Yazılar

Kan şekeriniz düştüğünde ‘aşırı şeker’ tüketmeyin

Kan şekeriniz düştüğünde ‘aşırı şeker’ tüketmeyin

Su içmenize rağmen sık sık şiddetli susuzluk hissi yaşıyor musunuz? Çevrenizi puslu mu görüyorsunuz? Yorgunluk ve karın ağrısı yakınmalarınız mı başladı? İstemsiz kilo kaybınız var mı? Sık sık idrara çıkıyor musunuz? Son zamanlarda bu sorunlardan şikayet etmeye başladıysanız, dikkat! Yakınmalarınızın nedeni; günümüzde gençlerde dahi sıkça görülen ‘yüksek kan şekeri’ olabilir!

Kanda şekerin belli düzeylerin üzerinde olması ‘diyabet’ olarak tanımlanıyor. Kandaki şeker yüksekliği ihmale gelmiyor, çünkü damarlarda hasarlar oluşturarak; kalp krizinden inmeye, böbrek yetmezliğinden kalıcı görme kaybına kadar pek çok ciddi sorunlara yol açabiliyor. Dolayısıyla vücudumuza verdiği hasardan korunmak için kan şekerinin ideal değerlerde olması büyük önem taşıyor. Ancak yaptığımız bazı hatalar var ki kan şekerini hızla yükseltebiliyor. Acıbadem Fulya Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Ozan Kocakaya kan şekerini yükselten 10 hatayı anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Dr. Ozan Kocakaya

Belirtileri göz ardı etmek

Çok su içmek, çok sık idrara çıkmak, görme bozuklukları, kilo kaybı, yorgunluk – bitkinlik gibi belirtileri göz ardı etmek, yüksek kan şekerinin tanı ve tedavisini geciktiriyor.

Sağlıksız beslenmek

Şekerli veya şeker, yağ ile tuzla işlenmiş gıdaları fazla tüketmek de kan şekerini yükselten önemli faktörler arasında ilk sıralarda yer alıyor.

Kas kütlesinin kaybına seyirci kalmak

Kaslar hayatta kalmak için şeker yakarlar. Dolayısıyla yeterli egzersiz yapmamak, harcanan enerji miktarını sınırlı tutarak, şekerin yakılmadan vücutta kalmasına neden oluyor. Bunun sonucunda da kan şekeri yüksek değerlere ulaşıyor. Kas kütlenizi kaybetmemek için bolca hareket etmeye ve düzenli olarak egzersiz yapmaya özen gösterin. İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Ozan Kocakaya, yürümek gibi hafif fiziksel aktivitenin bile şekerin yakılmasında son derece etkili olduğunu belirtiyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Aile öyküsünü göz ardı etmek

Ailede diyabet hastalığı tanısı alanlar olduğunu göz ardı etmek de kan şekerini yükselten önemli hatalardan. “Genetik mirasımız kaderimiz değil ama bize hangi konularda daha çok farkındalığımız olması gerektiği konusunda uyarıcı oluyor” diyen Dr. Ozan Kocakaya, ailenizde, özellikle birinci derece yakınlarınızda diyabet hastası varsa, belirtiler konusunda dikkatli olmanız, yakınmanız varsa zaman kaybetmeden hekime başvurmanız gerektiğini hatırlatıyor.

Geçmiş hastalıkları dikkate almamak

Polikistik Over Sendromu, gebelik şekeri ve pankreatit gibi hastalıklar geçirdiyseniz, bunları unutmayın. Çünkü bu hastalıklara hayatının bir döneminde yakalanmış olanlar, ilerleyen yaşlarda diyabete daha yatkın oluyorlar. Dolayısıyla kan şekerinizi en az yılda bir kez ölçtürmeyi ihmal etmeyin.

Tedaviyi aksatmak

Kan şekerini yükselten bir başka önemli hata da, tedaviyi aksatmak. Diyabet hastalarının ilaçlarını mutlaka düzenli almaları gerektiğine işaret eden Dr. Ozan Kocakaya, “İster hap ister insülin olsun, diyabet tedavisine düzenli devam etmemek kan şekerini yükseltiyor ve sizi diyabetin neden olduğu hastalıklarla karşı karşıya bırakıyor” diyor.

İlaçları bilinçsizce kullanmak

Kan şekerini yükseltebilecek olan ilaçları bilinçsizce kullanmak da yapılmaması gereken önemli hatalardan. İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Ozan Kocakaya, “Kortizon veya idrar söktürücü özelliğe sahip bazı ilaçlar, hatta masum gibi görünen bazı grip ilaçları bile şeker metabolizması üzerinde ciddi etkiler oluşturabiliyorlar. Dolayısıyla doktorunuzun ilaçlarla birlikte yapacağı diyet önerilerini ve kan şekeri takibinin gerekli olup olmadığını dikkatle dinleyin” uyarısında bulunuyor.

Kan şekeri düştüğünde aşırı şeker tüketmek

Kan şekeri düştüğünde sıkça yapılan önemli hatalardan biri, aşırı şeker tüketmek oluyor. Dr. Ozan Kocakaya, “Kan şekeri düşüşü, yani hipoglisemi son derece rahatsız edici, kaygı verici bir durum. Sinirlilik, terleme ve çarpıntıyla başlayıp bilinç kaybına kadar ilerleyebilen bu tablo kan şekeri düşen hastalarda paniğe ve belirtiler düzelene kadar yüksek miktarda şeker veya şeker içeren yiyecek ile içecek tüketmelerine neden olabiliyor” uyarısında bulunuyor. “Tedavi nedeniyle de zaman zaman kan şekerinde düşüş yaşayabilirsiniz” diyen Dr. Ozan Kocakaya, “Bu durumda paniğe kapılmadan tek küp şeker veya yarım bardak meyve suyu içmeli, ardından 15 dakika bekleyip yeniden ölçüm yaparak, bir kez daha düzeltme yapmaya ihtiyacınızın olup olmadığını değerlendirmelisiniz. Çünkü kan şekeriniz düştüğünde aşırı şeker tüketirseniz, bu kez aşırı yükselmeye başlar” bilgisini veriyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

 

 

 

Kilo almak

Kilo alan kişilerde artan yağ dokusundan salınan hormonlar, şekerin hücrelerin içine girmesini sağlayan insülin hormonunun görevini yapmasını önlüyorlar. İnsülinin etkili bir şekilde kullanılamaması nedeniyle de şeker hücrelere giremiyor ve kan dolaşımında birikmeye başlıyor. Bunun sonucunda da diyabet gelişiyor.

Sigara içmek

Sigaranın içindeki nikotin kısa vadede iştah kapatıp metabolizma hızını arttırsa da, uzun dönemde diyabet oluşumuna zemin hazırladığı ortaya kondu. Amerika Birleşik Devletleri’nde, 18-30 yaş arasındaki 5115 erişkinin 7 yıl takip edilerek verilerinin derlendiği bir çalışmada; sigaranın içindeki nikotinin kilo alımına ve kandaki kötü yağları artırıp iyi kolesterolün düşmesine yol açtığı, ayrıca insülin direncini tetiklediği kanıtlandı. “Kan şekeriniz yüksek ise yapmanız gereken birinci şey bunun için yardım aramaksa, ikincisi de sigarayı bırakmaktır” diyen Dr. Ozan Kocakaya,  sigarayı bırakmak için doktorunuza, hemşirenize, eczacınıza mutlaka danışmanız, sigara bıraktırmaya yönelik programlara dahil olmanız veya “Alo 171” sigarayı bırakma hattını aramanız gerektiğine dikkat çekiyor.

 Kan şekeri neden yükseliyor? 

Besinlerimizdeki her bir parça sindirim sistemi tarafından en küçük yapıtaşlarına kadar parçalanıyor ve içlerindeki şeker ortaya çıkartılıyor. Bunun nedeni ise vücudumuzdaki tüm hücrelerin çalışmak için şekere ihtiyaç duymaları. Şeker molekülleri enerji sağlayacakları hücrelerin içine insülin hormonuyla girebiliyorlar. İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Ozan Kocakaya, “Eğer vücudunuzda insülin yoksa veya vücudunuz insüline doğru şekilde yanıt vermiyorsa şeker hücrelere giremiyor ve kan dolaşımında birikmeye başlıyor” diyor. Açlık kan şekerinin 110-125 miligram/dl, yemekten iki saat sonra bakılan kan şekerinin 200 mg/dl’den yüksek olması veya kan şekeri yüksekliği belirtileri gösteren bir kişide rastgele yapılan kan şekeri ölçümünde değerin yine 200 mg/dl’nin üzerinde çıkması, tanıyı koyduruyor.

Diyabetli kişiler spor yapabilir mi?

Diyabetli kişiler spor yapabilir mi?

Uluslararası Diyabet Federasyonu verilerine göre; dünyada halen ortalama 463 milyon diyabetli hasta yaşıyor ve bu rakamın 2045 yılı itibariyle yaklaşık 700 milyona yükseleceği öngörülüyor. Avrupa’da 20-79 yaş arasında en fazla diyabetli kişilerin bulunduğu ülkeler arasında, Türkiye 6 milyondan fazla diyabet hastasıyla, Rusya ile Almanya’dan sonra 3. sırada yer alıyor. Ülkemizde yapılan TURDEP-II çalışmasına göre; tarama yapılan ve diyabet tanısı alan kişilerin yaklaşık yarıya yakını hasta olduklarını da bilmiyor! Bunun nedeni ise diyabetin yıllarca belirti vermeden sinsice ilerleyen bir hastalık olması. Dolayısıyla tanı konulduğunda en az 5-10 yıllık geçmişi olduğu varsayılıyor. Diyabetin başlangıçta şikayet oluşturmaması da tanı zamanına kadar geçen sürede hastada önemli komplikasyonların gelişmesine yol açabiliyor!

Acıbadem Maslak Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. İnan Anaforoğlu, erken tanı konulduğunda ve tedaviler aksatılmadığında ise hastaların son derece normal ve komplikasyonsuz bir yaşam sürebileceklerini belirterek, “Erken tanı için düzenli aralıklarla açlık kan şekerinin kontrol edilmesi büyük önem taşıyor. Dolayısıyla risk faktörü olmayan kişilerin 45 yaşından sonra her 3 yılda bir diyabet için değerlendirilmek üzere hekime başvurmaları gerekiyor. Ailede diyabet öyküsü, obezite, hipertansiyon, hamilelikte diyabet ve polikistik over sendromu gibi risk faktörü olan kişilerde ise açlık kan şekeri testine daha erken yaşlarda başlanması ve sıklığının artması yaşamsal öneme sahip” diyor. Ancak toplumda diyabetle ilgili doğru sanılan hatalı bilgiler ve bu doğrultuda hareket edilmesi nedeniyle hastalığın tanısı gecikebiliyor, tedaviden etkin sonuç alınamayabiliyor veya hastalığın yol açtığı kalp damar hastalıkları gibi komplikasyonlar şiddetlenebiliyor. Peki, hangi yanlış inanışlar diyabet hastalarının hayatını güçleştiriyor? Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. İnan Anaforoğlu, diyabet hakkında toplumda doğru olduğu düşünülen 8 hatalı bilgiyi anlattı; önemli önerilerde bulundu!

Prof. Dr. İnan Anaforoğlu

Diyabet sadece ileri yaştaki kişilerde görülür! YANLIŞ

Doğrusu: Yaygın inanışın aksine, diyabet sadece ileri yaşlarda değil, genç yaşlarda, hatta çocuklarda bile gelişebiliyor. Tip 2 diyabet daha çok genetik yolla geçen, ileri yaşlarda ortaya çıkan, hatalı beslenme ve kiloyla ilişkili olan bir diyabet türü. Ancak ülkemizde obezite sıklığının artmasıyla birlikte tip 2 diyabet daha erken yaşlarda, gençlerde, hatta çocuklarda dahi tespit edilebiliyor. Genetik geçişi çok zayıf olan ve mutlaka insülin tedavisi gerektiren bir diyabet türü olan Tip 1 diyabet ise daha çok çocukluk-ergenlik dönemlerinde oluşuyor.

Diyabetli kişiler spor yapamaz! YANLIŞ

Doğrusu: Prof. Dr. İnan Anaforoğlu, diyabet hastalarının her türlü sporu yapabileceklerine dikkat çekerek, şöyle devam ediyor: “Hatta dünya çapında çok ünlü şampiyon sporcular bile var. Spor yapmak, düzenli egzersiz yapmak hastalarda kan şekerini düşürerek tedaviyi kolaylaştırıyor. Ancak unutulmamalı ki diyabetli kişiler spor yapmaya başlamadan önce diyabet tedavilerini yöneten doktorları, gerekirse kardiyoloji ile göz uzmanı tarafından değerlendirilmeli ve kendilerine uygun spor programı açısından yönlendirilmeli, tedavileri düzenlenmeli”

Pause Sağlık, Pause Dergi

Diyabet hastalarının hamile kalmaları sakıncalı! YANLIŞ

Doğrusu: Diyabeti olan hastalar, kan şekerleri düzenlendiğinde hamile kalabiliyor ve son derece sağlıklı çocuklar doğurabiliyorlar. Ancak annenin diyabeti hamilelikte çocuğa geçmese de, bu süreçte kötü yönetilmiş bir diyabet ise bebekte doğum sonrası şeker düşmesi ve sarılık gibi bazı komplikasyonlara ya da annede gebelik tansiyonu, erken veya zor doğum gibi bazı ciddi tablolara sebep olabiliyor. Hamilelik öncesinde ve hamilelik boyunca şekerin düzenli takip edilmesi durumunda ise hem bebekte hem de annede komplikasyon gelişme riski oldukça düşük oluyor.

Hamileyken insülin tedavisi bebeğe zarar verebilir! YANLIŞ

Doğrusu: Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. İnan Anaforoğlu “Hamileyken diyabet için en uygun tedavi insülin tedavisidir. İnsülin plasentadan bebeğe geçmez, anneye ve bebeğe bir zararı olmaz” diyor.

Karbonhidratlı gıdalardan tamamen uzak durulmalı! YANLIŞ

Doğrusu: “Sadece şekerli gıdalardan uzak durarak diyet yapmak doğru değildir. Karbonhidratlar ve yeterince yağ ile proteinden oluşan dengeli bir diyet önemlidir” uyarısında bulunan Prof. Dr. İnan Anaforoğlu, “Sağlıklı diyetin taze sebze-meyve, lifli gıdalardan zengin olması bekleniyor. Ayrıca glisemik indeksi düşük, kaliteli liften zengin karbohidratların tüketilmesi hastaları kan şekerindeki ani değişimlerden koruyor ve tok tutuyor. Kaliteli karbonhidratlar ayrıca sindirim sitemi ile bağışıklık sistemi için de faydalı oluyor” diyor.

Diyabet cinsel hayatı bitiriyor! YANLIŞ

Doğrusu: Diyabetik hastaların kan şekerleri beklenen-normal aralıklarda seyrettiği sürece cinsel fonksiyon bozukluğu olması beklenmiyor. Hastaların cinsel hayatları normal bir şekilde devam edebiliyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

İnsülin bağımlılık yapar! YANLIŞ

Doğrusu: İnsülin; organlarımızın ve hücrelerimizin hayatta kalmaları-beslenmeleri için ihtiyaçları olan glukozu almalarını sağlayan, pankreastan salgılanan bir hormon. Prof. Dr. İnan Anaforoğlu, insülinin bağımlılık yapma özelliği olmadığını belirterek, “İnsülin eksikliğinde dışarıdan insülin verilmesi gerekiyor. Yine tip 1 diyabet, organ yetmezliği, ameliyat dönemi ve hamilelik gibi bazı özel durumlarda insülin tedavisine ihtiyaç duyulabiliyor. Bazı hastalarda diyet ve egzersizin eşlik ettiği ilaçlarla metabolik iyileşme ve kilo verme sonrasında insülin tedavisi kesilerek diğer tedavilere geçilebiliyor. Ancak hekim önerisi olmadan hastaların kendi kendilerine insülin tedavilerini asla kesmemeleri gerekiyor” diyor.

Doğal balda-pekmezde, nar ekşisinde ve erik ile yeşil elma gibi ekşi meyvelerde şeker yoktur. Kan şekerini yükseltmezler! YANLIŞ

Doğrusu: Balda-pekmezde, nar ekşisinde ve ekşi meyvelerde şeker vardır. Dolayısıyla kan şekerini yükseltirler.

Yenidoğan bebeklerde emzirme nasıl olmalıdır?

Yenidoğan bebeklerde emzirme nasıl olmalıdır?

İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Yenidoğan Yoğun Bakım Uzmanı Doç. Dr. Şenol Bozdağ, emzirme ile ilgili merak edilenleri anlattı.

Bebek Doğduktan Sonra Ne Kadar Sürede Bir Emzirilmelidir?

Mümkünse ilk yarım saatte, en geç ise 1 saat içinde emzirilmelidir. Çünkü daha sonra bebek uykuya dalmak isteyecek ve bebeği uyandırmak zorlaşacaktır. Bebekler ilk günlerde 2-3 saatte bir emzirilmesi gerekir. Uykusu 3-4 saatti geçerse, uyandırılıp emzirilmelidir. 2-3 haftalıktan sonra kendisi açlığı hissedeceğinden uyanıp emmek isteyecektir.

‘’Sütüm Gelmiyor’’ Endişesiyle Mamaya Başlamak Doğru Mu?

Bebeğe doğru pozisyon verilip emzirilmesi sağlandığı müddetçe, anne sütünün gelmemesi diye bir durum olmaz. Ancak doğum sonrası kaygılı annelerde, bebeğin aç kalma korkusu nedeniyle mamayla besleme eğilimi ortaya çıkabilir. Bu nedenle annenin desteklenmesi, emzirme danışmanlarının anneye emzirmeyle ilgili eğitimi ve psikolojik desteğin sağlanması çok önemli.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Doç. Dr. Şenol Bozdağ

Anne Sütü Nasıl Çoğaltılır?

Yeterli sıvı almak ve dinlenmek en önemli faktörlerdir. Günde 2-3 litre arası su veya sıvı içecekleri alması yeterli olur.

Gaz Şikayeti Ne Zaman Başlar?

Sağlıklı bebeklerde görülen nedensiz ağlamalara kolik (gaz sancısı) diyoruz. Bebek 2-3 haftalık olduğunda başlar, 4-6 haftada en yoğun döneme ulaşır, çoğunlukla 3-4’üncü aylardan sonra geçer. Sıklıkla akşamları, durdurulamayan ağlama nöbetleri şeklinde kendini gösterir.

Bebeğin Gazı Olduğunu Nasıl Anlarız?

Sürekli huzursuzluk hali ve rahatlamak için anneyi emme isteği olur. Bu istek besleme amaçlı değil sakinleşmek içindir. Memede aşırı duran bebek, kapasitesini aşan miktarda anne sütü aldığı için kusabilir. Karın şişkin olabilir ve bebek bacağını karnına çekerek gazı atmaya çalışır. Bu dönem, ağlama krizleriyle iç içedir. Genellikle akşamları ve geceleri ani çığlıklar şeklinde ortaya çıkar.

Bebekte Gaz Nasıl Önlenir?

Anne bebeğini emziriyor ise, gaz yapan yiyeceklerden uzak durmalıdır. Soğan, kuru fasulye, karnabahar, brokoli, kepekli yiyecekler, lahana, portakal, limon, greyfurt gaz yapabilir. Kafeinli içecekler, çikolata, çay da gaz yapabilir. Alerjik yapılı bazı anneler, inek sütü içeren gıda tükettiğinde bebekte fazla gaz, isal, deri döküntüsü, burun akıntısı, öksürük gibi alerjik belirtiler ortaya çıkabilir. Emziren anne bu durumda kendi diyetini gözden geçirmeli, bir süreliğine bu yiyecek-içeceklerden uzak durmalı. Her beslenme sonrası bebeğin gazı mutlaka çıkarılmalı. Gaz sancıları olduğunda anne-baba ninniler mırıldanıp bebeği kucağında gezdirmelidir. Ritmik hareketler ve devamlı sesler (elektrik süpürgesi veya saç kurutma makinesinin sesi gibi) sakinleştirici olabilir.

Hangi aşı daha etkili?

Hangi aşı daha etkili?

Koronavirüs ile mücadelede aşılama tüm hız ile devam ediyor. Peki, hangi aşı daha etkili?  İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Radyasyon Onkolojisi Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Tayfun Hancılar, açıklamalarda bulundu.

Dr. Öğr. Üyesi Tayfun Hancılar

Sinovac mı BionTech mi Tercih Edilmeli?

Aslında Covid-19 delta varyantı çıkmadan önce Sinovac iki dozda yüksek etkinliğe sahipti. Ancak delta varyantında aynı başarı yakalanamadı. Özellikle Endonezya’da çok yaygın Sinovac kullanılması sonrası özellikle sağlıkçıların delta varyantına yakalanması ve son dönemde vaka sayılarının çok artması nedeni ile delta varyantına karşı BionTech’in daha etkili olacağını düşünmemize yol açtı. Savunma sistemi etkilenmiş kanser hastalarında BionTech daha ön planda düşünülmelidir.

Ancak kişisel nedenlerle mRNA aşılarına karşı olanlar elbette 3. Doz Sinovac firmasının aşısını yaptırabilirler. İki doza dayalı rejimin ardından 3. doz Sinovac aşısını, antikor miktarını arttırdığını biliyoruz ancak elimizde BionTech aşısının elde ettiği sonuçlar gibi net bir bilgi yok.

BionTech Bir Gen Tedavisi mi?

Birçok aşı çekincesi olan kişi BionTech ve Moderna gibi mRNA temelli aşıların vücuda verildiğinde genlerimizin değişeceğine, bunun bir gen tedavisi olduğuna inanmaktadır. İlginç olan bu aşılar vücuda aslında virüsün tamamını değil sadece virüsün proteinin mRNA’sını verir. Savunma sistemimiz bu kodu görüp ona göre bağışıklık sağlar ve günün birinde virüsün kendisi ile karşılaşınca yeterli savunma silahlarına sahip olur. Verilen mRNA ‘da kısa süre içinde yok edilir. Ama asla aşıdaki mRNA bizim hücrelerimizin çekirdeklerine girmez ve DNA’mızı değiştiremez. Virüsün sadece bir parçası DNA değiştirebiliyorsa koronavirüsün tamamı vücuda girdiğinde bütün DNA’mızın değişmiş olması gerekirdi.

Aşıların kişilere zarar verdiği hatta kitle ölümüne yol açacağına inanan insanlar haklıysa ortaya şöyle bir garip tablo çıkıyor: BionTech ve Moderna aşısı olanlar Avrupa ve ABD’ de yaşayan insanlar, özellikle Afrika ve Asya bu aşıları kullanamıyor. Bu durumda bu aşılar Avrupa ve ABD halkını yok edip dünyada sadece geri kalmış yani aşıya ulaşamamış insanları hayatta bırakan bir komplo gibi oluyor.

Sizce, ne yediğimiz, nerede olduğumuz, tüm alışkanlıklarımızı toplayıp servis eden ‘’akıllı telefonlar’’ varken genlerimizi değiştirmeye, beynimize çip takmaya uğraşır mı kapitalizm?

Sosyal Medyada Artan Aşı Tedirginliği Kanser Hastalarını Korkutuyor

Covid-19 aşıları hakkında gün geçmiyor ki yeni bir haber çıkmasın. Sosyal medyada her gün aşı sonrası hayatını kaybeden, felç kalan insanlardan bahsediliyor. Üzücü olan doktor kimliği taşıyan bir kişinin ’Aşılardan on binlerce kişi öldü’ demesi ve aşı konusunda çekinceleri olan insanların bunu gerçek zannetmesi oldu ve bu haberler gerek kanser hastalarına gerekse halkta aşı konusunda ciddi korkulara yol açtı. Oysa aşı çekincesi olanlardan gizlenen bir şey var; aşı ile ilgili tüm bu bilgiler European Medicines Agency tarafından yürütülen ‘’Eudra Vigilance Database’’ ve ABD de VAERS kuruluşu tarafından yayınlanıyor. İkisinin de ortak özelliği bir ilaca bağlı tüm ölümlerin listesi yer alıyor. Yani Covid-19 aşısı olduktan sonra hastane çıkışında kişi herhangi bir nedenle hayatına kaybetse bu aşı bağlantılı ölüm olarak bildiriliyor. Yaşlı bir kişi aşıdan sonra kalp krizi geçirse bu istenmeyen olay olarak bu kurumlarca kayda alınıyor. Yani bu iki kurum ölümün ve yan etkinin gerçekten aşıya bağlı olup olmadığını bildirmiyor, sadece aşı olanlarda tüm nedenlere bağlı ölümleri açıklıyor.

4 Aralık 2020’den 2 Ağustos 2021’e kadar Amerika Birleşik Devletleri’nde 346 milyondan fazla doz COVID-19 aşısı uygulandı. Bu süre zarfında VAERS, COVID-19 alan kişiler arasında 6.490 ölüm (%0.0019) raporu aldı. Bu kişiler üzerinde yapılan incelemelerde COVID-19 aşılarıyla nedensel bir bağlantı kurmamıştır. Sadece son raporlar, J&J COVID-19 Aşısı ile ölümlere neden olan nadir ve ciddi bir advers olay olan düşük trombosit ile seyreden pıhtılaşma bozukluğu (TTS) arasında nedensel ilişki olduğunu göstermektedir.

Peki, Aşılar Yararlı mı?

Öncelikle belirtmek gerekir ki iki doz BionTech aşısı hastaneye yatma oranını %96 azaltıyor bu elbette büyük bir oran. Yeni çıkan delta varyantına karşı da %79 etkili. Özellikle kanser hastalarında Covid-19’un daha ciddi seyrettiği düşünülürse aşının önemi daha da ön plana çıkıyor.

Aşılar Kanser Hastaları İçin Risk Taşıyor mu?

Radyoterapi ve kemoterapi uygulanan hastalarda savunma sistemi az da olsa etkilendiği için genel olarak Covid-19 aşılarının tedavi öncesi ya da sonrası yapılmasını öneriyoruz. Meme kanseri nedeni ile ameliyat olmuş kişilerin dikkat etmesi gereken nokta 2. Doz BionTech aşısı sonrası koltukaltı ve boyun bölgesinde %16 oranında lenf düğümlerinde büyüme görülebilir. O nedenle karşı kola aşı uygulaması daha doğru olacaktır. Ayrıca aşı sonrası büyüyen lenf nodları mamografi veya tomografi gibi incelemelerde yanlış metastaz teşhislerine yol açabilir. Bu nedenle acil durumlar hariç kanser hastalarının aşının 2. Dozundan 4-6 hafta sonra görüntüleme tetkikleri yaptırmaları uygun olacaktır. Görüldüğü gibi yan etkiler 2 günde geçen ve hayatı riske etmeyen hafif belirtiler. Özellikle kanser hastalarında yan etkilerin daha farklı seyretmediği biliniyor.

Bu nedenle kanser hastalarının Covid-19’a karşı aşı olmalarını öneriyoruz. Böylece zaten zor bir hastalıkla mücadele ederken Covid-19’a bağlı yoğun bakım ve ölüm riskini çok azaltmak mümkün. Ayrıca Covid geçirenlerde görülen uzun ve kalıcı kalp akciğer ve böbrek hasarlarından kurtulma şansını kaçırmamak için aşı şart.

Çiçekli elbise giymeyin! Yazın parfüm sıkarken dikkat!

Çiçekli elbise giymeyin! Yazın parfüm sıkarken dikkat!

Burun akıntısı ve burunda kaşıntı… Gözlerde sulanma, kaşıntı ve kızarıklık… Sık hapşırmak ve öksürmek… Ciltte oluşan kaşıntı, kızarıklık, şişlik ve döküntüler… Bu yakınmalar yaz mevsiminde çoğumuzun sorunu olan alerjik reaksiyonun tipik belirtilerini oluşturuyor. Yaz aylarında güneş, arı, ev tozu akarları, meyveler, en çok da polenler alerjik etki oluşturarak yaşam kalitemizi düşürüyor. Acıbadem Fulya Hastanesi Kulak Burun Boğaz Uzmanı Dr. Esin Özlem Atmış, güçlü bir bağışıklık sistemiyle alerjik hastalıkların oluşmasının veya mevcut alerjenlere karşı vücudun aşırı tepki vermesinin büyük oranda önlenebildiğini belirterek, “Ancak alerjik yakınmalar sürekli ise veya basit önlemlerle kontrol altına alınamıyorsa, mutlaka bir uzman hekime başvurulmalı” diyor. Peki yaz aylarında sıkça karşılaştığımız alerjik reaksiyonlara karşı hangi önlemleri almamız gerekiyor? Kulak Burun Boğaz Uzmanı Dr. Esin Özlem Atmış yaz aylarında daha sık görülen alerjenlerden korunmanın yollarını anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Bu saatlerde dışarıya çıkmayın!

Güneş alerjiniz varsa; dikkat etmeniz gereken en önemli şey, güneş ışınlarının yeryüzüne en dik geldiği 10:00-16:00 saatleri arasında güneş altında kalmamak olmalı. Ayrıca güneş koruyucu ürünü sokağa çıkmadan 30 dakika önce cildinize sürmeye ve işlemi her 2-3 saatte bir tekrarlamaya da özen gösterin.

Parfüm–losyon kullanmayın

Kulak Burun Boğaz Uzmanı Dr. Esin Özlem Atmış, güneş alerjisine karşı dışarıda mutlaka şapka ve güneş gözlüğü kullanmanız gerektiğini belirterek, “Ayrıca güneş gören vücut bölgelerinize parfüm ve losyon sıkmayın, çünkü bu ürünlerdeki alkol güneşin zararlı etkilerini arttırıyor ve leke oluşumuna neden olabiliyor. Koyu renk ve kol ile bacaklarınızı kapatan uzun giysiler de sizi güneş alerjisinden koruyacaktır.” diyor.

Dışarıdan gelir gelmez duş alın

Polen alerjiniz varsa; havada en çok uçuştukları sabah ve öğle saatlerinde pencere ile kapıları açmayın, mümkünse dışarıya çıkmayın. Polenler saç ve giysilerle eve taşınabileceği için kıyafetlerinizi eve gelir gelmez çıkartın, ardından mutlaka duş alın. Çamaşırlarınızı mümkünse balkonda değil, evde kurutun.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Çiçekli elbise giymeyin

Arı alerjiniz varsa; arıların ilgisini çekebilecek pembe, sarı ile kırmızı gibi çiçekleri andıran renklerde ve çiçekli kıyafetler giymeyin. “Ne giydiğinizin yanı sıra nasıl koktuğunuz da önemli” uyarısında bulunan Dr. Esin Özlem Atmış, şöyle devam ediyor: “Arıların dikkatini çekmemek için çiçek kokan parfümler kullanmayın. Vücudunuzu koruyan uzun kollu ve paçalı kıyafetleri tercih edin. Bunların yanı sıra açık havada tatlandırılmış içecekler tüketmekten de kaçının.”

Mutlaka bilgilendirin!

Yaz mevsiminde restoranlarda ve kafelerde buluşmak, en sık yaptığımız etkinlikler arasında yer alıyor. Besin alerjiniz varsa; alerjik durumunuzu yemek siparişini verdiğiniz görevliyle mutlaka paylaşın. Marketlerden aldığınız hazır gıdaların içeriklerini dikkatlice okuyun ve alerjen içeren besinlerden uzak durun.

Pencereleri kapayın, klimayla serinleyin

Yaz mevsiminde kapı ve pencereleri daha sık açmamız nedeniyle odamıza daha fazla toz akarları giriyor. Bunun yanı sıra klima da uygun filtreleme sistemine sahip değilse veya sık aralıklarla temizlenmiyorsa, ev tozu akarlarının yuvasına dönüşebiliyor. Ev tozu akarlarına karşı alerjiniz varsa; evde pencereleri ve kapıları mümkün olduğunca kapalı tutup, hava temizleme filtresi olan bir klimayla serinlemeye çalışın.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Yastık ve çarşafları sık sık yıkayın

Ev tozu akarlarına karşı dikkat etmeniz gereken en önemli noktalardan biri; odanızda akarlara yuva olabilen halı bulundurmamanız. Ayrıca yastık ve çarşaflarınızı sık aralıklarla, düzenli olarak değiştirmeye özen gösterin. Alerjenlerin yatağa taşınmamaları için gün içinde giydiğiniz kıyafetlerle yatağa girmemeniz de çok önemli.

Çimenli ve çiçekli yerlerde yere uzanmayın

Yaz mevsiminde böcek sokmalarında artış gözleniyor. Arı, sinek, kene ve pire gibi böcek sokmaları çok ağrılı olabiliyor. Çoğunlukla ısırık yerinde kızarıklık ve şişlik oluşuyor. Isırık yerini sabunlu suyla yıkamak, soğuk kompres yapmak semptomları rahatlatabiliyor. Ancak bazen hayatı tehlikeye atabilecek ciddi alerjik reaksiyonlara da yol açabiliyor. Baş dönmesi, kusma, nefes darlığı ve yutma güçlüğü gibi ciddi bulgular varsa, hızla en yakın sağlık kuruluşuna başvurmak gerekiyor.

Kırmızı et alerjisine dikkat!

Kırmızı et alerjisine dikkat!

Etin bol tüketildiği Kurban Bayramı sonrası et alerjisine dikkat edilmeli. Kırmızı et alerjisi kendini hemen belli edebileceği gibi 3 veya 6 saat sonra da etkisini gösterebilir. Peki, kırmızı et alerjisi nedir, belirtileri nelerdir? İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Çocuk Alerjisi ve İmmünoloji Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Akçay, açıkladı.

İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Çocuk Alerjisi ve İmmünoloji Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Akçay

Kırmızı Et Alerjisi Nedir?

Et tüketiminden sonra etin alerjenlerine vücutta kaşıntı, kurdeşen, dudakta şişme, kusma, karın ağrısı ve ishal gibi belirtiler yanında bazen tansiyonda düşme ve bayılma gibi ölümcül reaksiyonlar görülmesine et alerjisi denilir. Et alerjilerinin sıklığı kesin bilinmemekle birlikte besin alerjisi olan hastalar arasında, çocuklarda yüzde 3 ila 15’inde ve yetişkinlerde yüzde 3’ünde et alerjisi bildirilmiştir. Et alerjisinin düşük prevalansı, kısmen çoğu etin pişmiş formda yenmesine ve pişirmenin genellikle alerjenlerin immünojenisitesini düşürmesine bağlanabilir. Sığır eti alerjisi prevalansı en sık bildirilen et alerjisidir. Bununla birlikte, inek sütüne alerjisi olan çocuklarda sığır eti alerjisi yüzde 20 kadar yüksek olabilir.

Kırmızı Et Alerjisi Nasıl Gelişir?

-Süt Alerjisine Bağlı

Süt alerjisi olan çocuklarda sütün içinde alerji yapan proteinler sığır etinde de olduğu için çapraz reaksiyon nedeniyle %20 oranında sığır etine de alerji gelişebilmektedir. İyi pişme ile alerji belirtileri görülmeyebilir.

-Kedi Alerjisine Bağlı

Kedi alerjisi olanlarda çapraz reaksiyona bağlı domuz etine karşı alerji görülebilmektedir. Domuz eti alerjisi olanlarda çapraz reaksiyon nedeniyle sığır eti ve domuz etine alerji görülebilmektedir. Kedi tüyüne alerjiniz varsa dikkatli olun.

-Kene Isırmasına Bağlı

Keneler inek, koyun gibi hayvanları ısırır ve kanlarını emer. Memeli hayvanların kan grubu alerjeni olan alfa gal alerjeni kenelerin midesinde bulunur. Kenelerin insanları ısırması ile bu alerjenler insanların kanlarına bulaşarak antikor gelişmesine neden olur. Bunun sonucu olarak da gecikmiş olarak kırmızı et tüketiminden sonra 3 ile 6 saat sonra alerji belirtileri ortaya çıkar.

Kırmızı Et Alerjisi Belirtileri Nelerdir?

Et alerjisinin hem immünoglobulin E (IgE) aracılı hem de IgE aracılı olmayan formları tanımlanmıştır. Bu formlara göre belirtiler de farklılık göstermektedir. IgE’ye bağlı kırmızı et alerjisi genellikle süt alerjisi nedeniyle ve kedi alerjisi nedeniyle gelişen kırmızı et alerjisinin belirtileri et alımından sonra 2 saat içinde kendini gösterir. Özellikle et alımından sonra ciltte kurdeşen, dudakta şişme, ağız içinde karıncalanma gibi belirtiler ortaya çıkar. Karın ağrısı, kusma ve ishal gibi belirtiler de görülebilmektedir. Bazen alerjik rinit ve astım belirtilerine neden olabildiği gibi tansiyonda düşme ve bayılma şeklinde ölümcül reaksiyon olan alerjik şok görülebilmektedir.

Kene ısırmasına bağlı duyarlanması olanlar genellikle et alımından 3-6 saat sonra belirtiler görülür. Çünkü kene ısırması sonrası alfa gal alerjenine duyarlı hale gelinir. Alfa gal içeren sığır etinin alerji geliştirebilmesi için bu alerjenin lipit veya proteine bağlanarak alerji yapma potansiyeli artmaktadır. Bu nedenle reaksiyon gecikmektedir.

IgE’ye bağlı olmayan kırmızı et alerjisi ise tedaviye cevap vermeyen reflü, yutma güçlüğü ve göğüs ağrısı şeklinde kendini gösteren eozinofilik özofajit denilen yemek borusunun alerjik hastalığı ve kırmızı et proteini enterokoliti olarak belirti gösterebilir. Enterokolit sendromunda kırmızı et alımından 3-4 saat sonra tekrarlayan kusma ve ishal belirtileri görülmektedir.

Kırmızı Et Alerjisi Tedavi Yöntemleri Nelerdir?

Gıda alerjisinin yönetimi en yaygın olarak kırmızı etten kaçınmayı içerir. Hasta çiğ veya az pişmiş ete tepki gösteriyorsa, etin iyi pişmiş olarak tolere edilip edilmediğini belirlemek, hasta besini pişmiş formda diyetinde tutabileceğinden yardımcı olabilir. Artan kanıtlar çoklu kene ısırıklarının kırmızı etlere karşı alerji için bir risk faktörü olabileceğini düşündürmektedir. A ve O kan grupları ile galaktoz-alfa-1,3-galaktoza (alfa-gal) karşı duyarlılık arasında bir ilişki kaydedilmiştir. Atopik dermatiti veya inek sütü alerjisi olan çocuklar artmış risk altında olabilir. İmmünoglobulin E (IgE) aracılı et alerjisi olan hastalar bir epinefrin otoenjektörü ile donatılmalı ve nasıl ve ne zaman kullanılacağı öğretilmelidir. Gıda kaynaklı anafilaksi ve gıda alerjenlerinden kaçınma ile ilgili genel konular başka bir yerde gözden geçirilmiştir. Alfa-gal alerjisi olan hem yetişkinlerde hem de çocuklarda başarılı desensitizasyon protokollerine ilişkin az sayıda rapor yayınlanmıştır. Alfa-gal alerjisi, ek kene ısırıkları olmaksızın zamanla düzeliyor göründüğünden, immünolojik desensitizasyonla ilişkili risklerin, sendromun doğal seyrinin ötesinde bir yarar sağlayıp sağlamadığı belirsidir

Hangi spor, kaç kalori yaktırıyor!

Hangi spor, kaç kalori yaktırıyor!

Yaklaşık bir buçuk yılı aşkın süredir hareketsizlik ve yeme alışkanlıklarının değişmesi derken pek çok kişi alımından şikayetçi… Pandeminin gölgesinde karşıladığımız yaz mevsiminde fazla kilolar her zamankinden çok göze batarken, bu kilolardan kurtulmaya, fit ve zinde olmaya çabalayanlar için yaz sporları imdada yetişebiliyor! Acıbadem Fulya Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı,  Spor Hekimi Prof. Dr. Tolga Aydoğ,Özellikle günlük yaşantımızı derinden etkileyen Covid-19 pandemisi sürecinde hareketsizlik ve sağlıksız beslenme nedeniyle alınan kalorilerin yağa dönüşmesi kaçınılmaz. O nedenle sağlıklı beslenmenin yanı sıra düzenli spor yapmak şart. Bu süreçte sosyal mesafeye dikkat ederek açık havada yapılabilen bazı pratik sporlar bu anlamda büyük destek sağlıyor” diyor. Prof. Dr. Tolga Aydoğ, pandemi sürecine uygun olan, kilo vermeye katkı sağlayan 5 yaz sporunu anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Pause Dergi, Pause Sağlık

Yüzmek

Özellikle yaz sıcaklarında hem serinlemenin hem de her yaştan kişi için vücudu zorlamadan yüksek kalori harcamanın ana destekçilerinden biri yüzmek. Hem bölgesel hem de kitlesel zayıflamaya katkı sağlayan, vücudun tüm kaslarını aynı anda çalıştıran yüzme, kalbi az yoruyor ve vücutta kalıcı bir yorgunluğa yol açmıyor. Yaz aylarında her gün sadece 30 dakika yüzmeniz durumunda yaklaşık 250 kalori harcayabilir ve omurga sağlığı başta olmak üzere fiziksel ve ruhsal sağlığınız için büyük kazanımlar sağlayabilirsiniz.

Dans etmek

Özellikle pandemi sürecinde internet karşısında dans videolarına eşlik ederek evinizde ya da bahçede yarım saatte 300 kaloriye varan enerji harcayabilirsiniz. Son yıllarda kalori yakımında faydaları çok daha fazla anlaşılan dans hareketleri ve zumba hem stresinizi giderecek hem de kilo vermeye yardımcı olacaktır. Yaşınıza ve yaşam tarzınıza göre zumbanın ağır gelmesi durumunda kendinizi çok yormadan günde 30 dakika orta seviyeli dans ederek de kilo verebilirsiniz.

Pause Dergi, Pause Sağlık

Bisiklete binmek

Yapılan bilimsel araştırmalar, günde sadece 30 dakika bisiklete binmenin yaklaşık 200 kalori harcamaya katkı sağladığını ortaya koyuyor. Yaz mevsimi için en ideal sporlardan biri olan ve önemli bir kardiyo egzersizi olarak nitelendirilen bisiklete binme, pandemi sürecinin stresinden arınmada fayda sağlayacağı gibi bacaklar, kalça, karın, uyluk ve baldır kasları başta olmak üzere vücudun bütün önemli kas kitlelerini çalıştıracak ve kilo vermenize katkı sağlayacaktır.

Tempolu yürümek

Pandemi sürecinde sosyal mesafeye dikkat ederek, açık havada her gün en az 30 dakika tempolu yürüyüşün sayısız faydaları bulunuyor. Sağlıklı yaşam için vazgeçilmez sporların başında gelen düzenli ve tempolu yarım saatlik yürüyüş ile yaklaşık 200 kalori enerji harcayabilir ve hem kilo vermeye hem de zinde kalmaya adım adım yaklaşabilirsiniz.

Pause Dergi, Pause Sağlık

Elastik bant ile çalışmak

Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı, Spor Hekimi Prof. Dr. Tolga Aydoğ “Pandemi sürecinde hareketsiz kalma kalp-akciğer kapasitemizi azaltmanın yanı sıra kaslarımızda da zayıflamaya neden oldu. Bazılarımızın kilosu değişmese de kasları inceldi ve yağları arttı. Bunun önüne geçmek ve kuvvetimizi artırmak için elastik bant, bizlere her yerde egzersiz yapma şansı yaratır. Hangi kaslarınızı, nasıl çalıştıracağınızı doktor, spor eğitmenininden öğrendikten sonra bu egzersizleri her yerde çok rahat bir şekilde yapabilirsiniz. Elastik bant ile çalışmayı ilk 4 egzersizden biri ile kombine ederek, 30 dakikada  yaklaşık 110 kalori verebilir, kalori harcamaktan öte kaslarınızı kuvvetlendirebilirsiniz” diyor.

Güneş çarpmasın!

Güneş çarpmasın!

Yaz mevsiminin kendini iyiden iyiye hissettirmeye başladığı bugünlerde güneş çarpması özellikle küçük yaştaki çocukların sağlığını tehdit eden durumlara yol açabiliyor. Acıbadem Bakırköy Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Kamuran Mutluay, “Güneş çarpması daha çok bebeklerde ve çocuklarda görülüyor. Yüksek derece sıcaklarda uzun süre güneş altında kalmak vücut sıcaklığının anormal derecede yükselmesine bağlı olarak kalıcı tahribata, hatta ölüme yol açabilecek ciddi bir durumdur” uyarısında bulunuyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Belirtilere dikkat!

Güneş çarpması; kuru, kızarık ve sıcak bir cilt, 39-40 dereceyi aşan yüksek ateş, halsizlik, uyuma isteği, bulantı, kusma, baş ağrısı, çarpıntı, kalbin hızlı atması, hızlı solunum, ağızda ve dudaklarda kuruluk, gözyaşında azalma ve bilinç kaybı gibi belirtilerle kendini gösteriyor. Peki, bu durum neden özellikle bebek ve çocuklarda daha fazla görülüyor? Bebeklerin sıcağa uyumlarını sağlayan vücut soğutma mekanizmalarının daha az geliştiğini belirten Dr. Kamuran Mutluay, “Bebekler daha az terledikleri için vücutlarını yetişkinler kadar soğutamazlar. Susadıklarında da bunu ifade edemezler. Çocuklar da kendilerini oyuna kaptırıp güneşin etkilerini hissedemeyebilirler” diyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Anne babalara öneriler

Anne babaların çocuklarını güneş çarpmasından korumak için dikkat etmeleri gerekenler hakkında ayrıntılı bilgi veren Dr. Kamuran Mutluay, önerilerini şöyle sıralıyor:

 

  • Çocuklarınızı 10.00-16.00 saatleri arasında açık hava aktivitelerinden ve egzersizden uzak tutun.
  • Güneşe çıkmadan en az 15-20 dakika önce bebekler için 50+ koruma faktörlü, çocuklar için 30+ koruma faktörlü güneş kremi kullanın, 2-3 saat aralıklarla tekrarlayın.
  • Baş bölgesini korumak için geniş kenarlıklı şapkalar ve güneş gözlüğü kullanın.
  • Güneşten korunmak için tente veya şemsiye yerine ağaç gölgesini tercih edin.
  • Her fırsatta su içirin, susamasını veya istemesini beklemeyin.
  • Sık sık duş aldırın.
  • Asla araçta bırakmayın. Araç içi sıcaklık bir saat içinde bile hayati tehlike yaratabilir.
  • İnce, pamuklu ve açık renkli giysiler tercih edin.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Bilinci kapalıysa acil yardım çağırın

Güneş çarpmasından şüphelenilen bir durumda, öncelikle çocuğu serin ve gölge bir yere alarak fazla kıyafetlerinin çıkartılması gerektiğini anlatan Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Kamuran Mutluay, yapılması gerekenleri “Mümkünse ılık bir duş yaptırın. Eğer duş yaptıramıyorsanız baş, koltuk altı ve kasık bölgesine soğuk su ile ıslatılmış bez koyun. Bilinci açık ise sıvı verin. Bilinci açık değilse veya durumunda hızlı bir düzelme görmüyorsanız, kusma ihtimaline karşı yan yatırıp acil tıbbi yardım çağırın” diye özetliyor.

Deri kanserinde korunmanın yolları

Deri kanserinde korunmanın yolları

Deri kanseri dünyada en sık rastlanan kanser türünde ilk sıralarda yer alıyor. Dünyada her yıl yaklaşık 2-3 milyon kişiye melanom dışı deri kanseri ve 132 bin kişiye deri kanserinin daha tehlikeli bir türü olan melanom tanısı konuyor. Türkiye’de de her yıl 16-17 bin kişi melanom dışı deri kanserine ve 1500-2000 kişi de melanoma yakalanıyor. Deri kanserlerinin önlenebilir olan en önemli nedeni ise zararlı güneş ışınlarına korunmasız maruz kalmak! Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Prof. Dr. İkbal Esen Aydıngöz, dünyada deri kanserlerinin görülme sıklığının katlanarak artmasında ve bazı hastalarda ölümcül sonuçlara yol açmasında toplumda doğru sanılan yanlış bilgilerin de önemli rol oynadığına dikkat çekerek, “Deri kanserinden korunmamız için güneşin zararlı ultraviyole ışınlarına karşı gerekli önlemleri almamız çok önemli. Ayrıca geç tanı konulduğunda ölümcül olabilen cilt kanserlerinde erken tanı hayat kurtarıyor. Dolayısıyla, doktorunuzun önerdiği aralıklarla dermatolojik muayenelerinizi asla aksatmayın” diyor. Dermatoloji Uzmanı Prof. Dr. İkbal Esen Aydıngöz, deri kanseri hakkında toplumda doğru sanılan 10 yanlış bilgiyi anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Yanlış: Bronzlaşmak sağlıklıdır, öyleyse derimin bronzlaşmasını sağlamalıyım 

Doğrusu: “Her deri tipinde bronzlaşma olmaz. Özellikle açık tenli kişiler bronzlaşmak için güneş temasını arttırdıklarında güneş yanığı meydana geliyor. Güneş yanıkları ilerleyen yaşla birlikte deri kanseri riskini yükseltiyor” uyarısında bulunan Prof. Dr. İkbal Esen Aydıngöz, şöyle devam ediyor: “Bronzlaşmak, hücre çekirdeklerini zararlı ışınlardan korumak için kullanılan bir mekanizmadır. Derinizin yapısını tanıyın, buna göre güneş temasınızı azaltın. Aksi halde deri hücrelerinde DNA hasarı ve sonucunda ortaya çıkan mutasyonlar deri kanserine neden olabiliyor”

Yanlış: Bulutlu havada güneşten korunmaya ihtiyacım yok

Doğrusu: Dermatoloji Uzmanı Prof. Dr. İkbal Esen Aydıngöz, bulutların güneş ışınlarını ancak yüzde 30 oranında filtrelediklerini belirterek, “Böyle havalarda, özellikle esinti de varsa, güneşin yakıcı etkisi fark edilemiyor ve bunun sonucunda şiddetli güneş yanıkları oluşabiliyor. Güneş yanığı da deri kanseri olan melanom riskini 2 kat artırıyor” diyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Yanlış: Bulutlu havada güneşten korunmaya ihtiyacım yok

Doğrusu: Dermatoloji Uzmanı Prof. Dr. İkbal Esen Aydıngöz, bulutların güneş ışınlarını ancak yüzde 30 oranında filtrelediklerini belirterek, “Böyle havalarda, özellikle esinti de varsa, güneşin yakıcı etkisi fark edilemiyor ve bunun sonucunda şiddetli güneş yanıkları oluşabiliyor. Güneş yanığı da deri kanseri olan melanom riskini 2 kat artırıyor” diyor.

Yanlış: D vitamini eksikliğine neden oldukları için güneş koruyucuların kullanılması sakıncalı

Doğrusu: Toplumdaki yaygın inanışın aksine, D vitamini eksikliğine neden olmadan güneşten korunabiliriz. Prof. Dr. İkbal Esen Aydıngöz,Yapılan çalışmalar Türkiye enlemlerinde, güneşin yeryüzüne dik geldiği saatlerde, 30 dakika süreyle yüz ve kolların korunmasız güneş alması durumunda deriden yeterli D vitaminin sentezlenebildiğini gösteriyor. Buna göre 10:00-16:00 saatleri arasında, 30 dakika korunmasız güneşten faydalanalım” diyor. Ayrıca ekliyor;  D vitamini eksikliğinin tedavisinde D vitamininden zengin gıdalarla beslenme ve D vitamini takviyeleri güvenle kullanılıyor”

Pause Sağlık, Pause Dergi

Yanlış: Güneş koruyuculardaki kimyasallar kansere neden oluyor

Doğrusu: Güneş koruyucuların kansere neden oldukları bilimsel olarak ispatlanmadı. Dermatoloji Uzmanı Prof. Dr. İkbal Esen Aydıngöz, güneşten koruyan ürünlerin ölümcül kanser türü olan melanom riskini yüzde 50 oranında azalttığını belirterek, “Bu çok önemli bir kazanımdır. Ancak kimyasal maddelerin kullanımı hem çevre hem de insan sağlığı açısından dikkatle sorgulanması gereken bir konu. Bu duyarlılıkla yaşa, uygulanacak bölgeye, su temasına, deri tipine ve eşlik eden dermatolojik hastalıklara göre farklı güneş filtreleri tercih ediyoruz” diyor.

Yanlış: Güneş koruyucumu kullanıyorum, istediğim kadar güneşlenebilirim

Doğrusu: Güneş koruyucu ürünlerin etkinliği ispatlandı. Ancak bu ürünler tam korunma sağlamıyorlar. Dolayısıyla en iyi korunma, güneş koruyuculara ek olarak güneşin yeryüzüne dik olarak geldiği 10:00-16:00 saatleri arasında kapalı ortamlarda bulunmak ve son yıllarda kullanımı giderek artmakta olan UV korumalı tekstil ürünlerini giymek.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Yanlış: Koyu tenli olduğum için deri kanseri riskim yok

Doğrusu: Koyu tenlilerde de deri kanseri görülebiliyor. Esmer tenli kişiler güneş ışınlarıyla temas sonrası hızla bronzlaşarak güneş ışığının zararlı etkilerinden bir miktar korunuyorlar. Açık tenli kişilerle karşılaştırıldığı zaman deri kanseri riskinin de daha az olduğu görülüyor. Ancak yapılan çalışmalar bu pigmentasyonun etkisinin 5 koruma faktörlü bir krem kadar olduğunu gösteriyor ve kanserden tam korunma için yeterli gelmiyor.

Yanlış: Solaryum ışınları güneşten çok daha az radyasyon içerdiği için daha güvenli

Doğrusu: Yapılan çalışmalarda; solaryum ışınlarının öğlen güneşinin 2-4 katı ışın verdiği ortaya konmuş. Solaryum cihazlarıyla bronzlaşmak deri kanseri riskini 5-6 kat arttırıyor. Deri kanserini önlemek için solaryum kullanımından kesinlikle kaçınmanız gerekiyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Yanlış: Bu ben çocukluğumdan beri var, zararsız. Muayene edilmesine gerek yok! 

Doğrusu: Deri kanserinin en tehlikeli türü olan melanomların yüzde 0.03’ü mevcut benler üzerinden gelişiyorlar. Bu risk düşük olmakla birlikte, çok sayıda beni olan kişilerde hafıza yanıltıcı olabiliyor. Dolayısıyla “Nasılsa çocukluğumdan bu yana var” diye düşünmeyip, benlerin renk ve şekil değişikliklerinde mutlaka dermatoloji muayenesi olmak gerekiyor.

Yanlış: Ailemde deri kanseri yok, bende de deri kanseri olmaz

Doğrusu: Deri kanseri aile öyküsünden bağımsız olarak ortaya çıkıyor. Bununla birlikte, ailede özellikle birinci derece akrabalarda melanom ya da melanom dışı deri kanseri olması, riski belirgin olarak arttırıyor. Böyle bir durumda aile bireylerinin dermatolojik muayenelerinin ihmal edilmemesi gerekiyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Yanlış: Bıçak değerse kanser kötüleşir, tedavi olmak istemiyorum

Doğrusu: Prof. Dr. İkbal Esen Aydıngöz cerrahi yöntemin birçok kanser türünde en başarılı sonuç veren tedavi yöntemi olduğunu belirterek, “Diğer kanser türlerinde olduğu gibi, deri kanserinde de, hastalıklı dokunun prensiplere uygun olarak belirli bir payla geniş olarak çıkartılması, hastanın yaşam süresini uzatıyor. Ayrıca, hastalığın tekrarlama riskini de anlamlı olarak azaltıyor. Ancak, tedavinin başarılı olması için erken tanı ve erken tedavi gerekiyor” diyor.

Uçak yolculuğunda şunlara dikkat edin

Uçak yolculuğunda şunlara dikkat edin

Tatil sezonunun açılması ile birlikte uçak yolculukları da arttı. Çoğu zaman büyük bir keyifle başlayan bu yolculuklar, kulaklarda oluşan kuvvetli basınç hissi nedeniyle kabusa dönüşebiliyor. Kuvvetli basınç hissi sık sık yaşanır ve tedavi edilmezse kalıcı işitme kaybına neden olur mu? Nasıl bir tedavi yöntemi uygulanır? Kulakta basınç hissi ile ilgili tüm merak ettiğiniz soruları Özel Adatıp İstanbul Hastanesi Kulak Burun Boğaz Uzmanı Op. Dr. Emre Günbey sizler için cevaplandırdı.

Genellikle uçak seyahati sırasında ortaya çıkan, yolculuk öncesinde pek çok insanda stres oluşturan kulakta kuvvetli basınç hissi, sadece yolculuk süresince değil sonrasında da bireylerin sağlığını olumsuz yönde etkileyebiliyor. Yolculuk sırasında, sakız çiğneme, esneme gibi farklı yöntemlerle bu basınç hissi azaltılmaya çalışılsa da özellikle sık sık yolculuk yapan kişiler için uçakta geçirilen süreyi kabusa çevirebiliyor. Özel Adatıp İstanbul Hastanesi Kulak Burun Boğaz Uzmanı Op. Dr. Emre Günbey, kulakta oluşan kuvvetli basınç hissi ile ilgili şu açıklamalarda bulundu: “Basınç hissi ve devamında oluşan ağrı, tıkanıklık, kulakta çıtırtı sesi duyma gibi şikayetler bizlere Östaki tüpü tıkanıklığının sinyallerini vermektedir. Özellikle sık sık uçak seyahati yapan bireylerde, dalgıçlık ile uğraşan kişilerde ve uçuş görevlilerinde daha fazla ortaya çıkan östaki tüpü tıkanıklığı rahatsızlığı tedavi edilmezse, orta kulak enfeksiyonu, kulak zarı çökmesi, işitme kaybı gibi ciddi sorunlara neden olabilmektedir. Östaki borusu, dışardaki atmosfer basıncıyla orta kulak basıncını dengeleme görevi görmektedir. Östaki tüpündeki fonksiyon bozukluğu, dış basıncın hızlı değiştiği uçak yolculuğu gibi durumlarda daha sık olmak üzere hastalarda, kulakta dolgunluk ve basınç hissi, kulak ağrıları, kulakta çıtırtı sesi duyma, tıkanıklık gibi şikayetlere yol açmaktadır. Bu şikayetler bazen östaki tüpündeki darlığa bağlı olarak normal zamanda da ortaya çıkabilmektedir.” dedi.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Yaşam kalitesini yükselten yöntem: Östaki Balon Tuboplasti

Uzun yıllardır östaki tüpü tıkanıklıklarının kalıcı ve etkili bir tedavisinin bulunmadığını belirten Op. Dr. Emre Günbey, son yıllarda ülkemizde uygulanmaya başlanan Östaki Balon Tuboplasti yöntemi ile hastaların yaşam kalitesinin arttığını belirtiyor. Dr. Günbey, “İlk olarak 2010 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nde yapılmaya başlanan bu yöntem, ülkemizde de son 4-5 yıldır uygulanmaktadır. Bu tedavi yöntemi öncesinde östaki tüpü tıkanıklığı yaşayan hastalara genellikle kulağa tüp uygulaması yapılmaktaydı. Tüp takılan hastaların ise deniz, havuz gibi suyla teması kısıtlanmakta hatta banyo yaparken dahi kulaklarda tıkanıklık yaşanmaktaydı. Östaki Balon Tuboplasti sonrasında ise hastanın su ile temasında herhangi bir sıkıntı yaşanmamakta, hasta uçak seyahatlerine de rahatlıkla çıkabilmektedir.” açıklamalarında bulundu.

Yüzde 85 başarı oranı ile güvenli ve acısız yöntem

Östaki Balon Tuboplasti yönteminin hasta için son derece güvenli ve konforlu olduğunu belirten Op. Dr. Emre Günbey, işlemin detaylarını şu şekilde açıkladı: “İşlem tamamen kapalı yöntemle, herhangi bir kesi veya tampon uygulaması olmaksızın gerçekleştirilmektedir. Östaki tüpünü genişletmek için, balon kateter yardımıyla endoskopik olarak östaki borusu içinde kateteri ilerletmektedir. Balon daha sonra iki dakika süre ile şişirilmekte ve tüpteki daralma da bu şekilde genişletilmektedir. Bu işlem sonrasında hasta aynı gün hastaneden taburcu olabilmekte ve 1 ay gibi kısa süre sonrasında hastanın şikayetleri gerilemeye başlamaktadır. 5 yaşından itibaren çocuklarda da uygulanabilen bu yöntem, östaki tüpü tıkanıklıklarında kalıcı bir tedavi şeklidir.” açıklamalarında bulundu.