Moda ve Sanat Sofrada Buluşuyor

Who Icons, moda, sanat ve sofra kültürünü aynı masada buluşturan koleksiyonlarıyla Milano’da düzenlenen özel davetle yeni serisini tanıttı. İnce kemik porselen (Fine Bone China) üzerine işlenen ikonik illüstrasyonlarıyla marka, klasik sofra objelerini hikâye anlatımına dönüştürüyor.

 İkonların Sofradaki Yolculuğu

2016’da Londra’da Ali Şamlı ve Goran Svilar tarafından kurulan Who Icons, Karl Lagerfeld, Anna Wintour, Donatella Versace ve Valentino Garavani gibi moda dünyasının güçlü figürlerini zarif porselen tasarımlara taşıyor. 24 ayar altın detaylarla süslenen fincan, tabak ve kupalar; her sofrada estetik bir dokunuşun yanı sıra sohbet başlatan objelere dönüşüyor.

Modüler ve Zamansız Koleksiyon

Kahve fincanlarından meyve kaselerine uzanan geniş koleksiyon, modüler yapısıyla kişisel sofralar yaratmaya olanak tanıyor. Fine Bone China’nın ışık geçiren zarafeti, modern illüstrasyon diliyle birleşerek nesiller boyu aktarılabilecek zamansız parçalar ortaya çıkarıyor.

Who Icons, moda evlerinden kraliyet ailelerine uzanan seçkin müşteri portföyüyle global yükselişini sürdürürken, Milano’daki lansmanıyla gastronomi ve tasarım dünyasında yeni bir dönemin kapılarını aralıyor.

 

 

#WhoIcons #FineBoneChina #SofraKültürü #ModaVeSanat #MilanoLansmanı #İkonikTasarım #PorselenSanatı #GurmeSofralar #MutfakLansmanı #ZamansızTasarım #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #AhuÇağdaş #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Konser Turizmi Ekonomide Yeni Fırsatlar Sunuyor

Dünyaca ünlü rap yıldızı Kanye West’in İstanbul’da gerçekleştirdiği konser, yalnızca bir müzik etkinliği değil; aynı zamanda Türkiye’nin uluslararası tanıtımına ve turizm gelirlerine önemli bir katkı sağladı. Milyonlarca takipçisi bulunan sanatçının ülkemizde sahne alması, sosyal medya ve global medya aracılığıyla Türkiye’nin yeniden dünya gündemine taşınmasına vesile oldu.

Prontotour Yönetim Kurulu Başkanı Ali Onaran, konser turizmini ülke turizminin geleceğinde önemli bir büyüme alanı olarak gördüklerini belirterek, “Kanye West konseri hem ülke tanıtımına katkı sağladı hem de turizm gelirini artırdı” dedi.

Konser Turizmi ile Gelen Hareketlilik

Konser kapsamında yurt dışına özel bilet satışları ve seyahat paketleri hazırlayan Prontotour, başta İngiltere, Almanya ve Fransa olmak üzere pek çok ülkeden yabancı ziyaretçiyi Türkiye’ye çekti. Konser deneyimini tatille birleştiren paketler sayesinde misafirler yalnızca İstanbul’u değil, aynı zamanda Kuşadası, Antalya ve Kapadokya gibi turistik bölgeleri de keşfetme fırsatı buldu. Böylece konser, Türkiye’nin kültürel ve turistik değerlerini tanıtan uluslararası bir platforma dönüştü.

“Dünya Türkiye’yi Konuştu”

Ali Onaran, uluslararası çapta ses getiren etkinliklerin turizm sektörü için büyük fırsatlar sunduğunu vurguladı:

“Dünyaca ünlü sanatçıların Türkiye’de konser vermesi yalnızca bir eğlence organizasyonu değil, aynı zamanda güçlü bir destinasyon pazarlama faaliyeti. Milyonlarca insan sosyal medya ve global yayınlar aracılığıyla Türkiye’yi konuşuyor. Bu organizasyonlar ülkemizin kültürel zenginliğini ve turizm altyapısını dünyaya göstermesi açısından son derece değerli.”

Ekonomiye Katkı ve Yeni Yatırımlar

Kanye West konserini yaklaşık 120 bin kişi izledi. Atatürk Olimpiyat Stadı çok uluslu bir buluşma noktasına dönüşürken, konser turizmi sayesinde misafirler yalnızca etkinliğe katılmakla kalmadı; İstanbul’dan Kapadokya’ya, Antalya’dan Kuşadası’na kadar Türkiye’nin farklı güzelliklerini deneyimledi. Bu da hem turizm gelirlerine hem de ülkemizin uluslararası marka değerine önemli katkı sağladı.

2026 yılında konser turizmine stratejik yatırımlar yaptıklarını belirten Onaran, Pronto Group şirketi Pronto DMC’nin özellikle Amerika pazarında yürüttüğü çalışmalarla Türkiye’ye gelen ziyaretçi sayısını artırmayı hedeflediklerini söyledi. Ricky Martin konseri için hazırlanan biletli tur paketlerinin satışlarının devam ettiğini de ekledi.

Geleceğin Turizm Modeli

Konser ve etkinlik turizmi, Türkiye’nin turist profilini çeşitlendirmesi ve kültürel değerlerini dünyaya tanıtması açısından yeni bir fırsat olarak görülüyor. Sanat odaklı projeler, ülkemizin marka değerini artırırken turizme katma değer sağlıyor.

 

#KanyeWest #KonserTurizmi #TürkiyeTurizmi #Prontotour #İstanbulKonserleri #TurizmEkonomisi #Kapadokya #Antalya #Kuşadası #RickyMartin #EtkinlikTurizmi #TürkiyeTanıtımı

“Dünya Aynı Anda Birkaç Büyük Kırılmayı Birlikte Yaşıyor…”

Modern çağın getirdiği hız ve anlık tüketim çılgınlığı, toplumları ve markaları küresel krizlerin ortasında belirsiz bir fırtına içinde savurup, sürüklüyor. Böylesi bir dönemde ayakta kalmanın ve geleceğe rehberlik etmenin tek bir yolu var: Entelektüel üretkenlikte ısrar etmek ve veriyi zamansız bir eşlikçi olarak görmek. Pause Dergi olarak bu ay; bilimsel verinin gücüyle geleceği “ön zamanlı” okuyan araştırma projeleriyle, stratejik plan, kurgu ve taktiklerle geleceğe değer katan, araştırma sektörünün global lider markası Ipsos’un Türkiye CEO’su Sidar Gedik’i ağırlıyoruz. Bu söyleşide; liderliğin sadece rakamlardan ibaret olmadığını; hayata değer katan insani duyguların, samimi bir vizyonun ve güçlü bir duruşun hikayesini okuyacaksınız. Keyifli okumalar diliyoruz.

Röportaj: Ahu Çağdaş

Fotoğraf: Sancar Kemal Demir

Ipsos Türkiye CEO’su Sidar Gedik

Sidar bey; dünyaca çok hızlı bir değişim ve dönüşüm sürecinden geçiliyor.Global bir araştırma şirketinin Türkiye CEO’su olarak, zamanın bu yeni ritmini ve dünyadaki bu büyük dönüşümü nasıl yorumluyorsunuz?

Dünya aynı anda birkaç büyük kırılmayı birlikte yaşıyor. Hem ülkemizde hem de küresel ölçekte çok katmanlı bir dönüşüm sürecinin içindeyiz. Pandemi, küresel enflasyon, jeopolitik gerilimler ve savaşların gölgesinde şekillenen yeni bir uluslararası düzenle karşı karşıyayız. Artan göç hareketleri ve ekonomik dalgalanmalar da bu tabloya eşlik ediyor.

Böylesi dönemlerin ortak özelliği, isimlerinin çoğu zaman sonradan konulmasıdır. Rönesans ya da Endüstri Devrimi örneklerinde olduğu gibi, içinde yaşarken bunun tarihsel bir kırılma olduğunu her zaman net göremeyiz. Bugün de benzer bir eşikte olduğumuzu düşünüyorum; henüz adını koyamadığımız ama öncesi ve sonrası farklı olacak bir dönemden geçiyoruz. Bu dönüşüm, uluslararası sistemi ve ekonomik düzeni yeniden şekillendiriyor. Küresel ticaret ilişkileri değişirken, enerji güvenliği ve jeopolitik gerilimler ağırlık merkezlerini kaydırıyor. Trump’ın geçtiğimiz yıl aldığı kararlar, ABD-İsrail-İran hattındaki gerilimler ve kritik enerji hatları küresel ekonomiyi doğrudan etkiliyor. Demografik değişim de bu sürecin kritik bir boyutu. Gelişmiş ekonomiler hızla yaşlanırken, Afrika gibi bölgelerde genç nüfus hızla artıyor. Göç ise bir diğer büyük başlık; dünyada şu anda 300 milyona yakın göçmen olduğu tahmin ediliyor ve önümüzdeki 25 yıl içinde yaklaşık 1 milyar insanın göç etmesi bekleniyor. Yapay zekâ ise en köklü kırılmalardan biri. Üretken yapay zekâ, iş yapış biçimlerini ve bilginin üretimini kökten değiştiriyor. İlk kez entelektüel üretimi ve düşünmeyi makinelerle paylaştığımız bu dönemde, kadim bilginin nasıl korunacağı ve nesiller arası aktarımın nasıl gerçekleşeceği önemli bir soru olarak önümüzde duruyor. Tüm bu gelişmelerin ortasında, yaşadığımız dönemin adını henüz koyabilmiş değiliz. Ancak çok net bir şekilde şunu hissediyoruz: Bu dönem, öncesi ve sonrası farklı olacak bir kırılma dönemi

Peki, araştırma sektörü bu dönüşümün tam olarak neresinde konumlanıyor? Sektör, bu sürecin bir takipçisi mi, yön veren kaldıraçlarından biri mi?

Araştırma sektörü bu dönüşümün tam merkezinde duruyor. Değişimi en erken okuyan alanlardan biri olduğu için doğal olarak bir “erken uyarı sistemi” gibi çalışıyor. Toplumların ve bireylerin nereye evrildiğini en hızlı biz görüyoruz. Ancak bugün sadece değişimi okumak yeterli değil. Dönüşümün kendisi çok hızlı ve katmanlı olduğu için araştırma sektörü; daha hızlı, daha fazla veriyle çalışan, yapay zekâ ve sentetik datayla gerçek zamanlı içgörü üreten bir yapıya evriliyor. Bu anlamda sektör bir takipçi değil. Ama tek başına yön veren bir kaldıraç olarak da görülmemeli. Daha doğru tanım şu: Araştırma sektörü, dönüşümün hızını ve yönünü daha görünür hale getiren bir “çarpan etkisi” yaratıyor. Böylesine hızlı değişen ve kırılganlıklarla örülü bir dünyada, araştırma sektörünün rehberliğine duyulan ihtiyaç hiç olmadığı kadar açık.

Global krizler, savaşlar ve en başta ekonomik sıkıntılar, dünyanın her yerinde, her sektörde derinden hissedildi. Araştırma sektörüne etkisi nasıl oldu? Markalar, şirketler, bu dönemde veriye daha mı çok sığındı?

2025 yılı ESOMAR sektör büyüklüğü raporuna göre 2024’te Türkiye’nin pazar araştırması cirosu yaklaşık 143 milyon USD, 2025 için ise 147 milyon USD seviyesinde bekleniyor. Türkiye G20 ülkeleri içinde yer almasına rağmen dünya sıralamasında 30. sırada olması, sektörün önünde kat edilmesi gereken ciddi bir mesafe olduğunu gösteriyor. Küresel krizler ve ekonomik sıkışma dönemlerinde markaların ilk refleksi genellikle araştırma bütçelerini kısıtlamak oluyor. Ancak bu yaklaşım artık eski dünyaya ait bir refleks. Çünkü yapay zekâ çağında veriyle çalışmak ve araştırma üretmek bir “opsiyon” değil, bir zorunluluk haline geldi. Araştırma sektörü bugün sadece tüketicinin nabzını tutan bir yapı değil; aynı zamanda güven seviyesini ölçen, eğilimleri ve davranış değişimlerini ortaya koyan ve buradan strateji üreten bir karar destek mekanizmasıdır. Bu nedenle araştırma, bir “maliyet kalemi” olarak değil, yatırımın fizibilite sürecinin doğal bir parçası olarak görülmeli. Çünkü araştırma ile desteklenmeyen yatırımların riski giderek artıyor

Ipsos Türkiye CEO’su Sidar Gedik

Aslında bu dijital dünyaya ilk adımı atan sektörün araştırma sektörü olduğusöyleyebilir miyiz? Nöro-araştırmalar, eye-tracking (göz takibi), marka ve pazarlama dünyasının beklentilerine, yol gösteren verileri, Ipsos yıllardır gerçekleştiriyordu desem ne dersiniz?  

Evet, araştırma sektörü dijital dönüşüme en erken adapte olan alanlardan biri oldu diyebiliriz. Bunun temel nedeni, sektörün doğası gereği veriyle, teknolojiyle ve insan davranışını anlamlandırma ihtiyacıyla iç içe olmasıdır. Ancak bugün mesele yalnızca dijital araçları kullanmak değil; araştırmanın kendisinin nasıl tanımlandığının yeniden değişmesidir. Ipsos’un Horizon 2030 stratejisi bu açıdan önemli bir çerçeve sunuyor. Horizon yaklaşımı, araştırmayı karar alma süreçlerini gerçek zamanlı olarak besleyen, yapay zekâ ile güçlendirilmiş bir içgörü ekosistemi olarak yeniden tanımlıyor. Stratejinin merkezinde hız, ölçek ve aksiyon olmak üzere üç kritik dönüşüm var. Ipsos bu dönüşümü yıllardır adım adım inşa ediyor. Nöro-araştırmalar, eye-tracking ve dijital davranış analitiği gibi yöntemler uzun süredir geliştiriliyor. Horizon 2030 ile birlikte ise bu metodolojiler tek bir entegre içgörü mimarisinin parçaları haline geliyor Dolayısıyla araştırma sektörü dijital dönüşümün takipçisi değil. Aksine bu dönüşümü erken okuyan, araçlarını erken geliştiren ve markaların karar alma sistemlerinin ayrılmaz bir parçası haline gelen bir alandır. Ipsos Horizon 2030 da araştırmayı sadece bilgi sağlayan değil, karar üreten ve geleceği şekillendiren bir yapı olarak konumlandırıyor.

Ipsos, hem dünyada hem de ülkemizde sektörün lideri konumunda. Sizin Türkiye’deki çalışmalarınızın markalar tarafında ve ülkemize kattığı katma değerler çok net. İhracat ekonomisine sağladığınız katkılar… Ancak benim asıl ilgilendiğim ve dikkat çekmek istediğim nokta, toplumsal duyarlılığınız ve sosyal sorumluluk projelerindeki o samimi hassasiyetiniz. Özellikle afet sonrasındaki kolektif iyileşme süreçlerini de dahil ederek, Ipsos’un bu insani ve toplumsal duruşundan bahsetmek ister misiniz?

Ipsos’un global ve Türkiye’deki konumunu değerlendirirken genellikle doğal olarak işin ticari ve stratejik tarafı öne çıkıyor. Ama Ipsos’u Ipsos yapan şey sadece bu değil. Bizim için araştırma, yalnızca ticari kararları besleyen bir araç değil, aynı zamanda toplumu anlamaya, objektif bilgiyle donatmaya ve toplumsal ihtiyaçları görünür kılmaya yarayan bir sorumluluk alanı. Bu nedenle toplumsal duyarlılık işimizin ayrı bir “yan başlığı” değil, doğrudan yapısının bir parçası. Özellikle kriz ve afet dönemlerinde bu çok daha görünür hale geliyor. Örneğin pandemi sürecinde ve 2023 yılında yaşadığımız deprem felaketi sonrasında yürüttüğümüz araştırmalar da bunun en somut örneklerinden oldu.Bu tür dönemlerde şunu çok net görüyoruz: İnsanlar sadece fiziksel ihtiyaçlar açısından değil, aynı zamanda bilgiye çok daha fazla ihtiyaç duyuyor. Böyle kırılma anlarında doğru veriyi üretmek, sadece ticari kararları değil, toplumsal dayanıklılığı da doğrudan etkileyebiliyor. Bu nedenle Ipsos’un yaklaşımı, proje bazlı bir sosyal sorumluluk anlayışından ziyade, araştırmanın doğasından gelen bir sorumluluk bilincine dayanıyor. Yani biz toplumu ölçerken aynı zamanda toplumu anlamaya, ihtiyaçlarını görünür kılmaya ve daha sağlıklı karar alma zeminleri oluşturmaya çalışıyoruz. Dolayısıyla Ipsos’un ekonomik katkısı ile toplumsal katkısı birbirinden ayrı değil, aksine birbirini besleyen iki temel eksen. Bir yandan markalara ve ekonomiye değer üretirken, diğer yandan özellikle kritik anlarda toplumun daha doğru anlaşılmasına ve iyileşme süreçlerinin desteklenmesine katkı sağlıyoruz.

Her yıl düzenlediğiniz uluslararası bir konferans var. “Araştırmada Yenilikler Konferansı”… Bilim ve teknik konularda yenilikleri, gündem konularındaki en güncel bilgileri, alanında dünyaca tanınmış isimlerle sunduğunuz dev aynı zamanda çok cool bir buluşma… Sektörü eğiten, öğreten ve çıtasını yükselten bu konferansın tüm geliri her yıl bir sosyal projeye aktarılıyor. Bu yönüyle, her açıdan ülkemizde tek olma özelliğine sahip bir prestij çalışması diyebilir miyiz? Araştırmada Yenilikler Konferansı’nın bu sene 17.’sini düzenliyoruz. Hem içerik derinliği hem de uluslararası katılımı itibarıyla Türkiye’de alanında çok özel bir buluşma. Her yıl konjonktüre ve zamanın ruhuna göre belirlediğimiz temamız çerçevesinde çok geniş bir yelpazede, alanında uzman çok değerli isimleri bir araya getirerek araştırma sektörünün geleceğini tartıştığımız bir platform. Bu yönüyle aslında sektörü besleyen, geliştiren ve çıtasını sürekli yukarı taşıyan bir öğrenme alanı. Bu etkinliği farklı kılan bir diğer önemli unsur da sosyal etki boyutu. Konferansın tüm geliri her yıl eğitim alanında bir sosyal projeye aktarılıyor. Sadece profesyonel bir buluşma olmaktan çıkıp toplumsal faydaya dönüşüyor. Bu anlamda Türkiye’de farklı bir örneği yok.

Ipsos Türkiye CEO’su Sidar Gedik

Siz özel hayatınızda da duyarlısınız diye duyuyorum. Bir çöplüğe bırakılan yavru köpeği sahiplenmiş olmanız. Ona bir yuvanın kapısını açmış olmanız… Bu hikâyeden biraz bahseder misiniz?

 Nova çöplüğe bırakılmış değildi, zaten orada doğmuştu. Çocuklarımız barınaklarda yuva bekleyen köpeklerden birini uzun zamandır sahiplenmek istiyorlardı. Biz de bu amaçla araştırmaya başladık ve bir arkadaşımız sayesinde Ezine’de Nova, kardeşleri ve başka canları şehir çöplüğünden kurtaran, aşılarını yaptırıp yuvalandırmak üzere çabalayan bir hayvansever ile yollarımız kesişti. Ve pandemi koşullarında Ezine’ye gidip Nova’yı alıp eve getirdim.  İyi ki getirmişim, bunun için çocuklarımıza ne kadar teşekkür etsek az. Nova’nın hayatımıza kattıkları saymakla bitmez. Umarım biz de onun hayatına bir şeyler katabilmişizdir.

Tüm bu yoğunluğun, verilerin ve sorumlulukların arasında; hayat size ne ifade ediyor?
Hayat bir mücadele. Benim için de her zaman böyle oldu. Mücadele doğası gereği zorludur. İşte tüm bu çabanın sonunda bir fayda üretebildiğinizi görebiliyorsanız hayatın hakkını vermişsiniz demektir. Fayda derken ailenize, dostlarınıza, eğer mevcutsa parçası olduğunuz kuruma – bu kurum şirket, okul, vakıf, dernek olabilir- ve en geniş çerçevede topluma, doğaya olan faydayı kast ediyorum. İnsan karşılaştığı zorluklardan kurtulmak ister ama esasen tüm o zorluklardan kurtulabilsek geriye ne kalacak sorusu da önemli. Fayda üretmek üzere samimi şekilde yürütülecek bir mücadelenin sonu yok bence.

Kendinizi nasıl yeniliyorsunuz, zihinsel disklerinizi nasıl temizliyorsunuz?

Eşim ile sohbetlerimiz zihinsel rahatlama açısından çok önemli benim için, çok şanslı olduğumu düşünüyorum. Tabi Nova dahil çocuklarımızla geçirdiğimiz zamanlar da beni rahatlatan diğer zaman dilimleri. Özellikle Nova ile birlikteyken doğal olarak sadece ona odaklanmak durumunda kalıyorum ve bunun üzerimde önemli pozitif etkisi olduğuna inanıyorum. Dostlarla birlikte zaman geçirmenin de insanın tazelenmesine büyük katkı yaptığını düşünüyorum. Bunların dışında futbol ve basketbolu çok yakından takip ediyorum, bu da bana bir zihinsel sıfırlanma alanı veriyor. İyi bir Galatasaray taraftarıyım, takımımızı sadece maçtan maça değil kendimce oldukça yakından izliyorum. Ayrıca bu sporlarda sadece Türkiye liglerini değil, Avrupa liglerini, Euroleague ve NBA gibi organizasyonları da çok yakından izlerim. Galatasaray taraftarı olmama rağmen Fenerbahçe Beko’nun Euroleague maçlarını Fenerbahçeli olan eşim ve benim gibi Galatasaraylı olan oğlum ile birlikte salonda takip ederiz, kızım da eşim gibi iyi bir Fenerbahçeli, ancak o yurtdışında üniversite eğitimi almakta olduğu için bize pek katılamıyor maalesef.

Ipsos Türkiye CEO’su Sidar Gedik

Ekranlardan izlediğim bazı programlardan edindiğim izlenim, çok sakin ve dingin bir yapınız olduğu yönünde. Kolay sinirlenir misiniz? Hayatta en çok neye kızarsınız?
Çok sakin biri olduğumu söyleyemem. Sanırım dışarıdan öyle görünüyor, belki tepkilerimi kamusal alanda saklamayı iyi beceriyorumdur. Hayatta en çok şuna kızarım diyebileceğim tek bir şey yok, tahammül etmekte zorlandığım birçok şey sayabilirim, mesela yalan, iftira, ihanet, adaletsizlik, haksızlık.

Deniz tutkunuzu da yakından biliyorum… Bununla ilgili geleceğe dair bir hayaliniz var mı?
Ülkemizde amatör denizcilik her geçen gün daha da zorlaşıyor. Marina kiraları, tekne bakım masrafları, sürekli bir yenisi ile karşılaştığımız yasal zorunluluklar ülkemizde amatör denizciliği gelişmiş ekonomilere sahip pahalı ülkelerden de daha zor ve maliyetli bir noktaya getirdi maalesef. Son dönemde bu koşullara dayanamayan birçok denizci teknesini satmak durumunda kalıyor, gerçek deniz aşıkları tekne sahibi olmaya niyetlenemiyor bile. Bu gidişat yakın gelecekte amatör denizci profilini de etkileyecek gibi görünüyor. Bizim ailemiz için de durum benzer. Bu yüzden geleceğe dair hayalim oldukça alçakgönüllü teknemizi satmak zorunda kalmamak. ‘Böyle hayal mi olur?’ diyebilirsiniz ama durum bu maalesef.

Yaklaşan Babalar Günü vesilesiyle hem sizin hem de kendi babamın Babalar Günü’nü içtenlikle kutlayarak sormak istiyorum: Özel günler bir araştırmacı olarak ve bir baba olarak size ne ifade ediyor?

 Annelik, babalık gibi rollerin yılda bir gün de olsa hatırlanması elbette güzel. Tüm babaların, babalık hissi taşıyanların gününü kutlarım. Belki okuyuculara beylik bir yorum gibi gelecek ama ben bu günlerin basit tanımlarından çıkarılıp daha geniş anlamda kutlanması taraftarıyım, her insanın anne-baba olma şansı olmayabilir, anne-babasını kaybetmiş olanlar ya da hiç tanımamış olanlar gibi birçok dezavantajlı durum sayabiliriz. Dolayısıyla sadece anneleri -babaları değil annelik-babalık duygusunu kutlayalım isterim, o duygu kime yönlenmiş olursa olsun kutlanmaya değer diye düşünüyorum, yeğenini veya komşusunun-arkadaşının çocuğunu evladı gibi seven teyze, amca dayı da kutlanmalı, bir kediye, köpeğe, kuşa yönlenmiş annelik-babalık duygusu da. Annesini küçük yaşlarda kaybetmiş biri olarak kardeşimi ve beni tek başına yetiştiren babamdaki annelik duygusunu kutlarım.

Ipsos Türkiye CEO’su Sidar Gedik, Ahu Çağdaş

Ipsos Türkiye CEO’su Sidar Gedik, Ahu Çağdaş

Sabiha Gökçen Havalimanı 894 Uçuşla Tüm Zamanların Rekorunu Kırdı

Sabiha Gökçen Uluslararası Havalimanı, 31 Mayıs 2026 tarihinde gerçekleştirdiği 894 uçuş trafiği ile tüm zamanların en yüksek günlük uçuş rekoruna imza attı. İç ve dış hatlarda toplam iniş-kalkış sayısıyla kayıtlara geçen bu başarı, havalimanının operasyonel gücünü ve bölgedeki stratejik konumunu bir kez daha ortaya koydu.

Rekor Operasyon

Bayram yoğunluğunda gerçekleşen rekor trafik, HEAŞ ve ISG koordinasyonunda sorunsuz şekilde yönetildi. Hava trafik kontrolünden apron yönetimine, terminal operasyonlarından yolcu konforuna kadar tüm süreçler 24 saat esaslı yürütüldü.

Stratejik Konum

Artan kapasite kullanımıyla birlikte Sabiha Gökçen, Türkiye’nin sivil havacılık hedeflerine katkı sunmaya devam ediyor. Rekor, havalimanının teknolojik altyapısının gücünü ve bölgedeki en önemli uçuş merkezlerinden biri olma konumunu pekiştirdi.

 

#SabihaGökçen #Havacılık #TurizmHaber #UçuşRekoru #ISG #HEAŞ #TürkiyeHavacılık #HavalimanıRekoru #HavayoluHaber #İstanbulHavalimanı #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #AhuÇağdaş #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Türkiye – Kuzey Makedonya Arasında Yeni Turizm ve Yatırım Köprüleri

Kuzey Makedonya Cumhuriyeti İstanbul Başkonsolosluğu ve Kuzey Makedonya Kültür Merkezi ev sahipliğinde, Prestige Uluslararası İlişkileri Geliştirme Platformu iş birliğiyle düzenlenen Macedonia Connect buluşması İstanbul’da gerçekleştirildi. Diplomasi, iş dünyası, turizm ve gastronomi çevrelerini bir araya getiren etkinlikte, iki ülke arasındaki kültürel yakınlık ve ekonomik iş birlikleri masaya yatırıldı.

Grand Cevahir Hotel & Convention Center’da gerçekleşen buluşmada; Kuzey Makedonya’nın turizm potansiyeli, gastronomi değerleri ve yatırım fırsatları öne çıkarıldı. Başkonsolos İdris Fazlioski konuşmasında, “Türk turistler 2025 yılında Kuzey Makedonya’yı ziyaret eden yabancı turistler arasında ilk sırada yer aldı. Bu bağları ticari ortaklıklara dönüştürmek için güçlü bir adım atıyoruz” dedi.

Etkinlikte ayrıca panel oturumları, B2B görüşmeleri ve kültürel sunumlarla iki ülke arasındaki iş birliği fırsatları tartışıldı. Gastronomi ve turizm başlıkları üzerinden dostluk görünür kılınırken, yeni ticari anlaşmaların kapısı aralandı.

 

#MacedoniaConnect #İstanbul #KuzeyMakedonya #Turizm #Gastronomi #Kültür #Diplomasi #Yatırım #İşBirliği #PrestigePlatform #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #AhuÇağdaş #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Uçakta Hastalanmamak İçin Doktorlardan Altın Tavsiyeler

Uçak yolculukları, tatilinize eşlik eden görünmez yolcularla yani mikroplarla doludur. Kalabalık koridorlar, ortak kullanılan yüzeyler ve düşük nemli hava; hastalıkların yayılması için ideal ortam yaratır. Ancak doktorların önerdiği birkaç basit adımla uçuş sırasında sağlıklı kalmak mümkündür. İşte bilimsel destekli ipuçları:

Koltuğunuzu akıllıca seçin: Pencere kenarı koltuklar, yoğun trafiğin olduğu koridorlardan uzakta olduğu için daha güvenlidir. Özellikle tuvalet ve kapılardan uzak oturmak riski azaltır. Araştırmalar, hastalıkların genellikle bir sıra ön, bir sıra arka ve yan koltuklarda yayıldığını gösteriyor.

Alanınızı temizleyin: Tepsi masası, kolçak, emniyet kemeri tokası gibi sık temas edilen yüzeyleri dezenfektan mendille silin. Tuvalet kapı kolları ve ekranlar da en kirli yüzeyler arasında. Yemeklerden önce el dezenfektanı kullanmayı unutmayın.

Hava nozulunu doğru yönlendirin: Havalandırma memesini yanınızdaki kişiyle aranıza yönlendirin. Bu güçlü hava akımı, öksürük ve hapşırıkla yayılan mikroplara karşı bariyer oluşturur. HEPA filtreli temiz havayı yüzünüze yönlendirmek güvenlidir.

Sağlıklı uyku alışkanlıkları edinin: Seyahat rutini bozduğu için bağışıklık sistemi zayıflar. Uçuş öncesi ve sonrası en az 7 saat uyumak, hastalıklara karşı koruma sağlar.

Susuz kalmayın: Uçuş sırasında bol su için. Güvenlikten sonra boş şişenizi doldurabilir, elektrolit paketleriyle destekleyebilirsiniz. Susuzluk bağışıklığı zayıflatır.

Tuzlu su spreyi kullanın: Kabin havası çok kuru olduğu için burun pasajları tahriş olur. Tuzlu su spreyi, burun yollarını nemlendirerek doğal savunmayı destekler.

Maske takın: Özellikle bayramlar ve tatil dönemlerinde yoğun uçuşlarda maske, en etkili koruyucu önlemlerden biridir.

 

Neden Önemli?

Uçaklarda kullanılan HEPA filtreli hava sistemleri mikropları azaltır, ancak kişisel önlemler almak hâlâ kritik. Bu ipuçlarıyla tatilinizi hastalıkla değil, keyifle hatırlarsınız. Doktorların önerdiği bu küçük ama etkili adımlar, seyahatinizi daha güvenli ve sağlıklı hale getirir.

 

#UçakYolculuğu #SağlıklıSeyahat #DoktorTavsiyesi #UçaktaSağlık #TravelTips #GastronomiSeyahat #Uçuşİpuçları #SağlıkVeSeyahat #UçaktaHijyen #SeyahatGastronomisi

Havalimanı Bekleme Salonlarında Görgü Kuralları

Havalimanı bekleme salonları, yoğun terminallerden uzaklaşıp seyahat öncesi huzurlu bir mola vermek için tasarlanmış özel alanlardır. Konforlu oturma düzeni, gurme atıştırmalıklar, hızlı Wi-Fi ve özel hizmetlerle öne çıkan bu salonlarda, herkesin keyifli bir deneyim yaşaması için görgü kurallarına dikkat etmek gerekir. İşte seyahatinizi daha keyifli hale getirecek ipuçları:

Giriş kurallarını öğrenin: Lounge erişimi her yerde farklıdır. Priority Pass üyeliği, premium kredi kartları veya business class biletleriyle giriş yapılabilir. Bazı salonlarda misafir kabulü sınırlıdır ve zaman kısıtlamaları uygulanır. Önceden araştırma yapmak sürprizleri önler.

Bagajınızı düzenli tutun: Salonlar ortak kullanım alanıdır. Valizlerinizi geçiş yollarını kapatmayacak şekilde yerleştirin, boş koltukları işgal etmeyin. Özellikle yoğun saatlerde bu kurala dikkat etmek önemlidir.

Şık ve rahat giyinin: Çoğu salon “smart casual” tarzını benimser. Spor kıyafetler, lastik terlikler veya şortlar hoş karşılanmaz. Bakımlı bir görünüm, atmosferin parçası olmanızı sağlar.

Gürültüyü azaltın: Telefon görüşmeleri için ayrılmış alanları kullanın, cihazlarınızı kulaklıkla dinleyin. Gürültü kirliliği, diğer yolcuların deneyimini olumsuz etkiler.

Açık büfede ölçülü olun: Büfeyi sınırsız yeme alanı gibi görmeyin. Yiyecekleri dışarı çıkarmayın, alkol tüketiminde ölçülü olun. Gurme deneyim paylaşım odaklıdır, aşırıya kaçmak hoş karşılanmaz.

Uyku kurallarına dikkat edin: Salonlar yatak odası değildir. Uyumak için özel kabinler veya dinlenme alanları varsa onları tercih edin. Ortak alanlarda yere uzanmak veya mobilyalara yaslanmak uygun değildir.

Evcil hayvan politikasını kontrol edin: Her salon evcil hayvan kabul etmez. Hizmet hayvanları dışında kuralları önceden öğrenin. Evcil dostunuz içeri girebiliyorsa, rahatsızlık vermemeye dikkat edin.

Neden Önemli?

Havalimanı bekleme salonları, seyahatinizi daha konforlu ve keyifli hale getirmek için tasarlanmıştır. Ancak bu deneyim, herkesin ortak nezaket kurallarına uymasıyla mümkün olur. Gürültüsüz bir ortam, düzenli bagaj, ölçülü davranışlar ve şık bir görünüm; hem sizin hem de diğer yolcuların yolculuğunu daha keyifli hale getirir.

 

 

#Havalimanı #BeklemeSalonu #Lounge #GörgüKuralları #Seyahat #Gastronomi #TravelTips #PriorityPass #BusinessClass #AirportLounge #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #AhuÇağdaş #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

TÜAD Zirvesinde Akıl ve İçgüdü Masaya Yatırıldı

Türkiye Araştırmacılar Derneği (TÜAD), 7 Mayıs 2026’da Raffles İstanbul’da düzenlenen 29. Araştırma Zirvesi ile araştırma, reklam, pazarlama, akademi ve medya dünyasının profesyonellerini bir araya getirdi. “İnsanın İki Yüzü: Akıl ve İçgüdü” temasıyla gerçekleşen zirvede, bireysel davranışlardan toplumsal dönüşümlere uzanan çok katmanlı bir yaklaşım ele alındı.

TÜAD Başkanı ve Ipsos Türkiye CEO’su Sidar Gedik, açılış konuşmasında araştırma sektörünün yalnızca veri üreten değil, toplumu anlamlandıran ve stratejik içgörü sağlayan bir yapı olduğuna dikkat çekti. Yapay zekâ, etik, metodoloji ve nitelikli insan kaynağının önümüzdeki dönemin en kritik başlıkları olacağını vurguladı.

Zirvede öne çıkan oturumlarda; Ahmet Pura araştırmanın iletişim ve iş dünyası açısından yön gösterici rolünü, Azmi Gümüşlüoğlu sürdürülebilir denge için farklı sesleri anlamanın önemini, Pladis ve eBrandValue ise yapay zekâ destekli veri analitiğinin pazarlama süreçlerini nasıl dönüştürdüğünü anlattı. NielsenIQ oturumunda ise agentic AI yaklaşımıyla dijital raf düzeninin ve tüketici yolculuğunun yeniden tanımlandığı paylaşıldı.

Akademi ve iş dünyasından birçok isim, tüketici davranışlarının rasyonellik sınırlarını, toplumsal tepkiyi, ekonomi politikalarını ve yapay zekâ ile insan aklı arasındaki etkileşimi tartıştı. Gün boyu süren paneller, ödül töreni ve networking seansıyla tamamlanan zirve, araştırma sektörünün geleceğine ışık tuttu.

 

 

#AraştırmaZirvesi #TÜAD #Akılveİçgüdü #AraştırmaSektörü #VeriAnalitiği #YapayZeka #Pazarlama #İletişim #Ekonomi #PauseDergi  #PauseTv #PauseJournal  #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Türkiye’nin Yemek Kültürü Haritası: Sofralarda Bir Lezzet Yolculuğu

Türkiye’nin mutfak kültürü, tarih boyunca medeniyetlerin buluştuğu bir coğrafyada şekillenmiş; her bölge kendi toprağının, ikliminin ve geleneklerinin izini taşımış. Etin ateşle buluştuğu Güneydoğu, zeytinyağının altın gibi parladığı Ege, sebzelerin bereketle harmanlandığı İç Anadolu ve Karadeniz… Her biri, Türk mutfağının zengin mozaiğini oluşturuyor.

Ege kıyılarında sofralar zeytinyağlılarla başlar. İzmir, Aydın ve Muğla’da enginar, bakla, pırasa ve ot yemekleri yalnızca birer lezzet değil; aynı zamanda yaşam biçimidir. Zeytinyağının hafifliği, bölgenin güneşiyle birleşir; sofralar sade ama zarif bir karakter kazanır. Balıkesir ve Çanakkale’de ise zeytinyağlı yaprak sarma ve imam bayıldı, geleneksel sofraların vazgeçilmezidir.

Güneydoğu’ya doğru uzandığınızda ateşin ve baharatın hükmü başlar. Adana kebabı, Gaziantep küşlemesi, Urfa ciğeri ve Diyarbakır kaburga dolması; etin ustalıkla işlendiği bir kültürün simgeleridir. Bu şehirlerde yemek bir ritüeldir; mangalın dumanı, baharatın kokusu ve sohbetin sıcaklığı birbirine karışır.

İç Anadolu’da ise sebze yemekleri ön plandadır. Konya’nın bamya çorbası, Kayseri’nin mantısı, Ankara’nın kuru fasulyesi… Hepsi, Anadolu’nun sade ama doyurucu mutfak anlayışını yansıtır. Karadeniz’de ise sebze ve deniz ürünleri iç içe geçer; hamsi tava, karalahana sarması ve mısır ekmeği bölgenin karakterini belirler.

Bu çeşitlilik, Türkiye’nin gastronomi haritasını yalnızca bir lezzet atlası değil, aynı zamanda kültürel bir miras haline getiriyor. Her şehir, kendi yemeğiyle bir hikâye anlatıyor; sofralar ise bu hikâyelerin buluşma noktası oluyor.

 

#TürkMutfağı #EtYemekleri #SebzeYemekleri #Zeytinyağlılar #Gastronomi #YemekHaritası #TürkiyeLezzetleri #YerelTatlar #GurmeKültürü #YemekSanatı #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Wyndham Hotels İlk Çeyrekte Rekor Büyüme Kaydetti

Dünyanın en büyük otel franchise zincirlerinden Wyndham Hotels & Resorts, 2026 yılının ilk çeyrek sonuçlarını açıkladı. Global oda sayısı bir önceki yılın aynı dönemine göre %4 artarak 869 bin 300’e ulaştı. Proje stokundaki otel sayısı ise 2 bin 200 ile rekor seviyeye çıktı.

ABD’de oda sayısı sabit kalırken, Asya Pasifik bölgesinde %12, EMEA ve Latin Amerika’da ise %9 büyüme kaydedildi. Wyndham’ın geliştirme aşamasındaki otellerinin yaklaşık %70’i orta ve üst segmentte, %17’si ise uzun konaklama segmentinde yer alıyor. Yeni inşaatların oranı %77 seviyesinde bulunurken, tesislerin %35’inin temeli atılmış durumda.

CEO’dan Güçlü Başlangıç Vurgusu

Wyndham Hotels & Resorts Başkanı ve CEO’su Geoff Ballotti, “İlk çeyrekte rekor açılışlarımız ve büyüyen proje stokumuzla yıla güçlü bir başlangıç yaptık. Portföyümüze yüksek kaliteli oteller ekleyerek gelirlerimizi artırıyor, yapay zeka yatırımlarıyla teknoloji platformumuzu daha da ayrıştırıyoruz. Franchise sahiplerimize, misafirlerimize ve hissedarlarımıza uzun vadede sürdürülebilir değer katma kabiliyetimize güvenimiz tam” dedi.

Global Turizmde Wyndham Etkisi

Wyndham, altı kıtada yaklaşık 100 ülkede 8 bin 400 oteliyle turizm ekonomisine yön veriyor. 869 bin odalık ağıyla hem ekonomi hem de orta segmentte lider konumda bulunan şirket, Wyndham Rewards ile 124 milyondan fazla üyeye dünya çapında avantajlı konaklama imkânı sunuyor.

 

#WyndhamHotels #TurizmEkonomisi #OtelYatırımları #ÇeyrekSonuçları #GlobalTurizm #KonaklamaSektörü #WyndhamRewards #EkonomiHaber #TurizmHaber #YapayZekaYatırımı #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #AhuÇağdaş #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity