10 KİŞİDEN 8’İ VİRÜSÜN TÜRKİYE İÇİN ÇOK CİDDİ BİR TEHDİT OLUŞTURDUĞU GÖRÜŞÜNÜ HALEN KORUYOR.

Salgının en başından bu yana; salgının ülkemiz için ne kadar tehdit oluşturduğu kamuoyuna bu araştırma içinde soruluyor.  Ülkemiz için ciddi bir tehdit oluşturduğunu düşünenlerin oranı geçtiğimiz yaz döneminde en düşük seviyeye ulaşmıştı… Buna rağmen %70-75’ler düzeyinde seyrediyordu. Kasım döneminde vaka sayılarındaki ciddi artışla ve kısıtlamaların tekrar başlamasıyla beraber yükselişe geçmişti. Bu dönemde %88 seviyesine kadar ulaştı. Diğer bir ifadeyle her 10 kişiden 9’u salgının ülkemiz için ciddi bir tehlike oluşturduğu konusunda görüş birliği içindeydi. Yeni yılda aşılamanın da başlamasıyla beraber iyimserliğin artmasıyla birlikte bu oranda bir nebze düşüş yaşanarak %80’lere indi. Bugün ise bu oran %83 seviyesinde. Salgının ülkemiz için kısmen tehlike oluşturduğunu düşünenlerle beraber hemen hemen herkes salgının ülkemizi olumsuz etkilediği konusunda hem fikir.

 ÜLKEMİZDE SALGININ GİDİŞATINI KÖTÜ BULANLARIN ORANI ARTIYOR.

Salgınla mücadele konusunda değerlendirmeler Kasım döneminde oldukça olumsuzdu. Genel kamuoyunun %70’i salgınla mücadelenin kötü gittiğini ifade ediyordu. Kısıtlamalarla beraber ve vaka sayılarındaki azalmanın da etkisiyle mücadelenin iyi gittiğini düşünenlerin oranı ciddi derecede artmıştı. Ocak başında %59 seviyesine kadar yükselmişti. Ancak; Mart sonuna gelindiğinde olumsuz skorların oranı (%60) olumlu skorların üzerinde çıktı(%29). Toplumun çoğunluğu bugün mücadelenin iyi ilerlemediğini düşünüyor.

KAMUOYUNDA “KONTROLLÜ NORMALLEŞME” KONUSUNDA GÖRÜŞ BİRLİĞİ YOK.   Mart başında uygulanmaya başlanan kontrollü normalleşme sürecine toplumun bakışı da değişmeye başladı. Uygulamanın başladığı ilk hafta destek verenlerin oranı %50 iken, ay sonuna gelindiğinde %42’ye düştü. Destekleyenler ve desteklemeyenlerin oranı benzer seviyeye geldi. Her ne kadar normalleşmek için sabırsızlanıyor olsak da buna henüz hazır olmadığımızı düşünenlerin oranı artıyor.

TOPLUMDA “HER ŞEYİN NORMALE DÖNMESİNE ÇOK ZAMAN VAR” GÖRÜŞÜ HAKİM… Mart sonunda Ipsos’un yapmış olduğu araştırmada; toplumun büyük çoğunluğunun, COVID-19 krizinin uzun vadeli bir kriz olduğuna ve bu krizin bu sene içinde çözülmeyeceğine inandığı ifade ediliyor.  Toplumun bu konuda kötümser bir beklentiye sahip olduğu veriler ışığında görülüyor. Toparlanmanın 1 yıldan uzun süreceğini düşünenlerin oranı %56. Hatta küçük bir kesim hiç bir zaman normale dönmeyeceğimizi düşünüyor (%8). Bu sonuçlar;  Ipsos’un Mart ortasında gerçekleştirdiği global araştırmasıyla karşılaştırıldığında örneğin İngiltere toplumunun, Türkiye toplumuna göre daha iyimser bir beklentiye sahip olduğu gözlemleniyor.  Türkiye’de 6 aya kadar normale dönüleceğini düşünenlerin oranı %7 iken, bu oran İngiltere’de %16.  1 sene içinde toparlanma olacağını düşünenlerin toplam oranı ülkemizde %21 iken, İngiltere genel kamuoyunda bu oran %52’ye kadar çıkıyor. İngiltere’de şu ana kadar 30 milyondan fazla kişinin ilk doz aşılamasının tamamlanmasının, bu konudaki olumlu değerlendirmeleri arttırdığını söylemek mümkün. 

Ipsos’un Türkiye CEO’su Sidar Gedik konuya ilişkin değerlendirmesinde şunları iletti: “ Salgının ülkemizdeki birinci yılını tamamladığı haftalarda 3. ve en büyük zirveyi yaşamaya başladık. Geçen yıl Nisan’da günlük vaka sayılarının bir kaç binlerde olmasından tedirgin olduğumuz zamanlardan günlük yaklaşık 45 bin vaka ile karşılaştığımız bir döneme geldik. Salgınla mücadelede iyi haberlere muhtacız.  En küçük olumlu gelişmeler dahi ruh halimize yansıyor, hemen normalleşmek istiyoruz, 2020 yazında endişe seviyemiz %70’in altına inmişti, bu iş sene sonuna kadar bitecek düşüncesine kapılmaya başlamıştık. Ancak maalesef virüs buna izin vermedi, sonbahardan itibaren tekrar vakaların artması ile endişe oranı yeniden %80’lerin üzerine çıktı.

2021 başında aşılama başladığında salgınla mücadeleye dair düşüncelerimiz yine hemen gayet pozitif etkilendi, Ocak ve Şubat  ayları boyunca mücadelenin iyi gittiğini düşünenler çoğunluktaydı. Ancak Mart itibarı ile kademeli normalleşme dönemi başladığında artışa geçen vaka sayıları ve kayıplar, üstüne gelen aşı teminindeki duraklama bu tabloyu tersine çevirmiş durumda. Şu dönemde her on kişiden altısı salgınla mücadelenin iyi gitmediğini düşünüyor.

Tüm ekonomik ve psikolojik ihtiyaca, beklentiye rağmen normalleşmeye destek Mart başından sonuna kadarki dönemde %50’den %42’ye geriledi.

Aşılamanın olması gereken hızda ilerlediğini düşünenlerin oranı %41’den %32’ye gerilerken, bu sürecin yavaş ilerlediğini düşünenlerin oranı %41’den %49’a yükseldi. Umudumuzun biraz daha kırılmış halde. Toplumun %56’sı her şeyin normale dönmesinin en az 1 yıl alacağını düşünüyor, hatta bu grubun yarısından fazlası bunun 2 yıldan uzun süreceğine inanıyor. Yaklaşık olarak her on kişiden biri ise iyice umutsuz, “her şeyin normal” olduğu bir zamana artık hiç dönmeyeceğimiz kanaatindeler. Artık vatandaşlar olarak da şapkayı önümüze koyup durumu doğru tahlil etmemiz şart. Bireyler öz disiplin ile kendilerini korumadıkları sürece alınan merkezi tedbirlerin, uygulanan kısıtlamaların etkisi maalesef sınırlı oluyor. Bazı ülkelerde ilk büyük başarılara tanık olmaya başladık, önümüzdeki aylarda başka ülkelerin zaferlerini de göreceğiz.

Formül ortada, hem biz vatandaşlar olarak bilinçli mücadeleye devam etmeliyiz, kalabalık toplantılardan, mesafesiz ortamlardan kaçınmalıyız, hem de geniş çaplı bir kapanma ve paralelinde aşılamanın hiç duraklamadan hızla devam etmesi gerekli.”

VATANDAŞLARIN SADECE DÖRTTE BİRİ YEME-İÇME MEKANLARININ AÇILMASINA KARŞI ÇIKIYOR

VATANDAŞLARIN SADECE DÖRTTE BİRİ YEME-İÇME MEKANLARININ AÇILMASINA KARŞI ÇIKIYOR

 Ipsos tarafından gerçekleştirilen Koronavirüs Salgını ve Toplum Araştırmasının 47. dönem verileriyle vatandaşların; kontrollü normalleşme sürecinde belirli yaş gruplarına yönelik getirilen yeni düzenlemeler, eğitim alanında alınan yeni kararlara ilişkin kamuoyundaki görüş birliğine yönelik tutumlar ve yeme içme mekanlarının açılımına dair görüşler, ifadeler incelendi.

VATANDAŞLARIN SADECE DÖRTTE BİRİ YEME-İÇME MEKANLARININ AÇILMASINA KARŞI ÇIKIYOR.

Mart başında salgın ile mücadelede yeni bir dönem başladı, yeni bir kontrollü normalleşme dönemi. Bu kapsamda bazı tedbirlerin gevşetilmesi söz konusu oldu. Bir yandan ekonomik ve psikolojik ihtiyaçlar, bir yandan da aşılama böyle bir normalleşme beklentisi oluşturmuştu. Nitekim her iki vatandaştan biri açıklanan normalleşme uygulamasını doğru buluyor. Restoran ve kafelerin sınırlamalar ile açılması da doğru bulunuyor. Bu konuda da yine sınırsız şekilde açılmalı diyenler de dahil edildiğinde gevşeme taraftarları %69’a varıyor. %23 ise henüz hiç açılmamalıydı diyor.

 

 HER İKİ VATANDAŞTAN BİRİSİ BELİRLİ YAŞ GRUPLARINA YÖNELİK YENİ DÜZENLEMEYİ DOĞRU BULUYOR. 20 yaş altı ve 65 yaş üstü bireyler için uygulanan sokağa çıkma kısıtlamasının gevşetilmesi doğru bulunuyor, tamamen kaldırılması gerekenleri de dahil edildiğinde yaklaşık her üç vatandaştan ikisi için bu tedbir artık fazla geliyor. Ancak yine üçte ikilik bir kesim, hafta içi 21:00 sonrasında sokağa çıkma kısıtlamasının devam etmesi taraftarı. Yani gün içi saatler için yaş gruplarında gevşeme olsun ancak saat 21:00 sonrasında evlerimizde kalmaya da devam edelim deniliyor.

HER İKİ VATANDAŞTAN BİRİSİ BELİRLİ YAŞ GRUPLARINA YÖNELİK YENİ DÜZENLEMEYİ DOĞRU BULUYOR.  Başlıklar arasında küçük farklar olmak ile birlikte %25 ile %35 arası bir kitle normalleşme için henüz erken olduğu düşüncesinde. Son günlerde günlük vaka sayılarının yeniden artmış olması doğal olarak bir endişe yaratıyor.

EĞİTİMDEKİ DÜZENLEMEYE İLİŞKİN KAMUOYUNDA GÖRÜŞ BİRLİĞİ YOK… Okulların kısmen yüz yüze eğitime geri dönmüş olması destek buluyor. Yüz yüze eğitim sınırlamasız olarak başlamalı diyenler de dahil edildiğinde yüz yüze eğitimi destekleyenlerin oranı %55 civarında denilebilir. Bu konuda da erken olduğunu düşünen, tamamen uzaktan eğitime devam edilmeli diyenler de %30-35 civarında.

Ipsos’un Türkiye CEO’su Sidar Gedik yukarıda belirtilen değerlendirmelerine ek olarak: İstanbul, yüz bin kişi başına düşen vaka sayısında önceki haftaya kıyasla artış yaşayan şehirlerimizden biriydi. İstanbul’da yaşayanların normalleşme dönemini desteklediğini 13 Mart Cumartesi günü oluşan olağanüstü araç trafiğine, mekanların önünde oluşan kuyruklara tanık olarak şahsen gözlemledim. Güzel havanın da etkisi ile oluşan bu muazzam talep karşısında %50 kapasite uygulamasına sadık kalmak işletmeciler açısından da hiç kolay olmamıştır diye düşünüyorum. Umarım endişeli olan, normalleşme için erken olduğunu düşünen kesim haklı çıkmaz. Çünkü açıkçası her ne kadar normalleşmek isteyenlerden biri olsam da Cumartesi günü ben de endişelendim.” dedi.

 

Koronavirüs risk algısı toplumda zayıfladı

Koronavirüs risk algısı toplumda zayıfladı

Ipsos tarafından gerçekleştirilen Koronavirüs Salgını ve Toplum Araştırmasının 43. dönem verileriyle; vatandaşların salgınla ilgili tedirginlik trendi, salgının sona ermesine yönelik beklentileri, bireylerin kendileri dışındaki insanların sosyalleşme ve çeşitli faaliyetlerine karşı tutumları ortaya koyuldu.

Sosyalleşme Halen Riskli Bulunsa Da Geçtiğimiz Yıl Sonuna Kıyasla Risk Algısı Biraz Zayıflamış. Ipsos tarafından gerçekleştirilen araştırmada; kamuoyu nezdinde çeşitli faaliyetlerin sağlık üzerinde ne kadar riskli olup/olmadığına bakıldı. Sosyal hayata katılıma dair sorulan sorularda; “kalabalık yerlere gitme, “misafirliğe gitme” ve “misafir ağırlama” davranışların, toplumun geneli tarafından çok riskli veya kısmen riskli değerlendirildiği görülüyor. Bunu şöyle de açıklayabiliriz; her 10 vatandaştan 7’si misafir ağırlamanın veya misafirliğe gitmenin çok riskli olduğu kanısında, öte yandan bu ciddi risk algısında yıl sonuna kıyasla %11-12 oranında düşüş olduğunun altını çizmek gerekiyor. 

Diğer Vatandaşlara Duyulan Güvensizlik, Umutsuzluğa Yol Açıyor.

Araştırma verileri; vatandaşların virüsten korunmak için diğer vatandaşların aldığı tedbirleri yetersiz bulduklarını ortaya koyuyor. Bu güvensizliğin toplumda umutsuzluğa yol açtığı görülüyor. Bireylerin yarısı (%52) “başkalarının yeteri kadar önlem almaması nedeniyle salgının sona ermeyeceğine dair umutsuzluğa katılıyorum” ifadesine “kesinlikle katılıyorum”, dörtte birisi ise sadece “katılıyorum diyor (Toplam katılan %79). Toplam skor dönemler arasında çok büyük bir değişim göstermese de, daha keskin bir tutuma işaret eden “kesinlikle katılıyorum” ifadesinin vakaların çok yüksek olduğu Ekim sonu-Kasım başı döneme kıyasla daha düşük olduğunu not edebilir. O dönemde bu oran %60’ların üzerinde seyrediyordu (28 Ekim-4 Kasım 2020: %65).

Toplum; Salgının Yakın Zamanda Sona Ermesi Konusunda İyimser Bir Beklenti İçinde Değil.

Ipsos; araştırmanın ilk döneminden bu yana salgının ülkemizde ne zaman biteceğine dair kamuoyunun tahminlerini alıyor. Virüs vakasının ilk görüldüğü tarihten itibaren bir aylık süreçte vatandaşların beklentileri daha iyimserdi. Ancak; Nisan ortasından itibaren salgının 6 aydan fazla bir sürede sona ereceği görüşü güçlenmeye başlamıştı ve Mayıs sonu itibariyle bu görüş iyice ağırlık kazanmıştı. Salgının başlamasından bu yana neredeyse 1 sene geçmesine rağmen salgının yakın zamanda sona ermeyeceği görüşü devam ediyor. Son dönem araştırmamızda, bireylerin yarısı (%51) salgının bu sene bitmeyeceğini, daha ileri bir tarihte sonlanacağını düşünüyor. Aşının gelmesiyle beraber yaz döneminde normalleşme sürecine girilip girilmeyeceğine yönelik tartışmalar başlamıştı. Ancak; görülen o ki vatandaşların toplamda sadece %12’si 2021 yılı ortasına kadar salgının biteceğine inanıyor.

Vatandaşların %57’sı, Salgını Kendileri Ve Aileleri İçin Ciddi Bir Tehdit Olarak Görüyor. Kasım ortası- Aralık başı dönemde virüsü kendileri ve aileleri için çok tehlikeli görenlerin oranı en üst seviyeye çıkmıştı (%60-61). Bu oranda anlamlı bir düşüş gerçekleşmedi, bugün vatandaşların %57’si virüsü kendileri için çok tehlikeli olarak değerlendirdiği izleniyor. Ciddi tehlikeli ve kısmen tehlikeli diyenlerin toplam oranı ise %87 olduğu görülüyor.  Diğer bir ifadeyle, salgın hem günlük hayatta hem de yakın gelecek üzerinde hala ciddi bir söz sahibi

Ipsos’un Türkiye CEO’su Sidar Gedik konuyla ilgili değerlendirmesinde: “Kış koşulları etkisini arttırdıkça salgın ile mücadelenin verdiği yorgunluk daha fazla hissediliyor.  Medyada ve sosyal medyada gerek ekonomik zorluklar yüzünden, gerekse insani ihtiyaçlar için normalleşmenin yeniden dile getirildiğini görüyoruz. Okulların aşamalı olarak yüz yüze eğitime dönmesinin ardından son günlerde en azından vaka sayılarının görece düşük olduğu şehirlerde restoranların açılması tartışılmaya başlandı. Toplumda 1 ay önce ile kıyaslarsak misafirliğe gitmeye/misafir ağırlamaya dair risk algısında gerileme var. Ancak; geniş kesimler henüz pek hazır değil. Kısmen gerileme olsa bile Covid-19 salgınının kendisi ve ailesi için ciddi risk oluşturduğunu düşünenlerin oranı hala çok yüksek, hatta Nisan-Mayıs aylarına kıyasla da %10 daha yüksek.  Her on kişiden sekizi diğer vatandaşlar yeterince tedbir almadıklarından ötürü salgının sona ermeyeceğine dair umutsuzluk içinde. Öyleki toplumun %74’ü bu sene sonundan önce salgının biteceğini düşünmüyor, yarısı sene sonunda da biteceğine inanmıyor. Özetle kışın karanlık günlerinde de mücadeleye devam etmek zorundayız, hala gidecek yolumuz var. Virüsün mutasyona uğraması ve yeni türevlerinin yayılmaya başlaması salgın ajandasının en sıcak maddesi. Gelecek haftalarda toplumun bu konudaki yaklaşımını araştıracağız.” dedi.