Kan şekeriniz düştüğünde ‘aşırı şeker’ tüketmeyin

Kan şekeriniz düştüğünde ‘aşırı şeker’ tüketmeyin

Su içmenize rağmen sık sık şiddetli susuzluk hissi yaşıyor musunuz? Çevrenizi puslu mu görüyorsunuz? Yorgunluk ve karın ağrısı yakınmalarınız mı başladı? İstemsiz kilo kaybınız var mı? Sık sık idrara çıkıyor musunuz? Son zamanlarda bu sorunlardan şikayet etmeye başladıysanız, dikkat! Yakınmalarınızın nedeni; günümüzde gençlerde dahi sıkça görülen ‘yüksek kan şekeri’ olabilir!

Kanda şekerin belli düzeylerin üzerinde olması ‘diyabet’ olarak tanımlanıyor. Kandaki şeker yüksekliği ihmale gelmiyor, çünkü damarlarda hasarlar oluşturarak; kalp krizinden inmeye, böbrek yetmezliğinden kalıcı görme kaybına kadar pek çok ciddi sorunlara yol açabiliyor. Dolayısıyla vücudumuza verdiği hasardan korunmak için kan şekerinin ideal değerlerde olması büyük önem taşıyor. Ancak yaptığımız bazı hatalar var ki kan şekerini hızla yükseltebiliyor. Acıbadem Fulya Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Ozan Kocakaya kan şekerini yükselten 10 hatayı anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Dr. Ozan Kocakaya

Belirtileri göz ardı etmek

Çok su içmek, çok sık idrara çıkmak, görme bozuklukları, kilo kaybı, yorgunluk – bitkinlik gibi belirtileri göz ardı etmek, yüksek kan şekerinin tanı ve tedavisini geciktiriyor.

Sağlıksız beslenmek

Şekerli veya şeker, yağ ile tuzla işlenmiş gıdaları fazla tüketmek de kan şekerini yükselten önemli faktörler arasında ilk sıralarda yer alıyor.

Kas kütlesinin kaybına seyirci kalmak

Kaslar hayatta kalmak için şeker yakarlar. Dolayısıyla yeterli egzersiz yapmamak, harcanan enerji miktarını sınırlı tutarak, şekerin yakılmadan vücutta kalmasına neden oluyor. Bunun sonucunda da kan şekeri yüksek değerlere ulaşıyor. Kas kütlenizi kaybetmemek için bolca hareket etmeye ve düzenli olarak egzersiz yapmaya özen gösterin. İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Ozan Kocakaya, yürümek gibi hafif fiziksel aktivitenin bile şekerin yakılmasında son derece etkili olduğunu belirtiyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Aile öyküsünü göz ardı etmek

Ailede diyabet hastalığı tanısı alanlar olduğunu göz ardı etmek de kan şekerini yükselten önemli hatalardan. “Genetik mirasımız kaderimiz değil ama bize hangi konularda daha çok farkındalığımız olması gerektiği konusunda uyarıcı oluyor” diyen Dr. Ozan Kocakaya, ailenizde, özellikle birinci derece yakınlarınızda diyabet hastası varsa, belirtiler konusunda dikkatli olmanız, yakınmanız varsa zaman kaybetmeden hekime başvurmanız gerektiğini hatırlatıyor.

Geçmiş hastalıkları dikkate almamak

Polikistik Over Sendromu, gebelik şekeri ve pankreatit gibi hastalıklar geçirdiyseniz, bunları unutmayın. Çünkü bu hastalıklara hayatının bir döneminde yakalanmış olanlar, ilerleyen yaşlarda diyabete daha yatkın oluyorlar. Dolayısıyla kan şekerinizi en az yılda bir kez ölçtürmeyi ihmal etmeyin.

Tedaviyi aksatmak

Kan şekerini yükselten bir başka önemli hata da, tedaviyi aksatmak. Diyabet hastalarının ilaçlarını mutlaka düzenli almaları gerektiğine işaret eden Dr. Ozan Kocakaya, “İster hap ister insülin olsun, diyabet tedavisine düzenli devam etmemek kan şekerini yükseltiyor ve sizi diyabetin neden olduğu hastalıklarla karşı karşıya bırakıyor” diyor.

İlaçları bilinçsizce kullanmak

Kan şekerini yükseltebilecek olan ilaçları bilinçsizce kullanmak da yapılmaması gereken önemli hatalardan. İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Ozan Kocakaya, “Kortizon veya idrar söktürücü özelliğe sahip bazı ilaçlar, hatta masum gibi görünen bazı grip ilaçları bile şeker metabolizması üzerinde ciddi etkiler oluşturabiliyorlar. Dolayısıyla doktorunuzun ilaçlarla birlikte yapacağı diyet önerilerini ve kan şekeri takibinin gerekli olup olmadığını dikkatle dinleyin” uyarısında bulunuyor.

Kan şekeri düştüğünde aşırı şeker tüketmek

Kan şekeri düştüğünde sıkça yapılan önemli hatalardan biri, aşırı şeker tüketmek oluyor. Dr. Ozan Kocakaya, “Kan şekeri düşüşü, yani hipoglisemi son derece rahatsız edici, kaygı verici bir durum. Sinirlilik, terleme ve çarpıntıyla başlayıp bilinç kaybına kadar ilerleyebilen bu tablo kan şekeri düşen hastalarda paniğe ve belirtiler düzelene kadar yüksek miktarda şeker veya şeker içeren yiyecek ile içecek tüketmelerine neden olabiliyor” uyarısında bulunuyor. “Tedavi nedeniyle de zaman zaman kan şekerinde düşüş yaşayabilirsiniz” diyen Dr. Ozan Kocakaya, “Bu durumda paniğe kapılmadan tek küp şeker veya yarım bardak meyve suyu içmeli, ardından 15 dakika bekleyip yeniden ölçüm yaparak, bir kez daha düzeltme yapmaya ihtiyacınızın olup olmadığını değerlendirmelisiniz. Çünkü kan şekeriniz düştüğünde aşırı şeker tüketirseniz, bu kez aşırı yükselmeye başlar” bilgisini veriyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

 

 

 

Kilo almak

Kilo alan kişilerde artan yağ dokusundan salınan hormonlar, şekerin hücrelerin içine girmesini sağlayan insülin hormonunun görevini yapmasını önlüyorlar. İnsülinin etkili bir şekilde kullanılamaması nedeniyle de şeker hücrelere giremiyor ve kan dolaşımında birikmeye başlıyor. Bunun sonucunda da diyabet gelişiyor.

Sigara içmek

Sigaranın içindeki nikotin kısa vadede iştah kapatıp metabolizma hızını arttırsa da, uzun dönemde diyabet oluşumuna zemin hazırladığı ortaya kondu. Amerika Birleşik Devletleri’nde, 18-30 yaş arasındaki 5115 erişkinin 7 yıl takip edilerek verilerinin derlendiği bir çalışmada; sigaranın içindeki nikotinin kilo alımına ve kandaki kötü yağları artırıp iyi kolesterolün düşmesine yol açtığı, ayrıca insülin direncini tetiklediği kanıtlandı. “Kan şekeriniz yüksek ise yapmanız gereken birinci şey bunun için yardım aramaksa, ikincisi de sigarayı bırakmaktır” diyen Dr. Ozan Kocakaya,  sigarayı bırakmak için doktorunuza, hemşirenize, eczacınıza mutlaka danışmanız, sigara bıraktırmaya yönelik programlara dahil olmanız veya “Alo 171” sigarayı bırakma hattını aramanız gerektiğine dikkat çekiyor.

 Kan şekeri neden yükseliyor? 

Besinlerimizdeki her bir parça sindirim sistemi tarafından en küçük yapıtaşlarına kadar parçalanıyor ve içlerindeki şeker ortaya çıkartılıyor. Bunun nedeni ise vücudumuzdaki tüm hücrelerin çalışmak için şekere ihtiyaç duymaları. Şeker molekülleri enerji sağlayacakları hücrelerin içine insülin hormonuyla girebiliyorlar. İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Ozan Kocakaya, “Eğer vücudunuzda insülin yoksa veya vücudunuz insüline doğru şekilde yanıt vermiyorsa şeker hücrelere giremiyor ve kan dolaşımında birikmeye başlıyor” diyor. Açlık kan şekerinin 110-125 miligram/dl, yemekten iki saat sonra bakılan kan şekerinin 200 mg/dl’den yüksek olması veya kan şekeri yüksekliği belirtileri gösteren bir kişide rastgele yapılan kan şekeri ölçümünde değerin yine 200 mg/dl’nin üzerinde çıkması, tanıyı koyduruyor.

Şimdi probiyotiklerle bağışıklığımızı güçlendirme zamanı…

Şimdi probiyotiklerle bağışıklığımızı güçlendirme zamanı…

Bağışıklığımızı desteklerken, vücudumuzdaki ikinci beyin olarak adlandırılan bağırsak sistemini de düzenlemeye yardımcı probiyotikler, sağlığımız üzerinde olumlu etkilerde bulunuyor. Probiyotik yoğurt, ayran, kefir gibi ürünler düzenli olarak tüketildiğinde faydalarını göstermeye başlıyor.

Havaların soğuduğu bugünlerde vücudumuzun direncini artıran en önemli yardımcıların başında, faydalı dost bakterileriler probiyotikler geliyor. Yaşam konforumuzla doğrudan ilişkili olan sindirim sistemimizin sağlıklı bir şekilde çalışmasına katkı sağlayan probiyotikler, bağışıklığımız için de koruyucu kalkan oluşturmaya yardımcı oluyor. Düşman bakterilere karşı savaşarak bağırsak florasında doğal bir dengenin oluşmasını destekleyen probiyotikler, tıpkı kelime anlamında olduğu gibi “yaşam için” kıymetli görevler üstleniyor.

Modern beslenme trendlerine uyum sağlıyor

Probiyotik içeren ürünler, modern beslenme trendlerine de uyum sağlıyor. Özellikle pandeminin etkisiyle birlikte yeni nesil tüketiciler, ürünlerin daha sağlıklı ve doğal olmasının ötesinde belirli bir faydaya odaklanmasını tercih ediyor. Bu nedenle bedenimize iyi gelen, fonksiyonel fayda sağlayan probiyotik içeren ürünler daha fazla ilgi görüyor.

Tüm fermente ürünler probiyotik değil

İçinde canlı mikroorganizma bulundursa da sanıldığının aksine tüm fermente ürünler probiyotik özellikler taşımıyor.  Bir ürünün probiyotik olabilmesi için 1g’ında veya 1ml’sinde en az 10 milyon canlı mikroorganizma içermesi gerekiyor.

Dayanıklı olmayan zayıf mikroorganizmalar midedeki asidik şartlarda canlı kalamazken, dayanıklı probiyotik mikroorganizmalar hayatta kalarak, vücudumuz için önemli işlevlerini yerine getirebiliyor. Probiyotik desteğini yoğurt, ayran ve kefir gibi ürünleri tüketerek karşılamak isteyenlerin bu ayrıma dikkat etmesi öneriliyor.

Probiyotik ürün ailesi

Probiyotiklerin sindirim ve bağışıklık sistemi üzerindeki olumlu etkilerinin daha kalıcı olması için bir beslenme alışkanlığı haline getirilerek günün her öğününde sıklıkla tüketilmesi öneriliyor. Lezzetten ödün vermeyen Eker Probiyotik Ürün Ailesi’nin her bir çeşidi, ara öğünlerde tek başına ana öğünlerde ise yemek ile uyumuna bağlı olarak gönül rahatlığıyla tüketilebiliyor.

Yenilikçi seçenekler

Eker’in Probiyotik Ürün Grubu’nda; atıştırmalık olarak veya ailece tüketilebilecek boyutta Probiyotik Ayran, Probiyotik Kefir ve Probiyotik Sade Yoğurt seçenekleri yer alıyor. Ayrıca özellikle şeker ilave edilmemiş ürünleri tercih edenler ve yeni tatların arayışında olanlar için şeker ilavesiz probiyotik yoğurt grubu dikkat çekiyor. Eker’in şeker ilavesiz probiyotik yoğurt grubunda; İncirli Yulaflı Probiyotik Yoğurt ile Hurmalı Chialı Probiyotik Yoğurt alternatifleri bulunurken, meyveli probiyotik yoğurt serisinde ise tüketicilere Çilekli Probiyotik Yoğurt ile Kayısılı Probiyotik Yoğurt seçenekleri sunuluyor.

Bilimsel araştırmalara göre düzenli olarak tüketildiğinde etkisini göstermeye başlayan probiyotikler, daha mutlu ve daha sağlıklı bir yaşama katkı sağlıyor.

Ege’den tarım sektörlerinin ihracatı 5,5 milyar doları aştı

Ege’den tarım sektörlerinin ihracatı 5,5 milyar doları aştı

Ege İhracatçı Birlikleri Koordinatör Başkanı Jak Eskinazi, son 1 yıllık dönemdeki ihracatlarının yüzde 25’lik artışla 12 milyar 816 milyon dolardan, 16 milyar 24 milyon dolara ulaştıdığını dile getirdi. Eskinazi, böylelikle 2021 yılı sonu için 15 milyar dolardan, 16 milyar dolara yükselttikleri hedeflerini 43 gün önce yakaladıklarının altını çizdi.

EİB’nin ihracatında en büyük dilimi 9 milyar 331 milyon dolarlık ihracatla sanayi sektörlerinin gerçekleştirdiği bilgisini veren Eskinazi, “EİB’den yapılan sanayi ürünleri ihracatı son 1 yıllık dönemde yüzde 36’lık artış hızı yakalayarak 6 milyar 862 milyon dolardan, 9 milyar 331 milyon dolara tırmandı. EİB’nin son bir yıllık dönemde 3,2 milyar dolarlık ihracat artışının 2,5 milyar dolarlık dilimini sanayi sektörleri gerçekleştirdi” diye konuştu.

Ege Demir ve Demirdışı Metaller İhracatçıları Birliği’nin 2 milyar 121 milyon dolarlık ihracat performansıyla sanayi ürünleri ihracatına en büyük katkıyı sağladığa işaret eden EİB Koordinatör Başkanı Eskinazi, Ege Demir ve Demirdışı Metaller İhracatçıları Birliği’nin 2 milyar doları geçen tek birlik olduğunu vurguladı.

Kimya sektörü EİB çatısı altında temsili sonuna kadar hak ediyor

“Demir sektörümüzden sonra en çok ihracatı EİB çatısı altında ihracatçı birliğiyle temsil edilmeyen kimya sektörü 1 milyar 779 milyon dolarlık tutarla yaptı” diyen Eskinazi, “Bu ihracat Ege İhracatçı Birlikleri bünyesinde Ege Kimyevi Maddeler ve Mamulleri İhracatçıları Birliği kurulması gereğini bir kez daha ortaya koydu. Ege Hazırgiyim ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliğimiz de, ihracatını yüzde 13’lük artışla 1 milyar 293 milyon dolardan, 1 milyar 462 milyon dolara taşıdı ve güçlü konumunu korudu” değerlendirmesinde bulundu.

Tarım sektörlerinin ihracatı 5,5 milyar doları aştı

Ege İhracatçı Birlikleri’nin 82 yıllık tarihi boyunca ihracat deseninde tarım sektörlerinin güçlü bir şekilde temsil edildiğine vurgu yapan Eskinazi, EİB bünyesindeki tarım sektörlerinin 2020 yılında ilk kez 5 milyar doları geçtiğini, Egeli tarım ihracatçılarının 20 Kasım 2020 – 19 Kasım 2021 tarihleri arasında yüzde 12,3’lük performans artışıyla 5 milyar 632 milyon dolarlık dış satım yaptığını ve 2021 yılı başında belirledikleri 5,5 milyar dolar ihracat hedefini aştıklarını dile getirdi.

EİB Koordinatör Başkanı Jak Eskinazi, Ege Su Ürünleri ve Hayvansal Mamuller İhracatçıları Birliği’nin son bir yılda ihracatını yüzde 34 artırarak, 1 milyar 275 milyon dolarlık ihracatla gıda ihracatının lideri olurken aynı zamanda EİB çatısı altındaki 7 tarım ihracatçı birliği arasında ihracat artış rekortmeni olduğu bilgisini verdi. Eskinazi, Ege Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği’nin 1 milyar 165 milyon dolarlık ihracatla zirve ortağı olduğunu, Ege Kuru Meyve ve Mamulleri İhracatçıları Birliği’nin 847 milyon dolarlık ihracatla üçüncü güçlü sektör olduğunu belirtti.

Doğal taş ihracatında Türkiye lideri olan Ege Maden İhracatçıları Birliği’nin son 1 yıllık dönemde ihracatını yüzde 13’lük artışla 938 milyon dolardan, 1 milyar 60 milyon dolara taşıdığını anlatan Eskinazi, ihracattaki başarılar sayesinde 2022 yılına moralli girdiklerini sözlerine ekledi.

Aradığın Burger King Menüsünü Petal Search’te bul

Aradığın Burger King Menüsünü Petal Search’te bul

Kasım ayı başında başlayan ve yılsonu 31 Aralık’a kadar sürecek olan Petal Search & Burger King Kampanyası kapsamında katılımcılar restoran / gel-al servislerde, Petal Search için özel olarak hazırlanmış menüden büyük bir indirim ile faydalanabilecekler.

Petal Search, Burger King ile çok lezzetli bir kampanya başlatıyor.

Kampanyaya Nasıl Katılınır?

Kampanya açılış sayfasına, Petal Search’ten, sosyal medyadan, internet sitesinden ve Burger King restoranlarından erişilebilir.

Petal Search tarafından sunulan hediye teklifini talep etmek için, öncelikle uygulamanın cihaza yüklenmesi gerekiyor.

Uygulamayı yükledikten sonra şartlar ve koşullar kabul edilmeli, daha sonra kullanım kodu girildikten sonra yönlendirme sayfasında “Kuponu Al” düğmesine tıklanmalı.

Kuponlar, Petal Search’te yer alan açılır bir pencerede gösterilecek ve kampanyaya ulaşım burada yer alan kampanya sayfasından gerçekleştirilecek.

Kampanya süresince, kazanma şansı yakalanan indirim kuponlarıyla Burger King restoranlarından alınacak Petal Search Menüsü’nde fiyat avantajı sunuluyor

Petal Search deneyimini masaüstü versiyondan da hızlıca yaşamak için buraya tıklayabilirsin.

Gurme 2021 Fuarı, Tüyap Samsun Fuar ve Kongre Merkezi’nde

Gurme 2021 Fuarı, Tüyap Samsun Fuar ve Kongre Merkezi’nde

Gurme 2021 Samsun Gıda ve Yöresel Lezzetler Fuarı, 23-28 Kasım 2021 tarihleri arasında Tüyap Samsun Fuar ve Kongre Merkezi’nde gerçekleşecek.

Tüyap Tüm Fuarcılık Yapım A.Ş. tarafından organize edilen Gurme 2021 Samsun Gıda ve Yöresel Lezzetler Fuarı, Samsun Valiliği, Samsun Büyükşehir Belediyesi, Samsun Ticaret ve Sanayi Odası, Samsun Ticaret Borsası, Samsun Esnaf ve Sanatkârlar Odaları Birliği, Türkiye Aşçılar Federasyonu (TAFED) ve Karadeniz Aşçılar ve Turizm Birliği (KATBİR) destek ve iş birlikleri ile Tüyap Samsun Fuar ve Kongre Merkezi’nde 23-28 Kasım 2021 tarihleri arasında gerçekleşecek.

 

 

 

“Banvit Ormanı” kuruluyor

“Banvit Ormanı” kuruluyor

Beyaz et markası Banvit BRF, Bandırma’da 20 bin ağaçlık Banvit Ormanı projesinin can suyunu veriyor.

Beyaz et markası olan ve faaliyetlerini sürdürülebilirlik ilkeleri çerçevesinde yürüten Banvit BRF, ÇEKÜL iş birliği ile “7 Ağaç Ormanları” ağaçlandırma programı kapsamında 20 bin sahil çamı fidanı dikerek “Banvit Ormanı” oluşturuyor.

Fidan dikme töreni Bandırma Belediye Başkan Yardımcısı, Balıkesir İl Tarım ve Orman Müdürü, İlçe Tarım ve Orman Müdürü, Bandırma Orman İşletme Müdürü, Bandırma Ticaret Borsası Yönetim Kurulu Üyesi ve ÇEKÜL Vakfı katılımlarıyla Balıkesir, Bandırma, Sahil Yenice Köyü’nde gerçekleştirildi.

Zaruri ihtiyaçların dışında sokağa çıkmıyoruz

Zaruri ihtiyaçların dışında sokağa çıkmıyoruz

Ipsos tarafından gerçekleştirilen Koronavirüs Salgını ve Toplum Araştırması 82. dönem verileriyle toplumun; sosyal hayat aktivitelere yönelik risk algıları,  

Zorunlu faaliyetler dışında evden çıkıp/çıkmama durumları, salgın öncesindeki sosyal hayatlarına tamamen ya da kısmen dönebilenler, bugün için sosyal faaliyetlerde bulunma konusunda kendini tedirgin hissetmesi ile ilgili düşünce, tutum ve davranışlarına yönelik ifadeleri incelenmiştir.

 SOSYAL AKTİVİTELERE YÖNELİK RİSK ALGISI HALA ÇOK YÜKSEK. 

Koronavirüs salgınının üzerinden 20 aya yakın süre geçmiş olmasına rağmen toplumun sosyal faaliyetlere yönelik yüksek risk algısı devam ediyor. Her 10 kişiden 6’sı kalabalık ortamlarda bulunmayı çok riskli buluyor. Sinema, kafe, restoran, misafir ağırlamak ya da misafirliğe gitmek gibi faaliyetleri çok riskli bulanların da oranı %50’ye yakın.

Ipsos Türkiye

TOPLUMUN %38’İ ZORUNLU FAALİYETLER DIŞINDA SON BİR HAFTA İÇİNDE EVDEN ÇIKMAMIŞ

Tabii ki normalleşen bu salgın döneminde her 10 kişiden 9’u son bir hafta içinde evden dışarı çıktığını söylüyor. Ancak; evden dışarıya çıkma nedenlerine bakıldığında, her 10 kişiden 4’ünün sadece zorunlu ihtiyaçlar /sebeplerden dolayı dışarı çıktığı görülüyor. Keyfi, sosyal aktiviteler için dışarıya çıkanların oranı hala %60 seviyesinde.

Ipsos Türkiye

SALGIN ÖNCESİNDEKİ SOSYAL HAYATINA TAMAMEN YA DA KISMEN DÖNEBİLENLERİN ORANI SADECE %52.

Bireylerin %15’i tamamen, %37’si de eskisi kadar yoğun olmasa da salgın öncesindeki sosyal hayatlarına dönebildiklerini söylerken, toplumun diğer yarısı sosyal hayatlarını yaşama konusunda hala tedirgin. Her 10 kişiden 3’ü salgın öncesindeki sosyal hayatlarına dönmek istemesine rağmen tedirgin olduğunu, her 10 kişiden 2’si de eski hayatlarına bir daha dönemeyeceklerini düşünüyor. Aşı olmayan kişiler ise sosyal hayatlarını eskisi gibi yaşama konusunda daha rahatlar. Aşı olmayanların %63’ü salgın öncesindeki sosyal hayatlarına tamamen ya da kısmen dönebildiklerini söylerken aşı olmuş kişilerde bu oran %52.

Ipsos Türkiye

BİREYLERİN YARISI BUGÜN İÇİN SOSYAL FAALİYETLERDE BULUNMA KONUSUNDA KENDİNİ TEDİRGİN HİSSEDİYOR.

Sosyal faaliyetleri hâlihazırda yaptığını söyleyenlerin oranı maksimum %55 seviyesinde. Bugün için en fazla mağaza ya da alışveriş merkezine gidiliyor.  Ancak yine de her 10 kişiden 1’i bu tür yerlere bir daha gidemeyeceğini, yaklaşık %15’i de 1 yıldan daha uzun süre sonra gidebileceğini düşünüyor. Sinema, tiyatro ya da kafe/restoranların kapalı yerlere gidilmesi konusunda toplum daha da tedirgin.

Ipsos Türkiye

 Ipsos, Sosyal Araştırmalar ve Kalitatif Araştırma Hizmet Birimleri Lideri, İcra Kurulu Üyesi Ece Ertürk; verilerle ilgili şu değerlendirmelerde bulundu; Her ne kadar toplumsal olarak artık pandemiyi kabullenme ve onun şartlarına göre yaşamaya uyum gösterme kaslarımızı geliştirmiş olsak da; hayatımızdaki kısıtlamalar ve algılanan risk seviyesi toplumu mutsuz etmeye devam ediyor. İhtiyaçlar hiyerarşisinde önemli bir yere sahip olan “sosyalleşme” kısıtlı olmaya devam ettikçe bireysel ve toplumsal boyutlardaki etkilerine de her geçen gün bir yenisi ekleniyor.  Hepimiz bir şekilde pandemi öncesi hayata dönmeyi istiyoruz fakat toplumda her 2 kişiden biri eski hayatına dönemiyor; kalabalık ortamlarda bulunmak toplumun büyük bir çoğunluğu tarafından hala riskli bulunuyor.

Ipsos Türkiye

İcra Kurulu Üyesi Ece Ertürk

Markete, mağazaya, alışveriş merkezlerine gitmek gibi biraz da zaruri ihtiyaçlar için yapılan ziyaretlerin algılan risk oranı sosyal ve kültürel etkinliklere göre görece daha düşük.  Bu da mecburi ihtiyaçlar dışında dışarı çıkma davranışını büyük ölçüde azaltıyor. Toplumun yaklaşık 40%’ ı mecbur kalmadıkça dışarı çıkmıyor.

Konu çocuklar ve onların sosyalleşmesi olduğunda ise durum değişiyor; çocukların sosyalleşebilmesi çocuklar için olduğu kadar anne babalar için de önemli ve hali hazırda dışarıda en çok yapılan aktivitelerden biri… Bunun aksine, tiyatroya, sinemaya gitmek gibi kültürel aktiviteler şu an yapılmadığı gibi bundan sonrası için de planlanan sosyalleşme aktiviteleri arasında maalesef son sıralarda yer alıyor.    Hepimizin belli konularda zaman zaman sorduğu “bir daha eskisi gibi olacak mı?” sorusuna ise toplumun 16%sının cevabı olumsuz. Eski günlere dönme isteği her geçen gün artarken, hala devam eden ve belirsizliğini koruyan pandemi şartları toplumun büyük kısmını eski günlere dönememe konusunda da tedirgin etmeye devam ediyor.

Glisemik indeksi düşük bulgur tüketimini artırmalı

Glisemik indeksi düşük bulgur tüketimini artırmalı

Beslenme uzmanları tüm dünyada giderek artan bir sağlık sorunu olarak öne çıkan diyabet hastalığıyla mücadelede, beslenme alışkanlıklarına dikkat çekiyor. Bireylerin yeterli ve dengeli beslenme kurallarına uygun alışkanlıklar geliştirmesinin yanı sıra; bulgur gibi glisemik indeksi düşük besinleri tercih etmesinin de diyabetin önlenmesinde etkili olduğu biliniyor.

Sağlık ve beslenme uzmanları halk arasında ‘şeker hastalığı’ olarak da bilinen “diyabetin” önlenmesinde küresel anlamda farkındalık yaratmak amacıyla ilan edilen 14 Kasım Dünya Diyabet Günü’nde; genç, yaşlı tüm bireylere ‘dengeli beslenme ve daha fazla hareket’ etme önerisinde bulunuyor. Duru Bulgur Gıda Mühendisi Ece Duru Dünya Sağlık Örgütü ile Dünya Diyabet Federasyonu’nun 2007’den itibaren 14 Kasım Günü’nü resmi olarak “Dünya Diyabet Günü” olarak tanıdığını söyledi. Diyabetin tüm dünyada kalp hastalığı, kanser ve kronik akciğer hastalığından sonra en çok karşılaşılan ölüm nedeni olduğunu söyleyen uzmanlar, “Yeterli ve dengeli beslenmeye eşlik eden yapılan fiziksel aktivite, diyabetle mücadelede kritik önem taşıyor. Özellikle kuru baklagiller diyabet hastalarının diyet listelerinde mutlaka olması gereken besinlerin başında geliyor. Kuru fasulye, nohut, mercimek gibi kuru baklagiller, karbonhidrat kaynağı olmakla beraber bitkisel proteinleri de içeriyor. Baklagillerin bir kompleks karbonhidrat olması ve yüksek lif içermesi nedeniyle porsiyon kontrolünde tüketim sağlandığında hem kan şekeri dengesi sağlanıyor, hem de kolesterol seviyesi düşüyor” dedi.

Bulgur tokluk hissini artırıyor

Bulgurun hem zengin besin değeri hem de glisemik indeks içeriğinin düşük olmasından dolayı diyabet hastaları için tercih edilebileceğini söyleyen Ece Duru, “100 gram bulgurda; 8.2 gram lif varken, pirinçte bu oran 3.0 gram makarnada ise 5.2 gramdır. Bulgur dirençli nişasta ve diyet lifi gibi fonksiyonel bileşikler bakımından oldukça zengindir. Dirençli nişasta ince bağırsakta sindirilmeden kalınbağırsağa geçerler. Dirençli nişastanın sindirimi daha uzun süre aldığı için insülin miktarındaki düşüşe ve tokluk hissinde artışa sebep olur. Diyet lifi de sindirim enzimlerine karşı dirençli olup ince bağırsakta sindirilmeden kalın bağırsağa geçer ve kalın bağırsakta fermente olur. Lifli gıdalar tüketmenin sağlık üzerinde birçok olumlu etkisini görebiliriz. Başta obezite olmak üzere, kabızlık, kalp damar hastalıkları, diyabet gibi bir çok hastalıklara karşı diyet lifinin koruyucu etkisi kesin olarak bilinmektedir.

 Toprağı korursan yaşamı da  biyolojik çeşitliliği de korursun

 Toprağı korursan yaşamı da  biyolojik çeşitliliği de korursun

Erozyonla Mücadele Haftası’nda TEMA Vakfı, erozyon kaynaklı toprak bozulumunun biyolojik çeşitliliğe olan etkisine dikkat çekiyor. Vakıf, hafta boyunca tüm Türkiye’de toprak ve biyolojik çeşitlilik temalı eğitim ve etkinlikler düzenleyecek. TEMA Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Deniz Ataç, sunduğu birçok ekosistem hizmetinin yanında, toprağın biyolojik çeşitliliğin dörtte birine ev sahipliği yaptığını belirterek, erozyona karşı toprağı koruyan uygulamaların önemini vurguladı.

Bu yıl 15 – 21 Kasım tarihleri arasında kutlanan Erozyonla Mücadele Haftası’nda TEMA Vakfı, erozyon ile biyolojik çeşitlilik arasındaki olumsuz etkileşimin altını çiziyor.

Erozyonun, toprak bozulumunun en önemli sebeplerinden biri olduğunu söyleyen TEMA Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Deniz Ataç, bunun da biyolojik çeşitliliğin kaybında önemli bir etkisi olduğunu ifade etti. Ataç, “Erozyon kaynaklı toprak bozulumu, arazi tahribatı, iklim değişikliği, doğal varlıklardan aşırı yararlanma, işgalci türler ve kirlilik gibi sorunlar, biyolojik çeşitlilik kaybının ana nedenleri arasında sıralanabilir. Toprak bozulumunun en yaygın ve en büyük sebeplerinden biri de erozyondur. Bugün iklim değişikliğiyle artan sağanak yağışlar, yaşadığımız sel gibi felaketlerle birlikte erozyonun şiddetini de artırıyor. Dünyada her yıl ortalama 75 milyar ton toprak erozyona uğruyor. Bu durum, her 5 saniyede, bir futbol sahası büyüklüğünde toprağın su ve rüzgarla taşınması anlamına geliyor. Türkiye’de ise yılda 642 milyon ton toprak erozyona uğruyor” dedi.

Toprak, biyolojik çeşitliliğe ev sahipliği yapan bir doğal varlıktır

Toprağın, milyonlarca canlı varlığın yaşadığı ve etkileşim içinde bulunduğu bir ekosistem olduğuna dikkat çeken Ataç, “Toprakta sadece çok sayıda canlı bulunmakla kalmaz, aynı zamanda bu canlılar çok fazla çeşitlilik de gösterir. Toprak biyolojik çeşitliliğini oluşturan bu organizmalar yaşam döngülerini, toprak içinde ya da toprak yüzeyindeki üst toprak katmanında geçirirler. Ne yazık ki erozyon, toprak biyolojik çeşitliliğine ev sahipliği yapan, organik madde açısından toprağın en değerli kısmı olan üst toprağın taşınmasına ve kaybına sebep oluyor. Kısacası toprak çeşitliliğini, üretkenliğini kaybediyor ve geleceğin gıda güvenliği riskini artırıyor” diyerek, tarımsal ürünlerde erozyon kaynaklı üretim kaybının %50’lere ulaşabildiğini belirtti.

Ataç, “Ormansızlaşma, meralarda aşırı otlatma ve toprak koruma tedbirleri alınmaksızın yapılan tarım uygulamaları erozyonun en temel sebeplerini oluşturuyor. Arazi tahribatına neden olan bu faaliyetlerin iklim değişikliğinde de önemli rolü bulunuyor. Atmosferdeki karbon birikiminin %23’ü arazi tahribatından kaynaklanıyor. Buna karşılık iklim değişikliği ile mücadelede, toprak karbon stoğunun korunması ve artırılması en etkili yollardan birini oluşturuyor. Bu anlamda tahrip olmuş orman ekosistemlerinin restorasyonu, mera ıslah çalışmaları ve toprak dostu sürdürülebilir tarım uygulamalarının yaygınlaşması, erozyonla mücadele kadar doğrudan gıda güvenliğinin sağlanması ve iklim değişikliğiyle mücadele için de büyük önem taşıyor” dedi.

Çin’e gıda ihracatında yüzde 86’lık artış

Çin’e gıda ihracatında yüzde 86’lık artış

Türkiye’den Çin’e yapılan ihracat 2021 yılının Ocak – Ekim döneminde yüzde 29’luk artışla 2 milyar 115 milyon dolardan, 2 milyar 727 milyon dolara çıkarken, Türk gıda sektörünün Çin’e yaptığı gıda ihracatı yüzde 86’lık artışla 162 milyon dolardan 302 milyon dolara yükseldi.

Çin’in Şanghay kentinde 5-10 Kasım 2021 tarihleri arasında Çin Uluslararası İthalat Fuarı, Türkiye’nin Çin’e ihracatını daha da artırması için uygun bir zemin oluşturdu. Türk gıda sektörü Çin’e ihracatta 1 milyar dolar hedefi koydu.

Türkiye Milli Katılım Organizasyonu Ege İhracatçı Birlikleri tarafından gerçekleştirilen Çin Uluslararası İthalat Fuarı’nın, Çin’in ihracatçı kimliği yanında, ithalatçı kimliği olduğunu dünyaya duyurmayı amaçladığı bir fuar olduğuna işaret eden Ege İhracatçı Birlikleri Koordinatör Başkanı Jak Eskinazi, 2,4 trilyon dolar ihracat, 2,1 trilyon dolar ithalat yapan Çin’e Türk ihraç ürünlerinin daha fazla ihraç edilmesi için çaba gösterdiklerini dile getirdi.

Çin’in başını çektiği Japonya, Güney Kore, Endonezya, Avustralya, Malezya gibi dünya devlerinin aralarında yer aldığı 15 Asya Pasifik ülkesinin bir araya gelerek Bölgesel Kapsamlı Ekonomik Ortaklık (RCEP) anlaşmasına imza attığını hatırlanan Eskinazi, “15 ülkenin bir araya gelmesiyle 2,2 milyar insanın yaşadığı, dünyanın en büyük serbest ticaret
alanı oluştu. Küresel ticaretten yüzde 30 pay alıyorlar. Türk ihracatçıları olarak bu bölgeyi ihracatta hedef pazar olarak görüyoruz. Malezya, Singapur ve Güney Kore ile olan serbest ticaret anlaşmalarımızın diğer ülkelerle genişletilmesini istiyoruz. Ticaret Bakanlığı’mızın Lojistik Merkezleri desteği Çin’e ihracatımızı 10 milyar dolara çıkarmak istiyoruz” diye konuştu.

Türkiye’nin Çin Uluslararası İthalat Fuarı’nda Ege İhracatçı Birlikleri standı yanında 8 firma ile yer aldığı bilgisini veren Ege İhracatçı Birlikleri Koordinatör Başkan Yardımcısı Birol Celep, Türk gıda sektörü olarak, Çin’i stratejik bir pazar olarak gördüklerinin altını çizdi.

Pandemi nedeniyle yaşanan seyahat kısıtlamaları nedeniyle fuarda Türkiye’yi Şanghay Ticaret Ateşeliğinin temsil ettiğine işaret eden Celep, “Çin Uluslararası İthalat Fuarı’nda Türk ürünleriyle Çin damak tadına uygun olarak hazırlanan tatlılar, kuru meyveler, zeytinyağları ve zeytin içeren ürünleri ziyaretçilere tattırdık. Sanal ortamda üç boyutlu Türkiye standı oluşturduk” dedi.

Türkiye’den Çin’e yapılan gıda ürünleri ihracatında ilk sırayı 51 milyon dolarlık tutarla süt ürünleri alırken, konserve ihracatı 50 milyon dolar oldu. Çin’e, kanatlı eti sektörü 32 milyon dolarlık, bitkisel yağ sektörü 31 milyon dolarlık ihracat gerçekleştirdi.

Türkiye Milli Katılım alanı gıda ürünleri için 1. Holde, tüketici ürünleri için 5.1 Holde kuruldu. Ege İhracatçı Birlikleri’nin Türkiye Milli Katılım Organizasyonu’yla; Aydın Kuruyemiş San. Tic. A.Ş., CLK İpekyolu Lojistik A.Ş., K.F.C. Gıda Tekstil Sanayi İthalat İhracat Yatırım A.Ş., Kırlıoğlu Tarımsal Ürünler Gıda İnş. San. Tic. A.Ş., Yaşar Dondurma ve Gıda Maddeleri A.Ş. ve Trade Türk Gıda Yatırım A.Ş., Ünal İthalat İhracat İnş.Paz.San ve Tic.Ltd.Şti., Arzum Elektrikli Ev Aletleri San.ve Tic. A.Ş. firmaları katıldı.(BDS)