Yazılar

İftarda yedikleriniz uykunuzu doğrudan etkiliyor!

İftarda yedikleriniz uykunuzu doğrudan etkiliyor!

Ramazan ayında birçok kişi ‘ben sahura kalkmadan da oruç tutabiliyorum’ ya da ‘uykum bölünmesin’ diye düşünerek bu önemli öğünü atlarken, uzmanlar ise sahura kalkarak da sağlıklı uykunun mümkün olabildiğini belirtiyor.

Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı, Uyku Bozuklukları Tedavisi Uzmanı Prof. Dr. Ceyda Erel Kırışoğlu, Ramazan’da uyku sorununun başlıca nedeninin ‘sahura kalkmak’ tan değil, iftar sofrasında yediklerinizden geçtiğini belirterek “İftarda bazı kurallara dikkat etmemenin sonucunda, sağlık için olmazsa olmaz önem taşıyan kaliteli ve yeterli uyku olumsuz etkileniyor. Bu da kişide gün boyu sinirlilik, dikkat dağınıklığı, yorgunluk ve uyku isteğinden diyabet hastalığı gibi ciddi sağlık sorunlarına ve trafik kazalarında artışa da yol açabiliyor. Zira her 5 trafik kazasından birinin uyku ilişkili olduğu unutulmamalıdır” diyor. Ramazan ayında özellikle iftar sofrası başta olmak üzere bazı kurallara dikkat ederek hem sahura kalkıp hem de sağlıklı ve kaliteli bir uyku alışkanlığı oluşturabileceğinizi vurgulayan Prof. Dr. Ceyda Erel Kırışoğlu, Ramazan’da sağlıklı uykunun 6 etkili yolunu anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Prof. Dr. Ceyda Erel Kırışoğlu

İftarda midenize yüklenmeyin!

İftarda yapılan bazı yanlışlar hem uykuya dalmayı zorlaştırıyor hem de kaliteli bir uykuyu engelliyor. Uykuyu olumsuz etkileyen davranışların başında iftar sırasında ağır yemeklerin tüketilmesi ve midenin tıka basa doldurulması geliyor. Bu nedenle kızartma ve aşırı yağlı yiyeceklerden uzak durulması, karbonhidratlı, şekerli gıda tüketiminin sınırlandırılması ve hazmı zor gıdalardan kaçınılması gerekiyor.

Çay ve kahvede aşırıya kaçmayın!

Ramazan’da sağlıklı ve kaliteli bir uyku için çay ve kahve tüketimine dikkat etmek çok önemli. Öncelikle çay ve kahvenin su yerine geçmediğinin bilinmesi gerekiyor. Çay ve kahve toplumda bilinenin aksine vücuttan sıvı kaybına yol açıyor. Çay ve kahve tüketiminde aşırıya kaçmayın. Ayrıca kafeinli içecekler uykuya dalmayı güçleştirdiğinden dolayı yatma saatine yakın tüketmemeye özen gösterin.

Başınız yüksekte uyuyun!

İftar ve sahurda tüketilen bazı yiyecek ve içecekler reflüyü tetiklerken, reflü ve hazımsızlık uykuya dalmayı güçleştiriyor, kaliteli uykuyu engelliyor. Bu nedenle özellikle baharatlı, yağlı ve tuzlu ağır gıdalar ile kafein ve gazlı içeceklerin tüketiminden kaçınmak, yemeğin hemen ardından yatmamak, mümkünke iftardan sonra kısa bir yürüyüş yapmak ve yatarken başın biraz yüksekte olmasına dikkat etmek sağlıklı bir uyku için çok önemli.

Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı, Uyku Bozuklukları Tedavisi Uzmanı Prof. Dr. Ceyda Erel Kırışoğlu

14:00’ten sonra şekerleme yapmayın!

Sağlıklı bir erişkinin ortalama 7-8 saat uykuya gereksinimi olduğunu beliten Prof. Dr. Ceyda Erel Kırışoğlu, Ramazan’da şekerleme yaparken dikkat edilmesi gereken noktayı da şöyle açıklıyor: “Gün içerisinde yapılan şekerleme kişiye canlılık ve enerji verebiliyor, dikkat dağınıklığını azaltarak işyerinde verimliliği artırabiliyor. Ancak şekerleme uykusunun 14:00’den önce ve 20 dakikayı aşmayacak şekilde yapılmasına dikkat edilmesi gerekiyor. Çünkü 14:00’ten sonra yapılacak bir şekerleme, vücudun asıl kendini yenilemeye başlayacağı 23:00 ve sonraki saatleri uyanık geçirmenize yol açabilir.”

Sahurda hafif ve tok tutacak besinler tüketin!

Sahur öğününün atlanması durumunda kişide gün boyu sinirlilik, dikkat dağınıklığı, yorgunluk ve uyku isteğinden diyabet hastalığı gibi ciddi sağlık sorunlarına hatta trafik kazalarında artışa dek birçok sorun yaşanabiliyor. Bu nedenle ‘uykum bölünmesin’ ya da ‘ben sahura kalkmadan da oruç tutabiliyorum’ diyerek sahura kalkmayı ihmal etmeyin. Sahurda ise beyaz ekmek, pide, pirinç pilavı ve hamur işi gibi kan şekerini hızlı yükseltip hızlı düşüren ve çabuk acıktıran basit karbonhidratlar içeren besinler yerine haşlanmış yumurta, ceviz, tam tahıllı ekmek gibi gün içinde enerjiyi sağlayacak ama aynı zamanda tok tutacak besinler tüketin.

Uyku hijyenine dikkat edin!

Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı, Uyku Bozuklukları Tedavisi Uzmanı Prof. Dr. Ceyda Erel Kırışoğlu, uyku hijyeninin sağlanması için gerekli önlemleri ise şöyle sıralıyor: Aynı saatte yatağa yatın ve aynı saatte uyanın. Yatağa yatmadan önce odayı havalandırın ve serin bir ortamda uyuyun. Yatmadan bir saat önce akıllı telefon, tablet ve televizyon gibi mavi ışık kaynaklarını kapatın. Uykuya dalmada zorluk çekmeniz durumunda nefes egzersizleri ile sakinleşmeye çalışın.

Düzenli egzersizin kalp üzerindeki 7 pozitif etkisi

Düzenli egzersizin kalp üzerindeki 7 pozitif etkisi

“Kalbiniz için yapabileceğiniz en önemli ödüllendirmelerden biri fiziksel aktivitedir” diyen, İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Süha Çetin, önemli bilgiler verdi.

Fiziksel aktiviteyi Akdeniz diyeti ile birleştirerek; kilomuza dikkat edip, sigarayı bırakabilirsek kalp sağlığımızı koroner arter hastalığına ve genel olarak atar damar hastalığına karşı korumuş oluruz. Bu 4 yaşam tarzı faktörü değiştirilebilirse, damar hastalıklarından kaynaklanan ölüm %80 engellenebilir.

Pause Dergi

Doç. Dr. Süha Çetin

Fiziksel aktivitenin bu manada nasıl kalp sağlığımızı korumada yardımcı olabileceğini 7 madde ile açıklamayalım:

  • Egzersiz yüksek tansiyonu düşürmeye yardımcı olur

Egzersiz beta bloker tedavisi gibi kalp hızını ve tansiyonu düşürür. Yüksek kalp hızı ve yüksek tansiyon kalp sağlığı açısından zararlı unsurlardır.

  • Egzersiz ile kilo kontrol etme imkânı mevcut

Özellikle akıllıca bir diyetle fiziksel aktiviteyi birleştirebilirsek, çok sağlıklı bir biçimde kilo vermek mümkün. Fazla kilo hem kalp sağlığı hem de inme açısından önemli bir risk faktörüdür.

  • Egzersiz vücut kaslarını güçlü kılar

Aerobik spor tarzları (yürümek, koşmak, yüzmek veya bisiklete binmek) güç sporu (hafif ağırlıklar kaldırmak) antrenmanları ile kombine edilirse, sağlığımız açısından en iyisini yapmış oluruz. Bu tür egzersizler kasların kan devridaiminden oksijen çekme özelliğini iyileştirir. Bu durum kalbin (kendisi zaten bir kas) kaslara kan pompalamasını rahatlatarak, üzerinde olan yükü azaltır.

  • Egzersiz sigarayı bırakmamızı kolaylaştırır

Sigara içenler egzersiz yaparak daha sağlıklı olduklarını anlarlar ve sigaranın hayatlarında bir yerinin olmadığına daha çabuk inanırlar. Aynı zamanda sağlıklı olan ve egzersize değer veren insanlar sigaraya başlamayı hiç düşünmezler. Özellikle yaşı genç insanlarda sigara kalp krizine neden olan ciddi bir etkendir. Haricen tansiyonu ve kötü kolesterol değerlerini yükseltme özelliği de vardır.

  • Egzersiz diyabet hastalığının gelişmesini yavaşlatır veya tamamı ile engeller

Aerobik spor tarzları güç spor tarzları ile kombine edilirse, diyabet hastalığına yakalanma riskini %50 oranında azaltabilir.  Çünkü bu durumda kaslar enerji kaynağı olan glikojeni daha iyi değerlendirerek kandaki şeker değerlerinin çok yükselmesini engeller.

  • Egzersiz stresi azaltır

Stres halinde salgılanan stres hormonları kalp sağlının üzerine ayrıyeten bir yük bindirebilir. Biraz önce bahsedilen egzersiz kombinasyonları stresin azaltılmasını ve kalbin rahatlamasını sağlar. Bu kombinasyona yoga da olduğu gibi esneme hareketleri de dâhil olursa, kalp ve genel sağlığımızı çok güzel desteklemiş oluruz.

 Egzersiz ile iltihaplanmalar azaltılır

Egzersizle kronik enflamasyon dediğimiz atar damar iltihaplanmasını azaltabiliriz. Kronik enflamasyon damar sertliği, kireçlenmesi ve kalp krizinin çok önemli nedenlerinden biridir.

Günlük hayatımıza egzersizi nasıl daha kolay bir biçimde entegre edebiliriz? Bahsedeceğim küçük adımlarla bunu kolaylaştırabiliriz:

  • Arabanızı park yerinde ulaşmak istediğiniz hedeften en uzak bir bölgeye park edin. Böylece binanın girişine kadar bolca yürümüş olursunuz.
  • Asansör yerine merdivenleri kullanın.
  • Öğle paydosunun bir kısmını yürüyerek geçirin.
  • Hava şartları kötü olduğunda egzersiz imkânını eve taşıyın: ev bisikleti, koşu bandı, ip atlama.
  • Sabah biraz daha erken kalkıp, güne başlamadan önce evde güç hareketleri yapabilirsiniz.
  • Adım sayacı kullanın ve her hafta bir önceki haftadan 500 adım daha fazla atın. Günlük 10.000 adım hedeflenmesi çok güzel bir yaklaşım.

 

Miyomlar iyi huylu kitle olsalar da… Dikkat!

Miyomlar iyi huylu kitle olsalar da… Dikkat!

Rahmin kas hücrelerinden kaynaklanan iyi huylu kitleler olan miyomlar kadınlarda oldukça sık rastlanan bir hastalık. Öyle ki görülme sıklığı yaşa göre değişmekle birlikte her 4 kadından 1’inde ‘miyom’ tespit ediliyor! Bu iyi huylu kitleler rahmin her yerinde gelişebiliyor; rahmin iç dokusuna çok yakın olabilecekleri gibi, dış duvarına yakın olup karın içine de büyüyebiliyorlar. Genellikle hiçbir şikayete ve ciddi sorunlara yol açmasa da bazı miyomlar yoğun veya düzensiz adet kanamalarına, kasık ağrılarına, dahası hamile kalmaya veya düşüğe neden olabiliyorlar! Ayrıca çok nadir rastlansa da 40 yaş üstünde oluşan ve hızlı büyüyen miyomlar sarkom adı verilen kötü huylu kitleler de olabiliyor. Dolayısıyla takip ve gerektiğinde tedavi edilmesi büyük önem taşıyor. Acıbadem Maslak Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Özgüç Takmaz, çoğunlukla herhangi bir yakınmaya neden olmadığı için miyomların büyük bir kısmının rutin yapılan jinekolojik kontrollerde tespit edildiğini belirterek, “Bu nedenle en az yılda bir kez muayene olmayı ihmal etmemek çok önemli. Miyom tespit edildiğinde ise korkulmasın, çünkü çoğunlukla sadece ultrason muayenesi ile takip yeterli oluyor. Yaşam kalitesini düşüren sorunlara yol açtığında veya anne olmayı engellediğinde ise ilaç tedavisi veya cerrahi yöntemle tedavi edilebiliyor. Günümüzde tıbbi teknolojilerde yaşanan hızlı gelişimler sayesinde daha etkin ve daha güvenli ameliyatlar yapılıyor, hastalar kısa sürede günlük yaşamlarına dönebiliyor.” diyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Doç. Dr. Özgüç Takmaz

Henüz nedeni bilinmiyor, ancak…

Miyomlar her yaşta görülse de yaş ilerledikçe saptanma ihtimali artıyor. Bunun nedeni ise miyomların kadınlık hormonu olan östrojen ile büyümeleri ve zamanla östrojene maruziyet arttığı için ultrasonda görülebilecek boyuta ulaşmaları. Miyomların tam olarak neden kaynaklandığı henüz açıklığa kavuşmamış olsa da bazı genlerin riski arttırdığı biliniyor. Dolayısıyla özellikle ailesinde miyom öyküsünün bulunması önemli bir risk faktörü olarak gösteriliyor. Ayrıca hiç hamile kalmamak veya doğum yapmamış olmak da riski artıran diğer etkenleri oluşturuyor. Yapılan bazı çalışmalar da düşük D vitamini ve A vitamini seviyelerinin miyom oluşma ihtimalini arttırdığını gösteriyor.

Miyomların 6 önemli sinyali!

Miyomların büyük çoğunluğu şikayet oluşturmuyorlar. Ancak bazı durumlarda yerleştikleri bölge veya boyutlarına göre farklı yakınmalara neden olabiliyorlar. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Özgüç Takmaz miyomun belirtilerini şöyle anlatıyor:

  • Adet bozukluklarına yol açabiliyor. Adet kanamalarının yoğun ve uzun süreli olması, ara kanamalar veya lekelenme kanamaları gibi sorunlar miyom belirtisi olabiliyor.
  • Adet döneminde gelişen ağrı da miyomlardan kaynaklanabiliyor.
  • Gebelik kesesinin rahme yerleşmesini veya yerleşen kesenin büyümesini önleyebiliyorlar. Bunun sonucunda hamile kalmayı engelleyebiliyor ya da düşüğe yol açabiliyorlar.
  • Karında şişkinlik ve gaz problemleri yapabiliyor. Bağırsaklara baskı oluşmuş ise kronik kabızlık, zor ve ağrılı dışkılama sorunu gelişebiliyor.
  • Miyom mesaneye doğru büyümüş ise sık idrara çıkma problemi yaşanabiliyor.
  • Ağrılı cinsel ilişki de büyük miyomların sinyali olabiliyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

İlaç veya cerrahi yönteme başvuruluyor

Ultrasonda tespit edilen miyomlar boyutlarındaki değişimler ve oluşturdukları şikayetlere göre ya tedavi ya da takip ediliyor. Çeşitli yakınmalara neden olan, hızlı büyüyen, hamile kalınmasına engel teşkil eden veya hamilelik oluştuğunda düşüğe yol açabilecek olan miyomlarım tedavi edilmeleri gerekiyor. Menopoza sokan iğneler, rahim damarlarının anjiyo ile tıkanması, ultrason veya MR cihazı ile eritme yöntemleri, ameliyatsız tedavi yöntemlerini oluşturuyor. Doç. Dr. Özgüç Takmaz, “Ancak miyomlar bu yöntemlerle tam olarak yok olmadıkları ve genelde tedavinin ardından bir süre sonra tekrar büyüdükleri için tüm dünyada halen en sık miyomektomi ameliyatı ile tedavi ediliyor.” bilgisini veriyor.

Kapalı cerrahi kritik öneme sahip! 

Günümüzde miyomektomi ameliyatı ile çok sayıda veya büyük miyomlar güvenli ve etkin bir şekilde temizlenebiliyor. Miyomektomi ameliyatları klasik açık yöntem, laparoskopik (kapalı) ve robotik yöntem olmak üzere 3 şekilde uygulanabiliyor. Ayrıca rahim iç duvarına yakın olan miyomlar vajinal yol ile yapılan histeroskopik yöntemle de çıkartılabiliyor. Hastaya hangi cerrahi yöntemin uygulanacağına miyomun boyutu, yerleşim yeri ve sayısı dikkate alınarak karar veriliyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Özgüç Takmaz, miyomektomi ameliyatlarında en sık laparoskopik ve robotik yöntemlerin tercih edildiğini belirterek şöyle devam ediyor: “Çünkü bu tür kapalı cerrahi yöntemlerde ameliyat sırasında kanamalar daha az oluyor, hastalar ameliyat sonrasında daha az ağrı sorunu yaşıyor ve hastaneden çok daha kısa sürede taburcu olabiliyorlar. Kapalı cerrahi yöntemler ayrıca hastaların daha hızla iyileşmelerini, dolayısıyla günlük yaşamlarına daha kısa sürede dönmelerini sağlıyor.”

Pandemide dijital teknoloji “ilaç” gibi geldi!

Pandemide dijital teknoloji “ilaç” gibi geldi!

Günümüzde artık birkaç yıl öncesine göre bambaşka bir yaşlı nüfus profili yükseliyor! Teknolojiyi günlük yaşantısından eksik etmeyen, akıllı telefonlarda sosyal medya aracılığıyla tanıdıklarıyla iletişimde bulunup, sanal ortamda klipler, çiçekler, pastalar gönderen, yeni  arkadaşlıklar kuran, kendilerini yaşları nedeniyle sosyal hayattan dışlanmış hissetmeyen, kısacası artık sohbet etmek için torunlarının, çocuklarının gözünün içine bakmayan! Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi İç Hastalıkları, Geriatri Uzmanı Prof. Dr. Berrin Karadağ özellikle iki yıllık pandemi sürecinde teknolojinin içinde olmanın ruhsal ve fiziksel sağlık açısından da yaşlılara büyük faydalar sağladığını belirtiyor.

Birebir iletişimin yerini alamasa da, günümüzde teknolojinin, aktif yaşlanmanın bir parçası olarak yaşamdaki güçlü ve kalıcı yerini aldığını vurgulayan Prof. Dr. Berrin Karadağ şöyle konuşuyor: “Dijital teknolojinin yaşlı bireylerin sosyalleşmesinde önemli bir rolü bulunmaktadır. Yaşlı bireyler, teknolojideki yeniliklere gün geçtikçe uyum sağlamaya çalışmakta ve her geçen gün teknoloji kullanım oranı artmaktadır. Her ne kadar teknoloji kullanımı konusunda endişe duysalar da dijital teknoloji, iletişimden sağlık sorunlarına kadar her alanda onların günlük yaşamlarını kolaylaştırmakta, bağımsız bir yaşam sürmelerine ve aktif bir yaşlanma dönemi geçirmelerine yardımcı olmaktadır. Bu sayede kendine güvenli, hayattan keyif almaya devam eden ve toplumdaki yerini kaybetmekten korkmayan sağlıklı ve güçlü yaş almaya devam eden bir mutlu yaşlılık hedeflenmelidir.”

Prof. Dr. Berrin Karadağ, 18-24 Mart Ulusal Yaşlılar Haftası kapsamında yaptığı açıklamada, teknolojinin yaşlılara sağladığı 4 önemli faydayı anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Prof. Dr. Berrin Karadağ

Mutluluk

Yaş ilerledikçe kişinin sosyal çevresi, iş çevresi, yaşıtları, arkadaşları vb yaşam paylaşımında bulundukları kişi sayısı azalıyor. Sosyal izolasyon nedeniyle oluşan ruhsal durum, sağlık sorunlarının kötüleşmesine ve hayat kalitesinin önemli ölçüde düşmesine neden oluyor. Ancak teknoloji sağlıklı olan veya sağlık sorunları olan yaşlıların mutluluğuna katkı sunabiliyor. Sevdikleri, ailesi ve torunları ile sosyal medya aracılığı ile görüşmeleri, günlük aktivitelerini paylaşabilmeleri özellikle son 2 yıllık pandemi döneminde büyük fayda sağlıyor. Görüntülü görüşme programları, mobil telefonlar ve internet kullanımının artmasının, özellikle yaşlı bireyin mutlu olmasını sağladığını, iletişimini artırdığını ve sosyal etkileşimini olumlu yönde etkilediğini görüyoruz.

Sağlık

Tıp teknolojisi bu konuda çok önemli adımlar atmaktadır. Sağlık çalışanları olarak doktorların, hemşirelerin ve diğer sağlık personelinin, hastası ile arasında oluşturulan elektronik iletişim sistemleri sayesinde, uzaktan da olsa önemli konularda, özellikle yaşlı hastaların yönlendirilmeleri yapılabilmekte ve bu durum da özellikle hareket kısıtlılığı olan bireylerde ayrıca fayda sağlamaktadır. Yaşlı bireyin kendi doğal ortamında teknoloji kullanılarak izlenmesi ve değerlendirilmesinin; sık hastane başvurularını azaltması ve hastanede sıra bekleme, ulaşım, hastane ortamı gibi nedenlerle oluşabilecek stresin kontrol altına alınmasında da yararlı olabileceği düşünülüyor.

Günlük yaşam

Özellikle internet ve sosyal medya yaşlılar için sosyalleşme aracı olarak önemli katkı sağlıyor. Bu sayede yaşlılar toplum ve çevre ile ilgili olaylar ve dünya haberlerini takip etmekte geri kalmazken, bir yandan da toplum içinde ve topluluklarda aktif olarak yer aldıklarını hissedebiliyorlar. Yine digital teknoloji sayesinde para transferleri, fatura ödemeleri ve kültürel faaliyetler gibi bir çok alanda pek çok işi kolayca yapabiliyorlar.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Kendine güven

Yaşlanma ile birlikte sıklıkla içe kapanma, her işten elini eteğini çekme, işe yaramama, sosyal hayat ve yeniliklerden uzaklaşma ve bunların sonucunda da özgüven kaybı meydana gelebiliyor. Yaş ile fiziksel performans da azalınca, yaşlı birey işlerini daha genç çocuklarından veya tanıdıklarından rica yolu ile yaptırıyor. Teknolojideki hızlı gelişmeye uzak kalmayan yaşlılarda ise kendilerine duydukları güven artıyor. Yaşlılara yönelik çekici ve yararlı ürünlerin tasarlanması ve teknolojik seçeneklerin daha etkin kullanımı, yaşlıların yaşam kalitesini iyileştiriyor ve sosyal uyumlarının kolaylaşmasına katkı sağlıyor.

Teknolojide güvenlik çok önemli!

Prof. Dr. Berrin Karadağ, güvenliğin sadece teknoloji kullanımı ve üretiminde değil aynı zamanda sosyal hizmetlerin yürütülmesinde de kilit rol oynadığını belirterek şöyle konuşuyor: “Yaşlı bakımında sağlık birinci derecede önemli faktör olduğundan, emniyet bu faktörün ayrılmaz bir parçasını oluşturuyor. Özellikle ilaç kullanımı, rutin kontroller, psikolojik destek, fiziksel koruma, fiziksel ihtiyaçların giderilmesi gibi konularda emniyeti sağlayıcı önlemler alınması gerekiyor. Özellikle yalnız yaşayan yaşlılar için, güvenlik amacı taşıyan izleme sistemleri, ivmeölçer tabanlı giyilebilir sensörler ile düşme durumunun tespit edilmesi, duman ve ısı sensörü ile anormal durumları tespit ve engelleme amacı taşıyan uygulamaların mevcut olduğunu görüyoruz. Teknolojideki bu ilerlemeleri özgür, rahat ve kendine güvenli bir yaşam için kullanmayı hedeflemek gerekiyor. Yalnız yaşayan ve unutkanlık veya hareket kısıtlılığı olan yaşlı bireylerin, sağlıklı ve güvenli yaşam devamı açısından desteklenmeleri, acil durumlarda kullanılabilecek veya haberdar edebilecek alarm sistemleri ile günlük yaşam aktiviteleri ve emniyeti oluşturulabilir.”

Zatürre ölümcül olabilir!

Zatürre ölümcül olabilir!

Aniden yükselen ateş, göğüs ağrısı, nefes darlığı ve öksürük zatürreye işaret ediyor olabilir. Halk arasında zatürre olarak bilinen pnömoni akciğer dokusunun iltihaplanması sonucu oluşur ve dünyada en sık karşılaşılan, ölüme neden olan hastalıkların başında gelir. En tehlikeli solunum yolu hastalıklarından biri olduğunu ve bu süreçte erken tanı ve tedavinin önemli olduğunu vurgulayan Avrasya Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Kanan Abbaslı zatürre hakkında bilinmesi gerekenleri anlattı.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Dr. Kanan Abbaslı

Zatürre Nedir?

Tıp dilinde pnömoni olarak da bilinen zatürre akciğerin en uç yapısını oluşturan ve havadaki oksijenin vücuda girdiği bölgede bulunan hava keseciklerinin iltihaplanmasıdır. Zatürre başta bakteriler olmak üzere birçok çeşitli mikroorganizmalara bağlı olarak oluşur. Her yaştan insanda hafif ya da ağır hastalıklara neden olabilen hastalık kimi zaman karşımıza bir grip komplikasyonu olarak da çıkabilir.  Bazı pnömoni türlerinde hastalığın hasta kişilerden sağlıklı kişilere doğrudan bulaşma riski söz konusudur.  Ancak zatürre çoğunlukla hastanın kendi ağız, boğaz ya da sindirim kanalında bulunan mikropların akciğere ulaşmasıyla ortaya çıkar. Özellikle vücut savunması zayıf düşmüş kişilerde pnömoni riski daha fazladır. Bu nedenle hastalığın bulaşma riskinden çok kişinin vücut direncinin zayıf oluşu en büyük risk faktörünü oluşturur.

Zatürre belirtileri nelerdir?

Genellikle ani öksürük, iltihaplı balgam, ateş, üşüme ve titreme, halsizlik, yan ağrısı ile kendini gösterir. Ayrıca beraberinde nefes darlığı veya göğüs ağrısı gibi belirtiler de görülür.  Bazı kişilerde ise sinsi bir başlangıç söz konusudur. Birkaç gün devam eden eklem ve kas ağrıları, iştahsızlık ve halsizliğe kuru öksürük, ateş, kusma ve baş ağrısı gibi reaksiyonlar da eşlik edebilir. Özellikle çocuklarda zatürre belirtileri çocuğun yaşına ve hastalığa yol açan etkenlere göre farklılık gösterir.  Kimi zaman tek bulgu hızlı solunum olabilirken kimi zaman da ateş, karın ağrısı ya da kusma gibi şikayetler bir arada görülebilir. Göğüs ağrısının meydana geldiği kişilerde, göğüs boşluğunda bir sıvı birikmesi söz konusu olabilir. Bu durum erken tanı ve tedaviyle tamamen ortadan kaldırılabilir ancak hastalığın ilerlediği durumlarda ise yoğun bakıma yatmak ya da bir tüp aracılığıyla göğüste biriken iltihaplı sıvıyı almak gerekebilir.  Genellikle nedenleri bakteriler ve virüsler olsa da kimi zaman bazı ilaçların yan etkisi olarak da ortaya çıkabilmektedirler.

Pnömoni bulaşıcı mıdır ve risk faktöreleri nelerdir?

Zatürre hastalığına zemin hazırlayan viral solunum yolu enfeksiyonları bulaşıcıdır. Öksürük ya da hapşırıkla yayılabildikleri gibi kişinin kullanmış olduğu bardak, mendil, çatal gibi eşyalar aracılığıyla da yayılabilirler. Pnömoni çok sık rastlanılan ve ölüme sebep olabilen hastalıklar arasındadır. Özellikle de bebeklerde, yaşlılarda, çocuklarda ve hastalığı bulunan başka kişilerde ölümcül olabilmektedir.  İleri yaş, kronik hastalıklar, bağışıklık sistemi hastalıkları, yutma güçlüğü yapan durumlar, sigara kullanımı, kusmalar, alkol, geçirilmiş uzun süreli ameliyatlar erişkinlerde zatürre hastalığına yakalanmayı kolaylaştıran risk faktörleri arasındadır.

Zatürreden korunmak mümkün

  • Hastalıktan korunmak için öncelikle pnömoni oluşumuna zemin hazırlayan faktörler ortadan kaldırılmalıdır. Kronik hastalık varsa tedavisi ve kontrolü düzenli bir şekilde yapılmalıdır,
  • Stresten kaçınılmalı, dengeli beslenmeye ve hijyene önem verilmelidir,
  • Alkol, tütün kullanımı tavsiye edilmez,
  • Grip durumunda kalabalığa temasın azaltılması, maske kullanılması tavsiye edilir,
  • Gripten korunmak için aşılar geliştirilmiştir ve bir yıl süreyle koruma sağlayan bu aşılar her yıl Eylül, Ekim, Kasım aylarında bir doz kas içine yapılmaktadır. Aşının, gribe yakalanma riski yüksek veya hastalığı çok ağır atlatan kişilere uygulanması tavsiye edilir.

Pnömokok aşısı önerilen kişiler

  • 65 yaş ve üzerindeyseniz,
  • Kronik hastalığınız varsa,
  • Pnömonektomi geçirdiyseniz,
  • Beyin omurilik sıvısı kaçağı varsa,
  • Dalak bozukluğu söz konusuysa,
  • Bağışıklık yetmezliğiniz varsa,
  • Kronik alkol probleminiz varsa aşı yapmanız önerilir.

Zatürre (Pnömoni) teşhisi ve tedavisi

Öncelikle muayene sırasında stetoskopla kişinin akciğerleri dinlenir ve söz konusu hastalıktan şüphelenilirse akciğer röntgeni istenir. Röntgen zatürre olup olmadığı konusunda yeterli bilgiyi verecektir ancak kandaki oksijen miktarının, solunum yollarının ne durumda olduğunun bilinmesi adına ekstra testlere de ihtiyaç duyulmaktadır. Beyaz kan hücre sayısının kontrolü için tam kan sayımı, zatürenin boyutu ve akciğer yaprakları arasında sıvı varlığı için tomografi taraması balgam testi, akciğerlerde sıvı birikmesi söz konusu ise plevral sıvı kültürü ve balgam çıkaramayan antibiyotiklere yanıt vermeyen dirençli zatüre varlığında bronkoskopik yöntemler kullanılmaktadır.

Zatürre tedavisi öncelikle enfeksiyonun iyileştirilmesini ve mevcut komplikasyonların önlenmesini içermektedir.  Genellikle antibiyotikler, istirahat, bol sıvı alımı, ateş düşürücüler ve ağrı kesiciler kullanılır. Bazı durumlarda kişinin hastaneye yatması gerekebilir. Özellikle çok ağır zatürre söz konusu ise yoğun bakımda yatış ve solunum desteği uygulanabilir.  Hastalığa neden olan mikrobun belirlenmesi her zaman mümkün olmayabilir ancak zatürre tanısı konulduktan kısa süre sonra antibiyotik tedavisine başlanılmalıdır.  Bu nedenle hastanın yaşı, varsa kronik hastalıkları, zatürrenin şiddeti gibi durumlar dikkate alınarak tedaviye başlanır. Tedavi süreci bu etkilere göre de uzayabilir ya da kısa sürede olumlu sonuçlar elde edilebilir. Çünkü zatürre ani başlangıçlı ve genellikle tedaviyle hızla iyileşebilen bir hastalıktır.  Tedaviden 72 saat sonra ateşiniz düşmemiş, öksürüğünüz şiddetli şekilde devam ediyorsa hemen bir uzman hekime görünmelisiniz.

Burun akıntıları alerji olabilir!

Burun akıntıları alerji olabilir!

Burun akıntısı herkesin zaman zaman yaşadığı bir durumdur ve burun akıntısına neden olabilen pek çok faktör olabilir. Uzun süreli geçmeyen burun akıntısının önemli nedenlerinden birinin alerjiler olduğunu belirten İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Çocuk Alerjisi ve İmmünoloji Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Akçay, açıkladı.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Prof. Dr. Ahmet Akçay

Burun Akıntısı Alerji Belirtisi Midir?

Alerjilerin pek çok belirtiler vardır. Bunlar arasında en sık karşılaşılan belirtilerden biri de burun akıntısıdır. Burunla ilgili semptomların büyük bir kısmı genellikle alerji ile ilişkilidir. Saman nezlesi olarak bilinen alerjik rinit, burundaki alerjik reaksiyonları tanımlamak için kullanılan bir terimdir. Alerjik rinit belirtileri arasında burun akıntısı, tıkanıklık, hapşırma ve burunda, gözlerde ve ağzınızın çatısında kaşıntı sayılabilir.

 Alerjiden Kaynaklı Burun Akıntısına Ne Sebep Olur?

Nazal alerji semptomlarına neden olabilecek birden fazla tetikleyici faktör vardır. Nazal belirtilerden mustarip olan kişilerin hepsi aynı tetikleyicilere sahip değildir. Mevsimsel alerjiniz varsa, belirtilerinizi yalnızca yılın belirli bir zamanında ortaya çıkaran belirli bir ağaç veya çimen polenine alerjiniz olabilir veya sonbaharda yağmurlu ve yapraklar ıslakken ortaya çıkan belirli bir küf türüne alerjiniz olabilir. Mevsimsel alerjiden mustarip kişilerin üçte ikisinden fazlasının da yıl boyunca belirtileri vardır. Bunlara evdeki toz akarları, hamam böcekleri, evcil hayvanlardan gelen hayvan tüyleri ve yine küf gibi alerjenler neden olabilir. Tetikleyicilerinizi bilmek önemlidir. Tetikleyicilerinizi öğrendikten sonra, onlardan kaçınmanız ve tedavi olmanız daha kolay olacaktır.

Alerji Kaynaklı Burun Akıntısı ile Grip Nasıl Ayrılır?

Alerji kaynaklı burun akıntısında ateş olmaz. Peş peşe hapşırma, burun kaşıntısı, boğazda kaşınma gibi belirtiler görülmez. Gripte ateş genelde görülür. Boğaz ağrısı olabilir. Kas ağrısı görülebilir. Belirtilere göre ayrılamayan durumda alerji testi yapılarak alerjik nezle teşhisi kesinleştirilir.

 Alerjiden Kaynaklı Burun Akıntısı Nasıl Geçer?

Geçmeyen burun akıntınız, tıkanıklık, hapşırma gibi belirtileriniz varsa öncelikle alerjiniz olup olmadığını öğrenmek için bir alerji uzmanına gitmeniz gerekir. Doktorunuz bazı testlerle alerjinize neyin neden olduğunu ve tetikleyicilerinizi belirleyecektir. Hem mevsimsel hem de yıl boyu süren alerjiler burun akıntısı, tıkalı burun ve hapşırmaya neden olabilir. Bu nedenle doktorunuz belirtileriniz ve mevcut durumunuza göre size uygun alerji testini yapacaktır. Tetikleyiciniz belirlendikten sonra alerji aşısı ve alerjenden korunma seçenekleri ile belirtilerinizi kontrol altına alabilirsiniz.

Alerji Aşısı İle Alerjinizin Uzun Süreli Tedavisi Sağlanabilir

Alerji aşısı yani immünoterapi vücudu alerjen maddeye duyarsızlaştırmayı hedefleyen bir tedavi yöntemidir. Solunum alerjenlerine karşı uygulanan bu tedavi ile ev tozu mite, polen, küf ve evcil hayvan gibi alerjiler başarılı bir şekilde tedavi edilebilir. Kademeli olarak vücuda alerjen maddenin verilmesini içeren bu tedavi oldukça başarılı bir tedavidir. Aynı zamanda alerjinizin ilerlemesini ve alerjik astım geliştirme riskini de azaltabilir. Alerji aşıları ilk başlarda haftada bir yapılabilir ve daha sonra enjeksiyon sıklığı ayda bir olur. Birkaç yıl devam eden bu tedavinin başarı oranı oldukça yüksektir.

Karaciğer yağlanması belirtileri nelerdir?

Karaciğer yağlanması belirtileri nelerdir?

Hareketsiz yaşam tarzı ve kötü beslenme alışkanlıkları, obezite başta olmak üzere pek çok sağlık sorununa neden olabilir. Sağlığımızı koruyabilmek için bu sorunların kaynağını tespit edebilmeli ve vakit kaybetmeden gerekli sağlık önlemlerini almalıyız.

Karaciğer yağlanması da günümüzün en önemli sağlık sorunlarından biri olarak karşımıza çıkmaktadır. Avrasya Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Ayşegül Navdar, karaciğer yağlanmasıyla ilgili farkındalığımızı artıracak önemli bilgileri aktarıyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Dr. Ayşegül Navdar

Karaciğer Yağlanması Nedir?

Karaciğer, metabolizmamızda gerçekleşen yapım ve yıkım olaylarının merkezidir. Dolayısıyla vücudumuza aldığımız tüm gıdalar ve maddeler, hareketi ve enerjiyi sağlamak adına vücutta kullanım şekline göre buradan kana verilir veya vücuttan atılır.

Yağ üretimini tetikleyecek gıdaların aşırı tüketilmesi ya da vücuda çok miktarda kimyasal alınması sonucunda, yağ üretimi ciddi oranda artar. Özellikle vücuttaki yağ artışının karaciğer hücrelerinin çevresinde oluşmasıyla karaciğer dokusu yağ dokusuyla tamamen çevrelenir.

Tüm bunların sonucunda, karaciğerin çeşitli fonksiyonlarında aksaklığı neden olan karaciğer yağlanması meydana gelir.

Karaciğer Yağlanmasının Belirtileri Nelerdir?

Karaciğer yağlanması teşhisi genellikle rutin kan tetkikleri ya da kontroller esnasında tesadüfen konur. Karaciğer yağlanmasının belirtileri arasında şunları sayabiliriz:

  • İştah azalması
  • Halsizlik ve yorgunluk
  • Vücutta morluklar
  • Uzun süren burun ya da adet kanamaları
  • Ciltte kaşıntı, döküntü ya da yaygın sivilce
  • Gözlerde ya da ciltte sarılık
  • Erkeklerde meme dokusunda büyüme
  • Karın ağrısı
  • Ayaklarda ya da karında şişlik

Karaciğer Yağlanması Neden Olur?

Karaciğer yağlanması temelde alkolik ve alkol dışı nedenlere bağlı (non-alkolik) yağlanma olarak ikiye ayrılır. Alkolik karaciğer yağlanması görülen bireyde zamanla alkol alımı sonrası karaciğerde hasar oluşur ve böylece yağ üretimi tetiklenir. Alkol tüketiminin bırakılmasıyla tedavi mümkündür.

Alkol dışı nedenlere bağlı karaciğer yağlanmasındaysa temelde:

  • Obezite,
  • Yüksek kan şekeri ve diyabet,
  • Yüksek kan kolesterolü,
  • Viral karaciğer enfeksiyonları,
  • Hamilelikle ilişkili yağlı karaciğer,
  • Alkolik olmayan yağlı karaciğer hastalığı (NASH),
  • Bazı romatolojik hastalıklar,
  • Hızlı kilo verme,
  • Bazı kimyasallarla zehirlenmeler gibi farklı hastalık ve durumlar yatıyor olabilir.

Karaciğer Yağlanmasında Tedavi Süreci

Karaciğer yağlanması çok çeşitli sağlık sorunları sebebiyle meydana gelebilir. Dolayısıyla tedavinin planlanabilmesi için altta yatan problemin doğru tespit edilmesi, hayati önem taşır.

Bu noktada uzman bir hekim önderliğinde karaciğer yağlanması teşhisi konduktan sonra, altta yatan hastalığın tespitine yönelik hastadan ayrıntılı bilgi alınır, kişi muayene edilir ve ek tetkikler yapılır.

Kolesterol, obezite ya da yüksek kan şekeri gibi sağlık problemlerinde öncelikle hastaya kilo vermeye yönelik hayat tarzı değişiklikleri ve diyet önerilir. Ayrıca hasta, iyi bir beslenme programı belirleyebilmesi için diyetisyene yönlendirilir. Eğer kullanıyorsa hastanın alkol kullanımına son vermesi beklenir. Bunların dışında kronik hastalık ya da enfeksiyon tespit edilirse bunlara yönelik tedavi süreci uygulanabilir.

Çocukta akut apandisit olur mu?

Çocukta akut apandisit olur mu?

Çocuklarımız karnını tutarak bize her geldiğinde genelde aklımıza gelen gaz ağrısı ya da bağırsaklarını bozduğu olur. Oysa bu ağrılar ciddiye alınmalıdır. Temeldeki sebep hiç beklemediğimiz hatta son derece ciddi hastalığın habercisi olabilir. Bu noktada akut apandisitin mutlaka değerlendirilmesi gerektiğini söyleyen Avrasya Hastanesi Çocuk Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Hüseyin Kılınçarslan, hastalıkla ilgili, aileleri uyarıyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Doç. Dr. Hüseyin Kılınçarslan

Çocuklarda akut apandisit nedir?

Apandisit her mevsimde sık olarak görülen ve cerrahi tedavi gerektiren bir karın içi patolojisidir. Apandisit, kalın bağırsağın başlangıç kısmında bulunan apendiks vermiformis denilen bir ucu kör sonlanan yapının iltihabına denir. Apendiks vermiformis içi lenfoid doku ile dolu görevi bakımından bir nevi bademcik benzeri bir yapıdadır. Apandisit nedeni apendisk tıkanmadır.

Lümen tıkanınca apendiks içinde mukus birikir ve iç basınç artar. Bu artışa bağlı olarak lenfatik ve venöz dolaşım bozulur. Ayrıca lümen içinde bakteriler de birikir. Bu olaylar sonucunda apendiks duvarı ülser olur. Bu durum ilerledikçe ise perforasyon gerçekleşir.

Çocuklarda akut apandisitin belirtileri nelerdir?

  • İştahsızlık,
  • Karın ağrısı, (Apandisit ağrısı çoğunlukla şiddetli bir ağrıdır. Karın ağrısı başlangıçta göbek çevresindedir sonrasında ise sağ alt kadrana lokalize olur.)
  • Kusma,
  • Yüksek ateş.

Çocuğunuz merdiven çıkarken zorlanıyor mu?

Hastalığın başlangıç safhasında çocuk normale yakındır. Fakat hastalık ilerledikçe keyfi kaçmış bir çocuk karşımıza çıkar. Çocuklar öne doğru eğilmiş biçimde topallayarak yürürler.  Merdivenlerden çıkarken zorlanırlar. Küçük çocuklar ise özellikle sağ bacaklarını karınlarına doğru bükerek hareketsiz yatmayı tercih eder ve muayeneye karşı koymaya çalışırlar. Sağ alt kadranda hassasiyet, defans ve tam kasılmalar mevcuttur.

Çocuk her iki topuğu aynı anda yere vurunca karın ağrısında artış hisseder. Perfore olmuş apandisitte ise karnın her kadranında bu bulgular meydana gelir. Apendiksin yerleşmesine göre bazen idrar ve kaka yapmakta zorlanma olabilir.

Çocuklarda apandisit nasıl teşhis edilir?

Çocukluk çağındaki apandisit özellikle tanı koyma aşamasında erişkinlerden farklılık arz eder. Çünkü çocuklar kendini ifade edemez veya bazen korktukları için ağrılarını gizleme yolunu seçerler. Karın içi yapılarının birbirine çok yakın olması nedeniyle de geç tanı konulması veya tanı konulamaması durumlarında yüksek mortalite seyreder. Bu yüzden anne- babalara ve hekimlere büyük iş düşmektedir. Ebeveynler, karın ağrısı olan çocuklarına ağrı kesici vermeden önce bir çocuk doktoruna/cerrahisine muayene ettirmelidir. Halk arasında basit olarak algılanan apandisitin çocuklarda ölüme kadar giden sorunlara yol açabileceği unutulmamalıdır.

Çocuklarda akut apandisit nasıl tedavi edilir?

Apandisitin tek tedavisi cerrahidir. Fakat bazen başlangıç aşamasında olan ve lümenin tam olarak tıkanmadığı vakalarda çocuklar hastaneye yatırılarak yapılan antibiyotik tedavisi ve oral alımın kesilerek barsakların dinlendirilmesi de hastalığın gerilemesini sağlamaktadır. Bu noktada çocuk, operasyon olmadan iyileşebilmektedir.

Apandisit cerrahisi açık ve laparoskopik olarak yapılmaktadır. Akut apandisitlerde 1-2 gün, perfore apandisitlerde ise 5-7 gün hastane yatışı gerekebilir. Antibiyotik alımına ameliyat öncesince başlanmalı, akut apandisitte 1-3 gün, perfore apandisitte ise 7 gün devam ettirilmelidir. Çıkarılan apandiksin mutlaka histopatolojik incelemesi yapılmalıdır. Nadiren olsa da apandisit nedeni tümör veya parazitoz olabilir. Ameliyat sonrasında ebeveynlerin dikkatli olması gereken noktalar vardır. Aksi takdirde;

  • Yara enfeksiyonu,
  • Karın içi apseler,
  • Barsak yapışıklıkları görülebilir.

Soğuk hava kalp krizini tetikleyebiliyor

Soğuk hava kalp krizini tetikleyebiliyor

Kalp ve damar hastalıkları tüm dünyada en önde gelen ölüm sebebi olmaya devam ediyor. Öyle ki ülkemizde her yıl 200 bin kişi kalp damar hastalıkları nedeniyle hayatını kaybediyor. Kış mevsiminde havaların soğumasıyla birlikte kalp damar hastalıklarının görülme sıklığı da artıyor. Bunun temel nedeni ise soğuk havanın damarları büzücü etkisi ve soğuk havada vücudun ısı ihtiyacını karşılayabilmek için kalbin daha fazla çalışmak zorunda kalması. Kalbi besleyen koroner damarlarda oluşan büzülmeden dolayı kalp istediği kan miktarını, yani ihtiyacı olan oksijeni yeterince alamıyor ve bunun sonucunda kalpte beslenme bozukluğu oluşuyor. Böylece kalp dokusuna giden kan miktarı azalıyor. Vücudun ihtiyacı olan ısıyı sağlamak için kalbin daha fazla çalışmak zorunda kalması da kalbi yoruyor. Bu sorunlar; özellikle bilinen kalp damar hastalığı veya kalp yetmezliği olan hastalarda göğüs ağrısı ve nefes darlığı gibi şikayetlerin artmasına, daha da kötüsü kalp krizi oluşma riskinin yaklaşık olarak 3 kat artmasına neden olabiliyor.

Acıbadem Bakırköy Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Mutlu Güngör, ayrıca soğuk havayla beraber başta grip olmak üzere görülme sıklığı artan alt ve üst solunum yolu enfeksiyonlarının vücut direncinin düşmesine ve kalbin iş yükününün artmasına sebep olduğuna dikkat çekerek, “Bu tablo da stabil durumda seyreden kalp hastalarının klinik şikayetlerinin başlamasına yol açabiliyor” diyor. Ayrıca kış mevsiminde hemen hepimizin günlük yaşantımızda sıkça yaptığımız bazı hatalar var ki kalbimizi yorarak; kalp damar hastalıklarının gelişmelerine veya var olan hastalıkların tetiklenmelerine neden olabiliyor. Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Mutlu Güngör, kış aylarında sıkça yaptığımız 7 önemli hatayı anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu!

Pause Sağlık, Pause Dergi

Doç. Dr. Mutlu Güngör

Hata: Rüzgara karşı yürümek

Doğrusu: Kış aylarında kalp sağlığını olumsuz etkileyen faktörlerin başında ‘rüzgar’ geliyor. Bunun nedeni ise rüzgarın göğüs bölgemizde oluşan ılık hava tabakasını uzaklaştırarak damarların büzülmelerine neden olması. Koroner damarlarda oluşan büzülme de kalp dokusuna giden kan miktarının azalmasına sebep oluyor. Bunun sonucunda özellikle kalp damar hastalığı olan kişilerde rüzgarlı havalarda göğüs ağrısı şikayeti gelişebiliyor, çok daha önemlisi kalp krizinin oluşma riski artıyor. Dolayısıyla rüzgara karşı yürümemeli, rüzgarlı havalarda dışarı çıkmaktan kaçınmalı veya korunaklı kıyafetler giymelisiniz.

Hata: Gribal enfeksiyonlarda bilinçsizce ilaç kullanmak

Doğrusu: Kış mevsiminde sık görülen alt ve üst solunum yolu enfeksiyonlarına yönelik; antigribal, ağrı kesici ve ateş düşürücü ilaçlara, zaman zaman da antibiyotiklere başvuruluyor. Ancak dikkat! Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Mutlu Güngör, reçete edilen bu ilaçların kullandığınız kalp ilaçlarıyla etkileşimde olabilecekleri uyarısında bulunarak, “Özellikle kalp yetmezliği olan hastalarda bilinçsizce kullanılan ilaçlar bazen ölümcül ritim bozukluklarına yol açabiliyor. Bu nedenle ilaçlarınızı sadece hekim kontrolünde kullanmalı, tedaviyi planlayan hekiminize kullandığınız mevcut kalp ilaçlarınız hakkında mutlaka bilgi vermelisiniz” diyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Hata: Aşırı ağır ve yağlı besinler tüketmek

Doğrusu: Kış aylarında vücudumuzun artan ısı ihtiyacı nedeniyle almamız gereken enerji miktarı da artıyor. Ancak yaz mevsimine göre daha az hareket ettiğimiz için besin tüketiminde abartıya kaçtığımızda kilo alımı kaçınılmaz oluyor. Fazla kilolar da kalbin iş yükünü arttırıyor. Bu nedenle kış mevsiminde de ideal kilomuzu korumamız çok önemli. Doç. Dr. Mutlu Güngör,  “Aşırı ağır ve yağlı yemekler tüketmemek, basit şekerlerden kaçınmak, toksinlerin atılımı için yeterli miktarda sıvı içmek bu anlamda çok önemlidir” diyor.

Hata: Soğuk havalarda ısınmak için sigara içmek

Doğrusu: Sigara kalp damarlarının büzülmelerine ve bunun sonucunda vücudun oksijenizasyonunun bozulmasının yanı sıra kan basıncının yükselmesi gibi önemli sorunlara yol açıyor. Soğuk havanın da damarları büzücü etkisi nedeniyle bu havada içilen sigara kalbin iş yükünü daha da arttırıyor. Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Mutlu Güngör, “Özellikle kalp damar hastalığı olan hastalarda soğuk havada içilen sigara göğüs ağrısı ve nefes darlığına neden olabiliyor, hatta bazen kalp krizini bile tetikleyebiliyor. Sigara sadece kış aylarında değil, her mevsim sağlığımızı tehdit ediyor. Dolayısıyla sigarayı bir an önce bırakmak yaşamsal önem taşıyor” uyarısında bulunuyor.

 Hata: Spor yapmayı aksatmak

Doğrusu: Kışın havaların soğumasıyla beraber hastalanmaktan çekindiğimiz için çoğumuz dışarıya çıkmaktan kaçınıyoruz. Ancak hareketsiz bir yaşam; bağışıklık sisteminin baskılanması ve kilo alımı ile sonuçlanabiliyor. Ayrıca tansiyon, şeker ve kolesterol regülasyonumuzun bozulması gibi sorunlar da oluşturabiliyor. Bu nedenle mümkünse her gün, değilse haftada en az 5 gün, özellikle havanın sıcak ve güneşli olduğu öğle saatlerinde, en az 45’er dakikalık tempolu yürüyüşler yapmayı alışkanlık haline getirin. Yürüyüş sırasında vücut ısınızın düşmemesi için bere, eldiven ve atkı gibi koruyucu aksesuarlar kullanmayı da ihmal etmeyin.

Pause Sağlık, Pause Dergi

 Hata: Sabah erken saatlerde ağır egzersiz yapmak

Doğrusu: Kalp sağlığınız için kış aylarında da sporunuzu aksatmamanız yaşamsal öneme sahip. Ancak sempatik sistemin, bir başka deyişle adrenerjik aktivitenin fazla olduğu sabahın erken saatlerinde; yoğun tempolu yürüyüş, kas güçlendirme egzersizleri ve bisiklet sürmek gibi zorlu egzersizlerden kaçınmanız gerekiyor. Çünkü sabah saat 09:00’a kadar olan dönemde sempatik sistem aktivitesi daha fazla olduğu için nabız ve tansiyon değerleri öğleden sonraki saatlere göre daha yüksek, damarların büzülme riski de yine öğleden sonraki saatlere göre daha fazla oluyor. Bu yüzden sabah erken saatlerde yapılan zorlu ve yoğun egzersizler; göğüs ağrısı ve nefes darlığı gibi şikayetlere sebep olabiliyor, hatta kalp krizini tetikleyebiliyor. Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Mutlu Güngör, “O yüzden egzersizlerinizi öğleden sonraki saatlerde, havanın açık ve ılık olduğu dönemlerde yapmaya özen gösterin. Sabah saatleri dışında vaktiniz yoksa; hafif tempolu yürüyüşleri veya gevşeme egzersizlerini tercih etmenizde fayda var” diyor.

Hata: Aşırı kalın veya ince giyinmek

Doğrusu: Kalın kıyafetle kapalı bir alana veya daha sıcak bir ortama girdiğimizde terliyoruz. Ter vücudumuzda buharlaşırken; vücut ısımızın düşmesine, dolayısıyla üşümemize sebep oluyor. Veya tam tersi ince bir kıyafet tercih ettiğimizde, akşam saatlerinde havanın soğumasıyla birlikte üşüyebiliyoruz. Kalbimiz de her iki durumda vücut ısısını yükseltmek için daha fazla efor sarf etmek zorunda kalıyor. Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Mutlu Güngör, “Çok kalın veya ince bir kıyafet yerine, ince ama kat kat kıyafetler tercih etmelisiniz. Kat kat giyinmek, kıyafetler arasında hava tabakası oluşturarak yalıtım etkisi sağlıyor, böylece vücudu soğuktan daha iyi koruyor. Ortamın sıcaklığına göre kıyafet değiştirerek hem terlemekten hem de üşümekten korunabilirsiniz” önerisinde bulunuyor. Doç. Dr. Mutlu Güngör, “Bunların yanı sıra vücuttaki ısı kaybı özellikle vücudun baş ve uç bölgelerinden başladığı için eldiven, bere ve atkı gibi koruyucu kıyafetleri çok soğuk havalarda kullanmalı, gerekirse akciğerlerinize soğuk hava solumamak için ağzınızı ve burnunuzu atkıyla kapatmalısınız. Ayrıca hava aldırmayarak terletecek sentetik kıyafetlerden kaçınmalısınız” diyor.

Bel kireçlenmesi yaşamınızdan çalmasın

Bel kireçlenmesi yaşamınızdan çalmasın

Çevrenizde, küçük hareketlerde bile belinin ağrıdığını, acıdığını ve hatta şiştiğini söyleyen bireyler mutlaka vardır. Çoğumuz bu durumu abartı olarak nitelendirse de şikayeti yaşayan kişiler için durum günlük yaşamlarının bir parçası haline gelmiştir. Fakat bu durum zamanla kişinin yaşamını büyük oranda olumsuz yönde etkileyerek günlük faaliyetlerini dahi yapamaz hale getirebilir. Avrasya Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı, Dr. Narangerel Tseveendorj bel kireçlenmesi ile ilgili önemli açıklamalarda bulunuyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Dr. Narangerel Tseveendorj

Bel kireçlenmesi nedir?

Belde bulunan eklemlerin fazla yıpranması ve aşınması sonucunda yapıların bozulması ve deforme olmasıyla meydana gelen sağlık problemine bel kireçlenmesi denir. Kronik rahatsızlıklarla beraber gelen bel kireçlenmesi, genellikle genetik sebeplerle oluşur.

Hastalığın belirtileri nelerdir?

Rahatsızlığın şiddetine göre bel kireçlenmesinin belirtileri de farklılık göstermektedir. Fakat genellikle gözlemlenen şikayetler sertlik ve ağrıdır. Özellikle de uzun süreli hareketlerden sonra eklemlerde şişlik meydana gelebilir.

  • Hareket kabiliyetinde kısıtlanmalar
  • Harekete göre eklem sertliği oluşması
  • Eklem çevresinde şişlik
  • Eklem hareketlerinden gelen sesler
  • Hareketle beraber artan ağrı
  • Hassasiyet, kızarıklık ve parmaklarda şişme
  • Ayak bileklerinde ağrı ve şişlik
  • Ayak parmaklarında şişlik
  • Kasık ve uyluk bölgesinde şişlik

 Bel kireçlenmesi unsurları nelerdir?

 Bel kireçlenmesini ortaya çıkaran pek çok belirti mevcuttur. Ayrıca bazı risk unsurları da hastalık üzerinde belirleyici rol oynar. Bel kireçlenmesinin unsurları aşağıdakiler gibidir:

  • Obezite
  • İlerleyen yaş
  • Eklemleri zorlayan meslekler
  • Önceden yaşanan eklem yaralanmaları
  • Genetik nedenler
  • Zayıf uyluk kasları
  • Doğuştan gelen eklem rahatsızlıkları

 

Bel kireçlenmesinin sebebi nedir?

 Eklemlerde kemik yapılarının uç noktalarını çevreleyen oldukça sağlam kıkırdak bulunur. Kıkırdak, eklem hareketleri için yumuşak ve kaydan bir zemin ve ortam oluşturur. Kireçlenmenin olduğu durumlarda ise bel eklemlerindeki kıkırdak dokusu aşırı aşındığından bozulmalar meydana gelir.

Aşınma ve yıpranma sonucunda ağrılar oluşur. Böylelikle zamanla eklemlerde şişme, hareketlerde zorlanma, kemiklerin parçalanmasına hatta eklem faresi olarak bilinen, eklem içinde kemik parçası birikmesine sebep olur. Kemik parçaları ufaldıkça birikmeye başlar ardından vücutta iltihap meydana gelebilir. Bu durumun oluşması kireçlenme sürecini daha da zorlaştırır.

Nasıl teşhis edilir?

Bel kireçlenmesinde doktor tarafından fiziki muayene yapılması, teşhisi konulabilmesi adına ilk önceliğinizdir. Kesin tanı için ise radyolojik görüntüleme yapılır. Ayrıca düz tomografi veya kan tahlili ve eklem sıvısı analizi de gerçekleştirilmesi gerekebilir. Bazı hastalara kesin teşhis konulabilmesi için EMG de yapılabilir.

Nasıl tedavi edilir?

Bel kireçlenmesinde uygulanacak tedavi süreci öncelikle şikayetleri kontrol altına almak, daha sonra hastanın hareket kabiliyetini ve yaşam kalitesini arttırmak üzerine kurulmuştur. İlk aşama fizik tedavi ile başlar ve böylelikle kişideki belirtilerin hafifletilmesi sağlanır. Eklemlerde oluşan iltihabın giderilmesi için ilaç tedavisine başvurulabilir. Ayrıca bel enjeksiyonları ve daha ileri rahatsızlıklar yaşayan hastalarda ameliyat gibi seçenekler de mevcuttur.