48 Milyon Yolcuyla Stratejik Başarı

İstanbul Sabiha Gökçen Uluslararası Havalimanı (SAW), 2025 yılında ulaştığı 48,4 milyon yolcu sayısı ve %15’lik kapasite artışıyla Avrupa’nın en büyük 10 havalimanı arasına girerek stratejik bir başarıya imza attı. İngiltere merkezli küresel havacılık otoritesi OAG tarafından yayımlanan “2025 Yılının Dünyadaki En Yoğun Havalimanları” raporunda, Sabiha Gökçen’in performansı “Avrupa’nın en büyük 10 havalimanı arasında stratejik bir başarı” olarak değerlendirildi.

İstanbul Sabiha Gökçen Uluslararası Havalimanı (SAW), 2025 yılında ulaştığı 48,4 milyon yolcu sayısı ve %15’lik kapasite artışıyla
Sabiha Gökçen Avrupa’nın İlk 10’unda
25. yılını kutlayan havalimanı, pandemi öncesi 2019 verilerine göre %37’lik büyüme ile Avrupa’da en hızlı gelişen merkez oldu. Frankfurt ve Münih gibi köklü havalimanlarının hâlâ 2019 seviyelerine ulaşamadığı dönemde, Sabiha Gökçen iki basamak yükselerek dokuzuncu sıraya yerleşti.
ISG Ticari İşler ve Strateji Genel Müdür Yardımcısı Kerem Maybek, bu başarının yalnızca yolcu hacmi artışı değil, aynı zamanda teknoloji ve sürdürülebilirlik odaklı dönüşüm vizyonunun somut bir sonucu olduğunu vurguladı. İstanbul’un küresel bir havacılık merkezi olarak yükselişine dikkat çeken Maybek, “Sabiha Gökçen artık sadece bir varış noktası değil; dünya havacılığının yeni hub standartlarını belirleyen bir ekosistem” dedi.
#SabihaGökçen #ISG #Havacılık #Turizm #AvrupaHavalimanları #GlobalHub #StratejikBaşarı #İstanbul #AirTravel #AviationNews #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Honest Holding ve Wtatil’den 200 Bin Koltukluk Turizm Hamlesi

Türkiye turizm sektöründe uzun süredir konuşulan büyük ölçekli markalaşma ve güç birliği modeli, Honest Holding’in Wtatil’e ortak olmasıyla hayata geçti. Yurt dışı tur operasyonlarında lider konumda bulunan Wtatil, Honest Holding’in finansal gücü ve global satış ağıyla birleşerek sektörde yeni bir büyüme dönemine giriyor.

200 Bin Koltukluk Dev Operasyon

2026–2027 döneminde yaklaşık 200.000 koltuk kapasitesi hedefleniyor. Balkanlar, Avrupa, Mısır, Orta Doğu ve Uzak Doğu pazarlarını kapsayan bu yapı, Türkiye çıkışlı yurtdışı tur organizasyonlarında bugüne kadar görülmemiş ölçekte bir planlama anlamına geliyor.

Anadolu’dan Direkt Uçuşlar

Ortaklıkla birlikte İstanbul merkezli yapı genişletilerek Anadolu şehirlerinden direkt uçuş ağı kurulacak. Ankara, İzmir, Adana, Antalya, Diyarbakır, Trabzon, Samsun, Konya, Kayseri ve Elazığ’dan yapılacak uçuşlarla erişilebilirlik artacak, acentelere daha güçlü fiyatlama ve daha geniş ürün çeşitliliği sunulacak.

Ortakların Mesajı

Honest Holding Yönetim Kurulu Başkanı Cengiz Deveci, “Turizmde büyük markalar, büyük yapılarla yükselir” sözleriyle vizyonu özetlerken; Wtatil kurucu ortakları Cansu Varlık ve Cihan Saray, bu iş birliğinin hem Türkiye’de hem de global pazarlarda yeni bir büyüme dönemini başlatacağını vurguladı.

#HonestHolding #Wtatil #TurizmHaberi #GüçBirliği #Markalaşma #YurtdışıTurlar #200BinKoltuk #AnadoluUçuşları #GlobalTurizm #TürkiyeTurizmi #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Trans yağsız üretim gıda sektöründe yeni standart haline geliyor

Tüketici sağlığına yönelik artan küresel hassasiyet, gıda etiketlerinde köklü bir değişimi beraberinde getiriyor. Gıda üreticileri, kardiyovasküler sağlık üzerinde risk oluşturduğu bilinen yapay trans yağları formülasyonlarından çıkarırken; ürünlerin raf ömrünü ve dokusunu koruyabilmek adına doğası gereği stabil ve güncel gıda güvenliği regülasyonlarıyla tam uyumlu bitkisel yağ alternatiflerine yöneliyor.

Gıda sektörü, son yıllarda hem tüketici beklentileri hem de yasal düzenlemeler nedeniyle önemli bir dönüşümden geçiyor. Özellikle kalp ve damar sağlığı üzerindeki olumsuz etkileri bilimsel çalışmalarla ortaya konan trans yağlar, dünya genelinde olduğu gibi Türkiye’de de gıda üretiminden kademeli olarak çıkarılıyor. Bununla birlikte sektör, Türkiye’de 2026 yılı itibarıyla tam kapsamlı olarak yürürlüğe girecek olan GE (Glisidil Ester) ve 3-MCPD bulaşanlar regülasyonuna hazırlanıyor. Piyasaya sunulan bitkisel yağların yanı sıra bu yağlarla hazırlanan gıda ürünlerini de kapsayan bu düzenleme, üreticiler için kritik bir soruyu gündeme getiriyor: Hem trans yağsız hem de yeni yasal mevzuatlara uygun üretim nasıl yapılacak?

Sorunun Kaynağı: Hidrojenasyon Süreci

Bu noktada, oda sıcaklığında doğal olarak yarı-katı halde bulunan bitkisel yağlar gıda üreticileri için önemli bir çözüm sunuyor. Özellikle palm yağı, herhangi bir kimyasal sertleştirme işlemine ihtiyaç duymadan ürünlere istenen doku ve dayanıklılığı sağlayabiliyor.

Palm yağının en önemli farkı ise doğal olarak içerdiği ve güçlü bir E vitamini formu olan “tocotrienol”ler. Bu zengin içerik, yağın oksidatif bozulmaya karşı çok daha dirençli olmasını sağlıyor. Bu doğal yapı sayesinde, üretim sürecinde trans yağ oluşumu engellenirken, ürünlerin raf ömrü ve lezzet dengesi de korunabiliyor.

Malezya Üniversitesi Araştırması Doğal Stabiliteyi Doğruluyor

Malezya Üniversitesi tarafından yayımlanan araştırmalara göre; palm yağının doğal yapısında bulunan ve güçlü bir E vitamini formu olan “tokotrienol”ler, yağın oksidatif bozulmaya karşı çok daha dirençli olmasını sağlıyor. Bilimsel veriler, bu zengin antioksidan içeriğinin, yüksek ısıl işlemlerde dahi yapısını koruyarak trans yağ oluşumunu engellediğini ortaya koyuyor. Bu sayede üreticiler, kimyasal müdahaleye gerek duymadan ürünlerin raf ömrünü uzatabiliyor ve lezzet dengesini koruyabiliyor.

Katkı maddelerine ihtiyaç azalıyor

Uzmanlara göre doğal olarak stabil olan bitkisel yağların tercih edilmesinin bir diğer nedeni de bu yağların oksidasyona karşı daha dirençli olması. Bu özellik, ürünlerin daha uzun süre tazeliğini korumasına yardımcı olurken, ek kimyasal işlemlere veya katkı maddelerine olan ihtiyacı da azaltıyor.

Bu yaklaşım, günümüzde giderek önem kazanan “temiz etiket” anlayışıyla da örtüşüyor. Özellikle 2026’da devreye giren GE ve 3-MCPD limitleri düşünüldüğünde hem ham yağın hem de son ürünün güvenliğini garanti altına alan bu doğal stabilite üreticilerin elini güçlendiriyor. Tüketiciler daha güvenli içerik listeleri görmek istiyor; gıda sektörü de bu beklentiye üretim süreçlerini sadeleştirerek ve denetim standartlarını yükselterek yanıt veriyor.

Uzmanlar Uyarıyor: Bu Bir Tercih Değil, Yeni Standart

Sektör temsilcileri, trans yağ içermeyen ürünlerin yakın gelecekte bir farklılaşma unsuru olmaktan çıkıp gıda üretiminde temel bir standart haline geleceğini belirtiyor. Doğal yapısı itibarıyla stabil olan bitkisel yağlar ise bu dönüşümün teknik olarak mümkün olmasını sağlayan başlıca unsurlar arasında gösteriliyor. Gıda etiketlerinde yaşanan bu değişim, yalnızca ürün içeriklerini değil, tüketici alışkanlıklarını ve üretim anlayışını da kalıcı olarak dönüştürmeye aday.

#TransYağsızÜretim #GıdaSektörü #SağlıklıBeslenme #TemizEtiket #BitkiselYağlar #PalmYağı #GıdaGüvenliği #SürdürülebilirÜretim #TüketiciSağlığı #YeniStandart #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Her Zaman Yıkamanız Gereken 12 Meyve ve Sebze

Taze meyve ve sebzeler sağlıklı beslenmenin vazgeçilmez parçası olsa da, pestisit kalıntıları ciddi bir risk oluşturuyor. Çevre Çalışma Grubu’nun (EWG) araştırmasına göre, “Kirli On İki” olarak adlandırılan bazı ürünlerde pestisit kalıntısı diğerlerine göre çok daha yüksek. Uzmanlar, bu ürünlerin mutlaka iyice yıkanarak tüketilmesi gerektiğini vurguluyor.

Kirli On İki Listesi

Çilek

Ispanak

Kara lahana, hardal yaprakları

Üzüm

Şeftali

Armut

Elma

Biber ve acı biber

Kiraz

Yaban mersini

Taze fasulye

Bu ürünler, pestisit kalıntısı açısından en riskli grupta yer alıyor. Sağlık kılavuzları günde en az beş porsiyon meyve ve sebze tüketilmesini önerirken, uzmanlar tüketicilerin hijyen ve yıkama konusunda daha dikkatli olmaları gerektiğini belirtiyor.

#GıdaGüvenliği #KirliOnİki #MeyveSebze #SağlıklıBeslenme #Pestisit #GıdaHaberi #Hijyen #TüketiciUyarısı #DoğalYaşam #Sağlık #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Çayda Toz Her Zaman Hile Değil

Türkiye’de sudan sonra en çok tüketilen içecek olan çay, zaman zaman “toz”, “boya” ve “hile” tartışmalarıyla gündeme geliyor. Uzmanlar, çayda görülen tozun her zaman yabancı madde anlamına gelmediğini, üretim sürecinde yaprakların parçalanmasıyla oluşan doğal kırıntılar olabileceğini belirtiyor. Ancak yüksek oranda toz, düşük kalite veya aşırı mekanik işlem göstergesi kabul ediliyor.

Katkı Maddesi ve Boya Kullanımı Yasak

Türk Gıda Kodeksi’ne göre çaya hiçbir katkı maddesi eklenemiyor. Buna rağmen bazı ürünlerde Sudan I–IV ve Metanil sarısı gibi yasak boyaların kullanıldığı tespit ediliyor. Bu tür boyaların kanserojen etki, karaciğer ve böbrek hasarı, alerjik reaksiyonlar ve uzun vadede toksik birikim riski taşıdığı ifade ediliyor. Çayın içeriği yalnızca Camellia sinensis bitkisinin yapraklarından oluşmalı.

Evde Testler Güvenilir Değil

Sosyal medyada sıkça paylaşılan “evde çay testi” yöntemlerinin güvenilir olmadığına dikkat çekiliyor. Çayda hile veya tağşişin ancak akredite laboratuvarlarda yapılacak bilimsel analizlerle tespit edilebileceği vurgulanıyor. Tüketiciler, şüpheli ürünleri Tarım ve Orman Bakanlığı’na bildirebilir veya Alo 174 Gıda Güvenliği Hattı üzerinden şikâyet oluşturabilir.

Ambalajsız Çaylardan Uzak Durun

Türkiye’de kişi başına yıllık yaş çay tüketimi 13,7 kg, kuru çay tüketimi ise 3,5–4 kg seviyesinde. Bu kadar yoğun tüketilen bir ürün için uzmanlar, ambalajsız dökme çaylardan uzak durulması gerektiğini belirtiyor. Ambalajsız ürünlerde üretici takibi ve izlenebilirlik mümkün olmadığından hile riskinin daha yüksek olduğu ifade ediliyor. Etiket bilgilerini kontrol etmek, üretici ve parti numarasını incelemek, şüpheli tat, koku veya renk farkında Tarım ve Orman Bakanlığı’na başvurmak tüketiciler için en güvenli yol olarak gösteriliyor.

Etiket Okuryazarlığı Önemli

Uzmanlar, tüketicilerin “etiket okuryazarlığı” konusunda bilinçlenmesi gerektiğini vurguluyor. Ürün menşei, üretici bilgisi ve parti numarası gibi detayların kontrol edilmesi, güvenilir markalardan alışveriş yapılması ve şüpheli durumlarda resmi mercilere başvurulması öneriliyor.

#Çay #GıdaGüvenliği #TüketiciUyarısı #ÇaydaHile #EtiketOkuryazarlığı #SağlıklıTüketim #TürkiyeÇay #GıdaHaberi #AmbalajlıÜrün #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Süt Üretiminde Alarm: Krizin Etkileri Hâlâ Sürüyor

Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) Kasım 2025 dönemine ait “Süt ve Süt Ürünleri Üretimi” verileri, sektördeki sorunların devam ettiğini ortaya koydu. Türkiye’de 2021 yılının son çeyreğinde başlayan süt krizinin etkileri hâlâ hissediliyor.

Üretimde Gerileme

2020 yılında 23,5 milyon tona ulaşan süt üretimi, 2021’de yaşanan büyük krizin ardından 2022’de 21,5 milyon tona geriledi. Yalnızca bir yıl içinde 2 milyon tonluk üretim kaybı yaşandı. O günden bu yana üretim artış göstermedi. TÜİK verilerine göre, sanayiye aktarılan inek sütü miktarı Kasım 2025’te bir önceki yılın aynı ayına göre %4 azaldı. Ocak–Kasım döneminde ise düşüş %0,4 olarak gerçekleşti. Son dört aydır inek sütü üretimi, geçen yılın aynı döneminin altında seyrediyor.

Hastalık ve Verim Kaybı

Uzmanlar, bu tablonun özellikle şap hastalığı ile başlayan verim kayıplarının ne denli ciddi boyutlara ulaştığını gösterdiğini belirtiyor. Hastalık nedeniyle hayvan sağlığında yaşanan sorunlar, üretim kapasitesini düşürürken çiftçinin gelir beklentisini de olumsuz etkiliyor.

Sektördeki Riskler

Süt üretimindeki dalgalanma yalnızca çiftçiyi değil, süt ve süt ürünleri sanayisini de doğrudan etkiliyor. Üretimdeki düşüş, maliyetlerin artmasıyla birleştiğinde hem tüketici fiyatlarına hem de ihracat kapasitesine yansıyor. Uzmanlar, üretimde yaşanan kayıpların uzun vadede süt ürünleri arzında daralma yaratabileceği uyarısında bulunuyor.

Ekonomiye Etkisi

Türkiye’nin tarım ve gıda sektöründe önemli bir paya sahip olan süt üretimindeki gerileme, ülke ekonomisi açısından da kritik bir sorun olarak değerlendiriliyor. Süt ve süt ürünleri, hem iç tüketimde hem de ihracatta stratejik öneme sahip. Bu nedenle üretimdeki düşüşün, tarım politikaları ve destek mekanizmaları açısından yeniden gözden geçirilmesi gerektiği ifade ediliyor.

#SütKrizi #TÜİKVerileri #TarımHaberi #Hayvancılık #SütÜretimi #Ekonomi #GıdaSektörü #Çiftçi #TürkiyeTarımı #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Çırağan Palace Kempinski İstanbul 35. Yılını Kutluyor

İstanbul’un en ihtişamlı yapılarından biri olan Çırağan Sarayı, Avrupa’nın en köklü lüks otel grubu Kempinski yönetimindeki 35. yılını kutluyor. 17. yüzyıldan bugüne uzanan tarihiyle İstanbul’un kültürel belleğinde özel bir yere sahip olan Saray, bugün yalnızca bir otel değil; Türkiye’nin global lüks sahnesindeki güçlü temsilcilerinden biri olarak öne çıkıyor.

Kraliyet ailelerinden devlet başkanlarına, dünyaca ünlü sanatçılardan seçkin düğünlere kadar sayısız etkinliğe ev sahipliği yapan Çırağan Sarayı, Osmanlı saray kültürünü Kempinski’nin misafirperverlik geleneğiyle harmanlayarak misafirlerine zamansız bir İstanbul deneyimi sunuyor.

35. Yıla Özel Konaklama Deneyimi

Çırağan Palace Kempinski İstanbul, 35. yıl kutlamaları kapsamında misafirlerine özel bir konaklama paketi hazırladı. Saray Süitler ve Bosphorus Executive Süit kategorilerinde geçerli olan bu ayrıcalıklı deneyim, özel ikramlar ve hediyelerle taçlandırılıyor. 15 Ocak – 31 Mart 2026 tarihleri arasında geçerli olan paket, Saray’ın asırlık mirasını günümüzün rafine lüks anlayışıyla buluşturuyor.

Tarihi ve Moderni Birleştiren Strateji

Çırağan Palace Kempinski İstanbul Genel Müdürü ve Kempinski Residences Türkiye Bölge Direktörü Ralph Radtke, “Çırağan Sarayı, Kempinski yönetiminde 35 yıldır tarihin ihtişamını modern misafirperverlikle harmanlıyor. İkonik konumumuz ve tarihsel mirasımız sayesinde İstanbul’un lüks destinasyon algısının şekillenmesinde aktif bir rol üstleniyoruz” dedi. Radtke ayrıca, misafirlere Saray’ın geçmişini adım adım keşfetme imkânı sunan ‘Tarihi Koridor Turları’ ile otelin kültürel belleğini canlı tuttuklarını vurguladı.

#ÇırağanSarayı #Kempinski #TurizmHaberi #İstanbulLüks #35YılKutlaması #LuxuryTravel #OsmanlıMirası #İstanbulTurizmi #ÇırağanPalace #KültürelBellek #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Avrupa’da personel krizi: Türkiye için yeni fırsat

Avrupa’da Personel Krizi Derinleşiyor: Türkiye İçin Stratejik Fırsat

Avrupa turizm ve konaklama sektörü, artan talebe rağmen insan kaynağı tarafında ciddi bir darboğazla karşı karşıya. Yapılan araştırmalar, Batı Avrupa’daki otellerin %47’sinin nitelikli personel bulmakta zorlandığını ortaya koyuyor. Özellikle Almanya’da gastronomi ve konaklama sektörlerinde 65 binin üzerinde kalifiye çalışan açığı bulunduğu belirtiliyor. Bu tablo, sektörün artık mevsimsel değil, yapısal bir krizle karşı karşıya olduğunu gösteriyor.

Personel Açığı Yapısal Hale Geliyor

Batı Avrupa’daki otellerin neredeyse yarısı, yetenekli personel bulmayı operasyonel büyümenin önündeki en büyük engel olarak görüyor. Almanya’da sektör birliği DEHOGA’nın verileri, gastronomi ve konaklama alanında ciddi bir insan kaynağı açığına işaret ediyor. Bu durum, artan turizm talebine rağmen hizmet kapasitesinin sınırlı kalmasına yol açarken, yeni insan kaynağı ve organizasyon modellerini zorunlu hale getiriyor.

Türkiye’nin Stratejik Potansiyeli

Avrupa’daki bu kriz, güçlü turizm altyapısı ve yetişmiş iş gücüyle Türkiye açısından stratejik bir fırsat oluşturuyor.

Türkiye, Avrupa’ya genç ve nitelikli iş gücü sağlayan ülkeler arasında öne çıkıyor.

Turizm ve hizmet sektörlerinde çok dilli, sahaya hızlı adapte olabilen genç nüfus dikkat çekiyor.

Türk turizm çalışanları Avrupa’da mutfak, servis ve operasyon gibi kritik alanlarda istihdam ediliyor.

Uzmanlara göre, Türkiye’nin turizm sektöründe yetişmiş insan kaynağı, Avrupa’daki personel açığını kapatmada önemli bir rol oynayabilir. Bu durum, hem Türk çalışanlar için yeni istihdam fırsatları hem de Türkiye’nin turizm sektöründeki küresel etkisini artıracak bir gelişme olarak değerlendiriliyor.

Küresel Rekabet ve Yeni Modeller

Avrupa’daki insan kaynağı krizi, yalnızca otellerin değil, gastronomi ve hizmet sektörünün tamamını etkiliyor. Bu nedenle, ülkeler arası iş gücü hareketliliği ve stratejik iş birlikleri giderek daha fazla önem kazanıyor. Türkiye’nin genç ve dinamik nüfusu, Avrupa’nın bu açığını kapatmada kritik bir rol üstlenebilir.

#AvrupaTurizm #PersonelKrizi #TürkiyeİşGücü #TurizmSektörü #Almanya #Gastronomi #Konaklama #İstihdam #EkonomiHaberi #StratejikFırsat #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

KKTC’ye Charter Uçuşlara 7 Bin Euro’ya Kadar Teşvik

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) Turizm Bakanlığı, turist getiren havayolu şirketleri, tur operatörleri ve KITSAB üyesi acentelere yönelik charter uçuş teşviklerinin uygulama esaslarını açıkladı.

Bakanlar Kurulu’nun Ü(K-I)2383-2025 sayılı kararı, 7 Ocak tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Düzenleme kapsamında, charter uçuşlara yönelik teşvik ödemeleri kalkış ülkesine göre farklılaştırıldı.

Almanya’dan KKTC’ye yapılacak her gidiş-dönüş charter seferi için 5 bin Euro destek sağlanacak.

Diğer ülkeler için teşvik tutarları 7 bin Euro’ya kadar çıkabilecek.

Bu karar, KKTC turizmini güçlendirmeyi, charter uçuşları artırmayı ve bölgeye daha fazla turist çekmeyi hedefliyor.

#KKTC #CharterUçuş #TurizmHaberi #Ulaşım #Teşvik #PauseDergi

Osmaniye OSB’de Radisson İmzasıyla Yeni Otel Yatırımı

Türkiye’nin en önemli organize sanayi bölgelerinden biri olan Osmaniye Organize Sanayi Bölgesi (OSB), sanayicilerin ihtiyaçlarını ve bölgenin artan iş hacmini dikkate alarak önemli bir turizm yatırımı için harekete geçti. Osmaniye OSB ile Radisson Oteller Grubu arasında imzalanan anlaşma ile bölgeye uluslararası standartlarda bir otel kazandırılacak.

Bölgeye Değer Katacak Yatırım

Osmaniye OSB Müdürlüğü tarafından yapılan kapsamlı anket çalışmaları sonucunda ortaya çıkan ihtiyaçlar doğrultusunda hayata geçirilecek proje, sanayiciler, iş dünyası temsilcileri, protokol üyeleri ve bölgeyi ziyaret eden misafirler için nitelikli konaklama ve hizmet sunacak.

Vali Dr. Erdinç Yılmaz’ın Açıklamaları

Osmaniye Valisi Dr. Erdinç Yılmaz, “Osmaniye OSB bugün güçlü bir üretim, ihracat ve lojistik trafiğini yönetiyor. Bu ekosistemin sağlıklı işlemesi için hizmet altyapısının da güçlendirilmesi gerekiyor. Radisson iş birliğiyle hayata geçirilen otel projesi, bölgenin cazibesini ve rekabet gücünü artıracak” dedi.

Şerif Tosyalı’dan Vizyon Vurgusu

Osmaniye OSB Yönetim Kurulu Başkan Vekili Şerif Tosyalı ise, “OSB’de yalnızca üretim kapasitesini değil, bu üretimi destekleyen tüm altyapıyı planlıyoruz. Artan yatırım talebi ve yoğun iş trafiği, nitelikli konaklama ihtiyacını daha görünür hale getirdi. Radisson markasının bölgemizde yer alması, sanayicilerimizin verimliliğine katkı sunarken yatırımcı nezdinde kurumsal gücümüzü pekiştirecek” ifadelerini kullandı.

Bölge Ekonomisine Katkı

Otel projesi, yalnızca konaklama alanında değil; bölge ekonomisi, istihdam ve hizmet kalitesi açısından da önemli katkılar sağlayacak. Uluslararası bir marka olan Radisson’un Osmaniye OSB’ye kazandırılması, bölgenin yatırım çekiciliğini artırırken, sanayi ve turizmin kesiştiği noktada güçlü bir sinerji yaratacak.

#OsmaniyeOSB #RadissonHotels #TurizmHaberi #Yatırım #SanayiVeTurizm #KonaklamaYatırımı #PauseDergi