Niçin kışın kalp krizi geçirme riski artıyor?

Niçin kışın kalp krizi geçirme riski artıyor?

İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Süha Çetin, ‘’birçok çalışma kış aylarında kalp krizi geçirme riskinin arttığını kanıtlıyor. Bu bağlamda bilinmesi gerekenler nedir? ve kalp krizi riskini azaltmak için neler yapılabilir?’’ sorularını yanıtladı.

Hava soğuduğunda vücuttaki atar damarlarda vazokonstriksiyon (damarlarda büzüşme) gelişir ve vücudu sıcak tutabilmek için kan akımı hızlanır. Bu nedenle tansiyon genelde soğuk aylarda sıcak aylara göre daha yüksek olur. Ayrıca kışın kolesterol seviyesinde yükselme kaydedilir. Bu unsurlar kalp krizi geçirme riskini artırabilecek niteliktedir. Vücudun ısısının düşmesi vücut sıcaklığının 35° nin altına düşmesi anlamına gelir. Bu durumda vücut kendisi yeteri kadar enerji üretip çekirdek ısısını tutamadığından oluşur ve kalp krizi geçirme açısından tehlike arz eder.

Çocuklar ve Yaşlıların Kalp Krizi Geçirme Riski Daha Fazla!

Özellikle çocuklar ve yaşlılar (65 yaş üstü) bu açıdan risk altındadır. Çünkü bahsedilen kişilerin kendilerini paylaşma veya hareket kabiliyetleri azalmış olabilir. Yaşlı insanların cilt altı yağ dokusu veya soğukluğu hissetme duygusu azalma gösterebilir ve dolayısıyla ‘soğuk tehlikesini’ hissetmeyebilirler. Doç. Dr. Süha Çetin, ‘’kışın havanın soğuk olması haricinde rüzgâr ve yağmurda vücut ısısının düşmesine neden olabilir. Özellikle rüzgâr önemli bir rol oynamakta çünkü vücudumuzu saran ısınmış havayı çabucak yok edebilir. Bu bağlamda kışın yaşlı insanlarda koroner arter hastalığı mevcutsa ‘angina pectoris’ dediğimiz göğüste baskı hissi veya kalp krizi gerçekleşebilir’’ dedi.

Kışın Kalbi Koruma Stratejisi Oldukça Kolay

Öncelikle vücudun normal sıcaklığını korumak gerekir. Sıcak tutan giysilere önem vererek kalın giysiler altında sıcaklığın kalmasını sağlayarak soğuğa karşı bir izolasyon oluşturulabilir. Özellikle ellerden ayaklardan ve baştan sıcaklık ciddi anlamda kaybedilebileceği için şapka takıp eldiven, yün çorap ve sıcak tutan botlar giymek önem taşır.

Abdi İbrahim’den Covid-19 aşısı

Abdi İbrahim’den Covid-19 aşısı

Türk ilaç sektörünün lider markalarından Abdi İbrahim, COVID-19 aşılarını en üst standartlarda üretebilme kapasitesine sahip olduğunu gösteren üretim izin belgesini aldı. Abdi İbrahim Yönetim Kurulu Başkanı Nezih Barut, ‘‘Sağlık Bakanlığı’nın yaptığı denetimler sonucu vermiş olduğu bu izin, dünya standartlarında aşı üretimi yapabileceğimizin kanıtıdır” dedi.

Abdi İbrahim Yönetim Kurulu Başkanı Nezih Barut, Sağlık Bakanlığı’nın yaptığı incelemeler ve denetimler sonucunda, Abdi İbrahim’e mRNA bazlı aşılar ile inaktif aşıları üretim ve dolum yapma onayını verdiğini belirterek, ‘‘Sağlık Bakanlığı’ndan aralık ayında mRNA bazlı veya inaktif aşılar için beşerî aşı üretim ve dolum yapma izin belgesini aldık. Aşı üretim ve dolumu için hem altyapınızın hem de kalite sistemlerinizin yüksek düzeyde olması gerekiyor. Bakanlığın yapmış olduğu denetimler sonucu verilen bu izinle, AbdiBio tesisimiz ve aşı üretim konusunda yeterliliğimiz bir kez daha tescillenmiş oldu” dedi.

Pandemide göz şikayetlerini artı

Pandemide göz şikayetlerini artı

Aylardır süren Covid-19 pandemisinden en fazla etkilenen organlarımızın başında gözlerimiz geliyor. Uzun saatler süren dijital toplantılar ya da uzaktan eğitim nedeniyle saatlerce ekrana kilitlenmek gerek yetişkinlerde gerekse çocuklarda göz şikayetlerini artırdı. Acıbadem Bakırköy Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Emel Çolakoğlu, halk arasında ‘göz migreni’ olarak tanımlanan; göz küresinde başlayan ve aynı taraf baş yarısına yayılan keskin ağrının giderek daha fazla kişide görüldüğünü belirterek, bazı kuralların ihmale gelmeyeceğini söylüyor.

Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Emel Çolakoğlu, pandemide yaygınlaşan göz şikayetleri ve alınması gereken önlemleri anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.  Şiddetli baş ağrısıyla yaşam kalitesini önemli ölçüde düşüren migren, artık gözlerde de önemli bir sorun haline geldi. Acıbadem Bakırköy Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Emel Çolakoğlu, halk arasında ‘göz migreni’ olarak adlandırılan hastalığın, pandemi sürecinde aylardır gözlerin yoğun şekilde aktif kullanılmasıyla giderek yaygınlaştığını belirterek “Gerek yetişkinlerde gerekse çocuklarda bilgisayar başında geçen sürenin artmasına bağlı olarak göz kırpma sayısında azalma, uyku sürelerinde kısalma, ekrandan yansıyan mavi ışık yoğunluğu ve klima gibi nedenlerle göz kuruluğu, gözlerde yanma, batma, acıma ve sulanma şikayetleri son zamanlarda yoğunlaştı. Ayrıca uyku düzensizliği ve stres ile tetiklenen ve göz çevresinde başlayan ağrılar, başa da yayılıyor. Göz migreni olarak tanımlayabileceğimiz bu durum aynı zamanda gözde ışıklanma, ışıklar etrafında çizgilerle kendini gösteriyor ve başa da yayılan keskin ağrılar yaşam kalitesini düşürüyor, konsantrasyonu engelliyor.” diyor.

Göz sağlığı için bu kurallar kritik önem taşıyor!

Covid-19 pandemisi sürecinde evden çalışma, dijital toplantılar, uzaktan eğitim esnasında göz sağlığı için gerekli kuralların ihmal edilebildiğini, bu nedenle göz hastalıklarında artış görüldüğünü vurgulayan Dr. Emel Çolakoğlu, uzun süreli yakın odaklanmanın özellikle gelişim çağındaki çocuklarda uyum kuvvetini zorladığını ve miyopinin ilerlemesine yol açtığını söylüyor. Gün içerisinde mutlaka gözlerin kapatılarak dinlendirilmesi, ekran başında göz kırpmanın unutulmaması, ekran aydınlatmasının ortamdan daha düşük seviyede tutulması, gözlerimizle ekran arasında mesafenin 50-55 cm olmasına özen gösterilmesi ve monitör üzerinden 20 dakikada bir 20 saniye süre ile 5-6 metre uzağa odaklanılması gerektiğini vurgulayan Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Emel Çolakoğlu, bu önlemlerin göz sağlığını korumak için kritik önem taşıdığını söylüyor.

Sağlıklı beslenme ve kaliteli uyku şart!

Göz sağlığını korumak için; çevresel önlemlerin yanı sıra sigarasız ortam, kaliteli ve yeterli uyku ile sağlıklı beslenme de olmazlar olmazlar arasında önde geliyor. Dr. Emel Çolakoğlu, iyi havalandırılmış ve ışıksız bir odada ortalama 7-8 saat uyumanın tüm bedenimizi olduğu gibi gözlerimizi de dinlendireceğini belirtirken; sağlıklı ve dengeli beslenmenin, özellikle de havuç, portakal, lahana, ıspanak gibi besinlerin sofralardan eksik edilmemesi gerektiğini kaydediyor.

Gözlük camlarının buğulanmaması için!

Maske takarken gözlük kullanmak kimi zaman rahatsız ediyor. Dr. Emel Çolakoğlu, maskeden dolayı gözlük camlarının buğulanmaması için şu önerilerde bulunuyor:

  • Maskenin telli kısmını üstte tutarak burnunuza göre sıkıştırabilir; çift taraflı bant ile yapıştırabilirsiniz.
  • Optiklerden gözlük camının buğusunu önleyici sprey veya bez temin edebilirsiniz. Ancak camın yansıma önleyici özelliğinin bozulmaması için sık kullanmayın.
  • Gözlük camınıza buğu önleyici kaplama yaptırabilirsiniz.

Gözlük camlarını günde iki kez sıvı sabun ile yıkayabilirsiniz. Yıkadıktan sonra kendiliğinden kurumaya bırakılmalıdır. Sabunlu su cam üzerinde ince bir film tabakası bırakacak ve yüzey gerilimini düşürerek su moleküllerinin buğu tabakası oluşturmasını engelleyecektir.                                            

 

Evcil hayvanlar çocuklara sevgi ve şefkati öğretir

Evcil hayvanlar çocuklara sevgi ve şefkati öğretir

Çocukların duygusal, sosyal, fiziksel ve bilişsel gelişiminde evcil hayvanlar önemli bir role sahiptir.  Çocukların evcil hayvanlarla bağ kurarak duygularını, korkularını, öfkelerini daha rahat ifade edebildiğini, sosyalleşebileceğini, yardımlaşma ve bağlılık duygusunu öğrendiğini söyleyen Psk. Nilüfer Sekmen, evcil hayvanların çocukların gelişimine etkilerini anlattı.

Çocuklar kendilerine koşulsuz sevgiyle bağlanmasına ihtiyaç duyar. Evcil hayvanlar da koşulsuz sevgi verir, karşısındakini yargılamaz. Evcil hayvanların çocukların duygusal, sosyal, bilişsel ve fiziksel gelişimine birçok etkisi bulunur. Peki, ama hayvanlar bunu nasıl başarır? Psk. Nilüfer Sekmen, bu sorunun yanıtını şöyle veriyor: “Çocukların dili oyundur, oyuncaklardır. Çocuklarla, oyun ve oyuncaklar yoluyla bağ kurabiliriz. Örneğin çocuklara bir şeyler öğretmek amacıyla hayvan figürlerinden faydalanırız. Bu oyuncaklar sayesinde çocuklar sırlarını paylaşabilir, kızgınlığını, duygularını ifade etmekten kaçınmaz, dile getirir. Evcil hayvanlar da bunlara öncelik tanır. Hayvanları taklit etmek, örneğin onlar gibi zıplamak, atlamak, hareket etmek çocukların vücut koordinasyonları ve kas gelişiminde de önemli rol oynar. Aynı şekilde banyo yaptırırken ördeklerle eşlik edilmesi, tuvalet alışkanlıklarını kazandırma aşamasında sevdiği hayvanlardan bahsedilmesi, hikâyelerde bulunan hayvanlarla kendi hayatlarına onları da dâhil etmeleri çocuklara birçok olumlu etki sağlar.”

Çocuklar korkularını evcil hayvanlar vasıtasıyla yenebilir

“Doğa çocuklar için bir mesaj, yeni deneyimler elde etmeleri için güzel bir tecrübedir. Bu nedenle doğa ve doğadaki canlılarla bağ kurmak çocuğun bireyselleşme yolunda yol göstericidir” diyen Psk. Sekmen, aynı zamanda evcil hayvanların çocuklara yardımlaşma ve bağlılık duygusu aşıladığını da hatırlatıyor. Psk. Sekmen, çocukların kendi içlerinde yaşadığı duyguları göstererek dışsallaştırmaya başlayabildiğine dikkat çekiyor. Çocukların korkularını evcil hayvanlar üzerinde deneyimleyerek yenebileceğini belirten Psk. Sekmen, şöyle devam ediyor: “Çocuk evcil hayvanlardan insanlarla oluşacak olan ilişkilerinde sevgiyi, korumayı, bağımsız olmayı öğrenir. Evcil hayvanlarla yaşadıklarında, onlarla etkileşim içinde olduklarında empati yetenekleri ve şefkat duyguları da artar.”

Hayvanlarla bağ kurmak sosyalleşemeyen çocuklara fayda sağlıyor

Psk. Nilüfer Sekmen, çocukların hayvanlarla bağ kurduklarında duygularını, korkularını, öfkelerini daha rahat ifade edebildiğini ve sosyalleşebileceğini anlatıyor. Hayvanlarla bağ kurmanın kendini ifade etmekte zorlanan, duygularını içinde bastıran, yalnızlaştıran, sosyalleşmekten çekinen, kardeş rekabeti oluşan çocuklara çok büyük fayda sağladığının altını çizen Psk. Sekmen, “Bu çocuklar hayvanlarla vakit geçirmekten keyif aldıkları için kendilerini iyi hisseder. Öfke ve saldırganlık davranışlarıyla karşı karşıya kalınan çocuklara da aynı şekilde hayvanlarla bağ kurdurmak empati ve sevginin oluşturulmasında etkili yollardan biridir. Ailelere çocuklarının hayvanlarla iletişiminde fırsat vermesini ve onları desteklemesini öneriyorum. Evde evcil hayvan besleme fikriniz varsa bunu da deneyimleyebilir, çocuğunuzun üzerindeki etkisini olumlu açıdan keşfedebilirsiniz. Evcil hayvan çocuğunuzu yargılamadan, sonuç almadan rahatlatacağından ötürü en iyi arkadaşı olabilir” diyor.

Öksürük bile baş dönmesini tetikleyebilir

Öksürük bile baş dönmesini tetikleyebilir

Vertigo, toplumda bilinen adıyla baş dönmesi, oldukça sık görülen bir sorun. Öyle ki toplumda görülme oranı yüzde 20-30 arasında değişiyor. Kadınlarda erkeklere göre yaklaşık 3 kat daha fazla görülen vertigo, artan yaşla beraber daha sık ortaya çıkıyor. Yaygın inanışın aksine baş dönmesi hastalık değil, pek çok hastalığa işaret edebilen bir belirti! Hava değişikliğinden hatalı hareket etmeye, ışıktan yüksek sese maruz kalmaya, stresten öksürüğe kadar pek çok etken baş dönmesini tetikleyebiliyor. Bu tetikleyici etkenlerin ardında ise genellikle kulak, bazen de beyinden kaynaklanan hastalıklar yer alıyor. Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Kulak Burun Boğaz Uzmanı Doç. Dr. Deniz Tuna Edizer altta yatan hastalığa bağlı olarak baş dönmesine pek çok şikayetin de eşlik edebildiğine dikkat çekerek, “Eşlik eden yakınmalar arasında bulantı, kusma, çınlama, işitme kaybı, kulakta dolgunluk hissi, terleme, çarpıntı ve nefes darlığı görülüyor. Gerek tetikleyiciler gerekse eşlik eden şikayetler vertigoya yol açan hastalığa göre değişiyor” diyor. Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Kulak Burun Boğaz Uzmanı Doç. Dr. Deniz Tuna Edizer baş dönmesine en sık neden olan 6 hastalığı anlattı; önemli bilgiler verdi.

Kulak kristallerinin yerinden oynaması (BPPV)

Baş dönmesine en sık yol açan hastalıklar arasında pozisyonel vertigo (BPPV) yer alıyor. Halk arasında kulak kristallerinin yerinden oynaması olarak bilinen pozisyonel vertigo, baş hareketlerine bağlı olarak, genelde saniyeler süren şiddetli ve kısa süreli baş dönmesine neden oluyor. “Sıklıkla raftan bir şey almak veya ayakkabı bağlamak gibi hareketler bu hastalıkta baş dönmesini tetikliyor.” diyen Doç. Dr. Deniz Tuna Edizer yerinden oynayan kulak kristallerinin tanısının basit manevralarla konulup tedavi edilebildiğini belirterek, şöyle devam ediyor: “Pozisyonel vertigonun yaş ilerledikçe görülme riski artıyor. Bu hastalığın D vitamini eksik olan hastalarda daha sık görüldüğüne dair önemli çalışmalar mevcut.”

Denge sinirinde iltihap (Vestibüler nörit)

Denge sinirinde iltihap olarak tanımlanan vestibüler nörit hastalığı da sık görülen vertigo nedenlerinden birini oluşturuyor. Kulak Burun Boğaz Uzmanı Doç. Dr. Deniz Tuna Edizer hastaların genellikle öncesinde bir üst solunum yolu enfeksiyonunun varlığından bahsettiklerini vurgulayarak, “Vestibüler nörit oldukça şiddetli ve 7-10 gün boyunca sürekli seyreden, ancak şiddeti azalarak devam eden baş dönmesine yol açıyor. Hastalarda şiddetli bulantı ile kusma da görülüyor ve ağızdan beslenme mümkün olmayabiliyor. Bu nedenle hastaların bir kısmında hastanede takip gerekebiliyor.” diyor.

Meniere hastalığı

İç kulak sıvılarında (endolenf) genişleme sonucu oluşan meniere hastalığı önemli bir baş dönmesi etkeni olarak belirtiliyor. Ataklar halinde ortaya çıkan baş dönmesi tipik özelliğini oluşturuyor. Baş dönmesinin yanı sıra atak sırasında işitme kaybı, çınlama ve kulakta dolgunluk hissi, değişen sıklıklarda görülüyor. Diyet değişikliği, ilaç tedavisi ve kulak içine yapılan enjeksiyonlarla hastalık kontrol altına alınabiliyor.

İç kulak iltihaplanmaları (Labirentit)

İç kulağın iltihaplanması olarak bilinen labirentit varlığında baş dönmesine işitme kaybı ve bulantı/kusma eşlik ediyor. Labirentit enfeksiyonlar veya enfeksiyon dışı etkenlere bağlı olarak gelişebiliyor. Genelde şiddetli baş dönmesine yol açan labirentit varlığında hastanede yatış gerekebiliyor. Ataklar halinde olmayan ve sürekli devam eden baş dönmesi haftalarca sürebiliyor ve sonrasında özellikle bazı hareketlerle ortaya çıkan dengesizlik ile işitme kaybı gibi sekeller bırakabiliyor.

Vestibüler migren

Migren tanısı olan birçok hastada klasik migren atakları dışında bağımsız vertigo atakları görülebiliyor. “Baş ağrısı dışında başka nörolojik şikayetler oluşturan migrenöz bir tablo olarak karşımıza çıkıyor” diyen Doç. Dr. Deniz Tuna Edizer, tanı ve tedavi sürecini şöyle anlatıyor: “Migren tanısı varlığında ataklar halinde ortaya çıkabilen baş dönmesi veya dengesizlik ve baş ağrısı ile denge bozukluğu arasında bir ilişkinin tespit edilmesiyle tanı konuluyor. Baş dönmesi atağı sırasında sıklıkla baş ağrısı görülmemesi ve tetikleyicilerin varlığı önemli özellikler arasında yer alıyor. Tedavisi genel olarak migren tedavisine benzerlik gösteriyor.”

 Beyin damar hastalıkları

Baş dönmesine de yol açan damar hastalıklarının önemli bir oranı tıkanıklık sonucu oluşuyor. Damar hastalıkları, etkilenen alana göre birçok ek şikayetlere de sebep olabiliyor. Risk faktörleri arasında sigara içmek, yüksek tansiyon ve diyabet yer alıyor. Doç. Dr. Deniz Tuna Edizer, “Özellikle ani ortaya çıkan durumlarda ilk amacımız kısa sürede tanıyı doğru bir şekilde koymak ve uygun tedavinin başlatılmasını sağlamaktır.” diyor.

Hastalık değil, bir belirti!

Vertigo (baş dönmesi) bir hastalık değil, hastalığın oluşturduğu yakınmalardan biri.  “Dolayısıyla vertigoya neden olan bazı hastalıkların varlığı söz konusu oluyor.” diyen Doç. Dr. Deniz Tuna Edizer baş dönmesinin hangi mekanizmayla geliştiğini şöyle anlatıyor: “Dengenin sağlanmasında iç kulak, göz, eklemler ve beyin arasında hassas bir etkileşim mevcut. Alınan denge bilgisi beyinde, yani merkezi sinir sisteminde işleniyor ve ortaya çıkan yanıtla denge sağlanıyor. Denge sistemi genel olarak insan vücudunda çok hızlı çalışıyor ve değişikliklere çok hızlı cevap veriyor. Günlük hayatta yaptığımız ve çoğu zaman farkına bile varmadığımız baş ve vücut hareketleri bu denge sisteminin süzgecinden geçiyor ve gerekli cevap oluşturularak gerek bakış gibi görsel dünyamız gerekse postürümüz sabit tutuluyor. Hastalık varlığında ise bir hareket olmamasına rağmen denge sistemi uyarılıyor ve hareket algısı oluşuyor. Bu durum vertigo olarak adlandırılıyor.”

Evlerde beslenen kuşlar alerjik reaksiyona neden olabilir

Evlerde beslenen kuşlar alerjik reaksiyona neden olabilir

Köpekler ve kedilerin yanı sıra, kuşlar da sıkça evcil hayvan olarak tercih edilen önemli bir grubu oluşturur. Evlerinizde veya yakınında beslediğiniz kuş türleri de alerjik reaksiyonlara neden olabiliyor. Alerji ve Astım Derneği Başkan Yardımcısı ve Yetişkin Alerji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Kürşat Epöztürk kuş alerjilerini detaylı bir şekilde sizler için anlattı.

Kuş tüyü alerjisi nedir?

Kedi ve köpek alerjilerinde olduğu gibi, evde kuş besleyen ve alerji eğilimi olan insanlarda da kuş alerjenlerine duyarlılık olabilir. Bunun sonucunda alerjik konjunktivit, alerjik rinit ve alerjik astım yakınmaları oluşabilir. Yani özellikle hayvan yakındayken veya kafesini temizlerken gözlerde yaşarma, kaşıntı ve kızarıklık; burunda kaşıntı, hapşırık, akıntı ve tıkanıklık; nefes darlığı, hırıltı, öksürük, göğüste sıkışma hissi gibi şikâyetler olur. Bu tarz alerjik belirtileri olan hastalara uygulanacak alerji testi paneli evde beslenen hayvanı da içerecek şekilde hazırlanmalıdır. Yapılan bir çalışmada alerjik belirtileri olan ve evde kanarya veya muhabbet kuşu besleyen hastaların beşte birinde bu kuşların tüylerine karşı duyarlılığı olduğu tespit edilmiştir. Meslekleri gereği bu kuşlarla daha yoğun olarak teması olan kişilerde bu oranın daha sık olacağı tahmin edilebilir. Örneğin hayvanat bahçesinde kuşlarla ilgilenen çalışanların beşte ikisinin kuş alerjenlerine duyarlı olduğu ve bunların yarısında alerjik belirtilerin de ortaya çıkmış olduğu saptanmıştır.

Kuş tüyü alerjisi olanlarda gelişen alerjik hastalıklardaki temel yaklaşım diğer evcil hayvan alerjilerinde olduğu gibi sorumlu hayvanın (ve kafesinin) hastadan uzaklaştırılmasıdır. Hayvanın gönderilmesi henüz mümkün değilse alınabilecek bazı ikincil derecede önlemler vardır:

Kuş ve kafesi hastanın yattığı odaya sokulmamalıdır.

Kuşa elledikten sonra eller iyice yıkanmadan göze, burna, ağza, yüze götürülmemelidir.

Kuşun olduğu odada düzenli temizlik yapılmalıdır.

HEPA filtreli elektrikli süpürge kullanılmalıdır.

Kuş kafesi düzenli olarak (hasta dışındaki biri tarafından) temizlenmelidir.

Oluşan belirtilerin tipine ve yoğunluğuna göre göz damlaları, burun spreyleri, antihistamin denen alerji ilaçları ve astım ilaçları kullanılır.

Kuşla ilişkili alerjiler nelerdir?

Kuş besleyen insanlarda alerjik nezle ve alerjik astım gibi hastalıkları tetikleyen bir başka etken de akar alerjileri olabilir. Ev tozu akarları tüylü hayvanların deri artıklarından da beslendiğinden kedi, köpek, kuş beslenen evlerde sayılarının daha yüksek olması beklenebilir. Ayrıca kuşların tüylerinde farklı akar türleri de bulunabilir. Bu akarların hem ev tozu akarlarınınkine benzer hem de kendilerine özgü alerjenler üretebildiği gösterilmiştir.

Kuşla ilişkili bir başka alerjik durum ise kuş yeminden kaynaklanabilir. Beslediği muhabbet kuşunun kafesini temizlerken astım atağı geçiren bir hastanın kuşa değil yem olarak kullandığı tahıla alerjisi olduğu saptanmıştır.

Kuş-yumurta sendromu nedir?

Benzer protein yapısında olan alerjenlere çapraz duyarlılıklar olabilir. Bu durumun bir örneği de kuş-yumurta sendromu olarak adlandırılan tablodur; bu durum, kuşlarda ve yumurta sarısında bulunan bir alerjenin ortaklığından kaynaklanır. Yetişkinlik döneminde evde beslenen kuşa karşı solunum yoluyla gelişen duyarlılık bu çapraz tabloya neden olur. Çiğ veya sarısı az pişmiş yumurtayı yemek bu durumdaki hastalarda ciddi alerjik reaksiyonlara neden olabilir. Sorumlu olan alerjen ısıya dayanıksız olduğu için iyi pişmiş yumurta genellikle sorunsuz tüketilir. Pişmiş tavuk eti de genellikle reaksiyona neden olmaz veya ağız içinde hafif yakınmalara sebep olur ama çiğ tavuk etine dokunmak deride kaşıntı ve kızarıklık oluşturabilir.

Hipersensitivite pnömonisi

Bir çeşit alerjik aşırı duyarlanma sonucu, akciğerlerde pnömoniye (zatürree) benzeyen ama mikrobik olmayan bir tablo oluşabilir. Etkilenen kişide ateş, öksürük, nefes darlığı, halsizlik gibi belirtiler görülür. Özellikle canlı kökenli maddelerle yoğun bir şekilde uğraşan çiftçiler, mantar toplayıcıları, kürkçüler, ipek böceği üreticileri, ağaç işçileri, tütün işçileri gibi meslek gruplarında daha sık görülen bu tablo başta güvercin olmak üzere kuş yetiştiricilerinde de görülebilmektedir.

Hastalık kendini akut (ani başlangıçlı) veya kronik (müzmin) şekilde gösterebilir. Akut formu duyarlı kişi hastalığa neden olan maddeye aralıklı ve yoğun şekilde maruz kaldığında oluşur. Belirtiler maruziyetten sonra birkaç saat içinde ortaya çıkar. Hasta etkilendiği ortamdan uzaklaştığında bir gün içinde kendiliğinden iyileşir. Kronik formunda kişi hastalığa neden olan maddeye düşük dozda ama sürekli maruz kalmıştır. Geri dönüşsüz akciğer hasarı oluşur ve sebep olan etkenden uzaklaşmak hastalığı düzeltmeye yetmez. Subakut denen ara bir form da bulunur; düşük dozlarda maruziyet ile belirtiler sinsi şekilde ilerler ve ortamdan uzaklaşınca tablo düzelir.

Hipersensitivite pnömonisi tanısında laboratuvar testleri sadece yardımcıdır. Genellikle teşhis öyküye göre konur. Bronkoskopik olarak alınan yıkama ve doku örnekleri tanı koydurucu olabilir ama genellikle parça alınması gerekmez. Hastalığa ait radyolojik bulgular akciğer filminde ve özellikle yüksek rezolüsyonlu bilgisayarlı tomografide izlenebilir.

Kuş besleyicilerinde görülen hipersensitivite pnömonisi eğer belirtilerin süresi altı haftadan azsa ve hastanın kuşlardan ve beslenen ortamdan uzak kalması sağlanırsa tam iyileşme ile düzelir. Daha uzun süreli hastalık durumunda ve sorumlu olan etkenden uzaklaşmak yetmiyorsa kortizon tedavisi ile akciğerdeki tutulum düzeltilmeye çalışılır. Kronik olgularda uzun süre ve yüksek doz kortizon vermek gerekir. Akciğerlerde ileri derecede geri dönüşsüz hasar oluşmuşsa bu hastalık ölüme neden olabilir.

Kışın ortaya çıkan 5 cilt hastalığına dikkat!

Kışın ortaya çıkan 5 cilt hastalığına dikkat!

Kış mevsimiyle birlikte cildimiz için tehlike çanları çalmaya başladı. İyice etkisini gösteren soğuklar, rüzgar ve havadaki nem miktarının düşmesine; pandemi sürecinde bolca yüklenilen dezenfektanların yanlış kullanımı da eklendiğinde bazı cilt hastalıklarının daha kolay tetikleneceğini belirten Acıbadem Kadıköy Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Dr. Funda Güneri “Kışın kendine özgü yıpratıcı şartlarına; içinde bulunduğumuz Covid-19 pandemisi sürecinde hijyenik alışkanlıkların değişmesi, aşırı ve yanlış temizlik, kullanılan dezenfektan ürünler, kolonyalar ve uzun süre değiştirilmeyen maskeler de eklendiğinde cilt sağlığımız kaçınılmaz olarak olumsuz etkileniyor. Bu nedenle pandemi sürecinde önlem almaya çalışırken yanlış uygulamalardan da kaçınmak gerekiyor.” diyor. Dermatoloji Uzmanı Dr. Funda Güneri, kışın ortaya çıkan ya da tetiklenen 5 cilt hastalığını sıraladı; Covid-19 pandemisinin damga vuracağı kış aylarında cilt sağlığımızı korumak için gerekli 10 kuralı anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Temas Egzaması (Kontakt Egzama)

Özellikle ellerde etkili olan temas egzaması kış aylarında artıyor. Havaların soğumasıyla deride önce kuruma, sonra kızarıklık, pullanma, su toplamaları ve kaşıntıyla belirti veriyor. Bazı duş jelleri nedeniyle vücut derisinde de oluşabilirken; günümüzde Covid19 enfeksiyonundan korunma amaçlı kullanılan, uygun olmayan maskelerle de yüzde ortaya çıkabiliyor. Maskedeki yapıştırıcılar, lastik ve metal parçalarına karşı yüz derisinde alerjik kontakt egzama oluşabiliyor. Bu nedenle ilaç tedavisi gerekebiliyor.
KORUNMA YOLLARI:

Uygun nemlendirme, kremli, gliserinli sabun tercihi ve soğuk dönemde dış ortamda ellerin eldivenle korunması ile belirtiler yatışabilir. Eller ılık suyla yıkanmalıdır. Dezenfektanlar ev ortamında tercih edilmemeli, zorunlu durumda kullanılmalı, mümkün olduğunda suyla durulanmalı ve nemlendirici, vaselin veya bariyer özellikli kremlerle el nemlendirilmelidir. Ev işinde içi pamuklu eldivenler tercih edilmelidir. İçinde doğal yağlar olan besleyici krem ve losyonlar içerdikleri lipidlerle derinin kuruluğunu ve hassasiyetini gidererek kaşıntı hissini azaltır, alerjen maddelerin deriye geçişini engeller, ayrıca bakterilere karşı deri direncini artırır. Bu önlemlere dikkat edilmezse deride çatlaklar ve kanama oluşabilir.

Seboreik Dermatit

Çok yaygın görülen bu cilt hastalığı; saçlı deri, yüz, kaşlar, burun kenarları, kulaklar ve çevresinde gelişen kızarıklık, kuruluk, sarımsı yağlı kepek ve kabuklanmalarla kendini gösteriyor. Lezyonlarda kış aylarında ve stresle artış görülüyor.

KORUNMA YOLLARI:

Yağlı cilt yapısı olan kişilerde rastlanan ve tekrarlamaya eğilimli bir egzama tipi olan bu hastalıkta maske kullanırken dikkatli olmak gerekiyor. Maske kullanımı  veya  erkeklerde sakal altındaki deride kapalı ortam olması ciltteki bakteri ve mantar dengesini değiştirerek, ayrıca maske altında terleme iritasyon yaparak bu egzamayı olumsuz etkiliyor. İlaç tedavisi gerekebiliyor.

Akne

Kış döneminde güneş ışınlarının azalması, evde daha fazla zaman geçirme ve beslenme alışkanlıklarının değişmesi nedeniyle akne lezyonlarında artış yaşanıyor. Covid-19 pandemisinde gençlerin uzun süreler evde olması, kan şekerini hızlı yükselten gıdaların (çikolata, beyaz ekmek, patates, hazır meyve suları..) tüketimi, kaygı ve stres lezyonların artmasına neden olabiliyor. Maske de deriye sürtünme yapması ve altta nemlenme olmasından dolayı akneleri artırıyor.

KORUNMA YOLLARI:

Maske uzun süreli kullanılacaksa 3 saatte bir değiştirilmelidir. Cerrahi maske altına kağıt peçete zımbalanması ya da çift katlı pamuklu maske tercih edilmesi, ter ve sürtünmeyi azaltacağından bu şekilde lezyonların artması engellenebilir. Bez maske günlük olarak, en az 60 derece suyla, cildi tahriş etmeyecek bir temizleme ürünüyle yıkanmalı, iyi durulanmalıdır.
Tedavide akneli cilde uygun bir yıkama ürünü, yağlı olmayan bir nemlendirici, gerekiyorsa dermatolojik ilaçlar kullanılır. Akne tedavisinde kullanılan bazı krem ve sistemik ilaçlar da ayrıca deriyi kurutup tahrişe yol açabilir, bu durumda dermatoloji hekimleri özel yatıştırıcı ürünler önermektedir.

Rozasea (Gül Hastalığı)

Nedeni tam olarak bilinmeyen, yüzde önce tekrarlayan, sonra kronik hale gelen, kızarıklık, kılcal damarlarda artma, sivilce benzeri lezyonlar, kaşıntı ve yanma ile görülen bir cilt hastalığı olan Rozasea (Gül Hastalığı) soğuk havalarda artış gösteriyor. Ayrıca cildin kuruması, ısı kaynağına yakın olmak, uygun olmayan cerrahi maske kullanımı, stres, baharatlı ya da sıcak yiyecek ve içecekler de hastalığı alevlendirebiliyor. Maske altında sıcak ve nemli bir ortam oluşması ciltteki bakteri dengesini bozarak ya da cilt içi parazitlerinin sayısını artırarak lezyonları tetikleyebiliyor. Mekanik ve kimyasal iritasyonla deri bariyeri bozulup, derinin PH’sı artıyor.

KORUNMA YOLLARI:

Maske altına mümkünse krem ve makyaj ürünleri sürülmemelidir. Günde iki kez yüzü tahriş etmeyecek bir ürünle yıkamalı ve yatıştırıcı bir nemlendirici sürülmelidir. Alkol bazlı toniklerden, yüze dezenfektan ve kolonya sürmekten kaçınılmalı, gerekiyorsa dermatoloğun önerdiği ilaçlara geçilmelidir.

Sedef hastalığı

Kış dönemi, havanın kuruması, stres, ilaçlar ve enfeksiyonlarla tetiklenen Sedef hastalığında Covid-19 pandemi süreci de olumsuz etkiyi artırabiliyor. Dermatoloji Uzmanı Dr. Funda Güneri bunun nedenlerini; hijyen nedeniyle suyla daha sık temas, dezenfektanların deride kurutucu etkisi, sosyal ortama girmenin sınırlı olmak zorunda olması ve stres olarak açıklayarak “Tipik formunun saçlı deri, diz dirsek gibi bölgelerde görüldüğü, sedef rengi pullanmalar ve kızarıklıkla belirti veren hastalıkta; dermatoloji hekiminin verdiği ilaçların yanı sıra özellikle kış aylarında deri bakımına ayrı bir özen gösterilmesi gerekiyor.” diyor.

KORUNMA YOLLARI:

Banyoda kullanılan duş ürününün kremli olması, banyo sırasında kese ve sabunlukla lezyonların tahriş edilmemesi ve banyo sonrasında mümkünse ilk beş dakika içerisinde iritasyon ve kaşıntı karşıtı olan bir balzam veya losyon sürülmesi hastalığın aktivasyonunu yatıştırır. Dezenfektanlar ancak su ve sabuna ulaşamadığımız yerlerde kullanılmalı ve kullanmak zorunda kalırsak ilk fırsatta ellerimizi durulamalı ve nemlendirici kullanmalıyız.

PANDEMİDE CİLT SAĞLIĞI İÇİN 10 ÖNEMLİ KURAL!

  1. Ellerinizi ılık suyla yıkayın.
  2. Ellerinizi yıkadıktan sonra vaselin ya da bariyer özellikli kremlerle nemlendirin.
  3. Dezenfektanları ev ortamında tercih etmeyin, zorunlu durumlarda kullanın.
  4. Ev işinde içi pamuklu eldivenler tercih edin.
  5. Deterjanlara çıplak elle temas etmeyin.
  6. Aşırı stresten kaçının.
  7. Sağlıklı beslenmeye çok dikkat edin; özellikle sağlıksız atıştırmalıklardan kaçının.
  8. Vücuttan su atılımına neden olduğundan çay ve kahveyi ölçülü tüketin.
  9. Maskenizi 3 saatte bir değiştirin, bez maskenizi her gün mutlaka yıkayıp iyi durulayın.
  10. Alkol bazlı toniklerden, yüze dezenfektan ve kolonya sürmekten kaçının.

Pitaya meyvesi yüksek tansiyon riskini önlüyor

Pitaya meyvesi yüksek tansiyon riskini önlüyor

Protein, lif, karbonhidrat, C ve B vitaminlerinin yanı sıra omega 3 ve omega 6 gibi çoklu doymamış yağ asitleri bakımından zengin olan pitaya meyvesine olan talep koronavirüs döneminde daha da arttı. Pitayanın besin değeri bakımından çok zengin olduğunu belirten Beslenme ve Diyet Uzmanı Ahmet Kaya, “Kan basıncını düşürme özelliğine sahip olan pitaya, yüksek tansiyon riskini önler. Likopen içeren bu meyve, kalp ve damar hastalıklarına yakalanma riskini de düşürür.” dedi. Beslenme ve Diyet Uzmanı Ahmet Kaya pitaya meyvesinin doğru kullanımına dair önemli bilgiler paylaştı.

Son yılların popüler meyvesi pitayanın Türkiye’de üretimi ve tüketimi giderek artıyor. Yüksek besin değeri ve farklı tadıyla kısa zamanda çok sevilen pitayanın içeriğine ilişkin bilgi veren Beslenme ve Diyet Uzmanı Ahmet Kaya, “Ejder meyvesi, protein, lif ve karbonhidrat bakımından bir hayli zengin bir meyvedir. C ve B vitaminlerini de içeren meyve, aynı zamanda omega 3 ve omega 6 gibi çoklu doymamış yağ asitlerini de barındırır. İçeriğindeki bolca C vitamini ile bağışıklık sistemini güçlendirirken yüksek kalsiyum miktarı ile de kemik gelişimine destek olur. Kan basıncını düşürme özelliğine sahip olan ejder meyvesi, yüksek tansiyon riskini önler. Likopen içeren bu meyve, kalp ve damar hastalıklarına yakalanma riskini de düşürür. Beslenme ve diyet listelerinde porsiyonuna uymak kaydıyla tüketimine müsaade edebiliyoruz. Bu özel meyvenin 1 porsiyonu yarım pitaya olarak kabul ediliyor. Tüketirken mutlaka porsiyon kurallarına uymak gerekir. Çünkü meyveler içeriğinde barındırdığı fruktozdan ötürü, aşırı tüketilmesi halinde kilo artışına vesile olabilir.” bilgilerini paylaştı.

PİTAYA İLE ZENGİN KARIŞIMLAR HAZIRLANABİLİR

Pitaya ile zengin karışımlar yapılabileceğini söyleyen Beslenme ve Diyet Uzmanı Ahmet Kaya, “Bağışıklık sisteminin güçlü tutulması gerektiği bir dönemden geçiyoruz. Bu dönemde doğru ve dengeli beslenmek gerekiyor. Üzüm çekirdeği, zerdeçal, zencefil, 1 tatlı kaşığı bal veya dut pekmezi ile beraber hazırlanan macun kıvamındaki karışımlar, koronavirüs salgını döneminde harika bir bağışıklık artırıcı ve COVİD ile mücadelede mükemmel bir doğal savunma oluşturması açısından çok faydalı olacaktır.” dedi.

Yılbaşı sofrasında fazla kaçırmayın

Yılbaşı sofrasında fazla kaçırmayın

Zorlu bir yılın ardından yılbaşı sofrasında ölçüyü kaçırdınız, bol kalorili yiyecek ve içeceklerle ve şüphesiz tatlılarla stres atmaya çalıştınız. Ancak yine de yenilenmek elinizde! Yeni yılın ilk günü bazı kuralları dikkat ederek, fazla kalorilerin yağa dönüşmesini engelleyebilirsiniz. Peki ama nasıl? Acıbadem International Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Elif Gizem Arıburnu, bunun basit ama etkili bazı püf noktaları olduğunu, hemen moralinizi bozmamanız gerektiğini belirterek “Diyetteyken veya sağlıklı beslenmeye çalışırken özel günlerde rutinden çıkmak, düzenin bozulması ve sonucunda aşırı yemek yemek motivasyonunuzu bozabilir, fakat ilerlemenizi yavaşlatmaz veya kilo vermenizi engellemez. Doğru araçlar verildiğinde, vücudumuz toksinleri atma, enfeksiyonlarla savaşma ve sağlığı sürdürme konusunda son derece yeteneklidir. Bu nedenle yılbaşı gecesinin ertesi sabahı bir telaşla detoks diye herşeyin suyunu sıkıp içmenize gerek olmadan, yapmanız gereken tek şey doğru yiyecekler yiyerek vücudunuzu desteklemektir. Basit ama etkili ipuçları, yolunuza geri dönmenize ve hedeflerinize doğru devam etmenize yardımcı olacaktır“ diyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Elif Gizem Arıburnu, yeni yılın ilk gününde yenilenmeniz için 7 altın öneri sıraladı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Güne canlandırıcı bir kahvaltı ile başlayın

Yemekleri fazla kaçırdığınız bir akşamın sabahında kahvaltıyı atlamak size cazip gelse de, yeni yılın ilk gününe sağlıklı bir öğün ile başlamak rutininize geri dönmenize ve gün boyunca daha sağlıklı seçimler yapmanıza yardımcı olur. Güzel bir başlangıç için kahvaltınızda protein içeriği yüksek olan yumurtayla, lif ve c vitamini açısından zengin olan kırmızı biber, maydanoz, roka gibi yeşiklliklere yer vermelisiniz. Daha hafif bir kahvaltı etmek isteyenler ise yulaf ezmeli, sütlü, taze meyveli bir kahvaltı tercih edebilir.

Kendinizi aç bırakmayın, öğün atlamayın

Öğün atlamak, açlığı ve iştahı artırarak aşırı yeme hissinin devam etmesine sebep olur. Bundan dolayı gün içerisinde muhakkak ara öğününüzü yapmalısınız. İki üç saatte bir beslenmeye dikkat etmeli fakat öğünlerinizin içeriğini hafifletmelisiniz. 100 kaloriden az olan ara öğün seçenekleri olarak; 2 kuru kayısı + 2 tam ceviz içi, 1 adet wasa + 1 dilim az yağlı beyaz peynir, 1 fincan leblebi + 1 çay bardağı ayran, 2 yk yoğurt + 1/2 ufak boy meyve tüketebilirsiniz.

Su tüketiminizi artırın

Vücudumuzun su dengesi, solunum, ter ve idrar ile oluşan sıvı kaybının yerine konmasıyla sağlanır. Yetişkin bireyler metabolizma atığı olarak günde yaklaşık 2 – 2,5 litre su kaybederler. Bundan dolayı da genel öneriler günlük 2,5 litre su içmeniz yönündedir. Fakat böyle özel günlerde artan çay, kahve, alkol tüketimi vücudumuzdaki su atılımını daha da arttırır. Bu sebeple 1 Ocak günü su tüketmeyi ihmal etmemek hatta artırmak vücudunuzun ihtiyaç duyduğu suyu yerine koymanızı sağlarken, kalori alımınızı azaltmanıza ve dinlenme enerji harcamalarınızı geçici olarak artırmanıza da yardımcı olur.

Hareketsiz kalmayın, yağları depolamayın

Bir önceki akşamın vermiş olduğu yorgunluk hissi ile tüm gününüzü televizyon karşısında geçirmeyin. Hareketlenmek, egzersiz yapmak motivasyonunuzun artmasına dolayısıyla da  rutininize dönmenize olanak sağlar. İmkanı olanlar muhakkak açık havada 1 saat yürüyüş yapmalı, evde olan kişiler ise dans ederek, pilates, yoga yaparak ve hatta tempolu temizlik yaparak kalorileri yakmalı.

Ana öğünlerinizde hafif beslenin

Öğle ve akşam yemeklerinizde, yılbaşı gecesi fazlasıyla çalışan sindirim sisteminizi bugün daha da yormamak için, kolay sindirilecek besinler tercih edin. İki ana öğünde de zeytinyağlı sebzeler tüketmeye, probiyotik içeriği yüksek olan yoğurt ve kefir tüketmeye özen gösterin. Hafif beslenirken karbonhidrat tüketmeyi de ihmal etmeyin, karbonhidrat kaynağı olarak tam tahılları tercih edin, porsiyon miktarını küçük tutun.

Tetikleyicilerden kurtulun, mutfağınızı temizleyin

Özel bir akşamın ardından uğraşılması gereken şeylerden bir tanesi de etrafta kalan tüm yiyeceklerdir. Siz rutininize geri dönmek ve sağlıklı beslenmek isterken, sizi cezbederler. Bundan dolayı önceki akşamdan kalan kızartmalardan, yağlı, tuzlu, şekerli yiyeceklerden ve su haricindeki içeceklerden uzak durun. Karbonhidrat alımınızı sınırlayın. İlk gün hatta ilk hafta tatlı kaçamağı yapmamaya çalışın, tatlı ihtiyacı duyarsanız kuru meyvelerden destek alın.

Yılın bir günü değil her günü sağlıklı beslenmeyi hedefleyin

Beslenme ve Diyet Uzmanı Elif Gizem Arıburnu, “Bu yeni günde, yılın başında kendinize gerçekçi hedefler belirleyin ve sağlıklı beslenme sürecinizi kolaylaştırmak için bir plan yapın.

Örneğin; günde 3 porsiyon yeşil sebze yemek veya akşam geç saatlerde yemek yememek gibi basit hedefler işe yarayabilir. Alışverişe çıkarken liste yapmak, sağlıklı bir yemek kitabı almak veya haftalık egzersiz hedefleri belirlemek gibi diğer pratik öneriler de sizi sağlıklı yaşamınıza bir adım daha yaklaştırabilir.” diyor.

Yeni yıla sağlıkla başlayın

Yeni yıla sağlıkla başlayın

Yeni bir yıl yeni başlangıçlar, yeni umutlar anlamına geliyor. Ve genellikle yılbaşı akşamları yeni seneye zengin yılbaşı sofraları eşliğinde giriliyor. Bu sene 31 Aralık akşamı başlayacak sokağa çıkma yasağı 4 gün sürecek ve bu da koronavirüs pandemisi gölgesinde geçecek yılbaşı gününün çok dikkat gerektirdiğine işaret ediyor. Çünkü çeşit çeşit yemeklerle hazırlanacak sofralar normalde tüketilenden daha fazla yemek yemeye ve 4 gün boyunca evde olmak da hareketsizlik nedeniyle farklı sağlık problemlerine yol açacağa benziyor.  Memorial Şişli Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Fitoterapi Uzmanı Dyt. Rumeysa Kalyenci, yılbaşı sofraları ve sokağa çıkma yasağı süreci için beslenme önerilerinde bulundu.

Güne yeşil ama hafif bir öğünle başlayın

Yılbaşı akşamını daha rahat geçirebilmek için sabah kahvaltıda maydanoz, kabak ve soğanlı ödem attıran ve probiyotik değeri de yüksek olan omlet, yanında bol yeşillik ve avokado ile güne başlanabilir. Böylece kahvaltı proteinden yana dengeli hale gelmektedir. Yılbaşı akşamı fazla yeme ihtimaline karşı öğlen öğünü atlanabilir ya da yoğurt, meyve, chia ya da keten tohumu ve tahinli hafif bir ara öğün yapabilir. Akşam yemeği menüsü daha çeşitli ve kalorili olacağı için yemeğe kadar detoks içecekler de tüketilebilir. Yılbaşı akşamı tüketilen besinler sağlıklı, taze ve hafif olmalı, sindirim sağlığı için bu besinlerin dengeli bir şekilde tüketilmesi gerekmektedir. Yılbaşı menüsünde protein, sebze, tahıl, meyve ve tatlı tercihlerinin seçimi ve doğru tüketimi o günün daha rahat geçirilmesine yardımcı olacaktır.

Doğru pişirme yöntemi uygulamak en doğru adım

Her sofranın yıldızı olan ana yemekler et ürünleridir. Yılbaşı menüsünde et tercihi sindirimi daha kolay ve kırmızı ete göre daha sağlıklı olan hindi ya da tavuk gibi beyaz et ya da balıktan yana kullanılabilir. Balık tercih edenler Omega 3 değerleri daha yüksek olan hamsi, istavrit ya da sardalye gibi küçük balıkları tüketebilirler. Gıdaların pişirilme şekilleri de sağlık için önem taşımaktadır. Etler ve sebzeler kızartma gibi fazla yağlı seçenekler yerine ızgara, haşlama, fırında ya da buharda pişirilmelidir.  Et yemeklerinin yanında siyez bulgurundan, basmati ya da yasemin pirincinden pilav tüketilebilir.

Yer elması ve tatlı patates sindirimi kolaylaştırıyor

Salatalar, mezeler ve sebzeler yine o gecenin menüsünde önemli yer tutmaktadır.

Salatalarda avokado ve pancar gibi hem çok besleyici hem de faydalı sebzeler kullanılabilir. Humus gibi mezelerde daha sağlıklı seçenekler arasında yer almaktadır. Sindirimi kolaylaştıran ve bağırsak sağlığı içinde faydalı olan tatlı patates ve yer elması salata ya da mezelere eklenebilir. Bu sebzeler brokoli ile birlikte buharda pişirilerek hem sağlıklı hem de doyurucu bir ana yemek eşlikçisi olarak da kullanılabilir.  Yılbaşı menüsünde 5 çeşit salata ve meze bulunuyorsa her bir seçenekten 2’şer kaşık olacak şekilde tüketilmelidir. Yemeklerin ayrılmaz parçası ise içeceklerdir. Gazlı ve şekerli içecekler yerine su, maden suyu ve ayran gibi sağlıklı seçenekler tercih edilmelidir.

Yatmadan en az 1 saat önce yemeği bırakın

Tatlılar büyük küçük herkesin yemeklerde en sevdiği bölüm arasında yer almaktadır.  Kültürümüzde de önemli bir yeri olan baklava ve kadayıf gibi bol kalorili, karbonhidratlı, şerbetli tatlılar yerine rafine şekerin az kullanıldığı ya da hiç kullanılmadığı sütlü tatlılar ya da meyve ve sebzelerden yapılan karbonhidrat içermeyen tatlılar tercih edilmelidir. Şimdi tam mevsimi olan bal kabağı ve ayva tatlıları sağlıklı tatlılar arasında yer almaktadır. Rafine şeker kullanılmadan Hindistan cevizi şekeri ya da bal gibi doğal tatlandırıcılar kullanılarak yapılan bu tatlılar hafif ve sağlıklı olmalarıyla ön plana çıkmaktadır. Yılbaşı gecesi yemekler daha geç saatlerde tüketilir, gece boyunca meyve, kuruyemiş gibi atıştırmalar devam edebilmektedir.  O gece daha rahat bir uyumak adına yatmadan en az 1 saat önce yemeği kesmek gerekmektedir.

Lahana çorbası ödem attırıyor bağırsakları rahatlatıyor

Ertesi gün tüketilecek besinler daha hafif ve mideyi rahatlatan seçenekler olmalıdır. Güne yulaf, yoğurt ve meyve tarzında hafif bir kahvaltı ile başlanabilir. Bir gece öncesinin rehavetinden kurtulmak için ödem attıran nane, ıhlamur ya da zencefil gibi bitki çaylarından faydalanabilirler. Öğlen menüsüne lahana, bal kabağı ya da brokoli çorbası tercih edebilirler. Bu sebzelerde yine ödem attıran, prebiyotik yönünden zengin ve sindirim sistemini rahatlatan besinlerdir. Çorbanın yanında bir kase yoğurt ve bir dilim ekmek de tüketilebilir. Akşam yemeğinde ise sebze yemeği tercih edilebilir.

3 gün boyunca sebze ağırlıklı beslenin bol su tüketin

Yılbaşı ertesi uygulanacak sokağa çıkma yasağı insanların hareketsiz kalmasına bu da bağırsakların yavaşlamasına ve kabızlık şikayetlerinin artmasına neden olabilmektedir. 3 gün boyunca sebze ağırlıklı ve hafif beslenmek, sağlıklı atıştırmalıklar tercih etmek hem kilo alımına engel olur hem de bağırsakların çalışmasına yardımcı olacaktır.

  • Sebze suları ve bitki çayları bağırsakları çalıştırmak için çok faydalı olmaktadır. Bağırsakların çalışması için sabahları aç karnına zeytinyağı tüketilebilir.
  • Hareketin bu kadar az olduğu dönemlerde sıvı tüketimine de çok dikkat etmek gerekmektedir. Günlük 2-2,5 litre sıvı tüketimi bağırsakların düzgün çalışması için önemlidir. Sağlıklı bir sindirim sistemi için su, bitki çayı, ayran ve maden suyu gibi sağlıklı sıvı kaynakları tercih edilmelidir.
  • 3 gün boyunca evde bile olunsa uyku düzeni bozulmamalıdır. Düzensiz ve az uyku da yine bağırsakların yavaş çalışmasına neden olabilmektedir.
  • Evde kalının süre boyunca yapılacak düzenli yapılacak günlük egzersizler bağırsak sağlığı için faydalı olacaktır.

Yılbaşı ertesi için sağlıklı bir öneri: “Bağırsakları Hızlandıran Çay”

Malzemeler:

1 çay kaşığı tıbbi nane yaprağı

1 çay kaşığı melisa yaprağı

1 çay kaşığı mayıs papatyası

1 çay kaşığı kişniş tohumu

Yapılışı:

Tüm bitkiler karıştırılıp 200 ml kaynamış ve dinlendirilmiş su içerisine eklenir ve 10 dk. demlenir. Günde 2 kere yemekten sonra 1 fincan tüketilebilir. Bu çay her defasında taze demlenmelidir.