Yazılar

Karaciğer tümörü sinsi gelişiyor!

Karaciğer tümörü sinsi gelişiyor!

Vücudumuzdaki en önemli organlardan biri olan karaciğer, yediğimiz gıdaların vücutta kullanılabilir hale getirilmesinden enerji üretimine, pıhtılaşma faktörleri gibi hayati proteinlerin sentezinden toksik maddelerin vücuttan atılımına kadar pek çok yaşamsal görev üstleniyor. Özetle, karaciğer vücudumuz için olmazsa olmaz organlar arasında yer alıyor. Dolayısıyla karaciğerin sağlığını bozan hastalıklar büyük bir risk oluşturuyor. Bu hastalıkların başında ise karaciğerde oluşan ‘iyi’ ve ‘kötü’ huylu tümörler geliyor. Günümüzde obezite, alkol dışı gelişen karaciğer yağlanması ve fazla miktarda alkol kullanımının artmasına paralel olarak özellikle kötü huylu karaciğer tümörlerinin gelişme sıklığı yıldan yıla artmaya devam ediyor. Öyle ki dünyada her yıl yaklaşık 800 bin kişi karaciğer kanseri tanısı alıyor.

Acıbadem Ataşehir Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Mert Erkan, iyi ve kötü huylu karaciğer tümörlerinde erken teşhisin son derece önemli olduğuna işaret ederek, “Erken teşhis kalıcı tedavi şansının yakalanması açısından en önemli faktördür. Ayrıca iyi ve kötü huylu karaciğer tümörlerinin tedavisinin mutlaka tam donanımlı ekiplerin olduğu ve multidisipliner yaklaşımı benimsemiş olan referans merkezlerinde yapılması büyük önem taşıyor. Günümüzde karaciğerin primer, yani kendi dokusundan kaynaklı tümörleri ya da kalın bağırsak gibi başka organlarda gelişen tümörlerin karaciğer metastazları erken teşhis ve multidisipliner yaklaşımlar sayesinde genellikle kalıcı olarak tedavi edilebiliyor.” diyor.

Acıbadem Ataşehir Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Mert Erkan

Prof. Dr. Mert Erkan

Karaciğer yağlanması ve siroza dikkat!

Karaciğerin kendi dokusundan çıkan tümörlere yol açan en önemli iki faktör, karaciğer dokusunun yerini yağ veya bağ dokusunun alması sonucu gelişen steatohepatit ile siroz olarak adlandırılan kronik fibroinflamatuar hastalıklar oluyor. Yağ dokusunun karaciğer dokusunun yerini almasına steatohepatit, bağ dokusunun karaciğer dokusunun yerini almasına ise siroz deniyor. Her iki durumda da kronikleşen bir iltihabi süreç yaşanıyor ve normal fonksiyonunu sürdürebilmek için karaciğer hücreleri devamlı olarak kendilerini yenilemeye çalışıyor. Prof. Dr. Mert Erkan, bu yenilenme çabası kontrolden çıktığında kötü huylu tümör gelişiminin başladığını vurgulayarak, “Karaciğer yağlanmasını artıran en önemli faktör obezite, sirozu artıran en önemli faktörler ise viral hepatitler ve alkoldür. Yani, aslında sağlıklı bir yaşam tarzı ve önlem alıcı tedavilerle karaciğer kanseri riski büyük ölçüde azaltılabiliyor” diye konuşuyor.

Erken dönemde belirti vermiyor

Karaciğer tümörlerinin sadece kendine özel bir bulgusu çoğunlukla olmuyor. Ayrıca karaciğerdeki tümörler erken aşamada çok fazla belirti vermiyor. Bu nedenle iyi huylu tümörler genellikle check-up veya safra kesesi taşı nedeniyle yapılan incelemelerde tesadüfen tespit ediliyor. Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Mert Erkan, karaciğerde oluşan tümörlerin nadiren büyük boyuta ulaştıklarında çevre organlara yaptıkları bası sonucu fark edildiklerine işaret ederek, şöyle devam ediyor “Bu bası bazen kendini derin nefes alamama, yemek yiyememe veya karın şişliği olarak belli ediyor. Karaciğerin kendi dokusundan çıkan tümörleri çoğunlukla siroz ya da steatohepatit gibi kronik karaciğer hastalığı zemininde gelişiyor. Bu nedenle tümörün kendisi kadar, kronik karaciğer hastalığının oluşturduğu sarılık, karında asit denen sıvı birikmesi ya da özellikle yemek borusunun mideyle bileşkesinde gelişen varisler ile bunların kanaması gibi belirtiler de görülebiliyor.”

Acıbadem Ataşehir Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Mert Erkan

Önemli gelişme: İki aşamalı operasyon!

Günümüzde karaciğer tümörlerinin tedavisi ağırlıklı olarak multidisipliner bir yaklaşımla yapılıyor. Eğer tümör karaciğerle sınırlıysa ve cerrahi sonrasında hastada yeterli karaciğer dokusu kalıyorsa, cerrahi olarak çıkarılmaya çalışılıyor. Yapılan büyük bir karaciğer cerrahisi sonrasında, geride kalacak olan dokunun hastaya yetmeme riski varsa, iki aşamalı karaciğer cerrahisi veya girişimsel radyoloji yöntemine başvuruluyor. Bu yöntemler tarafından yapılan embolizasyonlar ile karaciğerin geride kalacak olan kısmını büyütmek mümkün olabiliyor. ALPPS (iki aşamalı karaciğer cerrahisi) olarak adlandırılan cerrahi bir teknikle, karaciğerin geride bırakılması planlanan kısmı 2-3 hafta kadar kısa bir sürede yaklaşık yüzde 100 oranında büyütülebiliyor. Bu önemli gelişme sayesinde, geride yetersiz doku kalacağı için ameliyat şansını yitiren hastalar, iki aşamalı ameliyatlar sayesinde sağlıklarına kavuşabiliyorlar.

Tedaviden etkin sonuçlar alınıyor

Karaciğerin kendi dokusundan kaynaklı kötü huylu tümörlerde hastalık siroz zemininde gelişmişse, cerrahi teknik zorlaşıyor. Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Mert Erkan, bu tablolarda karaciğer nakliyle tümör ve siroz sorununa aynı anda çözüm üretilebildiğine işaret ederek, “Ancak nakil sonrasında, organ reddini önlemek için kullanılması gereken ve bağışıklık sistemini baskılayan ilaçlar nedeniyle bu tabloda karaciğer nakli sık tercih edilmiyor. Buna rağmen, kemoterapi ve radyoterapi yöntemlerinin gelişmesiyle beraber karaciğer nakli kanser tedavisinde de gün geçtikçe daha cesurca kullanılıyor” diyor. Cerrahi yöntem dışında, bir diğer lokal tedavi seçeneği olan termal ablasyon yönteminden çok başarılı sonuçlar elde ediliyor. Girişimsel radyolojik olarak ayrıca karaciğer atar damarlarına, anjiyografi kontrolü altında girilerek, yüksek dozda kemoterapi veya radyoterapi uygulanabiliyor. Diğer tümörlerde olduğu gibi karaciğerde de kemoterapi ve akıllı ilaçlarla yapılan sistemik tedaviler ile streotaktik radyoterapi de etkili seçenekler arasında yer alıyor.

Burun tıkanıklığı ihmale gelmez!

Burun tıkanıklığı ihmale gelmez!

Ülkemizde gerek çocuklarda gerekse yetişkinlerde yaygın görülen sorunlardan biri burun tıkanıklığı! Öyle ki her 5 kişiden biri günlük yaşantıyı olumsuz etkileyen burun tıkanıklığından muzdarip. Ancak tedavi edilmediğinde önemli hastalıklara davetiye çıkarabilen bu soruna karşı çoğu kez gelişigüzel burun açıcı sprey kullanılmasında sakınca görülmüyor! Oysa burun tıkanıklığına yol açan ve mutlaka tedavi edilmesi gereken önemli etkenler olabildiğini belirten Acıbadem Ataşehir Hastanesi Kulak, Burun ve Boğaz Hastalıkları (KBB) Uzmanı Doç. Dr. Serap Önder, altta yatan nedenler tespit edilip tedavi edilmeden, gelişigüzel burun açıcı sprey kullanımının faydadan çok zarar verebildiğini söylüyor. KBB Uzmanı Doç. Dr. Serap Şahin Önder, burun tıkanıklığı hakkında bilinmesi gerekenleri anlattı, toplumumuzda en sık yapılan 6 yanlışı sıraladı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Yaşam kalitesini düşürmekle birlikte tedavi edilmediğinde ciddi sorunlara davetiye çıkarabilen burun tıkanıklığı; alerjiden üst solunum yolu enfeksiyonuna, kemik eğriliğinden sinüzite, burun iltihabından (alerjik rinit) burun ve geniz etine dek bir çok nedenden kaynaklanabiliyor. Acıbadem Ataşehir Hastanesi Kulak, Burun ve Boğaz Hastalıkları (KBB) Uzmanı Doç. Dr. Serap Önder, ülkemizde gerek bebeklerde ve çocuklarda gerekse yetişkinlerde yaygın görülen bir sorun olan burun tıkanıklığının ihmale gelmeyeceğini belirterek “Kısa süreli burun tıkanıklığı bile yaşam kalitesini bozabilir, uyku sorunlarına yol açabilir. Uyku kalitesinin bozulması da gündüz ders yorgunluğu, ders başarısında düşme ve dikkat dağınıklığına neden olabilir. Uzun süreli burun tıkanıklığı ise büyüme ve gelişmeyi olumsuz etkilerken, işitme problemlerine, ağzın açık uyunmasına neden olduğundan dolayı horlama, diş ve çene gelişiminde bozukluğa, ayrıca sağlıklı nefes alma gerçekleşmeyeceğinden kalp başta olmak üzere ciddi hastalıklara zemin hazırlayabilir” diyor.

Doç. Dr. Serap Önder

Altta yatan neden mutlaka tespit edilmeli!

Burun tıkanıklığında altta yatan nedenin tespit edilip acilen soruna uygun tedaviye başlanması gerektiğini vurgulayan Doç. Dr. Serap Şahin Önder şöyle konuşuyor: “Burun tıkanıklığında önce deniz suları ile burun yıkaması yapılabilir ancak bir haftadan uzun süren burun tıkanıklığında mutlaka doktora başvurulmalıdır. Eğer sorun geniz eti büyüklüğü veya geniz eti iltihabı, polip, konka gibi sorunlardan kaynaklanıyorsa cerrahi tedavi ile sorun ortadan kaldırılabilir. Alerjiye bağlı burun tıkanıklıklarında kişi çeşitli ilaçlarla ve alerjenlerden (polenler, hayvan tüyleri, ortamda toz barındıran eşyalar, şekerli ve katkı maddeli gıdalar vb) uzak kalarak sorun azaltılabilmektedir. Ancak hasta tekrar alerjene maruz kaldığında şikayeti artabilir. Yani tamamen ortadan kaldırmak mümkün olmayabilir. Üst solunum yolu enfeksiyonlarında genellikle beş gün içerisinde geçerken kimi zaman antibiyotik gerekebilir. Altta yatan tıbbi bir sorun olmadığı tespit edildiğinde okyanus suları doğal içeriklerinden dolayı uzun süreli kullanılabilir.”

Acıbadem Ataşehir Hastanesi Kulak, Burun ve Boğaz Hastalıkları (KBB) Uzmanı Doç. Dr. Serap Önder

Burun tıkanıklığında en sık yapılan 6 yanlış!

KBB Uzmanı Doç. Dr. Serap Şahin Önder, gerek yetişkinlerde gerekse çocukların burun tıkanıklığı durumunda toplumumuzda bazı yanlışlara düşülebildiğine dikkat çekerek, özellikle de doktora danışmadan arkadaş çevresi ya da internetten edinilen bilgilerle gelişigüzel burun açıcı sprey kullanımının uzun dönemde fayda yerine zarar verdiğini vurguluyor. “Burun spreyleri kontrolsüzce uzun süreli kullanılmamalıdır” diyen Doç. Dr. Serap Şahin Önder en sık düşülen hataları şöyle açıklıyor;

  1. Burun tıkanıklığını normal karşılayıp doktora başvurmamak,
  2. Kontrolsüzce 5 günden fazla burun açıcı sprey kullanmak,
  3. Ağzı açık uyuma ve horlamayı normal sanmak,
  4. Her iltihaplı burun akıntısında antibiyotik kullanmak,
  5. Doktorun önerisine rağmen kortizon içeren spreylerden çekinerek kullanmamak,
  6. Burun tıkanıklığına yol açan alerjen etkenleri tespit etmeyip, bu alerjenlerden uzaklaşmamak.

Her 4 kadından 1’inde görülen sinsi tehlike!

Her 4 kadından 1’inde görülen sinsi tehlike!

Ülkemizde kadınlarda yaygın olarak görülen miyomlar genellikle sinsice ilerlerken, bazen de aşırı ve uzun süreli adet kanaması, yoğun kramplar, geçmeyen yorgunluk ya da anne olmanın önündeki engel olarak kendini gösterebiliyor. Acıbadem Ataşehir Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Fırat Tülek “Çoğunlukla muayene sırasında tespit edilebilen miyomlar her yaşta ortaya çıkabilse de, en yaygın olarak 30’lu ve 40’lı yaşlarda görülüyorlar. Rahmin kas dokusunda gelişen bu iyi huylu tümörler 50 yaş öncesi kadınların yüzde 80’ini etkiliyor.” diyor. Klinik araştırmalara göre; yağlı yiyecekler, kırmızı et, alkol ve hatta kahve açısından zengin diyetlerin miyoma neden olabildiğini belirten Doç. Dr. Fırat Tülek alınacak bazı önlemlerle miyom gelişme riskinin azaltılabileceğini söylüyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Fırat Tülek, rahim miyomları hakkında bilinmesi gereken 5 önemli noktayı anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Doç. Dr. Fırat Tülek

Bu etkenler miyoma neden olabiliyor!

Yapılan araştırmaların; aile öyküsü, diyet, obezite,12 yaş öncesi adet görme ve hormonal dengesizlikler gibi nedenlerle miyoma yol açabildiğini gösterdiğini belirten Doç. Dr. Fırat Tülek, bazen de yanlış yaşam alışkanlıklarının miyom gelişiminde rol oynadığını söylüyor. Doç. Dr. Fırat Tülek şöyle konuşuyor: “Klinik araştırmalara göre; yağlı yiyecekler, kırmızı et, alkol ve hatta kahve açısından zengin diyetler miyom gelişimine neden olabiliyor. Bu nedenle meyve ve sebzeler açısından zengin yemekler (özellikle narenciye, elma, lahana, brokoli ve domates) tüketilmesi gerekir. Araştırmalar, egzersiz sayesinde artan endorfin seviyelerinin de miyomdan korunmada yardımcı olabildiğini, normal D vitamini seviyelerine sahip olunmasının da 35-49 yaşlarındaki kadınlarda, miyom gelişme riskini yüzde 32 azalttığını gösteriyor.”

Hiçbir şikayetiniz olmasa da dikkat!

Miyomların belirtilerinin; uzun süreli ve ağrılı adet dönemlerinden yorgunluğa, kansızlıktan günlük aktiviteleri engelleyebilecek şiddetli kasık, karın, sırt ve bacak ağrısına kadar değişebildiğini belirten Doç. Dr. Fırat Tülek “Miyomlar yerleşim yerine göre; cinsel ilişki sırasında ağrı, kabızlık, karında dolgunluk hissi, sık ve/veya ağrılı idrara çıkma ve mesaneyi tamamen boşaltamama, düşük yapma gibi şikayetlerere neden olabilirler. Bununla birlikte hiçbir belirti vermeyen ve sinsice ilerleyebilen miyomlar ise normal jinekolojik muayenede tespit edilebiliyor. O nedenle düzenli muayene olmak, bazı şikayetleri normal olarak algılayıp hekime başvurmayı ihmal etmemek gerekir. Doktorunuz miyomunuz olduğundan şüpheleniyorsa, normal jinekolojik muayene sırasında yapılan ultrason muayenesinde miyomu  tespit edebilir. Ayrıca nadir de olsa MRI gibi bir görüntüleme yöntemi de teşhis için yapılabilir.” diyor.

Bebek sahibi olmanızın tek engeli olabilir!

Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Fırat Tülek, miyomları olan birçok kadının doğal olarak hamile kalabileceğini, buna karşın miyomların bazen de bebek sahibi olmanın önündeki tek engel olabildiğini belirterek şöyle konuşuyor: “Miyomlar infertil kadınların yüzde 10’unda bulunur ve kısırlığın tek nedeni olabilir. Çünkü miyomlar rahim boşluğunu bozarak döllenmiş bir yumurtanın yani embriyonun rahim iç zarına tutunmasını zorlaştırabilir. Klinik çalışmalar; büyük miyomların (5 cm üzeri) ya da özellikle rahmin iç tabakasına yakın olanların, hamilelik ve doğumda sorunlara neden olabilme riski nedeniyle cerrahi olarak çıkarılmasını öneriyor.”

Acıbadem Ataşehir Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Fırat Tülek

Ameliyat yeni miyomların büyümesini engellemiyor!

Miyomların çeşitli boyutlarda olmakla birlikte bazen greyfurt büyüklüğüne ulaşabildiğini belirten Doç. Dr. Fırat Tülek “Miyomlarınız küçükse ve size rahatsızlık vermiyorsa ya da başka sorunlara neden olmuyorsa, muhtemelen tedaviye ihtiyacınız yoktur. Miyomlar da ömür boyu büyümezler. Hormon üretimindeki azalma nedeniyle menopozdan sonra küçülme eğilimindedirler” diyor. Miyomların yol açtığı şikayetlere karşı hormonal tedavi ve bazı hormonlu rahim içi araçlar kullanılabildiğini söyleyen Doç. Dr. Fırat Tülek, miyomları çıkarmak için bazen ameliyat gerekebildiğini ancak ameliyatın yeni miyomların büyümesini engellemediğini ifade ediyor.

Kötü huylu tümörlere dikkat!

Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Fırat Tülek, miyomların iyi huylu tümörler olduğunu ve boyutlarında düşük hızda bir artış olmasının veya aynı kalmasının beklendiğini belirterek şu uyarıda bulunuyor: “Hızlı büyüme gösteren miyomların kötü huylu değişim gösterme riski nedeniyle takip edilmesi önemlidir. İlk kez tespit edilen miyomlar 3-6 ay arayla tekrar değerlendirilir. Eğer bu değerlendirmede önceki muayeneye göre belirgin bir artış tespit edilmez ve hastamızın herhangi bir şikayeti ortaya çıkmaz ise yıllık rutin kontrol önerilir.”

 

Kolon kanseri engellemek mümkün!

Kolon kanseri engellemek mümkün!

Ülkemizde son yıllarda giderek yaygınlaşan kolon (kalın bağırsak) kanseri, gerek erkeklerde gerekse kadınlarda en sık görülen üçüncü kanser türü olarak karşımıza çıkıyor. Acıbadem Ataşehir Hastanesi Tıbbi Onkoloji Uzmanı Dr. Mehmet Teomete yanlış yaşam alışkanlıkları ve batı tipi beslenme nedeniyle artış gösteren kolon kanserinden bazı önlemlerle korunmanın mümkün olduğunu vurguluyor. Tıbbi Onkoloji Uzmanı Dr. Mehmet Teomete kolon kanserine karşı 5 etkili önlemi anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Beslenme alışkanlıkları sindirim sistemi kanserlerinin gelişmesinde kritik rol oynuyor. Özellikle sebze tüketiminin yetersiz olması, et ağırlıklı beslenme, alkol, aşırı şekerli yiyecekler, salam, sucuk ve sosis gibi işlenmiş et ürünlerini aşırı tüketmeye hareketsizlik ve fazla kiloların da eklenmesi kolon kanserine davetiye çıkarıyor. Acıbadem Ataşehir Hastanesi Tıbbi Onkoloji Uzmanı Dr. Mehmet Teomete “Kolon kanseri ülkemizde erkeklerde ve kadınlarda en sık karşılaşılan üçüncü kanser tipidir. Erkeklerde yüzde 24.4, kadınlarda ise yüzde 15.3 oranında görülmektedir. Yılda ortalama 15 bin vatandaşımız kolon kanseri tanısı almaktadır. Yıllık kolon kanseri nedeniyle vefat eden vatandaş sayımız yaklaşık 7 bin 200 civarındadır” diyor.

Dr. Mehmet Teomete

Genç yaşlara indi!

Geçmişte en sık olarak ortalama 64-74 yaşları arasında görülen kolon kanserine artık sağlıksız yaşam alışkanlıkları ve obezitenin de etkisiyle genç yaşlarda da rastlandığını belirten Dr. Mehmet Teomete şöyle konuşuyor: “Son yıllarda gençlerde de kolorektal kanser sıklığı giderek artış gösteriyor. Artık 40 yaş altında kişilerde de kolon kanseri ile karşılaşıyoruz. Gençlerde kolon kanserindeki artışta obezitenin de büyük etkisi olduğu düşünülüyor. Kolon kanserlerinin beşte biri kalıtsal nedenlerle gelişirken, büyük nedeni yanlış yaşam alışkanlıklarından kaynaklanmaktadır.”

 Bu belirtilerle kendini gösteriyor!

Kolon (kalın bağırsak) kanserinin kendisini en sık bağırsak hareketlerinde ve dışkılama alışkanlıklarında değişikliklerle gösterdiğini vurgulayan Tıbbi Onkoloji Uzmanı Dr. Mehmet Teomete; kabızlık, ishal, dışkıda kan, şişkinlik hissi, dışkıda incelme, aşırı gaz ve karın ağrısı şikayetleri ile belirti verebildiğini söylüyor. Bu nedenle bağırsak hareketlerinde ve dışkılama alışkanlıklarında olası değişikliklerin dikkate alınması ve birkaç gün içerisinde düzelmediği taktirde mutlaka hekime başvurulması gerektiğine dikkat çeken Dr. Mehmet Teomete “Kolon kanserinde birinci evre hastaların neredeyse tamamı erken teşhis durumunda iyileşebilir. İkinci evrede bu oran yüzde 90 seviyesinde olmaktadır. Ancak ileri evrelerde tedavi şansı azalmaktadır. Bu nedenle kolon kanserinde erken tanı çok önemlidir” diyor.

Acıbadem Ataşehir Hastanesi Tıbbi Onkoloji Uzmanı Dr. Mehmet Teomete

Kolon kanserinden korunmanın 5 önemli kuralı!

“Kolon kanseri erken tanı ile iyileşebilen ve alınacak tedbirlerle gelişmesi engellenebilen bir hastalık olduğundan bazı kurallara dikkat ederek önlem alabilirsiniz” diyen Dr. Mehmet Teomete, o kuralları şöyle sıralıyor;

  1. Düzenli sağlık taramaları yaptırın. Kolon kanserine neden olan polipler kolonoskopi sırasında tespit edilip alınarak, kanserleşmesinin önüne geçilebiliyor.
  2. Akdeniz tipi beslenin. Mevsim sebzeleri, haftada iki gün balık, ceviz, badem ve fındık ile kuru bakliyat tüketmeye özen gösterin. Sağlıksız beslenmekten kaçının.
  3. Sigara ve alkolden uzak durun.
  4. İdeal kilonuzda olun. Obezite kolon kanserine yol açan önemli etkenlerden biri. Bu nedenle aşırı kilolarınızdan sağlıklı diyet ve düzenli spor yaparak kurtulun.
  5. Bedeninize uygun spor yapın. Özellikle haftada en az üç gün ve en az yarım saat olmak üzere düzenli yürüyüş yapmaya özen gösterin.

Grip kalp krizi riskini tetikliyor

Grip kalp krizi riskini tetikliyor

Virüslere bağlı oluşan grip gibi bazı üst ve alt solunum yolu enfeksiyonları daha çok akciğerlere verdikleri zararlar ile biliniyorlar. Ancak dikkat! Grip aynı zamanda kalp ve damarları da vurabiliyor! Öyle ki 2020 yılında yayınlanan bir çalışmada; 8 yıl boyunca gözlemlenen 80 bin hastanın yüzde 12’sinde griple birlikte kalp krizi ile miyokardit gibi kardiyak komplikasyonlar görüldü. 2018’de gerçekleştirilen başka bir çalışma da; grip teşhisi sonrasında bir hafta içinde kalp krizinde 6 kat artış olduğunu gösterdi. Acıbadem Ataşehir Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Metin Gürsürer, bu nedenle kalp hastalarının grip gibi üst solunum yolu hastalıklarına karşı dikkat etmelerinin yaşamsal önem taşıdığına dikkat çekerek, ”Viral bir enfeksiyona yakalandıktan sonra uygulanan tedaviler ortaya çıkan semptomları gidermeye yönelik oluyor. Yani kullanılan ilaçlar virüslere karşı etki sağlayamıyor. Dolayısıyla virüsten korunmak için gerekli önlemlerin alınması özellikle kalp hastaları için son derece önemli. Virüslere karşı mücadelede en önemli 3 kural ise aşı olmak, maske kullanmak ve elleri sık sık yıkamaktır. Alınan önlemlere rağmen grip ya da benzeri hastalıkların belirtileri oluşursa komplikasyonları önlemek için zaman kaybetmeden bir hekime başvurmak gerekiyor.” diyor.

Acıbadem Ataşehir Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Metin Gürsürer

Prof. Dr. Metin Gürsürer

Kalp ve damarlarda hasar oluşturuyor!

Viral enfeksiyonların kalp krizi ve inme gibi kalp damar hastalıklarını nasıl tetiklediğine ilişkin farklı teoriler mevcut. Grip enfeksiyonunun vücutta yarattığı iltihabi durumun damar iç duvarını döşeyen örtüyü bozduğu ve bu örtünün yırtılması sonucu oluşan pıhtının damarı tıkadığı düşünülüyor. Diğer bir düşünceye göre de, grip virüsüne karşı vücudun bağışıklık sisteminin çıkardığı koruyucu maddeler damar iç duvarına zarar veriyor. Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Metin Gürsürer, basit görünen grip gibi üst solunum yolu hastalıklarının hangi türü olursa olsun vücutta iltihabi reaksiyonun artmasına yol açabildiğine dikkat çekerek, “Bilinen kalp hastalığı olan kişilerde griple artan vücuttaki iltihabi durum kalp damarlarında da belirgin hale gelebiliyor ve kalp krizini tetikleyebiliyor. Kalp krizi ve inme riskini arttırması dışında, viral enfeksiyonların bir diğer etkisi de kalp kasında inflamasyona yol açabilmesidir. Akut miyokardit olarak adlandırdığımız bu durum sadece ileri yaştaki hastalarda değil, genç hastalarda da görülebiliyor. Tedavi edilmeyen miyokardit de kalp kasında kalıcı problemlere yol açabiliyor” diyor.

VİRÜSLERE KARŞI 10 ETKİLİ ÖNLEM!

Grip aşınızı mutlaka yaptırın

Virüslere karşı korunmak ve hastalığın yayılmasını önlemek için almanız gereken en önemli önlemlerden biri, grip aşısı yaptırmak. Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Metin Gürsürer, grip aşılarının hastalığın şiddetinin azalmasına yardımcı olduklarını belirterek, “Grip aşısının etkisini gösterebilmesi için 2-3 haftalık bir süreye ihtiyaç oluyor. Bu dönem içinde virüsle karşılaşıldığında antikor yanıtı oluşmadığı için hastalık gelişebiliyor. Dolayısıyla aşının salgınların başlamadığı sonbahar döneminin başlarında yapılması önem taşıyor. Ancak Şubat ayında en yüksek oranda görülen grip mayıs ayına kadar devam ettiği için grip aşısı yaptırmak için hiçbir zaman çok geç değildir” diyor.

Günde 10 bin adım atın

Hareketsizlik kan dolaşımında ve enerji metabolizmasında sorun oluştururken, obezite ve kabızlığa da neden olarak bağışıklık sistemini zayıflatıyor. Sağlıklı bir vücut için her gün 10 bin adım atmayı alışkanlık edin.Acıbadem Ataşehir Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Metin Gürsürer

Rengarenk beslenin

Yetersiz ve dengesiz beslenmek bağışıklık sistemini zayıflatarak enfeksiyonun gelişme riskini artırıyor. Bağışıklığınızın güçlü kalması için özellikle mevsiminde olan taze meyve ve sebze yemeyi ihmal etmeyin. Ayrıca tek taraflı diyetlerden sakının ve doğanın size sunduğu gıdaları, doğal olarak ve dengeli bir şekilde tüketin.

Kalabalık ortamlardan kaçının

Virüsler kalabalık ve kapalı ortamlarda havada asılı kaldıkları için çok kolay bulaşabiliyorlar. Bu nedenle hastalık kapabileceğiniz bu tür ortamlardan uzak durun, hastaysanız kendinizi mutlaka izole edin. Kapalı mekanlarda kalmak zorundaysanız, ağız ve burnunuzu kapatacak şekilde maske kullanmayı ihmal etmeyin.

İlaçlarınızı düzenli kullanın

Kronik bir hastalığınız varsa ya da kalp hastasıysanız doktor kontrollerinizi aksatmayın ve ilaçlarınızı düzenli kullanın. Zira, kalbe veya diğer organlara ait hastalığın kontrol altında tutulmasıyla, dışarıdan gelecek olumsuz etkileri daha kolay atlatmak mümkün oluyor.

Gelişigüzel ilaç almayın

Soğuk algınlığı ilaçları, kullandığınız diğer ilaçlarla etkileşime girebiliyor. Bunun sonucunda kan basıncında yükselme ve uygunsuz antibiyotik kullanımında yetersiz ve gereksiz tedavi gibi sorunlar gelişebiliyor. Doktorunuza danışmadan kesinlikle ilaç kullanmayın.

Dinlenmeyi ihmal etmeyin

Yoğun iş stresi ve aşırı yorgunluk vücut direncini düşüren etmenleri oluşturuyor. Dolayısıyla gün içinde kendinize dinlenme molaları vermeyi alışkanlık edinin. Vücut direncinin yeterli olabilmesi için en az 7-8 saat kaliteli uyumayı da ihmal etmeyin.

Ellerinizi sık sık yıkayın

Ellerimiz gün boyunca yaptığımız çeşitli aktiviteler sonucunda gözle göremediğimiz virüs, bakteri ve parazit ile temas ediyor. Prof. Dr. Metin Gürsürer, “Ellerinizi sık sık yıkamanız, almanız gereken en önemli önlemlerden biri. Ellerinizi en az 20 saniye bol su ve sabunla yıkamaya özen gösterin. Su ve sabun olmayan yerlerde de alkol bazı antibakteriyel temizleyici veya ıslak mendillerden faydalanabilirsiniz” diye konuşuyor.

Saat başı 5 dakika havalandırın

Bulunulan ortamın havasız olması, solunum yoluyla ilgili hastalığı olan kişilerin  konuşma, öksürük ve hapşırık yoluyla enfeksiyon bulaştırma riskini arttırıyor. Dolayısıyla, bulunduğunuz ortamı her saat 5 dakika gibi bir süre düzenli olarak havalandırmanız büyük önem taşıyor.

Bol bol su için

Soğuk havalarda ısıtıcı cihazların da etkisiyle odaların havası daha kuru oluyor. Bu durum da solunum yollarının kurumasına ve kolayca tahriş olmalarına yol açabiliyor. Bunun sonucunda üst solunum yolu enfeksiyonlarının gelişme riski artıyor. Dolayısıyla gün içinde 2-2.5 litre sıvıyı gün içine yayarak tüketmeyi ihmal etmeyin.

Kansere karşı etkili yöntemler

Kansere karşı etkili yöntemler

Kanserin görülme oranı tüm dünyada giderek artıyor. Dünyada her yıl 20 milyon, ülkemizde de yaklaşık 230 bin kişiye kanser tanısı konuyor. Üstelik kanser en sık görülen ölüm nedenleri arasında kalp ve damar hastalıklarından sonra ikinci sırada yer alıyor. Dünyada her yıl 10 milyon kişi kanser nedeniyle hayatını kaybediyor. Yaklaşık her üç kanserden 1’inden de beş önemli risk faktörü sorumlu oluyor: Fazla kilolu ya da şişman olmak, meyve ve sebzeyi az tüketmek, hareketsiz yaşam sürmek, sigara ile alkol tüketmek. Dolayısıyla yaşam alışkanlıklarında yapılacak olan değişimlerle kanser riskini azaltmak mümkün olabiliyor. Öyle ki yapılan araştırmalara göre; risk faktörlerine karşı önlem alındığında kanser gelişimi yüzde 30-40 gibi önemli bir oranda önlenebiliyor.

Acıbadem Ataşehir Hastanesi Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Hüseyin Engin, sigara kullanımının kanser için en önemli risk faktörü olduğuna dikkat çekerek, “Sigara içmeyen bir toplum oluşturabilirsek akciğer kanserlerinin neredeyse yüzde 90’ından daha fazlasını önleyebiliriz. Sigara içmeyen bir toplumda akciğer kanserinin yanı sıra baş boyun kanserleri, yutak borusu, mide, pankreas, böbrek, mesane, lösemi ve hatta meme kanseri gibi birçok kanser türünde azalma görülecektir” diyor. Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Hüseyin Engin, kanserden korunmamız için almamız gereken önlemleri anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu.

Pause Dergi

Prof. Dr. Hüseyin Engin

Haftanın 5 günü tempolu yürüyün!

Kansere karşı korunmada düzenli egzersiz yapmak büyük önem taşıyor. Zira, düzenli ve doğru uygulanan egzersizler; metabolizmayı olumlu etkiliyor, bağışıklık sistemini güçlendiriyor, fazla kilolardan kurtulmamıza destek oluyor ve stresi azaltıyor. Yapılan çalışmalarda, haftada 5 gün 30’ar dakika tempolu yürüyenlerde; meme, kalın bağırsak, rahim ve prostat kanseri daha az görülmüş. Bu nedenle haftanın iki- üç günü günde bir saat ya da haftanın beş günü 30’ar dakika yürümeyi alışkanlık edinin. Yürüyüşün yanı sıra yüzmek, bisiklet sürmek ve tenis gibi aktiviteler de sağlığımızı olumlu etkileyen egzersizler arasında yer alıyor.

Fazla kilolarınızdan kurtulun

Yapılan çok sayıda araştırma, fazla kilo ve obezitenin pek çok kanser türünü tetiklediğini gösteriyor. Östrojen ve insülin de dahil olmak üzere, bazı hormonların kanda yüksek düzeyde olması belirli kanserlere yakalanma riskini arttırabiliyor. Araştırmalar, obezite ve fiziksel aktivite yetersizliğinin özellikle meme, kolon, yemek borusu, karaciğer ile rahim kanserlerine yakalanma riskini yüzde 20-25 oranında artırdığını gösteriyor. Bu nedenle sağlıklı beslenme ve düzenli fiziksel aktiviteyle ideal kilonuza kavuşmanız büyük önem taşıyor.

Sigarayı hemen çöpe atın

Sigara başta akciğer kanseri olmak üzere pek çok kanser türünün gelişmesine yol açan en önemli etken. Yapılan bilimsel çalışmalar, akciğer kanserinin yüzde 90’ının sigara ve tütün ürünlerinin kullanımına bağlı olarak geliştiğini ortaya koyuyor. Ayrıca sigara ve tütün kullanımı en az 10 farklı kanserin oluşmasında doğrudan ya da dolaylı olarak etkili oluyor. Zira sigara dumanında dört binden fazla kimyasal madde yer alıyor ve bunlardan en az 250’sinin zararlı olduğu ve 50’den fazlasının da kansere yol açtığı biliniyor.

Sağlıklı ve dengeli beslenin

Günde en az 5 porsiyon sebze ile meyve tüketin ve kanser riskini artıran gıdalardan uzak durun. Örneğin kırmızı eti haftada en fazla yarım kilo ile sınırlandırın. Bunun yerine; balık, tavuk ve hindi gibi beyaz etleri tercih edin. Bakla, kuru fasulye, nohut, börülce ile mercimek gibi bitkisel proteinleri sofranızdan eksik etmeyin. İşlenmiş tahıl ürünleri yerine tam buğday, tam çavdar, tam yulafı tercih edin. Tuz alımınızı günde 2-3 gram ile sınırlayın. Mevsiminde olmayan sebze ve meyvelerde kanser gelişme riskini artıran hormon takviyesi ve kimyasallar daha fazla kullanılıyor. Bu nedenle sebze ile meyveleri mevsiminde tüketin.

Etleri mangalda pişirmeyin

Etleri kısa zamanda yüksek ateşte pişirmek gibi yöntemlerden kaçınmanız da önem taşıyor. Örneğin mangal yöntemini tercih etmeyin. Zira pişirme sırasında ortaya çıkan polisiklik aromatik hidrokarbonlar kanser riskini artırıyor. Yine de mangal kullanacaksanız etleri yakmamaya dikkat edin. Kanserden korunmak için en ideali yemekleri buğulama ve buharda gibi geleneksel yöntemler ile pişirmek.

İşlenmiş ürünlerden kaçının

Kanserden korunmak için işlenmiş ürünlerini mümkün olduğunca tüketmeyin. Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Hüseyin Engin, gıdaların dayanıklılığını artırmak için besinlerin bir takım işlemlere tabi tutulabildiklerine dikkat çekerek, ”Örneğin işlenmiş balık ürünlerindeki polikloronil bifenil ve diğer besinlerde kullanılan sodyum benzoatin kanser riskini artırabildiği yapılan çalışmalarda ortaya konmuş. Ayrıca sosis, salam, sucuk ve jambon gibi işlenmiş et ürünlerini mümkün olduğunca az tüketin.” diyor.

Alkollü içecekleri bırakın

Alkol tüketimi baş-boyun bölgesi, yemek borusu, karaciğer, kalın bağırsak, pankreas ve meme kanserinin bilinen sebeplerinden. Özellikle sigara ile beraber alkol almak kanser riskini oldukça yükseltiyor. Prof. Dr. Hüseyin Engin, “Alkolün alım süresi ve günlük tüketilen miktarı arttıkça kanser riski de artıyor. Ancak alkol kullanımı ile ilgili güvenli bir eşik yok. Dolayısıyla alkollü içecekleri hiç tüketmemeniz en doğrusudur.” diyor.

Enfeksiyonlara karşı ‘önlem’ alın

Dünyada her beş kanserden biri kronik enfeksiyonlara bağlı gelişiyor. Örneğin helicobacter pylori bakterisi mide kanserine, hepatit B virüsü karaciğer kanserine, herpes grubu bazı virüsler de cilt ile rahim ağzı kanserine yol açabiliyor. Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Hüseyin Engin, “Aslında enfeksiyonların çoğu önlenebiliyor veya tedavi edilebiliyorlar. Dolayısıyla enfeksiyonlardan korunmak için önlem alınmalı, hastalık geliştiyse kronikleşmemesi için zaman kaybetmeden bir hekime başvurulmalı.” diye konuşuyor.

Pause Dergi

Aşıları ihmal etmeyin

Kanserden korunmak için dikkat etmeniz gereken bir başka önemli nokta da ‘aşılarınızı düzenli yaptırmak’ olmalı. Risk altında iseniz veya Hepatit B’nin sık görüldüğü yerlerde yaşıyorsanız, Hepatit B aşısı olmanız karaciğer kanserinden korunmanız için çok önemli. Human Papilloma Virüsünün (HPV) belirli tipleri de kadınlarda rahim ağzı (serviks) kanseri gibi bazı kanser türlerinin gelişme riskini artıyor. Dünya Sağlık Örgütü; rahim ağzı kanserine karşı 9-13 yaşlarındaki kız çocuklarına aşı yapılmasını öneriyor.

Düzenli ve kaliteli uyku şart

Uykusuzluk da kanser riskini artıran önemli etkenler arasında yer alıyor. Uyku sırasında bağışıklık sisteminin güçlü olmasında rol oynayan birçok hormon salgılanıyor. Ayrıca vücutta gelişen kanser hücrelerinin önemli bir bölümü bağışıklık hücreleri tarafından uyku sırasında yok ediliyor.  Dolayısıyla düzensiz ve kalitesiz uyuduğumuzda hormonlar ile metabolizmamız işlevlerini yerine getiremeyince, kanserin gelişme riski artıyor.

Tarama programlarını aksatmayın

Herhangi bir yakınma olmasa bile tarama testlerinin düzenli olarak yaptırılması yaşamsal önem taşıyor. Bu amaçla 50 yaşından sonra, kansere dönüşebilen poliplerin saptanması ve tedavisi için 5-10 yılda bir kolonoskopi yapılması, 30 yaşından sonra 5 yılda bir PAP Smear ve HPV DNA testi ile rahim ağzı kanseri oluşumu için risk oluşturan CIN lezyonlarının saptanması ve tedavisi son derece önemli. Yine 40 yaşından sonra 2 yılda bir yapılacak olan mamografi tarama ile meme kanseri için öncül lezyonların saptanması mümkün oluyor.

Kış güneşine dikkat!

Son yıllarda, yetersiz D vitamini alımı ile bazı kanser türleri dahil pek çok hastalığın gelişme riski arasında ilişki olduğu biliniyor. Prof. Dr. Hüseyin Engin, “D vitamininin en iyi kaynağı ise güneşten sağlanan ultraviyole ışınlarıdır. Gereksinimin yüzde 90’ı bu şekilde karşılanabiliyor. Deride D vitamini oluşabilmesi için vücudun eller, kollar, bacaklar ve yüz gibi en az yüzde 25’lik kısmının 15-20 dakika süre ile güneş ışınlarının dik olarak gelmediği sabah saat 10:00’dan önce, öğleden sonra 16:00’dan sonra güneş ışınlarıyla temas edilmesi gerekiyor” diyor.

Ancak vitamin D’nin temel kaynağı olan güneşin kış ayları da dahil olmak üzere fazlası ve özellikle UV ışınlarının güçlü geldiği 10:00 – 16:00 saatleri arasında maruz kalınması zararlı oluyor. “Çünkü UV ışınlarının deri kanseri ve malign (kötü huylu) melanom gibi insan sağlığı üzerine ciddi zararları vardır” uyarısında bulunan Prof. Dr.Hüseyin Engin, “Bu saatler arasında güneşin altında kalınmamalı, kalınması gerekiyorsa da gerekli önlemler alınmalı. Güneşten korunma en iyi şekilde gölgelik yerler, güneş gözlüğü, uygun giysi ve şapka ile sağlanıyor. Güneş kremi de yüz ve eller gibi vücudun güneşe maruz kalan kısımları için gerekli oluyor.” diye konuşuyor. Ayrıca kozmetik amaçlı ultraviyole (örneğin solaryum) ışınlarına uzun süre maruz kalmak da tehlikeli oluyor.

“Karın ağrısıdır, geçer” demeyin!

“Karın ağrısıdır, geçer” demeyin!

Özellikle kış aylarıyla birlikte çocuklarda üst solunum yolu enfeksiyonları yaygınlaşırken, acil servislere başvuruların en sık nedenini karın ağrıları oluşturuyor. Enfeksiyonun tedavi edilmesi ile genellikle karın ağrısı da düzeliyor ancak bazı durumlarda ise karın ağrısının altında cerrahi tedavi gerektirebilen çok daha ciddi hastalıklar yatabiliyor! Acıbadem Ataşehir Hastanesi Çocuk Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Levent Elemen, anne babaların bu nedenle “karın ağrısıdır geçer” dememelerini, özellikle ağrıya eşlik eden diğer şikayetleri dikkatle gözlemlemeleri gerektiğini vurguluyor. Çocuk Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Levent Elemen çocuklarda karın ağrısı hakkında bilgiler verdi, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Gribal enfeksiyonlardan sınav stresine, mide bağırsak hastalıklarından apandisite birçok neden çocuklarda karın ağrısına yol açabilirken, anne babalar kimi zaman ‘basit bir gaz sancısıdır, geçer’ diye düşünerek doktora gitmeyi geciktirebiliyorlar. Ancak dikkat! Acıbadem Ataşehir Hastanesi Çocuk Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Levent Elemen, çocuklarındaki karın ağrısının gelip geçici bir sıkıntı olabildiği gibi, altında apandisitten bağırsak düğümlenmesine, yumurtalık kistlerinden testis dönmesine dek cerrahi müdahale gerektiren ciddi hastalıklar da yatabildiğini belirterek, bu nedenle ailelerin çocuklarını çok iyi gözlemlemeleri gerektiğini vurguluyor. Karın ağrısı çocuklardaki tüm tıbbi acil durumların yüzde 15’ini oluşturuyor. Bu hastaların yüzde 10’unda cerrahi nedenli bir karın ağrısı saptandığını ve dikkatle araştırılması gerektiğini söyleyen Prof. Dr. Levent Elemen “Neredeyse hemen herkesin yaşamı boyunca en az bir kez karşılaştığı karın ağrısının başlama şekli ve yeri, süresi, sıklığı, eşlik eden bulguların olup olmaması cerrahi nedenli karın ağrıları konusunda çok önemli bilgiler verebilir; tanı ve tedavinin zamanında yapılmasını sağlayarak komplikasyonları engelleyebilir” diyor.

Pause Dergi

Prof. Dr. Levent Elemen

Solunum yolu enfeksiyonları ile birlikteyse!

Karın ağrısına eşlik eden başka şikayetler varsa anne babaların çok daha dikkatli olması gerektiğini çünkü bu durumun başka hastalıkların habercisi olabildiğini vurgulayan Prof. Dr. Levent Elemen “Karın ağrısı solunum yolu enfeksiyonu ile birlikte ise ve eşlik eden başka bir bulgu yoksa olası tanı olarak, karın içinde ince bağırsak etrafındaki lenf nodlarının şişmesi düşünülür. Tanıyı kesinleştirmek için akciğer grafisi ve tüm batın ultrasonografisi yapılmalı ve kan tetkikleri alınmalıdır. Solunum yolu enfeksiyonunun tedavi edilmesi ile karın ağrısı da düzelecektir. Ancak nadiren karın ağrısı şiddetinde artma, hastanın genel durumunda kötüleşme, ateş ve kusma tabloya eklenebilir. Bu durumda karın içindeki yangının ilerlediği ve tablonun akut apandisite evrildiği düşünülmelidir. Akut apandisit varsa cerrahi tedavi şarttır. Akut apandisitte altın standart laparoskopik (kapalı) cerrahi ile apandisitin dışarı çıkarılarak tedavinin sağlanmasıdır” diye konuşuyor.

İshal eşlik ediyorsa!

İshalle beraber karın ağrısı olmasına karşın başka önemli bir bulgu olmadığı takdirde mide-bağırsak enfeksiyonunun (gastroenterit) düşünülmesi gerektiğini belirten Prof. Dr. Levent Elemen şöyle konuşuyor: “İshalin altta yatan etkene uygun tedavi edilmesi ile karın ağrısı hızlıca düzelir. Ancak ishal ile birlikte ara ara gelen kramp şeklinde karın ağrısı, makattan kırmızı çilek jölesi şeklinde kanama, yeşil renkli kusma ve karın şişliği olması durumunda bağırsak düğümlenmesi (invajinasyon) düşünülmelidir. Bağırsak düğümlenmesi, sonuçları nedeni ile çok ciddi komplikasyonlar yaratabilecek acil bir cerrahi hastalıktır. Bu hastalar bağırsaklarda zarar oluşmaması için vakit kaybedilmeden Çocuk Cerrahı tarafından değerlendirilmelidir.”

Sık idrara gitme ve yanma varsa!

Kız çocuklarında ve sıklıkla sünnetsiz erkek çocuklarda sık idrara gitme, idrar yaparken yanma veya kesik kesik idrar yapma şikayeti ile beraber karın ağrısı varsa idrar yolu enfeksiyonunun düşünülebileceğini söyleyen Prof. Dr. Levent Elemen “Tedavi sonrası karın ağrısı düzelir ancak bu hastalarda idrar yolu enfeksiyonunun tekrarlaması durumunda altta yatabilecek ürogenital anomaliler açısından araştırmalar yapılmalı ve gerekirse bunlara yönelik müdahalelerde bulunulmalıdır” diyor.

Adet döngüsüne paralel ağrı varsa!

Kız çocuklarında özellikle ergenlik ve ergenlik öncesi dönemde yumurtalık (over) kaynaklı problemler de karın ağrısına yol açabilir. Çocuk Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Levent Elemen şu uyarıda bulunuyor: “Adet gören çocuklarda adetin birkaç gün öncesinde olan karın ağrıları premenstrüel sendrom, adet ortasındakiler ovülasyona bağlı Mittelschmerz olarak adlandırılır. Bu karın ağrılarının tedavileri basit ağrı kesicilerle sağlanabilse de karnın sağ veya sol alt kısmında şiddetli ağrı tarif ediliyorsa yumurtalık (over) kistleri ve yumurtalık dönmesi (over torsiyonu) akla gelmelidir. Sonuçları itibarı ile bu hastalıklar Çocuk Cerrahisi tarafından çok hızlı müdahale ile acil cerrahi gerektirmektedir.”

Pause Dergi

Testis hassasiyeti ve kızarıklık varsa!

Erkek çocuklarında da karın ağrısına testis hassasiyeti ve kızarıklık işaret ediyorsa çok dikkatli olmak gerekiyor. Prof. Dr. Levent Elemen “Erkek çocuklarda karın alt bölgesinde ağrı ile beraber skrotumda (testisin bulunduğu torba) ağrı, kızarıklık, testis hassasiyeti ve ağrısı olması durumunda tablo akut skrotum olarak adlandırılır. Bu sorun da Çocuk Cerrahı tarafından hızlıca tanı konularak tedavi edilmelidir. Akut skrotumun en sık nedeni olmasa da kızlardaki over torsiyonuna benzer şekilde testisin dönmesi (testis torsiyonu) testisin kaybı ile sonuçlanabileceği için Çocuk Cerrahı tarafından hızlıca tanı koyularak tedavi edilmesi gereken bir patolojidir. Akut skrotumun daha sık görülen ancak cerrahi olmayan diğer nedenleri arasında testis iltihaplanması (orşit), testis ve etrafındaki dokuların iltihaplanması sayılabilir. Her iki durumda da hastaya uygun tedavinin verilmesi ve yatak istirahati ile tablo hızlıca düzelir” diyor.

Karnın sol tarafında ve aniden başlıyorsa!

Çocuklarda kabızlık da karın ağrısının önde gelen nedenlerinden birini oluşturuyor. Bu hastalarda karnın sol alt tarafında aniden başlayan ve gün içinde sık sık tekrarlayan, büyük tuvaletin yapılması ile azalan bir karın ağrısı olduğunu söyleyen Prof. Dr. Levent Elemen, beslenmenin  düzenlenmesi ve gaita sertliğinin azaltılması ile kabızlığa bağlı karın ağrılarının kısa sürede iyileşebileceğini belirtiyor. Prof. Dr. Levent Elemen özellikle okul döneminde, sınav kaygısı çok olan ve başarı odaklı yaşayan çocuklarda da yemek yedikten sonra ya da yatma ile artan karnın üst tarafındaki ağrılarda gastroözofageal reflü ve/veya gastrit düşünülebileceğini belirtirken, bu çocuklarda yapılacak yaşam tarzı değişiklikleri ve tıbbi tedavi ile şikayetlerin hızlıca giderilebileceğini söylüyor.

Karın ağrısı 12 saatten uzun sürüyorsa!

Prof. Dr. Levent Elemen karnı ağrıyan çocuğun dikkatle gözlemlenmesi gerektiğini belirterek şu uyarıda bulunuyor: “12 iki saati aşan, şiddeti artan, ateş, kusma ve/veya karın şişliği eşlik eder şekilde bir karın ağrısı olan çocuğun ‘karın ağrısıdır geçer’ denilerek, ağrı kesici ve ateş düşürücü verilerek zaman kaybedilmemesi gerekir. Bu hastaların mümkünse çocuk cerrahı bulunan bir merkeze getirilmesi, belli incelemelerden geçirilerek karın ağrısının cerrahi tedavi gerektiren bir sorundan kaynaklanmadığının kanıtlanması, eğer karın ağrısının altında cerrahi tedavi gerektiren  bir sorun yatıyorsa da bir an önce tedavisinin başlatılması gerekir.”

Kış aylarında ortopedik sorunlar artıyor!

Kış aylarında ortopedik sorunlar artıyor!

Günümüzde profesyonel spor yapanların yanı sıra, sağlık için spora yönelenlerin sayısı artarken, bazı kurallara dikkat edilmediğinde ise yaralanmalar kaçınılmaz oluyor. Özellikle kış soğuklarında açık havada spor yaparken çok daha dikkatli olunması gerekiyor. Soğuk havanın vücudumuza fazladan yükler getirdiğini ve bu nedenle kış aylarında spor yaralanmalarının arttığını belirten Acıbadem Ataşehir Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Safa Gürsoy “Soğuk hava spor sırasında kaslarımızın etkili çalışmasının azalmasına yol açar. Bu durum, kasların elastikliğini ve reaksiyon süresini yavaşlatır ve özellikle spor yaparken yaralanmaya daha yatkın hale gelmemize neden olur. Kaslarımız, bağlarımız ve tendonlarımız soğuk havada daha yüksek burkulma, gerilme, çekme ve yırtılma riski ile karşı karşıya kalır” diyor. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Safa Gürsoy spor yaralanmalarına yol açan 5 hatayı anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Doç. Dr. Safa Gürsoy

Uygun ısınma ve soğumanın yapılmaması!

Sporda yaralanmayı önlemenin en önemli yollarının başında; spor öncesi uygun şekilde ısınmanın ve germe egzersizlerini yapmanın geldiğini vurgulayan Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Safa Gürsoy “Soğuk kaslar sıcak kaslara kıyasla aşırı gerilmeye ve yırtılmaya eğilimlidir. Bu nedenle hızlı hareketleri, bükülmeleri ve sarsıntıları daha zor tolere edecektir. Spora başlarken ısınmayı zaman kaybı olarak görmemeli, bir anda kaslara yüklenmekten kaçınmalı, bunun için de mutlaka ısınma egzersizleri yapılmalıdır” uyarısında bulunuyor. Doç. Dr. Safa Gürsoy, spor sonrası da yine ısınma için uygulanan hareketleri ve germe egzersizlerini içerecek şekilde vücudun soğumasını sağlamak, bu nedenle her sporun ardından vücudu yavaş yavaş soğutmayı ihmal etmemek gerektiğini vurguluyor.

Uygun ekipman kullanılmaması!

Yapılan spora uygun koruyucu ekipmanların eksiksiz kullanılması gerektiğini söyleyen Doç. Dr. Safa Gürsoy, hangi spor yapılıyorsa ona uygun şekilde, başta ayakkabı olmak üzere kıyafetlerin doğru seçilmesinin spor yaralanmalarının önlenmesi için şart olduğunu belirtiyor. Doç. Dr. Safa Gürsoy “Özellikle son yıllarda toplumun ilgisinde büyük artış görülen kayak ve snowboard gibi kış sporlarında gerçeklesen yaralanmalarda uygun ekipman ve kıyafetlerin kullanılmamasının büyük etkisi oluyor” diyor.

Mevcut sakatlıkların göz ardı edilmesi!

Acıbadem Ataşehir Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Safa Gürsoy, birçok ciddi sakatlığın, mevcut küçük, ihmal edilen sakatlıkların sonucu ortaya çıkabildiğini belirterek şöyle konuşuyor: “Sporda veya günlük aktivite sırasında hissedilen ağrı, şişlik veya eklemi kullandığınızda ses gelmesi gibi sağlık sorunları ihmal edilmemeli ve mutlaka doktora başvurarak tedavi edilmelidir. Spora veya egzersize devam edilmesi gerekiyorsa ilgili vücut bölümlerinin tedavi süresince geçici olarak korunması da değerlendirilmelidir. Aksi taktirde küçük bir yaralanma olarak deyip geçtiğiniz sorun, ileride tedavi edilmesi daha zor olan sorunlara hatta sakatlıklara yol açabilir.”

Pause Dergi

Bir anda sonuca ulaşmak istenmesi!

Özellikle spora ya da egzersize yeni başlayanların düştüğü önemli hatalardan birinin de; yapılan spordan bir anda yüksek verim almayı beklemek olduğuna dikkat çeken Doç. Dr. Safa Gürsoy, dizlerimiz ya da omuzlarımız gibi vücut bölümlerinin, dayanabilecekleri yükten fazlası altında kalmasına bağlı olarak ciddi sakatlanmalar yaşanabildiğini söylüyor. Özellikle son üç yıldır devam eden pandemi sürecinde hareketlerimizin büyük ölçüde kısıtlandığını, bu nedenle fiziksel aktivitelerin, egzersizin ve sporun faydalarından bir anda sonuç almak için aşırı yüklenilmesi sonucu spor yaralanmaları ile çok sık karşılaşıldığını belirten Doç. Dr. Safa Gürsoy “Son dönemde en sık görülen yaralanmaların başında; kemikleri birbirine bağlayan doku bantlarının gerilmesi veya yırtıkları, kasların veya tendonların zorlanması veya kopması gelmektedir. Bunların dışında diz, ayak bileği, omuz ve kalça gibi eklemlerde spesifik yaralanmalar, kırıklar ve çıkıklar da sık görülen ortopedi hastalıklar arasında yer alıyor. Bu sorunlarla karşılaşmamak için kişi kendine gerçekçi hedefler koymalı, hedeflerini kısa değil uzun vadeye yaymalıdır.” diyor.

Soğuk havanın risklerini dikkate almamak!

Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Safa Gürsoy, soğuk havanın vücudumuza fazladan yükler bindirdiğine dikkat çekerek şu uyarıda bulunuyor: “Soğuk hava, spor sırasında kaslarımızın daha az etkili çalışmasına neden olarak kasların elastikliğini ve reaksiyon süresini yavaşlatır. Bu nedenle kış aylarında vücudumuz özellikle spor yaparken yaralanmaya daha yatkın hale gelir. Kaslarımız, bağlarımız ve tendonlarımız soğuk havada daha yüksek burkulma, gerilme, çekme ve yırtılma riski altında olur. Bunları önlemek için, kış aylarında spor yaparken çok daha dikkatli olunması gerekir.”

Bağışıklığımı güçlendireyim derken, şu hataya düşmeyin!     

Bağışıklığımı güçlendireyim derken, şu hataya düşmeyin!

Kış mevsiminin gelmesi ile birlikte bağışıklığı güçlendirecek besinler tüketmek her zamankinden fazla önem taşıyor. Ancak tüketilecek miktara dikkat etmek de önemli. Acıbadem Ataşehir Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Aybala Akkülah “Mevsiminde tüketeceğiniz vitamin ve mineral deposu meyveler bağışıklık sistemini desteklemeye katkıda bulunur. Her gün mutlaka 2-3 porsiyon mevsim meyvesi tüketmek gerekir. 1 porsiyon meyve yaklaşık 150 grama eşit olurken, küçük taneli ve doğranmış meyveler için bu ölçü 1 küçük kase; büyük meyveler için yumruk büyüklüğünde 1 adettir” diyor. Meyvelerin lifinden faydalanmak için mutlaka çiğnenerek tüketilmesi gerektiğini söyleyen Aybala Akkülah “Taze sıkma meyve sularında ise meyve posasından yararlanılamayıp 1 porsiyon ölçüsünden daha fazla meyve kullanıldığı için glisemik indeksi yüksektir. Aynı zamanda taze sıkılmış meyve suları bekletildiğinde birçok vitamin kaybı da gerçekleşir” uyarısında bulunuyor. Peki kış meyvelerinde ideal ölçü ne olmalı? Beslenme ve Diyet Uzmanı Aybala Akkülah, kış meyvelerini tüketirken dikkat edilmesi gerekenleri anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Pause Dergi

Beslenme ve Diyet Uzmanı Aybala Akkülah

Nar

Vitamin, mineral ve lif içeriği zengin olan nar, bağışıklık sistemini güçlendirmesinden kalbe, sindirimden göz sağlığına dek birçok fayda sağlıyor. Narın faydalarını artırmak için çekirdekleriyle beraber tüketilmesi gerektiğini söyleyen Beslenme ve Diyet Uzmanı Aybala Akkülah şöyle konuşuyor: “Ortalama bir nar 280 gram olup 1 su bardağına denk gelir ve 235 kcal enerji içerir. Şeker oranının yüksek olması nedeni ile diyabet hastalarının bu meyveyi kontrollü bir şekilde yaklaşık 1 çay bardağını aşmadan tüketmeleri gerekir. Ayrıca özellikle kan sulandırıcı bazı ilaçlarla etkileşime girebildiği için dikkatli olunmalıdır. Yüksek riskli gebelikte de ilk üç ayda rahim kasılmalarına yol açabileceğinden doktora danışmak gerekir.”

Ayva

Grip ve soğuk algınlığı gibi mevsimsel hastalıklara karşı bağışıklığı güçlendiren, zengin potasyum içeriğiyle kan basıncını (tansiyonu) düşürmede etkili olan ayva tam bir vitamin ve mineral deposu. Beslenme ve Diyet Uzmanı Aybala Akkülah, 1 porsiyon ayvanın günlük C vitamini ihtiyacının yaklaşık yüzde 25’ini karşıladığını belirterek “Ancak ayvanın büyüklüğüne dikkat etmek gerekir. 1 porsiyon ayva, büyük boy bir ayvanın yaklaşık yarısı kadardır. 100 gram ayva yaklaşık olarak 52-55 kcal enerji, 1,7 gram posa içerir. Glisemik indeksi düşük olduğundan kan şekerini çok hızlı yükseltmez. Bu nedenle insülin direnci ve diyabeti olanlar ile zayıflama diyeti yapanların rahatlıkla tüketebileceği bir meyvedir” diyor.

Kivi

100 gram kivinin günlük C vitamini ihtiyacının yaklaşık yüzde 80’ini karşıladığını biliyor muydunuz? Acıbadem Ataşehir Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Aybala Akkülah, C vitamininin yanı sıra zengin lifi ve antioksidan içeriği ile öne çıkan kivinin, hücreleri koruduğunu belirterek “Kivi hem çözünmez hem de çözünür lif içeriğine sahiptir. Çözünmeyen lif bağırsak hareketlerini düzenlemeye, çözünür lif ise kan şekerinin düzenlenmesine ve kalp sağlığına fayda sağlar” diyor. Buna karşın kivinin birçok alerjen içermesi nedeniyle, özellikle çocuklarda alerjik reaksiyonlara yol açabildiğini söyleyen Aybala Akkülah, yüksek potasyum nedeniyle böbrek hastalarının da dikkatli tüketmesi gerektiğine dikkat çekiyor.

Mandalina

Kış aylarının zengin C vitamini içeriğiyle vazgeçilmezi olan mandalina, kalsiyum, magnezyum, çinko, potasyum gibi insan sağlığı için önemli olan mineralleri de bünyesinde barındırıyor. Bağışıklığı güçlendiren, eklem ve göz sağlığını destekleyen mandalina, kalpten kansere, gözden cilt sağlığına dek birçok fayda sağlıyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Aybala Akkülah, 150 gram mandalinanın 75 kcal enerji ve 3 gram lif içerdiğini, lifli yapısı sayesinde bağırsak sağlığının iyileşmesine katkıda bulunduğunu belirterek “Asit içeriği ise mide rahatsızlığı olanlarda mideyi rahatsız edebilirken, çekirdeklerinin tüketilmesi apandisitte sorunlara yol açabilir. Bu nedenle tüketiminde aşırıya kaçmamak gerekir” diyor.

Pause Dergi

Elma

Kış mevsiminin öne çıkan meyvelerinden elmanın; içerdiği vitaminler, mineraller ve zengin lif yapısıyla tam bir sağlık deposu olduğunu, kalpten astıma, diyabetin önlenmesinden kilo yönetimine dek birçok faydası bulunduğunu vurgulayan Beslenme ve Diyet Uzmanı Aybala Akkülah şöyle konuşuyor: “Elma diyabetin önlenmesi için önemli olan insülin duyarlılığını artırmaya yardımcı olurken, içerdiği çözünür lif olan pektin sayesinde yağın bağırsaklardan geri emilimini azaltarak kötü kolesterolü düşürmeye de katkı sağlar. Bir porsiyona denk gelen 1 küçük boy elma yaklaşık 100 gramdır ve 52 kcal enerji içerir. Elmanın faydalarından ve lif içeriğinden en iyi şekilde yararlanmak için suyu sıkılarak değil, çiğnenerek tüketilmelidir.”

Greyfurt

Ekşi ve acımsı tadı nedeniyle mandalina ve portakal kadar tercih edilmese de diğer turunçgiller gibi C vitamini deposu ve iyi bir lif kaynağı olan greyfurt, tokluk süresini uzatmaya, kötü huylu kolesterolü düşürmeye ve antioksidan içeriğiyle kanser gibi hastalıkları önlemeye yardımcı oluyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Aybala Akkülah, 1 orta boy greyfurtun, günlük C vitamini ihtiyacının yüzde 50’sini karşıladığını belirterek “Buna karşın greyfurt suyu içmek, posa içeriğini azaltır ve kan şekerini daha hızlı yükseltir. Asitli yapısıyla mide şikayetlerini artırabildiği, ayrıca yüksek besin-ilaç etkileşimine yol açabildiği için kolesterol, kan sulandırıcı, antidepresan gibi ilaç gruplarını kullananlar da dikkatli tüketmelidir” diyor.

Portakal

Beslenme ve Diyet Uzmanı Aybala Akkülah, zengin C vitamini içeriğiyle vücut direncini artıran portakalın; kalp ve damar sağlığını korumaya, tansiyonu düzenlemeye, iltihabı önlemeye, kansızlığa karşı demirin emilimini kolaylaştırmaya, gözleri kuvvetlendirmeye ve kolajen üretimine yardım ederek cildi korumaya dek bir çok fayda sağladığını vurguluyor. Yaklaşık 130 gram 1 orta boy portakal 1 porsiyona denk gelirken, 200 ml’lik bir bardak portakal suyunun, 1 adet portakalın yaklaşık iki katı kaloriye ve iki katı şeker içeriğine sahip olduğunu belirten Aybala Akkülah “Portakal suyunun lif içeriği de çok düşük olduğundan dilimleyerek yenilmelidir. Asit içeriğinden dolayı reflü hastaları dikkatli tüketmelidir” uyarısında bulunuyor.

60 yaş üzeri her 2 erkekten 1’inin sorunu!

60 yaş üzeri her 2 erkekten 1’inin sorunu!

Ülkemizde 60 yaş üzeri her 2 erkekten 1’inin sorunu olan iyi huylu prostat büyümesi, 80 yaş üzerindeki erkeklerin ise yüzde 80’inde görülüyor. Prostat kanserinden tamamen farklı olan bu hastalığın, bazen de prostat kanseri ile beraber seyredebildiğini belirten Acıbadem Ataşehir Hastanesi Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Mustafa Sofikerim, bu nedenle doğru tanıya ulaşmak için her iki yönden de inceleme yapılması gerektiğini söylüyor. Prof. Dr. Mustafa Sofikerim, bazen sessizce, hiçbir belirti vermeden de ilerleyebilen iyi huylu prostat büyümesinin genellikle öne çıkan belirtilerini anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. İşte 10 soruda farkındalık kazanabileceğiniz iyi huylu prostat büyümesi testi…

Sinsice ilerleyebildiği gibi, genellikle her şey yolunda giderken aniden idrara çıkma alışkanlıklarında değişikliklere yol açarak kendini gösteren iyi huylu prostat büyümesi erkeklerin korkulu rüyası… Ortalama yaşam süresinin uzaması, genetik faktörler ve obezite gibi etkenler dünyada ve ülkemizde iyi huylu prostat büyümesi hastalığının görülme sıklığını artırıyor. İyi huylu prostat büyümesinin zamanla hastanın idrar yolunu tıkayarak idrar akışını engellemeye hatta tam tıkanıklığa yol açabildiğini, buna karşın prostat kanserinden tamamen farklı olduğunu ve prostat kanserine zemin hazırlamadığını belirten Acıbadem Ataşehir Hastanesi Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Mustafa Sofikerim “Prostat kanserine zemin hazırlamasa da, yaşam konforunu büyük ölçüde azaltan bu hastalık tedavi edilmediği taktirde böbrek yetmezliğine, mesane taşlarına ve taşlara bağlı olarak mesane kanserine neden olabiliyor. İdrar borusunun ani tıkanması durumunda ise idrara çıkmak imkansız hale gelebiliyor.” diyor.

Prof. Dr. Mustafa Sofikerim

Prostat kanseri ayırımı iyi yapılmalı!

İyi huylu prostat büyümesi günümüzde 60 yaş üzerinde her 2 erkekten 1’inde görülen hastalığın, 80 yaş üzerindeki kişilerde ise görülme sıklığı yüzde 80’e ulaşıyor. İyi huylu prostat büyümesi görülen kişilerde aynı zamanda prostat kanseri de olabileceğini vurgulayan Prof. Dr. Mustafa Sofikerim şöyle konuşuyor: “Erkeklerde en sık görülen ikinci kanser türü olan prostat kanserinin kendine özgü erken dönem belirtileri olmadığından sinsice ilerleyerek ileri evrede karşımıza çıkıyor. İyi huylu prostat büyümesi ise bazı kişilerde hiçbir belirti vermese de çoğunlukla kendine özgü erken dönem belirtileri oluyor. Bu nedenle doğru tanıya ulaşmak için her iki yönden de incelemeler yapılması gerekiyor. İyi huylu prostat büyümesi (BPH-benin prostat hiperplazisi) genellikle her şey yolunda giderken idrara çıkma alışkanlıklarla değişikliklerle kendini gösterdiğinden, olası bir değişiklikte mutlaka hekime başvurmakta çok büyük fayda var.”

Pause Dergi

Tedavide gecikilmemeli!

Erkeklerde idrar kesesinin altında yer alan ve idrar kanalını çevreleyen bir organ olan prostat bezi, 45’li yaşlardan itibaren büyümeye başlıyor. Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Mustafa Sofikerim normalde 25-30 gram büyüklüğünde olan prostat bezinin, hem boyutunun hem de ağırlığının artmasının ‘iyi huylu prostat büyümesi’ olarak adlandırıldığını belirterek teşhis ve tedavide erken davranılmasının önemli olduğunu vurguluyor. Hastalığın erkeklik hormonu olan testosteron hormonunun ilerleyen yaşta düzeyinin azalmasına ve prostat dokusunda artışa bağlı olarak meydana geldiğini belirten Prof. Dr. Mustafa Sofikerim, genetik faktörün de önemli olduğunu, bu nedenle özellikle birinci derece akrabalarında iyi huylu prostat büyümesi olanların daha fazla risk taşıdığını söylüyor.

10 soruda İyi Huylu Prostat Testi!

Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Mustafa Sofikerim iyi huylu prostat büyümesinin en sık görülen belirtilerini sıralayarak “Bu belirtilerden en az bir tanesinin varlığı dahi iyi huylu prostat büyümesinin araştırılması için yeterlidir” diyor.

  1. Her şey yolunda giderken aniden idrara çıkma alışkanlıklarınızda değişiklik oldu mu?
  2. Günlük idrara çıkma sayınızda belirgin ve geçmeyen bir artış yaşıyor musunuz?
  3. Gece uykudan idrar için uyanma sayınızda artış var mı?
  4. İdrar yaparken yanma ve ağrı sorununuz oluyor mu?
  5. İdrarınızda hiç kan gördünüz mü?
  6. İdrar akış hızı ve kalınlığında azalma var mı?
  7. İdrar akışında kesilme olduğunu düşünüyor musunuz?
  8. İdrarınızı yaptığınız halde tam yapamamış gibi hissediyor musunuz?
  9. İdrar yapma hissi geldiğinde idrar damlası kaçırıyor musunuz?
  10. İdrarı başlatmada sıkıntı yaşıyor musunuz?

Tedavisi hastaya göre değişiyor!

İyi huylu prostat büyümesinde tedavi şeklinin hastaya göre değişebildiğini belirten Prof. Dr. Mustafa Sofikerim, bazen sadece takibin ya da ilaç tedavisinin yeterli olabildiğini, bazı klinik durumlarda ise cerrahinin kaçınılmaz olduğunu söylüyor. Son yıllarda Thulium Lazer (ThuFLEP) yönteminin sinirlere hasar vermeyen, hastanede kalma süresini kısaltan, yan etkileri azaltan ve iyileşme süresini hızlandıran özellikleriyle öne çıktığını belirten Prof. Dr. Mustafa Sofikerim şöyle konuşuyor: “ThuFLEP yöntemi kapalı olarak gerçekleştirilmesine rağmen açık prostat ameliyatına benzer bir yöntemle prostatın tamamı alınıyor. Ameliyat sırasında spinal anestezi yeterli oluyor. Hasta idrar yaparken yanma hissi yaşamadığı gibi, cinsel fonksiyonları düzenleyen sinirlere hasar vermiyor. Ameliyat sonrası cinsel fonksiyon kaybı yaşanmıyor ve hasta ameliyatın ertesi günü taburcu edilebiliyor. Bir iki gün içerisinde hastadan sondanın alınmasıyla normal hayata dönülüyor.”