Yazılar

Dünyada her yıl 200 bin kadın bu hastalıkla tanışıyor

Dünyada her yıl 200 bin kadın bu hastalıkla tanışıyor

Yumurtalıklar (over) rahmin iki yanında asılmış şekilde duran ve kadın üreme sisteminin temel taşı olan organlardır. Gebelik oluşması için yumurta gelişimi bu organda gerçekleşir. Ayrıca kadınlık hormonları olarak bilinen östrojen ve progesteronun temel yapım yeri yine yumurtalıklardır. “Kadın sağlığı bakımından bu kadar temel bir göreve sahip olan ve tüm yaşam boyu aktif olarak çalışan yumurtalıklardan gelişen kanserler ise yumurtalık kanseri olarak bilinir” açıklamasında bulunan Acıbadem Ankara Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Emre Özgü “Dünyada her yıl yaklaşık 200 bin kadın yumurtalık kanserine yakalanmakta ve maalesef bu kadınların yarısından fazlası hayatını kaybetmektedir. Bir kadının hayat boyu yumurtalık kanserine yakalanma ihtimali yaklaşık %1,3-1,9 olarak hesaplanmıştır.   Yumurtalık kanserleri tüm kadın kanserleri arasında en öldürücü kanser olarak bilinir. Geç belirti vermesi belirti verdiğinde çok ileri aşamalara ulaşmış olması sebebiyle ‘sinsi’ bir kanser türü olarak bilinmektedir” dedi.

Erken yaşlarda da görülebiliyor

Yumurtalık kanserinin çok erken yaşlar dahil her yaşta görülebilmekle birlikte en sık gözlendiği yaş aralığı 60-65 yaş arası olduğunu dile getiren Dr. Emre Özgü sözlerini şöyle sürdürdü: “Tüm yumurtalık kanserlerinin yaklaşık %5-10’unda ailesel yatkınlık gözlenir. Geriye kalan %90 hastada kanser gelişiminin bilinen bir sebebi yoktur. Ancak doğum yapmamış olmak, genital bölgede talk pudrası kullanımı, aşırı kilo yumurtalık kanseri için risk faktörü olarak sayılabilir. Yumurtalık kanserinin kilo kaybı, iştahsızlık, hazımsızlık, karında şişlik gibi şikayetleri baş gösterdiğinde hastalık ilerlemiş ve tedavi şansı azalmıştır. Sinsi bir kanser türü olan yumurtalık kanserinden korunmak için yapılabilecek en önemli yöntem rutin jinekolojik kontrollerin aksatılmamasıdır.”

Her kist kanser değil

“Yumurtalık kanserlerinin %30’u hiçbir şikâyeti olmayan kadınlarda, rutin kadın doğum kontrolü sırasında tanı almaktadır” açıklamasında bulunan Dr. Emre Özgü “Yıllık yapılacak kadın doğum kontrolleri sırasında yapılan ultrasonografi değerlendirmesinde yumurtalıklarda saptanacak bir anormallik kanserin erken tanınmasında ve daha etkili tedavisinde yardımcı olacaktır. Yumurtalıkta görülen her kist kanser işareti olmamakla birlikte, kistin yapısı, içeriği, çevre dokularla ilişkisi, CA-125 ve HE-4 gibi kandan bakılabilecek kanser belirteçleri şüpheli görülen kistleri olan hastalarda değerlendirilerek bu hastalar için ameliyat kararı verilebilmektedir. Yumurtalık kanserinin temel tedavi şekli cerrahidir. Cerrahide temel amaç etkilenmiş tüm dokuların çıkartılması olmalıdır. Ameliyat sonrası hastalığın yaygınlığına göre çeşitli doz ve sürelerde kemoterapi (ilaç tedavisi) uygulanmaktadır. Yumurtalık kanseri sık tekrarlar ve ardışık ameliyat ve ilaç tedavileri ile devam eden bir tedavi süreci olduğu için diğer tüm hastalıklardan fazla sabır ve destek gerektirir.”

Düzenli kontrol şart

Kanser farkındalığının önemine dikkat çeken Dr. Emre Özgü sözlerini şu şekilde noktaladı: “Zor tanı koyulan ve öldürücü olan bu hastalığın erken tanısı için rutin takiplerin yapılması çok önemli. Hastalığın tanı koyulması ne kadar gecikirse tedavi şansı o kadar azalacağı için rutin kontrollerin aksatılmaması, özellikle ailede kanser hikayesi olan kadınların daha yakından izlenmesinin sağlanması ile yumurtalık kanseri ile savaşta en büyük yardımcımız olacaktır.”

Hamileliği tehdit eden hastalıklar

Hamileliği tehdit eden hastalıklar

Anne baba olmayı isteyen çiftlerin kurdukları en güzel hayallerden biri, çocuklarını kucaklarına almak, sağlıklı ve mutlu günler için planlar yapmak… Bu hayalin gerçekleşmesi ise her şeyin yolunda gittiği bir hamilelik süreciyle mümkün oluyor. Sağlıklı bir hamilelik süreci için de anne adaylarının hazırlıklarına hamilelik öncesinde başlamaları büyük önem taşıyor. Anne olmaya hazır hissetmek kadar genel sağlık durumunun da iyi olmasının son derece önemli olduğuna dikkat çeken Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Berkem Ökten, “Kansızlık, diyabet ve tiroit hastalıkları gibi pek çok sağlık problemi hamilelik sürecinde daha da şiddetlenme eğiliminde oluyor. Bu nedenle hamilelik öncesinde ilgili değerlerin ideal düzeyde olması çok önemli. Ayrıca sigara ve alkol kullanımı gibi sağlığa zararlı alışkanlıklar varsa bunların kullanımının da hamilelikten olabildiğince önce bırakılması gerekiyor.” diye belirtiyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Berkem Ökten, hamilelikte hem annenin hem bebeğin sağlığını tehdit eden 6 sağlık problemini anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu.

 Obezite

Vücut kitle indeksinin (VKİ) 18.5 – 24.9 kg/m2 arasında olması kişinin ideal kilosunda olduğu anlamına geliyor. VKİ değerinin 30 üzerinde olması ise obezite olarak tanımlanıyor. İdeal kilosunun üzerinde olan kadınların hamilelik sürecinde ciddi sorunlar yaşayabileceğini vurgulayan Dr. Berkem Ökten, şöyle devam ediyor:

“Yüksek kiloyla hamile kalındığında yüksek tansiyon, gebelik şekeri, gebelik zehirlenmesi (preeklampsi) görülme riski artıyor. Bebekte aşırı kilo veya gelişme geriliğinin yanı sıra erken doğum tehdidi gibi riskler de yükseliyor. Ayrıca yapılan çalışmalar, obezite sorunu yaşayan kadınların doğum sırasında rahim kasılmalarının sıklığının ve şiddetinin daha az olduğunu gösteriyor. Yetersiz kasılmalar nedeniyle de normal doğum yerine sezaryen uygulanması veya doğum sonrası rahmin kasılamaması sonucu aşırı kanama gibi sorunlar da daha sık yaşanıyor.” Dolayısıyla sağlıklı bir hamilelik ve doğum için hamilelik öncesinde ideal kiloya ulaşmanız çok önemli. Bunun için bol sebze ve meyve tüketmeyi, günlük su ihtiyacını karşılamayı, basit şekerlerden, yapay tatlandırıcılardan ve işlenmiş gıdalardan uzak durmayı öneren Dr. Berkem Ökten, “Kilo kontrolünde günde 30-60 dakikalık düzenli egzersizin yanı sıra yeterli uyku ve stresten olabildiğince uzak durmak da önem taşıyor.” diye ekliyor.

Obezite gibi aşırı zayıflık da hamilelik dönemini olumsuz etkiliyor. VKİ değeri 18.5 altında olan anneleri gözlemleyen çalışmalar; bebekte gelişme geriliği, düşük doğum ağırlığı, erken doğum tehdidi ve normal doğumda perineal (genital dış dudaklar ve makat çevresi) yırtıkların oluşma riskinde artış olduğunu gösteriyor.

Kontrolsüz diyabet

Kanda şeker düzeyinin yüksek olması, yani diyabet, hamilelikte; tekrarlayan düşük, bebekte doğumsal kalp veya organ anomalisi, bebeğin akciğerlerinin gelişiminin olumsuz etkilenmesi, doğum sonrası kuvöz ihtiyacı ve bebeğin aşırı kilolu olması gibi sorunların görülme riskini artırıyor. Bebeğin kilosunun fazla olmasının erken doğum riskine yol açtığını ve normal doğumu zorlaştırdığını ifade eden Dr. Berkem Ökten, “Bebeğin ileri derecede iri olması doğum esnasında zarar görmesi veya doğuma bağlı annenin genital bölgesinde ciddi yırtıklar oluşması ve bu risklere bağlı olarak normal yerine sezaryen doğum tercih edilmesi gibi sorunlara yol açabiliyor. Bu nedenle hamilelikten önce kan şeker seviyesi mutlaka kontrol altına alınmalı.” uyarısında bulunuyor. Ayrıca, hamilelik döneminde şeker tarama testlerinin mutlaka yapılmasını öneriyor.

Tiroit hastalıkları

Bebeğin beyin ve sinir sistemi gelişimi için oldukça önemli bir element olan tiroit ihtiyacı hamilelik döneminde günlük 250-300 mikrograma kadar yükseliyor. Tiroit hormonunun yeterli üretilememesi (hipotiroidi) halinde düşükler, bebekte zeka geriliği ve düşük doğum ağırlığı gibi önemli sorunlar gelişebiliyor. Tiroit hormonunun fazla üretildiği (hipertiroidi) durumda ise yine düşükler, erken doğum, düşük doğum ağırlığı, anemi, gebelik hipertansiyonu, preeklampsi ve kalp ritim bozuklukları görülebiliyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Berkem Ökten “Deniz ürünleri, et, süt, yumurta, yeşil yapraklı sebzeler ve iyotlu tuz başlıca iyot kaynakları arasında yer alıyor.” diye bilgi veriyor.

Anemi

Hamilelikte demir ihtiyacı artıyor ve bu nedenle ilerleyen haftalarda demir eksikliği anemisi (kansızlık) gelişebiliyor. Demir eksikliği anemisi de erken doğum riskinde artış, düşük doğum ağırlıklı bebek, doğumdaki kan kaybının annenin hayatını tehdit edecek düzeye ulaşması gibi ciddi sorunlara yol açabiliyor. Bu nedenle hamilelik öncesi demir depolarının dolu olması büyük önem taşıyor. Ancak yapılan çalışmalara göre; ülkemizde hamileliğin erken haftalarında demir eksikliğine bağlı anemi görülme sıklığı yüzde 40 gibi yüksek bir oranda. Anemi durumunda, demir desteğiyle kan değerlerinin normal aralığa yükseltilmesi gerektiğini belirten Dr. Berkem Ökten, “Ayrıca demir içeriği yüksek fasulye, mercimek, zenginleştirilmiş kahvaltılık tahıllar, sığır eti, hindi ve karaciğer gibi besinler tüketilmeli. Beslenme düzeninde vücudun demir emilimini kolaylaştıran portakal suyu, greyfurt, brokoli gibi besinlere de yer verilmeli.” diyor.

 Diş eti hastalıkları

Hormonal ve bağışıklık sistemindeki değişiklikler sonucu hamilelikte diş eti hastalıklarına yatkınlık artıyor. Hamilelik gingivitisi olarak bilinen bu durumda; diş etlerinde artmış kanama, şişlik ve ödem görülüyor. Ayrıca güncel yayınlar, dişeti hastalıklarına bağlı enfeksiyonların, erken doğum ve düşük doğum ağırlığı risklerinde artış ile ilişkili olabileceğini gösteriyor. Hamileliğin planlanması döneminde diş hekimi muayenesi ve hamilelik boyunca doğru ağız bakımıyla bu dönemde ağız sağlığının korunması mümkün olabiliyor.

Kadın hastalıkları

Jinekolojik olarak hamile kalmayı zorlaştıran veya hamile kalınması halinde gerek anne gerek bebek sağlığında sorunlar oluşturabilecek; miyom, polip, yumurtalık kisti, genital bölgeyi tutabilen çeşitli bakteriyel ve viral enfeksiyonların da hamilelik öncesinde saptanıp, tedavi edilmeleri büyük önem taşıyor.

Hamilelikte bunlara dikkat!

 Anne adayının özellikle hamileliğin ilk üç ayında kızamıkçık, toksoplazma ve sitomegalovirüs gibi enfeksiyonlara yakalanmasının bebekte problemlere neden olabileceğini anlatan Dr. Berkem Ökten, uyarılarını şöyle sürdürüyor: “Kızamıkçık aşısı olduktan sonra 2 ay süreyle hamile kalınmamalı. Kızamıkçık aşısı yaptırmış veya bağışıklığı olmayan bir kadın hamileyken enfeksiyonu kapmamak adına kalabalık yerlerden, çocukların çok olduğu ortamlardan uzak durmalı.”

İlk 3 ay folik asit takviyesi çok önemli

Bebeğin beyin ve omurilik gelişiminde önemli bir role sahip olan folik asit; taze yeşil sebzeler, kuru baklagiller, karaciğer, ceviz ve fındık gibi besinlerde bulunuyor. Dr. Berkem Ökten, bu besinlerin tüketiminin yanı sıra, hamileliğin planlandığı dönemden yaklaşık 2 ay öncesinden itibaren günde 400 mikrogram folik asit takviyesine başlanması gerektiğini belirterek “Hamileliğin özellikle ilk 3 ayında folik asit takviyesine devam edilmeli.” diyor.

Endometriozis olabilirsiniz

Endometriozis olabilirsiniz

Ülkemizde kadınların çoğu adet döneminin ağrılı geçmesini “normal” kabul ettiği için çok önemli bir sağlık sorunu da sinsice ilerliyor. Belirtileri ve şiddeti tümörün yerleştiği bölgeye göre farklı sorunlara yol açan, anne olmanın önündeki en büyük engellerden biri olarak karşımıza çıkan bu tehlikeli hastalık ülkemizde her 10 kadından birinde görülüyor. Halk arasında ‘çikolata kisti’ olarak bilinen ve başka rahatsızlıklarla da ortak belirtiler gösteren endometriozisin tanısı bazen 10 yılı bile bulabiliyor! İşte, tüm dünyada bu tehlikeli hastalığa karşı farkındalık oluşturabilmek için toplumun dikkati her yıl Mart ayında endometriozise çekiliyor. Hastalığın zamanında fark edilmesinin tedavi açısından da büyük önem taşıdığını vurgulayan Acıbadem Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Ana Bilim Dalı Başkanı ve Acıbadem Maslak Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum, Jinekolojik Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Mete Güngör,  “Endometriozis, karın bölgesindeki organlarda kalıcı hasar bırakabilir. Ayrıca kısırlığın da başlıca nedenlerinden biri. Kısırlık nedeniyle hekime başvuran kadınların yüzde 15 ila 55’inde görülüyor. Endometriozisin yumurtalık kanserini artırdığını gösteren çalışmalar da var. Bu nedenle olası bir şikayette mutlaka hekime başvurulmalı” diyor. Prof. Dr. Mete Güngör, endometriozis hakkında önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Ülkemizde üreme çağındaki her 10 kadından birinde görülen endometriozis, rahmin iç tabakasında bulunması gereken endometrium dokusunun rahim dışında başka organlarda yerleşmesine ve yerleştiği bölgede hastalık oluşturmasına deniliyor. Anne olmanın önündeki en büyük engellerden biri olan ve özellikle şiddetli adet ağrılarıyla kendini gösteren  endometriozis; karın zarı üzerinde, yumurtalıkları rahime bağlayan tüplerde, idrar kesesi ve idrar borusunda, bağırsaklar üzerinde ya da yumurtalıklarda, nadiren de akciğer, göz, göbek ve diyafram gibi bölgelerde ortaya çıkabiliyor. Endometriozisin adet dönemi hormonlarından etkilendiğini kaydeden Acıbadem Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Ana Bilim Dalı Başkanı ve Acıbadem Maslak Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum, Jinekolojik Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Mete Güngör,  “Bu nedenle döngüsel olarak büyüyüp kanamaya yol açarlar. Bu kanamalar, bulundukları yerlerde doku reaksiyonlarına, iltihaplara, yapışıklıklara ve kistlere neden olur. Uzun vadede organların birbirine yapışması bile söz konusu olabilir” diyor.

Adet süresi 7 günü geçiyorsa!

Özellikle 15-49 yaş arasındaki kadınlarda görülen ve ülkemizde 1,5 milyon kadını etkileyen bu hastalığın nedenleri tam olarak bilinemiyor. Ancak ailesinde endometriozis olan kadınlarda hastalığın görülme riskinin 6 kat arttığını belirten Prof. Dr. Mete Güngör, diğer risk nedenleri hakkında şunları söylüyor:

“Kadınların ilk adet kanamasının 11 yaşından önce olması, adet döngüsünün 27 günden kısa sürmesi, 7 günü geçen adet kanamaları, hiç hamile kalmamış ve doğum yapmamış olmaları, yüksek düzeyde östrojene maruz kalmaları, menstrüel kan akımını bozan anomaliler, endometriozis riskini artıran diğer etmenler. Ancak yağlı beslenmenin, fazla et ve kafein tüketiminin de risk faktörü olduğu kabul ediliyor. Öte yandan hamilelik, düzenli egzersiz ve geç adet görme ise riski azaltan etmenler olarak öne çıkıyor.”

 Karında şişkinlik zannettiğiniz…

Endometriozisin yumurtalıklarda görülmesi halk arasında “çikolata kisti” olarak bilinen endemetriomaya oluyor. “Karnımda şişkinlik hissediyorum” diyen, sürekli gaz şikayeti yaşayan kadınlar, bu yakınmaların çikolata kistinden kaynaklandığını öğreninceye kadar birçok hekimin kapısını çalıyor. Şikayetler nedeniyle genellikle dahiliye ya da gastroenteroloji uzmanlarına başvurulduğunu dile getiren Prof. Dr. Mete Güngör, “Karında şişlik ya da gaz zannedilen aslında endometriozis nedeniyle gelişen kist olabiliyor. Tedavi için doğru adresi bulana kadar kadınlar çok zaman kaybedebiliyor. Bu da kistin büyümesine ve şikayetlerin de artmasına yol açıyor” diyor.

Anne olmayı engelleyebiliyor

Yaşam kalitesini düşüren endometriozisi kadınlar için daha da önemli hale getiren bir başka nokta da doğurganlık üzerine olan etkisi. Endometriozisin özellikle tüplerde ve yumurtalıklarda tıkanıklığa, yapışıklığa yol açması nedeniyle yumurtalıklardan yumurta salınımını engelleyebileceği ve bunun da kısırlığa sebebiyet verebileceğini anlatan Prof. Dr. Mete Güngör, şunları söylüyor:

“Endometriozis odaklarından salgılanan bazı maddeler, yumurta ve spermin döllenmesine ya da rahime yerleşmesine de engel olabiliyor. Bu alanda yapılan çalışmalar da kısırlık nedeniyle hekime başvuran kadınların yüzde 15-55’inde endometriozis olduğunu gösteriyor. Ancak her endometriozis hastalığı da kısırlığa yol açmıyor. Bazı hastalar doğal yollarla hamile kalabiliyor. Bazıları da yardımcı tedavi yöntemleri ile bebek sahibi olabiliyor.”

Yumurtalık kanseri daha sık görülüyor

Endometriozis ile ilgili zihni kurcalayan en büyük soru işaretlerinden biri de hastalığın kansere yol açacağı endişesi. Bazı bilimsel çalışmalarda yumurtalık kanserinin endometriozisi olanlarda daha sık görüldüğü sonucuna ulaşıldığını kaydeden Prof. Dr. Mete Güngör, Özellikle ileri yaşta görülen endometriozisin çok iyi değerlendirilmesi, cerrahi yöntemlerle çıkarılıp patolojjk değerlendirmeden geçirilmesi gerekiyor” diye vurguluyor.

Esas tedavi yöntemi cerrahi

Endometriozis tanısı hastanın şikayetlerinin dinlenmesinin ardından fiziki muayene, ultrason, MR ve laparoskopi gibi kimi tetkik yöntemleri ile konuyor. Tedavi ise hastalığın seviyesine, belirtilerin şiddetine ve kadının çocuk sahibi olmak isteyip istemediğinize göre ilaçla ve cerrahi yöntemlerle gerçekleştiriliyor. İlaç tedavisi daha çok ağrının temel sorun olduğu durumlarda uygulanıyor. Endometriozisin asıl tedavi yönteminin cerrahi olmasına karşın her hastanın ameliyat edilmediğini ifade eden Prof. Dr. Mete Güngör, “Ameliyat doğurganlığı artırmak ve ağrıyı azaltmak için tercih ediliyor. Özellikle hayat kalitesini bozan şiddetli pelvik ağrı yaşayan, ilaç tedavisinden fayda görmeyen, endometriozisi olduğu bilinen ve istediği halde hamile kalamayan ve büyük çikolata kisti bulunan kadınlarda cerrahi yönteme başvuruluyor. Ancak endometriozis yüzde 10-30 oranında nüksedebiliyor.”

Endometiozis ameliyatlarının “kapalı yöntem” olarak bilinen laparoskopik yöntem ile yapılması tercih ediliyor. Üreme organlarına dokunulmadan, küçük kesilerle yapılan bu ameliyatlar sayesinde daha az doku hasar görüyor ve hasta kısa sürede iyileşiyor. Bu ameliyatların tecrübeli hekimler tarafından yapılması ise hastanın doğurganlık ve hormonal fonksiyonlarının bozulmaması ve hastalığın tekrarlama olasılığının azalması için önem taşıyor.

Bu belirtilere dikkat!

Endometriozis yol açtığı yakınmaların çok çeşitli olmasından dolayı gözden kaçabiliyor. Bu nedenle kadınların bedenlerinden gelen sinyalleri doğru algılayarak zamanında harekete geçmesi yaşam konforunu artırıyor. Peki, vücudumuzdan gelen hangi sinyaller endometriozisten kaynaklanıyor? Prof. Dr. Mete Güngör, bu belirtileri şöyle sıralıyor;

  • Bel ağrısı,
  • Uzun süreli kasık ve karın ağrısı,
  • Şiddetli adet sancıları,
  • Aşırı kanamalı adet,
  • Cinsel ilişkide ağrı,
  • Sürekli yorgunluk,
  • Hamile kalmada güçlük,
  • Kısırlık,
  • Bağırsak alışkanlıklarında değişiklik ve idrar yaparken ağrı,
  • Kabızlık, şişkinlik
  • Dikkati toplayamama,
  • Depresyon

Bu hatalar anne ve bebek sağlığını tehdit ediyor

Bu hatalar anne ve bebek sağlığını tehdit ediyor

Covid-19 enfeksiyonuna yakalanmak herkes için kaygı verici. Ancak öyle bir grup var ki onlar sadece kendileri için kaygılanmıyor, henüz doğmayan bebeklerinin de sağlığından endişe ediyorlar. Çünkü hamilelik sırasında meydana gelen diyaframın yükselmesi, solunum mukozasının ödemli olması ve oksijen tüketiminin artması gibi nedenler anne adaylarının solunum yolu enfeksiyonlarına yatkın olmalarına neden oluyor. Bu durum da Covid-19 enfeksiyonuna yakalanma riskini artırıyor. Pandeminin ilk günlerinden itibaren enfeksiyona yakalanan anne adaylarına dair bazı bilgiler ise kafa karışıklığına yol açıyor. Acıbadem International Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Günay Gündüz, bu kaygıların birçok konuda yaşandığını belirterek, toplumda doğru sanılan yanlış bilgiler üzerine ayrıntılı açıklama yaptı. Covid-19 pozitif olmanın sezaryenle doğuma yol açmayacağına, bugüne kadar yapılan araştırmalara göre enfeksiyonun anne karnındaki bebeğe bulaşmayacağına ve doğumdan sonra bebeğin emzirilebileceğine vurgu yapan Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Günay Gündüz, “Herkes gibi pandemi kurallarına dikkat ederek yaşamak, düzenli doktor kontrollerini ihmal etmemek ve sağlıklı beslenmek anne adaylarını da koruyor.” diye konuşuyor.

Yanlış: Her hamile Covid-19 için risk grubunda yer alır

Doğrusu: Hamileler Covid-19 için risk grubunda yer almazlar. Ancak bazı hamilelerde görülen kimi sağlık sorunları ve kronik hastalıklar onları daha riskli hale getiriyor. Diyabet, yüksek tansiyon, kalp hastalığı, kanser, böbrek ve karaciğer yetmezliği gibi hastalıkları olan hamileler riskli grupta yer alıyorlar.

Yanlış: Virüsten korunmak için ek önlemler gerekir

Doğrusu: Hamilelerin Covid-19’dan korunmak için ek önlem almalarına gerek yok. Toplumun geri kalanında olduğu gibi ellerin sık yıkanması, sosyal mesafe ve maske kurallarına dikkat etmek önem taşıyor. Dr. Günay Gündüz, öksürük, solunum sıkıntısı gibi belirtilerde hemen doktora başvurulması gerektiğini yineliyor.

Yanlış: Enfeksiyon tedavisi için hamilelere ilaç verilmez

Doğrusu: Şüpheli ya da Covid-19 virüsü bulaşmış olan hamilelere fiziksel ve psikolojik destek verilmesi önem taşıyor. Genel durumu iyi olan hamilelerin Covid-19 sürecini evde izole olarak tamamlayabileceklerini belirten Dr. Günay Gündüz, “Hastalığı şiddetli geçiren hamile hastalar hastaneye yatırılıyor. Ağrı kesici, ateş düşürücü gerekliyse uygun antiviral tedavi ve hidratasyon (sıvı takviyesi) yapılıyor” diye bilgi veriyor.

Yanlış: Bulaşma riski nedeniyle rutin gebelik kontrollerine gidilmemeli

Doğrusu: Hastanelerdeki bulaşma riski göz önünde bulundurulmalı. Ancak hekimin gerekli gördüğü sıklıkta kontrollere devam edilmesi gerekiyor. Hamilelikte diyabet ve hipertansiyon gibi hastalıkların taranmasının ve tedavi edilmesinin Covid-19 enfeksiyonun bulaşma ve ağır geçirme riskini azalttığına dikkat çeken Dr. Günay Gündüz, “Anne adayı ve bebek sağlığı açısından yeterli kontrollerin de yapılması gerekiyor” diyor.

Yanlış: Covid-19 anne karnındaki bebeğe de bulaşır

Doğrusu: Hastalıkla ilgili araştırma verileri henüz çok sınırlı, ancak hamile kadındaki virüsün bebeğine bulaştığına dair kesin bilgi bulunmuyor. Bugüne kadar anneden henüz doğmamış bebeğine böyle bir geçişin olduğunu gösteren herhangi bir kanıt olmadığını belirten Dr. Günay Gündüz, “Ultrason kontrolleriyle anne karnındaki bebeğin sağlığı ve büyümesi yakından takip edilmeli.” diye konuşuyor.

Yanlış: Covid-19 düşüğe neden olur

Doğrusu: Bu hastalığın seyri, etkileri hakkında henüz yeterli ve detaylı çalışma bulunmadığına dikkat çeken Dr. Günay Gündüz, “Bugüne kadar olan veriler Covid-19 virüsünün hamilelikte düşük ya da erken bebek kaybı riskinde artış olmadığını gösteriyor. Ancak erken doğum riski olabiliyor. Bu nedenle dünyaya gelen bebeğin yeni doğan yoğun bakım ünitesinde kalabileceği akılda tutulmalı.” diyor.

Yanlış: Covid-19 pozitif ise sezaryenle doğum zorunlu olur

Doğrusu: Anne ve bebek açısından doğumu ertelemenin tıbbi bir sakıncası yoksa doğum uygun bir zamana ertelenebiliyor. Doğumun zorunlu olduğu durumlarda ise gerekli önlemler alınarak beklenmeden bebek dünyaya getiriliyor. Covid-19 pozitif olan hamilelerde sezaryenle doğumun bir zorunluluk olmadığını kaydeden Dr. Günay Gündüz, “Sezaryen tıbbi bir gereklilik olduğunda uygulanır. Covid-19 enfeksiyonu bu yöntemi zorunluluk haline getirmez” diye vurguluyor.

Yanlış: Covid-19 virüsü taşıyan anne bebeğine dokunamaz, emziremez

Doğrusu: Anne bebek arasındaki yakın temas ve emzirme bebeğin gelişiminde büyük önem taşıyor. Annenin Covid-19 virüsü taşısa bile el hijyeni, maske ve ortam havalandırması gibi gerekli önlemleri alarak bebeğini emzirebileceğini ifade eden Dr. Günay Gündüz, “Anne ile bebek arasında ten tene temasa izin verilmeli. Aynı odada kalabilirler. Annenin maske kullanması gerekiyor. Ancak boğulma gibi kazalara yol açabileceği için bebeğe maske ya da siperlik takılmaz” diyerek sözlerini tamamlıyor.

Yanlış: Hamilelikte akciğer filmi ya da bilgisayarlı tomografi çekimi yapılmaz

Doğrusu: Gereken durumlarda akciğer filmi de bilgisayarlı tomografi de çekilebilir. Hamilelikte anne karnındaki bebek için güvenli radyasyon değeri 5 rad olarak kabul ediliyor. Dr. Günay Gündüz, gerekli olan durumlarda anne adayının karın bölgesinin kurşun yelekle korunarak her iki çekim işleminin de yapılabileceğini kaydediyor.

Yanlış: Hamileler Covid-19’u daha şiddetli geçirir

Doğrusu: Pandemi başladığından bu yana yapılan araştırmalarda hamilelikte Covid-19 enfeksiyonunun daha şiddetli geçeceğini gösteren anlamlı sonuçlar görünmüyor. Dr. Günay Gündüz, anne adaylarının hastalık seyrinin virüs bulaşan diğer kişilerden anlamlı bir farklılık göstermediğini belirtiyor.

Hamileler Covid-19’u daha ağır geçirebiliyor!

Hamileler Covid-19’u daha ağır geçirebiliyor!

Pandemi nedeniyle hepimiz olağanüstü günler yaşıyoruz; günlük rutinlerimiz, alışkanlıklarımız, normallerimiz değişti ve bu hepimizi elbette ki olumsuz etkiliyor. Bu sıkıntılı süreçte en çok stres yaşayan gruplardan birisi de, bebeğini sağlıkla kucağına alabilme konusunda kaygı yaşayan anne adayları! Acıbadem Bakırköy Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Gülay Beydilli Nacak, anne adaylarının hem doğum öncesi hem de doğum sonrasına yönelik bebeklerinin sağlıkları açısından iki kat fazla endişe yaşadıklarını belirtirken “Hamilelik ve doğum genellikle koronavirüs enfeksiyonuna yakalanma riskini artırmaz. Ancak hamileliğin Covid-19’un seyrini kötüleştirebildiği görülmektedir. Diyabet, hipertansiyon ve obezite gibi ek problemleri olan hamilelerde ise şiddetli hastalık riski daha fazladır.” diyor. Yine de enfeksiyon geçiren anne adaylarının yüzde 90’ından fazlasının doğumdan önce iyileştiğini, ancak bazı kuralları bir an bile ihmal etmemeleri gerektiğini vurgulayan Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Gülay Beydilli Nacak, hamilelikte Covid-19 enfeksiyonu ve pandemi sürecine yönelik önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

 Sağlıklı beslenin

Özellikle de Covid-19 pandemisi sürecinde hamilelerin sağlıklı ve dengeli beslenmesi hem anne hem de bebek sağlığı açısından son derece önemli. Renkli kış sebzeleri ve meyveleri ile haftada iki gün balık yemeyi ihmal etmeyin. Tespit edilmiş bir vitamin eksikliği veya emilim-beslenme bozukluğunuz yoksa doktorunuzun önerileri doğrultusunda rutin multivitamin desteği dışında bir vitamin desteği gerekmez.

Sosyal mesafeniz en az 2 metre olsun

Pandemi sürecinde Covid-19 kaygısına bir de özellikle kış aylarında hamilelerde sık görülen grip, nezle gibi üst solunum yolu enfeksiyonları eklendi. Ev dışında maskenizi mutlaka takın, fiziksel mesafeye (en az 2 metre) ve temizlik kurallarına dikkat edin; ellerinizi sık sık yıkayın, kalabalık ortamlara girmeyin, hasta veya temaslı kişilere yaklaşmayın. Aile bireyleri temaslı veya enfekte ise ev içerisinde de mutlaka maske takın ve izolasyon tedbirlerini uygulayın.

Her gün düzenli yürüyüş yapın

Pandemi sürecine rağmen eve kapanmayın. Hem sizin hem bebeğinizin sağlığı için hareketsiz kalmamanız önemli. Her gün, mümkünse açık havada, mutlaka sosyal mesafeye dikkat ederek, yarım saat yürüyün. Böylece vücut direnciniz artacağı gibi ruhsal olarak da sizi rahatlatacaktır.

“Bebeğime de geçer!” kaygısını abartmayın

Annelerin “ya bebeğime de geçerse” kaygısı nedeniyle aşırı stres yaşadıklarını, oysa stresin bağışıklık sistemini zayıflatması nedeniyle özellikle hamilelikte aşırı stresten uzak durulması gerektiğini söyleyen Dr. Gülay Beydilli Nacak, Covid-19’un plasentayı geçtiğine ve fetüsü enfekte ettiğine dair kesin bir kanıt olmadığını belirterek şöyle konuşuyor: “Ancak doğum yapan birkaç gebede, plasentada (eş dokusunda) ve zarlarda Covid-19 varlığı tespit edilmiştir. Yenidoğan bebeklerde görülen Covid-19 vakalarının bazılarının yanlış test pozitifliği olabileceği veya bebeğin doğumdan hemen sonra enfeksiyonu kapmış olabileceği düşünülmektedir. Yenidoğan bebekte Covid-19 enfeksiyonu genellikle hafif hastalık şeklinde seyretmektedir.”

Günde iki litre su için

Kış mevsiminde havaların soğuk olması nedeniyle susamasanız bile her gün düzenli olarak mutlaka iki litre su için. Su içmek hem vücut direncini artırarak enfeksiyonlara karşı koruyor hem de hamilelikte sık karşılaşılan idrar yolu enfeksiyonu ve kabızlık sorununa fayda sağlıyor.

Düzenli uyuyun

Pandemi sürecindeki endişelerinizin uykunuzu kaçırmasına izin vermeyin. Sağlıklı, yeterli ve kaliteli uyku bağışıklık sisteminizi güçlendireceği gibi, hem sizin hem bebeğinizin sağlığına koruyucu etki eder. Uyku saatlerinizin değişken olmamasına, geceleri aynı saatte yatıp sabah aynı saatte kalkmaya özen gösterin.

Enfekte olursanız soğukkanlı olun!

Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Gülay Beydilli Nacak “Covid-19 olursanız soğukkanlılığınızı koruyun, doktorunuzun önerilerini mutlaka uygulayın. Covid-19 sezaryen gerektiren bir durum değildir. Doktorunuz tıbbi gerekliliklere göre doğum şeklinizi ve zamanlamasını belirleyecektir. Doğum sonrasında da yenidoğanın anneden Covid-19 enfeksiyonu alma riski düşüktür ve veriler ister yenidoğan bebeğe ayrı bir odada bakılsın, ister annenin odasında kalsın, bebek açısından enfeksiyon riskinde hiçbir fark olmadığını göstermektedir. Ancak anneler emzirirken ve bebekleriyle temas sırasında maske takmalı ve el hijyeni uygulamalıdır. Diğer zamanlarda, anne ve yenidoğan arasında 2 metreden fazla fiziksel mesafe bırakılması uygun olur.” diyor.

Rahim Ağzı kanseri hakkında doğru bilinen yanlışlar

Rahim Ağzı kanseri hakkında doğru bilinen yanlışlar

Dünyada kadınlar arasında en sık görülen 4. kanser türü olan rahim ağzı (serviks) kanseri son yıllarda hızla yaygınlaşıyor. Oysa dünyada her yıl 500 bini aşkın kadının karşılaştığı ve yarısının hayatını kaybettiği rahim ağzı kanserinden aşı ile büyük ölçüde korunmak mümkün! Rahim ağzı kanserinde HPV aşısı ve erken tanı hayati önem taşıdığından, tüm dünyada farkındalık oluşturabilmek için toplumun dikkati her yıl Ocak ayında rahim ağzı kanserine çekiliyor. Acıbadem Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Ana Bilim Dalı Başkanı ve Acıbadem Maslak Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum, Jinekolojik Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Mete Güngör, rahim ağzı kanserinin en önemli nedeninin; cinsel yolla bulaşan İnsan Papilloma Virüsü (HPV) olduğunu belirterek “Kanser olgularının yüzde 99’unda HPV varlığı gösterilmiştir. Ayrıca erken yaşta cinsel aktivitenin başlaması ve çok sayıda cinsel partner, doğum kontrol haplarının kullanımı da bu kansere yol açabiliyor. Rahimağzı kanseri önlenebilir bir kanserdir. Genellikle belirti vermez ve rutin taramalar sırasında tanısı konur. Buna karşın bazı belirtilere karşı çok dikkatli olmalı ve bu şikayetler varsa pandemi de olsa mutlaka hekime başvurulmalıdır” diyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum, Jinekolojik Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Mete Güngör, rahim ağzı kanseri hakkında toplumda doğru bilinen 10 yanlışı anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Rahim ağzı kanseri menopoz sonrası görülür: YANLIŞ!

DOĞRUSU: Rahim ağzı kanserinin nedeni HPV enfeksiyonudur ve HPV enfeksiyonunun en sık görüldüğü yaş grubu 24’tür. Rahim ağzı kanseri HPV enfeksiyonu olduktan sonra 10-20 yıl içinde oluşabildiğine göre aslında genç yaşlarda da sıklıkla görülebilir. Rahim ağzı kanserinin görülmesinin menopoz ile bir bağlantısı yoktur.

Rahim ağzı kanseri hiç belirti vermez: YANLIŞ!

DOĞRUSU: Kadın Hastalıkları ve Doğum, Jinekolojik Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Mete Güngör “Rahim ağzı kanseri sinsice seyredip ileri aşamaya kadar belirti vermeden ilerleyebilse de; bazı belirtilere karşı çok dikkatli olmak gerekiyor. Özellikle; ilişki sonrası kanama, ara kanama, kötü kokulu kanlı akıntı ve kasık ağrısı gibi şikayetler rahim ağzı kanserine işaret edebildiğinden, özellikle içerisinde bulunduğumuz pandemi sürecinde hastaneye gitmeye çekinmemek, mutlaka hekime başvurmak gerekiyor.” diyor.

HPV vücuda girdikten sonra bir daha temizlenmez: YANLIŞ!

DOĞRUSU: Vücudumuzun bağışıklık sistemi HPV vücuda girdikten sonraki 2 yıl içinde virüsü yüzde 90 vücudumuzdan temizler. Vücuttan temizlendikten sonra hayatın değişik zamanlarında tekrar aynı veya farklı tiplerle enfekte olunabilir. Ancak her HPV virüsü kansere yol açmaz. Genital bölgede 40 civarında HPV tipi enfeksiyon yapar. Bunların sadece 15’i kansere neden olan yüksek riskli HPV tipleridir. Özellikle Tip 16 ve Tip 18 rahim ağzı kanserinin yüzde 70’inden sorumludur. Diğer 13 yüksek riskli tip ise geri kalan kanserlerden sorumludur. Yüksek riskli olmayan tipler kansere neden olmaz ve bir kısmı sadece kanser öncülü lezyonlara bir kısmı da sadece siğillere yol açarlar. Siğiller kansere dönüşmez.

Smear testini sık sık yaptırırsam kanserden daha iyi korunurum: YANLIŞ!

DOĞRUSU: Smear testleri 21 yaşından itibaren başlar ve 70 yaşına kadar 3 yılda bir yapılır. 30 yaşından sonra HPV testi, smear testine eklenerek (Co-test) veya tek başına 5 yılda bir yapılır. Sonuçların anormal gelmesi veya riskli durumlarda bu süreler kısalabilir. Riskli bir durum olmadığında daha sık smear testlerinin yapılması tanı koyma şansını artırmadığı gibi yanılma ihtimali yüzünden gereksiz endişeye yolaçar ve gereksiz biyopsi işlemleri yapılmasına neden olur.

HPV enfeksiyonu geçirdiğim için artık aşı yaptırmam işe yaramaz: YANLIŞ!

DOĞRUSU: HPV virüsü alındıktan sonra bağışıklık sistemi tarafında 2 yıl içinde büyük oranda temizlenir. Temizlendikten sonra tekrar HPV alabiliriz. Bu nedenle aşı, HPV enfeksiyonu geçirmiş olsun olmasın 45 yaşına kadar herkese yapılabilir. Aşı; mevcut HPV enfeksiyonunu tedavi etmez, korunmak için yapılır. HPV aşıları 3 doz halinde toplam 6 ay içinde yapılır. Bu 3 doz yapıldıktan sonra bir daha tekrarlanmasına gerek yoktur. Aşılar içinde bulunan HPV tiplerine karşı ömür boyu koruma sağlarlar. Aşılar 9-45 yaş arası hem kadınlara hem de erkeklere yapılabilir.

HPV enfeksiyonu olması rahim ağzı kanseri olacağım anlamına gelir: YANLIŞ!

DOĞRUSU: HPV varlığı kanser olacağınız veya olduğunuz anlamına gelmez. HPV enfeksiyonu başladıktan sonra yüzde 90 iki yıl içinde bağışıklık sistemi sayesinde vücudunuzdan temizlenir. Kalan yüzde 10’luk bölümü vücudumuzda kalmaya devam eder. HPV virüsü vücudumuzda kalmaya devam ettiği sürece hiç hastalık yapmayabilir. Ancak bunların bir kısmı kanser öncesi lezyonları yapar ve yaklaşık 15-20 yıl içinde rahim ağzı kanserine dönüşebilir. Bu süreçte tarama programları sayesinde tespit edilip kanser olmadan tedavi edilebilir.

Rahim ağzı kanseri genetik olarak aileden gelir: YANLIŞ!

DOĞRUSU: Rahim ağzı kanserinin nedeni cinsel yolla bulaşan HPV virüsüdür. Ancak bu virüsü alan herkes kanser olmaz. Ailesel bir geçişi yoktur. Ailesinde rahim ağzı kanseri olanlar fazladan bir risk altında değildir.

Rahim ağzı kanseri az rastlanan bir kanserdir: YANLIŞ!

DOĞRUSU: Rahim ağzı kanseri dünyada kadınlar arasında en sık görülen 4. kanserdir. Her yıl bu kanserden bütün dünyada 500 binden fazla yeni vaka ve 300 binden fazla ölüm görülmektedir. Ancak bunların büyük bir kısmı gelişmemiş ülkelerde, kanser tarama programlarının iyi uygulanmadığı ülkelerde görülür. Ülkemizde rahim ağzı kanseri giderek daha fazla kadında görülmektedir.

 HPV testi veya smear testinin bozuk gelmesi durumunda rahim alınmalıdır: YANLIŞ!

DOĞRUSU: HPV testinin pozitif gelmesi ve smear testinin bozuk gelmesi rahim ağzında bir anormallik veya kanser olduğu anlamına gelmez. Bir anormallik olup olmadığı biyopsi yapıldıktan sonra anlaşılır. Rahimin alınması HPV enfeksiyonunu ortadan kaldırmaz. Rahim alınmasının sadece şiddetli kanser öncesi aşamalarda veya kanser tanısı alınırsa yeri vardır.

Tek cinsel partneri olan veya evli olan kadınlarda HPV enfeksiyonu ve rahim ağzı kanseri görülmez: YANLIŞ!

DOĞRUSU: Rahim ağzı kanserinin nedeni HPV virüsüdür. Bu enfeksiyon sadece bir kişiyle ve bir kere cinsel ilişki olsa da bulaşabilir. Bu enfeksiyonu almak için çok sayıda partnere sahip olmak gerekmez. Ancak çok sayıda partner sadece HPV enfeksiyonu bulaşma ihtimalini artırır. Dolayısıyla cinsel ilişkisi olan her kadında HPV enfeksiyonu ve rahim ağzı kanseri görülebilir. HPV virüsünün kimden ve ne zaman alındığının bilinmesi mümkün değildir. Bazen virüs uzun yıllar hücrelerin içinde sessizce durur ve HPV testi yapılmadıktan sonra varlığı bilinmez.