Yazılar

Neslihan Yetişkin’den Bozcaada’da “Aidiyet Bahçesi”

Ekolojik sanatçı Neslihan Yetişkin, yeni sergisi “Aidiyet Bahçesi” ile 1–15 Eylül 2026 tarihleri arasında Bozcaada Itırlı Bahçe’de sanatseverlerle buluşuyor. Sergi, bitkilerin başka topraklarda yeniden kök salma biçimlerinden yola çıkarak insanın yer, ev, bellek ve aidiyetle kurduğu ilişkiye odaklanıyor.

Doğal Malzemelerle Sanat

Sergide balmumu batik ve doğal boyama tekniklerini kullanan Yetişkin; keten kumaşları siyah havuç, meşe palamudu, pas ve doğal boyalarla dönüştürüyor. Doğal renklerin zamanla geçirdiği değişim, eserlerin bir parçası haline geliyor. Sergide ayrıca bir çadır enstalasyonu da yer alarak aidiyet kavramını farklı bir boyuta taşıyor.

Mimari Bellek ve Kökler

“Aidiyet Bahçesi”nin dikkat çekici unsurlarından biri, kentsel dönüşüm nedeniyle boşaltılan bir yapının kömürlüğünde bulunan eski mimari çizimlerin kullanılması. Bu çizimler, bitkiler ve köklerle yan yana gelerek değişen kent ve mekânların bellekte bıraktığı izleri sanatla buluşturuyor.

Doğayla Birlikte Üretim

Uzun yıllardır resim, tekstil ve tasarım alanlarında çalışan Yetişkin, kimyasal boyalara karşı geliştirdiği alerji sonrası doğal malzemelere yöneldi. Anadolu’nun kadim boya reçetelerini araştırarak toprak pigmentleri, kök boyalar ve organik malzemelerle kendi renklerini üretiyor. Doğa, sanatçının üretim sürecinde yalnızca malzeme değil, aynı zamanda eserlerin dönüşümüne katkı sağlayan bir ortak haline geliyor.

Bozcaada ile Bağ

Bozcaada, Yetişkin’in sanat yolculuğunda özel bir yere sahip. İlk kişisel sergisini burada açan sanatçı, adanın yanan ormanlarının küllerini eserlerinde kullanmıştı. Çocuklarla yaptığı çalışmalarla da sanatını adanın doğasıyla buluşturmuştu. “Aidiyet Bahçesi” sergisiyle Yetişkin, bu kez köklenme ve aidiyet üzerine yeni bir düşünsel alan yaratıyor.

 

 

#AidiyetBahçesi #NeslihanYetişkin #BozcaadaSanat #EkolojikSanat #DoğalMalzemeler #SanatSergisi #BellekVeAidiyet #BozcaadaFestivali #KültürSanat #YerelYönetim

Uluslararası Porsuk Festivali Eskişehir’e Renk Kattı

Eskişehir Büyükşehir Belediyesi’nin “2026 Eskişehir Yılı” kapsamında bu yıl ilk kez düzenlediği Uluslararası Eskişehir Porsuk Festivali, kentin Kurtuluş Günü olan 2 Eylül’de kara ve nehir kortejiyle başladı. “Porsuk akıyor, dünya Eskişehir’de buluşuyor” mottosuyla, ETİ’nin ana sponsorluğunda gerçekleşen festival, 2–6 Eylül tarihleri arasında sanatı, kültürü ve eğlenceyi Porsuk Çayı çevresinde buluşturuyor.

Şehrin Kalbi Porsuk’ta Festival Coşkusu

Festivalin açılışında Eskişehir sokakları ve Porsuk Çayı renkli görüntülere sahne oldu. Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı Ayşe Ünlüce, Vilayet Meydanı’ndaki konuşmasında “Bugün 2 Eylül, Eskişehir’in düşman işgalinden kurtuluşunun 104. yılını kutluyoruz. İlk defa 2 Eylül’de Uluslararası Porsuk Festivali’ni başlatıyoruz. Porsuk akıyor, dünya Eskişehir’de buluşuyor,” dedi.

Festival boyunca müzikten tiyatroya, dans gösterilerinden sergilere, film gösterimlerinden atölyelere kadar uzanan geniş bir program ücretsiz olarak gerçekleştiriliyor.

Sanat, Müzik ve Eğlence 6 Eylül’e Kadar

Uluslararası Eskişehir Porsuk Festivali, Almanya, ABD, Azerbaycan, Çin, Finlandiya, Güney Kore, İtalya, Romanya, İngiltere, Rusya, Belçika ve KKTC gibi ülkelerden sanatçıları Eskişehir’de buluşturuyor. Festival kapsamında Pinhani, Selin Çıngır, Kore Gyeonggi Sinawi Orkestrası, Big Band Firebird Orkestra, Gözen Vural, Piiz ve mor ve ötesi gibi isimler sahne alıyor. “Gondolda Müzik” etkinliği ise canlı müziği Porsuk’un simgesel gondollarıyla birleştiriyor.

Tiyatro, Dans ve Çocuk Etkinlikleri

Craft Tiyatro’nun “Dalgakıran”, Bahçe Galata’nın “Nora 2” ve Artalan Kolektif’in “Yıldız” oyunları tiyatroseverlerle buluşuyor. Uluslararası folklor ekipleri ve “Khatun” dans gösterisi festivalin kültürel çeşitliliğini yansıtıyor. Çocuklar için İtalya’dan “Bavul Dolusu” ve Bulgaristan’dan Burgaz Devlet Kukla Tiyatrosu’nun gösterileri sahneleniyor.

 Film Gösterimleri ve Söyleşiler

Festivalin Nehir Sineması bölümünde “Bildiğin Gibi Değil”, “Aile Arasında” ve “Neşeli Günler” filmleri açık havada gösteriliyor. Oyuncu Tansu Biçer, yönetmen Vuslat Saraçoğlu ve gazeteci Güven İslamoğlu gibi isimler söyleşilerde Eskişehirlilerle buluşuyor.

Sergiler ve Atölyeler

“Populous” heykel sergisi, “Yeni Çizgi Sergisi” ve “Uluslararası Kardeş Şehirler Fotoğraf Sergisi” sanatseverlerle buluşuyor. Tasarım Pazarı, Red Bull etkinlikleri ve Nehir Yogası gibi aktiviteler festival deneyimini zenginleştiriyor.

 

 

 

 

#EskişehirPorsukFestivali #EskişehirBüyükşehirBelediyesi #KurtuluşGünü #KültürSanat #Festival2026 #ETİ #YerelYönetim #EskişehirYılı #PorsukÇayı #SanatVeEğlence

“Moda vitrinde değil, sokakta yaşıyor”

Londra sokaklarının özgür ruhunu aristokratik detaylarla buluşturan Rossi Barborossa, modaya yalnızca estetik değil, aynı zamanda hikâye anlatma gücü kazandırıyor. Viktorya zarafetini rock sahnesinin özgürlükçü tavrıyla harmanlayan tasarımcı, “The Unveiled Heritage” koleksiyonuyla geçmişe saygı duyan ama bugünü tutkuyla yaşayan bir moda vizyonu ortaya koyuyor. Onun için giysi, sadece bir görünüm değil; bir duygunun, bir anın ve bir isyanın sahneye taşınmış hali.
Röportaj: Ahu Çağdaş

Londra’nın moda kültürü, kişisel tarzınızı ve üretim biçiminizi nasıl dönüştürdü?
Londra insana bir rahatlık veriyor. Burada moda vitrinde değil, sokakta yaşıyor. Ben de kasmamayı öğrendim. Eskiden her şey çok mükemmel olmalıydı, şimdi biraz dağınık, biraz sokaktan gelme olmasını seviyorum.

Londra’da modacı olmanın avantajları ve dezavantajları sizce neler?
En güzel tarafı özgürsün. Rock ile Victorian’ı birleştirmek istesen, burada kimse garipsemez; aksine severler. Zor tarafı ise kalabalık olması. Sesini duyurmak için gerçekten çok çalışman gerekiyor.

“Bir zamanlar saraylarda fısıldanmış sırlar şimdi sokaklarda bağırılıyor” cümlesi sizin için ne ifade ediyor?
Eskiden o güzel danteller, kadifeler sadece saraylarda gizliydi. Ben diyorum ki neden şimdi sokakta olmasın? O gizli güzelliği alıp sokağa getirmek gibi.

Kadife, dantel ve zincir gibi zıt malzemelerle çalışırken hangi duygusal veya kavramsal çatışmayı anlatmak istiyorsunuz?
Biri çok yumuşak, biri çok sert. Ama hayat da öyle değil mi? Hem çok kırılganız hem de çok güçlüyüz. Ben o ikisini bir arada tutmayı seviyorum.

Yeni koleksiyonunuzun çıkış noktası nedir?
Eski bir Viktorya fotoğrafı gördüm; çok asil ama biraz hüzünlü bir kadın. Dedim ki acaba bu kadın bugün yaşasaydı nasıl giyinirdi? Oradan başladı her şey. Koleksiyonun adı “The Unveiled Heritage”. Rossi Barborossa

Bu koleksiyonda sizi en çok etkileyen dönem, müzik türü veya kültürel referans hangisiydi?
70’ler Rock sahnesi ve Viktorya dönemi portreleri. Ama bağıran değil, daha duygusal tarafı. Bowie gibi hem zarif hem özgür olanlar. Zaten rock müziği çok severim; birçok rock yıldızı da Los Angeles’tan arkadaşım.

Londra sokak modasıyla aristokratik detayları birleştirmek sizin için nasıl bir denge kurmak anlamına geliyor?
Çok düşünmeden aslında. Çok süslü bir korsenin içine bir anda spor bir detay saklıyorum. Sürprizi seviyorum.

“Şerefli bir geçmiş ve isyankâr bir ruh” tanımı, koleksiyonun ruh halini nasıl yansıtıyor?
Geçmişine saygısı olan ama kendi yolundan giden biri gibi. Ne orayı unutuyor ne de orada takılı kalıyor. Biraz nostaljik ama bugünü de seven.

Rock estetiğiyle geleneksel zanaatı birleştirirken sürdürülebilirlik sizin için ne kadar önemli?
Çok önemli. Ben çabuk tüketilen şeyler yapmak istemiyorum. Bir ceket uzun yıllar giyilsin istiyorum. Kumaşlarımın çoğunu Londra’daki eski kumaşçılardan, kalan stoklardan buluyorum.

Londra’ya taşındıktan sonra kişisel stilinizde ne gibi dönüşümler yaşadınız?
Ben çocukluğumdan beri buradayım, o yüzden fazla bir şey değişmedi diyebilirim. Stil hep içimdeydi, Londra sadece onu daha rahat yaşamama izin verdi.

Giysi sizin için sadece estetik mi, yoksa bir hikâye anlatma biçimi mi?
Benim için bir hikâye anlatmak gibi. Sadece güzel görünmek değil, o gün nasıl hissettiğini de anlatıyor.

Rossi Barborossa

Defile veya sunumlarda dramatik atmosfer yaratmak sizin için neden önemli?
Çünkü kıyafet tek başına yetmiyor. Onu bir hisle, bir müzikle verince insanlar kalpten anlıyor. Müzik çok önemli.

Önümüzdeki dönemde “Rock Victorian” anlayışını hangi yeni biçimlerde geliştirmeyi planlıyorsunuz?
Daha yumuşak, daha herkesin kendinden bir şey bulabileceği bir yere gitmesini istiyorum. Daha cinsiyetsiz kesimler, daha rahat formlar ve biraz da parfüm tarafı. Koku da bu hikâyenin bir parçası çünkü.

Londra modasının küresel sahnedeki rolünü nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bence Londra fikirlerin çıktığı yer. Herkes bir şey satmaya çalışırken, Londra hâlâ hayal kurduruyor.

Bu koleksiyonun duygusal tonu nedir: öfke, nostalji, özgürlük, yoksa hepsi birden mi?
İçinde hepsi var biraz. Biraz özlem, biraz iç çekiş ama en sonunda büyük bir özgürlük hissi. Hüzünlü başlayıp mutlu biten bir şarkı gibi.

#RossiBarborossa #TheUnveiledHeritage #RockVictorian #LondraModa #SürdürülebilirModa #ViktoryaZarafeti #SokakModası #ModaRöportajı #ÖzgürStil #AristokratikDetaylar #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #AhuÇağdaş #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

offgrid art project Yeni Sezonunu “Aynı Şehirde” Sergisiyle Açıyor

offgrid art project, İstanbul’un değişen fiziksel ve kültürel katmanlarına odaklanan “Aynı Şehirde” başlıklı grup sergisiyle yeni sezonunu açıyor.

18 Eylül–25 Ekim 2026 tarihleri arasında gerçekleşecek sergi, Ci Demi, Hüseyin Güler ve Tibet Oktay Aslan’ın çalışmalarını bir araya getiriyor. Sergi, İstanbul’u yalnızca mimarisi ve dönüşen silueti üzerinden değil; hafıza, gündelik hayat ve insan-mekân ilişkileri üzerinden ele alıyor.

İstanbul’un Katmanlı Gerçekliği

İstanbul’un sürekli değişen yapısı serginin çıkış noktasını oluşturuyor. Yeni yapılar, yıkılan binalar ve dönüşen mahalleler, şehrin geçmişiyle birlikte varlığını sürdürüyor. Ci Demi’nin fotoğraf çalışmaları gündelik hayatı ve kentin dokusunu takip ederken; Tibet Oktay Aslan, fotoğrafı malzeme ve mekânla ilişkilendiriyor. Hüseyin Güler ise sosyal hafıza üzerinden şehrin görünmeyen katmanlarını araştırıyor.

Üç sanatçının farklı perspektifleri birleştiğinde İstanbul, tek bir görüntüye indirgenemeyen; farklı dönemlerin, yapıların ve deneyimlerin bir arada bulunduğu canlı bir organizma olarak ortaya çıkıyor. Sergi, izleyiciye şehrin değişimine farklı açılardan bakabileceği bir alan sunuyor.

Villa İpranosyan’da Sanat

Sergi, 212 Photography Istanbul’un paralel etkinlikleri arasında yer alıyor ve Villa İpranosyan’ın tarihi dokusuyla bütünleşiyor. Yapının geçmişi, göç ve kültürel etkileşim izleriyle serginin temalarıyla kesişiyor. Böylece mekân, yalnızca serginin gerçekleştiği bir alan değil, küratöryel kurgunun ayrılmaz bir parçası haline geliyor.

#offgridartproject #AynıŞehirde #ÇağdaşSanat #İstanbulSanat #CiDemi #TibetOktayAslan #HüseyinGüler #Villaİpranosyan #SergiHaberi #212PhotographyIstanbul

Zayıflama İğnesinde 5 Hayati Kural

Son yıllarda obezite tedavisinde çığır açan gelişmeler arasında gösterilen ve kamuoyunda ‘zayıflama iğnesi’ olarak bilinen GLP-1 grubu ilaçlar, milyonlarca kişinin kilo verme umudu haline geldi. Ancak bu tedavilerin masum bir şekilde sadece iştahı azaltan bir yöntem olarak görülmesi ve özellikle sosyal medyadan etkilenerek ya da arkadaş tavsiyesiyle kullanılması ciddi sağlık sorunlarına hatta hayati riske neden olabiliyor! Acıbadem Kadıköy (Dr. Şinasi Can) Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Ferhat Çetin “Çünkü bu ilaçlar yalnızca kilo kaybını hedeflemiyor; metabolizma, hormon dengesi ve kan şekeri düzenlenmesi üzerinde de etkili güçlü tıbbi tedaviler arasında yer alıyor. Bilinçsiz kullanımı pankreas, safra kesesi ve sindirim sistemi başta olmak üzere pek çok organı olumsuz etkileyebiliyor” diyor. Dr. Çetin, zayıflama iğnesinde 5 hayati kuralı anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Dr. Ferhat Çetin

Dr. Ferhat Çetin

Uzman kontrolü şart!

Zayıflama iğnelerinin, her kilo vermek isteyen kişi için uygun olmadığını belirten İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Ferhat Çetin şöyle konuşuyor: “Unutulmamalı ki, bu ilaçlar bir takviye ürünü ya da vitamin- mineral desteği değil; insülin direnci, kalp- damar hastalıkları, karaciğer yağlanması, diyabet gibi pek çok metabolik bozukluk ve hastalığın altında yatan hormonal bozuklukları düzelten bir tıbbi tedavi ajanıdır. Nasıl ki antibiyotiği, kemoterapiyi ya da apandisit cerrahisini profesyonel ellere emanet ediyoruz, bu tedaviyi de mutlaka uzman kontrolünde kullanmak elzemdir. İnternetten edinilen bilgiler doğrultusunda tedaviye başlamak, doz değiştirmek veya ilacı kontrolsüz şekilde temin etmek sağlık açısından ciddi risk oluşturur.”

Bu hastalıklarınız varsa kullanmayın!

Daha önce pankreatit geçirenler, safra taşı veya safra yolu hastalığı bulunanlar, medüller tiroit kanseri açısından risk taşıyanlar ve ileri düzey mide-bağırsak sistemi hastalığı olan kişilerde bu ilaçların kullanımı ciddi sağlık sorunlarına yol açabilir. Ayrıca kontrol altında olmayan kalp-damar hastalıkları, çok yüksek trigliserid düzeyleri, kronik alkol kullanımı ve ailede pankreas veya safra hastalığı öyküsü bulunan kişiler de mutlaka ayrıntılı değerlendirilmelidir. Tedavi kararı yalnızca kiloya göre değil, kişinin tüm sağlık geçmişi dikkate alınarak verilmelidir.

Tedavi öncesi bu tetkikleri mutlaka yaptırın!

Obezite tedavisinde doğru ilaç kadar doğru değerlendirme de hayati önem taşır. Tedavi öncesinde açlık kan şekeri, HbA1c, insülin direnci, kolesterol ve trigliserid düzeyleri ile karaciğer, böbrek ve tiroit fonksiyonlarının değerlendirilmesi gerekir. Gerektiğinde safra kesesi ve pankreasın ultrasonografiyle incelenmesi, gizli kalmış sağlık sorunlarının ortaya çıkarılmasını sağlayabilir. Yapılmayan her tetkik, gözden kaçabilecek bir riski de beraberinde getirir.

Dozu kendiniz değiştirmeyin!

Dr. Ferhat Çetin “”Biraz daha fazla kullanırsam daha hızlı kilo veririm” düşüncesi en tehlikeli hatalardan biridir. Bu ilaçlarda doz artışı belirli bir plan doğrultusunda ve yalnızca hekim kontrolünde yapılmalıdır. Gereğinden hızlı doz artırılması bulantı, kusma, şiddetli mide-bağırsak yakınmaları, sıvı kaybı ve tedavinin bırakılmasına neden olabilecek yan etkilere yol açabilir. Aynı şekilde ilacı düzensiz kullanmak veya enjeksiyon günlerini değiştirmek de tedavinin etkinliğini azaltabilir” diyor.

Bu belirtilerde hemen doktora danışın

Tedavi sırasında gelişen her yakınma ‘normal yan etki’ olarak değerlendirilmemelidir. Özellikle şiddetli ve geçmeyen karın ağrısı, sürekli kusma, sarılık, koyu renk idrar veya yüksek ateş gibi belirtiler pankreas ya da safra yollarıyla ilgili ciddi bir sorunun habercisi olabilir. Bu belirtiler ortaya çıktığında ilacı kendi kendine kullanmaya devam etmek yerine zaman kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır.

İlacı bırakınca bu hataya düşmeyin!

İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Ferhat Çetin, zayıflama iğnesi kullanımında en sık yapılan hatalardan birinin tedavi sonrası eski alışkanlıklara dönmek olduğunu vurguluyor. Dr. Çetin, “Tedavinin bitmesi sürecin tamamlandığı anlamına gelmez. Amaç yalnızca kilo vermek değil, verilen kiloyu koruyacak sağlıklı yaşam alışkanlıklarını kazanmaktır. Beslenme ve hareket düzeni değişmezse, ilacın iştah azaltıcı etkisi ortadan kalktığında kilolar yeniden alınabilir” diyor. Tedavi sonrası özellikle ilk 3-6 ayda kilo, bel çevresi ve metabolik değerlerin düzenli takibi büyük önem taşıyor.

 

 

 

 

 

 

#Zayıflamaİğnesi #ObeziteTedavisi #SağlıklıYaşam #Metabolizma #İnsülinDirenci #GLP1 #KiloKontrolü #SağlıkUyarısı #Endokrinoloji #Beslenme #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #AhuÇağdaş #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Uluslararası Sanatçılar 212 Photography Istanbul’da Buluşuyor

212 Photography Istanbul, fotoğrafın 200. yılını dünyanın farklı coğrafyalarından sanatçıları, sergileri ve disiplinler arası etkinlikleri bir araya getiren kapsamlı programıyla kutlamaya hazırlanıyor.

26 Eylül – 11 Ekim 2026 tarihleri arasında gerçekleşecek dokuzuncu edisyon, fotoğrafın iki yüzyıllık yolculuğunu farklı küratöryel yaklaşımlarla İstanbul’un kültür-sanat rotasına yayıyor. Sergilerden konuşmalara, sanatçı buluşmalarından atölyelere uzanan programıyla festival, şehrin kültür sanat takvimine yön vermeye hazırlanıyor.

Haziran ayında düzenlenen söyleşi serisiyle başlayan 2026 programı, sergiler, konuşmalar, atölyeler ve özel projelerle zenginleşerek fotoğrafın farklı ifade biçimlerini bir araya getiriyor. Festival, Kültür ve Turizm Bakanlığı ve Türkiye Turizm Tanıtım ve Geliştirme Ajansı’nın katkılarıyla Türkiye Kültür Yolu Festivali kapsamında İstanbul’da sanatseverlerle buluşacak.

212 Photography Istanbul, bu yıl da fotoğrafın disiplinler arası gücünü ortaya koyarak şehri sanatla buluşturmayı sürdürüyor.

 

 

 

 

 

#212PhotographyIstanbul #FotoğrafFestivali #İstanbulSanat #ÇağdaşSanat #Fotoğrafın200Yılı #KültürSanat #SanatEtkinliği #TürkiyeKültürYolu #SanatSergisi #UluslararasıSanat  #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #AhuÇağdaş #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

“Hafızanın Rahmi ve Kadim Eşikler” 8 Ağustos’a Kadar Açık

Mersin, Adana ve İstanbul’dan dört çağdaş sanatçı, üretimlerini ortak bir kavramsal zeminde buluşturarak Bodrum’da sanatseverlerle bir araya geldi. “ARKHE: Hafızanın Rahmi ve Kadim Eşikler” başlıklı karma sergi, Boho Galeri’nin taş mimarisi içinde düzenlenen açılışla kapılarını açtı.

Seda Şahbaz, Tuğba Küçükbahar, Vehbi Mangtay ve Nihal Şahin Göl’ün resim, heykel ve seramikten oluşan eserleri; insanın kökeni, hafızası, bilgi arayışı ve dönüşümü üzerine çok katmanlı bir sanat deneyimi sunuyor. Proje Yöneticisi Kaan Yiğit Karaaslan, sergiyi “kentler arasında kurulan bir kültürel diyalog” olarak tanımlıyor.

Antik Yunanca’da “başlangıç” ve “varlığın özü” anlamına gelen Arkhe kavramından ilham alan sergi; doğuş, bellek, sınır ve şifa temalarını çağdaş sanatın farklı disiplinleri üzerinden yeniden yorumluyor.

Her sanatçı kendi özgün diliyle serginin ortak anlatısına katkı sunuyor:

  • Seda Şahbaz yaşamın başlangıcını ve ilk barınağı odağına alan resim ve heykelleriyle,
  • Nihal Şahin Göl bireysel ve kültürel belleğin katmanlarını irdeleyen resimleriyle,
  • Vehbi Mangtay ahşap heykelleriyle bilgi arayışını ve sınır ihlallerini sorgulayan çalışmalarıyla,
  • Tuğba Küçükbahar mitoloji, dişil hafıza ve şifa kavramlarını merkezine alan seramik eserleriyle sergide yer alıyor.

 

Boho Galeri’nin atmosferi, eserleri yalnızca sergilemekle kalmıyor; hafıza, mitoloji ve düşünce arasında kurulan çok katmanlı bir deneyime davet ediyor.

Sergi, 8 Ağustos 2026 tarihine kadar sanatseverlerin ziyaretine açık olacak. Ayrıntılı bilgi için Boho Galeri web sitesini ziyaret edebilirsiniz.

 

 

#BodrumSanat #ARKHESergisi #BohoGaleri #ÇağdaşSanat #SanatVeHafıza #TürkiyeSanat #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #AhuÇağdaş #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

“Sesin Hafızası” Ankara Resim ve Heykel Müzesi’nde

Ressam Şerivan Tutuş, uluslararası üretim pratiğinin yeni halkası olan “Sesin Hafızası: Müzikten Resme Belleğin Katmanları” sergisiyle 8–14 Ağustos 2026 tarihleri arasında T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Ankara Resim ve Heykel Müzesi, Mihri Müşfik Sergi Salonu’nda sanatseverlerle buluşuyor. Serginin sanat koordinatörlüğünü Rozerin Tutuş üstleniyor.

Sergi Konsepti

Bellek, göç, kimlik ve ses arasındaki ilişkiyi odağına alan sergi, filozof Henri Bergson’un bellek anlayışından ilhamla farklı coğrafyalardan seçilen 22 müzik eserini 22 özgün resim aracılığıyla yeniden yorumluyor. Her eserin yanında yer alan QR kodlar sayesinde ziyaretçiler, resimlere ilham veren müzikleri dinleyerek görsel ve işitsel deneyimi birlikte yaşayabiliyor.

Kültürel Buluşma

Ahmet Kaya’dan Fazıl Say’a, Goran Bregović’ten Mozart’a uzanan müzik seçkisi; göç, aidiyet ve ortak hafızaya dair farklı kültürel anlatıları aynı sergide bir araya getiriyor. “Sesin Hafızası”, izleyiciyi yalnızca resimlerle değil, sesin bellekte bıraktığı duygusal izler üzerinden düşünmeye davet ediyor.

 

 

SERGİ PROGRAMI

Sergi: Sesin Hafızası: Müzikten Resme Belleğin Katmanları

Sanatçı: Şerivan Tutuş

Sanat Koordinatörü: Rozerin Tutuş

Tarih: 8–14 Ağustos 2026

Açılış: 8 Ağustos 2026 Cumartesi | 18.00

Yer: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Ankara Resim ve Heykel Müzesi – Mihri Müşfik Sergi Salonu

 

 

#ŞerivanTutuş #SesinHafızası #AnkaraResimHeykelMüzesi #SanatSergisi #ÇağdaşSanat #MüzikVeResim #KültürSanat #BellekVeKimlik #SanatHaberleri #DisiplinlerarasıSanat #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #AhuÇağdaş #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Nairobi’den İstanbul’a Uzanan Sanat Yolculuğu

Uluslararası sanatçı Agnes Waruguru, Türkiye’deki ilk kişisel sergisi “Yağmur Yağacak Gibi” ile İstanbul’da sanatseverlerle buluşuyor. SANATORIUM’da açılan sergi, 16 Mayıs 2026’ya kadar ziyaret edilebilecek.

Waruguru, kumaş ve kağıt üzerine ürettiği eserleri mekâna özgü ses yerleştirmesiyle bir araya getiriyor. Nairobi ile İstanbul arasında şiirsel bir bağ kuran sanatçı, yağmur temasını hafıza, doğa ve geçmiş deneyimlerle ilişkilendiriyor.

Sergi kapsamında 10 Nisan’da sanatçının katılımıyla “Yağmur Üzerine Notlar: Hafıza, Form ve Ses Üzerine Sergi Turu” düzenlenecek. Etkinlik boyunca Türkçe çeviri sağlanacak.

Agnes Waruguru’nun pratiği kimlik, toplumsal cinsiyet ve doğa-insan ilişkileri etrafında şekilleniyor. Venedik Bienali’ne katılımıyla uluslararası görünürlüğünü pekiştiren sanatçı, İstanbul’daki sergisiyle Türkiye sanat sahnesine güçlü bir adım atıyor.

 

#AgnesWaruguru #YağmurYağacakGibi #SANATORIUM #İstanbulSanat #ÇağdaşSanat #SanatSergisi #UluslararasıSanatçı #Nairobiİstanbul #SanatHaberleri #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #AhuÇağdaş #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

https://www.pausedergi.com/

https://pausejournal.com/

https://www.hanedancity.com/

“Bakış Kalır Geriye…” Sanatseverlerle Buluştu

Türk çağdaş sanatının öne çıkan isimlerinden Aslıhan Çiftgül, 2026’ya güçlü bir giriş yaparak solo sergisi “Bakış Kalır Geriye…” ile Belgrad’da sanatseverlerle buluştu. BPS Şirketi himayesinde, Milan Panič küratörlüğünde Belgrad’ın prestijli sanat mekânlarından Galerija ‘73’te açılan sergi, 23 yağlı boya eserden oluşuyor.

Açılışta, BPS kurucusu Blagoje Ž. Popović ev sahipliği yaparken, Prof. Dr. Uroš Dojčinović’un ‘Türk Marşı’ ile başlayan gitar performansı etkinliğe damga vurdu. Ünlü şair Radomir Andrić ve çok sayıda kültür-sanat insanının katılımıyla sergi, Belgrad’da dikkat çeken bir buluşmaya dönüştü.

Çiftgül’ün figüratif ve sembolik anlatımıyla hazırladığı eserler, izleyiciyi insan yüzlerinin ardında saklı kalan sessiz hikâyeleri keşfetmeye davet ediyor. Sanatçı, Osmanlı estetiği ve Doğu kültüründen aldığı izleri çağdaş bir yorumla yeniden şekillendirerek, ışık-gölge kullanımı ve zengin renk paletiyle dramatik bir derinlik yaratıyor.

Paris Grand Palais’in kadrolu sanatçısı olarak Art Shopping ve Art Capital fuarlarında eserlerini sergileyen Çiftgül, 27 yılı aşkın süredir yağlı boya portrelere adanmış bir ressam. Eserleri Fransa, ABD, Japonya, İtalya, İspanya, Yunanistan, Lüksemburg, Avusturya, BAE, Gürcistan, Bulgaristan ve Sırbistan’da sanatseverlerle buluştu. Tokyo Metropolitan Müzesi’nde Türkiye Büyükelçiliği davetiyle sergi açan sanatçı, AIAM – Amitiés Internationales André Malraux’un ilk ve tek Türk kadın üyesi olarak uluslararası alanda da güçlü bir temsilci konumunda.

Belgrad’daki “Bakış Kalır Geriye…” sergisi, Çiftgül’ün kültürel mirası modern bir bakış açısıyla yorumlayan özgün sanat yaklaşımının önemli bir örneğini sunarken, sanatçının uluslararası yolculuğunda da yeni bir kilometre taşı olarak öne çıkıyor.

 

#AslıhanÇiftgül #BakışKalırGeriye #BelgradSanat #ÇağdaşSanat #Galerija73 #TürkSanatı #SanatHaberleri #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity