“Tutuklanan Süleyman Köşkeroğlu ile ticari bağımız yoktur”

Gaziantepli Ömer Köşkeroğlu Baklavaları’ndan açıklama

İstanbul’da bir belediyeye yönelik soruşturmada Süleyman Köşkeroğlu’nun tutuklanması, medyada “Köşkeroğlu Baklavaları’nın sahibi tutuklandı” ifadeleriyle yer aldı. Bu durum, aynı ismi taşıyan ancak yıllardır farklı ticari kuruluşlara ait baklava markası sahiplerini üzdü.

Gaziantepli Ömer Köşkeroğlu Baklavaları markasının sahibi Tuğçe Köşkeroğlu, konuyla ilgili bir açıklama yaptı. Tuğçe Köşkeroğlu’nun açıklaması şöyle:

KÖŞKEROĞLU MARKASI 12 YIL ÖNCE YOL AYRIMINA GİRDİ

“1946 yılından bu yana Gaziantep usulü meşhur baklavalar üreten Köşkeroğlu Ailesi büyük bir ailedir. Türkiye’de aile işletmeleri genellikle ilerleyen dönemlerde yol ayrımına girer. Köşkeroğlu baklavaları da 12 yıl önce böyle bir ayrılık yaşadı. Süleyman Köşkeroğlu ‘Köşkeroğlu Baklavaları’ ismini kullanarak yoluna devam etme kararı aldı.

Ben de markanın kurucularından babamın adını yaşatmak üzere, “Gaziantepli Ömer Köşkeroğlu Baklavaları” ismiyle ayrı bir ticari yapılanma kurdum. Köşkeroğlu baklavaları adını yıllardır bu marka ile yaşatıyorum.

MARKAMI KORUMAK ADINA…

Dolayısıyla, bir soruşturma kapsamında tutuklanan Süleyman Köşkeroğlu ile ticari olarak hiçbir bağımız yoktur. Adında Köşkeroğlu geçen ancak farklı ticari kuruluşlara ait baklava markasıyız.

Kadın emeğinin alın teriyle inşaa ettiğim markamı korumak amacıyla bu önemli ayrıntıyı, değerli müşterilerimize, gazeteci dostlarımıza, sosyal medya kullanıcılarına duyurma ihtiyacı hissettim.

Kamuoyuna saygıyla duyurulur.”

#GaziantepliÖmerKöşkeroğlu #Baklava #GaziantepBaklavası #TürkMutfağı #MarkaAçıklaması #GıdaSektörü #TatlıKültürü #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

“Wellness temel bir insan hakkıdır.”

Televizyon ekranlarından tanıdığımız, yazarlığıyla ilham veren, wellness ve yoga eğitmenliğiyle binlerce insana dokunan Ece Vahapoğlu, bugün artık “iyi yaşam” kavramının Türkiye’deki en güçlü seslerinden biri. Medya kariyerinden wellness dünyasına uzanan yolculuğunda disiplinini, iletişim gücünü ve sahne deneyimini yeni bir amaca yönlendiren Vahapoğlu, beden–zihin–ruh bütünlüğünü merkeze alan felsefesiyle modern insana dengeyi hatırlatıyor.
Pause Dergi için gerçekleştirdiğimiz özel kapak röportajında; içsel beslenmeden dişil enerjiye, kakao seremonilerinden nefes çalışmalarına kadar uzanan yaşam yolculuğunu, kişisel kırılma noktalarını ve wellness sektörünün geleceğine dair vizyonunu bizimle paylaştı.

Röportaj: Ahu Çağdaş

Ece Vahapoğlu, Ahu Çağdaş

Medya kariyerinden wellness alanına geçişteki kırılma noktanız neydi? O dönemki disiplin, bugünkü felsefenize nasıl bir temel sağladı?
Televizyon ve medya benim için güçlü bir iletişim alanıydı; ancak içimde hep insanlara gerçek dönüşüm sağlayan, onlara iyi gelen bir şeyler yapma arzusu büyüyordu. 30’lu yaşlarımda kendi iç yolculuğum başladıktan sonra gördüm ki; başarı sadece dış görünüşte ve şirket cirolarında değil, insanın beden–zihin–ruh bütünlüğünde saklı. Bu farkındalık, hayatımı daha derin bir amaca yönlendirdi. Medyada edindiğim disiplin, sahne duruşu ve güçlü iletişim becerileri ise bugün wellness alanında binlerce insanla buluşmamın temelini oluşturdu. Spor ve sağlıklı yaşam kültürünü yaymak istiyorum.

Savunduğunuz içsel beslenme tam olarak nedir ve günümüzün tükenmişlik hislerine karşı nasıl somut bir çare sunuyor?
İçsel beslenme; sadece tabağa değil, ruhun neye aç olduğuna da bakmaktır. Sevgiye mi? Desteğe mi? Özgürlüğe mi? Bedenimizi kaliteli gıdalarla beslerken ya da beslemezken; zihnimizi olumlu düşüncelerle, ruhumuzu minnetle, sosyal hayatımızı sağlıklı ilişkilerle beslemeyi savunuyorum. Bu yaklaşım modern insanın tükenmişlik haline bir çözüm oluyor.

Ece Vahapoğlu, Ahu Çağdaş

Kakao seremonisi, modern insanın denge arayışına hangi derinlikleri sunuyor veya hatırlatıyor?
Kakao seremonisi, kalbi açan ve bizi öz şefkatle buluşturan kadim bir ritüel. Ben de uygulayıcısı olarak yaptığım seremonilerde katılımcıları daha üst bir enerji frekansına çıkarıp yukarıdaki ama aslında içimizdeki kaynakla buluşturuyorum. Kalp gözü açıldığı için niyetler daha kolay kabul oluyor. Modern insan hep “yapma” halinde; kakao ise “olma” haline davet ediyor. Unuttuklarımızı hatırlatıyor: Yavaşlık, duygu, sevgi, bağ ve birlik.

Dişil enerjiyi neden bu kadar önemsiyorsunuz?
Oğlum Efe’ye hamile kalmadan önce yaşadığım bir kayıp beni dişil enerjiyi aktive etmek konusunda uyandırdı. Çok araştırdım, okudum, uyguladım. Kitaplar yazdım. Çünkü dişil enerji; yaratıcı, sezgisel ve şefkatli tarafımız. Hızlı ve rekabetçi dünyada kadınlar sürekli eril enerjiyle ilerliyor ve öz doğalarından uzaklaşıyor. İyi yaşamın kalbinde dengelenmiş bir dişil güç var. Son kitabım ‘Dişil Enerji’de de bunun yollarını aktarıyorum. Aynı zamanda daha çok kadına ulaşmak için dişil enerji şifa uygulayıcısı sertifikam da tamamlanmak üzere.

Ece Vahapoğlu, Ahu Çağdaş

Bunu kaybettiğini düşünen kadınlara öneriniz?
Kendilerine şefkatle dokunsunlar. Öz değerini hatırlasınlar. Toprağa bassınlar. Dans etsinler. Nefes alsınlar. Aynaya bakıp “Ben yeterim” desinler. Dişil enerji, dışarıdan alınan bir şey değil; hatırlanan bir öz. Dişil enerji açık olduğunda hayata bilgelik, aşk, bolluk, bereket akar.

Nefes çalışmalarında bahsedilen iç ses, insanı ilk duyduğunda en çok hangi korku ya da gerçekle yüzleştiriyor?
Sessizlik. Çünkü o sessizlikte kaçtığımız gerçeklerle, ertelenmiş duygularla yüzleşiriz. Zihne düşünceler gelir, odaklanmak güçleşir. İşte tam orada pratik başlar: Sürekli nefese geri dönmek.
Nefes, zihnin fırtınasında bize yönünü bulduran pusula gibi… Korkunun içinden geçtikçe özgürlüğün kapısı açılır.

Ece Vahapoğlu, Ahu Çağdaş

Hayatınızda hiç tükendiğinizi hissettiğiniz bir dönem oldu mu? O dönemden çıkmanızı sağlayan tek şey neydi?
Evet olmuştur. Üstelik herkes güçlü görürken. Aynı anda çok şeye yetişmeye çalışırken ve hala idealist hedeflerde kalmaya çalışırken yoruldum. Beni ayağa kaldıran şey hem içime dönmek hem de hareket oldu. Her şey üst üste geliyorsa bir dur, sakinleş. Ama sporunu da eksik etme. Bedenimi ve ruhumu iyileştirdikçe sıkıntılar çözüldü.

Kırmızı çizginiz var mıdır?
Hak ettiğim değerin verilmediğini hissettiğim yerde durmam. Saygı, sınırlarıma çektiğim net bir çizgi.

Ece Vahapoğlu, Ahu Çağdaş

Çabuk sinirlenir misiniz? Nasıl bir yapınız var?
Güçlü bir yapım var ama sabırsız olabiliyorum. Sinirlenince kısa bir süre sesim yükselebilir ama sonra sakinlerim. Eskiden istediğim şeyler istediğim zamanda olsun isterdim; ama hayat gösterdi ki ansızın planlar değişebilir. Anne ve babamı yakın zamanda birden kaybettim. Üstüne kanser olduğumu öğrendim. Çabuk toparladım hep ve yoluma devam ettim. İçimde tutmamayı, söylemeyi ve sınır koymayı öğrendim.

Dijital dünyanın mükemmel görünme baskısını nasıl yönetiyorsunuz? Kamera arkasında, dışarıya yansıtmadığınız en büyük mücadeleniz nedir?
Kamera önünde parlayan hayatlara herkes bakıyor, kamera arkasını az kişi biliyor… Yıllardır TV sektöründe de sosyal medyada da aktif biri olarak görünenle arkasının farklı olduğu zamanları biliyorum. Bazen bu bir anlamda profesyonellik. Ama ben sosyal medyada takipçilerime sürekli mükemmellik yerine gerçeklik iletiyorum. Genel olarak olumlu ve ilham veren şeyler paylaşıyorum. Şikayet etmiyorum. Kimi gün sahnede, kimi gün yorgun — ama her zaman Ece’yim.
En büyük mücadelem? Kendime yeterince şefkat göstermek.

Ece Vahapoğlu, Ahu Çağdaş

Wellness’ı sürdürülebilir bir iş modeline dönüştürdünüz. Bu sektörün önümüzdeki 5–10 yılda hangi alanlarda en hızlı büyüyeceği öngörülüyor?
Turizm, kurumsal sağlık, dijital eğitim & uygulamalar ve longevity (uzun yaşam) alanları çok hızlı büyüyecek. Ben de bu alanların hepsinde global projeler üretiyorum. Wellness alanı zaten büyüyor; daha da büyüyecek. İnsanlar da neyin değerli olduğunu ve nereye yatırım yapmak daha iyi onu anladı. Seni yoran tatiller, marka alışverişleri yerine deneyimsel ve seni dinlendiren uzaklaşmalar revaçta.

Türkiye’de wellness halen lüks olarak algılanıyor. Bu algıyı kırıp iyi yaşamı halka yayacak en etkili yol nedir?
Wellness temel bir insan hakkıdır. Ücretsiz toplu aktiviteler, şehir içi sağlıklı yaşam alanları, medya desteği ve toplum sağlığı projeleri bu algıyı kıracak güce sahip. Ben bunun için en az 15 yıldır uğraşıyorum; zamanında kamu ile de çalıştım.

Ece Vahapoğlu, Ahu Çağdaş

Dağ, kar ve soğukla aranız nasıl?
Doğa beni hep yeniler. Zorlu koşullarda bedenimi keşfetmek zihnimi de güçlendiriyor. Dağda zaman geçirmek bana çok iyi gelir. Havası nefesimi yeniler. Hele bir tırmanış, yürüyüş, rota, hedef varsa her zirve, bana “yapabilirim” duygusunu yeniden hatırlatıyor. Dünyanın en zorlu yarışı Everest Maratonu’nda koşan ilk ve tek Türk olmanın gururunu hala yaşıyorum.

Saç ve makyaj rutininiz?
Doğalım. Gündelik hayatımda çok uzun zamanlar ayırmam. Her zaman bakımlıyım. Cildimi temiz tutarım. Yoga pratiğiyle nefes aldığım gibi yüz yogası da yaparım. Saçlarım düz; yıka çık halimle sokağa çıkabilirim. Makyajı hafif yapmayı severim. Sahne sunuculuklarımda ve hatta TV ekranında bile hafif makyaj tercih ederim.

Ece Vahapoğlu, Ahu Çağdaş

Alışveriş tarzınız?
Planlı olduğum dönemler olduğu gibi özellikle seyahatlerde bir rahatlayıp spontan bir şeyler satın alıyorum.
Buzdolabımda ise hep: sebze & yeşillikler, yumurta, bitkisel sütler, avokado ve ham kakao bulunur.

Yorgunluğa karşı kişisel sınırlarınız?
Enerjimi korumayı öğrendim. “Hayır” diyebilmek, erken uyku, yoga, nefes, meditasyon ve Efe ile kaliteli zaman — benim en güçlü şarjım.

Ece Vahapoğlu, Ahu Çağdaş

Bir destinasyonu wellness cenneti yapan unsurlar nelerdir? Keşfettiğiniz bir gezi rotasını paylaşır mısınız?
Sessizlik, doğa, yüksek kalite beslenme ve samimi insan bağlantısı. Yaz aylarında Bodrum’da yazlık evimdeyim.
Yurtdışı favorilerimden biri Bali — insanın ruhunu açan bir enerjiye sahip ve tam yogilere göre. Hatta Mart ayında Bali’de anne–çocuk kampı düzenliyorum.
Bir diğer özel rotam ise Bosna Piramitleri… Bahar aylarında şifası yüksek enerjisiyle orada meditasyon turum olacak.

Önümüzdeki yıllarda Türk wellness sektörünü dönüştürecek global trend?
Longevity — uzun ve güçlü yaşam bilimi.
Beyin, beden ve duygu dönüşümü bilimsel yöntemlerle yaşamın merkezine oturacak.

Ece Vahapoğlu, Ahu Çağdaş

10 yıl sonra Ece Vahapoğlu’nu nerede hayal ediyorsunuz?
Dünyanın dört bir yanında, binlerce kadına ilham veren global bilge bir kadın olarak hayal ediyorum. Konuşmalarım, seminerlerim, workshoplarım, kamplarım, kitaplarım ve dijital içeriklerimle dünyadayım.
Doğaya yakın, Efe’yle çokça seyahat eden, aşkı da bulmuş dengede bir yaşamda.

Tek öğüdünüz?
Kendinize dönün. Mutluluk dışarıda değil, içinizde filizleniyor. Ve hep şükredin.

Ece Vahapoğlu, Ahu Çağdaş

Başarının sırrı nedir?
Tutku + disiplin + şükür.
Ne yapıyorsan kalbinle yap.
Ayrıca sürekli öğrenme hevesi ve ilham vererek paylaşmak — bilgiyi saklamak değil, çoğaltmak başarıyı gerçek kılar.

Yeni TV programınız başladı; nasıl gidiyor?
Ekranda iyi bir programda olmayı özlemiştim. Tam bana göre bir içerikle, programın adında bile ‘mutluluk’ geçen, gazeteciliğimi konuşturabileceğim formatta, seçkin konuklarla samimi ve pozitif bir sohbet. 360TV’de ‘Ece Vahapoğlu ile Mutluluk için’ sert gündemden uzak, ilham ve mutluluk veren bir lifestyle format. Stüdyo dekoru, ekip, izleyici geri dönüşleri her şey çok güzel enerjide.
Eklemek istedikleriniz.
Benim için iyi yaşam bir hedef değil; her gün seçtiğimiz bir yol.
Okuyucuların bu yola sevgiyle adım atmasını diliyorum.

Ece Vahapoğlu, Ahu Çağdaş

#EceVahapoğlu #PauseDergi #KapakRöportajı #Wellness #Yoga #İçselBeslenme #DişilEnerji #Mutlulukİçimizde #Lifestyle #AhuÇağdaş #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

48 Milyon yolcuya doğru güçlü adım

İstanbul Sabiha Gökçen Uluslararası Havalimanı, 25 yıl önce hizmete açılan ilk terminal binasını “Terminal 1 Renovasyon Projesi” kapsamında yenileyerek 1. Fazını hizmete sundu. Türkiye’nin 2’nci, Avrupa’nın 9’uncu en yoğun havalimanı olan Sabiha Gökçen, artan yolcu trafiğine ek kapasite sağlayacak bu yatırımla büyümesini hızlandırıyor.

Toplam 70 milyon euro yatırımla hayata geçirilen proje, modern mimarisi, gelişmiş teknolojik altyapısı ve sürdürülebilir yapısıyla yolcu konforunu artırıyor. Faz-2 ve Faz-3 çalışmalarının 2026’da tamamlanmasıyla Terminal 1, havalimanına yıllık 5,5 milyon ek yolcu kapasitesi kazandıracak.

Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, açılışta yaptığı konuşmada Türkiye’nin havacılıkta küresel bir merkez haline geldiğini vurguladı. İkinci pistin devreye alınmasıyla yolcu sayısının rekor seviyelere ulaştığını belirten Uraloğlu, “Sabiha Gökçen yalnızca bir altyapı projesi değil; İstanbul’un ve ülkemizin havacılık vizyonuna adanmış, geleceğe uzanan bir mirastır” dedi.

#SabihaGökçen #Terminal1 #Havacılık #Turizm2026 #EkonomiHaberi #İstanbulUlaşım #PauseDergi

“Kıbrıs’a ulaşımda tekel oyunu: Halkı sömürüyorlar!”

Ben yıllardır turizmin içindeyim, ihracatçının da otelcinin de derdini biliyorum. Türkiye’de maliyetler artıyor, enflasyon yüzde 30 deniyor ama gerçekte yüzde 50 civarında. Döviz iki yıldır baskılanıyor, Merkez Bankası kasayı dolduruyor ama piyasada kur artışı engelleniyor. Bu baskı yüzünden turizmde ve diğer sektörlerde kârlar eriyor.

Kıbrıs’ın en büyük sorunu ulaşım. Pegasus ve THY aralarında anlaşmış gibi davranıyor; hafta sonları tek yön bilet 20 bin liraya çıkıyor. Bu kabul edilemez! Kıbrıs hükümeti çözüm arıyor ama şirketler “biz ticari kuruluşuz, kârımıza bakarız” diyor. THY’nin elinde yüzlerce uçak var, isterse uçuşu artırır ama artırmıyor.

Kıbrıslılar kendi havayolunu batırdı, şimdi iki şirket adayı sömürüyor. Dubai’ye, Malta’ya gitmek daha ucuz! “AJet koyacağız” diyorlar ama o da göstermelik. Ulaşım olmayınca hayat duruyor. THY çok başarılı bir firma oldu, İstanbul Havalimanı da dünya çapında… Ama turizm için Türkiye’nin bu politikalarını eleştirmek şart.

Benim sözüm net: Kıbrıs’a ulaşımda tekeli kırın, halkı ve turizmi rahatlatın!

#KıbrısUlaşımKrizi #TurizmÇıkmazı #Pegasus #THY #BesimTibuk #AdadaHayatDuruyor #UlaşımdaTekel #TurizmİçinAdalet

Fırsat Takibi dönemi: tüketici gerçek indirim peşinde

2025 yılına ekonomik toparlanma umuduyla giren tüketici, Nisan ayında gerçekleşen faiz artışıyla birlikte yeniden temkinli moda geçti. Ipsos’un “Gündeme Dair” araştırmasına göre, artan enflasyon algısı ve düşen alım gücü, yılın en hareketli indirim dönemi olan Kasım kampanyalarını bile baskıladı.

Farkındalık Yüksek, Alışveriş Düşük

Araştırma sonuçları, indirimlerden haberdar olma oranının yüksek olmasına rağmen alışverişe dönüşme oranında tarihi bir düşüş yaşandığını ortaya koyuyor. 2025 yılı, “haberdar olup da alışveriş yapmayanların” en yüksek olduğu yıl olarak kayda geçti. Bu durum, tüketicinin artık kampanya dönemlerinde daha seçici davrandığını ve yalnızca gerçekten cazip fırsatlara yöneldiğini gösteriyor.

İndirimlere Güven Azaldı

Tüketicilerin yarısı (%50) sunulan indirimleri yetersiz bulurken, her 10 kişiden 4’ü kampanya dönemindeki ürünlerin kalitesinden şüphe duyuyor. Bu tablo, indirim dönemlerinde tüketicinin güven algısının zayıfladığını ve alışveriş kararlarını daha fazla sorguladığını ortaya koyuyor.

“Fırsat Takibi” Dönemi

Kasım kampanyalarına yönelik genel negatif algıda bir yumuşama görülse de, bu durum tüketicinin ikna olduğu anlamına gelmiyor. Artık karşımızda indirimden haberdar olan ancak alışveriş yapmak için “fırsat gibi fırsat” bekleyen, her zamankinden daha hesaplı davranan bir tüketici profili var. Bu yeni davranış biçimi, markaların kampanya stratejilerini yeniden gözden geçirmelerini zorunlu kılıyor.

Ekonomik Baskı ve Tüketici Psikolojisi

Enflasyon algısının yüksekliği, alım gücündeki düşüş ve faiz artışlarının etkisiyle tüketici, ihtiyaç odaklı alışverişe yöneliyor. Lüks ve gereksiz harcamalar yerine temel ihtiyaçlara odaklanan tüketici, kampanyaları artık bir “alışveriş şöleni” değil, gerçek fırsatların peşinde koşulan bir dönem olarak görüyor.

Bu tablo, markalar için önemli bir uyarı niteliğinde. İndirim dönemlerinde tüketiciyi ikna etmek için yalnızca fiyat avantajı değil, ürün kalitesi, güvenilirlik ve şeffaflık da ön plana çıkmak zorunda. 

Ipsos Türkiye CEO’su Sidar Gedik

Ipsos’un Türkiye CEO’su Sidar Gedik, araştırma verilerini şöyle yorumladı;

Yıl içerisinde tüketicilerin tatil alışkanlıklarından okul harcamalarına, bayram alışverişlerinden hanelerin yeme içme trendlerine kadar pek çok konuyu takip ediyoruz. 2024 yılını faiz indirimiyle kapatmıştık ve 2025 yılında ekonomide yukarı yönlü bir ivme bekliyorduk. Ancak 2025 Nisan ayında gerçekleşen faiz artışıyla ekonomik hareketlilik yeniden yavaşladı.

Gündeme Dair araştırmamızın Ekim sonuçlarına göre ekonomiye yönelik olumsuz beklentiler son 3 ay içinde 4 puan artarak %57’ye çıktı. Her üç kişiden ikisi ise enflasyonun açıklanan resmi enflasyondan yaklaşık iki kat daha yüksek hissedildiğini belirtiyor.

Kasım ayı markaların rekabetini artırdığı ve tüketicilerin kampanyaları yakından takip ettiği bir dönem. Fakat yine de Gündeme Dair araştırmamızın sonuçları, bu yıl Kasım indirimlerinin önceki yıllardaki etkisini tam olarak gösteremediğini ortaya koyuyor.

Her ne kadar indirimlerden haberdar olma oranı 2024 ile aynı kalsa da, 2022 ve 2023’e kıyasla son iki yılda bu farkındalık belirgin biçimde düşük. Daha da kritik olan ise, haberdar olanların alışveriş yapma oranının 2025’te en düşük seviyeye inmiş olması.

18–35 yaş arasındaki kişilerde Kasım kampanyalarından alışveriş oranı 2024’e göre %21 düştü. Erkeklerdeki harcama düşüşü kadınlara kıyasla daha belirgin. Ekonomik zorluklar bizi kısıtlıyor, görünen o ki kesintiyi ilk yapan daha az gelirli genç kesim ve alışverişe daha fonksiyonel bakan erkekler oluyor.

Alışveriş yapanların tercihlerine baktığımızda, giyim, kişisel bakım ve temizlik ürünleri başı çekiyor. Bu kategoriler, tüketicinin Kasım fırsatlarını daha çok temel ihtiyaçlar üzerinden değerlendirdiğine işaret ediyor. Elektronik ve ev tekstili gibi kategorilerde ise daha planlı alışveriş davranışı öne çıkıyor. Her on kişiden yedisi bu kategorilerdeki alışverişleri için Kasım kampanyalarını bekliyor. Kasımda “fırsat gibi fırsat” kovalanıyor, bu nedenle daha seçici alışveriş yapılıyor. Alışveriş kanallarında ise tablo değişmedi. Online platformlar bu sene de en çok tercih edilen mecra. Bununla birlikte, hem online hem fiziksel mağazaları bir arada kullananların oranı geçen yıllara göre kayda değer seviyede artmış durumda.

Kasım kampanyalarına yönelik olumsuz algılarda ise bu yıl bir yumuşama görüyoruz. Kampanyalara tamamen karşı olanların oranı bu sene bir önceki seneye göre daha düşük. Ancak bu olumlu eğilimin yanında dikkat çeken bir diğer bulgu, kampanyaların etkinliğine dair beklentinin düşmeye devam etmesi. Tüketicilerin yarısı indirimleri yeterli bulmuyor, her on kişiden dördü ise indirim dönemindeki ürünlerin kalitesinden emin olmadığını belirtiyor. Alışveriş yapmayanlar kampanyalara karşı değiller ama alacak olsalar avantajlı fiyata alışveriş yapacaklarını da düşünmüyorlar.

Tüm bu göstergeler, ekonomik baskıların tüketici davranışlarını belirgin biçimde şekillendirmeye devam ettiğini ortaya koyuyor. 2025 yılı boyunca beklentiler, alışveriş eğilimleri ve kampanya dönemlerine verilen tepkiler dalgalı bir seyir izlese de, tüketicinin önceliklendirme biçimi giderek daha rasyonel, daha temkinli ve ihtiyaç odaklı bir yapıya dönmüş durumda. Önümüzdeki dönemde markaların da tüketicinin bu hassasiyetini gözeten, güven, fayda ve şeffaflığa dayalı stratejilere yönelmesi kaçınılmaz görünüyor.

#Kasımİndirimleri2025 #EkonomiHaberleri #TüketiciAnalizi #FırsatTakibi #AlımGücü #EnflasyonAlgısı #İndirimDönemi #EkonomiGündemi #TüketiciDavranışları #IpsosAraştırma

Dedeman Hospitality’den kış turizmine güven ve sürdürülebilirlik vizyonu

Türkiye’nin ilk yerli otel zinciri olan Dedeman Hospitality, 60 yıldır turizmin gelişimine sunduğu katkıyı Palandöken’deki yatırımıyla bir kez daha ortaya koydu. 1994’te kapılarını açan ve kış turizminin simge yapılarından biri haline gelen Dedeman Palandöken, kapsamlı bir dönüşüm sürecinden geçerek yenilenen yüzünü basın mensuplarıyla paylaştı.

Dedeman İstanbul’da düzenlenen özel buluşmaya; Dedeman Hospitality Yönetim Kurulu Başkanı Ergün Demiray, Yönetim Kurulu Başkan Vekili Murat Özmestçi, Yönetim Kurulu Üyesi Banu Dedeman ve üst düzey yöneticiler katıldı.

Geleceğe yatırım, güvenliğe öncelik

Ergün Demiray yaptığı değerlendirmede, Dedeman Palandöken’in yalnızca bugünün ihtiyaçlarına değil, geleceğin sorumluluğuna da yanıt veren bir yatırım olduğunu vurguladı:

“Burada yaptığımız yatırım pistlerin ötesinde; güvenliği, erişilebilirliği ve uzun vadeli sürdürülebilirliği merkeze alan bir anlayışın sonucu. Biz doluluk kadar güvene, büyüme kadar dengeye inanıyoruz.”

Disiplinli büyüme hedefi

Dedeman Hospitality bugün 39 şehirde faaliyet gösteriyor. 2025 yılı içinde 93 yeni proje için teklif verdiklerini açıklayan Demiray, 2027 sonunda 150 otele ulaşmayı hedeflediklerini belirtti. 2026 yılı için öngörülen 130 milyon dolar ciro ise markanın temkinli ve sürdürülebilir büyüme yaklaşımının doğal sonucu olarak değerlendiriliyor.

“Herkesin Dedeman’ı” vizyonu

Demiray, “Herkesin Dedeman’ı” ifadesinin bir slogan değil, güvenliği önceleyen, insanı merkeze alan ve sürdürülebilirliği esas alan bir duruşun karşılığı olduğunu vurguladı. Dedeman Hospitality, Palandöken’de olduğu gibi Türkiye turizminin geleceğini fırsatçı değil; sorumlu, erişilebilir ve nitelikli yatırımlarla inşa etmeyi amaçlıyor.

#DedemanPalandöken #DedemanHospitality #KışTurizmi #TurizmHaberleri #ErzurumTurizmi #SürdürülebilirTurizm #HerkesinDedemanı #TurizmdeYenilik #TürkiyeTurizmi #TurizmGündemi

Gastronomi ve turizm sektörü İstanbul’da sürdürülebilir gıdanın geleceğini masaya yatırdı

İstanbul, bu yıl 11.’si düzenlenen Sürdürülebilir Gıda Zirvesi ile gastronomi, turizm ve gıda sektörünün tüm paydaşlarını aynı çatı altında buluşturdu. TÜGİS ve Sürdürülebilirlik Akademisi iş birliğiyle gerçekleşen zirve, yalnızca sektör profesyonelleri için değil; sürdürülebilir mutfak kültürü, yerel üretim, gıda güvenliği ve turizmin geleceği açısından da önemli mesajlar verdi.

Açılış konuşmasını yapan TÜGİS Başkanı Kaan Sidar, gıda israfının küresel ölçekte ulaştığı boyuta dikkat çekerek, “Dünyada üretilen her 3 gıdadan 1’i çöpe gidiyor; ekonomik karşılığı 1 trilyon dolar” sözleriyle sektörün dönüşüm ihtiyacını vurguladı. Tarım teknolojilerindeki hızlı gelişime rağmen kayıt dışı istihdam ve eşitsizliklerin sürdüğünü belirten Sidar, “Gıdayı doğru yönetirsek geleceği de yönetiriz” diyerek sürdürülebilir tarım ve dijitalleşmenin önemine işaret etti.

Turizm ve gastronomi açısından kritik bir diğer başlık ise rejeneratif tarım oldu. Sağlıklı toprağın verimi yüzde 20 artırabildiğini belirten Sidar, doğru veriyle çalışan çiftçinin aynı tarladan %15–20 daha fazla ürün alabileceğini söyledi. Bu yaklaşım, hem yerel mutfakların sürdürülebilirliği hem de turizm destinasyonlarının gastronomik kimliğinin korunması açısından büyük önem taşıyor.

Sürdürülebilirlik Akademesi Başkanı Murat Sungur Bursa, iş dünyasının artık söylemden eyleme geçmesi gerektiğini vurgulayarak, gıdanın sürdürülebilirliğinin insan varlığının sürdürülebilirliğiyle doğrudan bağlantılı olduğunu ifade etti.

Tarım ve Orman Bakanlığı Gıda ve Kontrol Genel Müdürü Ersin Dilber ise 2025 yılında gerçekleştirilen 1,2 milyon denetimle gıda güvenliğinin sıkı şekilde takip edildiğini belirtti. 29 bin işletmeye verilen cezalar ve şeffaf denetim politikaları, gastronomi ve turizm sektöründe güvenilirliğin temel taşlarından biri olarak öne çıktı.

Eski Bakan ve TARPOL Başkanı Mehdi Eker, küresel ölçekte 700 milyon insanın açlıkla mücadele ettiğini hatırlatarak, israf–obezite–açlık üçgeninin aynı anda büyüdüğü bir dönemde yeni bir sistem yaklaşımının zorunlu olduğunu söyledi.

Zirvenin iş dünyası tarafındaki önemli mesajlarından biri de Ülker CEO’su Özgür Kölükfakı’ndan geldi. “İsrafsız Şirket” kültürünü merkeze aldıklarını belirten Kölükfakı, karbon salım artışı olmadan büyümeye devam ettiklerini ve sürdürülebilir tarım projeleriyle gastronomi ekosistemine değer kattıklarını ifade etti.

Zirve, gastronomi turizminin geleceğinde sürdürülebilir üretim, yerel kaynakların korunması, gıda güvenliği ve israfın azaltılması gibi başlıkların artık vazgeçilmez olduğunu bir kez daha ortaya koydu.

#SürdürülebilirGıda #GastronomiTurizmi #GıdaZirvesi #SıfırAtık #RejeneratifTarım #GıdaGüvenliği #SürdürülebilirTurizm #Gastronomi #YerelÜretim #DöngüselEkonomi

Yoğun kentte ABC1 oranı %43,9’a ulaştı

Türkiye’de pazarlama, medya ve araştırma sektörlerinin ortak ihtiyacını karşılamak amacıyla yürütülen kapsamlı Sosyo-Ekonomik Statü (SES) Güncellemesi Araştırması tamamlandı. Reklamverenler Derneği, Reklamcılar Derneği, TİAK, IAB Türkiye, RİAK, ARVAK, MMA Türkiye ve TÜAD’ın ortak finansmanıyla gerçekleştirilen çalışma, 12 Aralık 2025’te sektörle tanıtılacak.

Türkiye Araştırmacılar Derneği koordinasyonunda dört yıldır sürdürülen çalışma; ihtiyaç analizlerinden uluslararası örneklerin incelenmesine, paydaş görüşlerinin toplanmasından meslek gruplarının genişletilmesine kadar birçok başlıkta kapsamlı bir geliştirme süreci içeriyor. Yeni model, mevcut sistemdeki meslek ve eğitim temelli iki boyutlu yapıyı genişleterek hane gelirini ve ekonomik statüyü yansıtan objektif göstergeleri de SES tanımına dahil ediyor.

Araştırma kapsamında 26 bölgede 21.000 adres taraması ve 6.300 görüşme gerçekleştirildi. İstatistik komitesinin analizleri, 2025 boyunca yürütülen toplantılar ve validasyon süreçleriyle son haline getirildi. TÜİK’in Mekânsal Adres Kayıt Sistemi’ni (MAKS) kullanmaya başlamasıyla birlikte Türkiye’nin fiili kent–kır yapısını daha doğru yansıtan “yoğun kent, orta yoğun kent ve kır” sınıflaması oluşturuldu. Buna göre nüfusun %67,2’si yoğun kent, %15,5’i orta yoğun kent, %17,2’si ise kır bölgelerinde yaşıyor.

Yeni modelde meslek sorgulaması uzun listeler yerine aşamalı sorgulama yöntemiyle yapılırken, hane gelirine ilişkin sorular bireysel beyana değil, somut varlık bilgisine dayalı objektif veri noktalarına dönüştürüldü. Tüm değişkenlerin ağırlık katsayıları hesaplanarak hanelere skorlar atandı ve SES grupları bu skorlar üzerinden yeniden tanımlandı.

Araştırmanın “yoğun kent” sonuçlarına göre SES dağılımı şöyle gerçekleşti:

ABC1: %43,9

AB: %21,5

C1: %22,4

C2: %32,5

DE: %23,7

TİAK’ın 2026’da tamamlanacak Veri Tabanı Araştırması’nın ardından orta yoğun ve kır bölgelerini kapsayan tüm Türkiye SES sonuçları kamuoyuyla paylaşılacak. TÜAD, yeni SES yapısının araştırma, pazarlama ve medya planlama süreçlerinde daha doğru hedefleme ve daha sağlıklı karar alma açısından kritik bir katkı sağlayacağını vurguluyor.

#SES2025 #Ekonomi #Pazarlama #Medya #AraştırmaSektörü #TÜAD #TİAK #SosyoEkonomikStatü #YoğunKent #TürkiyeEkonomisi #VeriAnalitiği #PazarAraştırması

Türkiye Araştırmacılar Derneği

Özyeğin Üniversitesi, gastronomi ve otelcilik devlerini 13. kez öğrencilerle buluşturdu

Özyeğin Üniversitesi Uygulamalı Bilimler Fakültesi, otelcilik ve gastronomi sektörünün önde gelen markalarını buluşturan “Sektörle Buluşma” etkinliğini bu yıl 13. kez gerçekleştirdi. Çekmeköy Kampüsü’nde düzenlenen etkinlikte Otel Yöneticiliği ile Gastronomi ve Mutfak Sanatları öğrencileri, 55 firmanın yöneticileriyle bir araya gelerek staj ve kariyer fırsatlarını yakından değerlendirdi.

ACPHA akreditasyonuna sahip Otel Yöneticiliği Programı ile Le Cordon Bleu iş birliğiyle yürütülen Gastronomi ve Mutfak Sanatları Programı öğrencileri, Türkiye’nin lüks segment otel ve restoran temsilcileriyle birebir görüşmeler yaparak sektördeki güncel beklentileri, kariyer yollarını ve gelişim alanlarını keşfetti. Etkinlikte Özyeğin Üniversitesi mezunları da yer alarak deneyimlerini öğrencilerle paylaştı.

Fakülte yöneticileri, bu buluşmanın öğrencilerin sektöre erken temas kurmasını, güçlü yönlerini fark etmelerini ve kariyer planlarını daha bilinçli şekillendirmelerini sağladığını vurguladı. 13 yıldır düzenlenen etkinlik, üniversitenin uygulamalı eğitim yaklaşımının önemli bir parçası olarak öne çıkıyor.

Özyeğin Üniversitesinin düzenlediği “Sektörle Buluşma” etkinliğinde yer alan lider şirketler şu şekilde:

JW MARRIOTT İSTANBUL BOSPHORUS

AC HOTEL İSTANBUL MACKA BY MARRIOTT

JW MARRIOTT İSTANBUL BOSPHORUS

ETHIQUE PATISSERIE @ BOUNLANGERIE

FAIRMONT QUASAR İSTANBUL

ÇIRAĞAN PALACE KEMPINSKI İSTANBUL

TERSANE İSTANBUL (RIXOS VE ALIEE)

HILTON İSTANBUL MASLAK

SHERATON İSTANBUL LEVENT OTEL

DİVAN TURİZM İŞLETMELERI A.Ş.

THE PENINSULA İSTANBUL + GALLADA

ATTAŞ ALARKO TURİSTİK TESİSLER A.Ş./ HILLSIDE BEACH CLUB

JW MARRIOTT İSTANBUL MARMARA SEA HOTEL

SHANGRI-LA BOSPHORUS, İSTANBUL

ELITE WORLD HOTELS & RESORTS

DELTA HOTELS BY MARRİOTT İSTANBUL WEST

THE RITZ CARLTON, İSTANBUL + NOBU

MARRIOTT OTEL ŞIŞLI

FERİYE TURİZM İŞLETMELERİ TİC. A.Ş.

CONRAD İSTANBUL BOSPHORUS

RADISSON BLU HOTEL, İSTANBUL PERA

SIX SENSES KAPLANKAYA

RADISSON HOTEL İSTANBUL HARBIYE

BURGU TANGO ARJAAN BY ROTANA

ROYAN HOTEL HAGIA SOPHIA, A MEMBER OF RADISSON INDIVIDUALS

THE BODRUM EDITION

FOUR SEASONS İSTANBUL

CASA LAVANDA

SANASARYAN HAN LUXURY COLLECTION HOTEL İSTANBUL, MARRIOTT INTERNATIONAL

THE MARMARA GROUP – İSTANBUL TURİZM VE OTELCİLİK A.Ş.

MAXX ROYAL RESORTS & VOYAGE HOTELS

ANT YAPI SAN. VE TIC. A.Ş.

SCORPIOS BODRUM

THE ST. REGIS İSTANBUL

FORTUNA OF CAPPADOCIA AUTOGRAPH COLLECTION

MANDARIN ORIENTAL BOSPHORUS İSTANBUL

HILTON İSTANBUL BOSPHORUS

DOĞUŞ HOSPITALITY AND RETAIL

TURKISH DO & CO

AHAMA

AKKOMARKA

NG HOTELS

SWISSÔTEL THE BOSPHORUS İSTANBUL

ARKESTRA

BAYLAN, KAHVE DÜNYASI (ALTINMARKA GRUP ŞİRKETİ)

MANDARIN ORIENTAL, BODRUM

ADDRESS İSTANBUL HOTEL

RAFFLES İSTANBUL

BIGCHEFS

MODERN RESTORAN VE KAFETERYA İŞL. AŞ.

ACCOR TÜRKIYE / NOVOTEL BOSPHORUS, ZEYTINBURNU

MARTI OTEL İŞLETMELERİ A.Ş.

İSMET SAZ GROUP

ALTUNİZADE SUITES İSTANBUL, CURIO COLLECTION BY HILTON

OD URLA RESTORAN

#ÖzyeğinÜniversitesi #SektörleBuluşma #Gastronomi #MutfakSanatları #Otelcilik #Hospitality #LeCordonBleu #KariyerFırsatları #GurmeHaber #GastronomiEğitimi

Dr. Pınar Kural Enç: “Fiyat Değil, Besleyicilik Önemli”

İstanbul Rumeli Üniversitesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Dyt. Pınar Kural Enç, artan gıda fiyatlarına rağmen sağlıklı beslenmenin doğru planlama ve besin değeri yüksek ekonomik alternatiflerle sürdürülebileceğini vurguladı. Enç’e göre dengeli bir diyet, pahalı ürünlere değil; besin yoğunluğu yüksek, uygun maliyetli gıdalara dayanıyor.

Dünya Sağlık Örgütü’nün önerdiği ekonomik tabak modeli, mevsim sebzeleri, bulgur ve tam tahıllar ile yumurta, yoğurt, kuru baklagiller gibi ekonomik protein kaynaklarını temel alıyor. Enç, kış sebzelerinin lif ve antioksidan içeriğiyle tokluk sağladığını, bulgur ve tam tahılların enerji dengesini desteklediğini belirtti.

FAO verilerine göre Türkiye’de en çok israf edilen gıdaların sebze ve meyveler olduğunu hatırlatan Enç, yemek planlaması, doğru saklama yöntemleri ve haftalık menü hazırlığının hem bütçeyi hem sağlığı koruduğunu ifade etti.

Dr. Enç, pahalı besinlere uygun fiyatlı alternatifler de öneriyor:

Somon yerine sardalya/uskumru,

Avokado yerine zeytinyağı ve yeşillikler,

Badem–ceviz yerine ay çekirdeği/kabak çekirdeği,

Beyaz pirinç yerine bulgur,

Kırmızı et yerine kuru baklagil + yumurta kombinasyonu.

Enç, işlenmiş ürünler yerine haşlanmış yumurta ve yoğurt gibi düşük maliyetli, yüksek biyolojik değerli seçeneklerin tercih edilmesinin hem sağlık hem bütçe açısından avantaj sağladığını belirterek, “Önemli olan fiyat değil, besleyici değer–fiyat dengesi” mesajını verdi.

#SağlıklıBeslenme #EkonomikTabak #PınarKuralEnç #GurmeHaber #BeslenmeBilimi #UygunFiyatlıBeslenme #DoğruPlanlama #SürdürülebilirBeslenme #SağlıkHaber #Wellness