Yazılar

Her ağrı büyüme ağrısı olmayabilir  

Her ağrı büyüme ağrısı olmayabilir  

Çocukluk döneminde kas-iskelet sisteminde gelişen ağrıların en yaygın sebebini ‘büyüme ağrısı’ oluşturuyor. İskandinavya’da yapılan bir çalışmada; 2-12 yaş arasındaki çocuklarda büyüme ağrısının erkeklerde yüzde 13 ve kızlarda yüzde 18 oranında görüldüğü tespit edilmiş. Çocuklarda büyüme ağrısı genellikle bacaklarda, özellikle de baldırlarda ve uyluğun ön kısmında kramplar şeklinde gelişiyor. Eklemlerden çok kasları tutan ağrı her iki bacağı etkiliyor ve geceleri ortaya çıkıyor. Ağrı çocuğun uykusunu bölecek kadar şiddetli olabilirken, sabahları çoğunlukla kayboluyor. Birkaç ay, hatta yıllarca devam edebiliyor ve çocuk ergenlik çağına geldiğinde kendiliğinden geçiyor. Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Uğur Özbaydar, ancak çocuklarda görülen her bacak ağrısının büyüme ağrısı olmadığına işaret ederek, “Ebeveynlerin ‘büyüme ağrısıdır, geçer’ diyerek ağrıyı hafife almamaları gerekiyor. Zira, nadiren de olsa bacak ağrılarının nedeni, kemik veya yumuşak doku tümörleri, lösemi veya romatizmal eklem hastalıkları olabiliyor. Dolayısıyla ağrının doğasındaki bir değişikliğe karşı dikkatli olmak, özellikle de sadece tek bacakta oluşan ve uykudan uyandıran şiddete ulaşan ağrılarda zaman kaybetmeden hekime başvurmak erken tanı ve tedavi için büyük önem taşıyor” diyor.

Prof. Dr. Mehmet Uğur Özbaydar

Genellikle her iki bacakta gelişiyor

Bilinen bir nedeni olmayan büyüme ağrısı; bacaklarda, dizlerde, kollarda veya sırtta oluşan kramplar şeklinde oluyor. Kaslar ve kemiklerde görülen ağrı genellikle çocuğun her iki bacağını etkiliyor ve geceleri ortaya çıkıyor. Çocuğun uykusunu bölecek kadar şiddetli olabiliyor, ancak sabah çoğunlukla kayboluyor. Ağrı aralıklarla ortaya çıkabiliyor ve saatlerce sürebiliyor. Fiziksel aktivitenin arttığı günlerde daha sık gelişiyor. Çok esnek eklemleri olan çocuklarda daha yaygın görülen büyüme ağrısı birkaç ay, hatta yıllarca devam edebiliyor. Çocuk ergenlik çağına geldiğinde kendiliğinden geçmesi gerekiyor. Büyüme ağrısı olan çocuklarda uzuvlar normal görünümde oluyor; şişlik, kızarıklık, morarma, ısı artışı, kaslarda zayıflık, hareket kısıtlılığı ve topallama gibi sorunlar oluşmuyor. Bunların yanı sıra radyoloji görüntüler ve laboratuvar değerlerde sorun görülmüyor.

Büyüme ağrısı bu yöntemlerle hafifliyor

Büyüme ağrısı çocuk için rahatsız edici olsa da ciddi bir sağlık sorununa yol açmıyor. Genellikle geç çocukluk döneminde iskelet gelişiminin tamamlanmasıyla birlikte ortadan kalkıyor. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Uğur Özbaydar, büyüme ağrısına yönelik özel bir tedavi olmadığını belirterek, sözlerine şöyle devam ediyor: “Ağrılı bölgelere uygulanan nazik masaj, kasları germe egzersizleri, ısıtma yastığı veya merhemler kas ağrılarını çoğunlukla hafifletiyor. Çocuk uykuya dalmakta zorlanıyorsa, uygun ağrı kesiciler kullanılabiliyor. Ağrılı dönemlerde çocuğun fiziksel aktivitesini azaltması, taban düşüklüğü varsa tabanlıktan yararlanması ve vücudu esnekse fizik tedaviyle kaslarının güçlendirilmesi yararlı olabiliyor. Bunların yanı sıra D3 vitamini takviyesi, büyüyen kemikleri güçlendirmede fayda sağlayan kalsiyumun emilimini artırdığı için yardımcı olabiliyor.

Acıbadem Kozyatağı Hastanesi

Bu belirtiler varsa, zaman kaybetmeyin!  

Çocuğu uykusundan uyandıracak şiddette olan ağrı ‘büyüme ağrısı’ değil, kemik veya eklem iltihaplarının, löseminin, kemik veya yumuşak doku tümörlerinin belirtisi de olabiliyor. Jüvenil idiyopatik artrit gibi romatizmal eklem hastalıklarında da bacaklarda ağrı gelişebiliyor. Ancak bu romatizmal hastalıklarda ağrı daha çok gecenin ortasında değil sabahları ortaya çıkıyor ve eklem sertliğine yol açabiliyor. Prof. Dr. Mehmet Uğur Özbaydar, aşağıda yer alan belirtilerden biri bile varsa, ağrının diğer olası nedenlerini ekarte etmek için ek laboratuvar ve görüntüleme testlerine başvurmak gerektiği uyarısında bulunuyor.

  • Büyüme ağrıları tipik olarak vücudun her iki yanında ortaya çıkıyor ve sabah kayboluyor. Dolayısıyla ağrı vücudun sadece bir tarafındaysa ve/veya çocuk ağrıyla uyanıyorsa,
  • Her gece devam eden ağrı saatlerce sürüyor, tedavilere rağmen hafiflemiyorsa
  • Eklemlerde ağrı, kızarıklık ve şişlik varsa
  • Ağrıya ateş, titreme, kilo kaybı, iştah azalması, halsizlik veya yorgunluk gibi yapısal bulgular eşlik ediyorsa
  • Bacaklardaki ağrı sabahları gelişiyorsa ve eklemlerde sertlik oluşmuşsa

Her yıl 3,2 milyon kişi hareketsizliğe bağlı nedenlerle hayatını kaybediyor

Her yıl 3,2 milyon kişi hareketsizliğe bağlı nedenlerle hayatını kaybediyor

Yeteri kadar hareket etmemenin dünya genelindeki en yaygın dördüncü ölüm nedeni olduğunu ifade eden Prof. Dr. Nurzat Elmalı, “Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre, yılda 3,2 milyon insan, yetersiz fiziksel aktivite ve fiziksel hareketsizliğe bağlı nedenlerle hayatını kaybediyor” dedi.

Sağlık için hareketli bir yaşamın önemi her geçen gün daha çok anlaşılıyor. Uzmanlar, her geçen gün, başta yürüyüş olmak üzere düzenli spor ve fiziksel açıdan hareketli bir yaşamın birçok sağlık sorununun önüne geçtiğini gösteren çalışmalar ortaya koyuyor.

Bezmiâlem Vakıf Üniversitesi Tıp Fakültesi Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Nurzat Elmalı, Dünya Sağlık Örgütü (WHO) verilerine göre her yıl 3,2 milyon kişinin fiziksel hareket yetersizliğine bağlı sebepler nedeniyle hayatını kaybettiğini söyledi. Prof. Dr. Elmalı, yeteri kadar hareket etmemenin, dünya genelindeki en yaygın dördüncü ölüm nedeni olduğunu kaydetti.

Prof. Dr. Nurzat Elmalı

2 bin 500 adım bile yetiyor

Sağlıklı bir yaşam için günde sadece 2 bin 500 adım atmanın bile büyük sonuçlarının olduğunu ifade eden Prof. Dr. Elmalı şöyle konuştu: “Günde 10 bin adıma ulaşmak ortak bir fitness hedefi olarak kabul edilir. Ancak Polonya’da bulunan Lodz Tıp Üniversitesi’nden Prof. Dr. Maciej Banach ve ekibinin gerçekleştirdiği yeni bir çalışma, sağlığımıza fayda sağlamaya başlaması için her gün atmamız gereken adım sayısının önceden düşünülenden daha düşük olduğunu ve günde 4 bin adım gibi az bir sayıyla başlanabileceğini buldu. Avrupa Önleyici Kardiyoloji Dergisi’nde yayınlanan yaklaşık 227 bin kişilik analize göre, herhangi bir nedene bağlı ölümleri önemli ölçüde azaltmak için günde 4 bin adım kadar az bir adımın gerekli olduğu ortaya kondu. Hatta günde sadece 2 bin 500 adım atmanın bile kardiyovasküler hastalıklardan (kalp ve damar hastalıkları) ölme riskini azalttığını belirledi.”

Günde 4 bin adım ölüm riskini belirgin azaltıyor

Günde 4 bin adım üzerine atılan her 1000 adımın herhangi bir nedenden ölme riskinde yüzde 15 oranında azalttığını kaydeden Prof. Dr. Elmalı “Söz konusu çalışma aynı zamanda günde 500 adımlık artışın kalp damar hastalıklarından ölüm riskini yüzde 7 oranında azaltmaya neden olduğunu da gösterdi. Bu risk üzerindeki en büyük etki, günde 7 bin adımdan fazla yüründüğünde meydana geldi ve en fazla fayda yaklaşık 20 bin adımda meydana geldi. Bu çalışmada günde 20 bin adım atmanın sağlığa olan faydalarının artarak devam ettiğini gösterdiğini ancak henüz bir üst sınır belirlenmediği bulundu” ifadelerini kullandı.

“Ne kadar erken yaşta ve çok yürürseniz o kadar iyi”

Söz konusu araştırmanın bu alanda gerçekleştirilen ilk bilimsel çalışma olması açısından önemli olduğunu ifade eden Prof. Dr. Elmalı, “Yaklaşık 7 yıl boyunca devam eden bu araştırma ayrıca şu sonuçları da ortaya koyuyor: 60 yaş ve üstü yetişkinler günde 6 bin ila 10 bin adım arasında yürüdüklerinde erken ölüm riskinde yüzde 42 azalma görürken, 60 yaş altı kişiler günde 7 bin ila 13 bin adım arasında yürüdüklerinde riskte yüzde 49 azalma görülüyor. Dolayısıyla bu çalışma ‘Ne kadar erken yaşta yürümeye başlarsanız ve ne kadar çok yürürseniz o kadar iyi’ sonucunu ortaya koyuyor. Üstelik deneklerin erkek ya da kadın olmaları veya nerede yaşadıklarına dair değişen bir şey de tespit edilmemiş” şeklinde konuştu.

Yazın spor yapmayalım mı?

Yazın spor yapmayalım mı?

Yaz sıcakları ve yoğun nemin iyice bunalttığı bugünlerde açık havada yürüyüş ve spor yapmak da güçleşti. Üstelik kurallarına uygun yapılmadığında sağlığı ciddi şekilde tehdit de edebiliyor! Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Uğur Özbaydar “Yazın spor ve sıcak birleştiğinde vücut ısısı yükselir, kan sirkülasyonu artar, kalp daha hızlı atar. Daha fazla terlediğimizden dolayı sıvı ve elektrolit kaybı meydana gelerek bayılmadan çarpıntıya, kusmadan bilinç kaybına dek ciddi sorunlara yol açabilir. Yaşlı, çocuk, hamile ve sağlık problemleri olan insanlarda risk daha yüksektir ancak sağlıklı ve aktif insanların da dikkatli olması gerekir. Peki yazın spor yapmayalım mı? Tabi ki yazın spor yapalım ancak bazı kurallara uymak şartıyla!” diyor. Prof. Dr. Mehmet Uğur Özbaydar yazın spor yaparken dikkat edilmesi gereken kuralları anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Uğur Özbaydar

Prof. Dr. Mehmet Uğur Özbaydar

Susuz kalmayın

Egzersize başlamadan önce vücudumuza yeterince sıvı yüklemiş olduğumuzdan emin olmamız gerekir. Bunun için ağız ve cilt kuruluğu, halsizlik ve susuzluk hissinizin olup olmadığına dikkat edin. Susuzluk hissetmemeniz, vücudunuzda yeterli sıvı bulunduğu anlamına gelmediğinden su içmek için susamayı beklemek gibi bir hataya düşmeyin.  Vücudunuzda yeterli sıvının olduğunu anlamak için idrarınızın açık sarı renkte olup olmadığını kontrol edin. Açık sarı idrar yeterli sıvı alındığını işaret eder. Egzersiz sırasında az az ve sık olarak içinde minerallerin de bulunduğu sıvı tüketmemiz gerekir.

Vücudunuzu dinleyin

Özellikle yaz aylarında spor yapmaya başlamadan önce mutlaka tıbbi kontrollerinizi yaptırın. Spor yapmanızda sakınca oluşturabilecek medikal durumunuz hakkında bilgi sahibi olun. Spor yapmaya başlarken vücudunuzun ne oranda fit olduğunu bilmek önemlidir. Bu sizi hızlı ve aşırı yüklemelerden korur. Egzersizler arasına istirahat dönemleri koymak vücudun kendini yenilemesine yardımcı olur ve sakatlanmaları azaltır. Yaz sıcağında ve yoğun nemli havada egzersiz daha yorucu olacağından vücut ısınızı ve kalp hızınızı dikkatli takip edin, gerekirse durmayı bilin.

Güneşten sakının

Güneşin yakıcı olduğu gün ortasında kesinlikle egzersiz yapmayın. Hava durumunu takip edin. Serin yerleri ve havanın serin olduğu saatleri tercih edin. Sıcak havalarda spor yaparken şapka, güneş gözlüğü, açık renkli ve terlemeyi engellemeyecek giysiler kullanın. Dışarı çıkmadan önce mutlaka en az 30 faktör güneşten koruyucu krem sürün.

Ağır sporlardan kaçının

Aşırı sıcaklarda bilinçsiz yapılan spor sıcak çarpmasına neden olarak halsizlik, baş ağrısı, bulantı, kusma, bayılma, koyu idrar, kuru ve sıcak cilt, çarpıntı ve bilinç kaybı gibi şikayetlere yol açabilir. Bu durumda acil tıbbi yardım gereklidir. Bu nedenle yazın uygun şartları sağlamadan özellikle de ağır sporlardan kaçının. Mümkünse uzun mesafeli koşular yerine yüzme gibi yaz sporlarını tercih edin. Bisiklet yaralanmaları da yaz aylarında sık görüldüğü için dizlerde hasar ya da olası bir düşme sonrasında kırıklara karşı dikkatli olun ve bir şikayetiniz olursa doktora görünmeyi ihmal etmeyin. Geç kalınması durumunda sorun daha da ilerleyerek daha ağır bir tedavi gerekebilir.

Acıbadem Kozyatağı Hastanesi

Spor yaralanmalarına dikkat edin

Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Uğur Özbaydar “Uzun süredir hareketsiz bir yaşam tarzınız olup da yeni spora başlıyorsanız vücudunuza yüklenmeyin. Özellikle açık havada uzun süreli tempolu yürüyüş ya da hızlı koşu aşırı yüklenmeye bağlı olarak kıkırdak hasarı, bağ yaralanmaları, burkulma ve stres kırıkları gibi ciddi sorunlara neden olabilir. Bu nedenle hem yaza özel kurallara hem de temponuzu yavaş yavaş artırmaya dikkat edin” diyor.

Kalça ağrısı üç önemli nedeni!

Kalça ağrısı üç önemli nedeni!

 Kalçada oluşan ağrı, hemen hepimizin hayatımız boyunca bir kez de olsa yaşadığı bir sorun. Ağrı oturup kalkarken, merdiven inip çıkarken, eğilirken ve spor yaparken genellikle daha yoğun hissediliyor. Sorun ilerledikçe gece uykudan uyandıracak şiddete de ulaşabiliyor. Kalça ağrısı sıklıkla egzersizleri hatalı uygulamak ya da ani hareket etmek gibi nedenlerden kaynaklanıyor ve birkaç günde kendiliğinden geçiyor. Ancak bazen önemli sağlık sorunlarının habercisi de olabiliyor. Ağrıya yol açan hastalıklara erken tanı konulması, ilerleyen süreçlerde ortaya çıkabilecek ciddi problemlerin önlenmesinde ve tedavi  başarısında kilit rol üstleniyor. Acıbadem Fulya Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. İbrahim Tuncay, bu nedenle kalça ağrısının asla ihmal edilmemesi gerektiğine dikkat çekerek, “Günümüzde geliştirilen teknikler ve edinilen tecrübeler sayesinde kalça ağrısına neden olan hastalıklar başarıyla tedavi edilebiliyor, bu sayede hastalar günlük yaşantılarına sorunsuz devam edebiliyorlar. Tedavinin başarısında ise hastalığa erken müdahale edilmesi çok önemli. Dolayısıyla ağrı birkaç gün içinde kendiliğinden veya basit ağrı kesici kullanımına rağmen kaybolmazsa zaman kaybetmeden hekime başvurulmalı” diyor. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. İbrahim Tuncay, kalça ağrısına en sık yol açan 3 hastalığı anlattı; önemli uyarılarda bulundu.

Prof. Dr. İbrahim Tuncay

 KALÇA KİREÇLENMESİ

Halk arasında ‘kalça kireçlenmesi’ olarak bilinen osteoartroz, kalça eklemini oluşturan kıkırdağın çeşitli nedenlerle aşınması ve alttaki kemiklerin deforme olmasıyla karakterize bir hastalık. Kalça kireçlenmesi belirtileri arasında hastayı en çok rahatsız eden durum kasık ve/veya kalça çevresinde  gelişen ağrı oluyor. Başlangıçta sadece belirli bir mesafe yürürken, araca binerken ya  da merdiven çıkarken var olan ağrı zamanla istirahat halindeyken de gelişebiliyor, kişiyi uyku sırasında uykudan uyandıracak şiddete ulaşabiliyor. Gündelik hayatta giderek artan hareket kısıtlılığına yol açması nedeniyle hasta merdiven çıkma, ayakkabı ve çorap giyme gibi ihtiyaçlarını karşılayamaz hale gelebiliyor.

Nasıl tedavi ediliyor?

Kalça kireçlenmesi tedavisi konservatif (ameliyatsız) ve cerrahi olarak iki ana gruptan oluşuyor. İlaç ve fizik tedaviyi kapsayan konservatif yöntemler ağrıyı azaltmayı, cerrahi aşamaya kadar hareket açıklığını ve kas gücünü korumayı amaçlıyor. Cerrahi tedaviler de kemiği yeniden şekillendirici yöntemler olan kalça artroskopisi, osteotomi ve artroplasti (kalça protezi) şeklinde gruplara ayrılıyor.

Kalça Protezi: Kalça kireçlenmesi tedavisinde uygulanan ve yüzyılın cerrahisi olarak ifade edilen kalça protezi ameliyatında yüzde 90’ların üzerinde başarılı sonuçlar elde ediliyor. Total kalça protezi, kalça ekleminin kireçlenmesi nedeniyle hasar görmüş eklemi yapay bir eklemle değiştirmek için uygulanan ameliyat yöntemine deniyor. Prof. Dr. İbrahim Tuncay, protez ameliyatları doğru yapıldığı takdirde, protezin hastada uzun yıllar şikayet oluşturmayan doğal bir eklem gibi işlev gördüğünü belirterek, “Günümüzde herhangi bir komplikasyon gelişmemiş hastalarda, kaliteli ve uygun protezler 20 yıldan fazla, hatta 30’lu yıllara kadar dayanabiliyor. Yumuşak doku iyileşme süreci olan ortalama 6 haftalık süreç sonunda çoğu hasta desteksiz ve hemen hemen hiç kısıtlamasız normal hayatlarına dönebiliyorlar” diyor.

Son yıllarda başarıyla uygulanan robotik cerrahi de bu sürece çok önemli katkılar sağlıyor. Robotik cerrahinin en önemli özelliği; ameliyattan önce bilgisayar ortamında tasarlanması sayesinde kemik kesilerinin minimal hatayla yapılmasına ve protezlerin bölgeye ideal şekilde yerleşmelerine imkan sağlaması. Bu etkileri sayesinde normalde nadir de olsa kalçanın çıkması ve damar ile sinir lezyonu gibi erken dönem komplikasyonları minimal düzeye iniyor. Ayrıca protezin ideal pozisyonda yerleştirilmesi sayesinde homojen yük dağılımıyla protez aşınmaları ve gevşemeleri daha geç ortaya çıkıyor, böylece protez daha uzun ömürlü oluyor. Son yıllarda popülaritesi gittikçe artan robotik protez cerrahisinin de mükemmeliyetin beklendiği günümüzde, yakın zamanda, artroplastide olmazsa olmaz noktaya ulaşacağı öngörülüyor.

KALÇADA OSTEONEKROZ

Vücudumuzda tüm organlar gibi kemik dokuları da kanla besleniyorlar. Yeterli miktarda kan ulaşmadığı durumlarda kemiğe ait doku ve hücreleri ölüyor, bunun sonucunda kemikte çökmeler oluşuyor. Bu dokunun ölmesi avasküler nekroz veya osteonekroz olarak adlandırılıyor. Uyluk kemiği (femur) başının gücünü kaybetmesi ve zamanla çökmesi kendini kalça çevresinde oluşan ‘ağrı’ ile belli ediyor. Ağrının en belirgin özelliği, kalça hareketleriyle artması ve bacak önünden dize doğru yayılması oluyor. Çökme nedeniyle kişide topallama sorunu baş gösterirken, ilerleyen dönemde gelişebilen kireçlenmeler eklem hareketlerinde ciddi kısıtlamaya neden olabiliyor.

Nasıl tedavi ediliyor?

Kemiklerde çökme oluşmadan gerekli müdahalenin yapılması durumunda tedavinin başarı oranı artıyor. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. İbrahim Tuncay, tedavinin tamamen hasarlanmış alanın güncel durumuna göre planlandığını ifade ederek, “Tedavideki asıl amaç eklem yüzeyindeki çökmeye engel olabilmek. Erken dönemde tespit edildiğinde genellikle kan sulandırıcı gibi ilaç tedavileri, hiperbarik oksijen tedavisi ve fizik tedavi desteğiyle sorun çözülüyor. Bu yöntemlerden sonuç alınamazsa ve yapılan radyolojik değerlendirmelerde eklemde çökme veya öncesi bulgular varsa, cerrahi yöntemlere başvuruluyor” diyor. Tam çökme öncesi tabloda ‘core dekompresyon’ olarak adlandırılan operasyon yapılıyor. Bu operasyonda amaç uyluk kemiğinin başındaki beslenmeyi önleyen basıncı azaltmak, böylelikle başın tekrar kanlanmasını  sağlamak. Operasyona PRP, kemik iliği ve kök hücre gibi hücresel tedavi uygulamaları da eklenebiliyor. Bu tedavilerden fayda görmeyen hastalarda osteotomi denilen ve kemiğin yük binme alanını değiştiren operasyonlar uygulanabiliyor. Çökme gerçekleştiğinde ise tek seçenek olan ve hasta memnuniyetinin en yüksek olduğu total kalça protezi operasyonu yapılıyor. Bu tabloda hem erken dönemde minimal komplikasyon riskiyle ağrının tamamen ortadan kalkması gibi faydalar sunan hem de özellikle genç hastalarda görülen bu patolojide kullanılacak protezin ömrünün uzun olmasını sağlayan robotik uygulamalarını kullanmak önemli bir avantaj oluşturuyor.

 KALÇA SIKIŞMA SENDROMU (FEMOROASETABULAR IMPINGEMENT SENDROMU)

Kalça sıkışması; kalçada oluşan yapısal problemler nedeniyle, hareket sırasında, kalça eklemini oluşturan iki parçanın birbirine anormal teması sonucu ortaya çıkan bir hastalık. Hastalar genellikle pantolon giyerken, araca binerken veya bağdaş kurarken kalça çevresinde C şeklinde oluşan ağrıdan yakınıyorlar. Bu sendrom zamanında tanınmaz ve gerekli müdahale yapılmazsa eklemin geri dönüşümsüz hasarına, yani kalça kireçlenmesine neden olabiliyor.

Nasıl tedavi ediliyor?

Sendromun ilk dönemlerinde fizyoterapi yöntemlerinden faydalanılsa da kalça sıkışması sendromunun tedavisi cerrahi oluyor. Açık veya kapalı (artroskopik) metodlarla patolojinin her iki (uyluk başı ve kalça yuvası) tarafı yeniden şekillendiriliyor ve labrum, yani kalça ekleminin yapısında yer alan üçgen kesitli kıkırdak doku yırtıksa ve tamir edilebilecek türdeyse onarılıyor. Eğer onarılamayacak durumdaysa çıkarılıyor ya da başka bir dokuyla tekrar tamir ediliyor. Ameliyat sonrasında 4-6 hafta belirli hareketler kısıtlanıyor ve bir çift baston kullanılması öneriliyor. Ardından hasta hızlı bir şekilde normal hayata ve spora dönebiliyor. Başarılı bir operasyon sonrasında hastanın erken dönem kalça ağrıları kayboluyor ya da azalıyor ve uzun dönemde de kireçlenmeye gidiş süreci erteleniyor veya tamamen önleniyor.

 

Çocuğunuzun iki bacağının eşit olduğuna emin misiniz?

Çocuğunuzun iki bacağının eşit olduğuna emin misiniz?

gelişimini yakından takip ediyor, adeta gözünün içine bakıyorsunuz. Peki hiç ayak izlerine baktınız mı! Ya da bir çift ayakkabının teki tam olup, diğeri biraz sıktığında bunun altında ortopedik bir sorun yatabildiğini düşündünüz mü? Acıbadem Taksim Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Levent Eralp çocuklarda bir bacağın diğerine göre kısalığının (uzuv kısalığı) yaygın görülen bir sorun olduğunu, ancak özellikle 2 cm’in altındaki kısalıkların dikkatli bakılmadıkça fark edilemeyebildiğini söylüyor. Bu nedenle ailelere, çocuklarını dikkatlice gözlemlemelerini, özellikle de banyo sonrası ya da kumsalda gezinirken ayak izlerine bakmalarını tavsiye eden Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Levent Eralp, çocuklarda bacak (uzuv) kısalıkları hakkında açıklamalar yaptı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Toplumumuzda çok yaygın olan bel ağrısı şikayetlerinin altında, bir bacağın boyunun diğerinden daha kısa olmasının da yatabildiğini biliyor muydunuz? Peki, aldığınız ayakkabının tekinin normal olup diğer ayağı sıkmasının da aynı nedenden kaynaklanabildiğini? Günlük yaşantıda normal gibi görünen hatta hiç fark edilmeyen bazı sorunlar sadece ailelerin dikkatli gözlemleriyle ortaya çıkabiliyor! Acıbadem Taksim Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Levent Eralp bu noktada anne babaların çocuklarını, onların dikkatini çekmeden ve psikolojik rahatsızlığa yol açmadan dikkatlice gözlemlemeleri gerektiğini belirterek “Bacak boyunun eşit olmaması (uzuv kısalığı) ancak bu dikkatli gözlemler sonucu anlaşılabilen hastalıklardan biridir. Günlük yaşantıda gözle görülen herhangi bir değişikliğe yol açmadığı için özellikle 2 santime kadar olan tek bacak kısalığı genellikle fark edilmiyor.” diyor. Prof. Dr. Levent Eralp şöyle konuşuyor: “Bacak kısalığı denilen sorunda, kalçadan parmak ucuna kadar olan bütün uzuvdan bahsediyoruz. Vücudun bir ya da birkaç noktasında tek bacak kısalığına sebep olan bozukluk olabilir. Amerika’da yapılan bir araştırma çarpıcı bir gerçeği ortaya koyuyor; devlet tarafından liselere bir halk sağlığı görevlisi atanıyor. Kadın görevliler bütün kız öğrencileri vücutlarını görecek şekilde muayene ettiklerinde, bir çoğunda o güne dek hiç fark edilmemiş sırt eğrilikleri olduğunu görüyorlar. Böylece yüzde 4-5 olan skolyoz oranı bir anda yaklaşık 3 kat artıyor. Yani bir takım iskelet sistemi değişiklikleri ya da bozukluklarında göze çarpmayan, ailenin önemsemediği, çünkü günlük hayatı sekteye uğratmayan aksaklıklar söz konusu olabiliyor. Ancak özellikle bunlar çocukluk çağında artma eğiliminde olduğu için tanıda gecikmemek gerekiyor. Skolyozda olan sorun, tek bacağın kısalığında da geçerli.”

Pause Dergi

Prof. Dr. Levent Eralp

Ayak izine dikkatlice bakın!

Sağ ve sol bacak ya da kollar arasında uzunluk farkı olmasına uzuv kısalığı denildiğini belirten Prof. Dr. Levent Eralp, kollar arasında 5 cm altında uzunluk farkı olmasının, görüntü dışında, kullanma bozukluğuna neden olmayacağını, bu nedenle uzuv kısalığının daha çok bacaklarda yaşandığında çeşitli sorunlar ortaya çıkarabildiğini söylüyor. Tek bacağın kısalığına; doğuştan kemik hastalıkları, geçirilmiş kazalar, çocukluk çağında geçirilen kemik iltihapları, romatizmal ya da nörolojik hastalıkların yol açabildiğini söyleyen Prof. Dr. Levent Eralp teşhis konusunda “çocuğunuzun ayak izlerine dikkatli bakın” diyor ve şöyle anlatıyor: “Toplumumuzda yaygın görülen bir sorun olan tek bacak kısalığını fark etmek için anne babalar çocuklarının kışın banyo sırasında bedenlerine dikkatlice bakmalı, banyodan çıktıktan sonra da her iki ayak izini kıyaslamalıdır! Çocuk banyodan çıkar ve ıslak ayakla yere basar ama ama iki ayağının izi birbirinin aynı değildir. Dikkat etmezseniz gözden kaçırırsınız ama dikkat ederseniz görürsünüz. Veya yazın kumsalda yürürken çocuğun iki ayağının izi birbirinden farklı ise tek bacak kısalığı olduğunu tespit edebilirsiniz. Dolayısıyla çocuğun ayak izlerine ve özellikle yavaş yürürken aksamasının olup olmadığına dikkat etmek gerekir.”

Tek bacak kısalığında tedavi yöntemleri!

Anne babaların çocuklarının bacağını mezura ile ölçmeye kalkmamaları, çünkü bunun yanıltıcı olacağını söyleyen Prof. Dr. Levent Eralp sadece gözlem yapmaları ve gerekli durumlarda ihmal etmeyip hekime başvurmaları gerektiğini vurguluyor. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Levent Eralp 2 cm’e kadar olan, 2-5 cm arası ve 5 cm’in üzerindeki tek bacak kısalığının tedavi yöntemlerini şöyle anlatıyor: “Bacaklarda 2 cm altındaki boy farklarında, kısa olan tarafın ayakkabısının içine ya da altına yapılacak takviyeler ile boy farkının ortadan kaldırılması en uygun tedavidir. 2-5 cm arasındaki farkta ise cerrahi tedavi şarttır. Bu durumda çocuklarda iki taraf uzuvlarının boyunu eşitlemek için ya kısa taraf uzatılır ya da uzun olan tarafın uzaması yavaşlatılır. Uygun tekniğe hekim altta yatan hastalık ve boy uzaması için geride kalan süre gibi faktörleri değerlendirerek karar vermelidir. 5 cm’den fazla ise; mutlaka kısa olan tarafı uzatmak gerekir ancak yine hekimin yapacağı değerlendirmelerle tekniğe karar verilmelidir.”

Pause Dergi

Bel ağrısından eklem kireçlenmelerine!

2 cm’den kısa da olsa bacak uzunluğu farkının bel ağrısı şikayetlerine neden olabildiğini vurgulayan Prof. Dr. Levent Eralp “Ayak bileği, diz, kalça ve bel esasında birbirine uyumlu çalışan dişli çarklar gibidirler, birbiriyle bağlantılı olarak bir düzen içerisinde çalışır. Ancak eğer bu dişlilerden bir tanesi diğerleriyle uyumlu dönmüyorsa zaman içinde diğerlerinin dişlerini aşındırır. Dolayısıyla cerrahi tedavi gerektirmeyen 2 cm’in altındaki kısalıklar bile bel ağrısı ve zaman içerisinde eklem kireçlenmelerine yol açabilir.” uyarısında bulunuyor. Anne babaların, çocuklarında tek bacak kısalığı durumunda doğru bilinen yanlışlara dikkat etmeleri ve bunlardan uzak durmaları gerektiğini belirten Prof. Dr. Levent Eralp, örneğin; ip atlamak, seksek oynamak, tek ayağını öne doğru savurmak gibi yöntemlerin bacak uzatmada etkisinin olmadığı, aksine tedavide gecikmeye yol açabileceği konusunda uyarıyor.

Kış aylarında ortopedik sorunlar artıyor!

Kış aylarında ortopedik sorunlar artıyor!

Günümüzde profesyonel spor yapanların yanı sıra, sağlık için spora yönelenlerin sayısı artarken, bazı kurallara dikkat edilmediğinde ise yaralanmalar kaçınılmaz oluyor. Özellikle kış soğuklarında açık havada spor yaparken çok daha dikkatli olunması gerekiyor. Soğuk havanın vücudumuza fazladan yükler getirdiğini ve bu nedenle kış aylarında spor yaralanmalarının arttığını belirten Acıbadem Ataşehir Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Safa Gürsoy “Soğuk hava spor sırasında kaslarımızın etkili çalışmasının azalmasına yol açar. Bu durum, kasların elastikliğini ve reaksiyon süresini yavaşlatır ve özellikle spor yaparken yaralanmaya daha yatkın hale gelmemize neden olur. Kaslarımız, bağlarımız ve tendonlarımız soğuk havada daha yüksek burkulma, gerilme, çekme ve yırtılma riski ile karşı karşıya kalır” diyor. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Safa Gürsoy spor yaralanmalarına yol açan 5 hatayı anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Doç. Dr. Safa Gürsoy

Uygun ısınma ve soğumanın yapılmaması!

Sporda yaralanmayı önlemenin en önemli yollarının başında; spor öncesi uygun şekilde ısınmanın ve germe egzersizlerini yapmanın geldiğini vurgulayan Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Safa Gürsoy “Soğuk kaslar sıcak kaslara kıyasla aşırı gerilmeye ve yırtılmaya eğilimlidir. Bu nedenle hızlı hareketleri, bükülmeleri ve sarsıntıları daha zor tolere edecektir. Spora başlarken ısınmayı zaman kaybı olarak görmemeli, bir anda kaslara yüklenmekten kaçınmalı, bunun için de mutlaka ısınma egzersizleri yapılmalıdır” uyarısında bulunuyor. Doç. Dr. Safa Gürsoy, spor sonrası da yine ısınma için uygulanan hareketleri ve germe egzersizlerini içerecek şekilde vücudun soğumasını sağlamak, bu nedenle her sporun ardından vücudu yavaş yavaş soğutmayı ihmal etmemek gerektiğini vurguluyor.

Uygun ekipman kullanılmaması!

Yapılan spora uygun koruyucu ekipmanların eksiksiz kullanılması gerektiğini söyleyen Doç. Dr. Safa Gürsoy, hangi spor yapılıyorsa ona uygun şekilde, başta ayakkabı olmak üzere kıyafetlerin doğru seçilmesinin spor yaralanmalarının önlenmesi için şart olduğunu belirtiyor. Doç. Dr. Safa Gürsoy “Özellikle son yıllarda toplumun ilgisinde büyük artış görülen kayak ve snowboard gibi kış sporlarında gerçeklesen yaralanmalarda uygun ekipman ve kıyafetlerin kullanılmamasının büyük etkisi oluyor” diyor.

Mevcut sakatlıkların göz ardı edilmesi!

Acıbadem Ataşehir Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Safa Gürsoy, birçok ciddi sakatlığın, mevcut küçük, ihmal edilen sakatlıkların sonucu ortaya çıkabildiğini belirterek şöyle konuşuyor: “Sporda veya günlük aktivite sırasında hissedilen ağrı, şişlik veya eklemi kullandığınızda ses gelmesi gibi sağlık sorunları ihmal edilmemeli ve mutlaka doktora başvurarak tedavi edilmelidir. Spora veya egzersize devam edilmesi gerekiyorsa ilgili vücut bölümlerinin tedavi süresince geçici olarak korunması da değerlendirilmelidir. Aksi taktirde küçük bir yaralanma olarak deyip geçtiğiniz sorun, ileride tedavi edilmesi daha zor olan sorunlara hatta sakatlıklara yol açabilir.”

Pause Dergi

Bir anda sonuca ulaşmak istenmesi!

Özellikle spora ya da egzersize yeni başlayanların düştüğü önemli hatalardan birinin de; yapılan spordan bir anda yüksek verim almayı beklemek olduğuna dikkat çeken Doç. Dr. Safa Gürsoy, dizlerimiz ya da omuzlarımız gibi vücut bölümlerinin, dayanabilecekleri yükten fazlası altında kalmasına bağlı olarak ciddi sakatlanmalar yaşanabildiğini söylüyor. Özellikle son üç yıldır devam eden pandemi sürecinde hareketlerimizin büyük ölçüde kısıtlandığını, bu nedenle fiziksel aktivitelerin, egzersizin ve sporun faydalarından bir anda sonuç almak için aşırı yüklenilmesi sonucu spor yaralanmaları ile çok sık karşılaşıldığını belirten Doç. Dr. Safa Gürsoy “Son dönemde en sık görülen yaralanmaların başında; kemikleri birbirine bağlayan doku bantlarının gerilmesi veya yırtıkları, kasların veya tendonların zorlanması veya kopması gelmektedir. Bunların dışında diz, ayak bileği, omuz ve kalça gibi eklemlerde spesifik yaralanmalar, kırıklar ve çıkıklar da sık görülen ortopedi hastalıklar arasında yer alıyor. Bu sorunlarla karşılaşmamak için kişi kendine gerçekçi hedefler koymalı, hedeflerini kısa değil uzun vadeye yaymalıdır.” diyor.

Soğuk havanın risklerini dikkate almamak!

Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Safa Gürsoy, soğuk havanın vücudumuza fazladan yükler bindirdiğine dikkat çekerek şu uyarıda bulunuyor: “Soğuk hava, spor sırasında kaslarımızın daha az etkili çalışmasına neden olarak kasların elastikliğini ve reaksiyon süresini yavaşlatır. Bu nedenle kış aylarında vücudumuz özellikle spor yaparken yaralanmaya daha yatkın hale gelir. Kaslarımız, bağlarımız ve tendonlarımız soğuk havada daha yüksek burkulma, gerilme, çekme ve yırtılma riski altında olur. Bunları önlemek için, kış aylarında spor yaparken çok daha dikkatli olunması gerekir.”

Kalça protezi kimlere uygulanabilir?

Kalça protezi kimlere uygulanabilir?

Çorap ve ayakkabı giymekte zorlanmak… Merdiven çıkarken trabzanlardan tutunarak destek almak… Yürümekte, hatta oturup kalkmak gibi basit hareketlerde bile güçlük çekmek… Vücudumuzun en fazla yük taşıyan eklemlerinden biri olan kalça eklemleri, çeşitli nedenlerden dolayı hasar görebiliyor. Bunun sonucunda oluşan ağrı, hareketlerdeki kısıtlılık ve kilitlenme hissi, yaşam kalitesini ciddi boyutlarda düşürebiliyor. Eklemlerde gelişen problemlere ilaç, fizik tedavi ve koltuk değnekleri gibi yürümeye destek olan cihazlarla çözüm sağlanabilse de, bazen sorun devam edebiliyor. Bu noktada ‘kalça protezi’ ameliyatı gündeme geliyor. Acıbadem Ataşehir Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Selami Çakmak, günümüzde kalça protezleri ameliyatlarının son derece güvenli ve etkili bir şekilde uygulandığına dikkat çekerek, “Son yıllarda gelişen teknolojiler sayesinde kullanılan protezlerin kaliteleri de oldukça arttı. Artık protezler vücuda çok daha kolay uyum sağlıyor, böylelikle kullanım ömürleri de uzuyor. Ameliyat sonrasında hastalar ağrısız ve acısız hareket imkanına yeniden kavuşabiliyor, hastaneden yürüyerek çıkabiliyor.” diyor. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Selami Çakmak, kalça protezi ameliyatı hakkında en çok merak edilen soruları yanıtladı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu.

Pause Dergi

Prof. Dr. Selami Çakmak

SORU: Kalça protezi ameliyatı ne zaman gündeme gelir?

CEVAP: Kalça ağrısı kişinin günlük aktivitelerini etkiliyorsa, çömelip kalkma, oturma-kalkma fonksiyonlarında ağrıya neden oluyorsa, istirahat halinde iken bile ağrı devamlılık gösteriyorsa, eklem hareketlerinde kısıtlanma başlamışsa ve hareket etmek giderek zorlaşıyorsa, ilaçlara ve baston gibi yürümeye yardımcı cihazların kullanılmasına rağmen ağrıda azalma olmuyorsa, kalça protezi ameliyatı gündeme gelir.

SORU: Protez genç yaş grubuna da uygulanır mı?

CEVAP: Kalça protezi ameliyatı genellikle 50 ila 80 yaş arasındaki kişilere yapılıyor olsa da, bu ameliyat için mutlak bir yaş aralığı yoktur. Hastanın ağrısının ciddiyeti ve oluşturduğu sakatlık hali kime protez yapılması gerektiğini belirleyen ana kriterlerdir. Dolayısıyla kalça protezi her yaştan kişiye yapılabilir. Örneğin, çocukluk çağından itibaren romatizmal hastalığı olup kalça eklemi erkenden hasar görmüş 20’li yaşlardaki genç kişilere de uygulanabilir. Aynı zamanda kişinin kilolu olması protez ameliyatı yapılmasını engellemez. Tabi ki protez ameliyatı öncesinde kilo verilmesi istenir; çünkü aşırı kilo protezdeki yıllar içinde gelişebilecek aşınmalara yol açabilir ve protezin ömrünü kısaltabilir.

SORU: Kalça protezi ameliyatı güvenli bir yöntem mi?

CEVAP: Kalça protezi ameliyatı kalça ve kasıktaki ağrıların ortadan kaldırılması, kalça hareket açıklığının artırılması ve normal günlük yaşama dönülmesi adına güvenli ve etkili bir yöntemdir. Son yıllarda gelişen teknolojiler sayesinde protezlerin kalitelerinin artması; vücut içindeki uyumlarının giderek artmasını, böylelikle kullanım ömürlerinin de uzamasını sağlamaktadır. Modern ameliyathaneler, gelişen yeni ameliyat yöntemleri, enfeksiyonu önleyen antibiyotik tedavileri ve kan akışkanlığını sağlayan yeni ilaçların kullanıma girmesiyle kalça protezi ameliyatı sonrasında hasta konforu en üst düzeye ulaşmıştır.

SORU: Kalça protezi ameliyatı nasıl uygulanır?

CEVAP: Kalça protezi ameliyatında aşınmış ve yıpranmış olan kıkırdak eklem yüzleri vücuttan uzaklaştırıldıktan sonra çıkartılır. Yerlerine protez konularak kalça ekleminin ağrısız ve kısıtlama olmadan hareketi sağlanır. Uyluk kemiğinin içindeki kanala yerleştirilen saplı bir protez ile leğen kemiğindeki yuvasına yerleştirilen proteze uygun bir çanak yerleştirilir. Bu protezlerin malzemeleri vücuda uyumludur ve ömür boyu vücut içinde kalarak fonksiyon görecek şekilde tasarlanır.

Pause Dergi

SORU: Protez sonrasında spor yapmak sakıncalı mı?

CEVAP: Kalça protezi ameliyatından sonra hangi aktivitelerin yapılabileceği konusunda bilinçli olmak son derece önemlidir. Protezin kemiğe uyumu ve sonrasında, protez yüzeyleri arasında yer alan ve hareket eden kısımda yıllar içinde minimal aşınmalar olabilir. Aşırı aktivite ve aşırı kilo alma ile bu aşınmalar daha fazla oluşur, böylelikle protezin ömrü de kısalır. Dolayısıyla yürüme, yüzme, bisiklet kullanma, doğa yürüyüşü ve dans etmek gibi düşük etkili aktivitelerin yapılması, bunun aksine koşmak veya zıplamak tarzındaki yüksek etkili aktivitelerden ise kaçınılması önerilir.

SORU: Günlük yaşamda nelere dikkat edilmeli?

CEVAP: Hastalar her ne kadar ameliyattan hemen sonra koltuk değneği, yürüteç veya baston yardımı ile yürüyecek olsalar da, ameliyat sonrasında 3-4 hafta süre günlük işlerinde (yemek yapma, banyo yapma, alışveriş vb.) kendilerine yardım edecek birine ihtiyaçları olacaktır. Taburcu olduktan sonraki sürecin rahat geçebilmesi için bazı tedbirler almak yarar sağlayabilir. Örneğin, banyo ile tuvalete konabilecek olan ve tutunmaya yarayan güvenlik tutamakları, klozette rahat oturmayı kolaylaştıran klozet yükselticiler, ayakkabı giyerken kalça eklemini aşırı bükülmesinden koruyan uzun ayakkabı çekecekleri, bunlardan bazılarıdır. Yine yürürken ayağın takılabileceği halı kenarları ile elektrik kablolarının da ortadan kaldırılması önemlidir.

Ortopedik hastalıklar hızla yaygınlaştı!

Ortopedik hastalıklar hızla yaygınlaştı!

Yaklaşık üç yıldır günlük yaşam alışkanlıklarımızı derinden etkileyen Covid-19 pandemisi elimizden belimize, boynumuzdan sırtımıza, dizimizden dirseğimize kas ve iskelet sistemimize yönelik rahatsızlıkları hızla artırdı. Fiziksel aktivitelerin kısıtlanması, bilgisayar karşısında uzun süreli duruş bozuklukları ve kilo alımı gibi faktörlerle gerek çocuklarda gerekse yetişkinlerde omurga hastalıklarının son dönemde çok sık görüldüğünü belirten Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Uğur Özbaydar günlük yaşam kalitesini önemli ölçüde düşüren bu hastalıklara karşı önlem almak, olası şikayetleri ise ertelemeden hekime başvurmak gerektiğini belirtiyor. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Uğur Özbaydar pandemide en sık görülen şikayetleri anlattı, kas ve eklem ağrılarına karşı etkili öneriler ve uyarılarda bulundu.

Son dönemde pek çok kişi boynunda, belinde ya da dizlerinde hatta parmaklarında ağrı sorunu yaşıyor, hareketlerini de kısıtlayarak günlük yaşantısını olumsuz etkileyen bu ağrılardan kurtulmanın yollarını arıyor. Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Uğur Özbaydar özellikle masa başı çalışanlarda uzun süre bilgisayar karşısında duruş bozuklukları, spor aktivitelerinin rafa kaldırılması, hareketin büyük ölçüde kısıtlanması, aşırı stres ve üstüne üstlük kilo alımları derken kas ve iskelet sistemi hastalıklarının ülkemizde ve dünyada son yıllarda çok sık görülür hale geldiğini belirterek “Büyük Britanya İş güvenliği ve Çalışan Sağlığı Kurulu’nun (HSE) 2022 yılında yayınladığı raporunda; 2021-22’de 477 bin çalışanın işle ilgili kas-iskelet sistemi (KİS) hastalıkları olduğu bildirildi. Bu hastaların yüzde 42’sinde bel, yüzde 37’sinde üst ekstremite (el, bilek, dirsek ve parmak kemikleri vb) ve yüzde 21’inde alt ekstremite (uyluk, diz, bacak, ayak bileği kemikleri vb) tutulumu mevcuttu. Raporda işle ilgili kas-iskelet sistemi hastalıklarının oluşmasına sebep olan ana faktörlerin, uygun olmayan pozisyonda klavye ile çalışma veya tekrarlayan zorlamalar olduğu belirtildi. Kas ve iskelet sistemi hastalıkları halen artma eğiliminde. İşle ilgili kas ve iskelet sistemi hastalıkları olan 477 bin çalışanın 72 bin tanesi şikayetlerinin Covid-19 pandemisi nedeniyle oluştuğunu veya bu nedenle kötüleştiğini bildirmiştir” diyor.

Pause Dergi

Prof. Dr. Mehmet Uğur Özbaydar

Dikkat! Çalışma ortamınız uygun şartlarda olmazsa!     

Günümüzde hala düzenli egzersizlere başlamayan, çalışma ortamını, bilgisayar karşısında duruşunu düzenlemeyen, spordan, fiziksel hareketlilikten uzak sedanter (hareketsiz) bir yaşam süren kişilerin sağlıkları açısından ciddi risklerle karşı karşıya oldukları uyarısında bulunan Prof. Dr. Mehmet Uğur Özbaydar şöyle konuşuyor: “Son yıllarda uygun çalışma ortamının sağlanamaması postür bozukluklarını yaygınlaştırdı. Pek çok kişide; boyunda düzleşme, sırt ağrısı ve fibromiyalji, omuzda, dirsekte ve elde tendinit (iltihaplanma), el ve bilekte sinir sıkışması, bel ağrısı ve disk hastalıkları, dizlerde kıkırdaktaki yıpranmaya bağlı olarak ağrı sorunuyla karşılaşıyoruz. Günlük yaşam tarzımızı yeniden düzenleyip rutin alışkanlıklarımız arasına sporu, düzenli ve tempolu yürüyüşü katmadan kas ve iskelet sistemimizi korumamız mümkün değildir. Covid 19 pandemisi sürecinde hızla yaygınlaşan bu hastalıkların tedavisi ileride çok daha zor bir hale gelebilir.” Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Uğur Özbaydar, bununla birlikte spor aktivitelerine dönüşte de çok dikkat etmek gerektiğini, olması gerekenden hızlı ve yoğun bir tempoda spor aktivitelerine başlamanın da fayda yerine zarar verebileceğini, kas-tendon yaralanmaları ile sonuçlanabileceğini söylüyor.

Pause Dergi

Omurga sağlığı için bu önlemlere dikkat!

Gerek yetişkinlerde gerekse çocuklarda kas ve iskelet sisteminin sağlıklı olabilmesi için bazı önlemlere mutlaka dikkat edilmesi gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Mehmet Uğur Özbaydar bu kuralları şöyle sıralıyor;

  1. Bilgisayar monitörünün yüksekliği göz seviyesinde olmalı,
  2. Sandalyeniz belinizi desteklemeli,
  3. Önkol, uyluk ve ayaklar yere paralel olmalı, gerekirse ayak altına destek konulmalı,
  4. Dizler 90 dereceden az bükülü durmalı,
  5. Çalışırken sık ve kısa aralar verilmesi unutulmamalı,
  6. Mutlaka düzenli egzersiz yapılmalı,
  7. Egzersiz vücudu aşırı zorlamamalı, egzersiz yoğunluğunu artırırken acele edilmemeli,
  8. İdeal kiloda olunmalı,
  9. Kış aylarında eve kapanmayıp, çeşitli enfeksiyonlara karşı gerekli korunma tedbirleri alınarak sosyal hayata dönülmeli,
  10. Vücudu dinlendirmeye zaman ayırılmalı,
  11. Sağlıklı beslenmeli, hekime danışarak olası vitamin eksiklikleri takviyesi yapılmalı, kemik ve eklemlerde iltihaplanmaya yol açabilecek şekerli ve karbonhidratlı yiyeceklerden ve gazlı, şekerli içeceklerden uzak durulmalı, kışın da yeterli su içmeye dikkat edilmeli,
  12. Kas ve iskelet sistemine yönelik olası bir şikayet ihmal edilmeden hekime başvurulmalı.

El bileğindeki geçmeyen ağrının nedeni

El bileğindeki geçmeyen ağrının nedeni

Bez sıkarken, kavanoz kapağını açarken veya cam silerken el bileğinizde aniden şiddetli ağrı mı oluşuyor? El bileğinize yüklenerek doğrulmakta güçlük mü çekiyorsunuz? Spor aktivitelerinde el bileğinizde oluşan şiddetli ağrıdan mı yakınıyorsunuz? Yanıtınız ‘evet’ ise sorununuzun nedeni, el bileğinde gelişen ve yaşam kalitesini olumsuz etkileyecek boyutlarda ağrıya neden olabilen ‘ganglion kisti’ olabilir!

Ellerin en sık görülen iyi huylu kistleri olan ganglionlar, eldeki tüm yumuşak doku tümörlerinin yaklaşık yüzde 50-70’ini oluşturuyorlar. Genellikle el bileğinin dorsal (sırt) ve volarının (el ayası) yanı sıra parmaklarda da gelişebiliyorlar. Çapı 1-2 cm büyüklüğe ulaşabilen bu kistlerin yaklaşık yüzde 50’si kendiliğinden geçebiliyor. Eğer kaybolmazlarsa tedavi gerektiriyor, zira kozmetik problem oluşturmalarının yanı sıra el bilek kullanımında şiddetli ağrıya ve akabinde fonksiyon kısıtlanmasına da neden olabiliyorlar.

Acıbadem Fulya Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji / El Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Kahraman Öztürk, el bileklerinde ve parmaklarında görülen ganglionların fark edildiklerinde hekime başvurmanın önemli olduğuna dikkat çekerek, “Bu kistler zamanla el bileğinin hareketlerini ciddi boyutlarda kısıtlayabilen şiddetli ağrıya yol açabiliyor. Ayrıca özellikle bağ yırtığı ile birlikte olan ganglionlar tedavi edilmezlerse karpal kemiklerde ilerleyici dejenerasyon ile el bileğinde instabiliteye, yani kararsızlığa, dengesizliğe neden olabiliyorlar.” diyor.

Pause Dergi

Prof. Dr. Kahraman ÖztürkYavaş büyüyen şişliğe dikkat!

Dünyada görülme sıklığı ile oranladığımızda ülkemizde her yıl yaklaşık olarak 25 bin kişide ‘ganglon kistleri’ teşhis ediliyor. Kimlerde nasıl ve neden ortaya çıkacağı bilinmeyen bu kistler kadınlarda daha sık görülüyor. Hastaların en az yüzde 10’unda önceden belirli bir travmatik hikaye oluyor ve tekrarlanan küçük travma, ganglion gelişimine yol açabiliyor. İçi müsin, bir başka deyişle sümüksü sıvı ile dolu bu kistler genellikle eklem kapsülü, karpal kemikler arası bağlar, tendon veya tendon kılıfının üzerinde oluşuyor. Kist düzgün sınırlı, beyaz ve yarı saydam görünüyor. Ganglionlar çoğunlukla yavaş büyüyen şişlik ile ortaya çıkıyor. Prof. Dr. Kahraman Öztürk, şişliğe ağrı, güçsüzlük ve kavrama kuvvetinde azalmanın da eşlik edebileceğini belirterek, “Hastalar sıklıkla, artan aktivite döneminden sonra şişliğin büyüdüğünden ve ağrının ilave olduğundan yakınıyorlar.” diyor.

Ağrının nedeni ‘gizli’ ganglion olabilir!

Özellikle el bileği dorsalinde, şişliğe yol açmadan ağrı ile ortaya çıkan gizli ganglionlar da sık görülüyor. Gizli dorsal el bilek ganglionları 5mm’den küçük oldukları için fark edilmeyen kistik lezyonlar olarak nitelendiriliyor. Prof. Dr. Kahraman Öztürk, gizli dorsal el bilek ganglionlarının gözle görülebilen ganglionlardan daha fazla ağrı şikayetine yol açabildiklerini vurgulayarak, “Gizli ganglionlar, açıklanamayan el bilek ağrısının sorumlusu olabiliyor ve orantısız bir şekilde hassas özellik gösteriyorlar. Bu tip ganglion kistleri el bileği üzerinde kalkma hareketi, kuvvetli kavrama, döndürme hareketi ve spor aktivitelerinde şiddetli ağrıya neden olabiliyor.” diyor.

Nasıl teşhis ediliyor?

Klinik olarak yumuşak kıvamda şişliğin olması, muayenede bastırınca kist sıvısının hareket etmesi ve kistin ışık geçirmesi (transülliminasyonu) genellikle tanı için yeterli oluyor. Kistin uzanımı ve büyüklüğünün değerlendirilmesi için ultrason ve karpal kemik tutulum değerlendirilmesi için radyografi yöntemine başvuruluyor. Manyetik rezonans görüntüleme daha çok “gizli ganglion” durumunda gerekli oluyor.

Pause Dergi

Tedavi ‘cerrahisiz yöntem’ ile başlıyor

Ganglion kistinin tedavisi cerrahi olmayan yöntemlerle başlıyor. El bilek istirahat atel kullanımı ve zorlu aktivitelerden kaçınma gibi ameliyatsız yöntemler ile ganglion kisti yüzde 40-50 oranında kendiliğinden düzeliyor. El bilek atelinin 3 ay devamlı kullanılmasıyla ağrı ortadan kalkabiliyor ve kist küçülebiliyor. Yine de yüzde 60 civarında nüks ihtimali bulunuyor. Kist içeriğinin ultrason eşliğinde boşaltılması şeklinde gerçekleşen tedavide de aynı oranda nüks gelişebiliyor. Prof. Dr. Kahraman Öztürk, volarinde atardamara komşu olan şişliğin istirahat ateli ile küçülmemesi veya büyümeye devam etmesi durumunda ise cerrahi tedaviye başvurulduğunu belirterek, “El bileğinin dorsal ganglionlarında aktivite ile ortaya çıkan veya spor sırasında artan ağrıda da cerrahi tedavi uygulanıyor.” diyor.

Artroskopik cerrahi tercih ediliyor

Cerrahi işlem, ganglion kistinin açık veya artroskopik (endoskop ile gerçekleştirilen minimal invazif cerrahi) yöntemle çıkartılmasını içeriyor. Prof. Dr. Kahraman Öztürk, cerrahi eksizyon, yani kitlenin vücuttan alınmasının ganglion kistinin tedavisinde altın standart olmaya devam ettiğine işaret ederek, “El bileği dorsalinde şişlikle seyreden kistler ile gizli dorsal el bilek kistleri artroskopik eksizyon yöntemiyle başarılı bir şekilde tedavi edilebiliyor. Pedikül, bir başka deyişle kist sapı ve tüm ganglion yapısının çıkartılmasını içeren cerrahi teknikler sayesinde kistlerin nüks oranları da önemli ölçüde azaldı. Volar ganglionların nüks oranı ise biraz daha yüksek oluyor.” diyor.

Ortopedi ve Travmatoloji / El Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Kahraman Öztürk, ganglionun artroskopik olarak vücuttan çıkartılmasında açık cerrahi ile aynı başarı oranı elde edildiğini belirterek, sözlerine şöyle devam ediyor: “Ayrıca açık cerrahi sonrasında el bileğinde kısmi hareket kısıtlılığı, enfeksiyon, nöroma (sinirin iyi huylu tümörü), yara izi ve keloid görülebiliyor. Ganglionun artroskopik olarak çıkartılması sonrasında ise kozmetik olarak daha az yara izi kalıyor ve hasta el bileğini daha erken kullanmaya başlıyor.”             

“Omzum ağrıyor” deyip geçmeyin!

“Omzum ağrıyor” deyip geçmeyin!

Uzun saatler bilgisayar karşısında çalışma, diz üstü bilgisayar (laptop) hatta şarj aleti derken iyice ağırlaşan çantamızı sık sık omzumuzda taşıma, toplu taşıma araçlarında askılıklardan tutunurken olası bir yanlış hareket ya da parklarda omuzları hareket ettirme aletlerini bilinçsizce kullanma… Tüm bu nedenler ve daha fazlaları omuz sıkışmasından omuz yırtığına, kireçlenmeden ‘donuk omuz’a dek bir çok omuz hastalıklarına yol açabiliyor, şiddetli ağrılar ve hareket kısıtlılığı ile kişinin yaşam konforunu son derece olumsuz etkileyebiliyor! Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Hakan Turan Çift, günümüzde yaşa bakmaksızın hemen herkesin omuz ağrıları ile karşılaşabildiğini, omuz ağrılarının günümüzde en sık görülen ağrılar arasında yer aldığını belirterek “Günlük yaşantımızda en sık kullandığımız eklemlerimiz olan omuzlarımız çok komplike bir yapıya sahiptir. Omuz deyince 4 eklemden bahsediyoruz ve çok hareketli olan bu eklemler travmaya çok açık. Ayrıca bazı yanlış yaşam alışkanlıkları sonucu da zamanla yıpranarak çeşitli sorunlar ortaya çıkarabiliyor. Çoğunlukla dayanılmaz şiddetli ağrılar ve hareket kısıtlılığı ile başvuran hastalarımızın öyküsünü dinleyerek, muayene ve gerekli tetkiklerin ardından çeşitli tedaviler uyguluyoruz. İlaç, enjeksiyon ya da fizik tedavinin yetersiz kalması durumunda hastalarımızı sağlığına kavuşturmak için artroskopi denilen kapalı ameliyata başvuruyoruz” diyor. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Hakan Turan Çift, omuz ağrıları hakkında bilinmesi gereken 5 önemli noktayı anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Pause Dergi

Prof. Dr. Hakan Turan Çift

  • Bu hatalar omuzları yıpratıyor!

Omuzlarımız günlük yaşantımızda en sık kullandığımız, farkında olmadan en fazla yıprattığımız, travmaya en açık eklemlerimiz arasında yer alıyor. Özellikle 60 yaşına gelip de omuz ağrısı geçirmemiş bir kişi olmadığını belirten Prof. Dr. Hakan Turan Çift, bu ağrıların çok hafif olabildiği gibi ameliyata kadar da gidebildiğini belirterek “Günlük yaşantıda yapılan yanlış hareketler; örneğin bilgisayar karşısında uzun süre mola vermeden oturma, yanlış duruş pozisyonları, hareketsizlik, omuz kaslarını güçlendirici egzersizler yapmamak, baş üstü hareketleri (cam silme, rafa uzanma vb) sık ve uzun süreli yapmak, toplu taşıma araçlarında askılıkları tutarken yanlış bir hareket ya da parklarda omuz çevirme aletlerini hızlı ve yoğun şekilde çevirme gibi bilinçsizce yapılan uygulamalar ve özellikle çok yaygın olarak kullanılan spor salonlarında yapılan ağır egzersizler omuzlarda hasara yol açarak günlük yaşamı çekilmez kılan şiddetli ağrılara yol açabiliyor. Aynı şekilde; bir balkon yıkayacakken kovaya az az ve birkaç kez su doldurmak gerekirken, aceleci davranarak kovanın tümünü doldurup taşımak bir anda omuzlarda travmaya yol açarak tendon kopmasına bile neden olabiliyor. Omuzda ağır çanta taşınması hatta çantanın içine dizüstü bilgisayar, şarj aletleri gibi malzemeler doldurulup taşınması da omuzlara ağır hasarlar verebiliyor” uyarısında bulunuyor.

  • Sorunun nedeni ciddi bir hastalık da olabilir!

Omuz ağrılarına bazı hastalıkların da yol açabildiğine dikkat çeken Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Hakan Turan Çift şu bilgileri veriyor: “Çoğunlukla omuz sıkışma sendromu, omuz yırtıkları, omuz travmaları, kemik uçlarının sürtünmesini önlemeye yarayan ‘bursa’ adı verilen omuzlardaki keseciklerin iltihaplanması (bursit), omuzun kireçlenmesi (artrozu) halk arasında kulunç denilen fibromiyalji – boyundan yansıyan ağrılar ve nadir görülse de olası bir tümör omuz ağrılarına yol açabiliyor. Omuz ağrılarını ‘dinlenirsem geçer’ diyerek ihmal etmek altta yatan sorunun daha da ilerlemesine neden olduğundan, bir an önce hekime başvurmak ve konulacak tanıya göre tedaviye başlamak gerekir.”

Pause Dergi

  • Dikkat! Omuz çıkığını yerine oturtayım derken!…

Omuz çıkığında ilk müdahalenin mutlaka Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı tarafından yapılması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Hakan Turan Çift şöyle konuşuyor: “Toplumumuzda omuz çıkığında çok sık yapılan yanlışların başında ‘ben yerine oturturum’ diyen kişiler geliyor. Ülkemizde ne yazık ki doktor olmayıp doktor gibi davranan çok kişi olduğu için, bu tür müdahalelerle çıkığı yerine getireyim derken bu kez kırıklara da yol açılabiliyor! Bu nedenle acil servise dahi gidildiğinde mutlaka ortopedi uzmanına danışılmalıdır.”

  • Omuz hastalıklarının tedavisinde farklı yöntemler uygulanıyor

Omuz hastalıklarında farklı tedaviler uygulandığının altını çizen Prof. Dr. Hakan Turan Çift, sorunun altında yatan nedenlerin mutlaka hasta öyküsü dinlenerek ve muayene edilerek, gerekirse tetkiklerle desteklenerek belirlenmesinin ve tedavinin ona göre planlanmasının çok önemli olduğunu söylüyor. Prof. Dr. Hakan Turan Çift şu bilgileri veriyor: “Omuz yırtıkları, omuz sıkışması, donuk omuz ya da kireçlenme gibi sorunlarda medikal tedavi ya da fizik tedavi ile fayda görmeyen hastalarda cerrahi tedaviye başvuruyoruz. Ameliyatı artroskopi denilen kapalı yöntemle yaparak hastanın ameliyat esnasında ve sonrasında konforunu yükseltebiliyoruz. 4-5 delikten kameralı sistemle girerek gerçekleştirdiğimiz ameliyatla çok başarılı sonuçlar alıyoruz. Ancak ameliyatı son seçenerek olarak düşünüyoruz; pek çok hastada ameliyata gerek kalmadan medikal tedavi ya da fizik tedavi ile başarılı sonuçlar alabiliyoruz. Kireçlenme sorunu ileri seviyedeyse proteze de başvurulabiliyor.”

  • Omuz sağlığını korumak için basit ama etkili önlemler!

Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Hakan Turan Çift omuz sağlığını korumak için bazı basit ama etkili önlemler olduğunu belirterek, omuz kaslarını güçlendirici egzersizleri düzenli olarak yapmak, yukarı uzanırken dikkatli olmak, ağır çanta ya da ağır poşet taşımaktan kaçınmak, bir seferde ağır kaldırmak yerine örneğin kovaya birkaç sefer ama az su doldurmak, poşetleri tek elde değil iki kola bölüştürerek taşımak, otururken ve yürürken dik durmaya dikkat etmek ve bilgisayar başında çalışırken mola vermeyi ihmal etmemek gerektiğini söylüyor. Yapılan bilimsel çalışmaların; omuz yırtığının kaynamasında sigaranın olumsuz etkisi olduğunu ortaya koyduğunu belirten Prof. Dr. Hakan Turan Çift, bu nedenle sigaradan uzak durmanın genel sağlık açısından önemli olduğu gibi omuz sağlığında da çok önemli olduğunu vurguluyor.