Yazılar

İlk üç parmakta karıncalanma varsa… Dikkat!

İlk üç parmakta karıncalanma varsa… Dikkat!

Elinizde güçsüzlük ve çabuk yorulma sorunundan yakınıyor musunuz? Özellikle ilk üç parmağın tamamında ve 4. parmağın yarısında karıncalanma hissi oluyor mu?  Bu şikayetleriniz genellikle geceleri sizi uyandıracak kadar şiddetleniyor mu? Yanıtınız ‘evet‘ ise dikkat edin, zira nedeni klavye ile mouse’u sık kullanan kişileri daha çok tehdit eden ve tedavi edilmezse yaşam kalitesini oldukça düşürebilen ‘Karpal tünel sendromu’ olabilir!

Karpal tünel sendromu; el parmaklarının hareketi ile hissinin sağlanmasında önemli rol oynayan ve ‘median sinir’ olarak adlandırılan yapının el bileği hizasında sıkışmasıyla ortaya çıkan tabloya deniyor. Özellikle klavye ve mouse kullanımı sırasında el bileğini sürekli bükülü pozisyonda tutmak zorunda kalan veya el ile el bileğine sık yük oluşturan işlerde çalışanları tehdit ediyor. Karpal tünel sendromu başlangıçta çok önemsenmeyen şikayetlere neden olsa da, ilerleyen dönemlerde parmaklarda gece uykudan uyandıracak şiddette uyuşma ve ağrıya yol açabiliyor. Tedavide geç kalındığında ellerde kalıcı sinir ve kas kaybına neden olarak yaşam kalitesini ciddi boyutlarda düşürüyor. Öyle ki hastalar yazı yazmak ve nesneleri tutmak gibi aktiviteleri yapmakta büyük sorun yaşıyor; hafif bir poşet dahi taşıyamaz hale gelebiliyorlar. Bu nedenle karpal tünel sendromuna erken dönemde müdahale edilmesi son derece önem taşıyor. Acıbadem Bakırköy Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Özgür Çetik geç kalınmadığı takdirde karpal tünel sendromunun ameliyata ihtiyaç duyulmadan tedavi edilebildiğine dikkat çekerek, “Bu nedenle 1. 2. ve 3 parmaklarda karıncalanma hissedildiğinde vakit kaybetmeden bir ortopedi uzmanına başvurmak gerekiyor. Erken dönemde ilaç ve fizik tedaviyle hastalığın ilerlemesi önlenebiliyor, hatta tam iyileşme sağlanabiliyor.” diyor.

Pause Dergi

Prof. Dr. Özgür Çetik

Uzun süreli basınca maruz kalınca…

Median sinirinin görevi; başparmak, işaret parmağı ve orta parmağın tamamı ile yüzük parmağının ½ dış yarısının hissetmesini sağlamak. Ayrıca parmakların birtakım ince hareketleri yapmaları ile kasların çalışmasında da rol alıyor. Median sinir, el bileğinin iç kısmında, parmakları hareket ettiren tendonlar ile beraber karpal tünel denen dar bir alan içinden geçiyor. Bu sinirin karpal tünel içinde bir şekilde uzun süreli basınca maruz kalması karpal tünel sendromuna neden oluyor.

İlk üç parmakta karıncalanma varsa, dikkat!

Karpal tünel sendromunun belirtileri genellikle yavaş gelişiyor. Başlangıç döneminde ilk bulgular çoğunlukla elde güçsüzlük, çabuk yorulma ve özellikle ilk üç parmağın tamamında ve 4. parmağın yarısında karıncalanma hissi oluyor. Prof. Dr. Özgür Çetik, ilerleyen dönemlerde ağrının şiddetlenmesinin yanı sıra parmaklarda uyuşmaların da başladığını belirterek, “Ağrı ve uyuşukluk hissi genellikle geceleri hastayı uykudan uyandıracak kadar şiddetli olabiliyor ve belirtiler hasta elini salladığında ya da bileğini hareket ettirdiğinde azalıyor” diyor. Çok ilerlemiş durumlarda ise başparmak tabanının çevresindeki kaslarda erime ve buna bağlı başparmakta güçsüzlük sorunu başlıyor.

El bileğinizi çok sık kullanmayın

Karpal tünel sendromu kadınlarda ve 40-60 yaş arasında daha sık görülüyor. Ancak çoğunlukla belirgin bir sebep bulunamıyor. Karpal tünel boşluğunda median sinirini sıkıştıran ya da tahriş olmasına yol açan hemen her etken bu sendroma yol açabiliyor. El bileğinin çok sık kullanılması en sık görülen nedenini oluşturuyor. Sendrom ayrıca median sinirine hasar verebilen veya baskı yapabilen diyabet, romatoid artrit, hipotiroidi, obezite ve gut gibi çeşitli hastalıkların etkisiyle de oluşabiliyor. Hamilelik döneminde vücutta ödem artışı karpal tünel içinde basınç artışına, bu tablo da geçici olarak karpal tünel sendromu belirtilerinin oluşmasına yol açabiliyor.

Son çare ameliyat oluyor!

Karpal tünel sendromunun başlangıç döneminde, el bileği hareketlerinin ateller ile kısıtlanması ve antiinflamatuar ilaçların yanı sıra ultrason ile elektriksel sinir uyarısı gibi fizik tedavi yöntemleri semptomları hafifletebiliyor. Steroid enjeksiyonları da sinir çevresindeki şişlikleri azaltarak semptomların gerilemesine yardımcı olabiliyor. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Özgür Çetik, birkaç ay süresince geçmeyen ve bileklik gibi konservatif önlemlere rağmen devam eden karpal tünel sendromlarında ise çözümün ameliyat olduğunu belirterek, şöyle devam ediyor: “Avuç içi ile el bileği arasında yapılan 3 cm’lik bir kesiyle karpal tüneline ulaşılıyor. Ardından tünelin çatısını oluşturan transvers karpal ligament tamamen kesilerek tünel açılıyor. Böylece sinir üzerindeki baskı ortadan kalkıyor. İlerlemiş tablolarda ise median sinirinin kalınlaşmış sinir kılıfına mikroskop altında sinir serbestleştirilmesi yapmak gerekiyor.”

Pause Dergi

İyileşme süresi 3-6 ayı buluyor

Ameliyatın ardından ilk aydan sonra şikayetlerde belirgin bir azalma hissediliyor. İyileşme dönemi sinirdeki hasara bağlı olarak 3-6 ay arasında değişiyor. Karpal tünel sendromunda ameliyat ile genellikle tam iyileşmenin mümkün olduğunu belirten Prof. Dr. Özgür Çetik, “Ancak bazı çok ağır ve geç kalınmış tablolarda ameliyattan sonra şikayetler azalsa da tümüyle geçmeyebiliyor. Ayrıca hastanın sigara içmesi, yeterince beslenmemesi ve ileri yaşta olması gibi faktörler cerrahi tedaviden alınacak sonucu olumsuz olarak etkileyebiliyor.” uyarısında bulunuyor.

Karpal tünel sendromuna karşı 7 öneri!

  • Klavye ve mouse kullanırken bileklerinizi uzun süre bükülü tutmamaya özen gösterin.
  • Mouse tutarken bileğinizi uzun süre basıya yol açacak şekilde masanın kenarında tutmayın.
  • Uzun süreli mouse kullanımı gerektiren işlerde bilek destekli mouse pedler veya joystick şeklinde tasarlanmış mouseları tercih edin.
  • Ellerinizi ve dirseğinizi yoracak şekilde ağır yük kaldırmaktan kaçının. Ellerinizle çok sık yük taşımayın.
  • Uzun süre hareketsiz kalmak da sinirleri sıkıştırabildiği için sık sık hareket edin.
  • Düzenli spor yaparak eklem, kas ve bağlarınızın güçlü kalmasını sağlayın.
  • Diyabet ve tiroit hastalıklarınız varsa mutlaka kontrol altında tutun.

Kalça sıkışması nedir?

Kalça sıkışması nedir?

Şiddetli kasık ağrısı, oturup kalkarken, çömelirken keskin ve batıcı bir ağrı ya da kalçanızı hareket ettirdiğinizde bir tıklama, kilitleme sesi… Bu ve benzeri şikayetler, son yıllarda giderek yaygınlaşan kalça sıkışma sendromunun en sık görülen belirtileri arasında yer alıyor. Acıbadem Ataşehir Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Safa Gürsoy, kişinin yaşam kalitesini büyük ölçüde olumsuz etkileyen kalça sıkışma sendromunun bazı kişilerde ise hiçbir belirti vermeden ilerleyebildiğini, tedavi edilmediği durumlarda kalçada kireçlenmeye yol açarak ciddi yürüme sorunlarına neden olabildiğini söylüyor. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Safa Gürsoy, kalça sıkışma sendromu hakkında bilinmesi gereken 5 önemli noktayı anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Pause Dergi

Doç. Dr. Safa Gürsoy

Bu şikayetleriniz varsa!

Kalça sıkışma sendromu, kalça ve kasık ağrısının en yaygın nedenleri arasında yer alıyor. Günümüzde her 5 kişiden 1’inde görülen kalça eklemindeki kemik fazlalıklarının neden olduğu hastalık, bazı kişilerde herhangi bir soruna yol açmayıp sinsice ilerleyebilirken, bazılarında ise şiddetli ağrılar ve hareket kısıtlılığı ile günlük yaşam kalitesini büyük ölçüde olumsuz etkileyebiliyor. Doç. Dr. Safa Gürsoy kalça sıkışma sendromuna bağlı olarak sıklıkla görülen şikayetleri; şiddetli kasık ağrısı, arabaya binerken veya inerken, sandalyeye oturup kalkarken, çömelirken ya da dönerken keskin ve batıcı bir ağrı, uzun süre oturma ya da yürüme sonrası oluşan donuk bir ağrı, kalça hareket ettirildiğinde duyulan tıklama veya kilitleme sesi, eklem hareketlerinde kısıtlılık, sertlik ve topallama olarak sıralıyor.

Tanısı üç temel unsura dayanıyor

Anatomik olarak karmaşık bir yapıya sahip olan kalça ekleminde ağrının kaynağının doğru bir şekilde tespit edilmesi bazen zor olabiliyor. Kalça sıkışma sendromunun doğru tanısı için hastanın şikayetlerinin çok iyi dinlenmesi, fiziksel hareketlerle test edilmesi ve son olarak da sıkışmaya neden olan kemik fazlalıklarının röntgen, manyetik rezonans inceleme ve bilgisayarlı tomografi gibi görüntüleme yöntemleri ile radyolojik olarak gösterilmesi gerekiyor. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Safa Gürsoy, kalça sıkışma sendromunun tanısında ileri görüntüleme yöntemleri ile sıkışmaya neden olan kemik deformitelerinin 3 boyutlu değerlendirilmesinin mümkün olabildiğini söylüyor.

Tedavisi adım adım planlanıyor

Toplumda kalça sıkışmasına neden olabilecek kemik fazlalıklarına sahip olan ancak herhangi bir şikayeti olmayan birçok kişi bulunuyor. Kalça sıkışma sendromunu hafif yaşayan hastalarda cerrahi dışı tedavilerde iyileşme sağlanabildiğini belirten Doç. Dr. Safa Gürsoy “Bu tip hastalarda tedavide ilk aşamayı ağrıya neden olan hareketlerden kaçınmak, fizik tedavi veya anti-enflamatuar ilaçlar oluşturuyor. Kemik fazlalıklarına bağlı bir kalça sıkışma sendromunda, fizik tedavi sırasında zorlayıcı hareketlerden kaçınmak büyük önem taşıyor. Cerrahi dışı tedaviler fayda sağlamadığında ameliyat zorunlu oluyor” diyor.

Pause Dergi

Kalça artroskopisi ameliyatı tedavi sürecini kısaltıyor

Cerrahi tedavi genellikle günübirlik veya bir günlük yatış ile gerçekleştirilebilen, ‘kalça artroskopisi’ denilen; kapalı yöntemle, kamera ve özel el aletleri yardımı sayesinde minimal girişimli bir operasyonla yapılabiliyor. Kalça artroskopisi, kalça ekleminin karmaşık yapısından dolayı daha fazla uzmanlık gerektiriyor. Çoğunlukla genel anestezi ile yapılan ameliyat sırasında hastalığa neden olan kemik fazlalıklarının tıraşlanarak giderilirken, yırtıklar özel dikişler yardımıyla dikilerek tamir ediliyor. “Hastaların büyük çoğunluğu bu ameliyatın sonuçlarından çok memnun oluyor. İyi bir fizik tedavi programı ile ameliyattan 4-6 ay sonra herhangi bir sınırlama olmaksızın hasta eski aktivite düzeylerine dönebiliyor. Spora dönüş branş ve sporcu bazlı değişmekle birlikte genellikle 6-8 ay arasında oluyor” diyen Doç. Dr. Safa Gürsoy, tamir edilemeyecek derecede gecikmiş veya büyük hasar almış durumlarda, kişinin kendi tendonları veya kadavradan alınan tendonların kullanılması gerektiğini, kalça eklem kıkırdağında hasar olması durumunda, tedavi için kıkırdak yenileyici ek metotlar da uygulanabildiğini söylüyor.

Tedavi edilmezse kireçlenmeye yol açabiliyor!

Kalça sıkışma sendromu genç ve aktif hastalarda kalça ve kasık ağrısının başlıca nedenini oluştururken, tedavi edilmediğinde erken eklem hasarına yol açabiliyor. Kalça ekleminde sıkışmaya neden olan kemik fazlalıklarının nedenlerine yönelik sınırlı sayıda çalışma olduğunu belirten Doç. Dr. Safa Gürsoy, bu sorunun genetik ya da gelişimsel olarak görülebildiğini belirterek şöyle konuşuyor: “Genetik yatkınlığın yanı sıra gelişme çağında yarışmalı sporlara aktif katılım gibi faktörlerin bu deformitelerin görülme sıklığında artışa neden olabildiği düşünülüyor. Hastalık tedavi edilmediği taktirde ilerleyerek kireçlenmeye ve yürümede ciddi güçlüklere de yol açabiliyor.”

Masa başı çalışanlara spor uyarısı!

Masa başı çalışanlara spor uyarısı!

Sabah erken saatlerde masa başına geçip akşam mesai bitimine kadar saatlerce oturarak çalışmak… Masa başında çalışanların en büyük sorunu uzun süre aynı pozisyonda hareketsiz kalmak oluyor. Hareketsizlik ise zor bir durum, zira aynı pozisyonu sürdürebilmek için kaslarımızı devamlı kasmamız gerekiyor. Bu durum da özellikle omuz, kol ve el bölgesinde çokça ağrılara neden oluyor. Acıbadem Altunizade Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Arel Gereli, masa başında çalışanların omuz, kol ve ellerinde oluşan ağrıları spor yaparak hafifletebileceklerine dikkat çekerek, ”Ancak bilinçsiz yapılan spor faydadan çok, zarara yol açabiliyor. Örneğin, masa başında çalışanların kaslarını güçlendirmek için yaptıkları ağırlık ve direnç gibi egzersizler tendon, kas veya kapsül yırtıklarına yol açabiliyor. Dolayısıyla ağırlık ile direnç egzersizlerinden çok yürüyüş, koşu veya pilates gibi egzersizleri yapmakta fayda var” diyor. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Arel Gereli, 26 Eylül – 2 Ekim Ofiste Sağlık ve Farkındalık Haftası kapsamında, masa başında çalışanların spor yaparken sakatlanmamaları için önemli öneriler ve uyarılarda bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Prof. Dr. Arel Gereli

Ani yüklenmelerden kaçının

Spor yaparken ani ve patlama tarzı yüklenmelerden kaçınmanız da dikkat etmeniz gereken bir başka önemli kuralı oluşturuyor. Prof. Dr. Arel Gereli, masa başında çalışanlarda duruşa bağlı olarak özellikle omuz ile kol bölgesi kaslarının boyunun kısaldığını belirterek,  “Spor sırasında bu kaslara yönelik ani yüklenmeler kasın boyunun aniden uzamasına ve zaten sertleşmiş olan kasın kemiğe yapışma yerinden kopmasına yol açabiliyor. Bu durumda cerrahi müdahale kaçınılmaz oluyor.” diyor.

Isınmadan spora başlamayın

Tüm spor aktivitelerinde yüklenmeye başlamadan önce en az 20 dakika ısınma hareketleri yapmak büyük önem taşıyor. Bu sayede kasların esnekliği korunuyor ve sakatlanma riski azalıyor. “Ancak ofis çalışanlarında yoğun iş temposunda spor yapmak sadece kısıtlı zamanlarda mümkün oluyor” diyen Prof. Dr. Arel Gereli, şöyle devam ediyor: “Bu nedenle çoğu kez ısınma kısmı atlanarak doğrudan spora başlanıyor. Yeterince ısınmayan kasa yapılan yüklenmeler de kramp, ağrı ve hatta kasın kopması ile sonuçlanabiliyor”

Güçlendirme değil esneklik hedefleyin

Masa başında çalışanların omuz ile kolları gün içerisinde uzun süre hareketsiz kalırken, eller ve el bileklerinde tekrarlayan hareketler yapılıyor. Bu durum omuz ile kol kaslarında spazm, el ve önkol kaslarında ise yorgunlukla sonuçlanıyor. “Unutmayın ki masa başında çalışan kişilerde görülen el, kol ve omuz ağrısının esas nedeni güçsüzlük değil, aşırı kullanımdır” uyarısında bulunan Prof. Dr. Arel Gereli, sözlerine şöyle devam ediyor: “Aşırı kullanılan ve devamlı kasılan dokular sertleşerek esnekliklerini yitirirler. Bu dokuları güçlendirmek adına yük altına sokanlarda tendon, kas veya kapsül yırtıkları sıklıkla görülebiliyor. Bu nedenle masa başında çalışan kişilerin ağırlık ve direnç egzersizlerinden ziyade pilates, yürüyüş ve koşu gibi esneklik ile kan dolaşımını artıran egzersizlere ağırlık vermeleri son derece önemlidir.”

Pause Sağlık, Pause Dergi

Uzun süre aynı pozisyonda sabit kalmayın

Hareketli bir yaşam kas sağlığımız üzerinde kilit bir rol üstleniyor. Zira uzun saatler hareketsiz kalıp arkasından ağır yüklenmeler yapmak sakatlanma riskini artırıyor. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Arel Gereli, “40 dakikalık çalışma sonrası 5 dakika yürümek, oturduğumuz yerde omuzları geriye alarak esneme hareketleri yapmak, parmaklar, el bileği ile dirseklerimizi gererek esnetmek ağrıyı azaltırken, kasların yumuşaklığını da koruyor. Yumuşak kalan kaslar da sportif yüklenmelere daha iyi adapte oluyor” diyor.

Duruş pozisyonuna dikkat edin

Uzun süre omuzları öne alarak durmak kola giden sinirlerin omuz önünde sıkışmasına ve kürek kemiği çevresindeki kasların sertleşmesine yol açabiliyor. Dolayısıyla masa başında çalışırken dik pozisyonda ve omuzlarınızı geriye alarak durmalı, kollarınızı yumuşak bir zemine koyarak çalışmalısınız. Dik pozisyonda dururken gözünüz hangi hizada ise ekranın aynı seviyede olmasına da dikkat edin.

Vücutta oluşan şişlikleri göz ardı etmeyin!

Vücutta oluşan şişlikleri göz ardı etmeyin!

Vücudumuzda yer alan sert yapıdaki kemik ve kıkırdak dokularının dışında kalan kaslar, tendonlar, kan damarları, sinirler ile eklemi çevreleyen dokular (sinovya) ‘yumuşak dokular’ olarak sınıflandırılıyor. Bu dokularda gelişen kötü huylu tümörlere de yumuşak doku kanserleri, tıp dilindeki adıyla ‘sarkom’ deniliyor. Bu tümörlerin yüzde 60 gibi yüksek bir oranı kollar, bacaklar ve kalçalarda oluşurken, yüzde 40’ı da göğüs, batın, baş ile boyunda gelişiyor. Nedeni henüz tespit edilemeyen yumuşak doku tümörleri genellikle genç erişkinlerde ve çocuklarda ortaya çıkıyor. Öyle ki çocukluk çağı kanserlerinin yüzde 15’ini sarkomlar oluşturuyor. Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Selami Çakmak, kötü huylu yumuşak doku tümörlerinin hasta tarafından fark edilecek boyuta ulaşana dek ağrısız bir şekilde büyüyebildiği uyarısında bulunarak, “İlk belirtiler de sinsi başlayabiliyor; künt ve sürekli hafif bir ağrı şeklinde olabiliyor. Erken tanı için özellikle bu ağrıların dikkate alınması son derece önemlidir” diyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Prof. Dr. Selami Çakmak

Nedeni henüz bilinmiyor

Yumuşak doku tümörlerinin oluşum nedeni henüz kesin olarak bilinmese de DNA’da meydana gelen mutasyonların bu kanserin gelişiminden sorumlu olduğu düşünülüyor. Ayrıca aileden geçen bazı kalıtsal hastalıklar, lenfödem, HPV gibi bazı virüsler, radyoterapi, arsenik gibi bazı endüstriyel kimyasallar, bazı travmalar ve böcek ilaçları riski artıran faktörler arasında yer alıyor.

Vücuttaki şişlikleri önemseyin!

Yumuşak doku tümörleri uzun süre herhangi bir belirti vermeden büyüyebiliyor. Tümör vücudun hangi bölgesini tutmuşsa belirtiler de o yere göre değişiyor. Genellikle de kollarda, bacaklarda veya gövdede oluşan şişlik veya kitle ile sinyal veriyor. Prof. Dr. Selami Çakmak, şişliğin ağrılı veya ağrısız olabildiğini belirterek, “Kötü huylu tümör yakınında bulunan kemik veya sinir dokusuna yaslanmış ve ona hasar vermişse; ağrı, uyuşma, karıncalanma ya da yangı şeklinde karşımıza çıkabiliyor. Ancak ağrılar sinsi başlayabiliyor; ilk başlarda künt ve sürekli hafif bir ağrı şeklinde olabiliyor. Hareket ile aktivite artışıyla şiddetlenmeyen ağrı istirahat halindeyken de gelişebiliyor. Akşam saatlerinde ve geceleri kötüleşebiliyor. Tümör yerleştiği kemikte dokunun zayıflamasına yol açmışsa basit bir düşme veya hafif bir travmayla kemik kırılabiliyor” diyor. Bu belirtilere ateş ve gece terlemeleri de eşlik edebiliyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Biyopsi tedavinin başarısını etkiliyor

Hastadan alınan detaylı öykü ve muayene sonrasında başvurulan röntgen, ultrason, tomografi ve MR gibi vücut görüntüleme yöntemleriyle sorunun kaynağı, tümörün vücuttaki yeri ve varsa soruna neden olan kitlenin özellikleri hakkında bilgi ediniliyor. Prof. Dr. Selami Çakmak, tümör tedavisinin karar ile planlama sürecinde ilk ve en önemli aşamalardan birinin ‘biyopsi’ yöntemini planlamak olduğuna dikkat çekerek, “Çünkü hatalı alınan biyopsiler tedavi sonucunu negatif yönde etkileyebiliyor. Biyopsi sonucunda tümörün kötü huylu olduğu belirtilmişse vücudun diğer bölgelerini de inceleyecek kemik sintigrafisi ve PET-CT gibi tetkiklerin ardından hemen tedavi aşamasına geçiliyor” diyor.

Multidisipliner yaklaşım çok önemli 

Yumuşak doku kanserinin ana tedavisi, geniş sınırlarla yapılan, yani tümörün vücutta hiçbir kalıntısı kalmayacak şekilde çıkartıldığı cerrahi yöntem oluyor. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Selami Çakmak, “Bazı durumlarda ameliyattan önce veya ameliyat sonrasında tedaviye ek olarak kemoterapi veya radyoterapi eklenebiliyor” diyerek, şöyle devam ediyor: “Bu tedavi yöntemlerinin hangisinin önce yapılacağına ortopedist, tıbbi onkolog, radyasyon onkoloğu ve plastik cerrahi uzmanından oluşan bir takım çalışmasıyla karar veriliyor. Tedavinin planlaması baştan iyi yapıldığı takdirde cerrahi tedaviden daha iyi sonuçlar alınıyor. Dolayısıyla tedavinin başarısında multidisipliner yaklaşım ve iyi bir planlama kilit rol üstleniyor.”

Çocuklara ayakkabı seçerken nelere dikkat edilmeli?

Çocuklara ayakkabı seçerken nelere dikkat edilmeli?
“Bebekler büyümeyle birlikte 10 ve 18 aylar arası yürümeye başlar. Yürümeye başladıktan sonra çocuklarda ayakkabı ihtiyacı olmaktadır” diyen İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji uzmanı Dr. İftikhar Gurbanov bilgilendirdi.
İki yaşından önce çocuklarda her dört ayda 2 numara, 2 yaşından sonra ise 6 ayda bir 2 numara büyümektedir. ‘İlerde de giyer’ mantığıyla ayakkabı seçimi yapılmamalıdır.

Dr. İftikhar Gurbanov

1- Ayakkabı Her İki Ayakta da Denenmeli
Her insanda ayaklardan biri diğerine göre büyüktür. O yüzden ayakkabı alırken mutlaka her iki ayağa da giydirilerek ve yürüdükten sonra alınmasına karar verilmelidir. Gün içinde ayaklar şiştiği için akşam saatlerinde alınan ayakkabıların çocuğun ayağına tam olarak oturup oturmadığına dikkat etmek gerekir.
2- Ayakkabının Rahatlığına Dikkat Edilmeli
Ayakkabı alırken dikkat edilmesi gerek bir diğer önemli nokta da ayakkabının rahatlığı olmalıdır. Amerikan Pediatrik (ayak hastalıkları) Tıp Derneğinin önerisi de dikkate alındığında ayakkabı seçerken dikkat edilmesi gereken hususlar bulunmaktadır. Bunlar topuk kısmının sert olması(iki parmak arasında ezilmemesi), ayakkabının parmak kısımlarının katlanma yerinin ne çok sert ne de çok yumuşak olması ve ayakkabının ortadan bükülmemesidir.
3- Giydikçe Açılır Şeklinde Yaklaşılmamalı
Bunlara ek olarak ayağın en uzun parmağına mesafesine bakmalı ve eğer ki boşluk yok ise daha büyük ayakkabı denenmelidir. ‘Giydikçe açılır’ klişesine itibar edilmemelidir. Önü dar ayakkabılar çocuklarda tırnak batmalarına sebep olabilmektedir. Ayağın doğal kavislerine uygun ayakkabı seçilmelidir. Dış etkenlerden koruyabilecek ve esnek ayakkabı tercihi yapılmalıdır. Giyilen ayakkabı ayağa tam oturmalı ve çocuğun topuğuyla temas eden kısmı ayakkabı çıkarırken hafif kaygan olmalıdır. Ayakkabının topuk kısmı ise kaygan olmayan materyalden olmalıdır. Aksi halde düşmelere neden olabilmektedir.
4- Kaç Yaşından Sonra Düztaban Teşhisi Konulur?
Aileleri endişelendiren önemli bir nokta da düztabanlıktır. İki yaşına kadar çocuklarda yağ dokusu fazla olduğundan bütün çocuklar düztabandır. Gerçek düz taban diyebilmek için 8 yaşına hatta 10 yaşına kadar beklenmesi gerekmektedir.
Düztabanlık fleksible (gevşek ) ve rigid (sert) düztabanlık olarak ikiye ayrılmaktadır. Fleksible (gevşek) düz tabanlık tedavi gerektirmeyen bir durumdur. Sert düz tabanlık ise tedavi edilmesi gereken hastalıktır. Her iki durum için hekim muayenesi olmalıdır. Yumuşak düz tabanlıkta ailelerin dikkat etmesi gereken konu ayakkabıdaki şekil bozukluğudur. Eğer ayakkabının iç kısmı erken yıpranıyorsa çocuk ortopedisi görüşü alınmasında fayda vardır. En güzel egzersiz çocuğun yalınayak yürümesidir ve elbette yürüdüğü zemin cildine zarar vermeyecek zemin olmalıdır.