Yazılar

Mesane sarkmasının belirtileri

Mesane sarkmasının belirtileri

Sık sık idrara çıkma, idrar yaparken zorlanma ve kasık bölgesinde ağrı gibi şikayetlerle kendini gösteren mesane sarkması kadınlar arasında yaygın şekilde görülebiliyor. Özellikle normal doğum yapan kadınlarda daha sık ortaya çıkan mesane sarkması sosyal yaşamı ve kişinin psikolojisini olumsuz etkiliyor. Memorial Ataşehir Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü’nden Doç. Dr. Mesut Polat, mesane sarkması ve tedavi yöntemi hakkında bilgi verdi.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Doç. Dr. Mesut Polat

Doğum mesane sarkmasını tetikleyebiliyor

İdrar torbası, doğum kanalına ve bazen de dışarı doğru fıtıklaşabilmektedir. Mesane sarkması olarak tanımlanan bu durum, öksürme, aksırma veya ağır şeyler taşırken yaşanan karın içi basınç artışında idrar torbasının ele gelmesi ile fark edilebilmektedir. Mesane sarkmasının en önemli sebebi ise normal doğumdur. Çok sayıda ve güç doğumlar mesane sarkması konusunda risk oranını artırmaktadır.

Menopoz sonrasına dikkat!

Mesane sarkması çoğunlukla menopoz sonrası ortaya çıkmaktadır. Menopoz sonrasında östrojen hormonunun azalmasına bağlı olarak idrar torbasının altındaki desteğin azalması mesane sarkması bakımından riskli bir durum yaratmaktadır.

  • Ailede bağ dokusu hastalıklarının bulunması
  • Irksal yatkınlık
  • Sigara tüketimi
  • Obezite
  • Geçirilmiş pelvik cerrahi
  • Uzun süreli kabızlık da mesane sarkmasını tetikleyebilmektedir.

Tuvalet alışkanlığındaki değişikliklere dikkat edin

Hafif mesane sarkmalarında herhangi bir belirti yaşanmayabilir. Orta ve ileri düzeydeki mesane sarkmalarında;

  1. Sık idrara çıkma
  2. Cinsel ilişki esnasında idrar kaçırma
  3. Sürekli idrara çıkma isteği
  4. İdrar yaparken zorlanma
  5. Tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonu
  6. Alt kasık bölgesinde ağrı yaşanabilmektedir.

Belirtiler ortaya çıktığında bu konuda deneyimli olan bir Kadın Hastalıkları ve Doğum doktoruna başvurulmalıdır.

Mesane sarkmasının tipine göre tedavi şekillendiriliyor

Mesane sarkması tedavisi; hastanın yaşına, sarkıklığın evresine, hamilelik istenip istenmesine ve beraberinde idrar kaçırma olup olmadığına göre değişkenlik göstermektedir. Genel olarak mesane sarkmasında cerrahi tedavi temel yaklaşımdır. Mesane sarkması, pubeservikal fasla denilen mesaneyi alttan destekleyen yapıda meydana gelen yırtılma veya fasyanın pelvis yan duvarına yapıştığı yerden ayrılması nedeniyle oluşmaktadır. Tedavide mevcut hasar yeri bulunarak tamir edilmektedir.  Uygulanan düzeltme ameliyatları; cinsel ilişkide yaşanan sorunları, vajina genişlemisiyle ilgili problemleri, sarkıklığa bağlı oluşan baskı ve kasık ağrısı şikayetlerini azaltmaktadır. Bazı tip mesane sarkmalarının ameliyatı laparoskopik olarak da gerçekleştirilebilmektedir. Ameliyatlar yaklaşık olarak 25-45 dakika arasında sürmektedir. Mesane sarkmasına öksürme, aksırmayla birlikte idrar kaçırma da eşlik ediyorsa sarkma ve idrar kaçırma ameliyatı birlikte yapılabilmektedir.

Ameliyatların başarısına artırmak ve mesane sarkmasının tekrarlamaması için; ameliyattan sonra ağır kaldırmamak gerekmektedir. Ayrıca kilo kontrolünün sağlanması ve kabızlığa neden olacak yiyeceklerden uzak durulması da tedavi başarısını artırmaktadır.

Bu hastalık başka hastalıkları taklit edebiliyor!

Bu hastalık başka hastalıkları taklit edebiliyor!

Dünyada kadın kanserleri arasında 7. sırada yer alan yumurtalık kanseri, özellikle gelişmekte olan ülkelerde, 40 yaş üstü kadınlarda meme kanserinden sonra 2. sırada görülüyor. Ülkemizde de her yıl yaklaşık 4 bin kadında teşhis edilen yumurtalık kanseri, jinekolojik kanserler arasında rahim kanserinden sonra 2. sırada geliyor. Herhangi bir belirti vermeden sinsice ilerlediği için genellikle geç dönemde tespit ediliyor. Hastaların büyük çoğunluğunda tanının ileri evrede konulması nedeniyle en ölümcül kanserler arasında yer alıyor. Oysa erken teşhis edildiğinde tedavisinde yüzde 80-90’lara varan başarılı sonuçlar elde edilebiliyor. Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum, Jinekolojik Onkoloji Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Fuat Demirci, yumurtalık kanserine ne kadar erken teşhis konulursa tedavisinde de o oranda başarı sağlanabildiğini belirterek, “Bu kanserin erken teşhis edilmesinde ise her yıl düzenli olarak yapılan jinekolojik kontroller büyük önem taşıyor. Erken teşhis için dikkat edilmesi gereken bir başka önemli nokta ise yumurtalık kanserinin belirtilerinde zaman kaybetmeden hekime başvurmaktır.” diyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Prof. Dr. Fuat Demirci

Yumurtalık kanserinin 7 belirtisine dikkat!

Yumurtalık kanserinin belirtileri sinsi oluyor, zira genellikle gastrit, ülser, hazımsızlık, kronik kabızlık ve kolit gibi mide-bağırsak hastalıklarının yakınmalarıyla karışıyor. Hastalar önce dahiliye polikliniklerine başvurdukları için tanı ve tedavide gecikme yaşanıyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum, Jinekolojik Onkoloji Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Fuat Demirci, bu nedenle her 3 yumurtalık kanserinden 2’sine ileri dönemde tanı  konulabildiğine dikkat çekerek, “Dolayısıyla yumurtalık kanserinde erken tanı için özellikle adet düzensizliği, karın ağrısı, karında şişlik, kasıkta dolgunluk veya ağrı, gaz ve kabızlık gibi yakınmalarda kadın hastalıkları ve doğum uzmanına da başvurmak gerekiyor. Yapılan jinekolojik muayene, ultrason takibi, hastadan alınan detaylı öykü ve kan tahlilleri sayesinde bu kanser türüne erken tanı konulabiliyor.” diyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Tanı ameliyat sırasında konuyor!

Yumurtalık karın içinde yer alan bir organ olduğu için bu kanserin kesin tanısı; ameliyat sırasında dokunun alınıp, aynı anda patoloji uzmanının bu örneği ameliyathanede değerlendirmesiyle konuyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum, Jinekolojik Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Fuat Demirci, ameliyat sürecinin patolojik değerlendirmeye göre devam ettiğini belirterek, “Eğer hastalık sadece yumurtalıkla sınırlıysa, iyi huylu tümör ya da kist ise ameliyat sonlandırılıyor. Kötü huylu olması halinde ise ileri cerrahiye geçiliyor. Rahim, yumurtalıklar, tüpler ve varsa karın zarı ile bağırsak yüzeylerinden kitleler alınıp lenfadenektomi (kanserli olan lenf düğümlerini ortadan kaldırmak için uygulanan bir cerrahi yöntem) yapılıyor. Bu işlemlerle, var olan tümör yükünü sıfıra indirmek amaçlanıyor. Erken evre yumurtalık kanserinde sadece cerrahi tedavi yeterli gelirken, ileri evrede ise kemoterapi yöntemine de ihtiyaç duyuluyor. Günümüzde yeni ilaçların da kullanılması ile kemoterapi etkili bir tedavi yöntemi haline gelmiştir” diyor.

Kimler risk altında?

Yumurtalık kanserinin neden oluştuğu henüz net olarak tespit edilemese de aşağıda yer alan faktörlerin riski artırdığı belirtiliyor.

  • Menopozda ya da 50 yaşın üzerinde olmak
  • Erken adet görmek
  • Menopoza geç girmek
  • Doğum yapmamış olmak
  • Ailede yumurtalık ya da meme kanseri öyküsünün olması
  • BRCA1 ya da BRCA2 gen mutasyonları taşımak
  • Çikolata kisti varlığı

Dondurulan yumurtalar kaç yıl saklanabiliyor?

Dondurulan yumurtalar kaç yıl saklanabiliyor?

Günümüzde kariyer hedeflerinin yanı sıra sosyal ve ekonomik etkenler nedeniyle kadınlar anne olma planlarını genellikle ileri yaşlara erteliyorlar. Birçok kadın artık aile kurmak ve anne olmak için 35 yaşından sonrasını bekliyor. Yapılan çalışmalar, son 15 yılda 35-39 yaş grubundaki kadınlarda canlı doğum sayısının yüzde 150 gibi oldukça yüksek bir oranda arttığını ortaya koyuyor. Ancak anne olma hedefi ertelenirken biyolojik saat de bir yandan çalışmaya devam ediyor; yıllar geçtikte doğurganlık kapasitesi hızla azalıyor! Bu nedenle tüm dünyada ve ülkemizde pek çok kadın anne olma şansını garanti altına almak için ‘yumurta dondurma’ yöntemine başvuruyor. Acıbadem Bakırköy Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Cihan Kaya, son yıllarda vitrifikasyon adı verilen yeni bir dondurma tekniğinin gelişmesi sayesinde yumurta dondurma yönteminden oldukça başarılı sonuçlar elde edildiğini belirterek, “Özellikle deneyimli merkezlerde uygun tedavi protokolleri uygulanması durumunda, 35 yaşından önce yumurta dondurma işleminin yapılması daha çok sayıda ve iyi kalitede yumurta elde edilmesini sağlayarak işlem başarısını artıracaktır” diyor.  Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Cihan Kaya, yumurta dondurma yöntemi hakkında en çok merak edilen 8 soruyu yanıtladı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu!

Pause Sağlık, Pause Dergi

Doç. Dr. Cihan Kaya

SORU: Yumurta dondurma işlemi nasıl yapılıyor?

CEVAP: Yumurta dondurma işleminde uygulanan yumurta geliştirici hormon tedavileri sayesinde yumurtaların bir veya birden fazla olacak şekilde çoğaltılmaları amaçlanıyor. Ortalama 10-14 günlük bir tedavi sonrasında olgunlaşan yumurtalar hafif doz anestezi altında toplanarak mikroskop altında inceleniyor. Uygun olanlar dondurma işlemine tabi tutularak sıvı nitrojen tankları içinde saklanıyor. Yumurta toplama işlemi kısa sürüyor ve hastalar genellikle 2-4 saat içinde günlük işlerine dönebiliyorlar. Hamilelik istendiğinde bu yumurtalar çözülerek uygun sperm ile birleştiriliyor ve embriyo elde edilebiliyor.

SORU: Kimler yumurta dondurma işleminden faydalanabilir?

CEVAP: Ülkemizdeki yasal mevzuatlara göre; yumurta dondurma işlemi, kanser nedeniyle tedavi alacak olan ve yumurtalık fonksiyonlarını kaybetme riski bulunan hastalarda tedavi öncesi öneriliyor. Bunun dışında halk arasında çikolata kisti olarak bilinen endometriozis hastalığı nedeniyle yumurtalık kisti ameliyatı geçirecek olan ve yumurta sayısının düşmesi beklenen hastalara da ameliyat öncesi tavsiye ediliyor. Bunlara ek olarak, henüz doğum yapmamış olup ailesinde de erken menopoz öyküsü olan hastalar doğurganlığın korunması amacıyla yumurta dondurma işleminden faydalanabiliyorlar.

SORU: Yöntem için ideal yaş aralığı var mı?

CEVAP: Doç. Dr. Cihan Kaya, yumurta dondurma işleminde yaşın önemli bir faktör olduğuna işaret ederek, şöyle devam ediyor: “Özellikle yumurta dondurmak isteyen kadınların bu işlemi 35 yaşından önce yaptırmaları hem yumurta sayısı hem de yumurta kalitesi açısından önemlidir. Yaş ilerledikçe elde edilen yumurta sayısı azalıyor ve buna bağlı hamilelik şansı düşüyor. Özellikle 42 yaş ve üzeri hastalarda bu işlemin yararı ile ilgili bilgiler tartışılıyor.”

SORU: Dondurulan yumurtalar kaç yıl saklanabiliyor?

CEVAP: Ülkemiz mevzuatlarına göre, hasta onayı ile yumurtalar 5 yıla kadar saklanabiliyor. Bu yöntemde yumurtaların 5 yıl ve üzerinde saklanmaları teknik olarak mümkün olsa da 5 yıldan sonraki süreç için Sağlık Bakanlığı’nın onayı gerekiyor.

SORU: Dondurma işlemi yumurtalara zarar verir mi?

CEVAP: Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Cihan Kaya, yumurta dondurma işleminin yumurtalıklarda bilinen bir zararı olmadığını ve hastaların bu işlem nedeniyle erken menopoza girmediklerini belirterek, “Günümüzde ileri dondurma teknikleri sayesinde yumurtaların 10 yıl üzerinde saklanabileceği biliniyor.” diyor.

SORU: Yumurta dondurma işlemi ile sağlanan hamileliklerde bebekler sağlıklı oluyorlar mı?

CEVAP: Yumurta dondurma işlemi ile elde edilen hamileliklerle ilgili olarak yapılan çalışmalarda; normal gebeliklere kıyasla artmış bir doğumsal anomali riskinin söz konusu olmadığı ortaya konmuş. Ancak tüp bebek işlemlerinde genel bir erken doğum ve dış gebelik riski olduğu belirtiliyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

SORU: Yumurta dondurma yönteminin embriyo dondurmadan farkı nedir?

CEVAP: Yumurta dondurma yönteminde embriyo dondurma işlemine benzer şekilde yumurtaların olgunlaştırılmaları amacıyla hormon ilaçları veriliyor, yumurta takibi yapılıyor ve yeterli büyüklüğe ulaşan yumurtalar toplanıyor. Embriyo dondurma işleminden farklı olarak, bu yumurtalar sperm ile birleştiriliyor. Oluşan embriyolar donduruluyor. Çiftlerin ve rahmin uygun olduğu bir dönemde de embriyo transferi yapılıyor.

SORU: Yumurta dondurma işleminin başarı oranı nedir?

CEVAP: Yapılan büyük ölçekli çalışma sonuçlarına göre; dondurma ve çözdürme işlemlerinden sonra yumurtaların hayatta kalma oranının yüzde 90-97, spermle birleştikten sonra embriyo oluşma oranının yüzde 71-79 ve embriyonun rahme tutunma oranının yüzde 17-41 olduğu tahmin ediliyor. Daha önce dondurulmuş ve çözülmüş yumurta başına hamilelik oranı ise yüzde 4,5 – 12 arasında değişiyor.

Hamilelikte doğru bilinen yanlışlar

Hamilelikte doğru bilinen yanlışlar

Anne adayları hamilelik haberini aldığı zaman hem heyecanlı hem mutlu bir döneme giriyor. Ortalama 40 haftalık yolculuğun başlamasıyla birlikte hemen hemen pek çok gebe gerek internetten gerek çevresinden hamilelik sürecine ilişkin bilgiler alıyor. Ancak uzmanından alınmayan kulaktan dolma bilgiler zaman zaman yanlış da olabiliyor ve hamilelik ile doğum sürecini olumsuz etkileyebiliyor. Memorial Şişli Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü’nden Op. Dr. Şakir Volkan Erdoğan, gebelikte doğru bilinen yanlışlar hakkında bilgi verdi.

Gelişen teknoloji ve iletişim çağı ile birlikte her bilgiye ulaşmak çok kolaylaşmışken beraberinde getirdiği sorun hangi bilginin doğru hangi bilginin yanlış olduğu konusudur. Pek çok anne adayı da bazen bu bilgi kirliliği içinde stres yaşayabilmektedir. Gebelik sürecinde; gerek hormonların, gerekse anne olmanın verdiği sorumluluk ile anne adaylarının kafaları duyulan yanlış bilgilerle karışabilmektedir.  Bu bilgiler her ne kadar masum gibi görünse de, hem gebenin konforunu bozmakta hem de strese yol açmaktadır.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Op. Dr. Şakir Volkan Erdoğan

Bu mitler şöyle sıralanabilmektedir:

  1. “Her gebe tüm hamilelik boyunca en çok 7-9 kilo arasında almalıdır”: Genellikle gebe bir kadın hamilelik dönemini 8-12 kilo alır diye ortalama bir rakam vardır. Ancak gebelik döneminde alınan kilolar gebelik öncesi kadının kilosuna uygun olmalıdır; örneğin kilolu bir anne adayı ile zayıf bir anne adayının alması gereken kilo aynı olmamalıdır. Kilo alımı her kadına göre farklılık gösterebilir. Hamilelikte doktor kontrolünde kilo dengesinin doğru ayarlanması önemlidir.
  2. “Midesi bulanmayanın erkek çocuğu olur”: Bilimsel olarak kız bebeklerin anne adayında daha fazla bulantı yaptığı yönünde bazı çalışmalar bulunmaktadır ancak bulantı olmayan her anne adayının çocuğu erkek doğmamaktadır.
  3. “Gebe saç kestirirse bebeğin ömrü kısa olur”: Hamile kadınların saç kestirmesinde bir sakınca yoktur. Saç boyama konusunda ise dikkat edilmesi gereken tek konu boyadaki kimyasal maddelerdir. Bu nedenle saç boyası 12 haftaya kadar yapılmamalıdır.
  4. “Bir gebe kollarını havaya kaldırırsa bebeğin kordonu boynuna dolanır”: Bu da yanlış bir bilgidir. Hamilelerin yaptığı hareketle kordon dolanması gibi bir durum söz konusu değildir. Bilimsel araştırmalara göre uzun kordonu olan bebeklerde kordon dolanması görülmektedir. Bu durum gebenin hareketine bağlı değildir.
  5. “Hurma yemek düşüğe sebep olur”: Gebelikte hurmanın doğumu başlattığına dair birçok çalışma mevcuttur. Yapılan çalışmalar genelde doğuma yakın dönemde düzenli hurma yenmesi ile ilişkilidir. Araştırmalara göre hurma doğumu başlatmakta etkili bir besindir. Yiyeceklerle ilgili olarak gebeliğe ilişkin söylenebilecek tek şey hiçbir besinin abartılı tüketilmemesi gerektiğidir.
  6. “Bir hamile istediği besini yemezse, bebekte o besinin izi çıkar”: Gebelik boyunca her istenen şey tüketilmez. Örneğin sakatat, ağır metal ihtiva eden deniz canlıları, çiğ süt, çiğ et, çiğ balık ürünleri, sushi gibi besinler tüketilmemelidir. Bu tür gıdaların tüketilmemesi bebekte bir iz oluşturmaz ancak ciddi nöronal ve fiziksel hasarlara neden olabilmektedir.
  7. “Hamile kadın spor yapamaz”: Gebenin çevresindeki kişiler tarafından en sık dile getirilen konulardan biri de anne adayının eğilmemesi, bir yere uzanmaması, koşmaması, dans etmemesi gerektiğidir. Rutin ve iyi giden bir gebelikte hareket kısıtlaması önerilmemektedir. Genetik olarak sağlıklı ve takiplerinde bir patoloji görülmeyen bir bebek için hareket etmenin sorun oluşturmayacağı bilinmektedir. Riskli gebeliği olan kadınlara da her hareket önerilmez. Genel anlamda dikkat edilmesi gereken gebeliğin ileri haftalarında, özellikle doğuma yakın ağır sporların yapılmasından kaçınılması gerektiğidir.
  8. “Gebelikte vajinal muayene düşüğe neden olur ya da doğumu başlatır”: Bu bilgi anne adaylarının çok fazla dile getirdiği, jinekoloji uzmanlarının çok sık karşılaştığı bir konudur. Hatta pek çok anne adayı, anne ve bebek hayatının riskli olduğu durumlarda bile vajinal muayene konusunda direnç göstermektedir. Bu bilgi kesinlikle doğru değildir. Vajinal muayene bebeğe ya da anneye zarar vermemektedir, doğumu başlatmamaktadır.
  9. “Gebelikte cinsel ilişki bebeğe zarar verir”: Cinsel ilişki bebeğe zarar vermez. Fakat vücudumuzun ürettiği prostoglandin maddesi rahim ağzının açılmasına ve kasılmalara neden olan bir maddedir ve bu madde erkek menisinde de bulunmaktadır. Bununla birlikte yapılan çalışmalarda cinsel ilişki ile doğum olayının başladığına dair bir kanıt bulunamamıştır. Bu veriler ışığında güncel bilgimiz cinsel ilişkinin hamileliğe zarar vermeyeceği yönündedir. Ancak gebelikte cinsel ilişki dönemleri konusunda mutlaka doktora danışılmalıdır.
  10. “Doğum için acı eşiği yüksek olmayan doğum yapamaz”: Doğum, acı eşiği ile ilgili değil, kadın olmak, anne olmayı istemek ve neslin devamını sağlamak ile ilgilidir. Acı eşiği yüksek insanlar tabi ki de acıyı daha az hissedeceklerdir ama bunun doğurabilmek ile ilgisi yoktur.
  11. “8 aydan küçük doğan bebek yaşamaz”: Gelişen tıp ve teknoloji ile günümüzde 22-24 hafta üzerindeki; 500 gr ve üzeri bebekler yaşayabilmektedir. Tabi ki bebek anne karnında ne kadar kalırsa ileride sağlıklı yaşama oranı o kadar artar. Erken haftada doğum, bebeğin kuvözde kalacağı süreyi ve bakım ihtiyacını artırmaktadır.
  12. “Mide ekşimesi bebeğin saçlarıyla ilgilidir”: Gebelik sürecinde anne adayında bir takım fizyolojik değişiklikler meydana gelmektedir. Bunlardan bir tanesi de mide içeriğinin özellikle ilerleyen gebelik haftaları ile yemek borusuna geri kaçması durumudur. Reflü adı verilen bu durumda yemek borusunun mideye girdiği yerde yanma ve ekşime hissi olur; bebeğin saçları ile ilgisi yoktur.

Sağlıklı bir hamilelik için şunlara dikkat edin!

Sağlıklı bir hamilelik için şunlara dikkat edin!

Kışın soğuk ve kasvetli günlerinin ardından havaların ısındığı, doğanın uyandığı bahar mevsimi anne adayları için dışarıda daha fazla zaman geçirebilme imkanı sunarken, bazı önemli kuralları ihmal etmemek gerekiyor. Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Aysel Nalçakan “Pandemi sürecinde Covid-19 enfeksiyonu riskinin devam etmesi nedeniyle maske ve sosyal mesafeye dikkat etmek, bahar aylarında artan mevsimsel ve alerjik hastalıklara karşı da gerekli önlemleri almak gerekiyor” diyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Aysel Nalçakan, anne adaylarına bahar aylarında sağlıklı ve rahat bir hamilelik geçirebilmek için dikkat edilmesi gereken kuralları anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Dr. Aysel Nalçakan

Polenden korunun

Havadaki polen miktarı bahar aylarında artmaya başlar. Özellikle alerjik bünyeye sahip  hamilelerin ağaç, çiçek ve ot polenlerinden uzak durmaya çalışması önemlidir. Bu alerjenler hapşırma, gözlerde sulanma ve kaşıntı, öksürük, burun akıntısı ve burun tıkanıklığı yapabilir. Bu nedenle baharda güzel havaların tadını çıkarırken, rüzgarlı ve kuru havalarda mümkün olduğunca dışarı çıkmayın. Dışarıdan geldikten sonra bu alerjenlerden arınmak için duş alın. Ancak şikayetleriniz uzun sürüyor veya ilerliyorsa doktorunuza başvurun.

Düzenli egzersiz yapın

Hamilelikte egzersiz, hem siz hem hem bebeğiniz için oldukça önemlidir. Düzenli egzersiz kilo almayı engellemenin yanı sıra bel ve sırt ağrılarını azaltmak, fiziksel ve psikolojik olarak daha iyi hissetmenizi sağlamak, normal doğumu kolaylaştırmak, şişlik ve ödemi azaltmak, hamilelikte oluşması muhtemel vücut şekil bozukluklarının önüne geçmek ve doğum sonrasında kısa sürede eski vücut görünümüne tekrar dönebilmek açısından oldukça önemlidir. Hekiminiz yasaklamadığı sürece egzersiz yapmanızda bir sakınca yoktur. Bahar aylarında dışarda en rahat ve kolayca yapabileceğiniz egzersiz yürüyüştür. Yine yüzme, yoga, pilates, ağırlık olmayan fitness programları da iyi birer seçenek olabilir.

Ayakkabı ve terlikte görünüşe aldanmayın

Hamilelikte vücudun yapısal değişimine bağlı olarak; ağırlık merkezinin ve ayaklara binen yük dağılımının değişmesi, ayaklarda ödem oluşması nedeniyle ayakkabı seçimi sanıldığından daha fazla önem kazanıyor. Ayakkabıların ve terliklerin rahat, geniş ve yumuşak özel tabanlı seçilmesi, eğer topuklu ayakkabı seçilecekse 5 cm’i geçmeyecek yükseklikte olması önemlidir. Ayakkabı ve terlik seçiminde görüntüye kanmayıp, tercihi sağlıklı ve rahat olmasından yana yapmak büyük fayda sağlayacaktır.

Çok kalın ya da çok ince giyinmeyin

Bahar aylarında cildinizin terlemesine ve kuruluğun artmasına yol açabilecek sentetik, naylon kıyafetler yerine vücuda nefes aldıran pamuklu giyisilerin tercih edilmesi önerilir. Çok dar giysiler yerine içinde daha rahat hissedeceğiniz kıyafetler giymenizde fayda var. İç çamaşırı tercihlerinizde de pamuklu kumaşlardan üretilmiş olanların seçilmesi önemlidir. Hava güneşli olsa da yanınızda mutlaka ince bir mont bulundurun.

Sağlıklı ve dengeli beslenin

Bahar aylarında meyve ve sebze çeşitlerinin artması daha sağlıklı ve çeşitli beslenme fırsatı sunar. Böylece hamilelerin ihtiyacı olan vitamin ve mineralleri besinlerden karşılama şansı da artar. Ancak meyve ve sebzelerin iyi yıkanmadan tüketilmemesi gerektiği unutulmamalıdır. Kış aylarının aksine hareketsiz yaşamı terk ettiğimiz bahar aylarında enerji tüketimimiz de arttığından daha besleyici ve dengeli beslenmeye dikkat etmek gerekir. Proteinden zengin tavuk, yoğurt, yumurta ve mercimek, kalsiyumdan zengin olan badem, peynir ve balık, demir açısından zengin et, balık, üzüm tüketmeyi ihmal etmeyin. Hamilelikte aşırı yağlı, şekerli yiyeceklerden ve  konserve ürünlerden kaçınılması çok önemlidir.

Susamasanız da su için

Hamilelikte sıvı alımı çok önemli bir yere sahiptir. Bahar aylarında hava sıcaklıklarının da artmasıyla beraber günde 2-3 litre sıvı alınmalıdır. Alınması gereken sıvı ihtiyacı su dışında  ayran, meyve suyu ve soda gibi içeceklerin tüketilmesiyle de karşılanabilir. Su içmek için susamayı beklemeyin.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Ödemi azaltacak önlemler alın

Hamilelikte fizyolojik değişimler sonucunda artan kan ihtiyacını karşılamak için vücutta su tutulumu olur, vücutta daha fazla kan dolaşır. Dolaşımdaki kanın bir kısmı damar dışındaki dokulara sızar ve buradaki hücrelerin arasında birikir; buna ‘ödem’ denir. Özellikle hamileliğin ilerleyen haftalarında, hava sıcaklığının arttığı bahar ve yaz aylarında ödem daha sık görülür.  Ödemi atmanın en güzel yolu bol su tüketmektir. Bunun yanında egzersiz yapmak, proteinden zengin beslenmek, uzun süre ayakta kalmamaya çalışmak, yatarken sol yan pozisyonda olmak da ödem oluşumunu azaltmaya yardımcı olacaktır.

Kabızlıktan korunmak için bu kurallara dikkat edin

Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Aysel Nalçakan “Hamilelikte kabızlık çok sık rastlanan bir sorun olarak karşımıza çıkıyor. Büyüyen rahmin bağırsaklara basısı, hormonal değişimlere bağlı bağırsak hareketlerinin yavaşlamış olması kabızlık sorununu artırıyor. Ancak hamilelerin kabızlık sorununun büyük bir sorun olmadığını bilmesi önemlidir. Aksi halde artan stres ile birlikte bu durum daha çözümsüz bir hal alabilir. Kabızlığın önlenmesinde bol su tüketimi, lifli gıdalardan zengin beslenilmesi, bol bol sebze meyve ve posalı gıdaların tüketilmesi önemlidir. Bahar döneminde meyve sebzelerdeki çeşitlilik arttığı için bu gıdaların tüketimini artırmak bağırsak hareketlerinin artmasına yardımcı olacaktır. Kabızlığı azaltmak için kayısı ve erik kompostosu içilebilir, sabahları bir bardak ılık su içerek bağırsak hareketleri hızlandırılabilir” diyor.

Cildinizi nemlendirin

Havaların ısınmasıyla terleme yoluyla nem kaybı artar. Hamilelikte zaten hormonal değişimlere bağlı oluşan cilt kuruluğunda daha fazla artış yaşanabilir. Cildi nemlendirmenin en iyi yolu bol su tüketimidir ama dışarıdan da cildinize düzenli olarak bakım vermeniz cildin nem dengesini korumakta önemlidir. Hindistan cevizi yağı, kakao yağı, badem yağı gibi doğal yağlar kullanarak veya kollagen  üretimini uyaran peptidler içeren ürünler ya da topikal hyalüronik asit içeren nemlendiricileri tercih edebilirsiniz. Nemlendiriciler cildi kurutan etkenlere karşı bariyer görevi yaparken aynı zamanda çatlakların oluşmasının azaltılmasına da yardımcı olur.

Güneşin zararlı ışınlarından korunun

Bahar aylarında güneşten faydalanırken, hamilelikte daha da hassas hale gelen cildinizi UV ışınlarına karşı korumaya da özen göstermek gerekir. Bu nedenle güneşe çıkmadan en az 20-30 dakika önce güneş kremi sürmeli ve güneşte kalınan süre uzayacak ise 2-3 saatte bir yenilenmelidir. Hamilelik döneminde çinko oksit ve titanyum dioksit gibi cildin yüzeyinde bir tabaka oluşturarak güneş ışınlarını yansıtıp deriyi güneşin zararlı etkilerinden koruyan mineral bazlı fiziksel koruyucular tercih edilebilir. Mineral bazlı fiziksel koruyucular ciltten tam olarak emilmez bu nedenle hamilelik döneminde bu tip güneş koruyucu kremlerin tercihi önerilir. Güneş ışınları D vitamini sentezinde önemli olduğundan, sabah 07:00-11:00, öğleden sonra 16:00 itibariyle bahar güneşinden faydalanabilirsiniz.

Miyomlar iyi huylu kitle olsalar da… Dikkat!

Miyomlar iyi huylu kitle olsalar da… Dikkat!

Rahmin kas hücrelerinden kaynaklanan iyi huylu kitleler olan miyomlar kadınlarda oldukça sık rastlanan bir hastalık. Öyle ki görülme sıklığı yaşa göre değişmekle birlikte her 4 kadından 1’inde ‘miyom’ tespit ediliyor! Bu iyi huylu kitleler rahmin her yerinde gelişebiliyor; rahmin iç dokusuna çok yakın olabilecekleri gibi, dış duvarına yakın olup karın içine de büyüyebiliyorlar. Genellikle hiçbir şikayete ve ciddi sorunlara yol açmasa da bazı miyomlar yoğun veya düzensiz adet kanamalarına, kasık ağrılarına, dahası hamile kalmaya veya düşüğe neden olabiliyorlar! Ayrıca çok nadir rastlansa da 40 yaş üstünde oluşan ve hızlı büyüyen miyomlar sarkom adı verilen kötü huylu kitleler de olabiliyor. Dolayısıyla takip ve gerektiğinde tedavi edilmesi büyük önem taşıyor. Acıbadem Maslak Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Özgüç Takmaz, çoğunlukla herhangi bir yakınmaya neden olmadığı için miyomların büyük bir kısmının rutin yapılan jinekolojik kontrollerde tespit edildiğini belirterek, “Bu nedenle en az yılda bir kez muayene olmayı ihmal etmemek çok önemli. Miyom tespit edildiğinde ise korkulmasın, çünkü çoğunlukla sadece ultrason muayenesi ile takip yeterli oluyor. Yaşam kalitesini düşüren sorunlara yol açtığında veya anne olmayı engellediğinde ise ilaç tedavisi veya cerrahi yöntemle tedavi edilebiliyor. Günümüzde tıbbi teknolojilerde yaşanan hızlı gelişimler sayesinde daha etkin ve daha güvenli ameliyatlar yapılıyor, hastalar kısa sürede günlük yaşamlarına dönebiliyor.” diyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Doç. Dr. Özgüç Takmaz

Henüz nedeni bilinmiyor, ancak…

Miyomlar her yaşta görülse de yaş ilerledikçe saptanma ihtimali artıyor. Bunun nedeni ise miyomların kadınlık hormonu olan östrojen ile büyümeleri ve zamanla östrojene maruziyet arttığı için ultrasonda görülebilecek boyuta ulaşmaları. Miyomların tam olarak neden kaynaklandığı henüz açıklığa kavuşmamış olsa da bazı genlerin riski arttırdığı biliniyor. Dolayısıyla özellikle ailesinde miyom öyküsünün bulunması önemli bir risk faktörü olarak gösteriliyor. Ayrıca hiç hamile kalmamak veya doğum yapmamış olmak da riski artıran diğer etkenleri oluşturuyor. Yapılan bazı çalışmalar da düşük D vitamini ve A vitamini seviyelerinin miyom oluşma ihtimalini arttırdığını gösteriyor.

Miyomların 6 önemli sinyali!

Miyomların büyük çoğunluğu şikayet oluşturmuyorlar. Ancak bazı durumlarda yerleştikleri bölge veya boyutlarına göre farklı yakınmalara neden olabiliyorlar. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Özgüç Takmaz miyomun belirtilerini şöyle anlatıyor:

  • Adet bozukluklarına yol açabiliyor. Adet kanamalarının yoğun ve uzun süreli olması, ara kanamalar veya lekelenme kanamaları gibi sorunlar miyom belirtisi olabiliyor.
  • Adet döneminde gelişen ağrı da miyomlardan kaynaklanabiliyor.
  • Gebelik kesesinin rahme yerleşmesini veya yerleşen kesenin büyümesini önleyebiliyorlar. Bunun sonucunda hamile kalmayı engelleyebiliyor ya da düşüğe yol açabiliyorlar.
  • Karında şişkinlik ve gaz problemleri yapabiliyor. Bağırsaklara baskı oluşmuş ise kronik kabızlık, zor ve ağrılı dışkılama sorunu gelişebiliyor.
  • Miyom mesaneye doğru büyümüş ise sık idrara çıkma problemi yaşanabiliyor.
  • Ağrılı cinsel ilişki de büyük miyomların sinyali olabiliyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

İlaç veya cerrahi yönteme başvuruluyor

Ultrasonda tespit edilen miyomlar boyutlarındaki değişimler ve oluşturdukları şikayetlere göre ya tedavi ya da takip ediliyor. Çeşitli yakınmalara neden olan, hızlı büyüyen, hamile kalınmasına engel teşkil eden veya hamilelik oluştuğunda düşüğe yol açabilecek olan miyomlarım tedavi edilmeleri gerekiyor. Menopoza sokan iğneler, rahim damarlarının anjiyo ile tıkanması, ultrason veya MR cihazı ile eritme yöntemleri, ameliyatsız tedavi yöntemlerini oluşturuyor. Doç. Dr. Özgüç Takmaz, “Ancak miyomlar bu yöntemlerle tam olarak yok olmadıkları ve genelde tedavinin ardından bir süre sonra tekrar büyüdükleri için tüm dünyada halen en sık miyomektomi ameliyatı ile tedavi ediliyor.” bilgisini veriyor.

Kapalı cerrahi kritik öneme sahip! 

Günümüzde miyomektomi ameliyatı ile çok sayıda veya büyük miyomlar güvenli ve etkin bir şekilde temizlenebiliyor. Miyomektomi ameliyatları klasik açık yöntem, laparoskopik (kapalı) ve robotik yöntem olmak üzere 3 şekilde uygulanabiliyor. Ayrıca rahim iç duvarına yakın olan miyomlar vajinal yol ile yapılan histeroskopik yöntemle de çıkartılabiliyor. Hastaya hangi cerrahi yöntemin uygulanacağına miyomun boyutu, yerleşim yeri ve sayısı dikkate alınarak karar veriliyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Özgüç Takmaz, miyomektomi ameliyatlarında en sık laparoskopik ve robotik yöntemlerin tercih edildiğini belirterek şöyle devam ediyor: “Çünkü bu tür kapalı cerrahi yöntemlerde ameliyat sırasında kanamalar daha az oluyor, hastalar ameliyat sonrasında daha az ağrı sorunu yaşıyor ve hastaneden çok daha kısa sürede taburcu olabiliyorlar. Kapalı cerrahi yöntemler ayrıca hastaların daha hızla iyileşmelerini, dolayısıyla günlük yaşamlarına daha kısa sürede dönmelerini sağlıyor.”

 Normal doğum istiyorum ama korkuyorum diyorsanız!

 Normal doğum istiyorum ama korkuyorum diyorsanız!

Çocuk sahibi olmaya karar veren ve gebelik testinin pozitif çıkmasıyla unutulmaz mutluluk yaşayan anne-baba adayları için, hayatlarında heyecanlı ve telaşlı bambaşka bir dönem de başlamış oluyor. İlk ultrasonografik görüntülerdeki heyecan, bebeğin gelişiminin takibi, kız mı-erkek mi derken, doğum şeklinin ne olacağı da bu tatlı heyecanda sordukları başlıca sorular arasında yer alıyor. İşte bu noktada, dünyaya geliş şeklini aslında bebeğin kendisinin seçtiğini biliyor muydunuz? Acıbadem Taksim Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Ece Sınacı “Bazen saatlerce süren kasılmalar ve aslında iyi ilerlediğini gördüğümüz süreçlere rağmen bebek bir türlü vajinal yolla gelmez. Anne adaylarının bu durumda sezaryene yönelmeleri kendilerini başarısız hissetmelerine yol açmamalı. Zorunlu durumlarda başvurulan sezaryeni bir başarısızlık, vajinal doğumu bir başarı olarak görmemek gerekir” diyor.

Son yıllarda gerek eğitimler, gerekse sosyal medya kullanımı sayesinde anne adaylarının birbirleriyle çok daha fazla tecrübe paylaşımında bulunmasıyla doğal doğuma ilginin arttığını söyleyen Dr. Ece Sınacı şöyle konuşuyor: “Bizim amacımız mümkün olduğunca az müdahale ile gebenin kendini evinde hissedeceği bir doğum deneyimine eşlik etmektir. Bu doğum şekline ilgi arttı çünkü insanlar artık daha cesur ve duydukları kötü deneyimlerle hareket etmek yerine kendileri deneyimlemeyi tercih ediyorlar. Doktorlar ve ebeler de onların elinden tutup yanlarında oluyor.” Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Ece Sınacı, doğal doğum hakkında en sık sorulan 7 soruyu sıraladı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Dr. Ece Sınacı

  • Suni sancıdan korkmalı mıyız?

Bütün ek müdahaleler iyi ki var. Doğru noktalarda kullanıldığında hayat kurtarıyor.

Suni sancı bize başlamayan doğumu başlatma imkanı sunuyor, yeterli kasılmaları olmayan gebelerde kasılmaların gücünü artırarak doğumun ilerlemesini sağlıyor. Elbette kasılma yokken bir anda kasılma başlayınca gebe adapte olmakta zorlanabilir ama öncesinde gebelik süreci ve doğumla ilgili eğitim alan anne adaylarıyla, bu süreci daha iyi yönetebiliyoruz.

  • Doğal doğumda hiç müdahale edilmiyor mu?

Öncelikle ‘doğal’ doğumdan anlaşılan; ninelerimizin tarlada, bahçede kendi başlarına yaptıkları doğumsa bunu yapmamız mümkün değil. Kadınlar zamanında kimsenin desteği olmadan bu deneyimi yaşamak zorunda kalmışlardır. Bizim amacımız mümkün olduğunca az müdahale ile gebenin kendini evinde hissedeceği bir doğum deneyimine eşlik etmektir. Elbette damar yolu açılmalı, belirli aralıklarla NST (anne karnında bebeğin kalp atışları ve annenin doğum kasılmalarını gösteren test) çekilmeli, bunların olması bizi sağlıklı ve minimum müdahaleli vajinal doğum deneyiminden uzaklaştırmaz.

  • Doğal doğumda günümüzde eskiye göre ne değişti?

Dr. Ece Sınacı “Günümüzde doğal doğum deyince; gebenin kendi kasılmalarının başlattığı, her saat ilerlemesi gereken hızda ilerleyen, su kesesinin kendiliğinden açıldığı, gebenin kasılmaları karşılarken istediği gibi hareket edebildiği, mahremiyete önem verilen, suyun-aromatik yağların-müziğin terapötik etkisinden faydalandığımız, ev konforunda ama hastane güvenliğinde ve sürecin sağlıklı anne-bebek ile sonuçlandığı bir doğum anlayabiliriz” diyor.

  • Nasıl bir ortamda doğum oluyor?

Aslında istediğimiz; gebenin kasılmaların bir kısmını evde karşılaması. Hastane ne kadar konforlu olursa olsun gebeye yabancı bir ortam. Evde kasılmalar belli bir noktaya gelip hastanede geçirilen sürenin kısalmasını arzu ederiz. Kasılmaların başında gebe serviste oluyor, bebeğin gelişi yaklaşınca doğumhaneye alıyoruz. Eğer anne ve baba isterse, baba da doğumda olabiliyor. Doğum, şeklinden bağımsız olarak yeni bir bireyin hayata gelmesinin yanında yeni bir ailenin de hayata gelmesi demek. Bebek, ten tene teması sadece anneyle değil baba ile de kurmalıdır.

Pause Sağlık, Pause Dergi

  • Üstten bastırılıyor mu?

Üstten bastırmak bebeğin çıkması gerektiği zamanda çıkmadığı ve annenin de ıkınacak gücünün kalmadığı durumda bebeğin bir zarar görmeden çıkabilmesine yardım etmek için kullandığımız bir yöntem. Dışardan bakan biri için çok kaba görünebilir, her gebeye rutin yapılmaz ama gerektiğinde yapılınca hayat kurtarır.

  • Epidural anestezi hangi durumlarda gerekli?

Her gebenin kasılmaları karşılama şekli ve kasılmalara verdiği tepki farklıdır. Eğer gebe vajinal doğumu deneyimlemek istiyorsa, ultrasonografide ve fizyolojik açıdan hiçbir engel yoksa, fakat kasılmalar çok ağır geliyorsa epidural anestezi gebeye konforlu bir vajinal doğum imkanı sağlıyor.

  • Gebeler doğum sürecinde hareket edebiliyor mu?

 Dr. Ece Sınacı “Mümkünse hiç oturmasınlar. NST çekilirken bile ayakta dursunlar, yürüsünler isteriz. Ebeler her alanda olduğu gibi yürürken de gebelere destek oluyorlar, gebenin koluna girip hastanenin merdivenlerini inip çıkmasına eşlik ediyorlar, bu bariz bir şekilde doğum süresini kısaltıyor. Doğum bir ekip işidir ve doğuma doktorun yanı sıra ebe, psikolog ve doula da (doğum süreciyle ilgili eğitimini tamamlamış doğum destekçisi) girebiliyor” diyor.

Adet döneminde bunlara normaldir demeyin!

Adet döneminde bunlara normaldir demeyin!

Endometriozis ya da toplumda daha çok bilinen adıyla ‘çikolata kisti’, rahim içini oluşturan ve endometrium olarak adlandırılan dokunun bu bölge dışında bulunması durumu olarak tanımlanıyor. Ülkemizde üreme çağındaki her 10 kadından 1’i, bir başka deyişle 2 milyon kadın endometriozis hastalığıyla mücadele ediyor. Pek çok hastalıkla ortak belirtilere sahip olması, kimi hastalarda sinsi ilerlemesi ve yıllık rutin kontrollerin ihmal edilmesi nedeniyle tanı konulması 7 yılı bulabiliyor. Geç teşhis edilmesi hastaların yıllarca yaşam kalitelerini bozacak şiddette seyredebilen ağrılarla yaşamak zorunda kalmalarına, dahası infertilite sorununa neden olabiliyor. Pek çok organda tutulum yapabilen ve karın zarından 5 mm’den daha fazla derine ilerlemiş olan ‘derin endometriozis’ tablosunda ise tedavide geç kalındığında organlarda ciddi kalıcı hasar oluşabiliyor. Acıbadem Altunizade Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Taner Usta, derin endometriozis tedavisinden başarılı sonuç alınmasında erken tanının kilit role sahip olduğuna dikkat çekerek, “Erken tanı organlarda fonksiyon kaybı ve daha ağır ameliyatlardan hastayı kurtarabiliyor. Tedavi ile ağrılardan kurtulmak ve normal bir hayat sürmek mümkün oluyor. Hastanın ağrılarının ve fonksiyon kaybının düzelmesi sayesinde iş, özel ve sosyal hayatı olumlu yönde etkileniyor” diyor.

Acıbadem Altunizade Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Taner Usta

Prof. Dr. Taner Usta

Organlarda kalıcı hasar oluşturabilir!

Endometriozis vücutta bulunduğu bölgelere göre; peritoneal endometriozis, endometrioma, karın duvarı endometriozisi ve derin endometriozis olarak sınıflandırılabiliyor. Karın zarından 5 mm’den daha fazla derine ilerlemiş olan endemotriozis, ‘derin endometriozis’  olarak tanımlanıyor. Derin endometriozis kalın bağırsak (özellikle kalın bağırsağın son kısmı olan rektum), appendiks, idrar kesesi ve üreter (böbrekten idrarı mesaneye ileten tüpler), siyatik sinir, diyafram ve akciğer gibi organlarda görülüyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Taner Usta, endometriozis hastalarının yüzde 10-20’sinde oluşan derin endometriozisin şiddetli ağrının yanı sıra başta bağırsaklar, yumurtalıklar ve böbrekler olmak üzere tutulum yaptığı organlarda önemli hasarlar oluşturabildiği uyarısında bulunarak, “Tutulan organa göre sorunlar değişiyor. Örneğin bağırsak tutulumunda karın hamile gibi şişerken, dışkılama sırasında şiddetli ağrı gelişebiliyor. Siyatik sinirleri tutmuş ise yürümede güçlük ve düşük ayak sorunları oluşabiliyor. Mesane endometriozisinde kasık ağrısı ve kanlı idrar sorunları yaşanırken, diyafram endometriozisinde ise şiddetli sağ omuz ağrısı görülüyor. Tedavide geç kalındığında bu tür önemli sorunlar kalıcı hale dönüşerek hastanın yaşam kalitesini ciddi boyutlarda düşürebiliyor” diyor.

Bu üç sinyal çok önemli!

Derin endometriozisin en yaygın belirtisi, yani birincil semptomu, özellikle adet dönemlerinde yaşanan yoğun pelvik ağrısı (kalça-bel) oluyor. Ancak adet döneminde gelişen ağrılar hastalar tarafından olağan bir durum olarak görüldüğü için genellikle ihmal ediliyor ve hekime başvurulmakta gecikiliyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Taner Usta, erken tanı için derin endometriozis belirtilerinin ihmal edilmemesi gerektiğini belirterek, “Özellikle sancılı adet görme, adet sırasında sancılı dışkılama ve ağrılı cinsel ilişki sorunları derin endometriozisin üç önemli belirtisini oluşturuyor. Bu sorunlar ihmal edilmeden mutlaka endometriozis tedavi merkezine başvurulmalıdır” diyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Ameliyat kritik önem taşıyor

Endometriozisin tedavi protokolü; hastalığın seviyesine, yol açtığı sorunlara ve hastanın çocuk sahibi olmak isteyip istemediğine göre belirleniyor. Hastalık ilaç tedavisi, cerrahi yöntem veya her iki yöntemin birlikte uygulanmasıyla tedavi ediliyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Taner Usta, ancak derin endometrioziste  ilaç tedavisi uygulansa dahi organlardaki tıkanıklıkların ve yapışıklıkların ortadan kaldırılması için cerrahi yönteme başvurmak gerektiğini vurgulayarak, şöyle devam ediyor: ”Ekipte endometriozis cerrahının yanı sıra, kolorektal cerrah, ürolog ve bazı nadir durumlarda göğüs cerrahı ile sinir cerrahının bulunması son derece önem taşıyor. Tutulan organa göre, o organla ilgilenen branş ile endometriozis cerrahı tedaviyi ortak olarak yönetiyor. Geride hastalıklı doku bırakılmadan, hangi doku hangi organ olursa olsun, lezyonlar tamamen çıkartılıyor. Tanının erken konulmasının yanı sıra tedavinin başarıyla yürütülmesi için endometriozis konusunda deneyimli bir ekip tarafından endometriozis tedavi merkezinde yönetilmesi son derece önem taşıyor.”

Kapalı yöntem başarıyı artırıyor

Derin endometriozis tedavisinde, sağladığı önemli avantajlar nedeniyle, genellikle, kapalı yöntemler olan laparoskopik veya robotik cerrahi tercih ediliyor. Kapalı cerrahinin en önemli faydası, ameliyat sırasında aynı giriş yerinden genel cerrah, ürolog ile kadın hastalıkları ve doğum uzmanının birlikte çalışabilmelerine imkan tanıması. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Taner Usta, kapalı yöntem sayesinde bağırsak, rahim, yumurtalık, böbrek veya idrar torbasıyla ilgili sorunlara aynı kesi yerinden müdahale edilebildiğine işaret ederek, “Ayrıca kapalı cerrahide  vücut anatomisinin daha net görülmesi sayesinde ameliyattan daha başarılı sonuçlar alınırken, daha az ağrı ve daha az kanama sayesinde hastalar günlük yaşamlarına daha hızlı dönebiliyorlar” diyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Bu belirtiler varsa…

Aşağıda yer alan belirtilerden 5’i varsa, sorununuzun nedeni derin endometriozis olabilir!

  • Pelvik bölgesinde (kalça-bel) sürekli ağrı
  • Adet döneminde aşırı kanama
  • Adet döneminde şiddetli ağrı
  • Ara lekelenme kanamaları
  • Dışkı yaparken zorlanma, şiddetli ağrı, kabızlık ile gaz sorunları
  • Ağrılı cinsel ilişki
  • Karında şişkinlik
  • İdrar yaparken ağrı ve yanma, kanlı idrar
  • Özellikle adet döneminde migren sorunu yaşamak
  • Hamile kalamamak
  • Sürekli yorgun hissetmek

 Türkiye’den yurt dışına bilgi paylaşımı

Hastaların sağlıklarını ciddi boyutlarda tehdit etmesi nedeniyle endometriozisin, özellikle de derin endometriozisin tanı ve tedavisinde yaşanan güçlükleri aşmak için dünyanın pek çok ülkesinde ve Türkiye’de bilim insanlarının çalışmaları hızla devam ediyor. Ülkemizde endometriozis alanında uzmanlaşmış olan hekimler, bu konuda önemli ilerlemeler sağlayarak, bu bilgileri bilimsel konferanslarda meslektaşlarıyla paylaşıyorlar. Dubai’de düzenlenen uluslararası “7. Endometriozis ve rahim sorunları”  kongresinde, Türk hekimler meslektaşlarına rehberlik etmek amacıyla, Türkiye’den yurt dışına ilk kez canlı derin endometriozis cerrahisi yaptılar. Bu canlı cerrahiyi dünyanın pek çok ülkesinden hekimlerin online olarak izlediklerini belirten Acıbadem Altunizade Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Taner Usta, “Özellikle ciddi ağrılara neden olabilecek endometriozis hastalığı kapalı yöntemle ve titizlikle yapılan ameliyat sonrasında geride kalıyor; hastalar ağrılarından kurtarabiliyor ve ilaçsız yaşama şansına sahip olabiliyorlar. Biz de endometriozis konusunda bilgi birikimimizi, uluslararası konferansta canlı cerrahi yaparak, meslektaşlarımızla paylaştık” diyor.

Hamilelikte mide bulantısı ve sırt ağrısına dikkat

Hamilelikte mide bulantısı ve sırt ağrısına dikkat

Sırt ağrısı, bulantı ve kusma, mide ekşimesi, hazımsızlık, gaz sancıları, sık idrara çıkma…  Hamilelik anne adaylarında büyük bir heyecan yaratsa da bazı problemleri de beraberinde getiriyor. Ağırlık artışının yanı sıra vücut kimyasında ve işlevlerinde oluşan değişimler nedeniyle; kalp daha fazla çalışıyor, vücut ısısı yükseliyor ve salgılar artıyor, eklemler ile bağlar daha esnek hale geliyor. Anne adayı bir yandan bu ‘yeni normal’ sürece alışmaya çalışırken, diğer yandan hormonal etkiler sonucu artan yorgunluğun yanı sıra fiziksel değişimler ve ebeveynlik konusundaki kaygılarla da mücadele ediyor. Acıbadem Bakırköy Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Semavi Ulusoy, anne adaylarının alacakları bazı önlemlerle hamilelik sürecinde yaşanan ve yaşam kalitesini düşürebilecek boyutlara ulaşabilen sorunlarla daha kolay baş edilebileceklerine dikkat  çekerek, “Ancak aldığınız önlemlere rağmen sorunlarınız hafiflemiyorsa, hem sizin hem bebeğinizin bu süreci daha rahat ve sağlıklı geçirmeniz için doktorunuza danışmayı ihmal etmeyin” diyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Dr. Semavi Ulusoy

Bulantı ve kusma

Hormonal etkiler nedeniyle hamileliğin başlangıcında kokulara hassasiyet yüksek oluyor. “Sabah bulantısı” olarak bilinen bu tablo, hamileliğin ilerlemesiyle birlikte genellikle azalıyor. Bulantı ve kusma sorunu çoğunlukla zararsız olsa da, kilo kaybına yol açıyor ve sıvı alımında ciddi kısıtlanmaya sebep oluyorsa, sağlık kuruluşuna başvurmanızı gerektiriyor.

Ne yapmalı?

  • Susuz kalmamak için bol sıvı almaya çalışın. Soda ve maden suyu gibi içecekler elektrolit içerikleri nedeniyle kendinizi iyi hissetmenize yardımcı olacaklardır.
  • Az yağlı ve kolay sindirilebilir besinler tüketin. Midenizi boş tutmamak adına az ve sık yemek yemeye çalışın.
  • Uyandığınızda mideniz bulanıyorsa, kalkmadan önce atıştırmak için yatağınızın başucunda kraker bulundurun. Tansiyonunuzun dengelenmesi için yatakta 15 saniye oturun, sonra ayağa kalkın.
  • Temiz hava almak, bulantı ve kusma sorunlarında her zaman yardımcı oluyor.
  • Kısa yürüyüşler yapmanız veya pencere açıkken uyumanız da fayda sağlayabiliyor.

 Sırt ağrısı

Hamilelikte en sık yaşanan sorunlardan biri, sırt ağrısı oluyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Semavi Ulusoy, alınan ekstra kiloların vücudun ağırlık merkezinin değişmesine ve alt sırt kaslarında gerginliğe neden olabildiğini belirterek, “Bu tablo da kasların sertleşmesi ve ağrımasıyla sonuçlanabiliyor” diyor.

 

  • Sırtınızı desteklemek için bacaklarınızın arasına bir yastık koyarak yan yatın.
  • Sert yatakta uyumak, yumuşak yatakta uyumaktan daha iyi gelecektir.
  • Yüksek topuklu ayakkabılar sırtınızda daha fazla yük oluşturduğu için alçak topuklu ayakkabıları tercih edin.
  • Bel seviyesinin altındaki nesneleri kaldırırken dizlerinizi bükün ve sırtınız yerine bacaklarınızı kullanın. Çevrenizden yardım istemekten de çekinmeyin.
  • Düzenli yapacağınız egzersizler, kasları güçlendirmeye ve doğru postürü sağlamaya destek olacaktır.

 Mide ekşimesi ve hazımsızlık

Hamilelik hormonlarının etkisiyle mide duvarında bulunan düz kasların gevşemesi sonucu mide içeriği bağırsaklara normalden daha uzun sürede iletiliyor. Midenin asitli içeriğe daha uzun süre maruz kalması nedeniyle de sıklıkla; midede yanma, kaynama, ekşime, şişkinlik, gaz oluşumu ve hazımsızlık gibi sorunlar gelişiyor.

  • Günde üç büyük öğün yemek yerine, daha küçük porsiyonlar halinde daha sık yiyin.
  • Yemeğinizi iyice çiğneyerek, acele etmeden yavaşça tüketin
  • Hamilelikten önce midenizi rahatsız eden besinlerin hamilelikte çok daha fazla rahatsız edeceğini aklınızdan çıkarmayın. Dolayısıyla hamile kalmadan önce bu sorununuzla ilgili mutlaka tedavi olun.
  • Aşırı yağlı yiyecekler ve kızartmalardan kaçının.
  • Tatlı, gazlı ve meyveli içeceklerden (portakal suyu, nar suyu gibi) uzak durun.
  • Hazmı kolaylaştıracağı için sodayı yemek sonrasında tüketebilirsiniz. Ancak dikkat! Yüksek oranda tuz içermeleri nedeniyle 20. haftadan sonra günde en fazla bir kez içebilirsiniz.
  • Yemek ile yatma vakti arasında en az 2 saat olmasına dikkat edin.
  • Yastığınızı yükseltmek, mide içeriğinin yemek borusuna geri kaçmasını azaltacağı için hayatınızı oldukça kolaylaştıracaktır.

Pause Sağlık, Pause Dergi

 Kabızlık, gaz sancıları, hemoroit

Kabızlık, gaz sancıları ve hemoroit sorunları; hormonal değişimlere ve reçete edilen demir ile vitamin ilaçlarına bağlı olarak hamilelikte sıkça yaşanabiliyor. Hamileliğin ilerlemesiyle birlikte ağırlaşan ve büyüyen rahmin kalın bağırsak ile pelviste bulunan toplardamarlara baskı yapması da bu problemlerin oluşmasında önemli bir rol oynuyor.

 

  • Bol sıvı ve lifli besinler tüketmeyi alışkanlık haline getirin. Mevsim sebzeleri, tam tahıllı ekmek ve kepekli tahıllar, bağırsak hareketlerinin azalmasına karşı koruyucu olacaktır.
  • Bağırsak hareketlerinin azalmasına, dolayısıyla kabızlık ve hemoroit oluşumuna yol açabilmesi nedeniyle fazla kilo almamaya dikkat edin.
  • Büyük tuvalet ihtiyacınızı gidermek için tuvalette kalış süreniz en fazla 3-4 dakika olmalı. Zira uzun süre ıkınmak ve zorlamak basur riskini artırıyor.
  • Sıcak suda oturma banyosu veya soğuk uygulama, basura bağlı ağrıyı hafifletiyor.
  • Kefir gibi probiyotikleri tüketmek şikayetlerinizi hafifletecektir.
  • Düzenli egzersiz yapmanız sindirim sisteminizin rahat çalışmasına yardımcı oluyor.

 Sık idrara çıkma, idrar kaçırma

Hamilelik sırasında sık idrara çıkma sorunu pek çok nedenden kaynaklanabiliyor. Rahim büyüdükçe mesaneye baskı yapmaya başlıyor, bunun sonucunda mesane boş olsa dahi tuvalete gitme ihtiyacı hissettiriyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Semavi Ulusoy, sık idrara çıkma probleminin hamileliğin 2. trimesterinde bir miktar azalabildiğini vurgulayarak, “Çünkü bu süreçte rahim artık mesaneye dayanmıyor. Ancak hamileliğin sonlarında rahmin boyutunun artmasıyla birlikte sorun tekrar başlayabiliyor. Yine bu süreçte hapşırmak veya öksürmek mesaneye baskı yaratabileceği için idrar kaçırma problemi de yaşanabiliyor” diyor.

  • Kafein daha fazla idrara çıkmanıza neden olacağı için asitli içecekleri, kahve ve çayı diyetinizden çıkarın.
  • Sizin ve bebeğinizin hayati sıvılardan mahrum kalmamanız için her gün yeterince sıvı tüketmeyi asla ihmal etmeyin.
  • Pelvik tabanını güçlendirme etkisi nedeniyle Kegel egzersizlerini her gün, sabah yataktan çıkmadan önce, 5-10 dakika uygulamaya özen gösterin.
  • İdrar kaçırma probleminiz varsa mesane eğitimi almanızda fayda var. Zira, belirli periyotlarla düzenli idrara gitmek mesaneyi boş tutması sayesinde hayatınızı kolaylaştırıyor.

Göğüslerde büyüme ve hassasiyet

Emzirme dönemine hazırlık nedeniyle östrojen ve progesteron salınımındaki artışa bağlı olarak, hamilelik sürecinde göğüsler giderek büyüyor ve hassaslaşıyorlar. Bu süreçte alacağınız önlemler hassasiyet ve sarkma problemlerine karşı etkili olacaktır.

  • Vücudunuza iyi oturan ve iyi desteğe sahip sütyen kullanın.
  • Ekstra geniş omuz askılı hamile sütyenleri doğru seçim olacaktır.
  • Uyurken size destek olması için destekleyici uyku sütyeni tercih edin.

Her 10 kadından biri bu hastalıkla uğraşıyor!

Her 10 kadından biri bu hastalıkla uğraşıyor!

Ülkemizde yaklaşık 2 milyon kadında görülen endometriozis hastalığı günümüzde giderek yaygınlaşıyor. Toplumsal farkındalık yetersiz olduğundan kadınsal hastalıklarda hekime başvurmak yerine çoğunlukla internetten ya da arkadaşlardan bilgi edinilmesine, son iki yıldır devam eden Covid-19 pandemisi sürecinde hastaneye gitme endişesi de eklenince hastalık daha da ileri seviyeye ulaşabiliyor. Acıbadem Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Ana Bilim Dalı Başkanı ve Acıbadem Maslak Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum, Jinekolojik Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Mete Güngör, Mart ayı Endometriozis Farkındalık ayı kapsamında yaptığı açıklamada, üreme çağındaki her 10 kadından birinin kapısını çalan endometriozis hastalığı hakkında bilinmesi gereken 6 önemli noktayı anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Prof. Dr. Mete Güngör

Bu sinyallere dikkat!

Rahmin iç duvarını döşeyen dokunun rahim dışında bulunması olarak tanımlanan endometriozis, bazı hastalarda hiçbir belirti vermeden sinsice ilerlerken; çoğu hastada ise kronik karın ağrısı başta olmak üzere, özellikle adet döneminde şiddetli ağrı ve aşırı kanamaya, ağrılı ilişkiye neden oluyor. Endometriozis bağırsakları etkilemişse; ağrılı dışkılama, mesaneyi etkilemişse kanlı idrar ve yanma şikayeti görülüyor. Üreme organlarında meydana getirdiği hasarlar ise kısırlığa yol açabiliyor.

Başka hastalıklarla karışabiliyor!

Halk arasında ‘çikolata kisti’ olarak bilinen endometriozis pek çok hastalıkla benzer şikayetlere yol açabildiği için, hastalar çoğunlukla bu ağrıların endometriozisten kaynaklandığını bilmiyor ve farklı branşlarda bir çok doktora başvurarak zaman kaybedebiliyor. Örneğin; toplumda çok sık görülen bel ve sırt ağrıları, sürekli yorgunluk, karın ağrısı, karında şişkinlik ve gaz gibi sorunlar endometriozisten kaynaklanabiliyor.

Anne olmayı engelleyebiliyor!

Endometriozisin kısırlığa neden olduğu halen tartışılan bir konu. Prof. Dr. Mete Güngör Her endometriozis hastalığı kısırlığa yol açmaz. Bazı hastalar kendiliğinden gebe kalabiliyor ama endometriozis odakları özellikle tüplerde, yumurtalıklarda tıkanıklıklar ve yapışıklıklara yol açarak kısırlığa neden olabiliyor. Ayrıca endometriozis odaklarından salgılanan bazı maddeler de yumurta ve spermin döllenmesine veya rahim içerisine yerleşmesine engel olabiliyor. Yapılan çalışmalarda ‘çocuğum olmuyor’ diyerek hekime başvuran kadınlarda yüzde 15-55 oranında endimetriozis olduğu tespit edilmiştir” diyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Tedavisi tanısından daha kolay!

Endometriozis kadınlarda miyomlardan sonra en sık görülen iyi huylu bir hastalık olmasına karşın çoğunlukla böyle bir hastalığın varlığı bilinmediğinden birçok kadın regl ağrılarının normal bir durum olduğunu ve bununla yaşamak zorunda olduğunu düşünüyor. Yol açtığı şikayetler sıklıkla başka hastalıklarla da karıştığından tanısı 10 yılı bulabiliyor. Jinekolojik Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Mete Güngör “Genç kızlarda da görülen endometriozis yıllarca tanı konulamadığından çoğunlukla ilerlemiş durumda karşımıza çıktığı için tedavisi daha kompleks bir hale gelebiliyor. Endometriozisin tedavisi; hastalığın seviyesine, semptomlara ve hastanın çocuk sahibi olmak isteyip istemediğine göre değişebiliyor. İlaç tedavisi, ameliyat ya da her iki yolla birden tedavi edilebiliyor” diyor.

Kansere neden olabiliyor!

Yapılan bilimsel çalışmalar; Yumurtalık (Over) kanserinin, endometriozisi olan hastalarda daha sık görüldüğünü ortaya koyuyor. Prof. Dr. Mete Güngör “Her endometriozis kistini ameliyat etmiyoruz. Hastanın şikayeti yoksa, kist 5 cm’den küçükse ve hasta genç ise bu kistleri bir süre takip edebiliriz. Çünkü bu hastalık yüzde 10-30 oranında tekrarlayabilir. Bu nedenle ameliyat edeceksek önemli bir nedenimiz olmalıdır” derken, ameliyat gerektiren durumları ise şöyle açıklıyor: “Şiddetli ağrı, tedaviye rağmen gebe kalamamak ve kanser açısından şüpheli görüntü durumunda ameliyat gerekir. Özellikle 40-50 yaş arasında ortaya çıkan endometriozis kistleri kanserin habercisi olabildiğinden ameliyat edilerek patolojik incelemelesi yapılmalıdır.”

Bu etkenler endometriozis riskini artırıyor!

Prof. Dr. Mete Güngör, hastalık riskinin ailesinde endometriozis olanlarda diğerlerine göre 6 kat daha fazla görüldüğünü vurgulayarak, diğer risk unsurlarını şöyle sıralıyor: “İlk adet kanamasının 11 yaşından önce olması, 27 günden kısa aralıklarla adet olmak, adetin 7 günden uzun sürmesi, hiç gebe kalmamış ve doğurmamış olmak, yüksek düzeyde östrojene maruz kalmak, normal adet döngüsünü engelleyen yapısal anomalilerin varlığı, yakın akrabalarda görülmesi, sağlıksız beslenme, özellikle et ağırlıklı, sebzeden yoksun ve yağlı beslenme, aşırı kafein tüketimi endometriozis için diğer risk faktörleri olarak kabul edilmektedir.”