Hilton, 2026’da açılacak yeni otellerini duyurdu

Hilton, 2026’da dünya genelinde yeni otel açılışları ve yenilemeleriyle küresel büyümesini sürdürecek. Türkiye’de Hilton Istanbul Bosphorus yenilenmiş yüzüyle misafirlerini ağırlamaya hazırlanırken, Hilton Istanbul Airport markanın İstanbul Havalimanı’ndaki ilk oteli olarak hizmete girecek.

Yeni projeler arasında Conrad Athens The Ilisian, Canopy by Hilton Milan Duomo, Conrad Corfu ve Hilton Chania Old Town Resort & Spa gibi Akdeniz’in önde gelen destinasyonlarında açılacak oteller öne çıkıyor. Ayrıca Palacio Bellas Artes San Sebastian ile Hilton, İspanya’nın Bask Rivierası’na adım atarken; Waldorf Astoria London Admiralty Arch Londra’da tarihi bir yapıyı lüks otel olarak yeniden hayata geçirecek.

Hilton’un büyüme planları kapsamında Conrad Riyadh Laysen Valley Suudi Arabistan’ın başkentinde, Conrad Kuala Lumpur ise Malezya’da kapılarını açacak. Bu yatırımlar, Hilton’un hem tarihi mirası koruyan hem de modern tasarımı öne çıkaran yaklaşımını yansıtıyor.

Wyndham, EMEA Zirvesi’nde büyüme ve inovasyon stratejilerini paylaştı

Türkiye’nin en büyük uluslararası otel zinciri Wyndham Hotels & Resorts, 2025 EMEA Yönetici Zirvesi’ni İstanbul’da düzenledi. “Going Places: Navigating the Future of Travel” temasıyla gerçekleşen etkinlikte, franchise ortakları, sektör uzmanları ve konuk konuşmacılar bir araya geldi.

Zirvede, seyahat trendleri, konaklama sektöründeki dönüşüm, insan kaynakları ve misafir deneyimi gibi konular ele alındı. Wyndham EMEA Başkanı Dimitris Manikis, bölgenin büyüme stratejileri açısından önemine dikkat çekerek, Türkiye’deki güçlü portföyün altını çizdi.

Etkinlikte Pegasus CEO’su Güliz Öztürk, TGA Destinasyon Direktörü Alican Demir ve şef Vedat Başaran da konuşmacı olarak yer aldı. Zirve sonunda başarılı otel ve yöneticilere çeşitli kategorilerde ödüller verildi.

Wyndham, 2025’in ilk yarısında EMEA bölgesinde 60 yeni otel açarak toplam otel sayısını 720’nin üzerine çıkardı. Şirket, markalı rezidanslar gibi yeni konseptlerle büyümeye ve kaliteli konaklama seçeneklerini artırmaya devam edeceğini duyurdu.

Tatil için nereleri neden tercih ettik?

Bu dosyada, yaz ve kış aylarında yaptığımız tatil tercihlerini mercek altına alarak, seyahat rotalarımızı ve eğilimlerimizi derledik.

Yaz tatilleri (2024–2025)

En çok tercih edilen ülkeler:

Yunanistan – Özellikle adalar (Kos, Rodos, Midilli)

İtalya – Roma, Amalfi kıyıları, Venedik

Fransa – Nice, Cannes, Paris

Mısır – Sharm El Sheikh, Hurghada

Gürcistan & Balkanlar (Sırbistan, Arnavutluk, Karadağ)

Tercih nedenleri:

Vizesiz giriş kolaylığı (Gürcistan, Balkan ülkeleri)

Deniz tatili ve sahil turizmi (Yunanistan, Mısır)

Kültürel ve tarihi zenginlikler* (İtalya, Fransa)

Ekonomik uçuş ve konaklama seçenekleri

Yakın mesafe ve kısa süreli kaçamaklar için ideal rotalar

Kış tatilleri (2024–2025)

En çok tercih edilen ülkeler:

Almanya – Noel pazarları, aile ziyaretleri

İsviçre & Avusturya – Kayak merkezleri (Zermatt, Innsbruck)

Fransa – Alpler ve kültürel şehir turları

İtalya – Milano, Floransa, kış festivalleri

Azerbaycan & İran – Kış doğası ve kültürel turlar

Tercih nedenleri:

Kış sporları ve doğa aktiviteleri (İsviçre, Avusturya)

Aile bağları ve gurbetçi ziyaretleri (Almanya)

Kültürel etkinlikler ve alışveriş (Fransa, İtalya)

Vizesiz seyahat ve uygun fiyatlar (Azerbaycan, İran)

Genel seyahat motivasyonları (2024–2025)

Dinlenme ve enerji toplama arzusu (%61 oranında tercih sebebi)

Aile ve arkadaşlarla kaliteli zaman geçirme (%42)

Ekonomik ulaşım ve konaklama fırsatları

Vizesiz ülkeler ve pasaport kolaylığı

Kültürel yakınlık ve Türkçe konuşulan bölgeler

2025’in En Güçlü Pasaportları

2025 yılı itibarıyla dünyanın en güçlü pasaportları sıralaması açıklandı ve bu liste, küresel diplomatik ilişkilerdeki değişimleri de gözler önüne serdi.

İşte detaylı analiz:

2025’in En Güçlü Pasaportları

1 Singapur 193 ülke

2 Güney Kore 190 ülke

3 Japonya 189 ülke

4 Almanya, İtalya, İspanya 188 ülke

5 Fransa, Hollanda, Belçika 187 ülke

6 İsveç, Yunanistan, Norveç 186 ülke

12 ABD 180 ülke

51 Türkiye 113 ülke

Neden bu ülkeler zirvede?

Diplomatik Güç: Singapur, Japonya ve Güney Kore gibi ülkeler, çok sayıda ülkeyle güçlü diplomatik ilişkiler kurmuş durumda.

Ekonomik İstikrar: Bu ülkeler, yüksek yaşam standartları ve düşük suç oranlarıyla güvenilir seyahat profili sunuyor.

Yumuşak Güç (Soft Power): Kültürel etkileri, teknoloji ihracatı ve küresel markaları sayesinde bu ülkeler dünya sahnesinde prestijli konumda.

Vize Anlaşmaları: AB ülkeleri Schengen bölgesi sayesinde otomatik olarak yüksek vizesiz erişime sahip.

 

Türkiye’nin durumu: Derinlemesine Analiz

2025’te Gerileme

Türkiye, 2024’te 94. sıradayken 2025’te 102. sıraya geriledi.

Vizesiz gidilebilen ülke sayısı 113’te kaldı.

Neden geriledi?

AB ile Vize Serbestisi Anlaşmasının Askıda Kalması: Türkiye’nin uzun süredir AB ile yürüttüğü vize serbestisi müzakereleri sonuçsuz kaldı.

Jeopolitik Gerilimler: Orta Doğu’daki çatışmalar, göç politikaları ve bazı Batı ülkeleriyle yaşanan diplomatik krizler, Türk pasaportunun güvenilirliğini etkiledi.

İç Politikadaki Belirsizlikler: Hukukun üstünlüğü, basın özgürlüğü ve demokratik göstergelerdeki düşüş, bazı ülkelerin vize politikalarını sıkılaştırmasına neden oldu.

 

Potansiyel güçlenme yolları

AB ile ilişkilerin normalleşmesi ve vize serbestisi sürecinin tamamlanması.

Yatırımcı pasaportu programları gibi alternatif vatandaşlık stratejileri.

Afrika ve Asya ile yeni vize anlaşmaları yaparak diplomatik çeşitliliği artırmak.

Sonuç: Pasaport gücü ne anlama geliyor?

Bir pasaportun gücü, sadece seyahat özgürlüğü değil; aynı zamanda bir ülkenin küresel itibarı, diplomatik ağı ve ekonomik güvenilirliği ile doğrudan ilişkilidir. Türkiye’nin potansiyeli yüksek olsa da, bu gücü artırmak için daha istikrarlı ve kapsayıcı bir dış politika ile reform odaklı iç politika gerekiyor.

İstersen, Türkiye’nin diğer ülkelerle yaptığı vize anlaşmalarını ya da yatırım yoluyla vatandaşlık programlarını da detaylı inceleyebiliriz.

YENER ÖZER  “Sanatın her haliyle akıştayım”

Oyunculuk, resim ve dijital sanatla çok yönlü bir ifade dili kuran Yener Özer, “Sanatla temas ettiğim her alan, kendimi yeniden keşfetmemi sağlıyor,” diyor. Netflix’in “Platonik: Mavi Dolunay” dizisindeki “Akış” karakteriyle dikkat çeken başarılı oyuncu, kendini hayatın akışına teslim etmiş

NAZAN ORTAÇ

nazanortac@outlook.com.tr

Yener Özer

Sanatın farklı alanlarında üretim yapan biri olarak, oyunculuk sizde bir meslekten çok bir ifade biçimi diye düşünüyorum. Bu yolculuk sizin için nasıl başladı?

Sanat yolculuğum ben çok küçükken başladı aslında. Sadece beni heyecanlandıran etkinliklerin sanat olduğunu bilmiyordum. 3 yaşımdayken yaptığım çizimler hâlâ duruyor ve beni hâlâ etkiliyorlar. 7 yaşlarımda halamla mutfakta coşkuyla yaptığımız yemeklerin hâlâ tadı damağımda. Çocukluğum boyunca abimle oynadığım, televizyondan izleyip yeniden canlandırdığımız film senaryoları dün gibi aklımda. Bu anıların, duyguların bütünü sanatın cevheridir. Bu cevheri işlemeye başladığımda, kendimi ifade edebildiğimin idrakı üniversite yıllarında başlamış oldu.

ABD’de oyunculuk üzerine uzmanlaşırken sizi en çok zorlayan ya da dönüştüren deneyim neydi?

Beni en çok dönüştüren yegâne deneyim oyunculuk derslerinde oldu. İlk dersten itibaren kendimize, hislerimize, düşüncelerimize, neyi neden yaptığımızı fark etmek, bende eşsiz bir kişisel gelişim deneyimi yaşattı. Kendimle ilgili farkındalığımı kazandım. Daha iyi bir yönetmen olmak, oyuncularımı daha iyi yönetebilmek adına katıldığım oyunculuk eğitimi beni benden almıştı. Hedeflerim ve kendimi ifade ediş biçimim tamamen değişti.

Yener Özer

Sahne sanatlarının yanı sıra, resim ve dijital sanat alanlarında üretim yapıyorsunuz. Bu disiplinler sizin için aynı sanat yolculuğunun farklı durakları mı?

Kesinlikle öyle. İnsanlar bir şekilde kendini ifade edemezse hayattan kopabiliyorlar. Oyunculuk bildiğiniz gibi kolektif bir çabayla ortaya çıkan bir sanat dalı. Tabii ki karakterlerimizi bireysel olarak çalışıyoruz ancak bir projenin içinde olmadığı takdirde oyuncu kendini ifade edemez, sanatını yapamaz. Doğru projeyle buluşana kadar doğal olarak ortaya çıkan farklı duraklar filizlendi. Resim yapmaya bayılıyorum; duygular gark ettiğinde ve kendi bilinçaltımla buluşmak istediğimde bana her zaman sıcak bir yuva olmuştur.

Sizce bir oyuncu olarak çok yönlülük ne kadar önemli?

Her oyuncu onu heyecanlandıran her karakteri oynamak ister. Çok yönlülük bakımından hepimiz öyleyiz ve farklı/renkli karakterlere hevesliyiz. Bu çok önemli çünkü kendini farklı şekillerde ifade edebilme imkânı sunuyor. Ancak her insanın yaşadıklarıyla, hayata bakış açısıyla, tercihleriyle oluşan bir mizacı ve aurası vardır. Yönetmenler ve kast direktörleri bu doğal olarak gelişen kişiye özel olarak oluşan bu enerjilerin peşindeler. Bir sürü karakteri bir şekilde oynayabilirsin ancak ruhunla o karaktere nefes olabilir misin? Bu çok daha önemli.

Yener Özer

‘Platonik: Mavi Dolunay’ dizisinde canlandırdığınız karaktere bayıldım; müthişti… “Akış” ile nasıl bir bağ kurdunuz?

Akış harika biri. Her kişinin, olayın iyi tarafını görebilen biri. Hem vücuduna, ruhuna, benliğine hem de hayata karşı sevgiyle yaklaşan özel bir karakter. Onunla birçok konuda bağ kurdum. Kötü söz söylemekten çekinirim. Meditasyon ve nefes çalışmaları zaten günlük rutinimdedirler. Akış’tan en çok öğrendiğim ise, isminin de söylediği gibi akışta kalabilmek oldu. Her şeyi o anda bilmek ya da öğrenmek zorunda olmadığım. Bir şeylere tutunup hayatın akışına direnmektense, hayata güvenip kendimi akışına bırakmayı öğrendim.

Dizinin senaristi Gupse Özay ile çalışmak nasıldı? Hem de kamera karşısında birlikteydiniz…

Gupse’nin gerçekten özel bir aurası var. İlk tanıştığımız günden itibaren ışık saçan enerjisiyle hepimizi büyüledi. O sıcacık enerji hepimizi ele geçirdi. Çalışıyor muyduk yoksa aşırı bir şekilde eğleniyor muyduk emin değilim. Sanki geçmiş yaşamlardan birbirimizi tanıyormuşcasına bir bağ kurduk hepimiz. Gupse’nin öyle bir efekti var.

Yener Özer

Böylesine yetenekli bir ekip; Yönetmen Onur Bilgetay, Gupse Özay, Kerem Bürsin, Öykü Karayel, Ali İlpin, Uğur Demirpehlivan, Eda Akalın, Mehmet Özgür… Hepiniz aynı hikâyede buluşunca sette nasıl bir sinerji oluştu?

Setteki sinerji ele avuca sığmıyordu. O kadar keyifli bir ortamdı ki işimiz bitince odaya dönmektense sette takılıyorduk. O kurulan uzun yemek masasında paralel evrenleri, uzaylıları, Antarktika’daki piramitlerini, mistik ve paranormal deneyimleri konuşuyorduk. En ilginç yanı da hepimizin bu konularla ilgili anlatacaklarımızın olması oldu. Kayıt dışında sinerji böyleyken kayıt sırasında coştuk zaten.

Netflix projesi olması, uluslararası izleyiciyle buluşma açısından sizde nasıl bir heyecan yarattı?

Netflix olması benim için çok ayrı bir anlam ifade ediyor. Ben San Francisco’da yaşarken Netflix, evde izlemek için seçtiğimiz filmleri DVD olarak posta yoluyla atardı. Epeydir hem müşterisi olduğum hem de piyasadaki tırmanışını zevkle deneyimleyen birisiyim. Daha önce dijital platformlarda çalışmıştım ancak Netflix tahmin de ettiğim gibi muazzam bir fark yarattı. “Platonik”, 190 ülke ile aynı anda yayına girdi. Kesinlikle heyecan verici ve büyük bir ayrıcalık.

Yener Özer

Eşiniz Evrim Doğan ile hem sanatsal hem sosyal medyada uyumlu bir enerjiniz var. Bu ortak üretkenlik ilişkinizi nasıl etkiliyor?

Eşimle hep oyun halindeyiz zaten. Beraber eğlendiğimiz anları bir şekilde paylaşıyoruz. O yüzden üretkenlik anı keyifle doluyor. Yaşadığımız uyum ilişkimizi her daim pekiştiriyor.

Yakın gelecekte yeni projeler neler? Belki yine kendi yazdığınız bir yapım?

Yakın gelecekte birçok potansiyel proje var. Hangisine en uygun olduğum konusunda ekibimle beraber çalışıyoruz.

7. Uluslararası Meze Festivali Akra Antalya’da lezzet ve kültür dolu bir buluşmaya dönüştü

Türkiye’nin önde gelen gastronomi etkinliklerinden biri olan Uluslararası Meze Festivali, bu yıl 7’nci kez Akra Antalya’nın ev sahipliğinde gerçekleşti. 17 yerli ve yabancı seçkin restoranın katılımıyla düzenlenen festival, iki gün boyunca lezzet tutkunlarını meze kültürünün zengin dünyasında buluşturdu.

Uluslararası Meze Festivali

Festival, Türkiye’den 7 Mehmet, Asma Yaprağı, Lokanta Feriye, Hodan, Tola, Millocal, Kurul Bitez, TheLifeCo Restaurant, Güzelburç Antakya Restoran ve Akra Antalya gibi önde gelen restoranların yanı sıra İspanya’dan Gandarias Jatetxea, Yunanistan’dan Ai Giorgis Restaurant, Kuzey Kıbrıs’tan Niazi’s, Rusya’dan Londri ve Viyana’dan Umarfisch gibi uluslararası mutfakların temsilcilerini ağırladı. Katılımcı restoranlar, kendi kültürlerine özgü mezeleri renkli sunumlarla misafirlere tanıttı.

Uluslararası Meze Festivali

Festival boyunca ziyaretçiler, meze kültürünün yerel ve global yorumlarını deneyimleme fırsatı bulurken, gastronomi sohbetleriyle de bilgi dolu anlar yaşadı. Etkinliğin ilk gününde Nilhan Aras “Van Denizi’nden Beyşehir Gölü’ne Tuzlanmış Balık Öyküleri”, Doç. Dr. Ahmet Uhri “Fermantasyonun Kültür Tarihi” ve Aylin Örnek “Lakerda Atölyesi” başlıklı oturumlarla sahne aldı. İkinci gün ise Doç. Dr. Elif Gözler Çamur “Lykia Sofrasında Roma Tadında” ve Ferhat Bora ile Çağdaş Arman Bulut “Takipçi Sayısından Çok Fazlası” söyleşileriyle festivalin kültürel boyutuna katkı sundu.

Uluslararası Meze Festivali

Meze kültürünü paylaşım, sohbet ve keyif ekseninde kutlayan Uluslararası Meze Festivali, bu yıl da katılımcılarına unutulmaz bir deneyim yaşattı. Festival, gastronomi dünyasında mezenin kültürel ve lezzetsel değerini uluslararası düzeyde tanıtmaya devam edecek.

ATÜ Duty Free, kadınlar için en iyi işverenler listesinde

Seyahat alışverişi alanında önde gelen markalardan ATÜ Duty Free, çalışanlarına güven veren ve gelişimlerini destekleyen iş ortamıyla, 2025 yılında “Kadınlar İçin En İyi İşverenler” listesine girdi.

Bu liste, Great Place to Work Türkiye tarafından 200 binden fazla çalışanın görüşleriyle hazırlandı. 355 şirket arasından seçilen 36 firma arasında yer alan ATÜ, 500’den fazla çalışanı olan şirketler kategorisinde ilk 13’e girmeyi başardı.

ATÜ İcra Kurulu Başkanı Ersan Arcan

ATÜ İcra Kurulu Başkanı Ersan ArcanKadınların Güçlenmesine Destek

ATÜ İcra Kurulu Başkanı Ersan Arcan, kadın çalışanların kariyerlerinde ilerlemeleri ve kendilerini güvende hissetmeleri için özel politikalar geliştirdiklerini söyledi. Kadın liderlerin sayısını artırmak ve onların potansiyellerini ortaya çıkarabilecekleri bir ortam yaratmak en büyük hedeflerinden biri olduğunu vurguladı.

Bu başarı, ATÜ’nün kadınlara eşit fırsatlar sunma konusundaki kararlılığının bir göstergesi. Şirket, kapsayıcı ve adil bir iş kültürünü daha da ileriye taşımak için çalışmalarına devam edeceğini belirtti.

Airbus A320neo motorlarının üretilecek üst belli oldu

Airbus A320neo uçaklarında kullanılan yeni nesil CFM Leap-1A turbofan motorlarının üretimi, Fas’ın Kazablanka kentinde kurulacak yeni bir tesisle gerçekleştirilecek.

Fransız motor üreticisi Safran, hattın 2027 yılı sonunda faaliyete geçeceğini açıkladı. Leap-1A motorlarının üretim planı, Airbus’ın dar gövdeli uçaklarına artan talebi karşılamak amacıyla gündeme geldi.

Kazablanka’daki üretim hattının yıllık kapasitesi 350 motor olacak ve Safran bu projeye 232 milyon dolar yatırım yapacak. Son yıllarda Fas, Safran’ın üretim altyapısında giderek daha önemli bir rol üstleniyor; ülkede hâlihazırda on adet üretim tesisi bulunuyor. Şu anda Leap-1A motorlarının tamamı Fransa’nın Paris yakınlarındaki Villaroche tesisinde üretiliyor.

2024 yılında CFM International, Leap-1A, Leap-1B (Boeing 737 MAX için) ve Leap-1C (Çin’in Comac C919 uçağı için) motorlarının toplam 1400 adedini üretmişti. Safran, 2028 yılına kadar motor üretim hızını iki katına çıkarmayı hedefliyor. Bu adım, Airbus’ın dar gövdeli uçaklarına olan talebin artmasını desteklemeyi amaçlıyor.

İçeceksiz yemek siparişleri artı

Ev dışı yemek siparişlerinde bireyler %38 daha fazla ödeme yapmamak için “içeceksiz” siparişe yöneliyor.

Türkiye’nin hızla büyüyen hazır yemek ve ev dışı tüketim pazarındaki dinamikleri, dünyanın ve ülkemizin lider araştırma şirketi; Ipsos Yeme-İçme Paneli’nin en güncel verileri ile izleniyor. Yapılan araştırmaya göre; tüketiciler artık ev dışı sipariş sepetlerini daha bilinçli yönetiyor. Bu önemli eğilimi Ipsos’sun bilimsel veriye dayalı bireylerin ifade, tutum ve davranışlarının incelendiği panel raporu ile ortaya koyuyor.

Panel sonuçlarına göre, içeceksiz yemek siparişi yükselişteBunun temel nedeni; İçecekli siparişler, ortalama olarak %38 daha fazla ödemeye yol açıyor olması… Bu maliyet farkı, tüketicileri ev dışı tüketim kararlarında “içeceksiz” sipariş vermeye ve bütçelerini optimize etmeye yönlendiriyor. Ipsos verileri, bu stratejik tasarruf eğiliminin sektördeki geleceği nasıl şekillendireceğine işaret ediyor.

Hazır Yiyecek Pazarında Hacim ve Harcama Artışı… Genel tüketim eğilimlerine ilişkin bulguları, pazarın hacimsel ve parasal olarak büyümeye devam ettiğini doğruluyor. Hazır yiyecek ve içecek tüketimleri, geçen yılın aynı dönemine kıyasla %3 oranında artış gösterdi. Haziran 2025 dönemi verilerine göre, bir birey ayda ortalama 30 kez hazır yiyecek ve içecek tüketimi gerçekleştirirken, bu tüketimlere toplamda 7.489 TL harcadı. Bu rakamlar, tüketicinin ayda yaklaşık 5 kez ev dışı tüketim yaptığını ve tek seferde ortalama 254 TL ödediğini ortaya koyuyor. Bu yoğunluk ve yüksek harcama, hazır yemek pazarının Türk tüketicisinin günlük yaşamındaki merkeziyetini gözler önüne sermektedir.

Ipsos Türkiye

Tüketim Kanallarında Dağılım Nasıl ? Mekânda tüketim liderliğini sürdürüyor. Tüketicilerin hazır yiyecek ve içecekleri nasıl edindiğine bakıldığında, mekân içi tüketimin ezici liderliği dikkat çekiyor. Yapılan her 100 hazır yiyecek ve içecek tüketiminin 64’ü mekânda gerçekleştirilirken, eve sipariş ve gel-al yöntemleri arasındaki denge de netleşiyor. Eve sipariş yöntemiyle gerçekleşen tüketimlerin oranı %17 iken, tüketicinin mekâna giderek siparişini aldığı gel-al (take-away) yöntemi %19 ile eve siparişin hemen önünde yer alıyor. Bu dağılım, fiziksel mekânların sosyal deneyim ve hızlı ulaşılabilirlik açısından hala pazarın ana damarı olduğunu gösteriyor.

Ipsos Türkiye

Restoran tipleri çoğalıyor… Hazır yiyecek ve içecek tüketimindeki restoran tercihlerinde, genel çeşitlilik geçen yılki seviyelere benzer kalırken, ortalama bir birey Ocak-Haziran 2025 döneminde yaklaşık 7 farklı restoran tipinden tüketim gerçekleştirdi görülüyor. Ancak, tüketim tipleri içindeki paylar önemli bir değişime bir trendin başlangıcına bir yönelimin sinyaline ışık tutuyor.  Geçen yıl tüketimlerde en yüksek paya sahip olan Kebapçılar%19,4’ten %12,1’e düşerek belirgin bir kayıp deneyimlerken, bu düşüşten en çok faydalanan restoran tipi Lokantalar oldu. Lokantalar, payını önemli ölçüde artırarak %15,6’dan %18,7’ye yüksedi ve en üst sıraya yerleşti. Her 100 tüketimden 19’u bu geleneksel mekânlarda gerçekleşti. Bu değişim, tüketicinin tercihlerinde hızlı kebap yerine, esnaf lokantası tarzı daha geleneksel, ev yemekleri ve uygun fiyatlı seçeneklere yöneldiğini ortaya koydu. Kafeler/Tatlıcılar/Fırınlar da paylarını artırarak yükselişe geçerken %9,2’den %10,9’a, Fast Food ve Diğer kategorilerindeki paylar geçen yıla yakın seviyelerde kaldı.

Ipsos Türkiye

Ipsos Türkiye

 Burger Pazarında Kırmızı Et-Tavuk Burgere yeniliyor. Hazır yemek pazarında en yüksek büyüme oranlarından birini yakalayan Hamburgerler %24 büyüme kategorisinde, tüketici tercihleri belirgin bir dönüşüm izleniyor. Türk toplumu ağırlıkla vaz geçemediği tercihi kırmızı et liderliği de sarsılıyor. Genel büyüme verisine göre,Tavuk Burger, kırmızı etin bir adım önüne geçerek popülaritesini artırmış ve pazarın ana itici güçlerinden biri haline gelmiştir. Tüketicilerin bu kategoride hem lezzet hem de maliyet/sağlıklı beslenme algısı açısından tavuk ve vegan alternatiflere yöneldiği söylenebilir.

Ipsos Türkiye

Ipsos Türkiye

 Ipsos’un Türkiye CEO’su Sidar Gedik, araştırma verilerini şöyle yorumladı; 

“ Tüketici trendlerine dair en gözleme açık davranışlardan biri de dışarıda yeme-içme konusudur. Ipsos Yeme-İçme Paneli’nin son verileri, Türkiye’de hazır yemek tüketim eğilimlerini inceleyerek bu gözlemlerin verilere dayanan gerçeklerini ortaya koyuyor.

Türkiye’yi cinsiyet, yaş, sosyo-ekonomik statü ve bölge bazında temsil eden, 14 yaş üzeri 3.500 bireyle gerçekleştirilen çalışma sonuçlarına göre Ocak-Haziran 2025 döneminde, kişi başı ayda yaklaşık 5 kez hazır yeme-içme gerçekleştiği ve her seferinde ortalama 254 TL harcandığı görülüyor. Hazır yiyecek ve içecek tüketimi, geçtiğimiz yılın aynı dönemine göre %3 artıyor. Bireylerin %64’ü bu tüketimlerini mekânın kendisinde gerçekleştirirken, %17’si eve sipariş vermeyi ve %19’u gel-al yöntemini tercih ediyor.

Ipsos Türkiye

Piyasadaki fiyat artışlarına karşılık, tüketicilerin bütçesindeki harcama kısıtları; tüketimde daha uygun alternatifler sunabilen lokantaların liderliği ele geçirmesine neden oluyor: İlk 6 ayda her 100 tüketimden 19’u lokantada, 12’si kebapçı-lahmacuncuda, 11’i ise dönerci-iskendercide gerçekleşiyor. Lokantalardan sonra en büyük pay artışı simitçilerde görülmekte. Pay artışı dikkat çeken hamburgercilerde ise tavuk burger tercihinin kırmızı etin önüne geçmesi, yine ekonomik koşullara bağlanabilecek bir trend olarak öne çıkıyor.
Ekonomik baskı altındaki davranışın bir başka göstergesi de her üç yemekten birine eşlik eden içeceğin giderek yemekten uzaklaşmasıdır: Sadece yiyecek içeren siparişler, içecek eşlikli siparişlere göre %38 daha fazla ödemeye yol açıyor ve bu durum içeceksiz tüketimin artmasına neden oluyor. İçeceklerden elde edilen kârın buradaki ciro kaybını ne oranda karşıladığı, restoranlar için önemli bir araştırma konusu ve olası aksiyon noktası olma niteliği taşıyor.
Tüketiciler, tüketim sayısı olarak henüz hazır yeme sektöründen uzaklaşmasa da bu tüketimin niteliğinin önemli değişimlere uğradığı açık. Bu değişimlerin nasıl devam edeceğini ve kalıcı olup olmadıklarını ilerleyen dönemlerde hep birlikte göreceğiz.

Sabiha Gökçen Havalimanı’nda yeni duty free alanları

İstanbul Sabiha Gökçen Uluslararası Havalimanı’nda, ‘walk through’ (kesintisiz geçiş) konseptiyle yenilenen duty free alanındaki çalışmaların 3.fazı da tamamlandı.

Yolcular, dış hat pasaport kontrolünden geçtikten sonra duty free mağazalarının arasından geçerek daha konforlu bir deneyimle biniş kapılarına ulaşıyor.

İstanbul Sabiha Gökçen’de, yüksek büyüme hızı karşısında artan talebi karşılayabilmek adına gerçekleştirilen optimizasyon çalışmaları, yolcu trafiğini etkilemeden planlı şekilde yürütülüyor. Bu çalışmaların biri de İsviçre merkezli Avolta bünyesinde işletilen DUFRY mağazasının revizyonu oldu. Havalimanı’nda 2024 yılından beri devam eden ‘Yolcu Akışını İyileştirme Projesi’ne paralel, gümrük vergisinden muaf duty free mağazaları da misafirlere benzersiz bir müşteri deneyimi yaşatmak adına modern bir konseptle yenilendi.

4 bin 364 metrekarelik geniş alanda, Sabiha Gökçen yolcularının rahat bir şekilde alışveriş yapabilecekleri, ‘walk-through’ konseptiyle yeni bir mekan tasarlandı.  Bu sayede misafirler, dış hat pasaport kontrolünden geçtikten sonra pasaport alanının devamında çikolata, parfüm, kozmetik, tütün ve alkol ürünleri, konfeksiyon ve elektronik cihazların da satışa sunulduğu şık atmosferiyle dikkat çeken DUFRY alanından geçerek uçuş kapılarına ilerleyebilecek.