Yazılar

Ülkemizde 2 milyonun kişinin sorunu: ‘kalp yetmezliği’

Ülkemizde 2 milyonun kişinin sorunu: ‘kalp yetmezliği’

 Dolaşım sisteminin pompası olan kalbin yeteri kadar verimli çalışmayıp vücudun kan dolaşım ihtiyacını karşılamada yetersiz kalması durumuna ‘kalp yetmezliği’ deniyor. Ülkemizde HAPPY (Heart Failure Prevalence and Predictors in Turkey) çalışmasına göre; 2 milyon üzerindeki kişide değişik evrelerde kalp yetmezliği mevcut. Gelecekte bu sayının artması öngörülüyor. Kalp yetmezliği tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de önemli bir sağlık sorunu olmaya devam ediyor. Öyle ki kalp yetmezliğinde sağ kalım oranları, prostat, meme ve bağırsak gibi bazı kanser türlerinden daha düşük. Kalp yetmezliği tehlikeli bir sorun olsa da, erken tanı ve tedavi sayesinde aslında kontrol altına alınabiliyor, bu sayede hastaların yaşam kaliteleri artarken yaşam süreleri de uzuyor. Acıbadem Fulya Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Bekir Sıtkı Cebeci, toplumda kalp yetmezliği ile ilgili doğru sanılan hatalı bilgilerin erken tanı ve tedaviyi önleyebildiğine dikkat çekerek, doğru sanılan 6 yanlış bilgiyi anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu!

Pause Sağlık, Pause Dergi

Prof. Dr. Bekir Sıtkı Cebeci

Kalp yetmezliği bir hastalıktır. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Toplumdaki yaygın inanışın aksine, kalp yetmezliği bir hastalık değil, çeşitli hastalıkların oluşturduğu bir sonuçtur. Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Bekir Sıtkı Cebeci, kalp fonksiyonlarının bozulmasına ve kalp yetmezliğine yol açan başlıca nedenleri şöyle sıralıyor:

  • Kalp damar hastalıkları (kalp krizi geçirilmiş veya geçirilmemiş)
  • Kalp kası hastalıkları (kalbin kasılma ve gevşeme fonksiyonunda bozulma)
  • Kalp kapaklarının hastalıkları (darlık veya yetersizlik)
  • Doğumsal kalp hastalıkları
  • Çeşitli ritim bozuklukları
  • Hipertansiyon, diyabet, tiroit problemleri (hipo-hipertroidi), toksik kimyasallar (alkol, çeşitli ilaçlar…)

 Kalp yetmezliği şikayetleri her hastada aynıdır. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Kalp yetmezliğinde her hastada şikayet ve bulgular aynı olmayabiliyor. Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Bekir Sıtkı Cebeci, “Bazı hastalarda şikayetler kalbin fonksiyon düzeyine göre daha az iken, diğerlerinde daha şiddetli olabiliyor” diyerek, sözlerine şöyle devam ediyor: “Nefes darlığı, halsizlik-bitkinlik, çabuk yorulma, ayaklarda ve vücutta ödem, kilo artışı, karında şişkinlik, çarpıntı-nabız düzensizliği ile kronik öksürük, kalp yetmezliğinin başlıca şikayet ve bulgularını oluşturuyor.  Hastalarda yetmezliğin derecesine bağlı olarak bu şikayetlerden birkaçı veya çoğu gelişebiliyor”

 Kalp yetmezliği olup olmadığını şikayetlerime bakarak kendim anlayabilirim. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Kalp yetmezliğinde gelişen belirtilerin bazıları başka hastalıklarda da görülebiliyor. Örneğin nefes darlığı, halsizlik ve çabuk yorulma sorunları; kalp dışında akciğer, kan ve kas hastalıklarında da oluşabiliyor. Ödem-kilo artışına, böbrek ve tiroit hastalıkları da yol açabiliyor. Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Bekir Sıtkı Cebeci, bu yüzden şikayetlerimizin ilgili branş doktorları tarafından yorumlanması gerektiğine işaret ederek, “Kalp yetmezliği tanısını koymak için fiziki muayene yanında, ekokardiyografi, kardiyak MRI, kan testleri ve gerekirse koroner anjiyografi ile kalp kateterizasyonu yapılıyor” bilgisini veriyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Tedaviyle şikayetlerim geçti. Bu durumda ilaçlarımı bırakabilirim. YANLIŞ!

DOĞRUSU: “Tedavi ile şikayetlerin geçmesi hastanın iyileştiği anlamına gelmiyor. Dolayısıyla ilaçların bırakılması son derece yanlış bir davranıştır” uyarısında bulunan Prof. Dr. Bekir Sıtkı Cebeci, “Bazı durumlarda altta yatan nedenin tedavisi ile kalp yetmezliği düzelse bile, çoğu durumda hastalık süreçleri devam eder. İlaçlar ile denge sağlanıp, kalp yetmezliği şikayet ve bulgularının geçtikten sonra tedavinin kontrolsüz bırakılması yetmezlik tablosunun tekrar oluşmasına neden olur. Hastalığın evresine göre ilaçlarda değişiklikler yapılsa bile tedavi yaşam boyu devam eder” diyor. Günümüzde şikayetleri gideren ve altta yatan süreçleri kontrol eden modern ve etkili ilaç tedavilerinin mevcut olduğunu belirten Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Bekir Sıtkı Cebeci, bunların yanı sıra bazı hastalara kalbin kasılma etkinliğini arttıran ve ölümcül ritim bozukluklarını tedavi eden kalp pilleri ile mekanik kalp destek cihazlarının takıldığı bilgisini veriyor. Prof. Dr. Bekir Sıtkı Cebeci, bu sayede hastaların hem yaşam kalitelerinin arttığını hem yaşam sürelerinin uzadığını belirtiyor.

 Kalp hastalarının cinsel hayatı sona erer. YANLIŞ!

DOĞRUSU: “Aksine düzenli bir cinsel yaşam genel sağlık açısından çok önemlidir ve kalp hastaları için de bu durum geçerlidir” şeklinde konuşan Prof. Dr. Bekir Sıtkı Cebeci, şöyle devam ediyor: “Kalp yetmezliği, miyokard enfarktüsü, by-pass operasyonu ve stent gibi kardiyak olaylardan sonra cinsel yaşam devam etmelidir. Enfarktüs sonrası 2 hafta, by-pass operasyonu sonrası hastanın durumuna bağlı olarak 6-8 hafta süre ile cinsel aktivite kısıtlaması yeterlidir. Bu süre sonrasında hastanın bireysel performansı ve klinik tablosu göz önüne alınarak serbestleştirilir” Prof. Dr. Bekir Sıtkı Cebeci, seksüel aktivitede harcanan eforun 2 kat merdiven çıkmak veya düz yolda 20 dakika canlı yürümek ile  eşdeğer olduğunu vurgulayarak, “Bu aktiviteleri sorunsuz ve şikayet oluşmaksızın yapan hastalar uygun olarak kabul edilir. Ayrıca hastane ortamında yapılacak olan efor stres testi de karar vermede yardımcı olur” diyor. Prof. Dr. Bekir Sıtkı Cebeci, hastalarda gerek kullanılan ilaçlara gerekse kalp hastalığına bağlı çeşitli cinsel fonksiyon bozuklukları oluşabileceğini,  bu durumlarda da gerekli tedavi düzenlemelerin yapılıp Üroloji ve Kadın Doğum gibi diğer branşlardan destek alınabileceğini ifade ediyor.

İlişki sırasında ağrı oluşursa, tüm hastalar dilaltı damar genişletici ilaç alabilir. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Cinsel ilişki esnasında göğüs ağrısı olmuş ise erektil disfonksiyon ilaçlarını kullanmış olan hastalar kesinlikle dilaltı nitrogliserin içeren ilaç almamalıdır, çünkü ciddi ölümcül tansiyon düşüklüğü oluşabiliyor.  Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Bekir Sıtkı Cebeci, bu durumda cinsel aktiviteye ara verilmesinin yeterli geleceğini belirterek, “Şikayet geçerse ilişkiye daha düşük tempoda devam edilebilir. Geçmez devam eder ise bir sağlık kurumuna başvurulmalıdır diyor. Eğer hasta bu tür ilaç kullanmıyorsa göğüs ağrısı durumunda dilaltı nitrogliserin kullanabilir. Tüm bu konuları hastanın doktoru ile açıkça konuşmasını öneriyorum.”  diyor.

Bu öneriler hayat kurtarıyor!

  • Kalp yetmezliği hastaları artmış risk grubunda oldukları için enfeksiyonlardan korunmalıdırlar. Bu yüzden hastaların zatürre, influenza ve Covid aşısı olmaları öneriliyor.
  • Mevsimsel etkiler kalp yetmezliği hastaları için önem taşıyor. Dolayısıyla çok sıcak ve soğuk havalarda zorlayıcı fiziksel aktiviteden kaçınılmalıdır.
  • Kıyafetler yaz ve kış için uygun olmalı. Örneğin sıcak havalarda ince açık renkli terletmeyen giysiler kışın ise kalın – koruyucu giysiler giyilmelidir.
  • Sağlıklı ve yeterli beslenmeye mutlaka dikkat edilmeli. Yeterli miktarda sıvı alınmalı ve alkol ile kafeinli içeceklerden kaçınılmalıdır. Diyetteki tuz içeriği azaltılmalı, kardiyolog ve diyetisyen koordinasyonu ile belirlenen kişiye özel diyetler aksatılmamalıdır.
  • Hastanın tedavi disiplini iyi olmalıdır. Düzenli olarak sağlık kontrolü yaptırılmalıdır. Acil durumlar için hastanın ve ev halkının mutlaka bir hareket planı olmalıdır. Acil durumlarda 112 veya diğer özel acil sağlık hizmeti sunan kuruluşlara müracaat edilmelidir.
  • Hasta, aile ve sağlık sisteminin koordineli yaklaşımı yaşam kalitesini ve süresini arttırır.

Hangi hastalıklar yazın artıyor?

Hangi hastalıklar yazın artıyor?

Besin zehirlenmesi yaz mevsiminde oldukça sık görülen hastalıklar arasında ilk sıralarda yer alıyor. Bunun nedeni ise sıcak havalarda mikropların besinlerde daha kolay üreyip çoğalabilmeleri. Sağlık Bakanlığı verilerine göre; ülkemizde her yıl yaklaşık 6 milyon kişi besin zehirlenmesi sorunu yaşıyor. Mikropları içeren yiyeceklerin tüketilmesi sonucu oluşan besin zehirlenmelerinin çoğu birkaç gün içinde kendiliğinden geçse de, çocuklar, ileri yaştaki kişiler, hamileler ve kronik hastalık taşıyanlar gibi risk grubundaki kişilerde hayatı tehdit edebilecek boyutlara ulaşabiliyor. Acıbadem Fulya Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Ozan Kocakaya, besin zehirlenmesi oluştuğunda dikkat etmeniz gereken en önemli kuralın vücudunuzu susuz bırakmamak olduğuna işaret ederek, “Organlarımıza kan akışının kesintiye uğramaması sıvı dengesinin korunmasıyla mümkün. Sağlıklı düşünmekten normal idrar çıkışına her şey sıvı dengemize ve susuz kalmamamıza bağlı. Bu nedenle gün içinde susamayı beklemeden bolca sıvı tüketmeyi alışkanlık edinin. Ayrıca hasta ve ödemli mide kapasitesini zorlamamak için küçük ve az porsiyonlar tüketin, mide boşalmasını geciktirecek yağlı şeyler yemeyin. Dikkat etmeniz gereken üçüncü kural ise dinlenmek olmalı.” diyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Dr. Ozan Kocakaya

Mikroplar besinlere nasıl bulaşıyor?

Besin zehirlenmesine yol açan mikroplar; virüs (norovirüs veya rotavirüs), bakteri (salmonella, E.coli) veya parazit (küçük kurtlar gibi) olabiliyor. Dr. Ozan Kocakaya, mikropların besinlere nasıl bulaştığını şöyle anlatıyor:

  • Hasta olan kişiler besinleri hazırlarken ve servis ederken elleri aracılığıyla mikropları yiyeceklere bulaştırabiliyorlar.
  • Hazırlanmış yiyecekler uygun olmayan koşullarda saklanırsa mikroplar yine bulaşabiliyor.
  • Mikroplar besinler üzerinde yaşayabiliyor. Besinler iyi yıkanmadıysa veya üzerlerindeki bakteriler ölene kadar pişirilmediyse hastalık oluşturabiliyor.
  • Mikroplar bir besinden diğerine geçebiliyor. Dolayısıyla yiyeceklerin hazırlanmasında kullanılan kesme tahtası veya bıçaklar düzgün temizlenmediyse yiyeceklerdeki mikrop diğerlerine de bulaşabiliyor.

Hastalarda farklı belirtiler verebiliyor

İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Ozan Kocakaya, besin zehirlenmesinin belirtilerinin kişiyi hasta eden mikroba göre değiştiğine dikkat çekerek, “Belirtiler besinlerin tüketiminden sonra birkaç saatte görülebileceği gibi, hastalığın gelişmesi günlerce de sürebiliyor.” diyor. Dr. Ozan Kocakaya, en sık görülen belirtileri şöyle sıralıyor:

  • Bulantı
  • Kusma
  • Karın ağrısı
  • İshal (su gibi veya kanlı)
  • Ateş

Nadiren görme bozukluğu, sersemlik, eller ve kollarda uyuşma ile karıncalanma gibi nörolojik bulgular da olabiliyor.

Bu yakınmalarda zaman kaybetmeyin!

Besin zehirlenmesi için risk altındaki gruptaysanız hemen, değilseniz:

  • Ateşiniz 38.5 dereceyi geçiyorsa
  • 24 saatte 6 kezden fazla tuvalete gitmeniz gerektiyse
  • Tuvalette kan gördüyseniz
  • Karın ağrınız şiddetliyse
  • Çok fazla sıvı kaybettiğiniz halde yiyip içemiyorsanız, yorgunluk, ağız kuruluğu, kas krampları, koyu renkli idrar gibi susuzluk belirtileri geliştiyse, hemen bir sağlık kuruluğuna başvurmanız yaşamsal öneme sahip.

Tedavi belirtilere yönelik yapılıyor

Besin zehirlenmesinin tanısı, hastanın belirtileri ve bir hafta kadar öncesinde tükettiği besinlerin sorgulanmasıyla konuyor. Hastalık çoğunlukla kısa sürüyor ve hasta günler içinde düzeliyor. Bu nedenle tam olarak hangi bakterinin hastalığa sebep olduğunu bulmak mümkün olmuyor ve şart görülmüyor. Tansiyonunuz, nabzınız, ateşiniz, kilonuz ölçülüyor, bazı durumlarda kan ve dışkı testleri yapılıyor. Vücutta sıvı eksikliği varsa takviye ediliyor ve belirtilere yönelik tedavi planlanıyor. Besin zehirlenmesinde nadiren antibiyotik gerekebiliyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Besin zehirlenmesine karşı 10 kural!

İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Ozan Kocakaya, besin zehirlenmesine karşı almanız gereken önlemleri şöyle sıralıyor:

  • Kirli ellerle temas mikropların besinlere kolayca bulaşmasına yol açabiliyor. Bu nedenle ellerinizi tuvaleti kullandıktan, bebek bezini değiştirdikten veya hayvanlarla temas ettikten sonra, en az 20 saniye boyunca, sabunla sık sık yıkamayı alışkanlık edinin.
  • Çiğ süt tüketmeyin, çiğ süt içeren dondurma ve yumuşak peynir yemeyin.
  • Hamileyseniz süt ürünlerine özellikle dikkat edin, yeterince bekletilmiş süt ürünlerini veya ‘pastörize sütten üretilmiştir’ ibareli taze süt ürünlerini tüketin.
  • Meyve ve sebzeleri suya batırarak değil, akan temiz su altında yıkayın.
  • Buzdolabının sıcaklık ayarının 4 derece santigrad veya altında, dondurucunun en az -18 dereceye ayarlı olduğundan emin olun.
  • Mikropların ortadan kalkması için etlerin iyice pişmiş olmasına dikkat edin.
  • Pişmiş yiyecekleri mümkün olan en kısa sürede tüketin. Oda sıcaklığında 2 saatten uzun bekletmeyin, hemen buzdolabına yerleştirin.
  • Pişmemiş etleri hazırlarken veya saklarken diğer yiyeceklerden uzak tutun.
  • Pişmemiş etlerle temas eden kesme tahtası, bıçak ve maşaları temastan hemen sonra temizleyin. Bunlardan akan suların ortamı kirletmesine izin vermeyin.
  • Beklemiş salataları tüketmeyin.

Sağlıklı cinselliğin yol haritası!

Sağlıklı cinselliğin yol haritası!

Psikolojik ve fiziksel sorunlar, gelenekler, ilaçlar, yetiştirilme tarzı, çiftler arası sorunlar… Toplumumuzda tedavi için hekime gitmeye çekinilen, hatta pek çok kişinin kendisine bile itiraf etmeyerek çıkmaza girebildiği cinsel sorunlar, boşanmalara da yol açabiliyor. Cinsel işlev bozuklukları tedavisi yürüten Acıbadem Fulya Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Selcen Bahadır, hekime danışmaktan en çok çekinilen konulardan birinin cinsel sorunlar olduğunu belirterek “Biz cinsel sağlıkla ilgilenen uzmanlar doğru cinsel terapi teknikleri ile bireylere fayda sağlamaya çalışıyoruz. Hem kadından hem erkekten ayrıntılı öykü aldıktan sonra; altta yatan nedenler hormonal veya biyolojik ise medikal tedavi uyguluyoruz. Bu nedenlerden kaynaklanmıyorsa da cinsel terapi teknikleri ile sorunu çözebiliyoruz” diyor. Partner katılımı ile yapılan tedavilerin daha başarılı olduğunu, buna karşın partneri olmayan bireylerin terapilerini bireysel olarak da yapabildiklerini belirten Dr. Selcen Bahadır, ülkemizde yaşanan cinsel sorunlar ve tedavilerine ilişkin açıklamalar yaptı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Günümüzde hala birçok toplumda tabu olarak görülen cinsellik, çoğu kişi için utanıp çekinilen, hatta hekime bile danışmaktan kaçınılan bir konu. Cinsel işlev bozuklukları tedavisi yürüten Acıbadem Fulya Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Selcen Bahadır, cinsel sorunlar yaşayanların hekime başvurmaktan çekinerek, çoğunlukla internetten çare aradıklarını, bu nedenle kolayca çözülebilecek bir sorunu bile işin içinden çıkılmaz noktalara götürebildiklerini vurguluyor. Son yıllarda özellikle kadınlarda ‘cinsel isteksizliğin’ giderek öne çıktığını belirten Dr. Selcen Bahadır “Kadınlarda en sık görülen cinsel işlev bozukluğu; cinsel istek ve buna bağlı uyarılma sorunlarıdır. Bu sorunlar; kadının sürekli veya tekrarlayıcı bir şekilde cinsel etkinlikte bulunma isteğinin az olması veya hiç olmaması durumu olarak tanımlanırken, tanı koyabilmek için kişinin bu durumla ilgili bir sıkıntı duyması da gerekmektedir. Bazı kaynaklar yüzde 50 oranında kadının cinsel istek ve uyarılma bozukluğu yaşadığını bildirmiştir. Öte yandan ülkemizde kliniklerimize başvuru oranı bu yoğunlukta değildir. Çünkü cinsellik hala tabu olarak görülen ve çekinilen bir konudur” diyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Dr. Selcen Bahadır

Kadınlarda bu sorun giderek artıyor

Kadınlarda cinsel istek bozukluğunun nedenlerinin; biyopsikososyal olarak incelendiğini belirten Dr. Selcen Bahadır, bu sorunun altında en çok psikolojik ve sosyolojik nedenlerin yattığına dikkat çekerek şöyle konuşuyor: “Depresyon, kaygı bozukluğu gibi nedenler ve buna yönelik kullanılan ilaçlar sorunları başlatabilirken; cinselliğe dair olumsuz inanışlar, öz güven eksikliği, romantik ilişkiye ve eşe dair olumsuz tutumlar, duygusal yakınlığın azalması, evlilik çatışmaları, kadının gebelik, emzirme veya menopoz gibi dönemlerinin hormonal farklılıkları, cinsel taciz veya travma öyküsü ve cinselliği eşe karşı yerine getirilmesi gereken bir görev veya sadece üremeye yardımcı bir araç olarak görmesi, yine üreme çağında bazı hormonal sorunlar ve kullanılan ilaçlar da cinsel isteksizlik olarak karşımıza çıkabiliyor. Öte yandan kadının ev ile ilgili ve varsa çocuklar ile ilgili sorumlulukları, ekonomik kaygılar da cinsel isteksizliğe yol açabilen faktörler arasında önemli bir rol oynuyor. Dolayısıyla kadından ayrıntılı bir medikal, psikolojik ve cinsel öykü almak tedaviden önce yapılması gereken en önemli konudur.”

Erkekler de hekime danışmaya çekiniyor

Özellikle ataerkil yapıdaki toplumlarda erkeklerin her zaman cinselliğe hazır olarak görülmelerinin, erkekler üzerinde de bazı performans sorunları yaratabildiğini belirten Dr. Selcen Bahadır “Erkekler de cinsel sorunlar nedeniyle hekime başvurmaya çekiniyor. Başvurularda en sık karşılaştığımız sorunlar; ereksiyon veya boşalma sorunları oluyor. Ereksiyon veya boşalma sorunu yaşayan bir erkeğin öncelikle şikayetinin ne olduğu ve altta yatan bir istek sorunu olup olmadığının ayrıntılı olarak sorgulanması gerekiyor. Yetersiz veya yanlış cinsel bilgi, altta yatan psikolojik sorunlar, evlilik çatışmaları, ekonomik sorunlar veya ağır iş yükü gibi birçok faktör erkek cinsel istek azlığının altında yer alan nedenlerden olabiliyor. Erkeklerde de tedavi için cinsel istek bozukluğu değerlendirilmesi biyopsikososyal model üzerinden yapılıyor. Erkeğin yaşı, hormonal durumu ve yine kullandığı ilaçlar açısından mutlaka değerlendirme yapmak gerekiyor” diyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Cinsel terapi ile kısa sürede başarı sağlanabiliyor, ama!

Hem kadında hem de erkekte ayrıntılı öykü aldıktan sonra altta yatan hormonal veya biyolojik nedenler varlığında gereken medikal tedavinin uygulanması gerektiğini vurgulayan Dr. Selcen Bahadır, sorunun hormonal veya biyolojik nedenlerden kaynaklanmadığının tespit edildiği noktada devreye cinsel terapinin girdiğini söylüyor. Dr. Selcen Bahadır cinsel terapi ile kısa sürede başarılı sonuçlar alabildiklerini belirterek “Biz cinsel sağlıkla ilgilenen uzmanlar doğru cinsel terapi teknikleri ile bireylere fayda sağlamaya çalışmaktayız. Unutmayalım ki; her çift için doğru olan bir cinsel istek düzeyi veya cinsel ilişki sıklığı yoktur. Kişiler ilişki içinde değerlendirilmeli, partner katılımı ile cinsel terapi uygulanmalıdır. Partner katılımı ile yapılan tedavilerin daha başarılı olduğu bilinmekle birlikte, partneri olmayan bireylerin terapilerini bireysel olarak da yapabiliyoruz” diyor.

Cinsel terapiler bireye ve çifte özgü uygulanıyor

Dr. Selcen Bahadır, cinsel terapilerin bireye ve çifte özgü uygulandığını, yani her çift için işe yarar kesin bir cinsel terapi yöntemi olmadığını belirterek şöyle konuşuyor: “Doğru yönteme karar verebilmek için bireyler ayrı ayrı ve çift olarak dinlenmelidir. Ayrıntılı cinsel, medikal, psikolojik öykü sonrası eğer altta yatan hormonal veya biyolojik bir sorun varsa gerekli görülen bölümlerden konsültasyon alınmalı, romantik ilişkiye dair çatışmalar ağırlaşmış ise evlilik/ ilişki terapistine başvurulmalı ya da altta soruna yol açabilen psikiyatrik bir öykü varsa psikiyatri uzmanından görüş alınmalıdır.” Sorunun bu etkenlerden kaynaklanmaması durumunda çiftlere günümüzde daha çok bilişsel davranışçı metotların kullanıldığı cinsel terapi ekolünün uygulandığını belirten Dr. Selcen Bahadır “Cinsel terapiler kişilerin cinselliğe dair negatif düşüncelerini ve duygularını saptadığımız, onlara korku ve kaygının değil, hazzın eşlik ettiği yeni cinsel repertuvarlar oluşturduğumuz, çiftler arası açık iletişimin önemini vurguladığımız, romantik ve erotik ev ödevlerini içeren, genellikle haftalık seanslar halinde devam eden görüşmelerdir. Seansların ne kadar süreceği çiftin sorununa ve tedaviye uyumuna bağlıdır. İyileşme oranları da uygulanan tekniğe bağlı olduğu kadar çiftin verilen ödevleri yerine getirmesine kısacası iyileşme çabasına da bağlıdır” diyor.

Yağ bezesi zannettiğiniz kötü huylu tümör çıkabilir!

Yağ bezesi zannettiğiniz kötü huylu tümör çıkabilir!

Halk arasında ‘yağ bezesi’ olarak adlandırılan; kol, bacak, sırt ya da vücudun herhangi bir bölgesinde küçük bir yumru şeklinde beliren lipomlar çoğunlukla zararsız olmakla birlikte, bazı durumlarda tehlikeli olabiliyor! Bu nedenle “basit bir yağ bezesi işte”, “vücudumda yıllardır bu yumrular var, bana bir zararı olmuyor”, “boyutu hep aynı, ağrı da yapmıyor” gibi düşüncelerle hekime başvurmayı ihmal etmemek gerekiyor. Acıbadem Fulya Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Seyit Ali Gümüştaş; basit bir yağ bezesi olarak görülen şişliklerin aslında kötü huylu tümör olabileceğini belirterek, kesin teşhis ve tedavi için mutlaka Ortopedik Onkoloji hekimine başvurulması gerektiğini söylüyor. Doç. Dr. Seyit Ali Gümüştaş, yağ bezesi hakkında bilinmesi gereken 5 noktayı anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Doç. Dr. Seyit Ali Gümüştaş

  • Kendiliğinden küçülmez

Çoklu yağ bezesi olan kişilerin üçte birinde ailesel yatkınlık görülürken, çoğu zaman yağ bezelerinin neden kaynaklandığı bilinmemektedir. Kilolu hastalarda daha sık karşılaşılırken, hızlı kilo alımı döneminde yağ bezesinin boyutu da büyüyebiliyor. Ancak kişinin kilo vermesiyle yağ bezelerinin boyutunda küçülme olmuyor.

  • Hiçbir şikayete yol açmayabiliyor, ama!

Yağ bezeleri çoğunlukla hiçbir şikayete yol açmazken, çok büyük yağ bezeleri damar ve sinir basısına neden olarak ağrı, uyuşma ve karıncalanma şikayetlerine neden olabiliyor. Kolunuz, bacağınız ya da sırtınızdaki yağ bezesinin uzun zamandır var olması, küçük olması, ağrı yapmaması ve büyümemesi tümörün iyi huylu olduğu algısına neden olmasın! Zira bu yanlış inanış, tanı ve tedavide gecikmelere yol açıyor.

  • Bu belirtilere ayrıca dikkat edin!

Kötü huylu yumuşak doku tümörleri, iyi huylu yumuşak doku tümörlerine göre çok daha nadir görülse de, bu şişlikler kötü huylu yumuşak doku tümörünün belirtisi de olabiliyor. Hastalar genelde yavaş büyüyen şişliğin son zamanlarda boyutunun hızlı artışı nedeniyle hekime başvuruyor. Özellikle derin yerleşimli, hızlı büyüyen, sert ve ağrılı şişlikler kötü huylu olması açısından ayrıca uyarıcı olmalıdır. Kesin teşhis ve tedavi için zaman kaybetmeden Ortopedik Onkoloji hekimine başvurulması gerekir.

Pause Sağlık, Pause Dergi

  • Kesin tanı konulmalı

Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Seyit Ali Gümüştaş “Buradaki en önemli nokta; mevcut şişliğin iyi huylu yağ bezesi olup olmamasının kesin bir şekilde ortaya konmasıdır. Detaylı muayene sonrası MR ile büyük bir oranda yağ bezesinin tanısı konulabilir. Sadece Ultrasonografi ile tanı koymak doğru olmayabilir. Şüpheli durumlarda biyopsi yaparak tanıyı kesinleştirebiliriz. Tanısı kesinleşmemiş hiçbir tümör ameliyat ile çıkarılmamalıdır” diyor.

  • Doğru tedavi için!

Yağ bezelerinin çoğu takip edilirken, özellikle şikayete neden olan büyük yağ bezelerinin ameliyat ile nispeten basit bir şekilde çıkarıldığını, ameliyat sonrası düşük de (yüzde 5) olsa tekrarlama riski olduğunu belirten Doç. Dr. Seyit Ali Gümüştaş şöyle konuşuyor: “Yağ bezelerinin aksine kötü huylu yumuşak doku tümörlerinin tedavisi çok daha özelliklidir ve bu konuda deneyimli Ortopedik Onkoloji hekimi tarafından bu süreç yürütülmelidir. Akciğer başta olmak üzere başka organlara sıçrama ihtimali olan kötü huylu yumuşak doku tümörlerinin asıl tedavisi, tümörün ameliyat ile geniş sınırlarla temiz bir şekilde çıkarılmasıdır. Ameliyatı kolaylaştırmak, tümörü komşu damar sinirden sınırlamak, tekrarlama ihtimalini azaltmak için cerrahi öncesi ya da sonrası radyoterapiye (ışın tedavisi) başvurulur. Özellikle sıçrama (metastaz) varlığında, belirli alt tiplerde, derin yerleşimli ve büyük tümörlerde kemoterapi uygulanabilir. Kötü huylu yumuşak doku tümörü nedeniyle tedavi uygulanmış hastalar belirli aralıklar ile uzun yıllar boyunca tekrarlama ve sıçrama açısından takip edilmelidir.”

Babalar çocuk gelişimde çok önemli

Babalar çocuk gelişimde çok önemli

‘Çocuk gelişimi’ denildiğinde aklımıza ilk olarak anneler geliyor. Bunun nedeni ise hamilelik, doğum ve emzirme gibi süreçlerin anneye ait olması. Ama aynı zamanda toplumsal cinsiyet rolleri de etkili oluyor kuşkusuz. Her kız çocuğunun ilk oyuncağının bebek olmasının yanı sıra kardeşler ile kuzenlerin bakım süreçlerine dahil edilmesi gibi etkenler nedeniyle çocuk bakımı ve gelişiminde anneler daha ön plana alınıyor.

Acıbadem Fulya Hastanesi’nden Uzman Psikolog Sena Sivri, çocukların zihinsel ve ruhsal gelişiminde aslında anneler kadar babaların da önemli bir yere sahip olduğuna işaret ederek, “Baba ile çocuk arasında kurulan hatalı ilişki çocuğun hayatını olumsuz yönde etkileyebiliyor. Öyle ki cinsel kimliğini geliştirmesi, dünya üzerinde kendini güvenli ve değerli hissetmesi, otorite ve sınırları kabulü, akademik başarısı, sosyal ilişkileri ile kendilik algısı üzerinde problemlere ve gelişimsel aksamalara yol açabiliyor. Sağlıklı kurulan baba – çocuk ilişkisi ise tüm gelişimsel, sosyal ve akademik alanlarda çocuğun kendilik algısının güçlenmesini ve sağlıklı gelişimini destekliyor” diyor.

Üstelik son yıllarda annelerin çalışma hayatına daha fazla katılmaları, aile yapılarında oluşan değişim ile boşanmaların artması gibi etkenler nedeniyle babalık rolü çok daha önemli bir noktaya ulaştı. Psikolog Sena Sivri, babanın rolünün annenin hamileliğiyle beraber oluştuğunu belirterek, “Bu rolün ve kurulan ilişkinin doğum sonrası sağlıklı bir şekilde devam etmesinde annenin babayı bu sürece dahil etmesi, ona alan tanıması ve ilişkiyi desteklemesi büyük önem taşıyor” diyor. Acıbadem Fulya Hastanesi’nden Uzman Psikolog Sena Sivri, sağlıklı baba-çocuk ilişkisinin çocukların gelişimi üzerinde sağladığı 8 önemli faydayı anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu!

Pause Sağlık, Pause Dergi

Psikolog Sena Sivri

  • Duygusal gelişimini destekliyor

Babasının sevgisini gösterdiği, bunu sözel ile davranışsal yollarla ifade ettiği, sorunlarında onu dinlediği ve desteklediği çocukların duygusal gelişimleri daha sağlıklı oluyor. Öyle ki çocuklar kendilerini güvende ve değerli hissediyorlar. Bu duygular da hayat boyu kuracakları ilişkilerin temeli için belirleyici bir rol üstleniyor.

  • Zorluklarla başa çıkmayı kolaylaştırıyor

Sağlıklı baba-çocuk ilişkisi çocukların gelişim evrelerinde yaşadıkları zorluklarla kolay başa çıkmalarını sağlıyor. Babanın destekleyici yaklaşımı 6-12 yaşları arasındaki çocukluk döneminde onları cesaretlendirirken, ergenlik çağında duygularını rahat ifade etmelerini, problem çözme becerilerini geliştirmelerini ve negatif duygularıyla başa çıkmalarını kolaylaştırıyor.

  • Akademik başarıyı artırıyor

Uzman Psikolog Sena Sivri, babayla kurulan sağlıklı ilişkinin çocukların akademik başarısını da desteklediğini belirterek, “Babayla sağlıklı ilişki kurulması ve desteklenildiğini bilmek onların özgüven ile motivasyonlarını güçlendiriyor. Aynı zamanda çocukların sağlıklı bir rol model edinmelerini ve hedef koymalarını sağlıyor. Bunların yanı sıra daha fazla çalışmalarına ve motive olmalarında etkili oluyor. Tüm bunlar da çocukların akademik başarılarını artırıyor.

  • Sosyalliğe dair gelişimini destekliyor

Baba çocuk gelişiminde toplumsal normlar ve kurallar sosyalliği öğretmede etkili oluyor. Uzman Psikolog Sena Sivri, bu nedenle baba ile kurulan sağlıklı ilişki çocukların sosyal ortamlarda kendilerini daha güvenli hissetmelerini sağladığına işaret ederek, “Ayrıca çocuğun daha girişken olmasına ve sağlıklı yeni ilişkiler kurmasına destek oluyor” diyor.

  • Cinsel kimlik ve rollerini öğretiyor

Sağlıklı baba çocuk ilişkisi, çocuğun kendi kimliğini keşfetmesi için de çok önemli. Babayla kurulan ilişkide çocuğun yaşayacağı problemlerin bu süreci zorlaştırdığına işaret eden Uzman Psikolog Sena Sivri, “Problem yaşayan çocuklar, özellikle erkek çocuklar kimlik bunalımı yaşayabiliyor, bu sürecin gelişmesinde gecikmeler gözlenebiliyor” diyor.

  • Partner ilişkilerinde kilit rol üstleniyor

Çocuklar ilişkilere dair algılarını anne-babalarının ilişkisini gözlemleyerek öğreniyorlar. Rol model olarak seçtikleri ebeveynin davranışlarını modelleyip buna göre kendi tutumlarını belirliyorlar. Babanın anneye ilgili sevgi dolu ve destekleyici yaklaşımını gözlemleyen çocuklar, ileride kendi partnerlerine de benzer şekilde yaklaşıyorlar. Aksi yönde gözlemleyen çocuklar ise ilişkilerinde problemli, uzak ve kaçıngan tutumlar sergileyebiliyorlar.

Pause Sağlık, Pause Dergi

  • Kendi babalık algılarına dair belirleyici oluyor

Karşı cinsle olan ilişki rollerinde olduğu gibi erkek çocuklar için babalık rolünü belirlemede de babayla kurulan ilişki önem taşıyor. Sağlıklı baba çocuk ilişkisi ilerleyen yıllarda baba olmayı isteme, sağlıklı babalık algısı ve davranışları geliştirme açısından erkek çocuklarda belirleyici oluyor.

  • Otorite ve sınır kavramları gelişiyor

Baba çocuğunu yüreklendiren ve cesaretlendiren olduğu gibi aynı zamanda sınır ve kural koyucudur da. Bu nedenle babayla kurulan sağlıklı ilişki çocuğun hem kendi sınırlarını korumasında ve başkalarının sınırlarına duyacağı saygıda hem de otorite figürlerine dair bakışında büyük önem taşıyor.

Alerjik şikayetler yaygınlaşıyor!

Alerjik şikayetler yaygınlaşıyor!

Bahar aylarında ağaçların yeşillenmesi ve çiçeklerin açması ile polenlerin yaygınlaşıp havada uçuşması özellikle alerjik bünyeli kişilerde birçok soruna yol açıyor. Gözlerde kızarma, burun akıntısı ve tıkanıklığı, geniz akıntısı, boğazda gıcık hissi, öksürük hatta nefes darlığı ile kendini gösteren şikayetler çoğu zaman üst solunum yolu enfeksiyonları ile karıştırılabiliyor. Fonksiyonel Tıp çalışmaları yürüten Acıbadem Fulya Hastanesi Uzmanı Dr. Aynur Ketene “Bahar alerjisi polenler ile tetiklenir yani hassas bireylerin burun mukozası polenler ile temas edince vücutlarında birtakım karışık mekanizmalar çalışmaya başlar ve semptomlar ortaya çıkar. Alerjiden sorumlu olan bağışıklık sistemidir. Bağışıklık sistemimiz polenleri tehlikeli olarak algılar ve antikor adı verilen savunma sistemleri harekete geçer. Alerjik reaksiyonlar başlar histanamin salınımı olur. Histamin salınımı sonucu da burun akıntısı, burun kaşıntısı, hapşırık, gözlerde kızarıklık, göz altında halkalanmalar ve öksürük gibi şikayetler meydana gelir” diyor. Dr. Aynur Ketene, alerjik şikayetlerin yaygınlaştığı bugünlerde bahar alerjisine karşı alınabilecek 8 etkili önlemi anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Dr. Aynur Ketene

Yeterli su tüketin

Yeterli su tüketimi vücudun işleyişi ve toksinlerin atılımında, bağışıklık sisteminin dengelenmesinde önemlidir. Vücut kilonuza göre, kilogram başına ortalama 40 ml su içmeye dikkat edilmelidir. Çay ve kahve gibi içecekler ise sıvı alımı yerine geçmez. Aksine vücuttaki sıvının daha fazla atılımına yol açarak bedeni olumsuz etkiler.

Bağırsak dostu besinler tüketin

Alerjiden sorumlu olan bağışıklık sistemidir. Bağışıklık sisteminin yüzde 80’inden bağırsaklarımız sorumludur. Bağırsak mikrobiyotasının bozulmasına yol açan hazır, katkı maddeli endüstriyel beslenmeden uzak durun. Bağırsak sisteminin güçlenmesini sağlayan bol lifli ve probiyotik besinler tüketin. Örneğin; enginar, kefir, turşu, yoğurt, havuç, kabak, ceviz, badem gibi bağırsak dostu besinler alerjik reaksiyonlarla mücadeleyi güçlendirir. Soğan ve sarımsak aşırı mukusun azaltılmasına yardımcı olurken, C vitamini de alerji belirtilerini azaltır.

Yeterli ve kaliteli uyuyun

Kaliteli ve yeterli uyku bağışıklık sistemini güçlendirirken, alerji gibi bağışıklık sistemiyle ilgili problemlerde yardımcı olur. Özellikle gece boyunca vücudu toksinlerden uzaklaştırıp, kişiyi ertesi güne hazırlayan en güçlü antioksidanlardan olan melatonin hormonu 23.00-03.00 saatleri arasında salgılanır. Bu nedenle bu saatlerde mutlaka uykuda olun.

Toksinlerden uzaklaşın

Sigara, alkol, parfüm, sprey, egzoz dumanı gibi toksinlerden uzak durmak vücutta toksin birikimini, karaciğerin yükünü azaltarak bağışıklık sistemine katkıda bulunur. Alüminyumlu deodorantlar, katkı maddeli gıdalar, saç boyaları, şampuanlar ve makyaj malzemeleri gibi toksinler de vücutta ayrıca yük oluşturarak bağışıklık sistemini olumsuz etkileyip alerjiyi tetikler. Gereksiz kullanılan antibiyotikler de bağırsak dostu bakterileri yok ederek bağışıklık sistemini zayıflatır. Bu da alerji riskini artırır.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Bulunduğunuz odada ve dışarıda çamaşır kurutmayın

Alerjiyi tetiklediğinden çamaşırları bulunduğunuz odada ve dışarıda kurutmayın. Aksi taktirde bulunduğunuz odada çamaşır kurutmak deterjan kokusuna maruz kalmanıza ve alerjinin tetiklenmesine yol açacaktır. Özellikle bahar aylarında dışarıda çamaşır kurutmak da polenlerin çamaşırların üzerine yapışmasına ve bu yolla alerjik şikayetlerinizin artmasına neden olur. Kurutucu yoksa başka bir odaya asıp daha sonra odayı mutlaka havalandırın.

Polenlere karşı maske takın

Polenler sabah 05:00-10:00 arası yayıldığından bu saatlerde gerekmedikçe dışarı çıkmayın. Polenlerin yoğun olduğu zamanlarda evi havalandırmayın. Dışarı çıkarken ağzınıza ve burnunuzu kapatmak için polen maskesi takabilir, güneş gözlüğüyle de gözlerinizi koruyabilirsiniz.

Odada fazla eşyadan kaçının

Özellikle de yattığınız odada fazla eşya bulundurmayın. Peluş oyuncak, halı ve battaniye gibi toz tutabilen eşyalar da alerjiyi tetikleyerek alerjik rahatsızlıkların artmasına yol açar. Nevresim takımlarınızı her hafta 60 derecede yıkamaya özen gösterin. Evinizde kedi, köpek varsa yattığınız odaya girmemesine dikkat edin. Evinizi sık sık süpürüp nemli bezle toz alın. Yüksek etkinlikte partikül yakalayıcı yani hepa filtreli klima kullanın ve hepa filtreli süpürge ile evi temizleyin. Eve gelir gelmez üzerinizi değiştirin ve ellerinizi gün içerisinde sık yıkayın.

Düzenli egzersiz yapın

Fonksiyonel Tıp çalışmaları yürüten Dr. Aynur Ketene “Düzenli egzersiz sağlıklı yaşam için her açıdan son derece önem taşımakta, bağışıklık sisteminin güçlenmesini sağlayarak alerjilerle mücadelede destek olmaktadır” diyor.

Tedavi hamilelik şansını artırıyor!

Tedavi hamilelik şansını artırıyor!

Rahmin içini döşeyen hücrelerin çeşitli etkenlerle rahim dışında yerleşerek büyümeleri endometriozis, toplumdaki bilinen adıyla ‘çikolata kisti’ olarak tanımlanıyor. Kadınlık hormonu östrojene bağımlı bir hastalık olduğu için genellikle 25-45 yaşları arasındaki üreme çağındaki kadınlarda görülen endometriozis, her 10 kadından birini etkileyen, yaygın bir hastalık. Çeşitli teoriler öne sürülse de oluşum nedeni henüz bilinmeyen endometriozis; adet döneminde sancı, ilişki esnasında ağrı ve kronik kasık ağrısı gibi sorunlara yol açarak yaşam kalitesini oldukça düşürebiliyor. Dahası üreme sağlığında problemler oluşturarak hamile kalmayı önleyebiliyor, hamilelik oluşsa bile düşüğe neden olabiliyor. Öyle ki endometriozis tanısı konulan kadınların yüzde 30-50’sinde infertilite, toplumdaki bilinen adıyla kısırlık tespit ediliyor. Acıbadem Fulya Hastanesi Kadın Hastalıkları, Doğum ve Tüp Bebek Uzmanı Doç. Dr. Hale Göksever Çelik, günümüzde yardımcı üreme tedavileri ile endometriozis hastalarının anne olma şansını yakaladıklarını belirterek “Endometriozis infertilitenin başlıca nedenlerinden biri olarak karşımıza çıkıyor. Ancak ülkemizde kadınların çoğu adet döneminde yaşanan ağrıları olağan kabul ettikleri için hastalık sinsince ilerleyerek anne olmayı önleyecek noktaya ulaşabiliyor. Dolayısıyla her kadının düzenli jinekolojik muayenesini aksatmaması ve adet döneminde yaşanan ağrılarda hekime başvurması hem yaşam kalitesi hem üreme sağlığı için çok önemlidir.” diyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Doç. Dr. Hale Göksever Çelik

Tanı konulması 7-10 yılı bulabiliyor

Endometriozis hastalığına özgü spesifik bir belirti olmadığı için erken tanı özellikle adet döneminde yaşanan ağrı gibi şikayetlerin dikkate alınması ve hekime başvurulması ile mümkün oluyor. Doç. Dr. Hale Göksever Çelik, endometrizisin başka hastalıklarla ortak belirtilere sahip olması, adet sancılarının hastalar tarafından çok önemsenmemesi ve endometriozis farkındalığının az olması nedeniyle tanıda ortalama 7-10 yıllık gecikmeler yaşandığına dikkat çekiyor.

Anne olma şansını etkileyen etkenlerden biri

Kadınlarda ovülasyon, yani yumurtlama sorunları, tüplere ve rahme ait problemler infertilite sorununa yol açabiliyor. Ayrıca bazı kadınlarda hamileliği önleyecek herhangi bir problem olmadan da infertilite görülebiliyor. Endometriozis; tüplerde oluşan yapışıklıklar, tüplerin hareketliliğinde bozulmalar ve yumurtalık kalitesinde düşme gibi mekanizmalarla infertiliteye neden olabiliyor. Endometriozisi olan kadınların bir kısmında hiçbir belirti ve bulgu görülmez iken adet döneminde sancı, ilişki esnasında ağrı, kronik kasık ağrısı ve hamile kalamamak, hekime en sık başvuru nedenlerini oluşturuyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Doğru tedavi hamilelik şansını artırıyor!

İnfertilite sorununda hamileliğin nasıl planlanacağına hasta bazında karar veriliyor ve tedavi kişiye özgü planlanıyor. Kadının yaşı, yumurtalık rezervi, tüplerin açık olup olmaması, rahimde yer kaplayan bir oluşumun (polip, myom, vs) varlığı ve eşin sağlık durumu, hamilelik şansını etkileyen faktörleri oluşturuyor. Kadın Hastalıkları, Doğum ve Tüp Bebek Uzmanı Doç. Dr. Hale Göksever Çelik, tüm bu etkenlerin değerlendirilip hamileliğin  kendiliğinden oluşma şansının görüldüğü hastalara belirli bir süre tanındığını belirterek, “Hamilelik başarısı olmayan durumlarda ise aşılama ve tüp bebek tedavisi gibi yardımcı üreme tedavileri ile endometriozisten farklı infertilite sorunu olan kadınlar kadar hamilelik başarısı elde edebiliyoruz. Endometriozis hastalarında tedavi sonrasında hamile kalma şansı yaşa bağlı olarak değişmekle birlikte yüzde 50-60’lara kadar yükselebiliyor.” diyor.

Kemik tümörünün belirtileri

Kemik tümörünün belirtileri

Genellikle sinsice ilerleyen ve her yaşta görülebilen kemik tümörlerinde, özellikle pandemi sürecinde Covid-19 endişesiyle hastaneye gitmeye çekinilmesi erken tanı imkanının kaçırılmasına neden olabiliyor. Acıbadem Fulya Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Seyit Ali Gümüştaş “Kemik tümörleri genellikle yavaş seyirlidir. İyi huylu tümörler kötü huylu tümörlere göre yaklaşık 100 kat daha sık görülür. Kötü huylu tümörlerde erken tanı, tümörün yerleştiği kol ya da bacağın kurtulmasını kolaylaştırır ve hastanın yaşam süresini artırır. Kemik tümörlerinin tanısında ortopedi, radyoloji ve patoloji hekimlerinin iş birliği son derece önemlidir. Ancak pandemi sürecinde bazı şikayetler için hastaneye gitmenin ve hekime başvurmanın ertelenmesi, hastalığın daha da ilerlemesine neden olabiliyor” diyor. Hastanın şikayetlerinin dinlenmesi ve fizik muayenenin tanıda anahtar rol oynadığını vurgulayan Doç. Dr. Seyit Ali Gümüştaş, kemik tümörlerinin öne çıkan 5 belirtisini anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Doç. Dr. Seyit Ali Gümüştaş

Geçmeyen ağrı

Kemik tümörlerinde en sık başvuru nedenidir. Kötü huylu tümörlerde ağrı kesicilere kısa süreli yanıt veren, geçmeyen hatta şiddeti giderek artan ağrı gelişir. Başlangıçta hafif olan ağrı zamanla şiddetlenirken, bu sorun istirahatte de devam eder. Geceleri uykudan uyandıran ağrı kötü huylu kemik tümörlerinin bir göstergesi olsa da nadiren iyi huylu tümörde de (osteoid osteoma) görülebilir.

Şişlik

Geçmeyen ağrı gibi, oluşan şişlikler de kemik tümörü ihtimalini akla getirmelidir. Ağrılı bölgede şişlik veya sertlik, iyi ya da kötü huylu olsun kemik tümöründe sık görülen belirtilerdendir. Hastanın özellikle diz, omuz ve kalça çevresinde düzensiz sınırlı, sert, hareketsiz ve hızlı büyüyen şişlik gelişir. Şişliğin ağrılı olması, kötü huylu olma açısından uyarıcı olmalı ve ağrı kesicilerle geçiştirilmeyip mutlaka en kısa zamanda hekime başvurulması gerekir.

Topallama

Hem kemiğin kendisinden hem de başka bir organdan kaynaklanıp kemiğe sıçrayan kötü huylu tümörler sıklıkla kalça ve diz çevresini tuttuğu için hastalar topallama şikayetiyle  hekime başvurabilir. Bu şikayetin nedeni tutulan kemikte yıkıma bağlı zayıflık ve ağrıdır. Bu nedenle olası topallama durumlarında temkinli olunmalı, herhangi bir dışsal faktöre bağlı gelişmeyen topallama ihmal edilmeyerek hekime başvurulmalıdır.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Kırık

Ağrı ve şişlik kadar sık görülmese de hem iyi hem de kötü huylu kemik tümörü kendiliğinden kemikte kırığa yol açabilir. Her ikisi de yerleştiği kemikte yıkıma neden olabilir. Öncesinde ağrı hissedilmesi, hafif travma ile oluşu, hastanın bilinen kanser hikayesinin olması ve kırılan kemikte yıkım varlığı, kırığın tümöre bağlı gelişebildiği ihtimalini akla getirmelidir.

Uyuşma ve güçsüzlük

Özellikle omurga tümörlerinde tümörün yerleştiği bölgeye göre hasta kol ya da bacaklarda uyuşma ve güçsüzlük ile hekime başvurabilirken, kuyruk sokumunun tümöründe tek şikayet kabızlık olabilir. Bununla birlikte halsizlik, yorgunluk, iştahsızlık, isteği dışında kilo kaybı gibi şikayetler de ihmal edilmemeli, altında yatan neden araştırılmalıdır. Tüm bu şikayetlere ek olarak iyi huylu kemik tümörleri genelde başka bir nedenle çekilen grafide tesadüfen tespit edilirken, metastatik kemik tümörleri sıklıkla kanser hastalarının rutin taramasında saptanabilir.

Pandemide uykusuzluk yaygınlaştı! Uykusuzluğun çaresi!

Pandemide uykusuzluk yaygınlaştı! Uykusuzluğun çaresi!

Halk arasında uykusuzluk olarak ifade edilen imsomnia, özellikle son iki yıldır devam eden pandemi sürecinin etkisiyle hızla yaygınlaşıyor. Yapılan bilimsel çalışmalar; sağlıklı ve yeterli uykunun bağışıklık için son derece önemli olduğunu ortaya koyarken, Acıbadem Fulya Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Beyza Çitçi Yalçınkaya “Covid-19 pandemisi sürecinde insanların stres ve kaygılarındaki artış, uyku sorununun tedavisi için hastaneye gitmeye çekinme, günlük fiziksel aktivitenin azalması ve daha az doğal ışığa maruz kalma gibi etkenlerle uykusuzluk sorunu yaşayanlar yüzde 24 oranında arttı” diyor. Kişinin pandemide artan uykusuzluk sorununa karşı bir takım düşünsel ve davranışsal değişiklikler yaparak fayda sağlayabileceğini vurgulayan Nöroloji Uzmanı Dr. Beyza Çitçi Yalçınkaya, uykusuzluğa karşı 9 etkili öneri ve uyarıda bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Dr. Beyza Çitçi Yalçınkaya

Uyumaya çalışmayın

Uyku ile ilgili düşünceleri azaltmaya çalışın. Yatağınızın uykusuzluğu değil, uykuyu hatırlatması gerekir. Bunun için uykunuz gelmeden yatağa gitmeyin, uyuyamadığınızda 15-20 dakika içinde yataktan çıkıp oda değiştirin ve tekrar uykunuz geldiğinde yatağa gidin. Gerekirse bunu tüm gece tekrarlayın. Yer değiştirdiğinizde meditasyon, gevşeme egzersizi, kitap okuma gibi yöntemler deneyip ardından tekrar uykunuz gelince yatağa dönmek gerekir. Uykunun nefes almak, acıkmak gibi doğal bir durum olduğunu ve eninde sonunda uyuyacağınızı kabul etmek, herkesin uyku süresinin farklı olabileceğini bilmek uyku ile ilişkili kaygıları azaltmak için başlangıç olabilir.

Yatağa telefonla girmeyin

Özellikle sosyal medyadan ayrı kalamayan pek çok kişi yatağa cep telefonuyla giriyor ve başkalarının paylaşımlarını takip ederek hem olumlu-olumsuz düşüncelere kapılıyor hem de ekran ışığına maruz kalıyor. Oysa yatağa girdiğinizde beyninizin başka yaşantılarla, sorunlarla dolu olmaması gerekir. Telefon ve bilgisayarda olduğu gibi, yatakta televizyon seyretme ve kitap okuma da uykuya dalmayı olumsuz etkileyen faktörler arasında yer aldığından, kitabınızı uykuya dalacağınız yatakta değil, farklı bir yerde okuyun.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Hareketsiz kalmayın

Yapılan bilimsel çalışmalar; düzenli egzersizin uyku kalitesini önemli ölçüde artırdığını ortaya koyuyor. Bu nedenle gün içerisinde hareketsiz kalmayın, yürüyüş ve egzersiz yapın. Sağlığa her açıdan fayda sağlayan düzenli yürüyüş ile egzersiz aynı zamanda duygusal stresi de azaltıyor. Uyku problemine karşı fayda sağlaması için ideal zaman egzersizi öğleden sonra yapmaktır. Yatmadan hemen önce yapılan ağır egzersiz uyanıklığı artırır.

Kafeinden uzak durun

Kafein, alkol ve nikotin uyku kalitesini belirgin bozar. Kafeinin sadece kahvede bulunmadığı hatırlanmalıdır. Uyku sorunu olanların bu tür uyaranlardan kaçınması, öğleden sonra çay ve kahveden uzak durması gerekir.

 Mutlaka aynı saatte yatıp kalkın

Yatma, kalkma saatlerini hatta günlük yemek yeme ve egzersiz saatlerini düzene koymak biyolojik saatimizin daha iyi çalışmasını sağlar. Hafta sonları da yatma ve kalkma saatleri aynı düzende olmalıdır. Haftanın yedi günü aynı saatte yatıp kalkmaya özen gösterin.

Aç karnına ya da aşırı yemek yiyip yatmayın

Nöroloji Uzmanı Dr. Beyza Çitçi Yalçınkaya “İyi bir uyku için aç yatmamak ve yatmadan önce ağır yemeklerden kaçınmak gerekir. Yemek yedikten en az 2-3 saat sonra yatılmasında fayda vardır. Yapılan çalışmalarda; süt ürünlerinde bulunan L triptofanın uykuya katkı sağlayabildiği bildirilmiştir” diyor.

 Şekerlemeye dikkat edin

Öğleden sonra kısa süreli uyku genel sağlığa faydalı olsa da uykusuzluk yakınması olanların gün içinde uyudukları süre, gece uykusunu olumsuz etkiler. Gün içerisinde uyku ihtiyacını aşırı hissediyorsanız saat 14:00 öncesi kısa süreli uyuyabilirsiniz.

Yatak odanızı gözden geçirin

Yattığınız yerin sessiz, serin, karanlık ve yatmadan önce havalandırılmış olması kaliteli bir uyku için çok önemli olduğundan bu kurallara uygun olarak gerekli düzenlemeleri mutlaka yapın. İyi bir uyku için ideal oda ısısı 18-19 derece olmalıdır.

Bu hastalıkların tedavisini ihmal etmeyin!

Nöroloji Uzmanı Dr. Beyza Çitçi Yalçınkaya “Stres, kaygı ve çevresel faktörlerin yanı sıra nörolojik hastalıklar, hipertansiyon, reflü, romatizmal hastalıklar ve fibromiyalji gibi birçok hastalık da uykusuzluğu tetikleyebildiğinden bu hastalıkların farkında olmak ve mutlaka hekimin gerekli gördüğü tedaviye başlamak gerekir. Ayrıca uykuyu sürdürmeyi etkileyebilen uyku apnesi, horlama, uykuda bacak hareketleri gibi pek çok hastalığın tanı ve tedavisi için uyku kliniklerine başvurmanız sorunun çözümü için gereklidir” diyor.

Pandemi yalnızlık hissini artırdı!

Pandemi yalnızlık hissini artırdı!

Son iki yıldır tüm dünyayla birlikte ülkemizi de derinden etkileyen Covid-19 pandemisi yalnızlık hissini hızla artırıyor. Özellikle Omicron varyantının çok yüksek bulaş riski taşıması ve bu nedenle çok hızlı yayılması hemen her yaş grubunda sosyal izolasyonu zorulu kılıyor. Acıbadem Fulya Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Büşra Sübay “Yalnızlık, hemen herkesin hayatı boyunca en az bir dönem deneyimlediği, acı veren, sosyal ilişkilerinden mahrum bırakan, pek de istenmeyen bir süreç. Pandemi ile birlikte yaklaşık iki yıldır hayatımızda çok daha fazla hissediliyor. İnsan, hayatta kalabilmek için sosyalleşmeye ve ilişki kurmaya gereksinim duyan bir canlı türü. Bilimsel araştırmalar, iletişim eksikliği/yoksunluğu ve sosyal ilişkilerden uzak kalmanın beden ve ruh sağlığını olumsuz etkilediğini ortaya koyuyor. Yalnızlık, beyinden kalp damar hastalıklarına, depresyondan anksiyete bozukluklarına ve demansa dek birçok soruna yol açabiliyor” diyor. Psikiyatri Uzmanı Dr. Büşra Sübay, yalnızlık duygusu ile baş etmede etkili olabilecek 6 önerisini sıraladı, uyarılarda bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Dr. Büşra Sübay

Duygularınızı fark edin

“Yalnız hissediyor olabilirsiniz. Yalnızlık; hüzün, acı, kaybolmuş gibi hissetme, hiçlik, çaresizlik, ve yabancılaşma gibi pek çok farklı duyguyu barındırabilir. Yaşadığımız tüm duyguların geçici olduğunu, her daim bizimle kalamayacaklarını unutmayın” diyen Psikiyatri Uzmanı Dr. Büşra Sübay sözlerine şöyle devam ediyor: “Yalnızlık sizde hangi duyguyu barındırıyor, ilk adımı bu duygunuzu keşfetmekle atabilirsiniz. Biliyoruz ki, duygular biz onlara kulak verip fark ettiğimizde, bize olan etkisini azaltmaya başlarlar. Bu duyguları keşfetmek için kendimize odaklanmalıyız. Belki duyguları yazıya dökmeyi deneyebilirsiniz.”

Sevdiklerinizle iletişimi koparmayın

Yalnızlık, sosyal ilişkilerden mahrumiyeti barındırır. Bazen anlaşılmadığımızı düşündüğümüz bir ilişkinin bitişi bu mahremiyete sürükleyebilir, bazen de yalnızlığın getirdiği boşluktaymış gibi hissetme nedeniyle insanlardan uzak kalmak yeğlenir. Yalnızlık daha da artar. Aslında oluşan kısır döngü, daha önceden iletişim kurduğunuzda mutlu hissettiğiniz kişilerle birlikte vakit geçirmeyi deneyerek kırılabilir. Bu nedenle sevdiklerinizle mutlaka iletişimde olun; pandemi sürecinde görüntülü konuşmalar yapmak hem size, hem de sevdiklerinize iyi gelecektir.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Gerçek ihtiyacınızı belirleyin

Gerçekten neye ihtiyacınız var? Kendinize bu soruyu sorun. Bazen rahatsızlık verici duygularımızla başa çıkmak için, ihtiyaç olmadığı halde alışveriş yapmak, aç değilken yemek yemek gibi, rahatsızlık veren duyguyu bastıracak eylemler yaparız. Yalnızlık hissettiğimizde, içimizdeki o boşluğu başka şeylerle doldurmak yerine o duyguyu hissetmek, kendimizi anlamamıza ve gerçekten neye ihtiyacımız olduğunu keşfetmeye yarayacaktır. Bu ihtiyaçların tek bir basit formülü olmadığı gibi, kendi ihtiyaçlarımız zamana ve duruma göre değişiklik gösterebilir. Bir ebeveyn nasıl ki çocuğunun ihtiyaçlarını karşılamak için çocuğunu takip eder (Aç mı, susadı mı? Uykusu mu geldi?), biz de kendimizi takip etmeliyiz. Bazen sevdiğimiz birisinin kaybı bizde üzüntü ve yalnızlık hislerini yaratabilir. Bu durumda kaybımızla ilgili hissettiklerimizi ifade edebileceğimiz bir alan yaratmak ihtiyacımızı karşılayacaktır.

Ortak noktalara sahip insanlarla temasa geçin

Psikiyatri Uzmanı Dr. Büşra Sübay “Kendimizi zaman zaman hiç bir yere ait değilmiş gibi hissedebiliriz. Sanki kimse bizim sürecimizi, , iletişim kurabilecek insanları bulmak imkansız değil. Bu adım, aidiyet hissinin artmasına yardımcı olacaktır. Ortak ilgi alanlarına sahip olma potansiyeli olan etkinliklere, kulüp veya toplantılara katılabilirsiniz” diyor.

Rutinler oluşturun

Ortak noktanızın olduğu kişilerle yapılan rutin toplantı/etkinliklere katılın. Sevdiğiniz, size iyi geldiğini bildiğiniz şeyleri düzenli olarak yapmaya çalışın. Birlikte oluşturulan rutinler aidiyet duygusunu artıracağından, yalnızlığın getirdiği rahatsızlığı azaltacaktır.

Doğada gezintiye çıkın

Psikiyatri Uzmanı Dr. Büşra Sübay “Doğayla olan ilişkinin, aslında kendimize ulaşmamıza yardımcı olduğunu biliyoruz. Doğadayken şehir hayatının koşuşturmacasında bizi yalnızlığa iten o tempodan uzak kalmak, kendimizle olan yakınlığımızı artıracak ve kendi ihtiyaçlarımızı fark etmemiz kolaylaşacaktır” diyor.