Yazılar
Fatih Gühan “İlhami benim en yakın arkadaşım oldu”
Genç yaşta oyunculuk kariyerine adım atan Fatih Gühan, “Kızılcık Şerbeti”ndeki İmam İlhami karakterini, mesleki yolculuğunu ve gelecek hayallerini anlattı. “Her karakter, hayatıma yeni bir pencere açıyor” diyen Gühan, oyunculuk dışında yazarlığa olan ilgisini ve hayatında iz bırakan sanatçıları da paylaştı.
Röportaj: Nazan Ortaç nazanortac@outlook.com.tr

Oyunculuk kariyerinize nasıl başladınız? Sizi bu alana yönlendiren etkenler nelerdi?
Profesyonel anlamda kariyerim, henüz konservatuvarda son sınıf öğrencisiyken “Beni Affet” dizisinde konuk oyuncu olmamla başladı. Ardından aynı yapım şirketi, yeni projeleri “Beni Bırakma” dizisi için benimle çalışmak istedi ve böylece dört sezon süren dizi maceram başladı. Konservatuvarın son sınıfını hem dizide oynayıp hem de sınavlara girerek tamamladım. Dizi seti Ankara’da, okul ise Isparta’daydı; o süreç biraz zorlayıcıydı…
Oyunculukla ilk tanışma ve yönlendirilme sürecim ise ilkokulda başladı. Öğretmenim Yıldızhan Hanım, sahne sanatlarına ilgimi ve kabiliyetimi fark ederek ailemle konuştu. Derslerde çok başarılı olmayan, haylaz bir öğrenciydim ama yıl sonu müsamerelerinde bana her zaman roller vererek destek oldu. Ailemle konuşarak bu alana yönlendirilmemi önermişti. Ailem de uygun gördü ve beni her zaman destekledi. Sağ olsun, hâlâ kendisiyle görüşüyoruz ve her projemde iyi dileklerini alıyorum. Daha sonra Uşak’ta arkadaşlarımla amatör bir tiyatro topluluğu kurduk. Oyunlar sahneledik, kısa filmler çektik. Sonrasında hepimiz farklı şehirlerde konservatuvara dağıldık.
“Kızılcık Şerbeti” dizisinde canlandırdığınız İmam İlhami karakteri hakkında neler söyleyebilirsiniz? Bu rol için nasıl bir hazırlık süreci geçirdiniz?
İlhami ideal bir insan. Modern zamanlarda gerçek olduğuna inanamayacağımız kadar tertemiz bir adam. Yaptığıyla söylediği, söylediğiyle düşündüğü, düşündüğüyle hissettiği tutan birisi. Çok hüzünlü bir gönül hikayesi var. Düğün günü, evleneceği eşini bir trafik kazasında kaybediyor. Bundan sonra ise gönlünü kapatıp, kendini Allah yoluna adamış. Hayatına dahil olan Nursema ile birlikte gönlünün kapattığı kapıları aralanmaya başlıyor. Aşk, sadakat ve dostlukla sınanıyor. İlhami kaderi onu çağırdığında başını eğip yürüyor. Bunların dışında soru sormaktan asla çekinmeyeceğiniz bir imam. Kimseyi yargılamıyor. Kendisine zarar veren birisi olsa dahi, onunla empati kurabilmeyi başarıyor. Empati ve sevgi, İlhami’nin sorunları çözmekte ilk refleksi. Nursema’yı mutlu edebilecek birisi. İyi eğitimli, iyi bir entelektüel.
Tanıştığımız günden bu yana benim en yakın arkadaşım. Birçok sorunda benim bambaşka bir perspektiften bakabilmemi sağlıyor. Hayatıma güzel bir pencere açtı ve içeriye bol bol temiz hava ve ışık giriyor. Devam eden bir proje olduğu için İlhami karakterine çalışmaya çok vaktim yoktu. Bir hafta içinde başlamıştı hikâye. Bu süreçte hemen bir hocamdan oyuncu koçluğu için destek aldım.
Önceden de merakım olan Tasavvuf ve Mesnevi’yle ilgili okumalar yapmaya başladım. Bu felsefeyi benimsemiş ve bu konuda yetkin kişilerin içeriklerini izledim. Hayata bakışları, hitabetleri, hâl ve tavırlarını gözlemledim. Sosyal medyada birçok imamın profillerini inceledim. Bunlar elbette çok popüler, herkesçe bilinen isimler değildi. Tabir yerindeyse ‘stalk’ yaparak, İlhami’ye en benzer yaşam biçimine sahip olanları gözlemledim. Çocukluğumdan itibaren zihnimde birçok imam figürü ve tanıdığım insanlar da vardı. Hepsinin bir karması olarak ortaya İlhami çıktı.

Daha önce “Beni Bırakma” dizisinde de önemli bir rol üstlendiniz. Bu projedeki deneyimlerinizden bahseder misiniz?
“Beni Bırakma” projesi benim hayatımda bir dönüm noktasıdır. O kadar sevilen ve başarılı bir dizide rol almasamm, belki de okuldan sonra hayatım bambaşka bir yönde ilerleyebilirdi. Dizide Bora karakterini canlandırdım. Bora, her şeyden önce hırçın, fena bir çocuktu. İstediği şeyler için her şeyi yapabilecek, kötü olmaktan çekinmeyen bir adamdı. Bunun da elbette sebepleri vardı: Yetimhanede geçen bir çocukluk, sokaklarda şiddet ve zorbalık içinde geçen bir ergenlik ve yetimhaneden bu yana çocuk kalbiyle taşıdığı Zeynep’in aşkı. O aşk, onun iyi bir adam olma ihtimaliydi. Aşkıyla, öfkesiyle, kendine has mizahıyla çok sevildi. Seyirciden çok güzel tepkiler aldı. Benim hayatımda da her zaman ‘iyi ki’lerle anacağım bir yerde duruyor.
Oyunculuk dışında başka sanat dallarıyla ilgileniyor musunuz? Hobileriniz ve ilgi alanlarınız nelerdir?
Oyunculukla çok uzak bir yerde değil, yine sahne sanatlarının bir parçası olarak yazarlık ilgili olduğum, sevdiğim bir alan. Yakın çevremdeki arkadaşlarım, güvendiğim üstatlarım bu konuda beni her zaman cesaretlendirdi. Elim biraz kalem tutuyor, çok da seviyorum. Yazdığım oyunlar var, sahnelenenler var, bekleyenler var. Tarih benim için önemli ve iyi vakit geçirdiğim bir alan. Boks yapmak harikaydı; bir süredir eskisi kadar yoğun antrenman yapamasam da hala en sevdiğim hobim.

Sosyal medyada oldukça aktifsiniz. Bu platformlar üzerinden hayranlarınızla iletişim kurmak sizin için ne ifade ediyor?
Sosyal medya oyuncular için artık bu işin bir parçası, böyle bir gerçeklik var. Ben de bunun farkındayım. İşimin bir parçası ve işimle ilgili kısmıyla ilgileniyorum. Ölçülü biçimde orada aktif olmaya çalışıyorum. Bana atılan mesajlara, yapılan yorumlara bakıyorum ve okuyorum. Benim için kıymetli. Yaptığım işin izleyicideki karşılığını görmeye çalışıyorum ama bütün geri bildirimi de oradan almıyorum elbette. Sosyal medya, hem içerik üreten hem de içerikleri izleyenler için ölçülü olunması gereken bir yer. Bazen ben de ekranı kaydırırken zamanın nasıl geçtiğini anlamıyorum.
Gelecekte yer almak istediğiniz projeler veya canlandırmak istediğiniz özel bir karakter var mı?
O kadar çok ki! Ben tarihle ilgili okuduğum, izlediğim her şeyden heyecanlanıyorum. Tarihimizde yer alan önemli insanların hepsi için ‘keşke olsa da oynasam’ diyorum. Bunların yanı sıra türkülerin hikayeleri, anonimler beni düşümde sürüklüyor. Elbette uluslararası bir projede oynamayı her oyuncu gibi çok istiyorum. Tiyatroda bir de ‘Hamlet’ değilse bile ‘Macbeth’… Belki bir gün, neden olmasın.

Set dışında günlük hayatınız nasıl geçiyor? Rutinleriniz ve vazgeçilmezleriniz nelerdir?
Setler genel olarak fiziksel açıdan da çok yorucu çalışma ortamları. Her şeyden önce açıkçası dinleniyorum. Mutlaka bir sonraki günün ezberi ve çalışması oluyor. Eğer üst üste set günlerim yoksa yakın arkadaşlarımla buluşmak, kahve içmek benim için bir vazgeçilmez. Spor salonu ve antrenman olabiliyor. Bazen Moda İskelesi’nde bulunan kütüphanede, bazen Kuzguncuk’ta tertemiz bir kafayla okumak…
Hayranlarınızdan aldığınız en ilginç veya unutulmaz geri bildirim neydi?
Bir defasında Ankara’da AVM’de, bir hanımefendi “Siz çok fenasınız, çok kötüsünüz” diye bağırmıştı. İlhami’den sonra yine sokakta bir arkadaş grubu birden “Ailemizin imamı” diye sarılmıştı. İkisi de birden, ansızın ve sonradan eğlenceliydi.
Sizi en çok etkileyen veya ilham veren sanatçılar kimler, yapıtlar neler?
Beni geçmişte Türkiye’deki bütün önemli usta oyuncular etkilemiştir aslında. Örneğin tiyatromuzun ustaları, Yeşilçam’ın starları hepsinden bir parça bir hayranlık, az biraz aşırma ya da ilham alma elbette vardır. Bu isimlerin hepsi aynı zamanda sokakta bu ülke içinde birer anıt. Hepimizin ortak değeri ve adını duyunca gülümsediğimiz, içimizi ısıtan, kapımızda görsek evimizde baş köşede ağırlayacağımız insanlar.
Hayatımda etkisi olan şair ve yazarlar var… Gençliğimin henüz başında kafamın içi Nazım Hikmet, Cemal Süreyya, Ahmed Arif, Özdemir Asaf, Orhan Veli doluydu… Üniversitede Shakespeare ve Çehov öğrendikçe güzelleşti, Bertolt Brecht aklımı başımdan aldı, ‘bu ne acayip abiymiş böyle’ dedim! Ben Brecht’e şaşırırken, geleneksel Türk tiyatrosu ‘o abinin babası biziz evladım’ dedi! Oraya daldım… Ardından Yunus Emre ile tanıştım, Mevlâna ile tanıştım…Tüm bu yazılanlar, sanatçılar, eserler hayatımı şekillendirdi.
Son olarak, takipçilerinize ve izleyicilerinize iletmek istediğiniz bir mesaj var mı?
Güzel yorumları ve güzel sözleri için, övgüleri için hepsine çok teşekkür ediyorum. Daha nice güzel işler, roller ve karakterlerde birlikte hissedip, birlikte anlamayı diliyorum. Bir de arkadaşlar; profil ziyaretleri milyon ama takipçi sayısı 60 bin! Bakıp çıkıyorsunuz, böyle ilerleyemeyiz ki (gülüyor)…

“EĞİTİM OLMADAN OYUNCULUK OLMAZ”
Genç oyuncu adaylarına kariyerleri için ne gibi tavsiyelerde bulunursunuz?
Oyuncu adayları için ilk tavsiyem mutlaka eğitim… Ülkemizde artık çok sayıda şehirde tiyatro ve oyunculuk bölümü var. Yanı sıra özel üniversitelerin bölümleri var. Çok yetkin önemli kurslar var, kişisel oyuncu koçları var. Konservatuvar olmazsa olmaz demiyorum ama eğitim olmazsa olmaz! Yoksa yeteneğe ve hayallere de yazık olur diyorum. Her meslekte olduğu gibi bunu da bir meslek olarak düşünüp, profesyonel bir şekilde eğitim almak gerekiyor. Mutlaka eğitim aldıkları yer, eğer bir kurs veya kişisel atölye ise kurumun güvenilirliğini ve eğitmenlerin yetkinliğini sorgulamalılar. Daha önce oradan eğitim alanlarla iletişim kurmalılar. Oyuncu adayının yaşı tecrübesi yeterli değilse, aileleri bu konuda dikkatli ve titiz olmalılar. İyi bir eğitimle birlikte zaten benim önerebileceğim tüm tavsiyelerden daha iyilerine sahip olacaklardır. Bir de meslekleriyle ilgili network’lerini sürekli geniş tutmalılar. Her işte geçerli olan profesyonel kurallar bu işte de geçerli.
Kalpten gelen bir oyunculuk hikayesi…
Onur Özaydın, “Prens” dizisindeki Orion karakterinden sahnede Haluk Bilginer ile paylaştığı anlara, tiyatro tutkusundan müziğe uzanan yolculuğunu Pause Dergisi için anlattı: “Her karakteri özel kılmak hayalim.”
Röportaj: Nazan Ortaç

‘Prens’ dizisinde canlandırdığınız Orion karakteri, izleyicilerden büyük ilgi gördü. Orion’ı bu kadar özel kılan neydi sizce?
Orion bir komutan olsa da aslında içinde hiçbir kötülük barındırmayan, kalbi temiz bir karakter. Kan görmeye dayanamayan komutan mı olur (gülüyor)? “Ağzımızın tadı bozulmasın Ali Rıza Bey” cümlesini şiar edinmiş biri olduğu için, düştüğü durumlar seyirciye sempatik geliyor galiba.
Dizinin üçüncü sezonunda Orion’ı nasıl bir yolculuk bekliyor? İzleyicilere neler vaat ediyorsunuz?
Dizinin üçüncü sezonunun çekimlerine çok yakında başlayacağız ama henüz senaryo elimize ulaşmadı. Biz de merakla bekliyoruz.
‘Prens’ dizisindeki ekiple nasıl bir çalışma ortamınız var? Sette yaşadığınız unutulmaz bir anı paylaşabilir misiniz?
Ekip birbirini çok seven insanlardan oluşunca ve herkes iş disiplinine sahip, işinin ehli insanlar olduğunda tadından yenmez bir ortam çıkıyor ortaya. Hepsinin eline emeğine sağlık. Anıma gelince; maalesef benim bindiğim atın bana hükmettiği sahneyi unutamıyorum. Tersi olması gerekiyordu sanki (gülüyor).

Birbirinden farklı projelerde yer aldınız. Bu kadar farklı türdeki yapımlarda oynamak size nasıl bir oyunculuk perspektifi kazandırdı?
Bir oyuncunun belki de en çok istediği şeydir yer aldığı projelerin birbirinden farklı olması. Son dönemde ‘Yargı’da oynadığım Osman ile ‘Prens’te oynadığım Orion gerçek hayatta karşılaşsalar arkalarına bakmadan zıt yönlere koşarlar muhtemelen (gülüyor)… O yüzden çok şanslı hissediyorum.
Haluk Bilginer ile ‘Kral Lear’ oyununda sahne almak nasıl bir deneyimdi? Ondan öğrendiğiniz ve sizi etkileyen en önemli şey neydi?
Haluk abi ile oynamak benim en büyük hayalimdi. Gerçekleştiği için çok mutluyum. Ondan öğrendiğim en güzel şey; dünyanın en zor mesleğini yapmadığımızı unutmadan, bu işin bizim için bu kadar önemli olmasının sebebinin, başka hiçbir mesleği yaparak aynı derecede mutlu olamayacağımız gerçeğini bilmek. Ve o heyecan devam ettiği sürece her oyunun, her karakterin tadını çıkarmak.
Tiyatro, kariyerinizde nasıl bir yere sahip? Diziler ve tiyatro arasında nasıl bir denge kuruyorsunuz?
Tiyatroya 21 yıl önce, yani 18 yaşında başladım ve o zamandan beri hiçbir dönem uzak kalmadım. Kalmayı da düşünmüyorum diyelim. Bir oyuncunun en salt, en sade halini görürsünüz tiyatroda. Seyirci ile bire bir göz temasında bulunmak dünyanın en heyecan verici şeylerinden biri. Dizi ya da sinema projelerinde de her zaman faydasını gördüm tiyatro kökenli olmamın. İş ahlakı ve disiplini ile ilgili her şeyi tiyatroda geçirdiğim zamana borçluyum.
Müzik, sizin için bir hobi olmanın ötesinde bir ifade biçimi gibi görünüyor. Gitar çalıp şarkı söylerken nasıl bir ruh hali içinde oluyorsunuz?
Müzik, hayatımın bir yerinde hep oldu. Lisede ilk gitarımı aldığımdan beri en iyi arkadaşlarımdan biri oldu müzik. Yaptığım şarkıları insanlarla paylaşmak istediğim için son dört yılda, sözü ve müziği bana ait dört şarkı paylaştım. Eğer becerebilirsem, kendi şarkılarımdan oluşan mini bir albüm yapmak istiyorum.
Oğlunuz Uzay’ın sanata ya da oyunculuğa bir ilgisi var mı? Onunla vakit geçirirken en sevdiğiniz aktiviteler neler?
Uzay algıları çok açık, zeki bir çocuk. Annesi aynı zamanda drama eğitmeni olduğu için onun derslerine de gidiyor. Oyunculuğa bir yatkınlığı olduğu kesin. Muzip bir çocuk. Ama şu an futbol daha önde gibi… Uzay’la en çok futbol oynamaktan keyif alıyoruz. Hatta üzerine konuşmaktan da. Beraber maçlara gitmek en büyük zevkimiz. Onun dışında, eğlenceli soru-cevap oyunlarımız var. Canımın içi işte…
Hayalinizde canlandırmak istediğiniz özel bir karakter var mı?
Hayalimde özel bir karakter yok. Hepsini özel kılmak olabilir diyelim.

Genç oyunculara tavsiyeleriniz neler? Bu sektörde başarılı olmak için nelere dikkat etmeleri gerektiğini düşünüyorsunuz?
Gençler bol bol oyun okuyup, tiyatroya gitsinler. Sahneye ne kadar yakın olurlarsa donanımları o kadar artar. İlk iş ajansa yazılmak değil, kendini geliştirmek olmalı. Bu topraklarda çoğu insanın kumaşı oyunculuğa çok elverişli. İsteyip de başaramayacakları şey yok. İnansınlar ve çalışsınlar, gerisi gelir.
“Birlikte oynamaktan inanılmaz keyif alıyorum”
Şu anda ‘Üçü Bir Arada’ oyununda Cem Davran ve Celil Nalçakan ile sahne alıyorsunuz. Bu oyunun sizin için önemi nedir? Bu ikiliyle çalışmak nasıl bir deneyim?
Cem abi de Celil de oynamaktan inanılmaz keyif aldığım müthiş oyuncular. Bir oyunun kulisi bu denli güzel değilse, sahnede uzun yıllar oynanması mümkün değildir. Kalplerinin temizliği sanatlarına yansıyor. İyi ki beraberiz. Bu bir oyundan fazlası oldu her zaman. Üçümüz için de durum böyle.
Hatırlatma: Yunus Emre Gümüş’ün yazdığı ‘Üçü Bir Arada’ oyunu, 20 Ocak Pazartesi, saat 20:30’da İstanbul Sahne Dragos’ta seyirciyle buluşacak.
Mühendislikten oyunculuğa…
“Sıfır Bir”, “Sokağın Çocukları” ve “İnci Taneleri” dizileriyle tanıdığımız Onur Akbay, maden mühendisliğinden oyunculuğa uzanan sıra dışı hikayesini ve kariyerindeki dönüm noktalarını Pause Dergisi’ne anlattı. Akbay, başarıya ulaşmanın sırlarını, projelerden aldığı ilhamı ve hayranlarına mesajını paylaştı.
Röportaj: NAZAN ORTAÇ

Oyunculuk kariyerinizin başlangıç hikayesini bizimle paylaşabilir misiniz? Hangi nokta, bu alanda ilerlemeniz için sizi motive etti?
Oyunculuk aslında çok genç yaşlarda istediğim ve arzu ettiğim bir meslekti. Maden mühendisliği yaptığım esnada bir kapı açıldı. Bu kapı “Sıfır Bir” dizisi sayesinde oldu ve mühendislik yaptığım zamanla çakıştı. Radikal bir karar vermem gerekiyordu. Bir gece içerisinde bu kararı verip doğru yola sürüklendiğimi anladım. Serüvenim böyle başladı…
Bu dizide canlandırdığınız Cihat Sarsılmaz karakteri çok sevildi. Bu rol sizi kişisel ve profesyonel olarak nasıl etkiledi?
Cihat Sarsılmaz ilk oynadığım uzun soluklu karakterdi. Çok ortak nokta bulup, karakterle özdeşleştik. Belki de bu kadar sevilmesinin sebebi çok içselleştirdiğimden kaynaklı oldu. İlk karakterim olduğundan dolayı bana basamakları sakin bir şekilde öğrene öğrene çıkmamı sağladı. Amatörlükten profesyonelliğe geçiş sürecinde çok etkisi oldu.

“Sokağın Çocukları” dizisinde de Onur karakterini oynadınız. Bu projede yer almak sizin için ne ifade ediyor? Sokak kültürünü ekrana taşımak sizin için ne kadar önemliydi?
“Sokağın Çocukları” projesinde ilk başrol deneyimimi yaşadım sayılır. Sırtımda çok büyük bir yük vardı. Çünkü “Sıfır Bir” bitmişti ve benim için yepyeni bir proje başlamıştı. O projede bambaşka bir fiziksel değişimle bambaşka bir şiveyle bambaşka bir karakter oynadım. Evet kendi adımla oynadım bu belki bir dezavantajdı ama bana çok büyük tecrübe kazandırdı. Bir oyuncunun kendi adı ve soyadıyla oynayıp bambaşka bir karakter yaratması oldukça meşakkatli bir oyunculuk deneyimiydi. Sokak kültürünü aslında bu kadar derin ve net anlatıcı bir dille daha önce hiçbir proje anlatmamıştı. İnsanların o kültürü de görmesi ve bilmesi bence farklı bir dünya görmelerini sağladı.
Şu sıralar Kanal D’de yayınlanan “İnci Taneleri” dizisinde Necmi karakterine hayat veriyorsunuz. Bu karakteri diğer rollerinizden ayıran özellikler neler?
Necmi, keyifle oynadığım bir karakter. Çok temiz ve saf bir kalbi olan merhametli, sevdiklerine kör gözle kıymet veren saf bir sokak delikanlısı. Bu belki ona çok şey kaybettirecek ama kendi doğrularından vazgeçmeyen biri. Necmi’yi diğer oynadığım karakterlerden ayıran özellikleri çevresinde olan bitenlere biraz düz mantık yaklaşması. Zekâsından çok duygularıyla hareket ediyor olması. Çünkü diğer oynadığım karakterlerde hep liderlik ve hep bir zekâ söz konusu idi.

Gazapizm’in “Pusula” klibinde yer aldınız. Bu projede yer almak sizin için nasıl bir deneyimdi?
Gazapizm, yani Anıl Acar sevgili ve kıymetli dostum. Onunla ilk o klip sayesinde tanıştık ve etle kemik gibi ayrılmaz bir dostluğumuz oluştu. O klip zaten “Sıfır Bir” dizisinin bir parçasıydı. Klip deneyimini de ilk o kliple yaşadım. Klip çekmenin özellikle rap klibinde oynamanın ne kadar zor olduğunu anlamıştım. Bir günde çekilen hızlandırılmış bir klipti, çok yorucuydu fakat çok zevkliydi.
Oyunculuk kariyeri yapmak isteyen gençlere ne gibi tavsiyeler verirsiniz?
Oyunculuk çok kıymetli bir meslek. Ne veriyorsan kalbinden duygularından veriyorsun. O yüzden oyunculuğa yeni başlayacak arkadaşlara tavsiyem doğru görüp, doğru izleyip, doğru analiz etmeleri. Başarılı ve doğrucu eğitimler almaları ve çok izlemeleri. Ben çok izleyen bir oyuncu olarak mesleğimi başarılı bir şekilde icra etmenin sebebi, dünya çapındaki kariyerinde başarılı olan oyuncuları yakından izleyip kendimi onların yerine koymam oldu.

Sizce başarıya ulaşmanın ve sanat dünyasında kendini kanıtlamanın en önemli kriteri nedir?
Bence doğruluktan ayrılmamak. Az ve öz yaşamak. Kendin için doğru olanı sabırla beklemek. Hep önündekine bakma başkasının önündeki seni ilgilendirmemeli. Sanat dünyası biraz karmaşık bir dünya. Dürüst, yalansız ve samimi durdukça bir şekilde kendini kanıtlayabilirsin
Kendi hayatınızdan örnek alarak “asla unutamayacağım” dediğiniz bir dönüm noktası var mı?
Mühendisliği bırakıp oyunculuğa adım atma kararını verdiğim geceyi asla unutamam. Beyni kemiren sorular, geleceğe dair ne olacak sorusu tam bir keşmekeşin içinde olduğum bir geceydi. Beyaz bir kağıdı ortadan uzun bir çizgiyle ayırıp bir tarafına mühendislik hayatımın beni geleceğe taşıyacağı etkenler, diğer tarafa oyunculuğun beni nereye getireceği etkenleri yazmaya başladım. Sabahına da o doğru kararı vererek uyanmıştım.
Son olarak, sizi takip eden hayranlarınıza bir mesaj iletmek ister misiniz?
Beni izleyen, takip eden bütün sevenlerime çok teşekkür ederim. Onur Akbay’ı takip etmeye devam etmelerini temenni ederim. Çünkü farklı Onur Akbay gördükçe beni daha çok benimseyeceklerinden eminim.

Yılmaz Erdoğan ile çalışmak büyük şans
Yılmaz Erdoğan gibi büyük bir isimle aynı projede yer almak nasıl bir his? Ondan öğrendiğiniz en önemli şey nedir?
Yılmaz Hocayla çalışmak benim için büyük şans. Onu övmeye kelimeler yetmez. Çünkü kendisi büyük bir öğretmen, büyük bir öğretici. Oynadığımız her sahnede oyunculuğa dair çok şey kazandırıyor. Ondan hayata dair çok şey öğreniyorum. Gerek sahne aralarında gerek set dışındaki sohbetlerimizde hayata ve hakikate dair büyük öğretilerinden ders çıkarıyorum.
+90 544 455 22 63