Yazılar

Depresyon ve anksiyete birbiriyle yakın arkadaş gibi!

Depresyon ve anksiyete birbiriyle yakın arkadaş gibi!

Kişinin endişe, kaygı, korku gibi duygulara karşı aşırı tepkiler vermesine neden olan anksiyeteye işaret eden uzmanlar, bazı belirtilerin kişinin hayatının işlevselliğini ve ikili ilişkilerini etkileyebileceğini söylüyor. Anksiyetede kalbin hızlanması, nefes darlığı, bulantı ve baş ağrısı gibi fiziksel semptomların yaygın olarak görüldüğünü dile getiren Psikiyatri Uzmanı Dr. Erman Şentürk, “Depresyon ve anksiyete birbirlerine yakın arkadaş gibidirler. Bir tanesinin varlığında diğerinin ortaya çıkma olasılığı çok daha fazladır.” dedi.

Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Feneryolu Tıp Merkezi Psikiyatri Uzmanı Dr. Erman Şentürk, anksiyete ve depresyon birlikteliğine ilişkin değerlendirmede bulundu.

Dr. Erman Şentürk

Dr. Erman Şentürk

Geçmişe nazaran farkındalıklar artığı için başvurular çok arttı

Son zamanlarda anksiyeteye olan farkındalığın artmaya başladığını dile getiren Psikiyatri Uzmanı Dr. Erman Şentürk, “Bununla ilgili olarak yaşamın hızlanması, teknolojinin gelişmesi ve insanların sürekli bir yere yetişmeye çalışması gibi pek çok uyaran vardır. Tüm bunlar değerlendirildiğinde geçmişe nazaran farkındalıklar artığı için psikiyatriye başvuranların çok arttığı da görülüyor.” dedi.

Hastalıkların ayrışık noktaları da var

Kişinin endişe, kaygı, korku gibi duygulara karşı aşırı tepkiler vermesine neden olan anksiyeteye dikkat çeken Dr. Erman Şentürk, “Yaygın anksiyete bozukluğu, panik atak, fobiler, agorafobi, sosyal fobi, ayrılık anksiyetesi ve travma sonrası stres bozukluğu gibi pek çok rahatsızlıklar bulunmaktadır. Hastalıkların birbirine benzeyen yönleri olduğu gibi ayrışık noktaları da vardır. Bazı belirtiler ise kişinin hayatının işlevselliği ve ikili ilişkilerini etkileyebilir. Bunlar kalbinin hızlanması, nefes darlığı, bulantı ve baş ağrısı gibi fiziksel semptomlar yaygın olarak görülmektedir. Bu belirtiler, kişinin günlük yaşamını ve sosyal ilişkilerini önemli ölçüde zorlaştırabilir.” diye konuştu.

Depresyon klinik tablo

Dr. Erman Şentürk, “Depresyon klinik tablodur ve en az iki hafta kişinin o klinik tabloyu yaşaması gerekiyor. Gün içerisindeki ufak çöküşler, demoralize olduğu anlar ve kendini kötü hissettiği zamanlar depresyon olarak değerlendirilmemeli. Depresyon bunların çok daha ötesinde psikolojik açıdan ve motor fonksiyonları açısından gerilik yaratan bir durumdur.” dedi.

Anksiyete bozukluğu ve depresyonda tedaviler de benziyor

“Depresyon ve anksiyete birbirlerine yakın arkadaş gibidirler. Bir tanesinin varlığında diğerinin ortaya çıkma olasılığı çok daha fazladır. Hem anksiyete bozukluğunda ve depresyonda medikal anlamda kullanılan tedaviler benzerdir.” diyen Dr. Erman Şentürk, bireyin sürece kendisini alıştırması gerektiğini, durum eğer kötü hale gelirse klinik olarak tabloyu daha da kötüleştirebildiğini belirterek, “Normal yaşantıda da her zaman mutlu olma olasılığı yoktur. Yaşantıda olumsuz duyguların da yaşanması gerekmektedir. İnsanın iyi bir ilişki yumağının olması gerekmektedir.” şeklinde sözlerini şöyle tamamladı.

Sınav stresi beslenme düzenini de etkiliyor!

Sınav stresi beslenme düzenini de etkiliyor!

Sınav stresinin fiziksel, duygusal, zihinsel ve sosyal yönden öğrencileri etkilediğini ifade eden uzmanlar, bu dönemin kimi öğrencilerde iştah azalmasına sebep olurken, kimi öğrencilerde de aşırı yeme davranışına neden olabildiğini söylüyor.

Yeme düzeninin bozulmasının da vücutta stres düzeyini arttırabildiğini kaydeden Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, “Öğrenciler üzerinde yapılan klinik çalışmalarda, öğrencilerin sınav dönemlerinde çikolata, baklava gibi şekerli besinleri, çayı ve kahveyi normale göre daha çok tükettikleri görülmüştür.” dedi.

Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, sınav dönemi beslenme hakkında bilgi verdi.

Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, sınav dönemi beslenme hakkında bilgi verdi.

Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit

Sınav stresi beslenme düzenini de etkiliyor

Sınav stresinin fiziksel, duygusal, zihinsel ve sosyal yönden öğrencileri etkilediğini ifade eden Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, “Birçok öğrencinin sınav dönemlerinde strese bağlı beslenme düzenleri de etkileniyor. Kimi öğrencilerde bu dönem iştah azalmasına sebep olurken, kimi öğrencilerde aşırı bir yeme davranışına sebep olabilir.” dedi.

Şekerli besinler daha çok tüketiliyor

Sınav stresinin yeme davranışlarındaki bozulmayı etkilerden, yeme düzeninin bozulmasının da vücutta stres düzeyini arttırabildiğini kaydeden Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, “Öğrenciler üzerinde yapılan klinik çalışmalarda, öğrencilerin sınav dönemlerinde çikolata, baklava gibi şekerli besinleri, çayı ve kahveyi normale göre daha çok tükettikleri görülmüştür.” diye konuştu.

‘Şeker zihni açar sözü’ yanlış mı?

Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, sınav dönemlerinde öğrencilerin daha rahat odaklanabilmeleri için vücudun ihtiyacı olan temel besin maddelerini almalarının oldukça önemli olduğunu ifade ederek, şunları anlattı:

“Birçok çalışmada, şeker tüketimi arttıkça stres düzeyinin da arttığı gösterilmiştir.  Peki yıllardır bizlere söylenen ‘Şeker zihni açar sözü’ yanlış mı? Beynin birinci enerji kaynağı glikozdur yani bir çeşit şekerdir. Ancak bu şekeri direkt rafine olarak almak yerine kuru meyvelerden, bulgur, tam buğday ekmeği, yulaf gibi tam tahıllardan almak daha doğrudur. Örneğin; bir adet kesme şeker yerine kuru üzümden alınan şeker, vücuda hem glikoz, hem de potasyum, kalsiyum, magnezyum gibi mineralleri sağlayarak bilişsel aktiviteleri arttıracaktır.

Konsantrasyonun kolay dağılmasına sebep oluyor

Özellikle sınav dönemlerinde öğrencilerin çay, kahve gibi kafeinli besinleri de yüksek miktarda tüketildiği görülmektedir. Bu sıvıların yüksek miktarda tüketilmesi sık idrara çıkmaya, vücuttan sıvı kaybına, konsantrasyonun kolay dağılmasına sebep olabilmektedir. Özellikle sınav dönemlerinde günde 2 fincandan fazla kahve tüketimi uygun değildir.”

pausejournal

Yeterli miktarda su tüketimi oldukça önemli

Bu dönemde öğrencilerin özellikle beslenme rutininde olmayan farklı bir besini tüketmemelerinin daha uygun olduğunu da ifade eden Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, şu önerilerde bulundu:

“Öğrencilerin rutinlerini bozmayacak şekilde ancak daha sağlıklı bir şekilde beslenmeleri, stres düzeylerini azaltacaktır. Son günler motivasyon arttırmak için gidilen fast food restoranları çok uygun olmayabilir. Yüksek şekerli, yüksek yağlı hazır besinler stres düzeyini arttıracaktır. Bunların yerine az yağlı etler, organik tavuk veya hindi etleri, Omega 3 zengini balıklar, kuru baklagil yemekleri, sebze yemekleri gibi daha çok ev yapımı yemekler, çiğ kuruyemişler, çiğ kuru meyveler tercih edilmelidir. Sınav öncesi birkaç gün kuru baklagiller ve brokoli, karnabahar gibi gaz yapan yiyeceklerden uzak durulabilir. Yeterli miktarda su tüketimi oldukça önemlidir ancak; su tüketilirken gün içine yayılmalıdır. Yavaş yavaş tüketilmelidir.”

Mevsim geçişiyle vücut savunması zayıflıyor, enfeksiyon riski artıyor!

Mevsim geçişiyle vücut savunması zayıflıyor, enfeksiyon riski artıyor!

Halk arasında ‘mide gribi’ olarak da bilinen gastroenteritin klinik olarak bulantı, kusma, karın ağrısı, ishal ya da yüksek ateş gibi şikayetlerle ortaya çıktığını kaydeden uzmanlar, gastroenteritlerin çoğunun viral kaynaklı olduğunu, bakteriyel ya da nadir de olsa paraziter kaynaklı olabileceğini de söylüyor. Gastroenteritin özellikle ilkbahar ve sonbahar aylarında sık görüldüğüne işaret eden Dahiliye Uzmanı Prof. Dr. Aytaç Atamer, “Çünkü bu dönemler mevsim geçişi olduğundan dolayı vücudun sistemi zayıflıyor ve enfeksiyonlara karşı direnç de azalıyor. Böylece gastroenteritler de sık görülüyor.” dedi.

Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Dahiliye Uzmanı Prof. Dr. Aytaç Atamer, mide bağırsak sistemi enfeksiyonu “Gastroenterit” hakkında bilgi verdi.

Prof. Dr. Aytaç Atamer

Prof. Dr. Aytaç Atamer

Gastroenteritlerin çoğunun kaynağı viral

Mide bağırsak sisteminin enfeksiyonunun “Gastroenterit” olarak adlandırıldığını ifade eden Prof. Dr. Aytaç Atamer, “Halk arasında mide gribi olarak da biliniyor. Gastroenterit klinik olarak karşımıza bulantı, kusma, karın ağrısı, ishal ya da yüksek ateş gibi şikayetlerle çıkıyor. Gastroenteritlerin çoğunun kaynağı viraldir. Bunlar rotavirüs ya da norovirüs olabilir. Özellikle çocuklarda görülenler daha çok viral kaynaklıdır. Bunun dışında gastroenteritler, bakteriyel ya da nadir de olsa paraziter kaynaklıdır.” dedi.

Gastroenteritin tedavisi var mı?

Farklı etkenlerle ortaya çıkabildiği için gastroenteritlerin tedavisinin mümkün olduğunu dile getiren Prof. Dr. Aytaç Atamer, “Viral kaynaklı olan gastroenteritlerde antibiyotik tedavisinin yeri yoktur. Ama bakteriyel ya da paraziter kaynaklı olanlarda, öncelikle kaynağı ortaya çıkardıktan sonra ilaç tedavisi söz konusu.” diye bilgi verdi.

Gastroenterit bahar aylarında daha sık görülüyor

Gastroenteritin özellikle ilkbahar ve sonbahar aylarında sık görüldüğüne işaret eden Prof. Dr. Aytaç Atamer, “Çünkü bu dönemler mevsim geçişi olduğundan dolayı vücudun sistemi zayıflıyor ve enfeksiyonlara karşı direnç de azalıyor. Böylece gastroenteritler de sık görülüyor. Özellikle yaz aylarında beslenme koşullarına ve hijyen koşullarına da uyulmadığı için sonbaharda daha sık görülüyor.” dedi.

Gastroenteritin özel bir diyeti var mı?

Gastroenterit olan kişilerde bulantı, kusma ve karın ağrısı olduğunu ve bu nedenle kişilerin özellikle lifli ve yağlı gıdalardan uzak durması gerektiğini dile getiren Prof. Dr. Aytaç Atamer, “Daha çok haşlama, sebze ya da meyve yenebilir. Önemli olan burada sıvı kaybını önlemektir. Bol miktarda sıvı kaybı olduğu zaman böbrek fonksiyonları etkileniyor. Sıvı kaybını engelledikten sonra, gastroenterit kendi kendini sınırlayan bir hastalıktır.” şeklinde sözlerini tamamladı

Glutensiz diyetlerin hızlı kilo verdirdiğini gösteren bir kanıt yok!

Glutensiz diyetlerin hızlı kilo verdirdiğini gösteren bir kanıt yok!

Son yıllarda glutensiz paketli ürünlerin ve glutensiz unların sağlıklı olduğuna dair medyada oluşturulan algının gerçeği yansıtmadığını vurgulayan Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, “Bu daha çok bir pazarlama stratejisidir. Çünkü glutensiz ürünlerin çoğu işlenmiş unlardan yapılır. Glutensiz buğday unu normal unlara göre daha çok işlenmiştir.” dedi.

Glutensiz diyetlerin popülerliğine de işaret eden Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, “Glutensiz diyetlerin hızlı kilo verdirdiğini gösteren bir kanıt yok.” dedi.

Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, glutensiz beslenme konusunda bilgi verdi.

Son yıllarda glutensiz paketli ürünlerin ve glutensiz unların sağlıklı olduğuna dair medyada oluşturulan algının gerçeği yansıtmadığını vurgulayan

Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit

“Çölyak hastalarında gluten ince bağırsaklarda alerjik bir etki gösteriyor”

Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, glutenin; buğday, arpa, çavdar gibi tahıllarda bulunan bir bitkisel protein olduğunu ifade ederek, “Çölyak hastalarında gluten ince bağırsaklarda alerjik bir etki gösterir ve bağırsakların doğal yapısının bozulmasına sebep olur. Gluten bu bireylerde karın ağrısı, ishal, kabızlık, baş ağrısı gibi semptomlara sebep olur. Bu nedenle bu hastalar hayat boyu glutensiz diyet uygularlar.” dedi.

Glutensiz bir diyeti uygulamak maddi ve sosyal açıdan normal beslenmeye göre daha zor

Yapılan son araştırmaların irritabl bağırsak sendromu, otizm, fibromiyalji gibi otoimmün hastalıklarda, glutensiz diyetlerin olumlu sonuçlar gösterebildiğini belirttiğini kaydeden Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, “Günümüz şartlarında glutensiz bir diyeti uygulamak maddi ve sosyal açıdan normal beslenmeye göre daha zordur. Çünkü sağlıklı ürüne ulaşmak ekstra bir çaba gerektirir. Eğer glutensiz bir diyet uyguluyorsanız, patates, pirinç, glutensiz unlar yerine posa içeriği yüksek ve içeriğinde doğal olarak gluten bulunmayan karabuğday, amarant, kinoa gibi tahıllar ve kurubaklagiller ve unlarını (nohut unu gibi) tüketmek çok daha sağlıklı olacaktır.” diye konuştu.

Glutensiz ürünlerin çoğu işlenmiş unlardan yapılıyor

“Son yıllarda glutensiz paketli ürünlerin ve glutensiz unların sağlıklı olduğuna dair medyada oluşturulan algı gerçeği yansıtmamaktadır.” diyen Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, “Bu daha çok bir pazarlama stratejisidir. Çünkü glutensiz ürünlerin çoğu işlenmiş unlardan yapılır. Glutensiz buğday unu normal unlara göre daha çok işlenmiştir, B vitaminleri, folik asit ve posadan daha fakirdir. Üstelik glisemik indeksleri yani kan şekerini yükseltme hızları beyaz una göre daha yüksektir. Ayrıca glutensiz ürünlerin tatlarını güzelleştirmek için daha fazla şeker ve yağ ilave edilebilmektedir. Bu nedenle bu ürünleri satın alırken özellikle etiketleri dikkatli incelenmelidir.

Birçok kişi glutensiz diyetleri zayıflamak için yapıyor

Glutensiz diyetlerin popülerliğine de işaret eden Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, “Glutensiz diyetler uzun süreli uygulandığında; folik asit, B vitamini, kalsiyum, demir gibi vitamin ve mineral eksikliklerine, posa yetersizliğine bağlı olarak kan şekeri dengesizliklerine sebep olabiliyor. Birçok bireyin glutensiz diyetleri zayıflamak için de yaptığını görüyoruz. Ancak bilimsel olarak glutensiz diyetlerin hızlı kilo verdirdiğini gösteren bir kanıt maalesef yoktur. Tabii gluten içeren beyaz un ve hamur işlerinden uzak durmak her zaman kilo kaybında etkili olacaktır.”

Obezite ve psikolojik problemler arasında kısır döngü var!

Obezite ve psikolojik problemler arasında kısır döngü var!

Depresyon ve obezitenin sıklıkla birlikte görülebildiğini ifade eden uzmanlar, yapılan araştırmaların obez bireylerde depresyon gelişme riskinin olmayan bireylere göre daha yüksek olduğunu ortaya koyduğunu söylüyor. Obezite ve psikolojik problemler arasında bir kısır döngü olduğunun söylenebileceğini dile getiren Uzman Klinik Psikolog Sena Kalaz, “Olumsuz duygulardan kaçınmak için yemek yemeye yönelme davranışı da obezitenin gidişatını olumsuz etkiliyor.” dedi.

Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog Sena Kalaz, obezitenin psikolojik nedenleri konusunu değerlendirdi.

Klinik Psikolog Sena Kalaz

Klinik Psikolog Sena Kalaz

“Obezitenin oluşumunda psikolojik sorunların rolü oldukça büyük”

Obezitenin oluşumunda etkili olan pek çok faktörün var olduğunu ve psikolojik sorunların rolünün de oldukça büyük olduğunu dile getiren Uzman Klinik Psikolog Sena Kalaz, “Depresyon ve obezite sıklıkla birlikte görülebiliyor. Yapılan araştırmalar obez bireylerde depresyon gelişme riskinin olmayan bireylere göre daha yüksek olduğunu ve depresyona sahip olanlarda ise obezite gelişme riskinin olmayan bireylere göre daha yüksek olduğunu ortaya koyuyor.” dedi.

“Sosyal ortamlardan kaçınma davranışı obez bireylerde depresyona yol açıyor”

Obezite ve psikolojik problemler arasındaki döngüye de işaret eden Uzman Klinik Psikolog Sena Kalaz, “Obezite ve psikolojik problemler arasında bir kısır döngü olduğu söylenebilir. Obezite kişileri olumsuz duygulanıma iterken aynı zaman da olumsuz duygulanımdan kaçmak için geliştirilen tutumlar da obeziteye neden olabilir. Obezitede beden imajı bozukluğu ve damgalanmaya yatkınlık olduğu biliniyor. İnsanlar tarafından beğenilmeyeceğine dair inanç obez bireylerde sosyal kaçınmanın ortaya çıkmasına neden oluyor. Sosyal ortamlardan kaçınma davranışı obez bireylerde depresyon ve diğer bozuklukların gelişmesine de yol açabiliyor. Bununla birlikte, kilolu kişiler, fiziksel görünümlerini kötü algılayıp, vücutlarını beğenmeyebilir ve genellikle başkalarının da kendilerini bu yüzden çirkin veya gülünç bulduğunu düşünebiliyorlar. Bu nedenle obez bireylerin toplumda farklı bir şekilde algılanmaları, benlik saygılarının ve kendine güvenlerinin azalmasına, dolayısıyla depresyona daha yatkın olmalarına neden olabiliyor. Olumsuz duygulardan kaçınmak için yemek yemeye yönelme davranışı da obezitenin gidişatını olumsuz etkiliyor.” şeklinde anlattı.

 “Karbonhidrat içeriği yüksek besinlerin stres azaltıcı etkisi var”

Duygusal yemenin, duygularıyla başa çıkamama durumunda bireylerin bu duyguları bastırmak veya kaçınmak, rahatlamak için yiyecekleri kullanması ve aç olmadığı halde yemek yemeye yönelmesi olarak tanımlanabileceğini kaydeden Uzman Klinik Psikolog Sena Kalaz, “Karbonhidrat içeriği yüksek besinlerin stres azaltıcı etkisi olduğu için bireyler stres veya olumsuz duygulanım anlarında özellikle tercih ederler. Bu durum obeziteye neden olabilir veya var olan obeziteyi arttırabilir.” dedi.

Klinik Psikolog Sena Kalaz

“Obezite günümüzün en ciddi sağlık sorunlarından biri”

Obezitenin günümüzün en ciddi sağlık sorunlarından biri olduğunu ve gelişiminde tek bir nedenden bahsetmenin mümkün olmadığını ifade eden Uzman Klinik Psikolog Sena Kalaz, “Genetik faktörlerin obezitenin oluşumunda yüzde 40 ile yüzde 70 arasında etkisi olmakla beraber obezite yalnızca fiziksel bir durum değil aynı zamanda psikososyal bir sorundur. Obezitenin kronik olması, hasta için uygun tedavi hedefleri belirleme, motivasyonu sağlama, istenen hedeflere ulaşmak için belli psikolojik tekniklerin kullanımı ve hastanın örendiklerini uygulaması konusunda destek olma gibi psikolojik destek sağlanması gerekiyor.” diye konuştu.

“Beden algısına yönelik olumsuz duygular besleyen gençlere sosyal destek verilmeli”

“Sosyal medyanın özellikle adolesan dönemdeki kızların olumsuz beden algısı geliştirilmesi açısından büyük bir risk taşıdığını biliyoruz. Beden algısına yönelik olumsuz duygular besleyen gençlere sosyal destek vermenin önemi kaçınılmaz.” diye konuşan Uzman Klinik Psikolog Sena Kalaz, şöyle devam etti:

“Obezite karşısında multidisipliner bir tedavi yaklaşımı benimsenmeli ve sürece mutlaka bir uzman klinik psikoloğun dahil edilmelidir bu durum hem psikolojik sağlamlığın korunması hem de tedavinin gidişatının olumlu olması açısından oldukça önemlidir.

“Davranışçı teknikler oldukça etkili…”

Obeziteyle ilişkili psikolojik sorunlarda davranışçı tekniklerin oldukça etkili olduğu biliniyor. Obezitenin davranışçı tedavisinde amaç hastanın yeme ve egzersiz davranışında değişim yaratma ve bu bağlamda hastadan ‘kendini izleme, hedef belirleme, dürtüleri kontrol edebilme, davranışsal yerine koyma ve pozitif pekiştirme’ gibi birtakım becerileri edinmesi bekleniyor. Bunun yanı sıra ‘bilişsel yeniden yapılandırma’ ile istenmeyen davranışların meydana gelmesine neden olan bilişsel süreçlere odaklanılıyor. Buradaki amaç ise değişimin önünde duran olumsuz düşünceleri ortadan kaldırmak.”

Uzun süreli e-sigara kullanımı akciğer sönmesine bile neden olabiliyor!

Uzun süreli e-sigara kullanımı akciğer sönmesine bile neden olabiliyor!

Elektronik sigaraların pazarlamasının, gençleri hedef aldığı ve bu cihazların zararsız olduğu veya geleneksel sigaralara kıyasla daha az zararlı olduğu algısının yaratıldığını ifade eden uzmanlar, elektronik sigaraların, farklı tatlar ve kokular sunduğunu bunun da gençlerin ilgisini çekerek kullanımını teşvik edebildiğini söylüyor. “Gençler, nikotin bağımlılığı geliştirmeye daha yatkın oldukları için bu cihazları kullanmaya başlayabiliyorlar.” diyen Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Alptekin Çetin, uzun süreli e-sigara kullanımının akciğer sönmesi gibi ileri düzey akciğer hastalıklarını ortaya çıkabileceğini kaydetti.

Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Alptekin Çetin, ciğerlerin sönmesi ve ölüme bile neden olan elektronik sigaranın neden sağlığa zararlı olduğunu anlattı.

Dr. Alptekin Çetin

Dr. Alptekin Çetin

Elektronik sigara kullanımının sağlık üzerindeki potansiyel zararları ne?

Elektronik sigara ya da “e-sigara” olarak da adlandırılan cihazların buharlaştırıcı (atomizer) adı verilen bir cihaz aracılığıyla nikotin ve diğer kimyasalları içeren sıvıyı (e-sıvı) ısıtarak buharlaştırdığını kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Alptekin Çetin, elektronik sigara kullanımının sağlık üzerindeki potansiyel zararları ve neden gençler tarafından tercih edildiği konularında birçok faktör bulunduğunu söyledi.

Sağlık risklerine işaret eden Dr. Öğr. Üyesi Alptekin Çetin, kimyasal içeriğin genellikle nikotin, propilen glikol, gliserin ve çeşitli tatlandırıcılar gibi kimyasallar içerdiğini, bu kimyasalların bazılarının, solunum yolu hastalıklarına, kalp hastalıklarına ve kansere neden olabilecek potansiyel tehlikeler taşıyabildiğini vurguladı.

Kimyasal maruziyet, sağlığı olumsuz etkileyebiliyor

Nikotin bağımlılığına da dikkati çeken Dr. Öğr. Üyesi Alptekin Çetin, “Elektronik sigaralar, nikotin içerir ve bu da bağımlılık yapabilir. Gençler, nikotin bağımlılığı geliştirmeye daha yatkın oldukları için bu cihazları kullanmaya başlayabiliyorlar. E-sigaraların buharlaştırdığı kimyasallar, akciğerlerde tahrişe, inflamasyona ve solunum yolu problemlerine neden olabiliyor. E-sigara kullanımıyla ilişkili olan kimyasal maruziyet, sağlığı olumsuz etkileyebiliyor ve bazı durumlarda akciğer hastalıklarına yol açabiliyor.” dedi.

Gençler neden elektronik sigara kullanmayı tercih ediyor?

Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Alptekin Çetin, elektronik sigaraların pazarlamasının, gençleri hedef aldığı ve bu cihazların zararsız olduğu veya geleneksel sigaralara kıyasla daha az zararlı olduğu algısının yaratıldığını kaydederek, “Elektronik sigaralar, farklı tatlar ve kokular sunuyor. Bu özellik, gençlerin ilgisini çekebiliyor ve kullanımını teşvik edebiliyor. Arkadaş gruplarında e-sigara kullanımının yaygınlaşması da gençler arasında popülerlik kazanmasına yol açabiliyor.” diye bilgi verdi.

Uzun süreli elektronik sigara kullanımı ve akciğer sönmesi…

Uzun süreli e-sigara kullanımının, solunum yolu problemlerine, özellikle de kronik obstrüktif akciğer hastalığına (KOAH) yol açabileceğine işaret eden Dr. Öğr. Üyesi Alptekin Çetin, “Pnömotoraks, halk arasında bilinen ismiyle akciğer sönmesi, ileri düzey akciğer hastalıklarında ortaya çıkabilir. Nikotin, kalp atış hızını artırabilir ve kan basıncını yükseltebilir, bu da kalp hastalığı riskini artırabilir. Uzun süreli kullanım, nikotin bağımlılığına yol açabilir ve sosyal etkileşimleri olumsuz etkileyebilir.” dedi.

Elektronik sigara kullanımından kaynaklanan sağlık sorunlarının, genellikle tıbbi bir profesyonelin gözetiminde tedavi edildiğini ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Alptekin Çetin, “Tedavi, nikotin bağımlılığını azaltmaya yönelik farmakolojik ve davranışsal yaklaşımları içerebilir. Solunum yolu problemleri gibi fiziksel sağlık sorunları için, uygun tedavi ve yönetim planları belirlenir.” diye sözlerini tamamladı.

Bayram ziyaretlerinde hamur işi ve yağlı yiyeceklerden uzak durun!

Bayram ziyaretlerinde hamur işi ve yağlı yiyeceklerden uzak durun!

Ramazan süresince 2 öğün beslenmeye 1 ay boyunca adapte olmuş, susuzluğa, daha az kalori almaya, daha az atıştırmaya alışmış olan vücudu eski beslenme düzenine hızlı bir şekilde geçerek yormamak gerektiğini vurgulayan uzmanlar, sindirim sisteminin ani değişikliklerden olumsuz etkilenebileceğini söylüyor. “Bayram sonrası normal beslenmemize hızlı bir geçiş yapmak yerine adım adım ilerlemek gerekli.” diyen Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, ana öğünleri yatmadan 4-5 saat öncesinde tüketmenin, ana öğünlerde çorba, salata ve yoğurt üçlüsünü bulundurmanın daha az kalori alınması ve daha sağlıklı hissedilmesini sağlayacağı bilgisini verdi.

Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, oruç sonrası nasıl beslenmek gerektiğini anlattı.

Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit

Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit

“Ramazandan sonra önceki beslenme düzenine hızlı bir şekilde geçmemek gerekli”

Ramazan Bayramı ile birlikte eski beslenme düzenine dönülmek istenildiğini ifade eden Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, “Ancak 2 öğün beslenmeye 1 ay boyunca adapte olmuş, susuzluğa, daha az kalori almaya, daha az atıştırmaya alışmış olan vücudu, önceki beslenme düzenine hızlı bir şekilde geçerek yormamak gerekli. Sindirim sisteminin ani değişikliklerden olumsuz etkilenebileceği unutulmamalı.” dedi.

Adım adım ilerlemeli…

“Bayram sonrası normal beslenmemize hızlı bir geçiş yapmak yerine adım adım ilerlemek gerekli.” diyen Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, sindirim sorunları en az düzeye indirmek, kilo kontrolünü kolaylaştırmak ve en önemlisi psikolojik olarak çok daha sağlıklı hissetmek için bayramdan itibaren yapılması gerekenleri şöyle sıraladı:

“Güne proteinli bir kahvaltı ile başlayın. Reçel, bal, tüketiminizi olabildiğince sınırlandırın. Masaya mümkünse küçük porsiyonlarda koymaya çalışın. Bayramlarda çoğu birey çalışmadığı veya tatilde olduğu için geç bir kahvaltı ve akşam yemeği tercih edilir. Bu 2 öğüne yoğurt, çiğ kuruyemiş ve taze meyve gibi bir ara öğün eklemek, geceleri şeker ihtiyacınızın azalmasına yardımcı olacaktır. Su tüketmeyi unutmayınız. Özellikle bayramlarda şeker tüketimiyle birlikte iştah kontrolü zorlaşmaktadır. Ancak yeterli miktarda su tüketildiğinde (kilo başına 35 ml) iştah kontrolü çok daha kolay olacaktır.”

Bayram ziyaretlerinde ikramları tadım porsiyonunda tüketin…

Bayram ziyaretlerinde kültürel olarak çeşit çeşit yemekler ikram edildiğini de dile getiren Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, “Bu ikramların, genellikle hamur işi ve yağlı besinler oluyor. Bu besinler kan şekeri dengesini bozarak çoğunlukla karın çevresinde yağlanmaya sebep oluyor. Karın çevresinin yağlanması da kalp damar hastalıkları için risk faktörü… Bu nedenle misafirliklerde olabildiğince bu besinlerden kaçınmak gerekli. Eğer karşımızdaki kişiyi kıramıyorsak en azından ikramlar tadım porsiyonunda tüketilmeli.” dedi.

Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, ana öğünleri yatmadan 4-5 saat öncesinde tüketmenin, ana öğünlerde çorba, salata ve yoğurt üçlüsünü bulundurmanın daha az kalori alınması ve daha sağlıklı hissedilmesini sağlayacağını sözlerini ekledi.

Oruç tutamayan psikiyatri hastaları kendilerini suçlu hissetmemeli!

Oruç tutamayan psikiyatri hastaları kendilerini suçlu hissetmemeli!

Psikiyatri hastalarının dini açıdan yerine getirmeleri gereken sorumlulukları yerine getirdikleri için kendilerini çok daha iyi hissedeceklerini ifade eden Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Firdevs Seyfe Şen, “Ama bunu dini anlamda hissederken ilaçlarını aksatmamaları, ilaçlarını kullanırken dikkat etmeleri gereken durumlara dikkat etmeleri çok önemlidir.” dedi. Tutamayan hastalara da ramazanda oruç tutmak yerine yapılabilecek çok farklı ibadetler olduğunu hatırlatan Dr. Öğr. Üyesi Firdevs Seyfe Şen, “Kendilerini sorumlu ve suçlu hissetmemeleri gerektiğini hatırlatıyorum.” dedi.

Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Firdevs Seyfe Şen, psikiyatri hastalarına oruç ile ilgili tavsiyelerde bulundu.

Dr. Firdevs Seyfe Şen

Dr. Firdevs Seyfe Şen

Dini sorumlulukları yerine getirmek iyi hissettiriyor

Dr. Öğr. Üyesi Firdevs Seyfe Şen, ramazan ayının inanan insanlar için manevi anlamda ‘çok iyi hissedilen’ bir ay olduğunu dile getirerek, “İnsanlar yapmaları gereken, dini açıdan yerine getirmeleri gereken sorumluluklarını yerine getirdiği için kendilerini çok daha iyi hissedeceklerdir. Ama bunu dini anlamda hissederken ilaçlarını aksatmamaları, ilaçlarını kullanırken dikkat etmeleri gereken durumlara dikkat etmeleri çok önemlidir. Ayrıca unutulmaması gereken çok önemli bir durum daha var. O da hastalarımızın oruç tutmadıklarında kendilerini kötü hissetmelerine de gerek olmadığı.” dedi.

Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi

Psikiyatri hastaları tedavilerini aksatmadan oruç tutabiliyorlar

Unutulmaması gereken çok önemli bir durumun da ramazan ayının, sadece oruç tutarak nefsi kontrol altında tutmak değil, aynı zamanda dini açıdan paylaşımlarla kişinin kendisini iyi hissetmesini sağlayan ve bu konuda destekleyen bir ay olduğunu anlatan Dr. Öğr. Üyesi Firdevs Seyfe Şen, “Oruç tutamayan hastalarımızın zekat ve fitrelerini vererek diğer insanlara yardımcı olarak manevi açıdan kendilerini çok daha iyi hissedecekleri bir döneme giriyoruz. Psikiyatri hastaları kendi sağlıklarını tehlikeye atmadan, tedavilerini aksatmadan oruç tutabilirler.” diye konuştu.

Tutamayan hastalar kendilerini sorumlu ve suçlu hissetmemeli

Dr. Öğr. Üyesi Firdevs Seyfe Şen, “Tutamayan hastalarımızın da dini açıdan bir sorumlulukları olmadığını ve ramazanda oruç tutmak yerine yapılabilecek çok farklı ibadetler olduğunu, kendilerini sorumlu ve suçlu hissetmemeleri gerektiğini hatırlatıyorum.” dedi.

Ramazanda zayıflama değil, kilo alma olasılığı daha yüksek!

Ramazanda zayıflama değil, kilo alma olasılığı daha yüksek!

Ramazanda diyet yapılıp yapılamayacağının kişisel olarak değerlendirilmesi gerektiğini ifade eden uzmanlar, günlük yaşantıda alınan toplam kalori iftar ile sahur arasında alınır ve buna hareketsizlik de eklenirse ramazanda kilo almanın daha olası olduğunu söylüyor.

İftarda mümkünse yemek süresinin en az 15 dakika olmasının sağlanması gerektiğini ifade eden Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, “Hızlı yemek yemek fazla kalori alımına ve mide sorunlarına sebep olabiliyor.” dedi.

Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, ramazanda sağlıklı beslenme konusunu değerlendirdi.

Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit

Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit

Oruç tutarken diyet yapılabilir mi?

Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, “Oruç tutarken diyet yapılabilir mi?” sorusunun cevabının merak edildiğini dile getirerek, “Bu soruyu kişiye özel olarak değerlendirmek gerekir. Eğer normalde 3 ana öğün tüketen ve sürekli bir şeyler atıştıran, şekerli beslenen bir bireyseniz bu ayda, besin alımı sınırlanacağı için kilo vermeniz mümkündür. Ancak günlük yaşantınızda aldığınız toplam kaloriyi iftar ile sahur arasında alırsanız, tek öğünde karbonhidratlı besin alımı yüksek olursa ve bir de buna hareketsizlik eklenirse aksine kilo almanız daha olasıdır.” dedi.

“Sahur mutlaka yapılması gereken bir öğün”

Sahurun günün ilk öğünü olarak düşünüldüğünde iftara kadar uzun bir süre aç kalınacağını ifade eden Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, “Sahur mutlaka yapılması gereken bir öğündür. Aksi taktirde baş ağrısı, gün içinde tansiyon ve kan şekeri dengesizlikleri ile karşılaşılması mümkündür.

Eğer uykunun bölünmesi kişiyi daha çok zorluyorsa yatmadan 1 saat öncesinde yumurta, peynir gibi proteinden ve kalsiyumdan zengin bir öğün tüketilebilir. Ancak en azından sahur saatinde uyanıp su tüketmek kişileri gün içinde daha iyi hissettirecektir.” diye konuştu.

Sağlıklı bir sahur ve iftar öğünü nasıl olmalı?

Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, yeterli ve dengeli bir şekilde oluşturulacak sahur ve iftar menülerinin metabolizma hızını canlı tutacağını belirterek, “Öncelikle sahurda, oruç tutarken daha çok susamaya sebep olacak börekler, salam, sosis gibi işlenmiş besinler, kızartmalar veya tuzlu zeytinleri tercih etmemek gerekir. Bunların yerine daha doğal ve sade beslenmeyi öneririm. Organik yumurtalar, az tuzlu peynirler, tuzsuz ayranlar, organik ekmekler bu öğün için çok daha uygundur.” dedi.

Beslenme

“Hızlı yemek yemek fazla kalori alımına ve mide sorunlarına sebep olabiliyor”

İftarda mümkünse yemek süresinin en az 15 dakika olmasının sağlanması gerektiğini ifade eden Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, “Hızlı yemek yemek fazla kalori alımına ve mide sorunlarına sebep olabiliyor. Bu nedenle yemeğe önce çorba ve salata ile başlamak yemek yeme süresini uzatacaktır. İftar masalarında birden çok ana yemek tercih etmemeye çalışmayı tavsiye ediyoruz.

Çorba, etli/tavuklu veya baklagilli tek bir ana yemek, uygun porsiyonda zeytinyağlı bir yardımcı yemek, yoğurtlu bir meze ve salatadan oluşan bir iftar öğünü oldukça sağlıklıdır.

İftar sonrası ara öğün olarak meyveler ve kuruyemişler, şerbetli tatlılara alternatif olarak tercih edilebilir.” diye konuştu.

Yemek sonrası soda midede sıkışan havanın dışarı çıkmasını sağlıyor

Sodanın normal suya karbondioksit veya bikarbonat katılmasıyla elde edilen bir içecek olduğunu söyleyen Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, “Özellikle hızlı yemek yiyen bireyler fazla miktarda hava yutar. Sodadan gelen ekstra gaz girişi ile midede sıkışan havanın dışarı çıkması sağlanır. Böylece midedeki gerginlik hissi azalmış olur. İçinde sindirime yardımcı bir enzim yoktur. Yani sadece mekanik bir rahatlama sağlar. Tavsiyem soda tüketimini alışkanlık haline getirmemek, vücudun işleyişine yapay bir müdahalede bulunmamak yönünde.” dedi.

İftarda asitli ve şekerli içecekler yerine ayran için!

İftar ve sahur dönemlerinde yapılan hatalardan birinin de susuzluğu gidermek için asitli ve şekerli içeceklerin sıklıkla tüketilmesi olduğunu kaydeden Hülya Yiğit, “Özellikle asitsiz olduğu için iftar sofralarında sıkça yer alan hazır limonatalar, soğuk çaylar ve şerbetler de boş kalori alımına sebep oluyor. Bu içecekler çok değil, yemekten 1 saat sonrasında aç hissedilmesine sebep olur. Bunların yerine ev yapımı şekersiz kompostolar, limonatalar ve ayran çok daha uygundur.”

Kimler oruç tutmamalı?

Diyabet, hipertansiyon, kalp rahatsızlığı gibi kronik bir hastalık, gebelik durumu veya sürekli bir ilaç kullanımı olan bireylerin oruç ibadetini gerçekleştirmeden önce doktorlarına mutlaka danışmaları gerektiğini dile getiren Yiğit, “Doktorunun uygun görmesi durumunda bir beslenme uzmanına danışılmasıyla süreç yönetilebilir. Doktor izni olmadan tutulacak oruçların ya da doktor izni olmasına rağmen yanlış beslenme yöntemlerinin uygulanması kişinin sağlığında önemli tehlikelere yol açabilir. Söz konusu sürecin, doktor ve beslenme uzmanı kontrolünde yürütülmesi en sağlıklı seçenektir.” diye sözlerini tamamladı

Sabah ilaçları sahurda, akşam ilaçları iftarda!

Sabah ilaçları sahurda, akşam ilaçları iftarda!

Oruç tutmak isteyen hastaların ilaç kullanımına dikkat etmeleri gerektiğini ifade eden uzmanlar, gebelerin, yolcuların ve ciddi sağlık sorunları olan bireylerin oruç tutmamaları gerektiğini hatırlatıyor. Bazı ilaçların sabah-akşam alınması gerektiğini kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Firdevs Seyfe Şen, “Bu durumda eğer oruç tutmalarında sakınca görülmediği dile getiriliyorsa sabah ilaçlarını sahurda, akşam ilaçlarını iftarda almak kaydıyla ilaçlarını aksatmamaya özellikle özen göstermeleri gerektiğini hastalarımıza öneriyoruz.” dedi.

Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi, ilaç kullanımına özen gösteren hastaların oruç tutup tutamayacağını değerlendirdi.

Dr. Firdevs Seyfe Şen

Dr. Firdevs Seyfe Şen

Kimler oruç tutamaz?

Oruç tutmak isteyen hastaların ilaç kullanımına dikkat etmeleri gerektiğini belirten Dr. Öğr. Üyesi Firdevs Seyfe Şen, İslam dininin oruç tutma konusunda belli sınırlamalar getirdiğini, oruç tuttuğu zaman, hastalığının artmasından veya uzamasından endişe edilen kimse ile hastalığı sebebiyle oruç tutmakta zorlanan kişilerin oruç tutmamaları gerektiğini hatırlattı. Dr. Öğr. Üyesi Firdevs Seyfe Şen, gebelerin, yolcuların ve ciddi sağlık sorunları olan bireylerin oruç tutmamaları gerektiğini hatırlattı.

Hastalar doktor izni olmadan karar vermemeli

Dr. Öğr. Üyesi Firdevs Seyfe Şen, psikiyatrik hastalıklarda, diyabette, tansiyonda, düzenli ilaç kullanan hastaların dini açıdan oruç tutmakla ilgili bir yükümlülüklerinin olmadığını ifade ederek, “Ama tüm bunlara rağmen kendini iyi hisseden ve oruç tutmak isteyen hastalarımızın oruçlarını tutarken özellikle doktorlarıyla görüşmesi ve doktorların izni olmadan bu kararı vermemelerini kesinlikle öneriyoruz.” dedi.

Sabah ilaçlarını sahurda, akşam ilaçlarını iftarda alabilirler

Bazı ilaçların sabah-akşam alınması gerektiğini kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Firdevs Seyfe Şen, “Bu durumda eğer oruç tutmalarında sakınca görülmediği dile getiriliyorsa sabah ilaçlarını sahurda, akşam ilaçlarını iftarda almak kaydıyla ilaçlarını aksatmamaya özellikle özen göstermeleri gerektiğini öneriyoruz hastalarımıza.” şeklinde sözlerini sürdürdü.