Kendilik / Self: Benliğin Katmanlarına Yolculuk

Pause Dergi ve Pause Sanat ortak röportajında çağdaş sanatın özgün sesi Jale İris Gökçe ile buluştuk. Anadoluhisarı Hermes Art Gallery’de sanatseverlerle buluşan “Kendilik / Self” sergisi, yalnızca bir resim sergisi değil; benliğin katmanlarında sezgisel bir yolculuk. Gökçe, sanatın metalaştığı bir çağda, onun kutsal ve düşünsel köklerine dönüş çağrısı yapıyor. Bu sergi, izleyiciyi romantik klişelerin ötesinde kadim bilgeliğin ışığında kendini hatırlamaya davet ediyor.

Hemen tüm sergilerinizin ve çalışmalarınızın odak noktasında olan Kendilik / Self sanat yolculuğunuzun neresinde? Ve bu serginiz üzerine ne söyleyebilirsiniz?

Kendilik, benim için bir keşif veya tamamlanacak bir hedef değil; bir deneyim ve fark ediş hâlidir. Bu sergide de anlatmak istediğim, kimliklerimizin ve sosyal rollerimizin gürültüsünden sıyrılıp, kendimden yola çıkarak içinde yaşadığım toplum ve dünya ile bir hakikat ilişkisi kurmanın imkanlarını araştırmak. Türkiye’de sanat pratiği çoğunlukla dışavurum ve estetik üzerinden konuşuluyor; oysa benim için sanat, aynı zamanda düşünsel bir alandır. Hatta temeldir. Bu sergi hem görsel hem de zihinsel bir deneyim yaratmayı amaçlıyor.

Jale İris Gökçe

Kendilik, sanat ve düşünce ilişkisini nasıl kuruyorsunuz?

Sıklıkla tekrarladığım bir şey var: Sanat, sadece kendini ifade etmenin biçimi değil; aynı zamanda bir düşünme aracı. Görsel olanın ötesinde. İnsanın varoluşsal sorularına, kendi kendisiyle kurduğu ilişkiye dokunmak. Bu açıdan Türkiye’de sanat pratiğine katılımım, sadece estetik üretimle sınırlı değil kuşkusuz. Sanat bir sorumluluk, bir çağrı olabilir; düşünmek, sorgulamak ve izleyiciyi de didaktik basmakalıplara sıkıştırmadan düşünmeye davet etmek. Bu sanatçı sorumluluğun da bir parçası.

Bu sergide Kendilik / Self bir arayışın sonucu mu, yoksa bir hatırlamanın izleri mi?

Aslında bir arayıştan çok, bir durma hâli. Kendiliği aradığımızda çoğu zaman onu daha da uzağa koyuyoruz. Bu sergi, aramayı bırakıp hatırlamaya alan açma ihtiyacından doğdu. Kendilik benim için bulunacak bir şey değil; zaten hep orada olan ama gürültü yüzünden duyamadığımız bir sessizlik. Resimlerimde de bu derin sessizlik sizi çağırabilir dikkat edin:)

Türkiye’deki sanat pratiği açısından kendinizi konumlandırdığınız yer…

Türkiye’de günümüz sanat ortamı hızlı, çoğu zaman pragmatik ve ticarileşmeye odaklı. Benim pratiğim, az önce belirttiğim gibi, sanatın aynı zamanda düşünsel bir alan olduğunu göstermek. Sanatın estetik olduğu kadar eleştirel, yani etik boyutunu da bir araya getirmek. Yani sadece görsel değil, aynı zamanda kavramsal ve felsefi bir tartışma alanı yaratabilmek.

Jale İris Gökçe

Söylemlerinizde ‘kendilik etiği’ ve ‘kendilik bilinci’ kavramlarının sürekli vurgulandığını görüyoruz. Bir sanatçının, yapıtından ziyade kendi oluşu üzerine bu denli titizlenmesi, günümüz sanat dünyası için sizce ne anlam ifade ediyor?

Evet, bu kavramları sürekli vurguluyorum; çünkü hakikate giden yolda bunların bir zorunluluk olduğuna inanıyorum. Kendilik bilinci, bireyin kendi karanlığıyla ve aydınlığıyla kurduğu o tavizsiz dürüstlük anı; ışığın prizmadan geçmeden önceki o saf halini arama kararlılılığı. Kendilik etiği ise, bu bilinci bir yaşam pratiğine dönüştürme. Sanatçı, önce kendi varoluşunu bir sanat eserine dönüştürmekle yükümlü kanımca. Eğer sanatçı kendi ‘kendilik etiğini’ oluşturmamışsa, ürettiği eser sadece dışsal bir kabuktan ibaret kalır. Ben, eserlerimde izleyiciye bitmiş bir ürün değil, bir oluş süreci sunuyorum. Bu saplantılı odaklanma, aslında günümüzün savrulan, parçalanmış ve dış dünyaya bağımlı hale getirilmiş benliklerine karşı bir direniş kalesi. Benim için Kendilik/Self meselesi bir tema değil, hayatın ve sanatın tek meşru zemini.

Kendilik / Self sergisinde ‘Angel Rainbow’ kimliği, sembolizmi nasıl bir rol oynuyor?

Angel Rainbow benim için bir metafor ve bir bilinç hâli. Kendiliğin farklı katmanlarını göstermek, parçalanmış, tekil/çoğul yanlarımızla yüzleşmek için bir araç. Türkiye’deki sanat ortamında bu tür kavramsal ve sembolik araçlarla düşünce üretmek çok da alışılageldik bir yönelim değil. Zaten en büyük sıkıntı da burada. Eskiden sıkça rastladığımız karşılaşmalar çok az. Bu motivasyonu azaltsa da nihayetinde bir ‘kendilik araştırmacısının’ bununla baş etme pratiği de geliştirmiş olabileceği gözardı edilmemeli:) Veya hafife alınmamalı diye düşünürüm…

Gelecek kuşak sanatçılara mesajınız nedir?

Çetrefilli soru! Heraklitos’a falan gitmeye gerek yok! Biz kimiz? “Yokluktan” haykıran zavallılar değil miyiz? Şanslıysak yankılandığında sesimiz, birileri bizi duyar. Yoksa “Bak bu deneyimi yaşadım! Ve şu şu kestirme yolları katederek geldiğim bu uzun hayat yolculuğunda sakın ha dediklerimden sapma!” demek kendini arayan veya aramayan özgür bireyler üzerinde hakimiyet kurma isteğidir ki bundan her zaman kaçınmışımdır! Hayat bize uymayabilir çünkü. Bu tür gelecek tahakkümünü gereksiz ve akıldışı bulurum. Dahası bunu kültür-sanatın konfor alanından avaz avaz haykırmak da ayrı bir ironi! Her su kendi yatağını bulup aktığına göre, sanat sadece üretim değil, düşünsel sorumluluktur yani. İlle de bir tavsiye isteniyor ise de, genç sanatçılara söyleyeceğim şey; üretirken sadece görünüşe odaklanmamaları; deneyimlerini, toplumsal, felsefi, estetik katmanları bir entelektüel olarak küresel bağlamda bir araya getirirken, kendi özgün düşünsel ses ve sorgulama alanlarını koruyabilmeleri. Benim pratiğim bu. Cesaretlendirmek üzerine kurulu:) Her ne olursa olsun!

Kendilik / Self sergisi izleyiciye ne bırakmalı sizce?

Bir önceki yanıt yine geçerli. Geçici bir alan, bir duraklama, bir sessizlik. Sanat, burada bir yargı ya da sonuç sunmuyor; sadece bir çağrı yapıyor: “Kendi yolculuğunuzda durun, görün ve hatırlayın!” Bir süre en azından…

Jale İris Gökçe

#PauseDergi #PauseSanat #JaleİrisGökçe #KendilikSelf #ÇağdaşSanat #HermesArtGallery #SanatVeDüşünce #SanatSergisi #BenlikYolculuğu #SanatınOntolojisi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Oyunculuk özgüvenini, duruşunu ve hayatını değiştirdi

Genç yaşına rağmen sahne ve kamera önünde güçlü bir duruş sergileyen Ayşe Sena Tiroğlu, çocukluk hayalini gerçeğe dönüştürmüş bir isim. Aynanın karşısında roller biçip oynayan küçük bir kızdan, bugün tiyatro ve dizi dünyasında kendini kanıtlayan bir oyuncuya dönüşen Tiroğlu, hem samimi hem de kararlı tavrıyla dikkat çekiyor. Oyunculuk serüvenini, sektördeki zorlukları ve gelecek hayallerini bizimle paylaştı.

Röportaj: Eyüp Sağsalim

Ayşe Sena Tiroğlu

Oyunculuk serüveniniz nasıl başladı, sizi bu yola yönlendiren ilk kıvılcım neydi?

6 yaşımdan beri hep oyuncu olmak istiyordum. Tiyatro ve drama kurslarına gittim, annem de destek oldu; setlere, tiyatroya götürüyordu. Hayalimden hiç vazgeçmedim. Herkes doktor, mühendis olmak isterken ben oyuncu olacağım diyordum. Aynanın karşısında kendime roller biçip oynuyordum. Sonra konservatuarı kazandım, okulu bitirdikten sonra bir süre çocuklara amatörce drama eğitimi verdim. Ardından profesyonel anlamda tiyatro ve kamera önü devam etti.

Genç yaşta dizi ve film sektöründe yer almak nasıl bir deneyim, sizi en çok hangi yönüyle etkiliyor?

Keyifli ama zor bir süreç. Normalde içime kapanık biriydim, oyunculuk beni çok değiştirdi. Özgüvenimi, duruşumu, diksiyonumu geliştirdi; içimden başka bir ben çıkardı.

Bugüne kadar oynadığınız roller arasında sizi en çok zorlayan ya da dönüştüren hangisiydi?

Bütün rollerimi severek oynadım. Zorluk yaşamadım ama tiyatrodan kamera önüne geçtiğim dönemde bazı sıkıntılarım oldu.

Ayşe Sena Tiroğlu

Kamera önünde kendinizi ifade ederken en çok hangi duyguyu yansıtmayı seviyorsunuz?

Ben özümde neşeli ve hayat dolu biriyim. Eğlendirirken, güldürürken düşündürmeyi seviyorum. Ama dram rolleri geldiğinde karakterimin dışına çıkmak beni mutlu ediyor.

Set ortamında sizi en çok motive eden şey nedir?

Küçük bir rol bile olsa, oradan güzel bir karakter çıkarıp başardığımı hissetmek.

Kariyerinizde örnek aldığınız, hayranlık duyduğunuz oyuncular var mı?

Kesinlikle Gonca Vuslateri. Bana göre karakter oyuncusu; bütün rollerinde duyguyu en iyi şekilde yansıtıyor.

Ayşe Sena Tiroğlu

Oyunculuk dışında hayatınızda sizi besleyen hobiler veya ilgi alanları neler?

Dans etmeyi, yüzmeyi, yoga yapmayı ve tiyatro izlemeyi çok seviyorum.

Genç bir oyuncu olarak sektörde karşılaştığınız zorluklar neler ve bunlarla nasıl başa çıkıyorsunuz?

Bu sektörde ne kadar yetenekli olursanız olun kendinizi kabul ettirmenin zorluğunu yaşıyorsunuz. Ben çocukluk hayalimi kaybetmek istemediğim için savaşmaya devam edeceğim.

Gelecekte hangi tür projelerde yer almak, hangi karakterleri canlandırmak isterdiniz?

Tarihimizde yer almış önemli kadın kahramanları oynamak isterim. Ekranda güzellik algısını kırıp karakter oyuncusu olarak devam etmek hayalim.

Hayranlarınıza ve sizi takip eden gençlere vermek istediğiniz en önemli mesaj nedir?

Her mesleğin zorluğu vardır ama oyunculukta sabır ve sevgi olmazsa sürdürülmüyor. Ne olursa olsun hayallerinizden vazgeçmeyin.

#AyşeSenaTiroğlu #GençOyuncu #OyunculukHayali #TiyatrodanEkrana #HayallerindenVazgeçme #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

20 Mart Dünya Mutluluk Günü: Mutlu muyuz?

Ipsos Türkiye CEO’su Sidar Gedik, Günümüz dünyasında yaşanan hızlı değişim ve belirsizlikler, “iyi olma halini artık yalnızca kişisel tercihlerin bir yansıması olmaktan çıkarıyor. Ülkemizin ekonomik ve sosyal koşulları, küresel gelişmeler ve günlük hayatımızdaki değişkenler, mutluluk seviyemizi doğrudan etkiliyor. Kaygı ve belirsizlik arttıkça hem kendimizle hem de çevremizle kurduğumuz ilişkiler değişiyor.

Ipsos Türkiye

Kendi “iyi hissetme” halimizi destekleyen unsurları keşfetmek, zihinsel dayanıklılığımızı güçlendirmek ve belirsizliklerle başa çıkma becerilerimizi geliştirmek hem bireysel hem de toplumsal düzeyde atabileceğimiz en değerli adımlardan biri. Burada sözünü ettiğim mutluluk. Geçici hazlar peşinde koşmak değil: hayatın anlamlı ve tatmin edici bir şekilde yaşanması sonucunda ortaya çıkan derin bir doyum hissi. Ipsos’un 29 ülkede 23 binden fazla kişiyle gerçekleştirdiği Global Advisor Ipsos Mutluluk Endeksi araştırmasına göre, toplumların genel mutluluk seviyesi geçtiğimiz yıla kıyasla yükseldi. 29 ülke ortalamasında, katılımcıların dörtte üçü kendilerini mutlu hissediyor. Türkiye’de ise her on kişiden altısı mutlu olduğunu belirtiyor.

Ipsos Türkiye

Mutluluk seviyeleri uzun vadede önemli değişkenlikler gösteriyor. 2011 yılıyla karşılaştırıldığında, her iki araştırmaya da katılan 20 ülkeden 15’inde insanlar bugün geçmişe kıyasla daha az mutlu. İspanya, Arjantin, Macaristan. Meksika ve Brezilya ise bu dönemde mutluluk seviyesini artıran nadir ülkeler arasında yer alıyor. Türkiye özelinde ise tablo daha çarpıcı: 2011 yılında Hindistan ile beraber en mutlu ülkeydik. 2026 yılına geldiğimizde en mutsuz üç ülkeden biriyiz. Öte yandan, geçtiğimiz yıla kıyasla görülen 10 puanlık artış, ülkemizin bu yıl daha mutlu hissetmeye başladığını gösteren umut verici bir işaret olarak öne çıkıyor. Peki, mutluluğumuzu ve mutsuzluğumuzu en çok etkileyen faktörler neler?

Ipsos Türkiye

Araştırma sonuçları, takdir edilme ve sevgi hissi ile aile ilişkilerinin mutluluğun en önemli belirleyicileri olduğunu ortaya koyuyor. Ülkeler ortalamasında, mutlu olduğunu ifade eden katılımcıların %37’si mutluluklarının en büyük kaynağı olarak takdir edilme veya sevilme hissini gösteriyor; bunu %36 ile aileleriyle kurdukları ilişkiler takip ediyor. Türkiye’de 50-74 yaş grubu ve evli bireylerin diğer demografik gruplara göre daha mutlu olması, aile ve çocuklarla kurulan güçlü bağların bireylerin mutluluğunda belirleyici bir rol oynadığını destekliyor.

Ipsos Türkiye

Kişisel finansal durum, mutsuzluğun en önemli nedeni olarak öne çıkıyor. Mutsuz olduğunu belirten her on kişiden yaklaşık altısı, finansal durumlarının mutsuzluklarının başlıca sebebi olduğunu ifade ediyor.

Elbette ki insanları neyin mutlu ettiği konusunda ülkeler, nesiller ve gelir seviyeleri arasında farklılıklar var. Ancak bir gerçek var ki sevildiğimizi ve takdir edildiğimizi hissediyorsak, sevdiklerimiz ile bağlarımız güçlüyse ve hayatımızın ipleri elimizde ise daha mutluyuz.

Ipsos’un Türkiye CEO’su Sidar Gedik

 

#IpsosMutlulukEndeksi #SidarGedik #MutlulukAraştırması #TürkiyeMutluluk #GlobalAdvisor #İyiOlmaHali #ToplumsalMutluluk #AileVeSevgi #FinansalDurum #MutlulukEndeksi2026 #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Rixos Radamis’te Aquamania Jungle Park Açıldı

Mısır’ın turizm merkezi Sharm El Sheikh, yeni bir eğlence projesine kavuştu. Rixos Radamis Sharm El Sheikh bünyesinde açılan Aquamania Jungle Park, 35 bin m²’lik dev alanı, yeni nesil teknolojileri ve zengin aktivite seçenekleriyle tatil ve eğlenceyi bir araya getiriyor.

Parkta her yaş grubuna hitap eden 28 su kaydırağı, farklı zorluk seviyelerindeki adrenalin parkurları ve 350 metre uzunluğundaki Water Coaster öne çıkıyor. Orta Doğu’da ilk kez kullanılan Hive Technology destekli tubing ride sistemi ise kesintisiz ve güvenli bir eğlence sunuyor. Çocuklar için özel tasarlanan “Ride House” splash zone, miniklere güvenli bir oyun alanı sağlıyor.

Aquamania Jungle Park, yalnızca adrenalin değil; geniş food court ve taze atıştırmalık kiosklarıyla konforlu dinlenme alanları da sunuyor. Açılışta konuşan Rixos Mısır Otelleri CEO’su Erkan Yıldırım, projenin misafir deneyimini bir üst seviyeye taşıdığını ve Sharm El Sheikh’in bölgedeki lider resort destinasyonu konumunu güçlendirdiğini vurguladı.

#AquamaniaJunglePark #RixosRadamis #SharmElSheikh #SuParkı #EğlenceDeneyimi #Turizm2026 #KızıldenizTatili #HiveTechnology #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Club Med’de Kış 2027 Erken Rezervasyonları Başladı

Club Med, Kış 2027 sezonu için erken rezervasyon satışlarını başlattı. 24-27 Mart tarihleri arasında yapılacak ön satış döneminde misafirler, sabit TL garantisi, parçalı ödeme imkânı ve geniş müsaitlik seçenekleriyle tatillerini avantajlı koşullarla planlayabilecek.

Alpler’in kayak ve snowboard merkezlerinden Akdeniz’in sahil destinasyonlarına uzanan tesislerde spor, gastronomi, doğa ve wellness programları bir arada sunuluyor. Aileler ve çiftler için özel tasarlanan deneyimler, her yaştan misafire uygun tatil seçenekleri sağlıyor.

Club Med’in “her şey dahil” konsepti; konaklama, gastronomi, spor aktiviteleri ve eğlence programlarını tek pakette toplarken, seyahat ve sağlık sigortalarını da kapsayarak güvenli bir tatil deneyimi sunuyor.

Yeni sezonun en dikkat çekici gelişmesi ise Kasım 2026’da açılacak Club Med Borneo tesisi. Kota Kinabalu’da, yağmur ormanları ile Güney Çin Denizi’nin buluştuğu noktada yer alan tesis; doğa yürüyüşleri, gün batımı nehir turları ve lokal kültür gezileriyle misafirlere benzersiz bir deneyim vaat ediyor.

#ClubMed #Kış2027 #ErkenRezervasyon #TurizmHaber #Borneo #Seyahat #KayakTatili #Akdeniz #HerŞeyDahil #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Geleceğin Kadın Şefleri” Projesi Başladı

Gastronomi dünyasında kapsayıcı ve eşitlikçi bir çalışma kültürü oluşturmayı odağına alan BigChefs, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü kapsamında kadınların iş hayatındaki temsiline yönelik yeni kurumsal taahhütlerini duyurdu. Şirket, kadın çalışan oranını 2030 yılına kadar %45’e yükseltmeyi hedefliyor. Bu hedef, yalnızca istihdam rakamlarını artırmayı değil, aynı zamanda kadınların liderlik pozisyonlarında daha güçlü şekilde temsil edilmesini de içeriyor.

Bugün franchise’lar dahil toplam çalışanların %35’i kadınlardan oluşurken, üst düzey yöneticilerin %33’ü kadın liderlerden meydana geliyor. Mutfak operasyonlarında ise %50 kadın çalışan oranıyla şirket içinde en yüksek kadın temsili dikkat çekiyor. BigChefs, bu oranları daha ileri taşımak için yeni işe alım politikaları, kariyer gelişim programları ve kapsayıcı insan kaynakları uygulamalarını devreye alıyor.

Toplumsal cinsiyet eşitliğini destekleyen küresel girişimlerden United Nations Global Compact (UNGC) üyesi olan BigChefs, “Kadının Güçlenmesi Prensipleri”ni (WEPs) imzalayarak kurumsal taahhüdünü resmileştirdi. CEO Altan Kosova tarafından imzalanan destek beyanı, şirketin eşitlik konusundaki kararlılığını uluslararası platformda görünür hale getirdi.

Çalışanların fiziksel ve duygusal iyi oluşunu desteklemek amacıyla MultiSport programı, genişletilen sağlık hizmetleri ve Meditopia Çalışan Destek Platformu devreye alınıyor. Bu platform, psikolog, diyetisyen, aile danışmanı, fizyoterapist ve çocuk-ergen terapistleri gibi uzmanlardan destek alma imkânı sunuyor. Kadın çalışanların hayatlarının farklı dönemlerinde ihtiyaç duyabilecekleri bebek uyku sağlığı ve emzirme danışmanlığı gibi hizmetler de bu kapsamda yer alıyor. Böylece çalışanlara yalnızca iş hayatında değil, günlük yaşamlarında da destek sağlayan bütünsel bir yaklaşım benimsendi.

BigChefs’in toplumsal cinsiyet eşitliği yaklaşımı kurum içi politikalarla sınırlı kalmıyor. Şirket aynı zamanda gastronomi sektöründe kadınların gelecekte daha güçlü temsil edilmesini destekleyen sosyal sorumluluk projelerine yatırım yapıyor. Bu kapsamda başlatılan “Geleceğin Kadın Şefleri” projesi, genç kadınların gastronomi alanında eğitim görmelerine ve sektörde daha güçlü şekilde yer almalarına katkı sağlamayı amaçlıyor. İlk adım olarak Türk Eğitim Vakfı (TEV) bünyesinde oluşturulan proje fonuna bağış yapıldı.

BigChefs Kurucusu ve Yönetim Kurulu Başkanı Gamze Cizreli, kadınların iş hayatındaki rolüne ilişkin yaptığı açıklamada şunları söyledi: “Kadınların iş hayatındaki varlığı yalnızca bir temsil meselesi değil; kurumların kültürünü, üretim biçimini ve geleceğini şekillendiren bir güç. BigChefs’i kurarken de bugün büyütürken de kadınların emeğinin ve bakış açısının işimizin merkezinde olduğuna inanıyoruz. Bu nedenle hem kurum içinde kadın istihdamını artırmaya yönelik somut hedefler koyuyor hem de genç kadınların eğitimine destek vererek geleceğin kadın şeflerinin ve liderlerinin yetişmesine katkı sunmayı önemsiyoruz.”

 

#BigChefs #KadınlarGünü #ToplumsalCinsiyetEşitliği #GıdaEkonomisi #KadınŞefler #WEPs #UNGC #Kadınİstihdamı #Gastronomi #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Yolculuklarda Nitelikli Kahve Deneyimi Yaygınlaşıyor

Tchibo’nun Petrol Ofisi Grubu ile yürüttüğü Tchibo2Go iş birliği, Türkiye genelinde 1.100’ü aşkın istasyona ulaşarak yolculuk molalarında nitelikli kahve deneyimini yaygınlaştıran önemli bir kilometre taşına ulaştı.

75 yıllık global kahve uzmanlığıyla faaliyet gösteren Tchibo, Türkiye’deki 20 yılı aşkın yolculuğunda kahve deneyimini farklı tüketim anlarına taşıma hedefi doğrultusunda Petrol Ofisi Grubu ile geliştirdiği iş birliğini istikrarlı şekilde büyütüyor. Türkiye’nin dört bir yanındaki istasyonlarda yer alan Tchibo2Go noktaları sayesinde tüketiciler, Americano’dan Latte ve Cappuccino’ya kadar geniş bir lezzet yelpazesiyle yolculuklarına kaliteli kahve molaları katıyor.

Tchibo GMBH CEO’su Erik Hofstädter, “Kahve severlerin olduğu her yerde olma vizyonumuzla, yolculuklara lezzet katıyoruz. Nitelikli kahvenin bir lüks değil, günlük hayatın küçük ama değerli mutluluklarından biri olduğuna inanıyoruz” dedi.

Petrol Ofisi Grubu CMO’su Murat Zengin ise, “İstasyonlarımızı sadece yakıt noktası değil, yolculuklara değer katan yaşam alanları olarak konumluyoruz. Tchibo ile yaptığımız iş birliği sayesinde hizmette kalitenin çıtasını daha da yükseltiyoruz” ifadelerini kullandı.

 

#Tchibo2Go #PetrolOfisi #KahveMolası #NitelikliKahve #YolArkadaşı #KahveSeverler #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Corendon Airlines ITB Berlin’de Avrupa Odaklı Güçlü Büyüme Mesajı Verdi

Avrupa’nın önde gelen tatil hava yollarından Corendon Airlines, 3–5 Mart 2026 tarihleri arasında düzenlenen ITB Berlin Fuarı’nda turizm profesyonelleriyle buluşarak 2026 yılına dair stratejik yol haritasını açıkladı.

Şirket, Almanya, Polonya ve Birleşik Krallık başta olmak üzere Avrupa’daki kilit pazarlarda sürdürülebilir büyüme stratejisini vurguladı. 35 uçaklık filosu ve yılda yaklaşık 10 milyon yolcu kapasitesiyle faaliyet gösteren Corendon Airlines, özellikle DACH bölgesinde (Almanya, Avusturya, İsviçre) operasyonlarını derinleştirmeyi hedefliyor. Almanya çıkışlı kapasitenin %20 artırılması, Avusturya’da %30 büyüme ve İsviçre’de istikrarlı ağ yapısı planlanıyor.

Doğu Avrupa’da ise Polonya öne çıkan pazar olarak dikkat çekiyor. Varşova ve Katowice’den Antalya, Girit ve Hurgada’ya yeni uçuşlarla kapasite neredeyse iki katına çıkarılacak; 2027 itibarıyla ülkede operasyonel bir base kurulması hedefleniyor.

Birleşik Krallık pazarında ise kontrollü büyüme modeliyle Antalya ve Girit uçuşlarında frekans artışı yapılacak. Spor ve destinasyon odaklı iş birlikleriyle uzun vadeli konumlandırma desteklenecek.

Corendon Airlines, ITB Berlin’de ayrıca Mangal Lahmacun ikramıyla gastronomiyi uçuş deneyimine entegre eden yaklaşımını da sergileyerek büyük beğeni topladı.

#CorendonAirlines #ITBBerlin #TurizmHaber #Havayolu #AvrupaBüyüme #DACHBölgesi #PolonyaPazarı #BirleşikKrallık #SürdürülebilirTurizm #GastronomiDeneyimi #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Ipsos’tan Dünya Obezite Günü’ne Özel Araştırma

Ipsos’un 14 ülkede gerçekleştirdiği Global Obezite Algısı Araştırması, Türkiye’de obeziteye dair dikkat çekici sonuçlar ortaya koydu. Dünya Sağlık Örgütü obeziteyi kronik ve tekrarlayıcı bir hastalık olarak tanımlarken, Türkiye’de obeziteyle yaşayan bireylerin üçte ikisi (%68) bu durumu “kişisel tercihlerle önlenebilir” olarak görüyor.

Türkiye’de Önyargılar ve Algılar

Katılımcıların %71’i obezitenin yalnızca diyet ve egzersizle çözülebileceğini düşünüyor.

%76’sı obezitenin sürekli takip gerektiren tıbbi bir durum olduğunu kabul ediyor.

Buna rağmen obeziteyle yaşayanların yalnızca %35’i son bir yıl içinde doktora başvurmuş.

Günlük Yaşamda Görünmez Yük

Araştırmaya göre obezite, yalnızca fiziksel sağlık değil, iş hayatı, özgüven ve sosyal ilişkiler üzerinde de ciddi etkiler yaratıyor. Katılımcıların %85’i fazla kilonun günlük yaşamlarını olumsuz etkilediğini, %83’ü ise özgüven ve duygusal iyi oluş üzerinde yük oluşturduğunu belirtiyor.

Ipsos Türkiye CEO’su Sidar Gedik, “Obezite Türkiye’de yalnızca sağlık değil, günlük yaşamın her alanında hissedilen ciddi bir yük. Dünya Obezite Günü, doğru bilgiye erişim ve farkındalık için önemli bir fırsat” dedi.

#Obezite #IpsosAraştırması #DünyaObeziteGünü #SağlıkHaber #TürkiyeObezite #KronikHastalık #SağlıkFarkındalığı #Ipsos #ObeziteAlgısı #ToplumVeSağlık #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

“Müzik yapmak için yapay zekâya ihtiyaç duyanlar müzik yapmasın.”

Türk pop müziğinin güçlü sesi Rober Hatemo, 29 yıllık kariyerinde samimiyetini ve sahne performansındaki canlılığını hiç kaybetmedi. Pause Dergi için gerçekleştirdiğimiz özel röportajda Hatemo, dijital çağda müziğin dönüşümünü, “Full Live Project” fikrinin doğuşunu ve sahneye olan tutkusunu içtenlikle anlattı.

Röportaj: Ahu Çağdaş

Rober Hatemo

“Full Live Project” fikri nasıl doğdu? 

Herşeyin dijital ve gürültülü olmasından ve ben gibi insanların biraz kafa dinleyeceklerini düşündüğümden dolayı böyle bir sound yapıp, enstrümnları ve sesimi en organik şekilde duyurmak istedim. Bütün bunlar bir araya geldiğinde “Full live” adını verdiğim proje doğdu. Piyasada yapay zeka ile yapılan şarkılarında listelere girmesinde bunun bir katkısı var şüphesiz. Müzik yapmak için de yapay zekaya ihtiyaç duyanlarda müzik yapmasın diye düşünüyorum. İyi beste, doğru yazılmış sözler, iyi ve temiz bir vokal, üstat müzisyenlerle bir araya geldiğinde yapılan şarkıların dinleyicide çok çabuk karşılığı olduğunu da bu ilk şarkım olan “Umudum Kalmadı”dan görebiliyorum.

Eminönü meydanında halkın arasında çekilen klip, sizin için ne ifade ediyor? 

Aslında benim için çok önemli bir konu bu. Benim 29 senelik sanat hayatımda çıkardığımşarkılar halk tarafından hep beğeniyle karşılanmış ve beni bu günlere taşımıştır. Ancak ben bazı nedenlerden dolayı bu şarkıları halka söyleyecek konser organizasyonlarında pek bulunamadım. Bu şarkıyı Eminönü meydanında halkın içinde söylememin sebebi de bir yerde onlara olan minnettarlığımın bir göstergesi, bir teşekkür olarak yorumlayabiliriz.

 90’lardan bugüne müzikteki değişimi nasıl gözlemlediniz? 

Benim çıkışım 1997 yılında “Esmer” ile oldu, bakarsanız o şarkıda bile perküsyonlar, bağlamalar hep canlı enstrümanlar kullanılmıştır. Bende bir değişiklik olmadı aslında, zaman zaman trende uyup yaptığım şarkıların dışında. Kendimde bir Rober Hatemo tarzı oturttum. Bunda en büyük etkenlerden biri de çok sahne almam ve sahne de enstrümanlar eşliğinde canlı performans sergilemem. Hiç playback yapmadım. Hep samimi ve hep gerçek oldum. 29 yılda o kadar çok çıkış yapan kaybolan solist gördüm ki saysam liste uzar gider. İşte 90’lardan bu yana hep değişen bir müzik akımı olmasına rağmen hala kalıcı olmamın en büyük nedenlerinden biri bu. Şimdi de çok revaçta olan milyon milyon dinlenen yeni isimleri görüyoruz. Ama çoğu beş sene sonra olmayacaklar. Çünkü hepsi akıyorken küpü doldurmak peşinde, onlarda biliyorlar yirmi sene sonra hatırlanmayacaklarını o yüzden kalıcı bir eser bırakmak peşinde değiller maalesef.

Rober Hatemo

“Damar şarkılar” sizin için neden bu kadar özel? 

Damar şarkılar herkes için çok özeldir çünkü onlarda yaşanmışlık vardır. Ben gerçek hayatımda bu duyguları çok sık yaşayan ama belli etmeyen bir insanım. Bu şarkıları icra ederken adeta bende aynı duyguları yaşıyorum ve bu yüzden dinleyiciye geçirebiliyorum diye düşünüyorum. O şarkılar yazan, besteleyen kadar beni anlatıyor. Çünkü o şarkıyı dinlediğimde “evet bu beni anlatıyor ve ben bunu çek güzel okurum” diyorum.

Günlük hayatınızda sizi en çok besleyen şey ne: şehir, insanlar, yalnızlık, yoksa sahne? 

İlk sıraya sahneyi koyabilirim, orası takdir edildiğiniz ve tanıdığınız tanımadığınız insanların size sevgisini gösterdiği yer. Sahnedeyken ben benim, ikinci sıraya tabii ki insanları koyacağız, çünkü o sizi takdir eden, alkışlayan insanlar olmazsa yaptığınız işin sadece para kazandırmasının hiçbir değeri yok. Ve üç “Yalnızlık”, yalnız kalmayı seviyorum. Günün sonunda insan kafa dinlemeyi arzuluyor ama Şehir hayatı çok yorucu, kalabalık, trafik işte bunlar beni çok yoruyor. Sık sık İstanbul dışına kaçmam da bu yüzden.

“Full Live Project” sonrası hayalinizdeki işbirliği veya sahne neresi? 

Bu projenin devamına Riyad’da Mohammed Abdo Arena’da dev bir orkestra ile kendi şarkılarımı seslendirmek en büyük hayalim.

Dijital çağda müzikle dinleyici arasındaki bağ sizce nasıl değişti? 

Televizyon gitti, müzik kanalları gitti, müzik & eğlence programları gitti, vj’ler gitti. Aracısız kendi öngörüleri ile insanlar kendi beğendiği müzikleri kendi arayıp bulmak zorunda kaldılar. En büyük yararı dünya’da neler olup bitiyor, müzik adına neler yaşanıyor daha çabuk ulaşabiliyoruz.

Rober Hatemo

Eğer müzik yapmasaydınız, hangi mesleği seçerdiniz? 

Çok da düşünmeden cevap vereceğim, zaten baba mesleğim olan kuyumcu zanaatlkarlığını yapardım. Uzun yıllar babamın yanında yaptığım bir işti zaten ama müzik sevdam çok ağır bastığı için o mesleğe yıllar önce veda etmiştim.

Sahneye çıkmadan önce uğurlu bir ritüeliniz var mı? 

Genelde nefes eksersizleri yaparım ama hazırlanıp sahneye çıkmadan önce mutlaka dua ederim. Yakınımda sevdiğim birisi varsa da onu öperim genelde.

Dinleyicilerinizin sizi en çok hangi yönünüzle hatırlamasını istersiniz? 

İyi bir şarkıcı olarak hatırlasınlar yeter çünkü şarkı söylemeyi çok seviyorum ve son nefesime kadar da şarkı söyleyeceğim.

#PauseDergi #RoberHatemo #FullLiveProject #UmudumKalmadı #TürkPopMüziği #CanlıPerformans #Samimiyet #DamarŞarkılar #MüzikVeDuygu #EminönüKlip #29YıllıkKariyer #SahneTutkusu #MüzikVeHayat #MüzikRöportajı #KalıcıEserler #TürkMüzikSahnesi #Ahu Çağdaş