Yazılar

İlk tüp bebek denemesinde başarı şansı düşük mü?

İlk tüp bebek denemesinde başarı şansı düşük mü?
Tüp bebek tedavisi bir yıl boyunca korunmasız ve düzenli cinsel birlikteliğe rağmen çocuk sahibi olamayan çiftlere uygulanan en etkin tedavi yöntemi olarak yerini korumaya devam ediyor. Tüm dünyada yaygın olarak uygulanan tüp bebek tedavisi en basit tanımıyla; kadından alınan yumurta ile erkekten alınan spermin laboratuvar ortamında birleştirilmesi sonrasında elde edilen embriyonun laboratuvarda 3-5 günlük takibinden sonra, anne adayının rahminin içine yerleştirilmesidir. Son 40 yılda tüp bebek tedavilerinde baş döndürücü hızla gerçekleşen gelişmeler infertilite sorunu yaşayan çiftlere umut olmaya devam ediyor.

Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Nadiye Köroğlu, tüp bebek tedavisi sayesinde bugüne dek milyonlarca sağlıklı bebeğin dünyaya geldiğini belirterek, “Ancak tüp bebek tedavisiyle ilgili toplumda doğru sanılan bazı hatalı bilgiler çiftlerin tedaviye geç başvurmalarına veya tedaviden kaçınmalarına neden olabiliyor. Bu faktörler de tedavinin başarı şansını olumsuz yönde etkiliyor. Dolayısıyla anne-baba olmak isteyen çiftlerin çevrelerinden veya sanal ortamdan edindikleri bilgilerin doğruluğunu sorgulamaları ve hekime zamanında başvurmaları çok önemli” diyor. Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Nadiye Köroğlu, toplumda tüp bebek tedavisi hakkında doğru sanılan yanlış bilgileri anlattı; önemli uyarılarda bulundu!

Pause Sağlık, Pause Dergi

Doç. Dr. Nadiye Köroğluİlk denemede başarı şansı düşüktür: YANLIŞ!
DOĞRUSU: Tüp bebek tedavisinde başarı şansı; anne adayının yaşı, sperm ve yumurtanın kalitesi gibi birçok faktöre bağlı olarak değişiyor. Bilimsel kanıtlara göre; ilk denemede başarı şansı yüzde 50-60 oranında seyrediyor. Tüp bebekte deneme sayısı arttıkça, hamilelik şansı da yükseliyor. Öyle ki tüp bebek tedavisinin yüzde 50’sinde ilk denemede, yüzde 65-70’inde ikinci denemede ve yüzde 80’inde de üçüncü denemede hamilelik oluşuyor.

Tedavi süresince hastanede kalınması gerekiyor: YANLIŞ!
DOĞRUSU: Yaygın inanışın aksine, tüp bebek tedavi süreçleri hastanede kalmayı gerektirmiyor. Yumurta toplama işlemi anestezi altında gerçekleştirilen bir işlem olup, 3-4 saatlik yatış sonrasında hastaneden taburcu olunuyor. Embriyo transfer işlemi sonrasında ise hastanede 2-3 saat dinlenmek yeterli geliyor. Tüp bebek tedavisinde yumurta takip süreçleri de ayaktan poliklinik kontrolleri şeklinde yapılıyor.

Fazla embriyoların dondurulması gereksizdir: YANLIŞ!
DOĞRUSU: Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Nadiye Köroğlu, embriyoları dondurma işleminin hastalara ekstra hamilelik şansı veren önemli bir uygulama olduğuna işaret ederek, şöyle devam ediyor: “Geçmişte dondurulan embriyoların yarısı kadarının sağlıklı olarak geri kazanılması bu yanılgıya neden oldu. Ancak teknolojik gelişmelerle birlikte uygulayabildiğimiz yeni metotlar, dondurulan embriyoların neredeyse tümünün sağlıklı olarak geri kazanılmasını sağladı. Gelinen noktada, dondurulmuş embriyo ve taze embriyo arasındaki başarı farkı kapandı. Ülkemizde transfer edilen embriyo sayısının da kısıtlı olması, embriyo dondurma yönteminin avantajlı yönlerini de artırıyor.”

Tüp bebek tedavisi erken menopoza neden olur: YANLIŞ!
DOĞRUSU: Tüp bebek tedavisiyle ilgili bir başka hatalı bilgi de, bu tedavinin yumurtalık rezervlerinin tükenmesine ve bunun sonucunda da erken menopoza neden olduğu yönünde.
Doç. Dr. Nadiye Köroğlu, tüp bebek tedavisinde yumurtalıkların uyarılması işleminin yumurta rezervlerini azaltmadığı için erken menopoza yol açmadığını belirterek, “Tüp bebek tedavisinde var olan yumurtaların büyütülmesi amaçlanıyor, dolayısıyla sayılarında bir azalma olmuyor.” diyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Tüp bebek ile doğan bebeklerde doğumsal anomali riski artar: YANLIŞ!
DOĞRUSU: Doç. Dr. Nadiye Köroğlu, tüp bebek tedavisiyle doğan bebeklerdeki doğumsal anomali riskinin doğal yolla elde edilen hamileliklerden doğan bebeklerden farklı olmadığını vurgulayarak, “Ancak, kadının yaşının 35’in üzerinde olduğu veya bilinen genetik bir hastalık durumlarında doğumsal anomali riski artabiliyor. Ayrıca, çok düşük sperm sayısı nedeniyle intrasitoplazmik sperm enjeksiyonu yapılan vakalarda da daha fazla doğumsal anomali görülebiliyor.” diyor.

Tüp bebek tedavisiyle ikiz ya da üçüzler olur: YANLIŞ!
DOĞRUSU: Doğal yolla gerçekleşen hamilelikle kıyaslandığında, tüp bebek tedavisinde çoğul hamilelik daha fazla oluyor. Ancak transfer edilen embriyoların sayısıyla çoğul hamileliği önlemek mümkün oluyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Nadiye Köroğlu, tek ve kaliteli embriyoların transferiyle tek ve sağlıklı hamilelikler elde edilebildiğini vurgulayarak, ”Ancak bazı çiftler çoğul hamilelik isteseler de, çoğul hamilelikler anne ve bebeklerin sağlıkları açısından tehlikeli olabiliyor. Bu tehlikelerin önüne geçebilmek için ülkemizde transfer edilen embriyo sayısı sınırlandırılmıştır.” diye konuşuyor.

Tüp bebek tedavisinde başarı oranı yüzde 100’dür: YANLIŞ!
DOĞRUSU: Tüp bebek tedavisinde başarı oranı; anne adayının yaşı ve infertilite nedeni gibi birçok faktöre bağlı olarak değişiyor 35 yaş altındaki kadınlarda ilk tüp bebek denemesinde canlı doğum oranı yüzde 40-50 arasında oluyor.

Kadının yaşı tüp bebek tedavisinde önemsizdir: YANLIŞ!
DOĞRUSU: Kadınlarda yaş ilerledikçe üreme fonksiyonlarında değişimler yaşanıyor. Öyle ki 25-30 yaşları en doğurgan yaşlarken, 35 yaşından sonra doğurganlıkta düşüş oluyor. Dolayısıyla 25 – 30’lu yaşlarda hamile kalma olasılığı yüzde 50 civarında olurken, 40 yaşından sonra bu oran yüzde 15 civarına kadar düşüyor. Tüp bebek tedavisiyle 45 ve daha üst yaş sınırlarında olan kadınlarda hamilelik şansı yok denecek kadar az oluyor.

Tüp bebek hamileliklerinde sezaryenle doğum olmalı: YANLIŞ
DOĞRUSU: Tüp bebek tedavisiyle hamile kalmak sezaryenle doğum yapmak için bir neden olmuyor. Koşulların uygun olması durumunda normal doğum yapılabiliyor.

Tüp bebek tedavisi uzun süren ve ağrı yapan bir yöntem: YANLIŞ!
DOĞRUSU: Toplumdaki yaygın inanışın aksine, tüp bebek tedavisinde yaşanan gelişmeler sayesinde ağrı ve karında şişkinlik gibi sorunlar artık yaşanmıyor, tedavi süresi de 2-2.5 haftada tamamlanıyor.

Hamilelikte basit önlemlerle Omicron’dan etkili korunma mümkün!

Hamilelikte basit önlemlerle Omicron’dan etkili korunma mümkün!

Yaklaşık iki yıldır tüm hızıyla devam eden Covid-19’un yeni varyantı Omicron çok hızlı bulaştığı için, anne adaylarında da görülme sıklığı artıyor. Bu durumun gebelikte stresi çok daha fazla artırdığını belirten Acıbadem Altunizade Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Habibe Seyisoğlu “Gebelikte fizyolojik sayılabilecek bazı kardiyovasküler sistem ve solunum yollarına ait değişimler, anne adaylarını bu enfeksiyona daha yatkın hale getirebilmektedir. Omicron’un çok hızlı bulaş özelliği nedeniyle özellikle aşılanmayan ve aşı takvimini tamamlayamamış gebelerde risk daha yüksektir. Ancak alınacak basit tedbirlerle Omicron’dan korunma; olası bir enfeksiyon durumunda ise zamanında ve uygun tedavilerle enfeksiyonun daha rahat atlatılabilmesi mümkündür” diyor.

Özellikle yüksek riskli olarak adlandırılan; kilolu, diyabete yatkın, hipertansiyonu olan, ileri yaş ve solunum problemi olan anne adaylarında bu tedbirlerin daha da önem kazandığını vurgulayan Dr. Habibe Seyisoğlu şöyle konuşuyor: “Covid-19, gebelerimizde erken doğumu tetikleyebilmekte, anne karnında fetüsü sıkıntıya sokabilmekte, gelişim geriliğine neden olabilmekte ve gebelik hipertansiyonu gibi önemli tablolara yol açarak gebelik seyrini komplike edebilmektedir. İşte tüm bu tablolardan korunabilmek ve Covid-19’a yakalanma durumunda hastalığı hafif seyirle atlatabilmek aşılanma ile mümkün. Gebelikte aşılama aynı zamanda kordon kanı ve anne sütüne koruyucu antikor geçişini sağlayarak yenidoğanı da korur” diyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Habibe Seyisoğlu, pandemi sürecinde sağlıklı bir gebelik için basit ama etkili 10 önlemi anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Dr. Habibe Seyisoğlu

Mutlaka aşı olun

Covid-19’dan korunmada ilk ve en önemli tedbirimiz aşı olmak. Aşı en güçlü silahımız. Gebelerimizin bu konuda endişeli olduğunu görüyoruz ancak tıbben biliyoruz ki ülkemizde yapılan gerek inaktif aşılar gerekse mRNA aşıları gebelik yönünden bir sakınca teşkil etmiyor. Tüm dünya sağlık otoriteleri bu konuda hemfikir ki bu aşıların gerek bebek gerek anne üzerinde olumsuz etkisi saptanmamış. Hatta 1-2 ay evveline kadar hakim olan “Gebeler 3. ay sonrası aşı yaptırabilir” söyleminin aksine tüm gebelik ve hatta gebelik hazırlık aşamasında yapılan aşıların dahi bir zararı olmadığı görüşü açıkça belirtilmiştir.

Temastan kaçının

Omicron varyantının en önemli özelliği çok kısa süreli temaslarda bile kolaylıkla bulaşabilmesi. Bu yüzden hastalık şüphesi olan kişilerden uzak kalınması ve hastalık şüphesi olanların izolasyonu çok önemli. Omicron çok daha kısa sürede, çok daha hızlı bulaşabilen bir varyant olduğu için evimiz dışında güven kuşkumuzun olduğu alanlarda temas süremizi olabildiğince kısa tutmalıyız.

Maskeyi doğru takın

Temastan kaçınmada bize en çok fayda sağlayacak unsur; doğru maske kullanımı. İki tarafın da maskeli olduğu durumlarda bulaş riskinin çok az olduğunu biliyoruz. Özellikle toplu taşıma alanları, alışveriş merkezleri vb. bulaş riskinin yüksek olduğu yerlerde maskenin kesinlikle çıkarılmamasına ve burnu tam kaplayacak şekilde doğru kullanılmasına çok dikkat etmeliyiz.

Ellerinizi sık sık yıkayın

Bulaş riskini azaltan başka bir faktör ise el hijyeni. Ellerinizi gün içinde doğru teknikle ve sık sık yıkamaya, imkan olmadığı durumlarda kolonya ve el dezenfektanları kullanmaya özen gösterin.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Sosyal mesafeye dikkat edin

Her gebemizin kendi sosyal mesafesini sağlaması ve kendini koruması, bulaş riskini azaltmada çok önemli. Her ne kadar psikolojik olarak bu durum hepimizi yorsa da gebelerin imkan dahilinde evde kalmaları ve eve de misafir kabul etmemelerinde fayda var. Çünkü bu süreçte en yakınımız bile risk oluşturabiliyor.

Sağlıklı beslenin

Pek çok hastalıkta olduğu gibi Covid-19 için de vücut direnci hastalıkla baş etmede çok önemli ve bu direncin sağlanmasında beslenmenin rolü yadsınamaz. Bu nedenle gebelerde protein, sebze ağırlıklı, bol sıvı içeren, katkısız bir beslenme modeli uygulanması çok önemli.

Düzenli egzersiz yapın

Düzenli yapılan egzersizin bağışıklık üzerinde de olumlu etkileri olduğunu biliyoruz. Bu nedenle her gebemize gebelik seyrinde buna engel bir hal yoksa temiz havada yürüyüş; uygun imkan varsa yüzme, yoga ve pilates egzersizlerini öneriyoruz.

 

Pause Sağlık, Pause Dergi

Yeterli ve kaliteli uyuyun

Herkeste olduğu gibi gebelerimizde de düzenli ve sağlıklı uyku vücut direncinin korunmasında son derece önemli. Düzenli havalandırılmış, gürültüden uzak yatak odaları sağlıklı bir uykuyu kolaylaştıracak ve vücut direncimize katkı sağlayacaktır.

Stresle baş etmeyi öğrenin

Gebelik sürecinde hormonal olarak strese meyil artarken, pandemi sürecinde hasta olma endişesi stresin daha da yoğun yaşanmasına yol açıyor. Stres vücutta yıkıcı hormonları harekete geçiren ve dolayısıyla bağışıklık sistemini baskılayabilen bir durum. Bu nedenle düzenli egzersiz, müzik, yoga vb. aktivitelerle stresi olabildiğince azaltmaya çalışmak gerekir.

Evde hasta varsa izolasyon sağlanmalı

Dr. Habibe Seyisoğlu “Tüm tedbirlere rağmen evde herhangi bir vaka tespitinde, Omicron varyantı çok daha hızlı bulaştığından hasta kişi mutlak izole edilmeli, ortak alanlarda mesafe ve maske kuralı uygulanmalı, evin çok iyi havalandırıldığından emin olunmalıdır” diyor.

Rapunzel’e bile hamile olsanız mide yanmalarınızın sebebi reflü!

Rapunzel’e bile hamile olsanız mide yanmalarınızın sebebi reflü!

Bir kadının en komplike dönemlerinden biri olan hamilelik, ilklere, unutulmaz anlara ve bazı sorunlara ev sahipliği yapar. Özellikle de mide bulantısı, ağrısı ve yanması bu dönemi daha zor hale getirerek anne adayını yorar. Her ne kadar mide yanması halk arasında bebeğin saçının uzun olması olarak yorumlansa da sebep reflüden başkası değildir. Avrasya Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Çiğdem Yavuz Yurtsever, hamilelik reflüsünü anlatıyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Dr. Çiğdem Yavuz Yurtsever

Hamilelik reflüsü nedir?

Gebelik döneminde yaşanan sağlık sorunlarının başında mide ile ilgili problemler geliyor. En sık rastlanılan mide problemi ise hamileliğin başlarında veya ilerleyen dönemlerinde görülen reflüdür.

Reflü; asidik mide içeriğinin herhangi bir zorlama olmaksızın yemek borusuna geri kaçması durumudur. Genel olarak hamileliğin bir belirtisi olarak yorumlanan reflü çoğu zaman tüm gebelerde görülebilir.

Hamilelikte reflü neden olur?

Normal şartlarda yediğimiz gıdalar ağızda parçalara ayrılarak yemek borusu aracılığıyla mideye ulaşır. Ancak reflünün geliştiği durumlarda yemeğin yemek borusuna geri kaçmasını engelleyen mide kapağı işlevini kaybeder.

Hamilelik döneminde ise reflünün oluşması hem anne adayının daha önce bu şikayetleri yaşamasına bağlı olarak yaşanabilir hem de hormonal değişimler bu durumu tetikleyebilir. Şöyle ki, kadın üreme hormonları olan progesteron ve östrojen, mide kapakçığının işlevinin azalmasına neden olabilir. Ayrıca hamilelik ilerledikçe karın içindeki basınç da artar ve mide de bu basınçtan etkilenerek şikayetlerin daha fazla ortaya çıkmasına yol açar.

Ağza acı su geliyorsa dikkat!

Reflünün en tipik belirtisi ağza çıkan acı sudur. Genellikle hamileliğin ilk şikayetlerinden biri olan ağızdan acı su gelmeye midede ekşime ve göğüste yanma da eşlik ediyorsa reflüden şüphelenilebilir. Hamilelikle birlikte ortaya çıkan bir diğer tipik özelliği ise hamilelik sonrasında kendiliğinden ortadan kalkmasıdır. Eğer anne adayında hamilelikten önce bu şikayetler yoksa ek tedaviye gerek duymadan geçer.

Hamilelik reflüsünün belirtileri nelerdir?

  • Mide ekşimesi,
  • Boğazda yanma,
  • Ağız kokusu,
  • Geçmeyen öksürük,
  • Yutma güçlüğü,
  • Boğazda takılma.

Hamilelik reflüsü & beslenme ilişkisi

Bir mide problemi olan reflü hamilelik döneminin en can sıkıcı problemlerinden biridir ve beslenmenin çok önemli olduğu hamilelik sürecinde sıklıkla rastlanır. Beslenme ile doğrudan bağlantısı olan hamilelik reflüsünün şikayetlerini azaltmak yine tüketilen besinlerle mümkündür. Örneğin reflü şikayeti yaşayan hamileler bu besinlerden uzak durmalı;

  • Limon,
  • Portakal,
  • Greyfurt,
  • Sirke,
  • Alkol,
  • Dondurma,
  • Baharat,
  • Domates,
  • Çikolata,
  • Soğan.

Tüketilmesi gereken besinlere ek olarak yeme düzeni de çok önemlidir. Yemek araları çok uzun olmamalı, az az, sık sık yenmelidir. Bol bol su tüketilmeli ve yatmadan en az 3 saat önce hiçbir şey yenmemelidir.

Hamilelik reflüsü nasıl tedavi edilir?

Reflünün yarattığı şikayetleri azaltmanın ve ortadan kaldırmanın öncelikli koşulu yaşam stilinde yapılacak değişikliklerden geçer. Yukarıda da bahsedildiği gibi beslenme ve yeme stili önemli bir rol oynar. Bunun yanı sıra sigara kesinlikle bırakılmalı, asitli içeceklerden uzak durulmalıdır. Bol bol sıvı alınmalı, tüketilen kafein miktarı azaltılmalıdır.

Yaşam değişikliğinin yanı sıra mide içindeki baskıyı azaltmak ve asidi dengelemek için antiasit ilaçlar kullanılabilir. Doktor kontrolünde alınması gereken bu ilaçların bebeğe herhangi bir zarar yoktur.

Hamilelikte acil cerrahiye dikkat

Hamilelikte acil cerrahiye dikkat

40 hafta gibi uzun bir süreyi bebeğini bekleyerek geçiren anne adayları, hayatın diğer dönemlerinde olduğu gibi acil cerrahi gerektirebilecek durumlarla da karşılaşabiliyor. Bu tür rahatsızlıklarda tedavi işlemleri mutlaka anne ve bebeğin sağlığı ön planda tutularak gerçekleştiriliyor. Bu süreçte endişeye kapılmadan uzman kontrolünde doğru tedavi planlamasının yapılması ve motivasyonun düşürülmemesi büyük önem taşıyor. Memorial Hizmet Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü’nden Op. Dr. Hüseyin Mutlu, gebelikte karşılaşılan acil cerrahi gerektiren hastalıklar hakkına bilgi verdi.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Op. Dr. Hüseyin Mutlu

Anne ve bebeğin sağlığına göre tedavi

Hamilelikte meydana gelebilecek cerrahi hastalıkların tanısında hamile olmayanlara göre gecikmeler yaşanabilmektedir. Cerrahi kararı verilirken anne rahminde bulunan bebeğin durumu da her zaman göz önüne almaktadır. Hamilelikte cerrahi acillerde tanı muayene, kan testleri ve en sık kullanılan ultrasonografi yöntemi ile konulmaktadır. ultrasonografi yöntemi hem hastalığın tanısında hem de anne karnındaki bebeğin durumu ile ilgili bilgi vermesi açısından önemlidir. Radyolojik tetkiklerden röntgen en son başvurulan yöntemdir. Bu tür durumlarda daha emniyetli olduğu için MR tercih edilmektedir. Ayrıca gerekli durumlarda hamilelikte genel anestezi de kullanılabilmektedir.

Acil cerrahilerde laparoskopi tercih ediliyor

Hamilelikte meydana gelen acil cerrahi işlem gerektiren rahatsızlıklardaki operasyonlarda Laparoskopinin kullanılması gittikçe yaygınlaşmaya başlamıştır. Bu tür operasyonları zorlaştıran büyümüş olan rahimdir. Bu işleme karar verirken rahmin büyüklüğü önemli bir etkendir. Laparoskopinin en önemli avantajı, anne adayının hastanede kalış süresinin kısa olması, ağrı kesici ihtiyacının az olması ve ameliyat sonrası normal hayata dönmesidir.

Hamilelikte acil genel cerrahi gerektiren rahatsızlıkları ihmal etmeyin

  • Apandisit
  • Mide ülseri
  • Bağırsak düğümlenmesi ya da tıkanması
  • Akut pankreas iltihabı
  • Safra kesesi iltihabı
  • Yumurtalık kisti patlaması
  • Kist torsiyonu
  • Saplı miyom torsiyonu
  • Karın zarı iltihaplanması
  • Dış gebelik kanaması
  • Düşük
  • Travmaya bağlı ortopedik yaralanmalar

Hamilelikte meydana gelebilen jinekolojik rahatsızlıklar

Hamilelik döneminde meydana gelen yumurtalık kistlerinin patlaması veya miyom komplikasyonları ve rahmin yırtılması karın içinde tahrişe ve şiddetli ağrılara neden olmaktadır. Zamanında tanı konulmadığı takdirde hem anne hem de bebekte hayati riske neden olur. Tanı konularak zamanında yapılan cerrahi müdahale hayat kurtarıcıdır. Acil jinekolojik problemlerin cerrahi tedavisi de hamilelik haftasına göre kapalı veya açık operasyon şeklinde gerçekleştirilebilir. Hamilelikteki aciller içinde dış gebelik önemli bir yer tutar. Çünkü hamileliğin başında hamilelik pozitif olsa bile rahim içinde gebelik görünümü yoksa öncelikle düşünülmesi gereken bir durumdur. Nadiren rahim içinde sağlıklı bir gebelik devam ederken tüplerde ayrıca dış gebelik de olabilmektedir. Ayrıca son yıllarda sıklıkla görülen eski sezaryen yerine yerleşen gebeliklerin de yarattığı komplikasyonlar zamanında tanı ve tedavi gerektirmektedir.

Kadın hastalıkları dışındaki rahatsızlıklarda acil cerrahi gerektirebilir

Hamilelik döneminde görülen kadın hastalıkları dışında apandisit, safra kesesi iltihabı, bağırsak tıkanması da cerrahi gerektiren rahatsızlıklardır. Genel olarak karın zarının iltihaplanmasıyla beraber ciddi karın ağrısına neden olur. Kesin tanı konulduktan sonra gerekli tedbirler alınarak cerrahi girişim yapılması hem anne hem de bebeğinin sağlığına kavuşmasına yardımcı olur. Cerrahi teknik olarak kapalı veya açık cerrahi şeklinde yapılabilir. Ayrıca idrar yollarındaki taşların neden olduğu idrar yolu tıkaması hamilelikte şiddetli ağrılara neden olur. Uzun sürmesi bazen erken doğum sancılarının başlamasına neden olabilir. Bu durumda idrar yolu taşlarında müdahale gerekebilmektedir.

Miyomların belirtileri

Miyomların belirtileri

Kadınların yaşamında adet düzensizliğinden kısırlık yani infertiliteye kadar pek çok olumsuz etkiye neden olabilen miyomlar sessizce büyüyebiliyor. Her 5 kadından birinde görülen miyomlar, rahmin düz kas tabakasında gelişen iyi huylu tümörler olarak görülüyor. Ancak zamanla kendiliğinden küçülebildiği gibi, cerrahi müdahale gerektiren ciddi boyutlara da ulaşabiliyor. Memorial Antalya Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü’nden Op. Dr. Bilgi Uslu Aybar, miyom ve tedavisi hakkında bilgi verdi.

Op. Dr. Bilgi Uslu Aybar

Ergenlik öncesi dönemde miyom görülmemesi ve menopoz döneminde küçülme göstermesi; miyomların oluşumunda östrojen hormonunun etkisi olduğu düşüncesini desteklemektedir. Miyomun yeri ve kişide yaratacağı şikayetler de farklılık gösterebilir. Sık idrara çıkma, kabızlık, bel ve kasık ağrısı, cinsel ilişki sırasında ağrı, uzun süren ağrılı adet kanamaları ve buna bağlı olarak kansızlık miyomların neden olabileceği başlıca şikayetlerdir. Diğer yandan, miyom rahmin içerisine doğru büyüyorsa, kanama ve gebe kalamama gibi ciddi sonuçlar doğurabilir.

Miyom belirtileri şunlardır;

  • Sık idrara çıkma
  • Uzun süreli adet kanamaları
  • Karın alt bölgesinde ve kasıklarda ağrı
  • Kabızlık
  • Cinsel ilişki sırasında ağrı
  • Kansızlık

6 ayda bir kontrol şart

Miyomlar çoğunlukla yapılan jinekolojik muayenelerde tesadüfen tespit edilir. Ayrıca, ultrasonografi kullanılarak miyomların yeri, büyüklüğü ve sayısı hakkında da bilgi sahibi olunabilir. Manyetik Rezonans (MR) incelemesi de tanı için uygun yöntemlerden biridir. Öte yandan, bazı miyomların tanı ve tedavisinde kullanılan, optik bir kamerayla vajinal yoldan rahim ağzına ulaşmayı sağlayan “histeroskopi” de oldukça yaygın bir yöntemdir. Miyomlar herhangi bir şikâyete neden olmuyorsa ve belli bir büyüklüğün altında ise, hiçbir tedavi girişiminde bulunulmadan izlenebilir. Burada önemli olan, ortalama 6 ayda bir yapılacak kontrollerle, tespit edilen miyomun hızlı bir büyüme gösterip göstermediğinin takip edilmesidir.

İleri yaştaki kadınlarda rahim alınabilir

Doğurganlık çağını bitirmiş kadınlarda kesin çözüm rahmin alınmasıdır.  “Histerektomi” olarak bilinen bu operasyon, “laparoskopik” yöntemle ve “robotik cerrahi” ile gerçekleştirilebilir. Öte yandan “Miyomektomi” işlemi ile rahmin yerinde bırakılarak sadece miyomların alınması da tedavi için uygun bir seçim olabilir. Bu yöntem, özellikle miyomların sayıca fazla ve rahimde derin yerleşimli olduğu durumlar için tercih edilmektedir. Miyomektomi sonrasında, yeniden miyom oluşma riskinin olduğu da unutulmamalıdır.

Kısa sürede işe ve sosyal yaşama dönmek mümkün

Tedavi için açık ameliyat tercih edildiği takdirde ilk 15 gün için hastanın eğilip kalkma, merdiven çıkma gibi hareketleri sınırlandırılır. Kişi çalışıyorsa, işine dönmesi 3-4 haftayı bulabilir, tamamen iyileşmesi içinse 4-6 haftaya ihtiyaç duyulmaktadır. Öte yandan, ameliyat için “laporoskopik”, yani kapalı yöntem veya “robotik cerrahi” uygulandığında, karın bölgesinde 1 cm’lik birkaç kesi, ameliyat için yeterli olacağından; hem günlük hareketler, hem de işe dönüş çok daha kısa sürede gerçekleşecektir. “Histeroskopi” yöntemiyle yapılan tedavilerde ise, hasta işlemin ertesi günü işine dönebilmektedir.

Aşı ile önlenebilen kanser “Rahim ağzı kanseri”

Aşı ile önlenebilen kanser “Rahim ağzı kanseri”

Kanserin 100’den fazla türü var. Bu kanserler içinde doğrudan korunabileceğimiz bir türü bulunuyor; rahim ağzı kanseri. Bu kanserden korunmak için yapılacak tek eylem ise, aşı olmak! Rahim ağzı kanserine yol açan Human Papilloma Virüsü (HPV), cinsel yolla bulaşıyor, yıllarca sinsice ilerliyor ve geç dönemde belirti veriyor. Erken teşhisi ise bazı tarama testleriyle mümkün.

HPV 200’den fazla türü olan kadın ve erkekte ciltte siğillere yol açan aynı zamanda bazı türleri rahim ağzı kanseri başta olmak üzere birçok kansere sebep olabilen bir virüs olarak ortaya çıkıyor. Tüm dünyada kadınlar arasında en sık görülen 4. kanser olan rahim ağzı kanseri, her yıl 500.000’ den fazla kadını etkiliyor. Her yıl eylül ayının Kadın Kanserleri Farkındalık Ayı olarak kamuoyunun dikkatini jinekolojik kanserlere çekilmek istendiğini belirten Acıbadem Ankara Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Emre Özgü ”Her Eylül ayında jinekolojik kanserler konusunda toplumsal farkındalık oluşturmak için çeşitli çalışmalar yapılıyor. Rahim, yumurtalık ve rahim ağzı gibi kadınlarda sık görülen kanser türleri ve korunma yolları aktarılıyor. Bu kanserler içinde rahim ağzı kanseri, kadınların korunabileceği tek kanser olarak dikkat çekiyor. Yapılan araştırmalara göre kadınların yaklaşık %80’inden fazlası hayatlarının mutlaka bir döneminde HPV virüsüne maruz kalmaktadır. Ancak, HPV’ ye maruz kalan kadınların yüzde 80’i 1 yıl içerisinde, yüzde 90’ı ise 2 yıl içerinde bağışıklık sistemleri sayesinde virüsü vücutlarından atmaktadır. Vücuttan temizlenemeyen virüs ise belirti vermeden, rahim ağzında değişiklikler yapmaya başlayarak sonunda rahim ağzı kanserine yol açabilir ”dedi.

Doç. Dr. Emre Özgü

Siğiller ile ortaya çıkıyor

Genital bölgede yüzeyden kabarık lezyonlar şeklinde ortaya çıkan siğillerin HPV enfeksiyonu belirtisi olabileceğini dile getiren Dr. Emre Özgü sözlerini şöyle sürdürdü: ”Siğil yapan HPV tiplerinin rahim ağzı kanserine yol açma ihtimali oldukça düşüktür.  Rahim ağzı kanserine yol açan HPV enfeksiyonu ise genelde belirti vermeyebilir. Cinsel ilişki sırasında kanama, yoğun kasık ağrısı ya da kötü kokulu kanlı vajinal akıntı gibi belirtiler ortaya çıktığında hastalık maalesef ilerlemiş safhaya geçmiş anlamına gelmektedir.”

HPV kanser demek değildir

”HPV enfeksiyonu saptanan hastalar kanser olmuş sayılmazlar. Sadece vücutlarında HPV virüsü taşıdığı ispatlanmış olur ”açıklamasında bulunan Dr. Emre Özgü ” Bu aşamadan sonra HPV’nin tipi rahim ağzında ne tür değişikliklere sebep olduğunun saptanması için yapılacak değerlendirmeler sonrasında, takip ve tedavi planı oluşturularak hastalığın kanser aşamasına geçmeden vücuttan temizlenmesi sağlanmalıdır” dedi

”Hastalığa karşı güçlü silahlarımız var”

”Virüs kaynaklı gelişen ve ölümcül olan HPV hastalığına karşı elimizde güçlü iki silah var. Bunlardan ilki, rahim ağzı kanseri taraması için kullanılan HPV ve Smear testleri. Bu testler sayesinde rahim ağzında kansere henüz dönüşmemiş değişiklikler erken dönemde saptanabilmekte ve kanser olmadan hastalar tedavi edilebilmektedir” açıklamasında bulunan Doç. Dr. Emre Özgü ”Bu sebeple kadınların jinekolojik muayenelerini ve smear testlerini aksatmamaları rahim ağzı kanserine karşı en önemli silahlarımızdan birisidir. İkinci silahımız ise HPV’ye karşı geliştirilen aşıdır. Aşılar rahim azı kanserinin yüzde 70 ila yüzde 90’ından sorumlu olan HPV tip 16 ve 18’in yanı sıra en çok görülen semptom olan siğillerin sebebi HPV Tip 6 ve 11’e karşı koruma sağlamaktadır” ifadelerini kullandı.

9-15 yaş arası aşı yapılmalıdır

Aşının önemine dikkat çeken Emre Özgü sözlerini şu şekilde noktaladı: ”HPV kadınlarda sık gözlenen ölümcül bir kanser olan rahim ağzı kanserinin en önemli sebebidir. Ancak mevcut aşı sayesinde gelişiminin engellenebilmesi sebebiyle “Aşı ile önlenebilen tek kanser” türü olarak dikkat çekmektedir. Aşı için en ideal yaş 9-15 arası, henüz cinsel olarak aktif olmamış kız ve erkek çocuklarıdır. Bu yaş grubu dışında kalan kadınların 45, erkeklerin ise 25 yaşına kadar aşı olabilmesi mümkündür. 70’ den fazla ülkenin aşılama programında olan HPV aşısı sayesinde rahim ağzı kanseri gelişim sıklığının yüzde 90’dan fazla bir oranda düşürülmesi hedeflenmektedir. İleri dönemler için temel hedef ise düzenli takip ve etkin aşılma sayesinde rahim ağzı kanserinin aşısı olan tek kanser olmasından öte aşı ile ortadan kaldırılmış tek kanser olabilmesidir.”

Emzirme döneminde şunlara dikkat edin!

Emzirme döneminde şunlara dikkat edin!

İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Opr. Dr. Ferda Erbay, anne adaylarına emzirme dönemi hakkında önemli bilgiler verdi!

Emzirme, bebeğin sağlıklı büyümesi ve gelişmesi için en uygun beslenme yöntemidir. Anne ile bebeğin sağlığı üzerinde; biyolojik ve psikolojik bir etkiye sahiptir. Emzirme sırasındaki enerji ve besin öğeleri ihtiyacı, gebelikte olduğundan daha fazladır. Sütü ile bebeğin ihtiyacını tamamen karşılayan bir kadın, günde ortalama 700-800 ml süt salgılar. Yeterli düzeyde anne sütü üretimi için anne, yeterli miktarda sıvı almaya özen göstermelidir. Annenin günde en az; 8-12 bardak sıvı alması gereklidir. Beslenmede su, süt ve meyve suları tercih edilmelidir.

Pause Sağlık, Pause Dergi

İşte Doğru Emzirme Yöntemleri!

Bebeğinizi emzirmek için onu değişik pozisyonlarda tutabilirsiniz. Burada dikkat edilecek durum; bebeğin ağzının memeye yakın olmasıdır. Bebek memeye uzanmak için çok fazla çaba harcamamalıdır. Bebeğin bütün vücudu aynı düzlemde size doğru dönük olmalıdır.

  • Kucaklama

Pek çok anne için en rahat pozisyondur. Bebek, kucakladığınız kol tarafındaki memeyi emer.

  • Ters Kucaklama

Prematüre ya da kavramada güçlük çeken bebekler için uygundur. Emzirdiğiniz memenin tersi kolunuzla bebeği kavrayın diğer elinizle başa ya da memeye destek olun.

  • Koltuk Altı

İkizlerde, büyük memeli annelerde, düz-çekik meme başı olanlarda ya da kavrama güçlüğünde uygundur. Emzireceğiniz memenin olduğu koltuk altına doğru, bebeğinizi uzatmanız gerekmektedir.

  • Yatarak

Sezaryen doğum, problemli vajinal doğum sonrası yorgun ve ağrılı anne için en uygun yöntemdir.

Emzirme Sıklığı ve Süresi Nasıl Olmalıdır?

Yeni doğan emzirme sıklığı, günde 8-12 defa olabilir. Tek bir meme yaklaşık 20 dakika emzirilmelidir. Emzirme süreleri arasında en fazla 3 saat geçmelidir. 1 aylık olan bebek, günde 7-8 defa emzirilebilir. 3. aydan sonra 5-6 defaya düşer. 6. aydan sonra ek gıdalar eklenince sıklık azaltılabilir.

Emzirme Döneminde Sık Yapılan Hatalar!

  • Yanlış Pozisyonda Emzirmek

Areola denen esmer bölgeyi ağzına tam olarak alamayan bebek, yeterli süt alabilmek için fazladan çaba harcar ve meme uçlarını tahriş eder. Bu nedenle pek çok anne, acıdan emzirmek istemez hale gelir.

  • Emzirme Döneminde Biberona Alıştırmak

Biberonla beslenen bebekler bir süre sonra memeyi istemez. Bebeğiniz memeyi emmez ise sütünüz zamanla azalır.

  • Yanlış Beslenmek/Diyet ve Ağır Sporlar Yapmak

Özellikle emzirme dönemi başında diyet yapmak; süt yapımını azaltmakta ve sütün besin değerini azaltmaktadır. Emzirme döneminde ayda 2 kg dan fazla kilo vermek, sağlıklı değildir. Emzirme döneminde alkol ve sigara tüketilmemelidir. Soğan, sarımsak, brokoli, kabak, karnabahar, acı baharatlar ve kuru baklagiller bazı bebeklerde huzursuzluk gaz ve memeyi reddetmeye neden olabilmektedir. Aynı şekilde ağır sporlar yapmak, annelere bu dönemde önerilmemektedir.

  • Ek Gıda Alan Bebeğin Emzirme İhtiyacı Olmadığını Düşünmek

Ek gıdalar daha çok ara öğün olarak başlanmalıdır. Daha sonra ana öğün haline geldiklerinde ara öğünler, anne sütüyle olmalıdır.

  • “Ben Hastayken Bebeğimi Emzirmemeliyim” Fikri

Grip, gastroenterit gibi  hastalıklarınızda hijyene dikkat ettiğiniz sürece emzirmenizde sakınca yoktur, (Doktorunuzun emzirmenizi kesmenizi istediği ciddi hastalık ve ağır ilaç kullanımları, HIV virüs taşıyıcılığı, kemoterapi ve radyoaktif ışın alan anneler, uyuşturucu kullananlar, aktif ve tedavi edilmemiş tüberkülozlular emziremezler)

  • “Bebeğim Doymuyor” Düşüncesi

Eğer bebeğiniz düzenli kilo alıyorsa, her gün ayına uygun çişli ve kakalı bez çıkarıyorsa, huzurlu ve neşeli ise yeterince besleniyordur.

  • “Memelerim Küçük Olduğundan Sütüm Azdır” Düşüncesi

Meme boyutu ile sütün azlığı ve çokluğu arasında ilişki yoktur.

  • “Emzirirken Gebe Kalmam” Fikri

Emzirme döneminde pek çok kadın gebe kalabilir. Bu nedenle; etkin bir yöntemle korunmalıdır.

  • Hamile Kalınca Emzirmeyi Bırakmak

Hamileyken, çocuğunuzu emzirmenizde hiçbir sakınca yoktur. Bu durum, karnınızdaki bebeğin gelişimini etkilemez.

Uzamış Emzirme Süresinin Çocuğa Zaraları Nelerdir?
Emzirme süresi için Amerikan ve Türk Pediatri Birlikleri tarafından 2 yıl olarak önerilmektedir.

2-3 yaş üzerindeki çocukların emzirmenin zararları şu şekildedir:

  • Emzirme büyüyen çocukta yeme ve çiğneme bozuklukları
  • Çocuğun anneye gereğinden fazla bağımlı olması ve ön bakım ve becerilerinin gerilemesi
    2 yaş sonrası inat döneminin uzamasına, HAYIR kavramını öğrenmede gecikmesi
  • İştahsızlık ve uyku problemleri (sık uyanma ve uykuya dalamama)
  • Uzun süre emzirme bebek süt dişlerinde aşınma ve çiğneme fonksiyonlarında azalmaya bağlı diş sürme gecikmeleri

Memeden Kesmede Çocuğunuz Direnç Gösteriyorsa?

Bebeğin memeden kesilme sürecinin; 2-2.5 aylık bir süreye yayılarak, emzirme araları açılarak, yavaş yavaş olması daha doğrudur. Anne sık sık bebekle zaman geçirmeli ve oyun oynamalıdır. Bebek sadece emme sırasında, anneyi yanında tuttuğunu düşünmemelidir. Ayrıca memeden kesme sürecinin; diş çıkarma, hastalık gibi çocuğun zor dönemlerine gelmemesine özen gösterilmelidir.

Hamilelikte en sık rastlanan şikayetler

Hamilelikte en sık rastlanan şikayetler

Bir buçuk yılı aşkın süredir devam eden Covid-19 pandemisi anne adaylarındaki endişeyi katladı. Öyle ki hamilelik sürecinde yaşanan en küçük şikayetler bile “Ya bebeğime bir şey olursa?” korkusuyla çok daha fazla kaygıya ve strese yol açabiliyor. Acıbadem Taksim Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Ebru Dikensoy “Hamilelikte bağışıklığınız azaldığı için pek çok hastalığa kolayca yakalanabilir ve hastalanabilirsiniz. Ancak bu sorunlar hakkında doğru bilgilere sahip olup gerekli önlemleri aldığınızda bu süreci daha az stresle ve güvenle geçirebilirsiniz” diyor. Prof. Dr. Ebru Dikensoy, hamilelikte en sık rastlanan 7 şikayeti anlattı, pandemi sürecinde anne adaylarına özel önemli öneriler ve uyarılarda bulundu.

Hamilelikte en sık rastlanan şikayetler

Kramp

Hamilelikte istem dışı kas kasılmaları (kramp) sık görülüyor. Özellikle geceleri kan dolaşımı yavaşlayıp kaslara daha az oksijen ulaştığından kramplar artabiliyor.

Ne yapmalısınız?

Eğer kramp bacak ve ayak bölgesinde ise kaslarınızı hafifçe germe hareketi yapın. Bacağınızı yukarı kaldırıp ayak parmaklarınızı yukarı doğru hafifçe gerin. Ilık ve ıslak bir havluyu ağrılı bölgenize sararak dinlendirin. Şiddetli bir ağrı durumunda doktorunuzla temasa geçin. Krampa karşı; bol su tüketmek, yürüyüş yapmak, uzun süre ayakta kalmamak, uyumadan önce ılık duş almak ve 10 dakika bacak egzersizleri yapmak, otururken ayağın altına yükselti koymak, ayaklarınıza ve baldırınıza kan dolaşımını artırmak için masaj yapmak, süt içmek, mineralden zengin (maden suyu, balık, kırmızı et, fındık, kuruyemiş) tüketmek ve varisiniz varsa varis çorabı giymek faydalı olacaktır.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Ödem

Özellikle el ve ayaklarda oluşan ödeme yüz ve göz kapaklarında da şişlikler, kulak çınlamaları, gözde sinek uçuşmaları ve ense ağrıları eşlik ediyorsa sorun tansiyondan kaynaklanıyor demektir.  Bu nedenle tansiyon süratle ölçülmeli ve yüksek seyrediyorsa mutlaka bir hekime başvurmalıdır.

Ne yapmalısınız?

Seyahatlerde verdiğiniz molalarda sık sık yürüyüş yapın. Hafif ve az tuzlu beslenin. Araçta oturduğunuz koltuklarda ayaklarınızı büküp uzatarak kan dolaşımını arttırıp ödem ve tromboz gibi dolaşım bozukluklarından korunun. Varis gibi dolaşım bozukluğunuz varsa mutlaka varis çorabı kullanın. Dar ve sıkı kıyafetlerden kaçının. Özellikle kalp ve böbrek hastası olanlar ve gebeliğe bağlı hipertansiyonu çıkan gebeler çok yakın hekim kontrolünde gebeliklerini sürdürmeli ve kontrollerini aksatmamalıdır. Kesinlikle ödem sökücü bitkisel yaklaşımlar ve ilaçlardan sakının.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Mide bulantısı

Hamilelikte genellikle bulantı, kokuya duyarlılık, bazı yiyecekleri yiyememek gibi durumlarla karşı karşıya kalınabiliyor. Kusma genelde sabahları aç karnınayken, işe yetişme stresi ile uyanınca artabilir.

Ne yapmalısınız?

Sabahları uyanılması gereken saatten 5-10 dakika önce uyanıp başucuna geceden konulmuş tuzlu bir kraker veya leblebiden atıştırıp stres yapmadan hazırlanıp evden çıkmak bulantıyı azaltmaktadır. Gerekirse geceden alınacak zencefil kökünden yapılan bulantı engelleyici kapsüllerden faydalanılmalıdır. Bitkisel tedavi ile rahatlamayan hastalarda gebelik öncesi mide problemleri (gastrit, ülser veya reflü) sorgulanmalı ve tedavisi için gastroenteroloji uzmanına yönlendirilmelidir.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Reflü

Prof. Dr. Ebru Dikensoy “Gebelikte reflü sık görülebilir ve beslenme alışkanlıklarını değiştirince önlenebilir. Biz tüm gebelere yemeklerden bir saat önce veya sonra sıvı almaları, yemekle birlikte su, ayran ve kola gibi sıvı maddeleri almamaları konusunda tavsiyelerde bulunmaktayız. Katı gıdalarla sıvı gıdalar birlikte alındığında daha geniş bir hacim ve büyüklüğe ulaşan, açısı da bozulmuş mideden yemek borusuna sıvı kaçmasına (reflüye) yol açmaktadır. Sık aralıklarla azar azar beslenme, tok iken sıvı almama, gece daha yüksek bir yastık kullanma gibi tavsiyelerde bulunabiliyoruz. Tüm bunlara rağmen reflü ve mide ağrısı çeken hastaları tedavi düzenlemek amaçlı gastroenterolojiyle görüştürmekteyiz” diyor.

 Ciltte çatlaklar

Gebelikte karın bölgesinde oluşan çatlaklar cildin gerilmesi (karnın büyümesi) nedeniyle ortaya çıkan geçici bir problemdir.

Ne yapmalısınız?

Gebelikte özellikle göğüslerde hacimce artış çok olduğu için öncelikle göğüslere çatlak önleyici krem başlanmalıdır. Genelde gebeliğin 16. haftasından itibaren öncelikle göğüslere, sonra belin ince kısımlarına, karın bölgesine ve üst bacağın ön yüzüne çatlak önleyici krem sürülmesi önerilir. Eğer cildiniz esnekse endişe duymanıza gerek yoktur. Doğumdan bir hafta sonra yapılacak fraksiyonel lazer tedavisi bu çatlakları büyük oranda gidermektedir. 3 haftalık seanslarla tamamen geçene kadar fraksiyonel lazer uygulaması oldukça yüz güldürücüdür.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Gebelik şekeri

Gebelik, diyabetik olmayan bir anneyi bile diyabetik duruma sokabilecek bir dönemin bütünüdür. Gebelik öncesi diyabeti olmayan bir anne 26. haftadan itibaren diyabetik hale gelebilir.

Ne yapmalısınız?

Gebelik şekeri; taranması ve mutlaka tedavi edilmesi gereken bir endokrin hastalıktır. Değerler yüksek ise; annenin şekerini kontrolde tutup iri bebek oluşumunu, doğum travmalarını engellemek, yenidoğan döneminde kalsiyum, magnezyum ve potasyum düşüklüğüne bağlı geçirilmesi muhtemel nöbetlere engel olmak ve akciğerlerin düzgün gelişimini sağlamak amacıyla detaylı tetkikler ve tedavi sürecine başlıyoruz. Diyabet eğer tespit edilip tedavi edilmezse bebeklerde çok ciddi sorunlara yol açmaktadır.

Ateş

Hamilelikte ateş yükselmesi ve titreme normal bir durum olmasa da buna yol açan pek çok neden var. Bu nedenle her ateş yükselmesinde Covid-19 olduğunuz kaygısına kapılmayın. Ancak özellikle gebeliğin ilk üç ayında geçirilen viral enfeksiyonlar ve ateş bebeğin beyin ve diğer organlarının gelişimini etkileyebildiğinden çok dikkatli olmak gerekiyor.

Ne yapmalısınız?

Prof. Dr. Ebru Dikensoy “Böyle bir durumda hem kendi sağlığınızı hem bebeğinizin sağlığını riske atmamak için zaman kaybetmeden doktorunuzu aramanız en doğrusudur. Öte yandan Covid-19 gebelikte üçüncü trimesterde yani 28. Gebelik haftasından sonra daha kötü seyretmekte ve anne bebek ölümünü artırmaktadır. Gebelikte Covid-19 durumunda etkili ve önerilebilecek bir tedavi bulunmamaktadır. Gebe kalma düşüncesi var ise gebelikten önce aşı olmak en doğrusudur ve aşıdan ne kadar süre sonra gebe kalınabileceği tartışmalıdır. Bizler hastalarımıza bir ay sonra gebe kalınabileceğini söylüyoruz. Dünya Sağlık Örgütü şu ana kadar gebelere uygulanan aşı ile ilgili bir yan etki bulunmadığını, ancak aşı yaptırma kararını hekim ve anne adayının beraber değerlendirme yaparak vermesi gerektiğini belirtiyor. Gebenin kronik bir hastalığı varsa (astım, KOAH, diyabet vb) her iki aşıdan da olabileceği vurgulanmaktadır” diyor.

Mantar enfeksiyonuna karşı bu önlemleri alın

Mantar enfeksiyonuna karşı bu önlemleri alın

Yaz mevsiminde tatil sezonu ile kadınlarda mantar enfeksiyonu görülme sıklığı artıyor. Peki tatil döneminde kadınların korkulu rüyası olabilen bu durumdan korunmak mümkün mü? Acıbadem Ankara Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Emre Özgü, yaz mevsiminde havuz sezonunun da açılmasıyla birlikte kadınların sıklıkla karşılaştığı mantar enfeksiyonu ve enfeksiyondan korunma yöntemlerine dair önemli uyarılarda bulunuyor.

Mantara yol açan etkenlere dikkat!

Mantar enfeksiyonları yazın daha sık görülüyor. Bu soruna yol açan pek çok neden var” diyen Doçent Doktor Emre Özgü, risk faktörlerini ise şöyle sıraladı;

1-Vajinal bölgede iyi ve kötü mikroorganizmalar aynı bağırsaklardaki gibi bir düzen içerisinde yaşarlar. İlaç kullanımı, hastalık, dış etmen maruziyeti gibi durumlarda bu düzen bozulur ve kötü olarak kabul edilen mikroorganizmalar o bölgeyi işgal ederler.

2-Antibiyotik kullanımı, yoğun alkol tüketimi, karbonhidrattan zengin besinlerin tüketiminin artması gibi sebepler mantar enfeksiyonu için önemli risk faktörlerindendir.

3-Havuz sezonunda da mantar enfeksiyonlarının arttığını gözlemlemekteyiz. Sanılanın aksine mantar enfeksiyonunun havuzdan direkt olarak bulaşması mümkün değildir. Ancak havuz temizliği için kullanılan klor benzeri kimyasal maddeler mayolarda birikebilir ve bu kimyasallara maruziyet cilt ve mukozada irritasyona sebep olur. Tahriş olmuş cilt ise mantar enfeksiyonlarına daha duyarlı hale gelmektedir. Aynı zamanda klor vajinal bölgedeki pH dengesini olumsuz etkileyerek yine mantar enfeksiyonu için risk faktörü oluşturmaktadır.

 Bu belirtiler varsa…

Mantar enfeksiyonunun en sık görülen bulgusu vajinal kaşıntıdır. Kaşıntının yanında beyaz, parçalı zaman zaman hastaların süt kesiği olarak tarif ettiği akıntı da gözlenebiliyor. Akıntı ve kaşıntıya bağlı olarak genital bölge derisinde kızarıklık ve tahriş de gözleyebileceğimiz belirtiler arasında sayılıyor. Bu belirtilerden biri ya da bir kaçı varsa, bir uzmana başvurmak gerekiyor.

Bu önlemleri ihmal etmeyin

Her ne kadar havuz sezonu mantar enfeksiyonu için risk oluştursa da yaz aylarında havuz keyfinden tamamen mahrum kalmanın gerekmediğini belirten Doktor Emre Özgü, alınacak basit önlemler ile enfeksiyon riskinin minimuma indirilebileceğini dile getirdi. Alınacak önlemlerin en başında havuzda kalınan sürenin ayarlanması mümkünse uzun süre havuzda kalmaktansa ara ara havuzdan çıkılarak ara verilmesi gerektiğini söyleyen Özgü, havuzdan çıktıktan sonra ıslak mayonun değiştirilmesi de enfeksiyonların engellenmesi için önemli olduğunu belirterek, mayonun havuz sonrası değiştirilmesi hem kimyasal maddelere maruziyeti minimuma indirdiğini hem de nemli ortamın ortadan kaldırılması ile mantar üremesinin önüne geçebildiğini belirtti.

”Mantarlara karşı koruyucu olan iyi bakterilerin sayıca fazla olmasını sağlayabilmek için doğal probiyotiklerden zengin olan ev yapımı yoğurt benzeri gıdaların daha sık tüketilmesine özen gösterilmelidir” diyen Doktor Özgü, ”Özellikle adet döneminde kullanılan hijyenik ped, tampon gibi sentetik materyaller bakterilerin çoğalması için uygun bir ortam oluşturmaktadır. Bu sebeple bu malzemeleri mümkün olduğunca kısa süreli kullanmak ve sık aralıklarla değiştirmek akıntıyı önleme konusunda faydalı olacaktır” İfadelerini kullanarak günlük ve tuvalet sonrası kullanılan temizlik ürünlerinin mümkün oldukça vücut dengesine uygun olmasına, kokulu ya da katkılı olmamasına özen gösterilmesinin de altını çizdi.

Hemen hemen her kadının hayatının bir döneminde karşılaştığı, yaz döneminde sık tekrarlayarak ya da uzun süre devam ederek kadınların hayatını kabusa çevirebilen mantar enfeksiyonu için en iyi tedavinin, önlemleri alarak gelişmesini önlemek olduğunu söyleyen Doçent Emre Özgü, ”Eğer bir şekilde mantar enfeksiyonuna yakalandığınızı düşünüyorsanız erken dönemde doktor kontrolüne gidip uygun tedavinin alınması hastalığın kronik hale gelmesini engelleyecek ve daha ciddi sorunlara yol açmasının önüne geçecektir” diyerek sözlerini noktaladı.

Gebelikte yüksek tansiyon ve protein kaçağına dikkat!

Gebelikte yüksek tansiyon ve protein kaçağına dikkat!

Gebelikte ortaya çıkan tansiyon problemleri anne ve bebek sağlığını tehlikeye sokabiliyor. Gebeliğin 20. haftasından sonra ortaya çıkan gebelik tansiyonu, toplumda “gebelik zehirlenmesi” olarak bilinen preeklampsi hastalığına yol açabiliyor. Gebeliklerin yüzde 3-4’ünü etkileyen preeklampsi hastalığı, yüzde 16’lık oran ile anne bebek ölümlerinin nedenleri arasında ikinci sırayı alıyor. Anne adayının, alanında uzman hekimler tarafından sıkı bir şekilde takip edilmesi ve en uygun zamanda doğumun gerçekleştirilmesi gerekiyor. Memorial Ankara Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü’nden Doç. Dr. Kudret Erkenekli, gebelik tansiyonu ve preeklampsi hakkında bilgi verdi.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Gebelerin tansiyon takibi hayati önem taşır

Halk arasında büyük tansiyon olarak geçen sistolik tansiyonun 140,  küçük tansiyon yani diasitolik tansiyonin ise 90’ın üzerinde olması hipertansiyon olarak tanımlanmaktadır. Gebelik öncesi yüksek tansiyon tanısı almış kadınlar kronik hipertansiyon hastalarıdır. Gebeliğin 20. haftasından sonra ortaya çıkan fakat idrarla protein atılımı ve organ hasarının eşlik etmediği gebelik tansiyonu, bir diğer durum olurken, üçüncü tabloyu da preeklampsi oluşturur. Preeklampsi halk arasında “gebelik zehirlenmesi” olarak bilinen bir hastalıktır. Gebelerin tansiyon takibi, ultrason kontrolünden daha kritik olup, her muayenede anne adayının tansiyonunun ölçülmesi hayati önem taşımaktadır.

Gebelik tansiyonunun nedenleri tam olarak belli değil

Gebelik tansiyonunun nedeni tam olarak belirlenememiştir. Bununla birlikte C vitamini eksikliği, hastanın kilosu, daha önceden tansiyon rahatsızlığının olup olmaması, genetik yatkınlık, çoğul gebelik gibi çeşitli unsurlar tartışma konusu olmaktadır. Ancak önceki gebeliklerinde tansiyonu yükselmiş hastalarda biraz daha dikkatli olunmasında fayda bulunmaktadır.

İleri yaş ve fazla kilo riski artırıyor

Gebelik tansiyonunun ortaya çıkmasında ileri yaş, fazla kilo, böbrek hastalığı ile ilave hastalıkların olması, hastanın annesi ya da kız kardeşlerinde tansiyon problemi bulunması yani genetik yatkınlık riski artıran etmenler arasında yer almaktadır.

Tansiyon yüksekliği holter ile takip edilmeli

Hastanın tansiyon değerlerinden herhangi birisinin 140-90 üzerinde çıkması durumunda, kardiyoloji bölümüne yönlendirilerek 24 saat holter ile takibe alınması gerekmektedir. Holter takibinin ardından tansiyon yüksekse ilaca başlanmalı ve kontrol altına alınmaya çalışılmalıdır. Dolayısıyla bu hastaların kardiyoloji bölümü ve kardiyoloji yoğun bakımı olan bir hastanede takip edilip, doğumunun da bu koşullara göre planlanması gerekmektedir.

Preeklampsi, anne bebek ölüm nedenleri arasında ikinci sıradadır

Hamilelik sırasında yüksek tansiyon ile ilişkili olan gebelik zehirlenmesi yani preeklampsi, ödem ve idrar yoluyla fazla protein atılması ile karakterize ciddi bir gebelik komplikasyonu olmaktadır. Rahim yatağını döşeyen ince damarların aşırı daralması ile plesantanın bebeği besleyememesi durumudur. Hipertansif, 20. haftadan sonra tansiyonu yükselen veya hiçbir hipertansiyon bulgusu olmayan hastalarda da bir anda preeklampsi durumu yaşanabilmektedir. Preeklampsinin gerçek anlamda bir zehirlenme ile ilgisi bulunmamaktadır. Gebeliklerin yüzde 3-4’ünü etkileyen preeklampsi, yüzde 16’lık oran ile anne bebek ölümlerinin nedenleri arasında ikinci sırada yer almaktadır.

Yüksek tansiyon ve idrarda protein kaçağı varsa…

Gebelik zehirlenmesinin bulguları arasında; hipertansiyon yani 4 saat aralıklarla iki kez tansiyonun 140 veya 90’ın üzerinde seyretmesi durumu, idrar tahlilinde protein kaçağının görülmesi, baş ağrısı, laboratuvar tahlillerinde karaciğer enzimlerinin belirlenen oranının iki katı kadar yükselmesi, kan pulcukları denilen trombositlerin belli bir değerin altına düşmesi, el, ayak ve yüzde şişlik yer almaktadır. Bu durum beyni etkilediğinde, önce sara krizi -baş ağrısı görülmekte sonra da beyin kanaması meydana gelebilmektedir. Öldürücü sonuçlar ise karaciğer yırtılması, böbrek yetmezliği, vücutta yaygın kanamalar ve beyin kanaması olmaktadır.

Gebelik zehirlenmesinin nedenleri tam olarak bilinmiyor

Gebelik zehirlenmesinin nedenleri tam olarak bilinmemektedir. Ancak, plasentanın gelişimi ile ilgili bir sorun olduğuna dair uzmanlar tarafından genel bir kanı bulunmaktadır. Plasentanın,  rahmin içinde ağacın köklerinin toprağın derinine girmesi gibi myometrial yerleşmesi gerekmektedir. Plasentanın bu yerleşiminde sıkıntı olması durumunda preeklempsi ortaya çıkabilmektedir.

Gebelik zehirlenmesi durdurulamaz

Gebelik zehirlenmesinin hafif ve şiddetli olmak üzere iki kategorisi bulunmaktadır. Hastanın bulunduğu haftaya göre takip mi edileceği, yoksa doğum planlaması mı yapılacağı kararı verilmelidir. Gebelik zehirlenmesini durdurma gibi bir durum söz konusu olmamakta, süreç başladığında önü alınamaz bir gelişme göstermektedir. Tüm organları ve bebeğin gelişimini etkileyen gebelik zehirlenmesinin tek tedavisi ise anneye doğum yaptırmaktır.

Anne ve bebeğin sağlığı dengede tutulmalıdır

Gebelik zehirlenmesinin doğuma yakın bir zamanda ortaya çıkması hem anne hem bebek için daha faydalı olmaktadır. Ancak her zaman istenilen şey gerçekleşmez ve bazen hastanın ağırlık durumuna göre gebelik sonlandırılmasına gidilebilir. Preeklampsi durumunda en önemli unsur anne ve bebeğin sağlığının dengede tutulmasıdır. Anneye sıkıntı olmadan bebeğin gelişiminin ilerletilmesi, ikisi dengeye geldiğinde doğumun gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Eğer bu hastalarda erken doğum planlanıyorsa bebek için akciğer gelişim iğnesinin uygulanması unutulmamalıdır.

Preeklampsi sonrası oluşan gebeliklerde aspirin kullanımı riski azaltır

Gebeliğinde preeklampsi sorunu yaşayan kişilerin bir sonraki gebeliklerinde 12. haftadan sonra aspirin kullanımına başlamaları gerekmektedir. Aspirin başlanmazsa gebelik zehirlenmesinin tekrarlama olasılığı yüzde 40-60 oranında olurken, aspirin başlandıktan sonra bu oran yüzde 20-30’lar seviyesine düşmektedir.

Tansiyon ve gebelik zehirlenmesi ilk gebeliklerde daha sık görülür

Tansiyon problemi ve gebelik zehirlenmesi genellikle ilk gebeliklerde daha sık görülmektedir. Bununla birlikte ilk gebelikte görülmesi, ikinci gebelikte ortaya çıkma riskini de arttırmaktadır. Ayrıca ileri yaş gebeliklerinde -üçüncü veya dördüncü gebelik olsa bile- tansiyon ve gebelik zehirlenmesi ortaya çıkabilmektedir.

Gebelik tansiyonu kalıcı olabilir

Gebelik tansiyonu bazen hastada kalıcı olabilmektedir. Doğum sonrası da hastaların tansiyonun 12 hafta boyunca takip edilip, kalıcı olup olmadığına bakılmasında fayda bulunmaktadır. Ayrıca anne de görülen yüksek tansiyon sorunu, doğum sonrasında bebeğe geçmemekte, bebeklerde sadece gelişim geriliği görülebilmektedir.

Kardiyoloji kontrolü ihmal edilmemelidir

Normalde hiçbir bulgu vermeyen bir kalp rahatsızlığı daha fazla sorun yaratıp anne ölümlerine yol açabilmektedir. Dolayısıyla bu tür problem yaşayan bir hastanın mutlaka kardiyoloji bölümüne kontrole gitmesinde fayda bulunmaktadır

Hipertansiyon hastaları koşullar uygunsa normal doğum yapabilir

Hipertansiyon hastalarının doğumlarının mutlaka sezaryen yöntemiyle olması gerekmemektedir. Önemli olan doğumun seri bir şekilde gerçekleştirilmesidir. Hastanın muayenesi normal doğuma elverişliyse ve suni sancı ile hızlı bir şekilde doğum yapabilecekse, normal doğum gerçekleştirilebilir.