Yazılar

Aşıda hatırlatma dozu çalışanların gündeminde mi?

Aşıda hatırlatma dozu çalışanların gündeminde mi?

Ipsos Coronavirus Salgını ve Toplum Araştırma  verilerinden derlenen bülten içeriğinde bu hafta; vaka sayılarındaki ​artışlar ve toplumdaki etkisi mercek altına alındı. Bugün çalışan kesimin yüzde kaçı iş yerine giderek ve veya yüzde kaçı salgın ile hayatımıza giren uzaktan çalışma şekli ile işine devam ediyor? İşyerine giderek çalışmak isteyenlerin oranı ne? Uzaktan çalışmak isteyenlerin oranı ne? Uzaktan çalışabilenlerin iş dünyasındaki oranı ne? Çalışanların ne kadarı; salgında yeni dalganın işyerleri için tehdit oluşturduğu görüşünde? Hâlihazırdaki vaka sayılarında görülen değişikliklerin iş gücünü etkileme oranı ne? Toplumun yüzde kaçı aşıda açılan hatırlatma dozunu yaptırma niyetinde? Olumlu ve olumsuz yaklaşanların oranı, aşı olmayan kişilerle aynı iş yerinde çalışma konusunda çalışanlar ne düşünüyor gibi başlıklarda bireylerin ifade, tutum ve davranışları incelenerek güncel tespitler sağlanmıştır.

SALGINDA ARTAN VAKA SAYILARI ŞİRKETLERİN YARISINDA İŞ GÜCÜNÜ ETKİLEMİŞ DURUMDA. 

Çalışanların %35’işu an yaşanan salgındaki yeni dalganın çalıştıkları işyerlerinde iş gücünü etkilemediğini belirtiyor. Ancak işyerlerin %54’ünde işgücü eksikliği yaşanmaya başlamış ve bu iş gücü eksikliğinden dolayı üretimin olumsuz etkilendiği işyerlerinin oranı da %20.

Ipsos Türkiye

 ÇALIŞANLARIN YARISI AŞIDA HATIRLATMA DOZUNU YAPTIRACAĞINI SÖYLERKEN, DİĞER YARISI YA AŞI OLMAYACAĞINI YA DA AŞI OLUP OLMAYACAĞINDAN EMİN OLMADIĞINI SÖYLÜYOR. Aşıda açılan hatırlatma dozu konusunda toplumun geneli gibi çalışanların da yarısı aşı yaptırma niyetinde.  Ancak diğer taraftan çalışanların yarısı aşı olma konusuna olumlu yaklaşmıyor. Aşı olmayan kişilerle aynı iş yerinde çalışma konusunda da çalışanların yaklaşık yarısı aynı iş yerinde çalışmak istemezken yakın bir oranda bir kitle çalışabileceğini söylüyor. 

Ipsos Türkiye

SALGININ İŞ YERLERİ ÜZERİNDE TEHLİKE OLUŞTURDUĞUNU DÜŞÜNENLERİN ORANI % 65… Salgında yaşanan yeni dalganın ve vaka sayılarındaki artış ile birlikte çalışanların 2/3’ü salgının işyerleri için tehdit oluşturduğu görüşünde. Ve her 10 çalışandan 4’ü de önümüzdeki günlerde salgının işleri üzerinde olumsuz etkisi olacağını düşünüyor.

Ipsos Türkiye

 HER 5 ÇALIŞANDAN BİRİ SALGIN NEDENİYLE UZAKTAN ÇALIŞMAYA DEVAM EDİYOR.  Salgın ile başlaya uzaktan çalışma şekli bugün çalışanların %19’u için devam ediyor. Uzaktan çalışanların yarısına yakını her gün evden çalışırken diğer yarısı haftanın belli günleri iş yerine gidip diğer günlerde uzaktan çalışmakta.

Ipsos Türkiye

UZAKTAN ÇALIŞMANIN DEVAM EDECEĞİ GÖRÜLÜYOR. 

Şu an uzaktan çalışanların %41’i 3 ay daha uzaktan çalışacağını, %41’i se 4 ay veya daha uzun süre böyle çalışmaya devam edeceklerini düşünüyor. Ve bu şekilde çalışan her 10 çalışandan 6’sı kısmen de olsa iş yerine gitmek istiyor. İşlerine evden çalışmaya devam etmek isteyenlerin oranı ise %35.

Ipsos Türkiye

Ipsos Türkiye CEO’su Sidar GEDİK verilerle ilgili şu değerlendirmelerde bulundu : Geçen haftalarda Covid-19 yok oldu mu yoksa sadece uykuda mı konusunu ele almıştık. Vaka sayılarının yeniden yükselişe geçmesi önemli bir gündem maddesi. Salgın sadece insan yaşamını tehdit etmiyor, işlerimizi de tehdit ediyor. Her ne kadar aşılar sayesinde başlangıçtaki gibi kapanmalar söz konusu olmasa bile hastalanan çalışanlar nedeni ile iş kayıpları yaşanabiliyor. Salgının iş yeri ve işi için tehlike oluşturduğunu düşünenlerin oranı %55. Ancak salgının önümüzdeki dönemde işine yönelik olumsuz bir etki yaratacağını düşünenlerin oranı çok daha düşük,%41. Yani bugün için bir risk görse bile bunun bir olumsuzluk yaratacağını düşünmeyen bir kesim var. Elbette insanlık olarak çok daha tecrübeliyiz, ne yapmamız gerektiğini çok daha iyi biliyoruz. Çalışma hayatı açısından aşı ve mümkün olan durumlarda uzaktan çalışma uygulamaları işlerin kesintiye uğramadan devam edebilmesi için önemli.

Ipsos Türkiye

Kısmen veya tamamen uzaktan çalışma, salgın ile yaygınlaşan bir uygulama oldu. Elbette uzaktan çalışma işlerin büyük çoğunluğu için mümkün değil. On kişiden yedisi her gün iş yerine gitmeye devam ediyor. Salgın sonrasında tamamen uzaktan çalışmaya devam edenlerin oranı %8. %11’lik bir kesim ise salgından sonra kısmen uzaktan kısmen iş yerinden çalışmaya devam ediyor. Kısmen yada tamamen uzaktan çalışanların %41’i bu durumun daha en az 4 ay devam edeceğini düşünüyorlar. Uzaktan çalışanlar içinde on kişiden altısına yakını kısmen de olsa iş yerine dönmek arzusunda. Artık iş yerine dönmek istemeyip tamamen uzaktan çalışmaya devam etmek isteyenler ise yaklaşık üçte birlik bir kesim. Peki çalışanlar hatırlatma aşılarına nasıl yaklaşıyor? Çalışanların yarısından fazlası hatırlatma dozu yaptırmaya olumlu bakıyor. Bu, salgının daha güçlü seyrettiği dönemler ile benzer bir oran. Toplum geneli de benzer yaklaşıma sahip. İş yerinde aşı olmamış iş arkadaşları ile aynı ortamda çalışmaya karşı olanlar ile bu durumda bir sorun görmeyenlerin oranları birbirine yakın. Bunun nedeni yüksek ihtimalle aşıların verdiği güven ve zamanla konuya dair bilgi seviyesinin artması. Ekonomik krizin tüm Dünya’yı kasıp kavurduğu bir dönemde işlerin kesintisiz ilerlemesi olağanüstü önemli. Gerek şirketlerin, gerekse çalışanların buna çok ihtiyacı olduğu kesin.

Koronavirüs sonrasına da dikkat

Koronavirüs sonrasına da dikkat

Bütün dünyayı etkisi altına alan koronavirüs, akciğer üzerindeki etkisinin yanında beyin ve sinir sistemi üzerinde de hasar bırakabiliyor. Özellikle riskli grupta yer alıp koronavirüs olan kişiler hastalık sonrası inme ve beyin kanaması riski taşıyabiliyor. Koronavirüs geçirenlerin kısa ve uzun vadede; ani ve şiddetli baş ağrısı, bulantı, kusma, konuşma güçlüğü, baş dönmesi, görsel bozukluklar ve yüzde çarpılma gibi belirtilere dikkat etmesi hayati önem taşıyor. Memorial Şişli Hastanesi Beyin, Sinir ve Omurilik Cerrahi Bölümü’nden Doç. Dr. Gökalp Silav, koronavirüs ile beyin kanaması ve inme arasındaki bağlantı hakkında bilgi verdi.

Pause Sağlık

Koronavirüs sinir sistemini de etkiliyor

Dünya çapında yayılan ve tüm ülkelerde ciddi problemlere yol açan koronavirüs hastalığı alınan önlemlere rağmen devam etmektedir. Mutasyonlar ile hastalığın yaygınlığı artarken ciddi ekonomik ve sağlık problemlerine yol açmaktadır. Asıl olarak damarları ve akciğerleri etkileyen koronavirüs hastalığı direk ve dolaylı olabilecek şekilde sinir sistemini de etkileyebilmektedir. Sinir sistemi açısından bakıldığında pandeminin başlangıcından itibaren ciddi beyin kanamaları ve beyin damar tıkanıklıklarını Covid 19 ile ilişkilendiren çalışmalar bulunmaktadır.

Genç hastalarda inme yaygınlaştı

Beyin kanaması veya damar tıkanması şeklinde ortaya çıkan beyin inmeleri genellikle yaşlı hastalarda izlenirken, koronavirüs ile ilişkili olan inmeler genç hastalarda da izlenmeye başlamıştır. Koronavirüs pandemisi sonrasında ortay çıkan bu durum yurtdışı ve yurtiçinden yapılan yayınlarda ortaya konulmaktadır. Koronavirüs tanısı, yapılan testlerle kesinleşen hastalarda iyileşme sonrasında bile ortaya çıkabilen inme genellikle beyinde damar tıkanıklığı olarak izlenirken daha az bir oranda beyin kanaması şeklinde ortaya çıkmaktadır. Bu hastalarda ortaya konulan problem beyin damarlarının virüs nedeni ile bir şekilde hasar görmesidir. Yine de hastalığın ortaya çıkış mekanizması tam olarak ortaya konulamamıştır.

Koronavirüsü atlattım, tehlike geçti sanmayın

Koronavirüs ile beyin damar tıkanıklığı veya beyin kanamaları arasındaki ilişkinin anlaşılması, yüksek oranda can kaybı ile sonuçlanan bu durumun önüne geçilebilmesine olanak sağlayabilmektedir. Koronavirüs asıl olarak akciğerleri etkilemektedir. Koronavirüs hastalığına yakalanan kişiler tam iyileşme olduğunda normal yaşamlarına dönebilmektedir. Ancak kanama veya damar tıkanması ölümcül seyrettiğinden tüm şüpheli durumlarda hastalar Koronavirüs açısından da tetkik edilmelidir. Koronavirüs sonrasında inme, hastaların bir kısmında erkenden ortaya çıkarken daha az bir kısmında geç dönemde yaşanabilmektedir. İyileşme olan hastalarda bile inme akılda tutularak tedaviler ona göre düzenlenmelidir.

Koronavirüs sonrası bu belirtileri dikkat!

Koronavirüs hastası olan ve tamamen iyileşen hastaların sonrasında beyin kanaması ve inme belirtilerine dikkat etmesi hayati önem taşımaktadır.

  • Ani ve şiddetli baş ağrısı,
  • Bulantı-kusma, konuşma güçlüğü ve baş dönmesi,
  • Nöbet geçirme,
  • Görsel bozukluklar,
  • Hareket bozuklukları,
  • Yüzde çarpılma
  • Konuşma ve algısal problemler,
  • Davranış değişiklikleri,
  • Denge ve koordinasyon bozuklukları,
  • Kısa dönemli hafıza problemleri ve bilinç bozukluğu gibi belirtiler yaşayanların zaman kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurmaları gerekmektedir.

Koronavirüs şeker hastalarını nasıl etkiler?

Koronavirüs şeker hastalarını nasıl etkiler?

İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Yusuf Aydın, ‘’Diyabet yani şeker hastalığı dünyada ve ülkemizde salgın hastalık gibi yayılmaktadır. Toplumumuzda yapılan çalışmalarda yüzde 15 oranında diyabet olduğu saptanmıştır. Bunlara ek olarak yüzde 10 oranında diyabet kadar prediyabet hastamızda bu rakama eklenince %25e yakın oranda kan şekeri yüksekliği ile giden klinik durum olduğu ortaya konulmuştur’’ dedi. 

Diyabet Hastalarına Koronavirüs Uyarısı

Doç. Dr. Yusuf Aydın, ‘’bugünlerde her gün Covid-19 enfeksiyonu sebebi ile kaç kişinin öldüğü kaç kişinin yoğun bakımda olduğu her gün ilan edilmektedir. Günümüzde her 6 saniyede bir kişi diyabet ve komplikasyonları sebebi ile hayatını kaybetmektedir. Bu her gün 1500 kişinin dünyada diyabet sebebi ile ölmesi anlamına gelir. Buna ek olarak her gün diyalize başlayan hastaların yüzde 50 si diyabet yüzünden, ayak ampütasyonlarının yüzde 50 si diyabet yüzünden, kalp krizlerinin yüzde 50 si diyabet yüzünden ortaya çıkmaktadır. Bu rakamlar düşünüldüğünde diyabet ile mücadelede acaba yeterli özen ve dikkati gösteriyor muyuz sorusu gündeme gelmektedir’’ şeklinde açıklamada bulundu.

Doç. Dr. Yusuf Aydın, ‘’Bu soruya kısaca hayır diyebiliriz ama bunu bilimsel olarak şöyle ifade edebiliriz. Diyabetin komplikasyonlarından önlemenin ve korumanın en önemli yolu iyi kan şekeri regülasyonudur. Açlık ve tokluk kan şekerlerinin iyi olması ve bunun sonucunda HbA1c denilen 3 aylık ortalamanın iyi olması diyabet hastalarında diyabet kontrolü açısından bize yol gösterici olacaktır’’ dedi.

Diyabet Hastalığı İçin Toplum Olarak Önlem Alınması Şart

HbA1c seviyesi toplumumuzdaki diyabet hastalarında ne kadar düşük ise kan şekeri kontrolünde ve diyabet kontrolünde o denli iyiyiz demektir. Ama araştırmalar maalesef böyle demiyor. En iyi merkezlerde takip olunan hastalar bile hedefe ulaşma açısından çok kötü durumdalar. Ülkemizdeki diyabetik hastaların ortalama HbA1c oranı %8,3-8.8 arasında değişmektedir. HbA1c seviyesi %7’nin altındaki rakam ise %25 civarındadır. Birçok yeni ilaç, insülin gibi tedaviler olmasına rağmen hastalarımızdaki tedavi başarısı çok iyi görünmemektedir. Aslında bu oran sadece bizim ülkemiz için değil birçok gelişmiş ülkede bile benzerdir.  Şu bir gerçektir ki kan şekerlerini iyi kontrol edebildiğimiz diyabet hastalarında göz, böbrek, kalp ve diyabet ayak gibi önemli komplikasyonlar daha az görülecektir. O yüzden toplum olarak diyabet hastalarının daha bilinçli olabilmesi için toplu bir seferberliğe ihtiyaç vardır. Bireysel çabalardan çok ulusal düzeyde planlamalar ve önlemler alınmalıdır.

Diyabetin Genç Yaşlarda Görülmesinin Sebebi Obezite

Diğer önemli bir sorunda artık toplumumuzda tip 2 diyabet görülme yaşı 25’li yaşlara kadar gerilemiştir. Eskiden yaşlılarda görülen bir hastalık diye anlattığımız tip 2 Diyabetin bu denli erken dönemlerde görülmeye başlamasının en önemli nedeni obezitenin artmış olmasıdır. Obezitenin de en önemli sebebi beslenme bozukluğu ve hareketin azalmış olmasıdır. Bu yüzden sağlıklı beslenme ve hareketli bir yaşamın olmasının gerekliliği çok erken dönemlerde ilkokul ve ortaokuldan itibaren bireylerin beyinlerine işleyecek sosyal projelerin mutlaka hayata geçirilmesi gerekmektedir.

Doç. Dr. Yusuf Aydın, ‘’konu ile ilgili tedbirler alınmaz ise 2025 yılında her 4 kişiden birinin diyabet olacağı endişe her geçen gün bende oluşmaktadır. Sağlıklı toplumlar sağlıklı bireylerle ortaya çıkar. Sağlıklı bireylerde sağlı beslenen ve sağlıklı hareket eden kişilerden gelişir. Diyabeti önlemek ve diyabetle mücadelede mutlaka ulusal bir program içine girilmesi şarttır’’ dedi.

Koronavirüs risk algısı toplumda zayıfladı

Koronavirüs risk algısı toplumda zayıfladı

Ipsos tarafından gerçekleştirilen Koronavirüs Salgını ve Toplum Araştırmasının 43. dönem verileriyle; vatandaşların salgınla ilgili tedirginlik trendi, salgının sona ermesine yönelik beklentileri, bireylerin kendileri dışındaki insanların sosyalleşme ve çeşitli faaliyetlerine karşı tutumları ortaya koyuldu.

Sosyalleşme Halen Riskli Bulunsa Da Geçtiğimiz Yıl Sonuna Kıyasla Risk Algısı Biraz Zayıflamış. Ipsos tarafından gerçekleştirilen araştırmada; kamuoyu nezdinde çeşitli faaliyetlerin sağlık üzerinde ne kadar riskli olup/olmadığına bakıldı. Sosyal hayata katılıma dair sorulan sorularda; “kalabalık yerlere gitme, “misafirliğe gitme” ve “misafir ağırlama” davranışların, toplumun geneli tarafından çok riskli veya kısmen riskli değerlendirildiği görülüyor. Bunu şöyle de açıklayabiliriz; her 10 vatandaştan 7’si misafir ağırlamanın veya misafirliğe gitmenin çok riskli olduğu kanısında, öte yandan bu ciddi risk algısında yıl sonuna kıyasla %11-12 oranında düşüş olduğunun altını çizmek gerekiyor. 

Diğer Vatandaşlara Duyulan Güvensizlik, Umutsuzluğa Yol Açıyor.

Araştırma verileri; vatandaşların virüsten korunmak için diğer vatandaşların aldığı tedbirleri yetersiz bulduklarını ortaya koyuyor. Bu güvensizliğin toplumda umutsuzluğa yol açtığı görülüyor. Bireylerin yarısı (%52) “başkalarının yeteri kadar önlem almaması nedeniyle salgının sona ermeyeceğine dair umutsuzluğa katılıyorum” ifadesine “kesinlikle katılıyorum”, dörtte birisi ise sadece “katılıyorum diyor (Toplam katılan %79). Toplam skor dönemler arasında çok büyük bir değişim göstermese de, daha keskin bir tutuma işaret eden “kesinlikle katılıyorum” ifadesinin vakaların çok yüksek olduğu Ekim sonu-Kasım başı döneme kıyasla daha düşük olduğunu not edebilir. O dönemde bu oran %60’ların üzerinde seyrediyordu (28 Ekim-4 Kasım 2020: %65).

Toplum; Salgının Yakın Zamanda Sona Ermesi Konusunda İyimser Bir Beklenti İçinde Değil.

Ipsos; araştırmanın ilk döneminden bu yana salgının ülkemizde ne zaman biteceğine dair kamuoyunun tahminlerini alıyor. Virüs vakasının ilk görüldüğü tarihten itibaren bir aylık süreçte vatandaşların beklentileri daha iyimserdi. Ancak; Nisan ortasından itibaren salgının 6 aydan fazla bir sürede sona ereceği görüşü güçlenmeye başlamıştı ve Mayıs sonu itibariyle bu görüş iyice ağırlık kazanmıştı. Salgının başlamasından bu yana neredeyse 1 sene geçmesine rağmen salgının yakın zamanda sona ermeyeceği görüşü devam ediyor. Son dönem araştırmamızda, bireylerin yarısı (%51) salgının bu sene bitmeyeceğini, daha ileri bir tarihte sonlanacağını düşünüyor. Aşının gelmesiyle beraber yaz döneminde normalleşme sürecine girilip girilmeyeceğine yönelik tartışmalar başlamıştı. Ancak; görülen o ki vatandaşların toplamda sadece %12’si 2021 yılı ortasına kadar salgının biteceğine inanıyor.

Vatandaşların %57’sı, Salgını Kendileri Ve Aileleri İçin Ciddi Bir Tehdit Olarak Görüyor. Kasım ortası- Aralık başı dönemde virüsü kendileri ve aileleri için çok tehlikeli görenlerin oranı en üst seviyeye çıkmıştı (%60-61). Bu oranda anlamlı bir düşüş gerçekleşmedi, bugün vatandaşların %57’si virüsü kendileri için çok tehlikeli olarak değerlendirdiği izleniyor. Ciddi tehlikeli ve kısmen tehlikeli diyenlerin toplam oranı ise %87 olduğu görülüyor.  Diğer bir ifadeyle, salgın hem günlük hayatta hem de yakın gelecek üzerinde hala ciddi bir söz sahibi

Ipsos’un Türkiye CEO’su Sidar Gedik konuyla ilgili değerlendirmesinde: “Kış koşulları etkisini arttırdıkça salgın ile mücadelenin verdiği yorgunluk daha fazla hissediliyor.  Medyada ve sosyal medyada gerek ekonomik zorluklar yüzünden, gerekse insani ihtiyaçlar için normalleşmenin yeniden dile getirildiğini görüyoruz. Okulların aşamalı olarak yüz yüze eğitime dönmesinin ardından son günlerde en azından vaka sayılarının görece düşük olduğu şehirlerde restoranların açılması tartışılmaya başlandı. Toplumda 1 ay önce ile kıyaslarsak misafirliğe gitmeye/misafir ağırlamaya dair risk algısında gerileme var. Ancak; geniş kesimler henüz pek hazır değil. Kısmen gerileme olsa bile Covid-19 salgınının kendisi ve ailesi için ciddi risk oluşturduğunu düşünenlerin oranı hala çok yüksek, hatta Nisan-Mayıs aylarına kıyasla da %10 daha yüksek.  Her on kişiden sekizi diğer vatandaşlar yeterince tedbir almadıklarından ötürü salgının sona ermeyeceğine dair umutsuzluk içinde. Öyleki toplumun %74’ü bu sene sonundan önce salgının biteceğini düşünmüyor, yarısı sene sonunda da biteceğine inanmıyor. Özetle kışın karanlık günlerinde de mücadeleye devam etmek zorundayız, hala gidecek yolumuz var. Virüsün mutasyona uğraması ve yeni türevlerinin yayılmaya başlaması salgın ajandasının en sıcak maddesi. Gelecek haftalarda toplumun bu konudaki yaklaşımını araştıracağız.” dedi.

 

Covid taşıyıcıların belirtileri

Covid taşıyıcıların belirtileri

Tüm dünyayı etkisi altına alan koronavirüs hızla yayılmaya devam ediyor. Yapılan araştırmalar, pandemi sürecinde asemptomatik yani herhangi bir belirti göstermeyen kişilerin bu tabloda kilit rol oynadığını ortaya koyuyor. Asemptomatik bireyler, geç belirti gösteren presemptomatikler ve ateş-halsizlikten çok bel-boyun ağrısı şikayetleri bulunan ancak Covid pozitif olduğunun farkında olmayan kişiler bulaş riskini yüksek oranda artırıyor. Memorial Bahçelievler Hastanesi İç Hastalıkları Bölümü’nden Uz. Dr. Aslan Çelebi, koronavirüste yeni semptomlar ve asemptomatik hastalar hakkında önemli bilgiler verdi.

Asemptomatik hastalar tüm bulaş oranlarının yarısını oluşturuyor

Covid-19 hastaları içinde asemptomatik olanların %30 civarında olduğu söylenmektedir. Ancak sadece hafif kırgınlık, halsizlik, sadece koku duyusunda azalma veya kaybolma ya da sadece hafif ağrılar genellikle dikkate alınmayan semptomlar olduğu için bu grup hastalar asemptomatik kategorisinde sayılmaktadır. Hafif belirti gösteren bu hastalar çıkarıldığında asemptomatik hastaların oranı %17-20’lere düşmektedir. Ancak sadece bu %17’lik grup bile farkında olmadan şu andaki bulaşın %50’sine yol açmaktadır. Çocuklardaysa asemptomatiklik %30’un üzerindedir. Semptom gösterenlerde de hastalık hafif seyretmektedir. Ancak bulaşıcılık oranı yüksektir. Çocuklar hiçbir belirti yaşamadan ailelerine koronavirüsü bulaştırabilmektedir.

Hafif belirtilerde diğer şikayetler beklenmeden hastaneye başvurulmalı

Asemptomatik hastaların belirlenmesi pandemi sürecinde oldukça önem taşımaktadır. Hafif belirtiler de olsa yani hafif kırgınlık, koku almada azalma, hafif sırt ağrısı gibi belirtilerde ateşin yükselmesini, durumun ağırlaşmasını beklemeden, tabloya farklı şikayetlerin eklenmesini beklemeden hastaneye başvurmak gerekmektedir. Şu anda covid-19 hastalarının %20’si hastaneye yatmaktadır. Genel popülasyonun ise %5’i yoğun bakıma yatmaktadır. Bu veriler bize hastalığın ilerlemesi beklendiğinde durumun ağırlaşma ihtimalini göstermektedir. Bu nedenle şikayetler çok hafif de olsa mutlaka hastaneye başvurulması önerilmektedir. Yoğun bakımlardaki mortalite oranı düşmektedir. Ancak yine de halen önemli bir yaşam kaybı oranının olduğu unutulmamadır. Mutlaka en ufak şüphede bir sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır.

Kaybedilen zamanda virüs akciğere inebilir

Hafif semptomlar önemlidir çünkü emin olmak için diğer semptomlar beklenirken kaybedilen zamanda virüs akciğere inebilir, komplikasyon gelişebilir ve/veya yoğun bakım oranları artabilir. Toplumda ilaçların yan etkilerinden korkularak hastalığın kendi kendine geçeceği düşüncesiyle hastaneye başvurmayan vaka örnekleri de görülmektedir. Bu tür örneklerde hastalık ilerlemekte, pulmoner emboli adı verilen akciğerde pıhtı atması yaşanmakta ve ağırlaşmış tablolarla hastaneye başvurulabilmektedir. Akciğerde pıhtı atması, dünyadaki ölüm nedenleri arasında kalp damar hastalıklarından sonra 2. sıradadır. Bunların yanında ensefalit adı verilen ciddi derecede baş ağrıları yapan beyin İltihabı durumu gerçekleşebilmektedir. Evde kendi kendine geçmesini beklemek demek, tüm bu riskleri göze almak demektir. Sadece hafif halsizlik, ya da sadece baş ağrısı, sadece boyun ağrısı gibi belirtilerde sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır.

Ortopedik sorun sanılan şikayetler Covid-19 çıkabiliyor

Örneğin birkaç gün yaşadığı hafif kırgınlığı önemsemeyip, daha sonra bel ağrısı, boyun ağrısı gibi şikayetleri ortopedik bir sorun zannederek Ortopedi Bölümü’ne başvuran oysa Covid-19 hastası olan vakalara rastlanmaktadır. Bu nedenle hafif kırgınlıklar bile mutlaka önemsenmelidir.

Asemptomatik kişilerde bulaş riski daha mı yüksek?

Asemptomatik kişiler sosyal mesafe, maske kullanımı gibi korunma tedbirlerde esnek davrandıkları için bulaştırma yüzdeleri daha yüksek olmaktadır. Hasta olduğundan şüphelenilen kişiden herkes kendini korumakta ancak asemptomatik kişilerde kuralları ihlal edilmektedir, dolayısıyla bulaşıcılık oranı yükselir.

Bulaşma riskinin bağışıklık sistemiyle ilgisi yok

Korunma tedbirlerini sıkı sıkıya yerine getiren ve örneğin mesleği icabı da olsa kalabalık yerlere girmeyen kişilere bile bazen çok kolay bulaşırken, kalabalık ortamlarda çalışan, uzun süreler riskli ortamlara girmek durumunda bulunan kişilere bulaşmayabilir. Bazen aynı evin içinde yaşayan kişilere de bulaşmayabilir. Bunun virüse maruz kalan kişinin bağışıklık sisteminin güçlü olup olmadığıyla ilgisi bulunmamaktadır. Bu durum tamamen yüksek riskli temasın gerçekleşip gerçekleşmediğiyle ilgidir.

Özellikle son dönemlerde mutasyona uğramış virüs söz konusuyken, tüm bu bilgiler ışığında kişisel korunma tedbirlerine mutlaka dikkat edilmeli, maske mesafe ve hijyen kurallarına mutlaka uyulmalıdır.

 

Koronavirüse yakalanmayacağını düşünenlerin sayısı tekrar arttı

Koronavirüse yakalanmayacağını düşünenlerin sayısı tekrar arttı

Ipsos’un Koronavirüs Salgını ve Toplum Araştırmasının 40.dönem verileriyle; vatandaşların virüs ile ilgili açıklanan günlük veri tablolarına olan ilgi ve takipleri, bireylerin virüse yakalanıp/ yakalanmayacağına dair düşünceleri, maske kullanmaya dair tutum ve davranışları beraberinde salgınla mücadele sürecinin ülkemizdeki gidişatına yönelik değerlendirmeler ele alındı.

Koronavirüse Yakalanmayacağını Düşünenlerin Oranı %31’e Çıktı.

Ipsos; vatandaşların virüse yakalanma olasılıklarına ilişkin algılarını Koronavirüs Salgını ve Toplum Araştırması ile uzun bir süredir takip ediyor. Ülkemizde vaka sayılarının 2.5 milyona yaklaştığı bir dönemde vatandaşların halen virüse yakalanmayacaklarını düşünmeleri dikkat çekici bir konu olarak değerlendiriliyor. Haziran başından bu yana sorulan bu soruda virüse yakalanacağını zannetmeyenlerin oranı ortalama %25 olarak gerçekleşti. Son haftada bu oran %31 seviyesine kadar yükseldi, diğer bir ifadeyle toplumun yaklaşık üçte biri kendini salgın çemberinin dışında görüyor. Veriyi değerlendiren Ipsos uzmanları bu durumun sadece aşının uygulanmaya başlanmasıyla açıklanamayacağını, çünkü aşı kullanıma hazır olmadan önce de benzer bir algıya tanıklık edildiğini belirtiyor.

Her 4 Vatandaştan 3’ü Ülkemizin Koronavirüs Tablosunu Günlük Olarak Takip Ediyor…

Toplumun çok büyük bir bölümünün salgına ilişkin haberlere yönelik ilgisi devam ediyor. Sağlık Bakanlığı’nın açıkladığı günlük koronavirüs sayıları da vatandaşların yakından takip ettiği verilerden birisi. Bu oran vaka sayılarının çok yüksek olduğu Kasım döneminde %81’e kadar yükselmişti, 10 puanlık azalışa rağmen çoğunluğun takip ettiği bir veri olmaya devam ediyor. Son hafta toplumun %72’si bu tür istatistiki verileri günlük olarak izlediklerini ifade ediyor.

Koronavirüsle Mücadelenin İyi Gittiğini Düşünenlerin Sayısı Artıyor…

Ipsos, Koronavirüs Salgını ve Toplum Araştırması ile vatandaşların koronavirüsle mücadeleye dair değerlendirmelerini almaya devam ediyor. 2020 Kasım ayında bu konuda olumsuz değerlendirme yapanlar daha ağırlıktaydı. Toplumun %72’si mücadelenin kötü gittiği kanaatine sahipti,  sadece %23’ü iyi gittiğini düşünüyordu. Vaka sayılarındaki azalma ve aşı uygulamasının başlamasıyla beraber olumlu değerlendirmelerde süreçte ciddi bir artış yaşandı ve tablo tersine döndü.  15-19 Ocak 2021 döneminde bu konuda bireylerin %62’si olumlu, %27’si ise olumsuz değerlendirme yaptı.

Diğer Vatandaşların Maske Takma Kuralına Uyduğunu Düşünenlerin Oranı Artıyor.

Bireyler, genel olarak kendilerinin aldığı bireysel tedbirleri yeterli, başkalarının aldığı tedbirleri ise yetersiz görme eğilimi içinde olmuştu. Temmuz ayı başından bu yana bireylere diğer vatandaşları ne sıklıkla maske kullanırken görüyorsunuz sorusu yöneltildi. Yaz ortasında toplumun yarısı diğer vatandaşları nadiren maske takarken gördüklerini ifade ediyordu. Bu oran zaman içinde azaldı ve Ocak ortasına gelindiğinde %15’e kadar indi. İlk kez vatandaşlar, diğer vatandaşların maske kullanımlarına bu kadar iyi not veriyor (%85). 

Maske Kullanmak Günlük Hayatın Olağan Bir Davranışı Haline Geldi.

Eylül ayında kamuya açık alanların tamamında istisnasız bir şekilde maske takma zorunluluğu getirilmişti. Maske takma zorunluluğu toplumun çok büyük kesiminin desteklediği bir kamusal önlem olarak Ipsos’un araştırmalarında öne çıktı. Buna ilaveten, günlük yaşam pratiğinin de olağan bir parçası haline gelmiş durumda… Vatandaşların %85’i maske kullanmayı artık olağan gördüklerini ifade ediyor. Bu görüşe karşı çıkanlar sadece %7 seviyesinde.

Ipsos’un Türkiye CEO’su Sidar Gedik konuyla ilgili değerlendirmelerini şöyle iletti; “ Vatandaşların yaklaşık dörtte üçü vaka sayılarını hala günlük olarak takip ediyor.. Çok şükür vaka sayıları azalma eğiliminde, 2. dalganın tepe noktasını geçmiş görünüyoruz, inşallah başka zirveler yaşamayız. Vaka sayılarındaki düşüşün yanısıra aşı uygulamasının da başlaması ile toplumda daha olumlu bir hava esmeye başladı. Sonbaharda salgın ile mücadelenin kötü gittiğini düşünenler %70’leri aşmıştı, haftalar ilerledikçe önce bu oran azaldı ve sonra da Ocak ayı itibarıyla mücadelenin iyi gittiğini düşünenlerin oranı %60’lara yükseldi. Esen olumlu rüzgar ile bu hastalığa yakalanmayacağını düşünenlerin oranı yeniden %30’u aştı. İşte bu tablo risk yaratabilir. Bu savaşta çok önemli bir aşamadan geçiyoruz. Mücadelenin devam etmesi şart. Salgının ancak artık tek bir vaka yaşanmadığı zaman bitmiş olacağını unutmamalıyız. Toplumun %85’i için maske kullanımı olağan bir durum haline gelmiş halde, bu tedbirleri elden bırakmamak gerek, olumlu gidişatın bir gevşemeye yol açmamasını dileyelim.”

 

 

Turizm bölgeleri aşılamada öncelikli olsun

Turizm bölgeleri aşılamada öncelikli olsun

Marmaris Belediye Başkanı Mehmet Oktay’dan Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’ya çağrı: Aşılamada turizm bölgelerini de öncelik sıralamasına alın.

“2020 yılını oldukça acılı geçirdik. Ama hiçbir zaman umudumuzu kaybetme lüksüne sahip değiliz. İçinde bulunduğumuz yıl içerisinde çok daha iyi ve güzel günlerin bizi beklediğini umut ediyorum” diyen Oktay, aşıyla ilgili gelişmelerin umut verici olduğunu söyledi.

Turizm sadece Marmaris değil ülkemizin ekonomisine de çok ciddi kaynak sağlayan; devamında 50 sektörü de destekleyen bir alan. Bu nedenle Marmaris, Alanya, Antalya, Fethiye, Bodrum, Kuşadası gibi turizm bölgelerinin aşılamada öncelikli olarak değerlendirilmesi ülkemiz ve sektör açısından önem arz etmektedir” dedi.

İşinin ve işyerinin etkilendi diyenlerin oranı %70

İşinin ve işyerinin etkilendi diyenlerin oranı %70

Ipsos’un gerçekleştirdiği Salgın ve Toplum araştırmasının 33. Döneminden derlenen verilere bakıldığında; “Çalışanlara, Kasım ayında açıklanan yeni kısıtlama kararlarından işinin veya işyerinin etkilenip etkilenmediği”de soruldu.

Koronavirüs Salgını ve Toplum Araştırması ile Ipsos; Türkiye’de salgın vakasının ilk kez tespit edilmesini takiben vatandaşların bu konuya ilişkin farkındalık düzeylerini, endişelerini, değişen davranışlarını ortaya koymaya devam ediyor.  Araştırmanın 33. Döneminden derlenen verilerle;

  • Çalışanların kısıtlamalardan etkilenip etkilenmediği
  • İstanbulluların salgına bakışı, salgınla ilgili getirilen kısıtlamaları destekleyip desteklemedikleri
  • Toplumda İstanbul’a giriş-çıkışların kısıtlanması konusunda bir beklenti olup olmadığı değerlendiriliyor…

Çalışanların %70’i işi/işyerinin kısıtlamalardan etkilendiğini belirtiyor

Ipsos’un Koronavirüs Salgını ve Toplum Araştırması’nda çalışanlara, “Kasım ayında açıklanan yeni kısıtlama kararlarından işinin veya işyerinin etkilenip etkilenmediği” soruldu. Verilen yanıtlar incelendiğinde; Çalışanların %70’i; işi/işyerinin bu kısıtlamalardan çok fazla veya kısmen etkilendiğini belirtiyor. Bu soru dünyanın en büyük şehirlerinden biri olan İstanbul için de sorulduğunda sonuçların oldukça benzer olduğu görülüyor.  İstanbul yanıtlarının detayına bakıldığında ise rakamlar; %30 çok etkilendiğini, %41 ise kısmen etkilendiğini dile getiriyor. 

İstanbullular, Türkiye Geneline Kıyasla Virüsü Kendileri ve Aileleri için Daha Ciddi Bir Tehlike Olarak Görüyor.

Ipsos’un yaptığı araştırmada; İstanbul halkının salgınla ilgili değerlendirmelerini ve deneyimleri de daha detaylı ortaya koyuluyor. Koronavirüsün kendileri ve aileleri için tehlike oluşturduğunu düşünenlerin oranı ülke genelinde oldukça yüksek. Toplumun %57’si ciddi bir tehlike olduğu görüşünde… Bu oran, İstanbullular arasında daha da yüksek (%65). Virüsün kısmen tehlike oluşturduğunu düşünenlerle beraber oran %90 seviyesine çıkıyor.

Salgının Gidişatının Kötü Gittiğini Düşünenler Ağırlıkta. İstanbul Halkı, Ülke Geneliyle Benzer Görüşte. Ipsos’un araştırmasında; vatandaşlara ülkemizde koronavirüsle mücadelenin gidişatına dair değerlendirmeleri soruldu.  Gidişatı kötü bulanlar %47, çok kötü bulanlar ise %25. Diğer bir ifadeyle her 10 kişiden 7’si gidişatın kötü veya çok kötü olduğunu düşünüyor. İstanbul halkı da ülke geneliyle benzer bir değerlendirme yapıyor.

Toplumda İstanbul’a Giriş-Çıkışların Kısıtlanması Beklentisi Hakim… İstanbullular Bu Uygulamayı Daha Fazla Destekliyor. Araştırmanın gerçekleştirildiği dönemde ülkemizde vaka sayısının ortalama 30bin olduğu açıklandı. Vatandaşların salgının hız kazanmasıyla beraber daha geniş kapsamlı kısıtlama beklentisi içine girdiği ortaya çıkıyor. Toplumun %80’i İstanbul’da giriş çıkışlara kısıtlama getirilmesi gerektiğini savunuyor. İstanbul halkı bu fikri daha da fazla destekliyor. %84, İstanbul için giriş-çıkış kısıtlaması getirilmesini söylerken, buna karşı çıkanların oranı %9 ile sınırlı kaldı.

Okulların Kapatılma Kararı Ülke Gelinde Destek Görüyor. İstanbul’da Destek Düzeyi Daha Yüksek.. Salgın sürecinde eğitimin nasıl devam edeceği ülkemizin en önemli konu başlıklarından birisi oldu. 31 Ağustos’ta uzaktan eğitimle başlayan yeni eğitim-öğretim yılı, 21 Eylül’de kademeli olarak yüz yüze eğitime geçiş yapılması kararıyla devam etti. Çocukların okula gidip gitmemesi ebeveynlerin tercihine bırakıldı. Ancak; yeni alınan bir kararla ara tatilden sonra okula dönülmeyeceği, tekrar uzaktan eğitime geçileceği açıklandı. Bu son karara ilişkin kamuoyunun yaklaşımını sorduğumuzda %77’si bu kararı doğru bulduğunu ifade ediyor. Karara karşı çıkanlar toplumun %15’ini oluşturuyor. İstanbul halkı, okulların kapanması kararına daha fazla destek veriyor. %83 bu kararın doğru olduğu görüşünde. Nüfus yoğunluğu, okula servisle gidip gelen veya toplu taşıma kullanmak zorunda kalan öğrencilerin sayısının İstanbul’da yüksek olması gibi etkenler bu görüşü İstanbul için daha güçlendirmiş olabilir.

Ipsos’un Türkiye CEO’su Sidar Gedik konuyla ilgili değerlendirmesinde;

Korkutucu seviyelere ulaşmış olan günlük vaka sayıları hepimizi tedirgin ediyor, vatandaşlarımız gidişattan memnun değiller. Uzun zaman sonra yeniden ülke olarak sokağa çıkmadığımız bir hafta sonunu geride bıraktık. Salgınla mücadele tedbirleri geniş destek buluyor. Tabi bu önlemlerin faydalarını ancak önümüzdeki günlerde görebiliriz. Sağlık Bakanı geçtiğimiz günlerde İstanbul’daki vaka sayısında %25 düşüş gözlemlendiğini ancak mücadelenin devam etmesi gerektiğini belirtti. Ülke olarak endişeliyiz ancak İstanbul’da yaşayanların endişe düzeyi Türkiye genelinden de yüksek. Okulların uzaktan eğitime geçmesi uygulaması gibi tedbirlere İstanbul’da daha fazla destek var. İstanbul nüfus yoğunluğu nedeni ile salgın ile mücadelede çok özel bir konuma sahip, çalışan kesimin yaşadığı tüm olumsuz etkilere rağmen Türkiye genelinde her on kişiden sekizi İstanbul’a giriş çıkışa sınır getirilmesi fikrini paylaşıyor, hatta İstanbullular arasında bu oran biraz daha yüksek” dedi.

Hastaneye bile gitmeye korkuyor

Hastaneye bile gitmeye korkuyor

Koronavirüs Salgını ve Toplum Araştırması ile Ipsos; Türkiye’de koronavirüs vakasının ilk kez tespit edilmesini takiben vatandaşların bu konuya ilişkin farkındalık düzeylerini, endişelerini, değişen davranışlarını ortaya koymaya devam ediyor.

Ipsos’un gerçekleştirdiği Koronavirüs Salgını ve Toplum Araştırmasının 31. Döneminde ;  vatandaşların gündeminde olan en önemli başlıkları inceliyor.  Araştırma verilerine bakıldığında; bu dönem bireylerin sadece sosyal hayata katılırken değil, hastaneye gitme, toplu taşımaya binme gibi zorunlu ihtiyaçlarını karşılarken de kendini rahat hissmediği görülüyor.  Her 10 kişiden 7’si hastaneye gitme (%71) ve toplu taşıma  kullanma (%67) konusunda ciddi endişe taşıdığını belirtiyor. Toplam endişe düzeyine baktığımızda neredeyse tüm vatadaşların endişeli olduğu ortaya çıkıyor. (sırasıyla %95; %91). Markete-süpermarkete gitme konusunda ise kısmen endişeli olanların oranı daha yüksek (kısmen endişeli: %44; çok endişeli %38). Bu durumun bir nedeni, bu alışveriş noktalarında diğer iki faaliyete kıyasla virus bulaşma riskinin kısmen daha düşük olması şeklinde düşünülebilir.

TOPLUMUN YARISINDAN FAZLASI, 65 YAŞ ÜZERİ VATANDAŞLARA YÖNELİK SOKAĞA ÇIKMA YASAĞINI DESTEKLİYOR.

Artan vaka sayıları nedeniyle 65 yaş ve üzeri vatandaşlara yönelik sokağa çıkma kısıtlaması önce bazı illerde başlamıştı, daha sonra tüm Türkiye’de uygulanmasına karar verildi. Ipsos ; bu karara ilişkin kamoyunu desteğini sorguladığında toplumun %65’inin bu kararı doğru bulduğunu tespit etti. Karara karşı olanlar ise ağırlıklı olarak yasağın herkesi kapsaması gerektiğini, belirli bir yaş grubuyla sınırlı olmaması gerektiğini düşünenler, ayrıca sokağa çıkma yasağına tümüyle karşı olan da sınırlı bir kitle var.

SALGININ ÜLKEMİZ ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ KONUSUNDA KÖTÜMSER HİSSEDENLERİN ORANI SON BİR AY İÇİNDE İKİ KATINA ULAŞTI.

Vatandaşlara son 1 hafta içinde koronavirüs salgınının ülkemiz üzerindeki genel etkileri hakkında hislerini sorduğumuzda %66’sı daha kötümser olduğunu söyledi. Bu oran Ekim ayında %33 seviyesindeydi. Kötümser hissedenlerin oranındaki bu ciddi artış dikkat çekici. Artan hasta ve vaka sayılarıyla beraber toplumdaki iyimser hava da dağılmışa benziyor. Özellikle lise ve üzeri eğitim seviyesine sahip vatandaşlarda bu olumsuz değerlendirme daha yaygın.

KORONAVİRÜS AŞISININ KULLANIMINA İLİŞKİN TOPLUMDA GÖRÜŞ BİRLİĞİ YOK. Koronavirüse karşı aşı çalışmaları yoğun bir şekilde devam ederken umut verici haberler yayılmaya başladı. Alman biyoteknoloji şirketi Biontech ile Amerikan ilaç şirketi Pfizer tarafından geliştirilen aşının koronavirüse karşı korunmada yüzde 90 etkili olduğu açıklandı. Aşının onaylanmasından sonra yıl sonuna kadar 50 milyon doz, gelecek sene ise 1.3 milyar doz aşı üretilmesi planlanıyor. Bu haberin hemen akabinde ise Moderna çalıştıkları aşının Covid-19’u engellemede yüzde 94,5 başarılı olduğunu duyurarak aşı çalışmalarının başarılı bir şekilde ilerlediğini açıklayan ikinci Amerikalı şirket oldu.

Tüm bu gelişmeler çok umut verici öte yandan kullanıma ilişkin hususlar, yani bu aşıya ülkelerin erişiminin nasıl olacağı ve kimlerin öncelikli aşı olacağı konusu henüz çok net değil.

TOPLUMDA GELİŞMİŞ ÜLKELERİN AŞIYA DAHA ÖNCE ERİŞECEĞİNE DAİR YAYGIN BİR KANAAT VAR. Geçtiğimiz hafta “vatandaşlara aşı bulunsa aşının devlet tarafından zorunlu tutulmasını mı yoksa bireylerin isteğine bırakılmasını mı tercih ettiklerini” soruldu. Bu konuda toplum ikiye ayrılmış gözüküyor. %49 aşının zorunlu olması gerektiğini savunurken, %40 bireysel tercihten yana. Vatandaşlar, aşının kullanıma hazır olduktan sonra gelişmiş ülkelerin öncelikli olarak aşıya erişeceğini düşünüyor (%68). Salgını kontrol altına almak için tüm ülkelerin aşıya ulaşması gerektiği açık. Bu hafta sonu başlayan G20 zirvesinin ana konularından birisi de aşının dünyada dağıtımı.  Bakalım gelişmiş ülkeler bu sınavdan başarıyla geçebilecek mi?

 

Toplumun %84’ü sokağa çıkma yasağını destekliyor

Toplumun %84’ü sokağa çıkma yasağını destekliyor

Koronavirüs Salgını ve Toplum Araştırması ile Ipsos; Türkiye’de koronavirüs vakasının ilk kez tespit edilmesini takiben vatandaşların bu konuya ilişkin farkındalık düzeylerini, endişelerini, değişen davranışlarını ortaya koymaya devam ediyor.

Ipsos’un gerçekleştirdiği Koronavirüs Salgını ve Toplum Araştırmasının 30. Döneminden derlenen verilerle;

  • Olması durumunda hafta sonu sokağa çıkma yasakları
  • Yakın ya da uzak tanıdıklarda vaka görülümü
  • Cafe, restoran gibi işletmelerin gece 22 :00’den sonra kapatılması konularında kamuoyunun nabzını tuttu.

Ipsos’un yaptığı araştırmaya göre Toplumun % 84’ü hafta sonu tüm Türkiye’de ya  da bazı illerde bile olsa sokağa çıkma yasağının uygulamasının tekrar başlatılmasını destekliyor. 

Ipsos’un gerçekleştirdiği araştırmalarda; yaz döneminin sonundan bu yana salgının pik yaptığına dair kaygılar, ilgili sorulara verilen yanıtlardan okunuyordu. Beraberinde bu kaygı toplumun her bölümünde konuşulurken, Sağlık Bakanlığı’nın yaptığı günlük vaka artışlarından da izleniyordu. Şimdi 6-10 Kasım haftasına gelindiğine her 10 kişiden 6’sının yakın ya da uzak tanıdıklarından birine korona teşhisi konulduğuna dair haber aldığının görülmesi de bütün bu verilerin gidişata yönelik gösterdiği nokta oldu.

Koronavirüs vaka sayılarındaki artış, yakın ya da uzak tanıdıklardan birine koronavirüs teşhisi konması ile birlikte geçen hafta içinde yürürlüğe konan cafe / restoran / internet cafe gibi işletmelerin saat 22’den sonra kapatılmasına yönelik alınan kararları halkın çoğunluğu destekliyor. Hatta %33’ü tüm gün kapatılması gerektiği görüşünde…

6 – 10 Kasım haftasına gelindiğinde her 10 kişiden 6’sı çevresinde yakın ya da uzaktan tanıdığı birine korona teşhisini duymaya başlamış durumda.  Hem hasta sayılarındaki artış hem de kendi çevrelerinden birinde bu teşhisi konmuş olması kişilerin yeni yasakların gelmesi konusunu da desteklediğini görüyoruz. En son alınan gece 22’den sonra bazı işletmelerin kapanmasına yönelik kararı ve hatta hala hafta sonu sokağa çıkma yasağımı toplumun çoğunluğu istiyor. Ama gerek dünyadaki koronavirüs vaka sayısındaki artış, gerekse de tüm haber kanallarında konunun ciddiyetine yönelik verilen haberlere rağmen her 5 kişiden 1’i Türkiye’de salgının ikinci pik dönemi yaşandığını düşünmüyor. Tabii ki bu kadar çok kişinin hala bu konuda tehlikeyi görmüyor olması birey olarak kendi alacağımız önlemleri daha kritik kılıyor. 

Toplumun %61’i salgının ikinci dalgasının yaşandığını düşünürken, %22’si ikinci bir pik yaşandığını düşünmüyor.

Ipsos’un Türkiye CEO’su Sidar Gedik konuyla ilgili değerlendirmesinde; “Sağlık Bakanlığı’nın bilgilendirmelerinden hasta sayısının her geçen gün arttığını hepimiz görüyoruz. Önlemler sıkılaşmaya başladı, 65 yaş üstü vatandaşların sokağa çıkma süresi azaldı, açık alanda sigara içme yasağı geldi. Bazı Avrupa ülkelerinde sıkı karantina düzenine geçildi. Ülkemizde her on kişiden altısı yakın veya uzak tanıdıklardan Covid pozitif haberi aldığını belirtiyor. Virüs her yerde… Ve tüm bu gelişmelere rağmen hala toplumun yaklaşık beşte biri salgında yeni bir zirve yaşandığını düşünmüyor. Daha önceki haftalarda da gördüğümüz üzere milyonlarca insan hala bu fikirde. Geri kalan vatandaşlar da ister istemez daha sıkı önlem talebinde bulunuyorlar. Restoran ve kafelerin gece 22.00’den sonra kapatılması uygulaması destekleniyor, hatta tüm gün kapatılmalı diyen bir grup da var. Neredeyse her on kişiden sekizi hafta sonu sokağa çıkma kısıtlamasının yeniden uygulanması düşüncesinde. Haksız da sayılmazlar, yoksa sorunu önemsemeyen, neredeyse inkar eden önemli bir kesim varken hastalık ile mücadele çok zor olacak. Haberini aldığımız aşı ve belki arkasından gelecek başka aşılar yaygın şekilde uygulanana kadar dayanabilmek için hem bilinçlenmek, hem de topyekun önlem almak zorundayız” dedi.