Yazılar

Enginarı yapraklarıyla tüketin

Enginarı yapraklarıyla tüketin

İlkbaharın sağlık deposu olarak öne çıkan sebzelerinden biri enginar… Çoğunlukla, yeşil yeşil yapraklar arasına saklanmış ‘enginar kalbi’ olarak adlandırılan, çanak şeklindeki etli kısmı tüketilse de, yaprakları da ayrı birer şifa kaynağı. Acıbadem Altunizade Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Hazal Çatırtan Çobanoğlu “Kangar, kenger, sinar olarak da bilinen, karaciğer dostu olan enginar; kalpten kansere birçok hastalığa karşı korunmamızda destek sağlıyor. Ayrıca sağlıklı bir diyet dostu olarak karşımıza çıkıyor. Enginarın yapraklarını da tüketerek, içeriğindeki A, C, B, D ve E vitaminleri ile bağışıklığınızı güçlendirebilirsiniz. Enginar, her ne kadar ilkbahar-yaz döneminin sebzesi olsa da uygun saklama koşulları ile sağlandığı takdirde ilk günkü tazelik ve lezzeti ile her mevsimde tüketilebilir. Ancak potasyum içeriği ve vücuttan su atıcı etkisi nedeniyle böbrek hastalığı olanların kontrollü bir şekilde tüketmesi gerekiyor” diyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Hazal Çatırtan Çobanoğlu, enginarın sağlığımıza faydalarını ve baharın bu sağlık deposu sebzesinden kışın da faydalanabilmek için saklama koşullarını anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Pause Sağlık

Karaciğeri temizliyor

Antioksidan içeriği (sinarin ve silimarin) ve safra salgısına katkısı ile karaciğerin temizlenmesinde ve toksinlerden arınmasında etkilidir. Bu etkisi ile karaciğer yağlanması tedavisinde de önemli bir yere sahiptir.

İyi kolesterolü yükseltiyor

Yapılan bazı çalışmalar; enginarın iyi huylu (HDL) kolesterolü yükseltmeye ve luteolin isimli antioksidan sayesinde kötü huylu (LDL) kolesterolün oluşumunu engellemeye fayda sağladığını gösteriyor.

Bağışıklığı güçlendiriyor

Enginar; içeriğinde yüksek miktarda fosfor, kalsiyum, demir, sodyum, potasyum, magnezyum, çinko, A, B1, B2, B6 ve C vitaminleri barındırıyor. Zengin mineral ve vitaminleriyle bağışıklığı güçlendiriyor.

Pause Sağlık

Kan basıncını dengeliyor

İçeriğindeki potasyum ve damar genişlemesini sağlayan enzimi aktive etme özelliği ile kan basıncını düşürmede ve dengelemede fayda sağlıyor.

Sindirimi düzenliyor

Diyet lifleri ve prebiyotik inülin açısından oldukça zengin bir besin olması nedeniyle bağırsak fonksiyonlarını düzenliyor, yararlı bakterilerin beslenmesini sağlayarak bağırsak florasını düzenlemeye yardımcı oluyor.

Kansere karşı koruyor

Quercetin, silimarin, gallik asit gibi çok çeşitli antioksidanlar içeren enginar; bu özellikleri sayesinde düzenli tüketildiğinde vücudun kansere ve daha pek çok kronik hastalığa karşı korunmasına katkı sağlıyor

Pause Sağlık

Kilo vermeye yardımcı oluyor

100 gramının yaklaşık 50 kalori ve karbonhidrat içeriğinin de düşük olması nedeniyle kilo verme/koruma, sağlıklı beslenme sürecinde diyetlerin önemli bir parçasıdır.

Enginarı saklamak için altın öneriler

Beslenme ve Diyet Uzmanı Hazal Çatırtan Çobanoğlu “Enginarı her mevsim tüketmek istiyorsanız en uzun süre tutabileceğiniz yer buzluk/derin dondurucu olacaktır. Bunun için temizleyip ayıkladığınız enginarları öncelikle limonlu suda bekletmelisiniz ki kararmasın. Sonrasında kaynamış tuzlu suyun içerine 2 dakika kadar bir süre atın. 2 dakika sonunda çıkarıp buzun içerisine koyun, bu işlemler enginarın buzluktaki ömrünü uzatacaktır. Buzda en fazla 1 dakika duran enginarları kurulayıp hava almayacak poşet/kaplara yerleştirip buzluğa/derin dondurucuya yerleştirin.” diyor.

Covid migreni taklit edebiliyor!

Covid migreni taklit edebiliyor!

Bir yılı aşkın süredir tüm dünyanın başını ağrıtan Covid pandemisi migren hastalarının hayatını zorlaştırdı. Acıbadem Maslak Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Pınar Yalınay Dikmen “Bu zorlu süreçte kaygının artması, uyku düzenindeki bozulma, yaşanan sosyal izolasyon, fiziksel hareketsizlik ve farklı beslenme alışkanlıkları migren ataklarının sıklığının artmasına neden olabiliyor.” diyor. Prof. Dr. Pınar Yalınay Dikmen; pandemide migrene karşı alınabilecek basit ama etkili önlemleri anlattı; önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Pause Sağlık

Baş ağrınıza bu belirtiler eşlik ediyorsa!

Toplumumuzda en sık görülen şikayetlerin başında yer alan baş ağrısında çoğu zaman gelişigüzel ağrı kesiciye başvurulduğunu ancak bunun yanlış olduğunu vurgulayan Acıbadem Maslak Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Pınar Yalınay Dikmen, bilinçsiz ve sık kullanılan ağrı kesicilerin sağlığa önemli zararlar verebildiğini söylüyor. Bir yılı aşkın süredir dünyayla birlikte ülkemize de çöreklenen Covid-19 pandemisinde baş ağrısı şikayetinin özel bir önem taşıdığını vurgulayan Prof. Dr. Pınar Yalınay Dikmen “Baş ağrısı Covid-19’un sıkça karşılaşılabilen bir belirtisidir. Ek olarak bu enfeksiyon sırasında bulantı, kusma gibi migreni taklit eden bulgular da olabilir. Her zaman tanıyıp, bildiğiniz migren atakları sırasında yaşadığınız baş ağrısından farklı biçim ve özellikleri olan yeni bir ağrı yaşıyorsanız ve beraberinde ateş, öksürük, yorgunluk, yaygın kas ve eklem ağrıları, nefes daralması gibi Covid-19’u düşündürebilecek ek şikayetleriniz varsa mutlaka doktorunuz ile iletişime geçmeniz gerekir.” diyor.

Pause Sağlık

Cep telefonu ile migren tanısı konulabiliyor!

Günlük yaşam alışkanlıklarımızı kökünden değiştiren pandemi döneminde online sağlık hizmetleri ülkemizde de hızla yaygınlaşırken, hastaneye gitmeden online muayene ile migren tanısı ve tedavisinin mümkün hale geldiğini belirten Prof. Dr. Pınar Yalınay Dikmen “Eğer öykünüzde herhangi bir kırmızı bayrak var ise, yani doktorunuz baş ağrınızın migren dışında başka bir nedenden kaynaklandığını düşünür ise sizi hastaneye davet edip beyin görüntülemesi veya laboratuvar tetkikleri yaptırmanızı isteyebilir.” diyor.

Pause Sağlık

Baş ağrısı günlüğü tutun!

Ayda 15 gün ve daha fazla ağrılı gün sayısı olanların kronik migren hastası olarak adlandırıldığını ve bu hastaların gecikmeden hekimleri ile online görüşerek tedaviye başlamaları gerektiğini belirten Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Pınar Yalınay Dikmen şöyle konuşuyor: “Eğer doktorunuz tarafından daha öncesinden migren tanınız var ise, doktorunuz koruyucu tedavi kararını son aylardaki ağrı sıklığınıza bakarak verecektir. Ayda kaç günü ağrılı geçirdiğinizi hatırlamak kolay olmayabilir, bu nedenle ağrılı günlerinizi kaydetmenizi, yani bir baş ağrısı günlüğü tutmanızı öneririm. Bu sizin için en uygun tedavi seçeneğinin belirlenmesi için doktorunuzun çok işine yarayacaktır. Eğer ağrılarınız ayda 4 günden az ise, migren atak tedavisi için size önerilen ve iyi gelen ilaçları alarak süreci yönetebilirsiniz. Ancak ağrılı gün sayınız ayda 4-14 gün arasında ise migren için düzenli kullanmanız gereken bir tedaviye ihtiyacınız olabilir. Doktorunuz ile online görüşüp, migrenin atak ve koruyucu tedavisi için size en uygun olan seçeneği kararlaştırabilirsiniz.”

Pause Sağlık

Migrenden korunmanın 10 etkili yolu!

  1. Uzun süre aç kalmaktan kaçının, öğün atlamayın.
  2. Yetersiz ve uzun süreli uyku migreni tetikliyor. Uyku düzeninize dikkat edin. Akşam aynı saatte yatıp sabahları aynı saatte kalkın.
  3. Birçok migren hastasında ataklar zihinsel gerginlik, çatışmalı durumlar ve stresle başladığından, stresi yönetmeyi öğrenin.
  4. Migren atağından kaçınmak için yeterli miktarda su içmeye çok dikkat edin, su içmek için susamayı beklemeyin.
  5. Fiziksel aktivite migrene karşı çok büyük önem taşıyor. Bu nedenle hareketsizlikten kaçının, düzenli yürüyüşler yapın. Evde egzersizi ihmal etmeyin.
  6. Bilimsel çalışmalar; D vitamininin migrenden koruyucu etkisi olduğunu gösteriyor. Bu nedenle günlük ihtiyacınız kadar D vitamini aldığınızdan emin olun. Ancak D vitamini yağda erir, yani fazlası vücudunuz için zararlıdır. Bu nedenle doktorunuz önerdiği miktarda D vitamini kullandığınızdan emin olun. Yine doktorunuzun önerisi ile Vitamin B2, Magnezyum ve Koenzim-Q-10 kullanabilirsiniz.
  7. Baş ağrısı günlüğü tutarak ataklarınızın sıklığını, onları tetikleyen nedenleri kaydedin. Böylece ağrınızı başlatan nedenleri fark edip onlardan kaçınabilmeniz mümkün olur.
  8. Migren düzen seven bir hastalık olduğundan; günlük alışkanlıklarınızı sağlıklı ve düzenli bir hale getirin.
  9. Aşırı kafein, sigara ve alkolden kaçının.
  10. İçinize kapanmayın, yüz yüze olmasa bile arkadaşlarınızla görüntülü sohbet etmeyi ihmal etmeyin.

Nefes darlığının nedenleri

Nefes darlığının nedenleri

Bazı hastalıklarda hafif ve geçici, bazı hastalıklarda şiddetli, bazı hastalıklarda ise uzun süre devam ediyor… Kişinin nefes alışverişini fark etmesi, solunumun zorlaşması ve güçlükle nefes alıp vermesi, ‘dispne’, toplumdaki bilinen adıyla ‘nefes darlığı’ olarak tanımlanıyor. Pandemi sürecinde nefes darlığı geliştiğinde aklımıza ilk olarak tüm dünyayı kasıp kavuran “Covid-19 enfeksiyonu” geliyor. Ancak yaşam kalitemizi oldukça düşürecek boyutlara ulaşabilen nefes darlığı her zaman Covid-19’a işaret etmiyor! Sağlıklı kişilerde de yoğun egzersiz sonrasında, yüksek rakımlı bir bölgede seyahat ederken veya önemli sıcaklık değişimlerinde nefes darlığı oluşabiliyor. Bununla birlikte nefes darlığı ciddi bir sağlık sorununun da habercisi olabiliyor! Acıbadem Taksim Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Tülin Sevim nefes darlığının başlayış şeklinin önemli olduğuna dikkat çekerek, “Ani başlayan şiddetli nefes darlığında acil müdahale gerekebiliyor ve en yakın sağlık kurumuna başvurmak yaşamsal önem taşıyor. Yavaş gelişen, uzun seyirli nefes darlığı ise acil olmasa da mutlaka tetkik edilmelidir.” diyor. Nefes darlığı en sık akciğer hastalıklarında görülse de aslında pek çok farklı hastalık ve psikolojik etkenler nefes darlığına neden olabiliyor. Acıbadem Taksim Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Tülin Sevim nefes darlığına yol açan 10 sağlık problemini anlattı; önemli uyarılarda bulundu.

Pause Sağlık

Astım Astımda nefes darlığı ataklar şeklinde ortaya çıkıyor. Astımı olan hasta çeşitli alerjen ve tetikleyici faktörlerle karşılaştığında; hava yollarında daralma, nefes darlığı ve hışıltılı solunum oluşuyor. Hastanın ataklar dışında solunumu tamamen normal olabiliyor.

KOAH (Kronik Tıkayıcı Akciğer Hastalığı)

Genellikle sigara içen kişilerde görülen, hava yollarında daralma ve nefes darlığıyla karakterize bir hastalık. KOAH’ta nefes darlığı ilerleyici özellik sergiliyor ve zamanla giderek kötüleşiyor. Nefes darlığının geri dönüşümü de olmuyor. Akciğer enfeksiyonları ve ataklar hastalığın daha da ağırlaşmasına yol açıyor.

COVID-19 enfeksiyonu

“Covid-19 son bir yıldır en sık görülen hastalıklardan biridir. En çok karşılaştığımız belirtiler ise ateş, öksürük ve yorgunluktur.” diyen Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Tülin Sevim, şöyle devam ediyor: “Ancak özellikle akciğerlerin etkilendiği durumlarda nefes darlığı da ortaya çıkabiliyor. Nefes darlığı hastalığın ciddiyetini göstermesi açısından önemli bir bulgudur. Dolayısıyla nefes darlığı yakınması olan Covid-19 hastalarının zaman kaybetmeden mutlaka doktora başvurmaları gerekiyor.”

Pause Sağlık

Anafilaksi Anafilaksi ciddi, yaşamı tehdit eden alerjik bir reaksiyon olarak tanımlanıyor. Yer fıstığı veya arı sokması gibi alerjik olduğumuz bir etkene maruz kaldıktan sonra saniyeler veya dakikalar içinde ortaya çıkan nefes darlığı acil müdahale gerektiriyor.

Kalp Yetmezliği

Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Tülin Sevim, kalp kasının gerektiği gibi kasılamadığı durumlarda kalp yetmezliği geliştiğini belirterek, “Kalp yetmezliği uzun süre sinsi bir seyir gösterebildiği gibi, aniden de ortaya çıkabiliyor. Hastalar düz yattıklarında, merdiven-yokuş çıkarken veya efor sırasında nefes darlığının arttığından yakınıyor, 2 veya daha fazla yastıkla uyumayı tercih ediyorlar.” diyor.

Obezite

Obezite ya da halk arasında bilinen adıyla şişmanlık, vücutta fazla miktarda yağ birikmesi sonucu ortaya çıkan ciddi bir tablo. “Obezite sadece kozmetik bir sorun değil, kalp hastalığı, diyabet ve akciğer hastalığı gibi birçok sağlık problemine neden olabilen önemli bir hastalıktır” uyarısında bulunan Doç. Dr. Tülin Sevim şunları söylüyor: “Çok fazla kilolu olmak akciğerlerimizi zorlayarak nefes almayı güçleştirebiliyor. Bazı kilolu hastalar yanlışlıkla astım tanısı alıyor, yıllarca nefes açıcı ilaçlar kullanıyorlar. Kilo verdiklerinde ise nefes darlığı tamamen düzeliyor ve hastaların ilaç kullanma ihtiyaçları kalmıyor”

Pause Sağlık

Panik atak

Ara sıra anksiyete yaşamak olağan bir durum. Ancak anksiyete bozukluğu olan kişilerde; günlük hayatta rastlanılan durumlara karşı korku ve sürekli devam eden bir endişe hali söz konusu oluyor. Endişe “panik atak” krizleriyle kendini gösteriyor. Bu krizler sırasında kişilerde hızlı nefes alma ile nefes darlığı gelişebiliyor.

 Kansızlık (Anemi)

Dokulara oksijen taşımak için gerekli olan sağlıklı kırmızı kan hücrelerinin yetersiz oluşu kansızlık (anemi) olarak tanımlanıyor. Nefes darlığı en sık görülen belirtilerinden birini oluşturuyor. Hastalarda ayrıca yorgunluk, ciltte solukluk ve kalp atışlarında düzensizlik gibi şikâyetler de gelişebiliyor. Nefes darlığı olan hastalarda mutlaka kan sayımı yapılarak aneminin araştırılması gerekiyor.

 Akciğer embolisi

Akciğer embolisi ciddi ve hayatı tehdit eden, acil müdahale gerektiren bir tablo. Akciğer atardamarının ani tıkanması sonucu oluşuyor. Bu tıkanma genellikle bacaktaki bir toplardamardan akciğere gelen kan pıhtısı nedeniyle gelişiyor. Aniden başlayan nefes darlığı, batıcı göğüs ağrısı, çarpıntı, kan tükürme, bacaklarda şişlik ve ağrı gibi belirtilerle kendini belli ediyor.

Pause Sağlık

Akciğer Fibrozisi (Akciğer sertleşmesi)

Akciğer fibrozisi; akciğerlerdeki küçük hava keselerinin (alveoller) duvarlarının kalınlaşıp, sertleşmesi sonucu oluşuyor. Bu tabloda akciğerler vücudun oksijen ihtiyacını karşılayamaz hale geliyor. En sık görülen belirtileri ise kuru ve inatçı öksürük ile nefes darlığı oluyor. Doç. Dr. Tülin Sevim, bu hastalıkta nefes darlığının yavaş yavaş ilerlediğini belirterek, “Hastalığın erken dönemlerinde sadece efor sırasında oluşan nefes darlığı, hastalık ilerledikçe istirahat halindeyken de görülmeye başlıyor.” diyor.

Boğmaca aşısını ergenlikte tekrarlamak gerekiyor!

Boğmaca aşısını ergenlikte tekrarlamak gerekiyor!

Zorlu ve şiddetli öksürük nöbetleri nedeniyle kaburgalarda kırığa bile yol açabilen boğmaca, her yaşta görülse de özellikle çocuklar için hayati risk taşıyor. Üstelik bulaşıcılığı da hayli fazla. Öksürük ve aksırıklardan yayılan damlacıklar nedeniyle kolayca bulaşabilen bu hastalığın aşı ile önlenebildiğini belirten Acıbadem International Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Şeyma Ceyla Cüneydi, “Boğmaca bakterisini almış bir kişi, ortalama 21 gün bulaştırıcı olur. Özellikle aşılanmamış küçük çocuklar; aşılı büyük çocuklar ve erişkinlere göre daha ağır etkilenir. Bu nedenle çocukluk çağı aşılarının aksatılmaması büyük önem taşıyor.” uyarısında bulunuyor.

Pause Sağlık

Zatürreye de yol açabilir

Boğulurcasına öksürmeye neden olan boğmaca, çok bulaşıcı bir solunum yolu hastalığı olarak dikkat çekiyor. Bordetella Pertusis bakterisinin sebep olduğu boğmaca, özellikle gelişmemiş ülkelerde daha yoğun görülüyor. 2018 yılında dünya genelinde bildirilen vaka sayısının 151 bin olduğunu ifade eden Dr. Şeyma Ceyla Cüneydi, şöyle devam ediyor:

“Boğmacanın tek kaynağı insandır yani insandan insana bulaşır. Belirgin bir mevsim olmamakla birlikte sonbahar aylarında daha sık görülür. Hafif ateş, burun akıntısı ve öksürük gibi belirtilerle başlar. Ancak öksürükte değişim izlenir. Önce kuru öksürük ile başlar sonra boğulurcasına, iç çekme tarzında öksürüğe döner. Boğmaca, üst solunum yollarında başlar ve bakteri akciğere inince alt solunum yollarında şişme ve irritasyon yaparak alt solunum yolu hastalığına dönüşür. Nadiren de olsa zatürre, beyin hasarı ve nöbet geçirmeye yol açar.”

Pause Sağlık

Hastalık uzun bir sürece yayılabilir

Hastalık üç dönemde ele alınıyor; bakterinin bulaşmasını izleyen 7-10 gün içinde ilk belirtiler ortaya çıkıyor. Kataral dönem adı verilen ve 1-2 hafta süren süreçte üst solunum yolu enfeksiyonuna benzer şikayetlerin olduğunu kaydeden Dr. Şeyma Ceyla Cüneydi, yoğun öksürüklerin olduğu paroksismal dönemin de 2-4 hafta devam ettiğini belirterek, iyileşmenin de yine 2-4 hafta zaman aldığını ifade ediyor.

Boğmaca hastalığının öksürüklü döneminde tanı koymanın kolaylaştığını kaydeden Dr. Şeyma Ceyla Cüneydi, “Bu öksürüp çok belirgindir ancak hafif geçirenlerde tanı koymak için laboratuvar testleri kültür, seroloji ve PCR yöntemleri kullanılır. Burundan girilerek boğazın arka kısmından alınan sürüntünün incelenmesi ve kültürünün alınması ile tanı konulur” diyor.

Pause Sağlık

Aşılar ergenlikte de tekrarlanmalı

Boğmacanın aşı ile önlenebilen bir hastalık olduğunu belirten Dr. Şeyma Ceyla Cüneydi, şunları söylüyor: “Boğmaca aşısı bebek, 2 aylıkken yapılır, 4-6-18. aylarda tekrar edilir. 4-6 yaşlarındaki karma aşısında da boğmaca aşısı bulunur. Özellikle aşılanmamış küçük çocuklar, aşılı büyük çocuklar ve erişkinlere göre daha ağır etkilenir. Aşılı kişiler ise hastalığı ya hafif olarak ya da atipik boğmaca şeklinde geçirir. Ancak boğmaca hastalığını geçirmenin ve çocukluk döneminde aşılanmanın ömür boyu bağışıklık sağlamadığı saptanmıştır. Erişkin veya ergenlik döneminde geçirilen spazmodik (spazmı andıran) öksürüklerin yüzde 15–16’sının boğmaca olduğu biliniyor. Bu yüzden 10-14 yaş arası yapılan karma aşıda boğmaca aşısının da olması tercih edilmeli.”

Aileye yeni bebek katıldığında onun bakımı ile ilgilenecek herkese boğmaca aşısı öneriliyor. Buna “koza stratejisi” adı verildiğini anlatan Dr. Şeyma Ceyla Cüneydi, “Böylece hastalığa karşı daha geniş bir koruma sağlanıyor. Ayrıca anne adaylarına tetanos aşısı ile birlikte boğmaca aşısının da yapılması anneden geçen antikorlar yoluyla bebeğin korunmasını sağlar.” diye bilgi veriyor.

Pause Sağlık

Yaşamı tehdit eden etkiler

Boğmaca yol açtığı sorunlarla özellikle çocuklarda yaşamı tehdit edebiliyor. Dehidratasyon (aşırı susuzluk), beyin kanaması, pulmoner hipertansiyon, anoreksiya (iştahsızlık ve buna bağlı aşırı zayıflama), pnömotoraks dediğimiz akciğere hava kaçması gibi komplikasyonların görülebileceğine dikkat çeken Dr. Şeyma Ceyla Cüneydi, “Daha hafif komplikasyonlar arasında burun kanamaları, aşırı basınçlı öksürüğe bağlı fıtıklar, idrar tutamama, uyuma güçlüğü ve kulak iltihabı, rectum sarkmasını sayabiliriz. Zorlu ve şiddetli öksürük bayılmaya hatta kaburga kırıklarına bile yol açabiliyor.” diyor.

Antibiyotik tedavisi uygulanıyor

Boğmaca tanısının ardından özellikle yenidoğanlarda yoğun bir tedavi gerektiriyor, tedavi süreci de hastanede geçiriliyor. “Yoğun öksürük nöbetleri bebeğin solunumunun durmasına ve beynin zarar görmesine neden olabilir.” diyen Dr. Şeyma Ceyla Cüneydi, diğer yaşlarda antibiyotik tedavisi uygulandığını, yoğun öksürük nöbetlerini hafifletmek için nefes açıcı ilaçlar verildiğini kaydediyor.

Diş hastalıkları kalp krizi riskini artırıyor

Diş hastalıkları kalp krizi riskini artırıyor

Sağlık dişler ve diş eti genellikle estetik bir sorun olarak ele alınıyor. Oysa düzenli diş fırçalama ve diş ipi kullanımı gibi bakım alışkanlıkları, kalp hastalıkları, bakteriyel zatürre hatta felçten de koruyor. Acıbadem Ankara Hastanesi Ağız ve Diş Sağlığı Uzmanı Dr. Eda Özdere, toplumda ağız ve diş hastalıklarının görülme sıklığını azaltmak ve ağız sağlığının önemine dikkat çekebilmek için kutlanan Dünya Ağız Sağlığı Günü nedeniyle yaptığı açıklamada “Ağız sağlığımızın doğrudan tüm vücut sağlığı ile ilgili olduğunu unutmamak gerekiyor. Bu nedenle günde iki kez diş fırçalama, diş ipi kullanımı ve düzenli doktor kontrolü, sağlıklı beslenme gibi basit ve etkili alışkanlıkları yaşam boyu sürdürmek önemli” diyor.

Ağzımızda çoğunlukla zararsız bakteriler bulunduğunu söyleyen Acıbadem Ankara Hastanesi Ağız ve Diş Sağlığı Uzmanı Dr. Eda Özdere şunları söyledi:

“Ağzımız sindirim ve solunum sisteminize giriş noktasıdır ve ağız yoluyla giren bazı bakteriler hastalıklara yol açabilir. Ağız hijyeni olmayan bireylerde bu bakteriler, diş çürüğü ve diş eti hastalığı gibi ağız enfeksiyonlarına yol açabilecek seviyelere ulaşabilir. Ayrıca kullanılan bazı ilaçların da tükürük akışını bozması ağız hijyenini olumsuz etkileyebiliyor. Çünkü tükürük, ağzımıza giren yiyecekleri yıkar ve ağızdaki bakteriler tarafından üretilen asitleri nötralize ederek mikroplardan korunmaya yardımcı olur.”

Kalp hastalığı riski üç katına çıkıyor

Ağız bakterilerinin ve diş eti iltihabının birtakım kronik hastalıklara da yol açtığını kaydeden Dr. Eda Özdere, “Kalpte meydana gelen ve endokardit adı verilen enfeksiyon, genellikle ağız yoluyla vücuda giren bakteri veya diğer mikropların kan dolaşımı yoluyla kalbin belirli bölgelerine ulaşmasıyla ortaya çıkar. Araştırmalara göre periodontal (diş ve dişetlerini etkileyen iltihap) hastalığı olan kişilerin kalp hastalığına yakalanma riski üç kat fazla” diye bilgi veriyor

Prematüre ve düşük olasılığı ortaya çıkabilir

Sağlıksız ağız yapısının kardiyovasküler hastalıkların yanı sıra, felç, bakteriyel zatürre gibi hayati sorunlara yol açabileceğini kaydeden Dr. Eda Özdere, hamilelere de uyarılarda  bulunuyor. ABD’deki Kuzey Carolina Üniversitesi’nde yapılan beş yıllık bir araştırmaya göre periodontal hastalığı olan hamilelerde erken doğum ve düşük doğum ağırlıklı bebek riskinin 7 kat arttığını anlatan Dr. Eda Özdere,  “Diyabeti olan kişilerde periodontitis (diş eti çekilmesi) daha sık ve şiddetli seyrediyor. Yapılan çalışmalar, diş eti hastalığı olan kişilerin kan şekeri seviyelerini kontrol etmekte daha zorlandıklarını da ortaya koyuyor. Kısacası düzenli ağız ve diş bakımı, diyabet kontrolünü kolaylaştırabiliyor. Yani kontrolsüz diyabet, diş eti hastalıklarına davetiye çıkartırken diyabetli bireylerde tedavi edilmeyen bu hastalıklar diyabetin kontrol altına alınmasını zorlaştırıyor”  diyor.

Ağız sağlığı için 5 temel alışkanlık

Peki, sağlıklı diş ve diş eti için neler yapılması gerekiyor? Acıbadem Ankara Hastanesi Ağız ve Diş Sağlığı Uzmanı Dr. Eda Özdere, bu sorunun cevabı olan basit ve etkili yöntemleri şöyle özetliyor:

-Dişlerinizi günde iki kez düzenli olarak fırçalayın.

-Dişlerin arasına kaçan gıdaların ağız kokusuna, diş etinde tahrişe ve hastalığa neden olmasını önlemek için günlük diş ipi kullanın.

-Oluşabilecek sorunları önlemek veya erken aşamalarında tespit edebilmek için diş hekiminizi düzenli olarak ziyaret edin.

-Sağlıklı ve dengeli beslenin.

-Sigara kullanmayın.

İnatçı kilolara nasıl verilir?

İnatçı kilolara nasıl verilir?

Günümüzde ince ve fit görünmek hemen herkesin isteği. Bu uğurda pek çok kez büyük heveslerle diyete başlıyor ancak bir noktaya gelip de o ‘inatçı’ son kiloları veremeyince hayal kırıklığına uğrayabiliyoruz. Özellikle de son bir yıldır günlük yaşantımızı derinden etkileyen pandemi sürecinde bazılarımız değil kilo vermek, hareketsizlik ve sağlıksız beslenme nedeniyle kilo alımıyla karşı karşıya kalınca hepten ümitsizliğe kapılmış durumda. Ancak ümitsizliğe gerek yok! Zira inatçı kiloları pandemiye rağmen vermenin mümkün olduğunu belirten Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Evrim Demirel “Pandemiye rağmen sağlıklı kilo vermek, hatta ‘inatçı kilolar’ olarak da adlandırabileceğimiz son 2-4 kiloyu verebilmek mümkün. Ama bunun için ne olursa olsun pes etmeden kararlı bir şekilde devam edip süreçteki bazı noktalara dikkat etmek gerekiyor.” diyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Evrim Demirel inatçı kilolara karşı 7 etkili öneride bulundu.

Çok düşük kalorili diyetten kaçının

Ne yazık ki kilo vermek için bu süreçte yaşam biçimimize uymayan, sürdürülebilirliği olmayan çok düşük kalorili, aç kalarak yapılan zayıflama programları metabolizmamızı fazlası ile yavaşlatıyor. Örneğin; tek gıda alımına bağlı diyetler, sadece detoks suları ve smoothiler ile yapılan diyetler, tek öğünle beslenmeler vb. Vücut; çalışma temposunu azaltarak kendini bu yeni gelen düşük kaloriye uygun bir şekilde düzenlediği için son noktadaki kiloları verememeye başlarız. Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Evrim Demirel “Eğer böyle bir sürece girmiş isek biraz vücudu dinlendirmek, bu zamana kadar alınan kaloriyi 200-300 kalori yukarı çekerek beslenme stilinde değişiklikler yapıp vücudu ve metabolizmayı şaşırtmak gerekir. Ama kaloriyi artırırken tekrar kilo artışına sebep olmamak açısından günlük hareketlerimizi de artırmakta fayda var. Vücudumuzu yoksun bırakmak yerine beslenmeye odaklanın ve kilo kaybının doğal bir yan etki olarak ortaya çıkmasına izin verin.” diyor.

Düzenli tempolu yürüyüş yapın

Eğer diyetinizin başından bu yana bir egzersize başlamadınız ise muhakkak kardiyo türü kalp atış hızını artıran egzersiz yapmaya çalışın; bunlar özellikle çok tempolu yürüme, koşma ve yüzmedir. Bu egzersizlerin vücutta kas kaybı yerine yağ kaybını, özellikle sağlığımızı riske atan göbek çevresi yağlanmasını azaltan spor türleri olduğunu belirten Beslenme ve Diyet Uzmanı Evrim Demirel şöyle konuşuyor: “Diyetimizin başından bu yana spor yapmaya başlamışızdır fakat ya düzenli yapamamış ya da süre olarak yeterli seviyelere ulaşamamışızdır. Özellikle yağ kaybını sağlamak için sporu haftada en az 3-4 kez aksatmadan ve süre olarak 1 -1,5 saat yapmamız gerekir. Bu sürelerin altında yapılan egzersizler sadece sağlıklı yaşam ve kilo korumada etkili olacaktır ama kilo vermenizi sağlamayacaktır. Tabi bu egzersizleri yapmayı planlamadan önce kardiyak bir riskinizin ve iskelet kas sisteminizde bir sağlık probleminizin olmaması da önemli.”

Mutlaka muayene olun

Kilo almanızı tetikleyen ve hatta kilo vermenizi çok zor hale getiren sağlık sorunlarınız olabilir. Bu sağlık sorunlarının başlıcaları hipotroidizm, polikistik over sendromu ve uyku apnesidir. O nedenle kilo veremediğiniz bu süreç içinde bir hekim kontrolünden geçip bu tür hastalıklarınızın olup olmadığını tespit etmekte fayda vardır. Tespit edilen bu hastalıklardan birisi varsa diyet sürecinde de tedaviye hızla başlanmalı; zira tedavi edilmez ise akıntıya kürek çekmek gibidir ve diyette yol alamazsınız.

 Beklentilerinizi gerçekçi koyun

Beslenme ve Diyet Uzmanı Evrim Demirel “Kilo kaybı yavaş ve uzun emek gerektiren bir süreçtir. Kilolarımız diyete başladığımızda fazla olduğu için beslenme alışkanlıklarımızın değişmesine ve kalorinin az alınmasına bağlı olarak vücut hızlı tepki verir ve ilk başlarda kilo kaybı hızlı olur. Ama zamanla yavaşlar, hedefe yaklaştıkça tempo düşer, son kilolar inatçı hale gelmeye başlar. Bu arada kişi uzun süre diyet yapmaya bağlı olarak kaçamaklara başlar, diyetin başındaki istikrarlı diyet alışkanlıklarını sağlamakta zorlanır ve psikolojik kısır döngüye girer. Bir kere başarılı olabilmek için belirlediğimiz kilo kaybı hedeflerimizin makul ve sağlığımızı riske atan rakamlarda olmaması gerekir. Herkes kilo verdikten sonra ideal ölçülerde kaslı manken görünümlü olmak zorunda değil; makul hedef belirlerken bunu göz önünde bulundurmak önemli. İstikrarlı diyet ve egzersizi yaptığınızda o son 2-4 kg gitmiyor ise orada vücudu rahat bırakıp tekrar kilo almayacak şekilde beslenmek ve vücudu dinlendirmeye bırakmak gerekir.” diyor.

 

Gün içerisinde yediklerinizi not alın

Birçok insan kilo vermeye çalışırken ana öğünlerde çok yetersiz besin alır ve kendini çok uzun süre aç bırakır. Buna bağlı da hiç farkına varmadan uzun açlıklardan dolayı ayaküstü sürekli bir şeyler atıştırır. Bu atıştırmalıkları normal gördüğü öğünlerde az yediği için kilo vermeyi hedeflediğinde tartıda kilo vermediğini görünce çok şaşırır. “Diyette daha doğrusu sağlıklı beslenmede neyi, ne zaman ve ne kadar yediğiniz çok önemli” diyen Beslenme ve Diyet Uzmanı Evrim Demirel, bu takibi yapabilmek için bir günde yediklerinizi yazıp günlük tutmanızı önererek, böylece nerede kaçamak yaptığınızı, fazladan ve gereksiz aldığınız kalorileri daha iyi tespit edebileceğinizi söylüyor.

Diyet ürünlerini fazla tüketmeyin

Ne yazık ki diyet hassas bir konu ve piyasada da buna yönelik birçok diyet ürünü var. Şekersiz içecekler, glutensiz, az yağlı, yağsız ve düşük kalorili diyet ürünleri derken yelpaze hayli geniş. Ama bu tarz ürünler diyet içerisinde zararsız gibi görünüp ayaküstü sürekli tüketilmemelidir. Sonuçta bu ürünlerin kalorileri sıfır değil ve gereğinden fazla yenildiğinde belli bir kalori yüküne neden olacaktır ve kilo verme sürecini zorlaştıracaktır.

 Mutlaka su için, yoksa!

Beslenme ve Diyet Uzmanı Evrim Demirel “Su içmek kilo vermeye yardımcı bir etmendir. Eğer diyette yeterli su tüketmiyorsanız kilo veriminiz yavaşlayabilir. Özellikle öğünlerden önce 1-2 su bardağı su içmek kalori alımını azaltacaktır. Diyette su içmeyi ihmal etmeyin. Ortalama günlük içilmesi gereken su kişiye göre değişir ve kg başına 20-30 ml olarak olması gerekir.” diyor.

Egzersizle akciğerlerinizi güçleniyor

Egzersizle akciğerlerinizi güçleniyor

Tüm dünyayla birlikte ülkemizi de derinden etkileyen Covid-19 enfeksiyonu önce akciğerleri tahrip ederek nefes darlığı, öksürük, solunum yetmezliği ve zatürreye neden olurken, bazen organ yetmezliğine kadar gidebiliyor. Bu biyolojik ajana bağlı gelişen tablonun düzelmesinde; ilaçlar, sağlıklı beslenme ve güçlü bağışıklık sisteminin yanı sıra bilinçli ve düzenli yapılan, eklem ve kas hareketlerine eklenen solunum egzersizleri de çok önemli rol oynuyor. Acıbadem Taksim Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. Halil Koyuncu, “Gerek Covid-19 enfeksiyonuna karşı akciğerleri güçlendirerek korunmada, gerekse Covid sonrası iyileşmenin hızlandırılması ve akciğerlerin yenilenmesinde kas ve eklem hareketleri ile birlikte yapılacak solunum egzersizleri büyük önem taşımaktadır. Böylelikle, vücuda taze hava girişi sağlanmış, kirli hava da vücuttan atılmış olacaktır. Bu egzersiz veya hareketler, hastayı yormayacak şekilde gün içerisinde düzenli yapılmalıdır.  Oturarak ya da yarı yatar pozisyonda yapılabilir. Egzersiz aralarında dinlenme molaları verilmelidir” diyor. Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. Halil Koyuncu, akciğerleri güçlendiren ve yenileyen 7 önemli egzersizi anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Boyun hareketleri

Başın öne, arkaya, yanlara eğilme ve omuzlara doğru çevrilmesi şeklinde verilir. Günde en az 5 kez yapılır; 10-15 set olarak uygulanır. Bu hareketler, yardımcı solunum kaslarını; özellikle öndeki kasları çalıştırır.

Omuz hareketleri

  • Her iki omuz, aynı anda yukarı kaldırılır. Kollar yanda tutulur. Hareket yapılırken burundan nefes alınır; sonra iyice aşağıya bırakılır ve ağızdan nefes verilir. Günde en az 5 kez yapılır; 10-15 set olarak uygulanır.
  • Omuzlar, kürek kemikleri birbirine değecek şekilde arkaya doğru hareket ettirilir. Bu işlem esnasında, göğüs ön kasları da gerilmiş olur. Yine hareket anında, burundan nefes alınır, sonra ağızdan verilir. Nefes alma, üç saniye ise, verme daha uzun tutulur.
  • Kollar yere paralel olacak şekilde öne uzatılır. Sonra, kollar önden sağa ve sola doğru hareket ettirilir. Hareket yaparken nefes alınır, sonra verilir.

Sırt ve bel hareketleri

Belden öne eğilme, arkaya kaykılma, yanlara eğilme ve dönme hareketleri, hareket yönünde kas kasılmasını, karşı yöndeki kasların gerilmesini sağlar. Bu hareketler günde en az 5 kez yapılır; 10-15 set olarak uygulanır. Hareket anında nefes alma, harekete son verirken nefes verme işlemi yapılmalıdır.

Diyaframatik veya karın egzersizi

Akciğerler için temel egzersizdir. Oturma veya yarı yatar vaziyette yapılır. Baskın olan el karın üzerine ve diğeri göğüs üzerine konulur. Üstteki el hiç hareket etmemelidir. Karın üzerindeki elle, diyaframın hareketi kontrol edilir. Derin bir şekilde nefes verilir, sonra burundan derin bir nefes alınır, karın şişmeye başlar. El öne doğru hareket eder. Sonra ağızdan nefes verilir. Bu birkaç defa yapılır. Akciğerlerin kapasitesini arttırır.

Göğüs egzersizleri

  • Üst bölüm egzersizi: Eller göğüs ön üst bölümüne konulur. Parmak uçları orta hatta birbirine değer. El ayaları göğse temas eder. Akciğerlerin tepe kısımları çalıştırılır. Burundan nefes alınır. Parmak uçları bu esnada birbirinden uzaklaşır. Sonra, ağızdan nefes verilir. Bu süre uzun tutulmalıdır. Parmak uçları bu defa birbirine yaklaşır.
  • Göğüs yan bölüm egzersizi: Bu defa eller, göğüs yanlarına konulur. Yine nefes alınıp verilir. Sadece bu bölgeler çalışmalıdır. Parmak uçları uzaklaşır ve sonra yaklaşır.
  • Göğüs alt bölüm egzersizi: Eller önde ve alt kaburgaların üzerine konulur. Nefes alırken parmak uçları uzaklaşır, sonra nefes verirken yaklaşır. Bu egzersizler, akciğerlerin orta bölümlerini çalıştırır.
  • Arka bölüm egzersizi: Göğsün arka bölümlerine eller konulur. Parmak uçları içte, kaburgaların bitim yerlerinde uç uca getirilir. Nefes almada, parmaklar uzaklaşır, verirken yaklaşır. Bu egzersizler de akciğerlerin tabanlarını çalıştırır.

Balgam çıkarma

Bu işlem de, akciğerin havalanmasına yardımcı olur. İçerisinde birikmiş olan sıvı ve balgamın atılmasını sağlar. Tüm solunum kasları birlikte çalışır. Oturur pozisyonda olan hasta, burundan derin nefes alır ve sonra kuvvetli ve derinden bir öksürme işlemini yapar. Akciğerlerin en dip tarafındaki sıvının atılmasını gerçekleştirmiş olur.

Yürüyüş ve yüzme

Normal eklem ve kas hareketlerinden sonra, kasların kuvvetlendirilmesi ve kalp-damar, akciğer ve kasların dayanıklı hale getirilmesi için aktif olarak egzersizler yapılabilir. Yürüme ve yüzme olabilir. Kol veya bacak bisikleti ile yürüme bandı yardımcı olabilir. Bunlar ilerleyen dönemlerde uygulanır.