Yazılar

Gelişigüzel vitamin kullanmayın!

Gelişigüzel vitamin kullanmayın!

Covid-19’un çok yüksek bulaş özelliğine sahip olan ve bu nedenle hızla yaygınlaşan Omicron varyantına karşı güçlü bağışıklık sistemi kilit rol oynuyor. Fonksiyonel Tıp çalışmaları yürüten Acıbadem Fulya Hastanesi Uzmanı Dr. Aynur Ketene, bağışıklık sisteminin vücudu enfeksiyonlara, diğer hastalıklara ve zararlı maddelere karşı koruyan savunma sistemi olduğunu belirterek “Bağışıklık sistemi; kronik yorgunluk, uzamış stres, hareketsizlik, uykusuzluk, sağlıksız beslenme, vücut için elzem vitamin-mineral eksiklikleri ya da gelişigüzel kullanımları, toksin maruziyetleri, sedanter yaşam ve hipertansiyon-diyabet gibi kronik bir hastalığın varlığından olumsuz etkilenir. Yaşlanma ile birlikte hormonal-biyokimyasal işleyişin değişmesine bağlı olarak da bağışıklık cevabı azalır” diyor. Aşılı olanların ve güçlü bir bağışıklık sistemine sahip kişilerin Omicron’u hafif belirtilerle atlatabildiğini söyleyen Dr. Aynur Ketene, aşısız, eksik aşılı, kronik hastalığı olan ya da bağışıklık sistemi zayıf kişilerin ise ağır geçirebildiğine dikkat çekiyor. Dr. Aynur Ketene, bağışıklık sistemini güçlendirmenin 8 etkili yolunu anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Dr. Aynur Ketene

Bu besinleri mutlaka tüketin

Mevsim sebze ve meyveleri, baklagiller, çiğ kuruyemişler, haftada en az üç gün fırında pişirilmiş balık tüketmek, yoğurt-kefir-turşu gibi fermente ürünleri eksik etmemek, sağlıklı yağlar (zeytinyağı, çörekotu yağı, avokado yağı, omega 3 balık yağı) tüketmek, hazır-paketli katkı maddeli trans yağ içeren gıdalardan uzak durmak gerekiyor. Yeşil yapraklı sebzeler içerdikleri A, C, E, K vitaminleri folik asit, demir, selenyum, çinko, magnezyum mineralleri nedeniyle, mor renkli sebzeler ise yüksek antioksidan içerikleri nedeniyle bol miktarda tüketilmelidir. Dondurulmuş ürünlerin besin değerinin azaldığı unutulmamalıdır.

 Yeterli ve kaliteli uykuya dikkat edin

Melatonin hormonu gece 23.00-03.00 saatleri arasında salgılanan en güçlü antioksidanlardandır. Gece boyunca vücudu toksinlerden arındırıp, ertesi güne hazırlar. Bu nedenle özellikle bu saatler başta olmak üzere yeterli ve kaliteli uykuya özen gösterin. Bununla birlikte; melatonin yapımı için triptofan aminoasidi içeren et-tavuk-yumurta yemeye özen gösterilmeli; magnezyumdan zengin yeşil sebzeler, fındık, ceviz, badem gibi gıdalar her gün tüketilmelidir.

 Bol su için

Günde en az 2 litre su içmek hücrelerin yaşamsal faaliyetlerini sürdürebilmesi ve toksinleri atabilmesi için gereklidir. İçilen suyun pH’sı ve kaynağı da önemlidir. Toksinlerden uzaklaşmak için daha sağlıklı olabilecek cam şişeler veya arıtma sular kullanılmalıdır.

Düzenli egzersiz yapın

Düzenli egzersiz; kan dolaşımını, enerji düzeyini, bağışıklığı, antioksidan savunma kapasitesini, uyku kalitesini artırırken stres hormonlarını azaltır. Kilo kontrolüne yardımcı olur. Egzersiz mümkün olduğunca açık havada yapılmalıdır.

 D vitamininizi kontrol ettirin

D vitamini bağışıklık sistemi hücrelerinin aktifleşebilmesi için gereklidir. En güzel D vitamini kaynağı güneştir. Pencerenin ardından güneşten fayda sağlanamayacağı için ya pencere açık tutulmalı ya da açık havaya çıkılmalıdır. Hekime danışılmadan, D vitamini ölçümü yapılmadan gelişigüzel yüksek doz D vitamini alımı böbrek taşlarına neden olabilir. Bu nedenle mutlaka hekime danışmak gerekir.

Toksinlerden uzaklaşın

Sigara, alkol, gereksiz ilaç kullanımı, deterjanlar, şampuanlar, makyaj malzemeleri, saç boyaları, plastik kaplar, kirli hava, yüksek gerilim hatları, florlu diş macunları, alüminyumlu deodorantlar, amalgam diş dolguları, klorlu yüzme havuzları, GDO’lu paketli- katkı maddeli gıdalar, pestisitler gibi toksinler vücuda ekstra yük oluşturmakta ve bağışıklık sistemini olumsuz etkilemektedir. Bağırsaklar sağlıklı değilse sağlıklı bir bağışıklık sisteminden söz edilemez. Bağırsak florasını bozan en önemli risk faktörleri gereksiz kullanılan antibiyotikler, antibiyotik içeren hayvansal gıdalar, pestisitler, paketli, katkı maddeli, hazır, glüten içeriği yüksek gıdalar ve uzamış strestir. Bu nedenle bağırsak florasını bozabilecek gıdalardan mümkün olduğunca uzak durun. Yoğurt, kefir, turşu gibi fermente gıdaların ve bol lifli sebze-meyvelerin tüketimi dost bakterilerimizi besleyerek bağışıklık sistemini destekler.

 Gelişigüzel vitamin kullanmayın

Enzimlerin, hormonların, biyokimyasal işlevlerin yapılabilmesi için vücudun vitamin ve minerallere ihtiyacı vardır. D vitamini, B kompleks vitaminleri, C vitamini yanında magnezyum, selenyum, çinko, bakır, demir gibi mineraller vücudun olmazsa olmazlarıdır. Ancak vitamin ve mineraller birlikte çalıştıklarından, birinin fazla tüketilmesi diğerinin azalmasına yol açabilir. Doktor kontrolü olmadan hiçbir vitamin ve mineral gelişigüzel kullanılmamalıdır. Aksi taktirde uzun vadede ciddi tehlikelere yol açabilir.

Nefes egzersizi yapın, gülmeyi unutmayın!

Yoga, meditasyon, nefes egzersizlerinin sağlığa faydaları yapılan çalışmalarla gösterilmiştir. Dolaşım, sindirim, sinir ve endokrin sistemi uyararak bağışıklık sistemini aktive ederler. Nefes egzersizleri ile diyaframın uyarılması bizi sakinleştiren, uyutan, iyileştiren, sindirim sitemimizi çalıştıran parasempatik sinir sisteminin uyarılmasını sağlar. Kahkaha atmak da vagus sinirini uyararak stresi, kaslardaki gerginliği azaltır, bağışıklığı artırır.

Rahim ağzı kanserinin teşhis ve tedavisi mümkün!

Rahim ağzı kanserinin teşhis ve tedavisi mümkün!

Dünyada en sık görülen genital kanserlerden biri olan rahim ağzı (serviks) kanseri diğer kanserlerde olduğu gibi erken dönemde belirti vermeyebiliyor. Sağlıksız beslenme, sigara, alkol kullanımı, çok eşlilik ve cinsel ilişki yoluyla bulaşan HPV virüsü gibi faktörlerin neden olabildiği rahim ağzı kanserinden geçen yıl 350 binden fazla kadının hayatını kaybettiğini belirten Acıbadem Fulya Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Hale Göksever Çelik, rahim ağzı kanserini düzenli tarama sayesinde kanser gelişmeden tespit ederek önlemenin mümkün olduğunu vurguluyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Hale Göksever Çelik, 1-31 Ocak Rahim Ağzı (Serviks) Kanseri Farkındalık Ayı kapsamında yaptığı açıklamada, erken teşhisin önemini anlattı, rahim ağzı kanserini önlemenin 5 yolunu sıraladı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Gerek dünyada gerekse ülkemizde kadın kanserlerinin görülme sıklığı giderek artıyor. Onlardan biri de rahim ağzı (serviks) kanseri. Ülkemizde her yıl yaklaşık 4 bin kadına rahim ağzı kanseri teşhisi konulduğunu belirten Acıbadem Fulya Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Hale Göksever Çelik “Rahim ağzı rahim ile vajina arasında rahimin bir parçası olan dokudur. Rahim ağzı kanseri bu dokunun kanserleşmesidir. Dünyada kadınlarda en sık görülen genital kanserlerden biridir. 350 binden fazla kadın bu kanser nedeniyle 2020 yılında hayatını kaybetmiştir” diyor. Rahim ağzı kanserini düzenli tarama sayesinde kanser gelişmeden tespit etmenin mümkün olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Hale Göksever Çelik şöyle konuşuyor: “Rahim ağzı kanseri HPV (insan papilloma virüs) isimli virüs nedeniyle oluşan bir kanserdir. Bu virüs rahim ağzı dokusundaki hücreleri enfekte ederek bu hücrelerin anormal büyümesine ve kanserleşmesine sebep olmaktadır. Sigara ve alkol kullanımı, bağışıklık sistemi bozuklukları, sağlıksız beslenme, çok eşlilik ve çok sayıda doğum yapmak da risk faktörleri arasında yer almaktadır.”

Pause Sağlık, Pause Dergi

Doç. Dr. Hale Göksever Çelik

Düzenli tarama hayat kurtarıyor!

Rahim ağzında HPV ile enfekte olan hücrelerin kanserleşmesinin yıllar alabildiğini, kanser öncesi dönemde tarama ile kanserleşme riski olan bu hücrelerin saptanarak, erken teşhis ile tedavi edilebildiğini belirten Doç. Dr. Hale Göksever Çelik, taramanın jinekolojik muayene esnasında rahim ağzından alınan PAP smear ve HPV testleri ile yapılabildiğini söylüyor. Doç. Dr. Hale Göksever Çelik şu açıklamalarda bulunuyor: “Dünyada farklı tarama programları olmakla birlikte, en çok kabul edilen yöntem PAP smear testi yaptırmaktır. Pap smear testi jinekolojik muayene esnasında rahim ağzından sürüntü alınarak bu dokuya ait hücrelerin incelenmesidir. 21 yaşından başlayarak tüm kadınlara önerilmektedir. HPV testi de rahim ağzından alınan örnekte kansere neden olabilecek yüksek riskli HPV tiplerinden birinin tespiti için yapılmaktadır. 30 yaşından başlayarak tüm kadınlara önerilmektedir. Son yıllarda görülme sıklığı artan rahim ağzı kanserini alınacak tedbirlerle önlemek mümkün olduğundan, ebeveynlerin gençleri bilgilendirmesi de çok büyük önem taşımaktadır.”

Rahim ağzı kanserine karşı 5 etkili tedbir!

Acıbadem Fulya Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Hale Göksever Çelik, rahim ağzı kanserinin bazı tedbirlerle önlenebileceğini belirterek, alınabilecek önlemleri şöyle sıralıyor;

Beslenmenize dikkat edin

Sağlıklı ve dengeli beslenmek, her hastalıkta olduğu gibi rahim ağzı kanserine yakalanma olasılığınızı azaltıyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Sigara ve alkolden uzak durun

Sigara ve alkol, vücuda zararlı olan ve hastalıklara yatkınlığı artıran oksidan maddelerin üretimini artırır, vücuttan atılımını azaltır.

Güvenli cinsel ilişkiye dikkat edin

Gebelik düşünülmediği takdirde doğum kontrol yöntemi olarak kondom kullanın. Çünkü kondom kullanımı, HPV bulaşını önlemede en etkin doğum kontrol yöntemidir. Ayrıca çoklu partnerlikten uzakta bulunmak da, riski önemli oranda azaltmaktadır.

Yıllık jinekolojik muayenelerinizi ihmal etmeyin

En fazla yarım saatinizi alacak yıllık jinekolojik muayene ve muayene esnasında alınan rahim ağzı kanser tarama testi ve HPV taraması, rahim ağzı kanseri ilerlemeden erken tanı ve etkin yönetimine olanak sağlamaktadır.

Aşınızı yaptırın

Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Hale Göksever Çelik “Rahim ağzı kanseri aşıları yüzde 90’lara varan kanser önleme etkinliğine sahiptir. Aşılar 9-15 yaşlarında iki doz, 15 yaşından itibaren üç doz şeklinde uygulanmaktadır” diyor.

Bu hastalıklar çocukları etkisine aldı!

Bu hastalıklar çocukları etkisine aldı!

Son günlerde Covid-19’un yanı sıra nezle, influenza (domuz gribi) ve üst solunum yolu enfeksiyonları hızla yaygınlaşırken, çocuklar her zamankinden fazla risk altında! Acıbadem Fulya Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Demet Matben “Pandemi sürecinde kış mevsiminin de etkisiyle özellikle okul çağı çocuklarında üst solunum yolu enfeksiyonları, çok hızlı bulaş riski taşıyan influenza (domuz gribi), Covid-19 ve bağırsak enfeksiyonları çok sık görülüyor. Her ne kadar maske kullanılsa da kapalı ortamda uzun zaman geçirilmesi bu hastalıkların hızla yaygınlaşmasına yol açıyor” diyor. Solunum, öksürük ve hapşırıkla bulaşan; yüksek ateş, burun akıntısı, öksürük ve karın ağrısı başta olmak üzere birçok şikayetle kendini gösterebilen bu hastalıklarda zaman kaybedilmeden hekime başvurulması ve test sonucuna göre uygun tedaviye başlanması gerektiğini vurgulayan Dr. Demet Matben, bazen de yüksek ateş görülmeyebildiğini, bu nedenle çocukta ‘ateşi yok’ diye yanılgıya düşülmemesinin çok önemli olduğunu söylüyor. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Demet Matben, son dönemde çocukları etkisine alan hastalıkları anlattı, sağlıklı bir kış geçirilmesi için ihmale gelmez 5 önlemi sıraladı.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Dr. Demet Matben

Nezle (Soğuk Algınlığı)

Burun akıntısı ve hapşırık gibi belirtilerle kendini gösteren soğuk algınlığı ihmal edildiğinde orta kulak iltihabına ve akut bakteriyel sinüzite, hatta alt solunum yolu enfeksiyonlarına yol açabiliyor. Tedavisinde; serum fizyolojikle burnun yıkanması ve bol bol su içilerek biriken sümüksü salgının temizlenmesi yeterli. Ancak Covid-19 ihtimaline karşı ilk etapta sıkı bir gözlem yapılması, çocuğun okula gönderilmeyip evde dinlenmesi çok önemli.

 İnfluenza (Domuz Gribi)

Dr. Demet Matben, son günlerde çok sık görülen ve hızla yaygınlaşan domuz gribinin yüksek ateş, baş ağrısı, titreme, öksürük, bulantı, kusma ve boğaz ağrısı ile kendini gösterebildiğini belirterek “Bazı çocuklarda hafif geçirilirken, bazı çocuklarda ise zatürreye bile yol açabiliyor. Bu şikayetlerden biri olduğunda zaman kaybetmeden hekime danışmak ve test sonucuna göre tedaviye başlanmak önemli” diyor.

Bronşiolit

Akciğerlerdeki küçük hava kanallarının iltihaplanmasına yol açan bronşiolit, soğuk algınlığıyla benzer belirtilerle kendini gösteriyor ancak öksürük, hırıltılı ve hızlı solunum ve nefes almada zorluk da görülebiliyor. Zaman kaybetmeden hekime başvurmak gerekiyor.

Pause Sağlık, Pause DergiGrip

Kış aylarının başlıca hastalıklarından olan grip hızla yaygınlaşıyor. Grip şikayetiyle hastaneye getirilen çocukların sayısında son dönemde çok önemli artış yaşanıyor. Kalabalık yerler ve hijyen kurallarına yeterince dikkat edilmemesi de bulaş riskini artırıyor. Burun akıntısı, halsizlik, boğaz ağrısı, öksürük gibi şikayetlerle kendini gösteren grip; Covid-19’un belirtileri ile de karışabiliyor.

Orta kulak iltihapları

Özellikle kapalı alanlarda sık zaman geçiren çocuklarda bulaş riski çok yüksek olan üst solunum yolu enfeksiyonunun ardından orta kulak iltihabı görülebiliyor. Baş ağrısı, yüksek ateş, kulak ağrısı ve işitmenin azalması ile kendini gösteren orta kulak enfeksiyonu tedavi edilmezse önemli sorunlara yol açabiliyor. Orta kulak iltihabının tedavisinde antibiyotik verilebiliyor.

Covid-19

Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Demet Matben “Son günlerde en sık polikliniğe Covid-19 hastaları baş vuruyor. Özellikle okul çağı çocuklarda ve onlarla temaslı bebeklerde bile çok yaygın. Aileler ‘ateşi yok’ yanılgısına düşmemeli çünkü yüksek ateşe yol açmayıp, burun akıntısı, öksürük, kas, eklem ve özellikle baş ağrısı görülebiliyor. Sadece burun akıntısı ile gelen çocuklarda bile Covid-19’a rastlayabiliyoruz. O nedenle burun akıntısı semptomu olsa bile bu şikayetlerin göz ardı edilmemesi, kişilerin test vermesi ve hızlıca izolasyona alınması gerekmekte. Aşı zamanı gelen ebeveyn ve 12 yaş üstü çocukların aşılanması en önemli korunma yöntemi. Tedavi semptomatik ve vücut direncini artırarak yapılıyor” diyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Rinovirüs

Havaların soğumasıyla özellikle kış aylarında çok sık görülen Rinovirüs; ateş, burun akıntısı, öksürük hatta alt solunum yolu enfeksiyonuna neden olan bir hastalık. Özellikle küçük bebeklerde ağır seyrediyor.

 Dikkat! Bu 5 kural ihmale gelmez!

Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Demet Matben, çocuklarda yaygın görülen hastalıklara karşı korunma önlemlerini şöyle sıralıyor;

  • Maske kullanımı ve el yıkamaya özen gösterin. Kapalı yerlerde virüs ve bakterilerin yayılması kolaylaşıyor. Bu nedenle maskenin çıkarılmaması, doğru takılması ve gerektiğinde değiştirilmesi çok önemli.
  • Kapı kolları, merdiven trabzanları hatta çocukların sıkça temas ettiği cep telefonları canlı virüsler için en uygun yerlerden ve bolca bulunuyor. Bu nedenle gün içerisinde elleri sık sık yıkamak ve elleri yüze, gözlere ve ağıza sürmemek kritik önem taşıyor.
  • Aşılamalarını zamanında yaptırın.
  • Sağlıklı beslenmelerine, C vitamini içeren mevsim sebzeleri ve meyvelerinden tüketmesine özen gösterin.
  • Kapalı ve kalabalık alanlarda virüs ve bakteriler kolay bulaştığından, pencereleri gün içerisinde belirli aralıklarla düzenli açarak ortamı havalandırın.

Kışın bağışıklık sisteminizi güçlendirmenin yolları

Kışın bağışıklık sisteminizi güçlendirmenin yolları

Soğuk algınlığından gribe, faranjitten bronşite… Havaların soğumasıyla birlikte hastalıklar sıkça kapımızı çalmaya başladı. Dolayısıyla virüs ve bakteri gibi hastalık yapan etkenlerin vücuda girmelerini önleyen bağışıklık sistemimizin güçlü olması bu dönemde ayrı bir öneme sahip. Bağışıklık sistemini güçlendirmenin en etkili yolu ise doğru beslenmek! Acıbadem Fulya Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Melike Şeyma Deniz, doğru beslenmenin yeterli, dengeli ve renkli beslenmek anlamına geldiğine dikkat çekerek, “Ne kadar çeşitli besin öğesi alınırsa, bağışıklık sistemimiz o kadar iyi çalışıyor. Dolayısıyla vücudumuzun proteinlerin, vitaminlerin ve minerallerin tümüne ihtiyacı var. Örneğin, C vitamini dokuların hasarlı bölgelerinin onarılmalarına yardım ederken, çinko da bağışıklık sisteminde görevli hücrelerin gelişmelerini sağlıyor” diyor. Peki kış aylarında bağışıklığımızı güçlendirmek için soframızda hangi besinlere düzenli olarak yer vermeliyiz? Beslenme ve Diyet Uzmanı Melike Şeyma Deniz, bağışıklık sistemini güçlendiren besinleri anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Beslenme ve Diyet Uzmanı Melike Şeyma Deniz

A vitaminine önem verin! 

Görme fonksiyonu üzerindeki etkileriyle bildiğimiz A vitamini aynı zamanda bağışıklık sistemini güçlendirerek vücudu hastalıklardan koruyor ve bu özelliğiyle anti inflamasyon vitamin olarak da biliniyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Melike Şeyma Deniz, “A vitamini iki şekilde karşımıza çıkıyor;  retinol adıyla bilinen tipi karaciğer ve yumurta gibi hayvansal yiyeceklerde bulunurken, provitamin A olarak bilinen tipi de havuç, tatlı patates, ıspanak ve lahana gibi besinlerde yer alıyor. Bu besinleri kış mevsiminde sofranızda düzenli olarak bulundurmaya özen gösterin.

Bağışıklık sisteminin olmazsa olmazı: C vitamini

Antioksidan özelliğe sahip olan C vitamini vücutta birçok görevin yerine getirilmesinde görev alıyor. Aynı zamanda vücudu hastalıklara karşı korumak gibi son derece önemli bir işlev de üstleniyor. Kış sebzeleri ve meyveleri zengin C vitamini içerikleriyle imdadımıza yetişiyorlar. Portakal, limon, mandalina, kivi, brokoli, ıspanak, karnabahar, tere, maydanoz, kırmızı biber gibi meyve ve sebzeler iyi birer C vitamini kaynaklarını oluşturuyor. Her gün bir porsiyon C vitamini içeren meyvenin yanı sıra biber, maydanoz ve terenin yer aldığı salata, brokoli salatası ile karnabahar yemeği gibi yemekleri tercih ederek, günlük C vitamini ihtiyacınızı karşılayabilirsiniz.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Sofranızda mutlaka olsun: Çinko içeren yiyecekler

Beslenme ve Diyet Uzmanı Melike Şeyma Deniz, bağışıklık sistemini oluşturan hücrelerin gelişmeleri ve görevlerini yerine getirebilmeleri için çinkoya ihtiyaç olduğunu belirterek, şöyle devam ediyor: “Bazı çalışmalarda; çinkonun soğuk algınlığının süresini ve şiddetini azaltmaya yardımcı olabileceği gösterildi. Hindi, tavuk, balık ve yoğurt gibi kaynaklar çinkodan zenginler. Çinkoyu bitkisel kaynaklardan almak isterseniz; kabak çekirdeği, kaju, fındık ve fıstık gibi kuruyemiş grubu besinlere sofranızda yer vermelisiniz”

Selenyumdan zengin beslenin!

Selenyum; vücudun bakteri ve virüs gibi hücrelere karşı savunmasını arttıran iyi bir antioksidan. Selenyum hayvansal kaynaklı besinlerde selenosistein formunda, bitkisel kaynaklı besinlerde ise selenometiyonin formunda bulunuyor. Selenyumu hem hayvansal hem bitkisel kaynaklardan almak, bu iki kaynağı da tüketmek anlamına geliyor. Tavuk, hindi, balık, deniz ürünleri, tahıllar ve kuruyemişler iyi birer selenyum kaynaklarıdır.

Kokusu ve faydasıyla öne çıkıyor: Sarımsak

Sarımsak içeriğindeki sülfür sayesinde mutlaka tüketmeniz gereken besinlerden biri. Eski zamanlardan bu yana, içeriğindeki sülfür nedeniyle doğal antibiyotik olarak nitelendirilen sarımsak, bağışıklık sistemini güçlendirmek gibi önemli bir işleve sahip. Beslenme ve Diyet Uzmanı Melike Şeyma Deniz, “Olumlu etkilerinden maksimum yararlanmak için sarımsağı çiğ şekilde ezerek tüketmeyi alışkanlık edinin. Bunun nedeni ise sarımsakta bulunan ve allisin adı verilen faydalı bir bileşiğin ezilme sonucunda ortaya çıkması. Ancak çiğ tüketemeyenlerin sarımsağı yemeklere ilave etmelerinde herhangi bir sorun oluşmuyor” diyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

‘Fazla fazla C vitamini alayım’ demeyin!

Beslenme ve Diyet Uzmanı Melike Şeyma Deniz, “C vitaminini fazla almanın faydalı olacağı düşüncesiyle taze sıkılmış portakal suyu tüketiminizi arttırmayın” uyarısında bulunarak, şöyle devam ediyor: “Kadınların günlük meyve ihtiyacı 2 porsiyon, erkeklerin ise 3 porsiyon olarak düşünülebilir. Bir bardak taze sıkılmış portakal suyu ise portakalına büyüklüğüne göre 4-8 porsiyon portakal içerebiliyor. Yüksek miktarda portakalı meyve suyu şeklinde tüketmek hem posa kaybına neden olurken, hem de yüksek meyve şekeri almak demek ve bu durum da kan şekeri dengesini olumsuz etkiliyor”

BAĞIŞIKLIĞI GÜÇLENDİREN KIŞ ÇORBASI

Hem mevsim sebzelerinin içerdiği vitamin, mineral ve faydalı bileşiklerden faydalanmayı sağlayan hem lezzetli ve pratik bir kış çorbası:

Malzemeler: Karnabahar, brokoli, nohut, sarımsak, biber salçası, pul biber ve tuz

Hazırlanışı: Karnabahar ve brokoliyi yıkayıp temizledikten sonra, küçük parçalara ayırın. Nohuda, karnabahara, brokoliye, sarımsağa ve biber salçasına 6-8 su bardağı civarında su ekleyip tüm malzemeleri pişirin. İçerisine 1 çay kaşığı pul biber ve tuz ilave edin. Çorbanızı isterseniz blenderden geçirerek, isterseniz taneli olarak tüketebilirsiniz.

Kan şekeriniz düştüğünde ‘aşırı şeker’ tüketmeyin

Kan şekeriniz düştüğünde ‘aşırı şeker’ tüketmeyin

Su içmenize rağmen sık sık şiddetli susuzluk hissi yaşıyor musunuz? Çevrenizi puslu mu görüyorsunuz? Yorgunluk ve karın ağrısı yakınmalarınız mı başladı? İstemsiz kilo kaybınız var mı? Sık sık idrara çıkıyor musunuz? Son zamanlarda bu sorunlardan şikayet etmeye başladıysanız, dikkat! Yakınmalarınızın nedeni; günümüzde gençlerde dahi sıkça görülen ‘yüksek kan şekeri’ olabilir!

Kanda şekerin belli düzeylerin üzerinde olması ‘diyabet’ olarak tanımlanıyor. Kandaki şeker yüksekliği ihmale gelmiyor, çünkü damarlarda hasarlar oluşturarak; kalp krizinden inmeye, böbrek yetmezliğinden kalıcı görme kaybına kadar pek çok ciddi sorunlara yol açabiliyor. Dolayısıyla vücudumuza verdiği hasardan korunmak için kan şekerinin ideal değerlerde olması büyük önem taşıyor. Ancak yaptığımız bazı hatalar var ki kan şekerini hızla yükseltebiliyor. Acıbadem Fulya Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Ozan Kocakaya kan şekerini yükselten 10 hatayı anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Dr. Ozan Kocakaya

Belirtileri göz ardı etmek

Çok su içmek, çok sık idrara çıkmak, görme bozuklukları, kilo kaybı, yorgunluk – bitkinlik gibi belirtileri göz ardı etmek, yüksek kan şekerinin tanı ve tedavisini geciktiriyor.

Sağlıksız beslenmek

Şekerli veya şeker, yağ ile tuzla işlenmiş gıdaları fazla tüketmek de kan şekerini yükselten önemli faktörler arasında ilk sıralarda yer alıyor.

Kas kütlesinin kaybına seyirci kalmak

Kaslar hayatta kalmak için şeker yakarlar. Dolayısıyla yeterli egzersiz yapmamak, harcanan enerji miktarını sınırlı tutarak, şekerin yakılmadan vücutta kalmasına neden oluyor. Bunun sonucunda da kan şekeri yüksek değerlere ulaşıyor. Kas kütlenizi kaybetmemek için bolca hareket etmeye ve düzenli olarak egzersiz yapmaya özen gösterin. İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Ozan Kocakaya, yürümek gibi hafif fiziksel aktivitenin bile şekerin yakılmasında son derece etkili olduğunu belirtiyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Aile öyküsünü göz ardı etmek

Ailede diyabet hastalığı tanısı alanlar olduğunu göz ardı etmek de kan şekerini yükselten önemli hatalardan. “Genetik mirasımız kaderimiz değil ama bize hangi konularda daha çok farkındalığımız olması gerektiği konusunda uyarıcı oluyor” diyen Dr. Ozan Kocakaya, ailenizde, özellikle birinci derece yakınlarınızda diyabet hastası varsa, belirtiler konusunda dikkatli olmanız, yakınmanız varsa zaman kaybetmeden hekime başvurmanız gerektiğini hatırlatıyor.

Geçmiş hastalıkları dikkate almamak

Polikistik Over Sendromu, gebelik şekeri ve pankreatit gibi hastalıklar geçirdiyseniz, bunları unutmayın. Çünkü bu hastalıklara hayatının bir döneminde yakalanmış olanlar, ilerleyen yaşlarda diyabete daha yatkın oluyorlar. Dolayısıyla kan şekerinizi en az yılda bir kez ölçtürmeyi ihmal etmeyin.

Tedaviyi aksatmak

Kan şekerini yükselten bir başka önemli hata da, tedaviyi aksatmak. Diyabet hastalarının ilaçlarını mutlaka düzenli almaları gerektiğine işaret eden Dr. Ozan Kocakaya, “İster hap ister insülin olsun, diyabet tedavisine düzenli devam etmemek kan şekerini yükseltiyor ve sizi diyabetin neden olduğu hastalıklarla karşı karşıya bırakıyor” diyor.

İlaçları bilinçsizce kullanmak

Kan şekerini yükseltebilecek olan ilaçları bilinçsizce kullanmak da yapılmaması gereken önemli hatalardan. İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Ozan Kocakaya, “Kortizon veya idrar söktürücü özelliğe sahip bazı ilaçlar, hatta masum gibi görünen bazı grip ilaçları bile şeker metabolizması üzerinde ciddi etkiler oluşturabiliyorlar. Dolayısıyla doktorunuzun ilaçlarla birlikte yapacağı diyet önerilerini ve kan şekeri takibinin gerekli olup olmadığını dikkatle dinleyin” uyarısında bulunuyor.

Kan şekeri düştüğünde aşırı şeker tüketmek

Kan şekeri düştüğünde sıkça yapılan önemli hatalardan biri, aşırı şeker tüketmek oluyor. Dr. Ozan Kocakaya, “Kan şekeri düşüşü, yani hipoglisemi son derece rahatsız edici, kaygı verici bir durum. Sinirlilik, terleme ve çarpıntıyla başlayıp bilinç kaybına kadar ilerleyebilen bu tablo kan şekeri düşen hastalarda paniğe ve belirtiler düzelene kadar yüksek miktarda şeker veya şeker içeren yiyecek ile içecek tüketmelerine neden olabiliyor” uyarısında bulunuyor. “Tedavi nedeniyle de zaman zaman kan şekerinde düşüş yaşayabilirsiniz” diyen Dr. Ozan Kocakaya, “Bu durumda paniğe kapılmadan tek küp şeker veya yarım bardak meyve suyu içmeli, ardından 15 dakika bekleyip yeniden ölçüm yaparak, bir kez daha düzeltme yapmaya ihtiyacınızın olup olmadığını değerlendirmelisiniz. Çünkü kan şekeriniz düştüğünde aşırı şeker tüketirseniz, bu kez aşırı yükselmeye başlar” bilgisini veriyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

 

 

 

Kilo almak

Kilo alan kişilerde artan yağ dokusundan salınan hormonlar, şekerin hücrelerin içine girmesini sağlayan insülin hormonunun görevini yapmasını önlüyorlar. İnsülinin etkili bir şekilde kullanılamaması nedeniyle de şeker hücrelere giremiyor ve kan dolaşımında birikmeye başlıyor. Bunun sonucunda da diyabet gelişiyor.

Sigara içmek

Sigaranın içindeki nikotin kısa vadede iştah kapatıp metabolizma hızını arttırsa da, uzun dönemde diyabet oluşumuna zemin hazırladığı ortaya kondu. Amerika Birleşik Devletleri’nde, 18-30 yaş arasındaki 5115 erişkinin 7 yıl takip edilerek verilerinin derlendiği bir çalışmada; sigaranın içindeki nikotinin kilo alımına ve kandaki kötü yağları artırıp iyi kolesterolün düşmesine yol açtığı, ayrıca insülin direncini tetiklediği kanıtlandı. “Kan şekeriniz yüksek ise yapmanız gereken birinci şey bunun için yardım aramaksa, ikincisi de sigarayı bırakmaktır” diyen Dr. Ozan Kocakaya,  sigarayı bırakmak için doktorunuza, hemşirenize, eczacınıza mutlaka danışmanız, sigara bıraktırmaya yönelik programlara dahil olmanız veya “Alo 171” sigarayı bırakma hattını aramanız gerektiğine dikkat çekiyor.

 Kan şekeri neden yükseliyor? 

Besinlerimizdeki her bir parça sindirim sistemi tarafından en küçük yapıtaşlarına kadar parçalanıyor ve içlerindeki şeker ortaya çıkartılıyor. Bunun nedeni ise vücudumuzdaki tüm hücrelerin çalışmak için şekere ihtiyaç duymaları. Şeker molekülleri enerji sağlayacakları hücrelerin içine insülin hormonuyla girebiliyorlar. İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Ozan Kocakaya, “Eğer vücudunuzda insülin yoksa veya vücudunuz insüline doğru şekilde yanıt vermiyorsa şeker hücrelere giremiyor ve kan dolaşımında birikmeye başlıyor” diyor. Açlık kan şekerinin 110-125 miligram/dl, yemekten iki saat sonra bakılan kan şekerinin 200 mg/dl’den yüksek olması veya kan şekeri yüksekliği belirtileri gösteren bir kişide rastgele yapılan kan şekeri ölçümünde değerin yine 200 mg/dl’nin üzerinde çıkması, tanıyı koyduruyor.

Pandemi diz sorunlarını artırdı!

Pandemi diz sorunlarını artırdı!

Dizlerde ağrı, şişme, takılma, özellikle merdiven ya da yokuş inip çıkmada zorlanma… Yaklaşık iki yıldır devam eden yüzyılın salgın hastalığı Covid-19 pandemisinde özellikle hareketlerin büyük ölçüde kısıtlanmasıyla diz kireçlenmesi sorunu yaygınlaştı, diz şikayetleri ciddi ölçüde arttı. Dünyada ve ülkemizde en sık görülen kas iskelet sistem hastalığı olan kireçlenmenin eklemlerdeki kıkırdak ve bunun altındaki kemiği etkilediğini belirten Acıbadem Fulya Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı, Spor Hekimi Prof. Dr. Tolga Aydoğ “Yaşam kalitesini büyük ölçüde azaltan diz kireçlenmesinin günümüzde hala kesin bir tedavisi olmamakla birlikte, egzersiz ve fazla kilolardan kurtulmanın hastalığa büyük fayda sağladığına dair güçlü kanıtlar bulunuyor. Düşük şiddette fiziksel aktivitelerin (yürüme, bisiklet, su içi egzersizler, vb.) haftada 3-5 kez ve her seferinde 30-60 dakika yapılması hastalarda ağrıda azalma, fonksiyon ve yaşam kalitesinde artış ile engelliliğin gecikmesi gibi önemli katkılar sağlıyor. Kuvvet egzersizleri ise, kişinin hareket etmesinde çok önemli yer tutan diz üzerinde bulunan kuadriseps kasını kuvvetlendiriyor. Bu amaçla hem diz kireçlenmesine karşı korunmak, hem de diz kireçlenmesinin şikayetlerini azaltmak için fiziksel aktivitelerin ve 6 temel egzersizin düzenli yapılmasında büyük fayda vardır” diyor. Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı, Spor Hekimi Prof. Dr. Tolga Aydoğ, diz kireçlenmesine karşı etkili 6 pratik egzersizi anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Prof. Dr. Tolga Aydoğ

Diz üzerindeki kası kasıp bırakın

Bu egzersiz en ileri düzeyde diz kireçlenmesi olan kişiler tarafından bile sorunsuz yapılabilir.

  • Önce yere ya da koltuğa dizinizi uzatmış şekilde oturun.
  • Ayak parmaklarınızı yüzünüze doğru çekerken, dizinizi aşağıya doğru bastırın.
  • Diziniz kasılı şekilde 5’e kadar sayın ve sonra 5 saniye dinlenin.
  • Egzersizi bu şekilde 10 kez tekrarlayın.
  • 10 tekrardan sonra 30 saniye kadar dinlenin ve aynı 10’lu seti 3 kez tekrarlayın.

Bacağınızı düz olarak kaldırın

Bu egzersiz de en ileri düzeyde diz kireçlenmesi olan kişiler tarafından bile sorunsuz yapılabilir.

  • Dizinizi uzatmışken dirsekleriniz üzerinde yarı yatar şekilde yerde/koltukta uzanın.
  • Ayak parmaklarınızı yüzünüze doğru çekik ve diz düz tutulu iken ayağınızı kalçadan 1 karış kadar yukarı kaldırın.
  • Dizinizi havada 5 saniye tutun ve sonra 5 saniye yere indirin. Egzersizi bu şekilde 10 kez tekrarlayın.
  • 10 tekrardan sonra 30 saniye kadar dinlenin ve aynı 10’lu seti 3 kez tekrarlayın.
  • Egzersizin 3. setinde bacağınızı sorunsuz bir şekilde 15 kez kaldırabiliyorsanız, daha sonra bu egzersizi ayak bileğinize ağırlık takarak yapabilirsiniz. Ayak bileğinize taktığınız ağırlığı da sorunsuz bir şekilde kaldırabiliyor ve hatta 3.sette 15 kez kaldırabiliyorsanız, ayak bileğinize taktığınız ağırlığı artırabilirsiniz.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Dizinizi 90 derece büküp açın

 Diz kapağınız ile ilgili sorununuz varsa ya da sorununuzu tam olarak bilmiyorsanız mutlaka hekiminize danışın ya da bu egzersiz yerine 4 numaralı terminal diz ekstansiyonu egzersizini yapın.

 

  • Yüksek bir sandalye ya da koltukta, ayağınızı oturduğunuz yerden sarkacak şekilde oturun ve dizinizi dümdüz olacak şekilde yukarı doğru kaldırarak havada 5 saniye tutun.
  • Ardından 5 saniye süresince kıvırın. Egzersizi bu şekilde 10 kez tekrarlayın.
  • 10 tekrardan sonra 30 saniye kadar dinlenin ve aynı 10’lu seti 3 kez tekrarlayın.
  • Egzersizin 3. setinde bacağınızı sorunsuz bir şekilde 15 kez kaldırabiliyorsanız, daha sonra bu egzersizi ayak bileğinize ağırlık takarak yapabilirsiniz. Ayak bileğinize taktığınız ağırlığı da sorunsuz bir şekilde kaldırabiliyorsanız ve hatta 3. sette 15 kez kaldırabiliyorsanız, ayak bileğinize taktığınız ağırlığı artırabilirsiniz.

Dizinizi 30 derece büküp açın

Diz kapağı ile ilgili sorunu olanlarda 3 numaralı egzersiz yerine bu egzersiz yapılmalıdır.

  • Önce dizinizin altına kalınca bir yastık koyarak dizinizi 30° kadar bükülü halde tutun.
  • Dizinizi bir yandan havluya bastırırken diğer yandan diziniz dümdüz olacak şekilde ayağınızı yukarı kaldırın.
  • Dizinizi havada 5 saniye tutun ve sonra 5 saniye yere indirin. Egzersizi bu şekilde 10 kez tekrarlayın.
  • 10 tekrardan sonra 30 saniye kadar dinlenin ve aynı 10’lu seti 3 kez tekrarlayın.
  • Egzersizin 3. setinde bacağınızı sorunsuz bir şekilde 15 kez kaldırabiliyorsanız, daha sonra bu egzersizi ayak bileğinize ağırlık takarak yapabilirsiniz. Ayak bileğinize taktığınız ağırlığı da sorunsuz bir şekilde kaldırabiliyorsanız ve hatta 3. sette 15 kez kaldırabiliyorsanız, ayak bileğinize taktığınız ağırlığı artırabilirsiniz.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Dizlerinizin arasında yastığı sıkıştırın

Bu egzersiz diz ve kalça kaslarınızın kuvvetlenmesine olanak sağlar. Bu kaslar kişinin şikayetlerinde azalmaya yardımcı olur. Bu egzersiz en ileri düzeyde diz kireçlenmesi olan kişiler tarafından bile sorunsuz yapılabilir.

  • Dizlerinizin arasına bir yastık koyun ve dizlerinizi bükmeden yerde veya koltukta oturun.
  • Dizlerinizin arasındaki yastığı 5 saniye sıkıştırın ve sonra 5 saniye bırakın.
  • Egzersizi bu şekilde 10 kez tekrarlayın.
  • 10 tekrardan sonra 30 saniye kadar dinlenin ve aynı 10’lu seti 3 kez tekrarlayın.

Kalçanızı yana açıp, kapatın

Bu egzersiz diz ve kalça kaslarınızın kuvvetlenmesine olanak sağlar. Bu kaslar kişinin şikayetlerinde azalmaya ve daha doğru yürüyüşe yardımcı olur. Bu egzersiz de en ileri düzeyde diz kireçlenmesi olan kişiler tarafından bile sorunsuz yapılabilir.

  • Sorunlu bacağınızı yukarı gelecek şekilde yerde veya koltukta yan yatın.
  • Üstteki dizinizi dümdüz tutarken bacağınızı yerden 2 karış kadar kaldırın.
  • Bacağınızı havada 5 saniye tutun ve sonra 5 saniye yere indirin. Egzersizi bu şekilde 10 kez tekrarlayın.
  • 10 tekrardan sonra 30 saniye kadar dinlenin ve aynı 10’lu seti 3 kez tekrarlayın.
  • Egzersizin 3. setinde bacağınızı sorunsuz bir şekilde 15 kez kaldırabiliyorsanız, daha sonra bu egzersizi ayak bileğinize ağırlık takarak yapabilirsiniz. Ayak bileğinize taktığınız ağırlığı da sorunsuz bir şekilde kaldırabiliyor ve hatta 3. sette 15 kez kaldırabiliyorsanız ayak bileğinize taktığınız ağırlığı artırabilirsiniz.

Tedavide bu önerilere dikkat!

Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı, Spor Hekimi Prof. Dr. Tolga Aydoğ “Diz kireçlenmesi olanların egzersizin yanı sıra ideal kilolarına ulaşmaları, uzun süre dizler çok bükülü oturmamaları ve zorlayıcı aktivitelerden kaçınmaları gerekir. Bunların yanı sıra sıcak/soğuk uygulamalar, fizik tedavi, ağrı kesici ve steroid olmayan anti-inflamatuar ilaçlar, düzeltici özel dizlikler, basış sorunu veya dizde mekanik sorunu olanlarda kişiye özel tabanlıklar, eklem içine hyaluronik asit/kortizon/PRP, sanakin ve ortokin gibi kişinin kanından elde edilen biyolojik tedaviler de hastalarda kullanılmaktadır. Bu tedavilerden fayda görmeyen ve gece ağrısı olup, düzenli olarak steroid olmayan anti-inflamatuar ilaçlar almak zorunda olan hastalar için cerrahi seçenek de akılda tutulmalıdır” diyor.

Erken tanı siroza dönüşmesini önlüyor!

Erken tanı siroza dönüşmesini önlüyor!

Karaciğer hücrelerinde yaklaşık yüzde 5 oranında yağ bulunması olağan bir durum ve sağlığımızı olumsuz etkilemiyor. Karaciğer yağlanması; karaciğer hücrelerinde normalden fazla yağ depolanması durumu olarak tanımlanıyor. Günümüzde tüm dünyada görülme sıklığı her geçen gün artan obeziteye paralel olarak karaciğer yağlanması da giderek yaygınlaşıyor. Öyle ki ülkemizde her 4 kişiden biri, karaciğer yağlanması problemiyle mücadele ediyor.

Uzun yıllar belirti vermediği için karaciğerin ‘sinsi hastalığı’ olarak nitelendirilen karaciğer yağlanması erken dönemde tespit edilmezse, bazı hastalarda, karaciğer dokusunda iltihaplanma ve sertlik (fibrozis), bunlara bağlı olarak da siroz gelişebiliyor. Kalıcı bir hastalık olan siroz zamanla ilerleyerek karaciğer kanseri veya organ yetmezliği gibi hayatı tehdit eden bir tabloyla sonuçlanabiliyor. Acıbadem Fulya Hastanesi Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Oya Yönal, karaciğer yağlanmasına erken tanı konulduğunda ise yaşam alışkanlıklarında yapılan düzenlemeler ve ilaç tedavisiyle hastalığın siroza dönüşmesinin önlenebildiğine dikkat çekerek, “Erken tanı için hiçbir risk faktörü olmayan kişilerin 40 yaşından sonra her yıl ultrason ve kan tahlilleri yaptırmaları çok önemli. Fazla kilo, diyabet ve kolesterol gibi risk faktörlerine sahip kişilerde ise taramalara çok daha erken yaşta başlanıyor ve hastalar yılda bir düzenli olarak takip ediliyor” diyor.

Acıbadem Fulya Hastanesi Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Oya Yönal

Prof. Dr. Oya Yönal

Karaciğerde ‘sertlik’ oluşabiliyor!

Karaciğer yağlanması; sadece yağlanmayla sınırlı kalan ve karaciğerde ciddi bir hasarın oluşmadığı ‘basit yağlanma’ ile yağlanmaya ek olarak iltihaplanmanın da eşlik ettiği ve non-alkoli steatohepatit (NASH) adı verilen iki gruba ayrılıyor. Hastaların yüzde 20’sinde iltihaplanmayla seyreden non-alkoli steatohepatit tespit ediliyor. Karaciğerdeki iltihaplanma zamanında tedavi edilmezse, ‘fibrozis’ olarak adlandırılan skarlaşma, bir başka deyişle sertlik oluşabiliyor. Fibrozise eşlik eden NASH grubunun, yani ek olarak iltihaplanmanın da eşlik ettiği grubun yüzde 10’unda, 10 yılda karaciğer sirozu, daha da kötüsü karaciğer kanseri ile karaciğer yetmezliğine kadar ilerleyebilen ‘ileri evre siroz’ gelişebiliyor.

Genellikle tesadüfen tespit ediliyor

Karaciğer yağlanmasında alkol tüketimi önemli bir risk faktörü olsa da, her yağlanma bu sebeple oluşmuyor. Bu nedenle yağlanma ‘alkole bağı karaciğer yağlanması’ ve ‘alkole bağlı olmayan karaciğer yağlanması’ olarak iki gruba ayrılıyor. Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Oya Yönal, ‘alkole bağlı olmayan’ karaciğer yağlanmasının çoğunlukla uzun yıllar hiçbir belirti vermeden sinsice ilerlediği uyarısında bulunarak, “Karaciğer yağlanması nadiren karın bölgesinin sağ üst tarafında hafif ağrı ve halsizlik yapabiliyor. Bu nedenle genellikle başka bir hastalık nedeniyle yapılan ultrason, laboratuvar tetkikleri, tomografi ve manyetik rezonans (MR) yöntemleriyle tesadüfen tespit ediliyor” diyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Erken tanı sirozu önlüyor!

Karaciğerde yağlanma tanısı konulduğunda karaciğerde hasar olup olmadığı, varsa derecesini değerlendirebilmek için karaciğerde oluşan sertliğin (fibrozis) derecesini değerlendirmek çok önemli. Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Oya Yönal, “Fibrozis erken dönemde tespit edilirse, yaşam alışkanlıklarında yapılan düzenlemeler, ilaç tedavisi ve tüketiliyorsa alkolün kısıtlanmasıyla hastalığın siroza gidişi önlenebiliyor” diyor. Ancak kan tahlilleri ve ultrason ile MR gibi görüntüleme yöntemleri ‘fibrozis’ tanısında yardımcı olamıyor. Bu nedenle karaciğerde oluşan hasar, altın standart olarak kabul edilen karaciğer biyopsisi ile tespit ediliyor. Ancak karaciğer biyopsisi kanama, ağrı, safra yolu zedelenmesi gibi bazı riskler taşıdığı ve belli bir süre hastane yatışı gerektirdiği için sınırlı gerekçelerle uygulanıyor.

Fibroscan ile hasar mercek altında

Günümüzde karaciğer hasarının belirlenmesinde ve oluşan sertliğin (fibrozis) derecesini ölçmede biyopsi yerine artık sıklıkla ultrason dalgaları kullanarak ölçüm yapan “fibroscan” yöntemi tercih ediliyor. Fibroscan ile vücuda herhangi bir girişim uygulanmadan gönderilen ultrason dalgaları yardımıyla karaciğerde biriken yağ miktarı sayısal olarak ölçülebiliyor. Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Oya Yönal, bu ölçümler ile karaciğer biyopsisine göre yaklaşık 100 kat daha büyük bir karaciğer alanının değerlendirildiğini belirterek, “Tüm bunlar sayesinde karaciğerde oluşan hasar detaylı bir şekilde tespit edilebiliyor” diyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Tedavinin takibinde bilgi veriyor

Fibroscan yönteminde hastanın en az 3 saat aç kalması dışında herhangi bir hazırlığa gerek duyulmuyor. İşlem, hasta sırtüstü yatarken sağ tarafından ve kaburgaların arasından yapılıyor. Fibroscan için geliştirilen özel problar bu bölgelerde cilt üzerine yerleştirilerek, ölçümler yapılıyor. Ölçümlerin doğruluğu hem doktor hem cihazın üzerindeki yazılım tarafından kontrol ediliyor. Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Oya Yönal, yaklaşık 5-10 dakika süren işlem sırasında hastanın hiçbir ağrı hissetmediğini vurgulayarak, “Girişimsel bir işlem olmadığı için hiçbir yan etkisi de olmuyor. Fibroscan yönteminin bir başka önemli özelliği ise kolay uygulanabilir ve tekrarlanabilir olması nedeniyle sadece tanı koymak için değil, hastalığın takibinde ve tedavi etkinliğinin değerlendirilmesinde de kullanılabilmesi” diye anlatıyor. İleri yaş, diyabet ve obezite gibi ciddi risk faktörlerine sahip hastalarda karaciğerde fibrozis riski daha fazla olduğu için ihtiyaç halinde biyopsi yöntemine de başvuruluyor.

Tedavide 3 önemli kural!

Erken dönemde tespit edildiğinde karaciğer yağlanmasının tedavisinde oldukça başarılı sonuçlar elde ediliyor. Prof. Dr. Oya Yönal, “İdeal kiloya ulaşmak, düzenli egzersiz yapmak ve alkol tüketiminden kaçınmak tedavide kilit rol üstleniyor” diyor. Karaciğer yağlanmasında öncelikle fazla kiloların verilmesi gerektiğini belirten Prof. Dr. Oya Yönal, şöyle devam ediyor: “İdeal kiloya ulaşmak ve yağlanmanın önüne geçmek için beslenme alışkanlıkları değiştirilmeli. Sebze ve balıktan zengin, kırmızı etten fakir, şeker ile unlu gıdalardan uzak, zeytinyağı ve tahıl ürünlerini içeren Akdeniz beslenme modeliyle beslenilmeli. Mümkünse her gün 30 dakika tempolu yürüyüş yapılmalı. Ayrıca karaciğerin en büyük düşmanı olan alkol tüketiminden kaçınılmalı. Bunların yanı sıra insülin direnci, diyabet ve hiperlipidemi varsa, bu sorunlara yönelik uygulanan ilaçlar da tedavide büyük önem taşıyor. İhtiyaç halinde silmarin, karaciğeri koruyan A ve E vitaminleri veya selenyum takviyesi de tedaviye eklenebiliyor. Ayrıca kahve tüketimi karaciğer yağlanmasını, fibrozis ile siroz riskini ve karaciğer kanserini geriletiyor. Günde 3 fincan kahvenin karaciğerde olumlu etkileri vardır.”

Emzirmede bu hatalara düşmeyin!

Emzirmede bu hatalara düşmeyin!

“Sütüm yetmiyor mu!”, “Bebeğim aç mı kalacak!”, “Acaba yeterince sütüm var mı?”… Bu ve benzeri sorular çiçeği burnunda annelerin en sık dile getirdikleri endişeler arasında yer alıyor. Eşsiz özelliğe sahip anne sütünden yavrusunu mahrum etmek istemeyen anneler, kimi zaman da gereksiz bir ümitsizliğe kapılabiliyor. Acıbadem Fulya Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Demet Matben “Anne sütü bebeğinize verebileceğiniz en değerli armağandır. Bebeğinizi kucağınıza ilk aldığınız andan itibaren fiziksel, ruhsal ve duygusal gelişimi, bağışıklığı için gerekli olan koruyucu ve güçlendirici tüm unsurlar anne sütünde bulunur. Anne ve bebeğin arasındaki bağın oluşması ve güçlenmesinin temel unsuru emzirmedir. ‘Sütüm yetmiyor’ diyerek endişeye kapılmaya gerek yok. Çünkü çoğunlukla hem anne sütünü artırmak hem de anne sütünün kalitesini yükseltmek mümkün olabiliyor.” diyor. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Demet Matben, bol ve kaliteli anne sütü için 8 altın ipucu verdi, emzirmede yapılan yanlışlara karşı önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Acıbadem Fulya Hastanesi

Dr. Demet Matben 

Bebeğinizi sık sık emzirin

Bebek doğar doğmaz ilk yarım saat içinde bebeğinizi emzirin. Emzirmeyi belli saat aralıklarına sabitlemeyin, aksine bebek ne zaman isterse emzirin. Ancak ‘bebeğim uyuyor’ ya da ‘emmek istemiyor’ diyerek emzirmeyi ihmal etmeyin. Yenidoğan döneminde emzirme aralıklarının üç saatten fazla olmaması gerekiyor.

Her iki göğsünüzden emzirin 

Bebeğinizi her iki göğsünüzden emzirin. Tek taraflı emzirme zamanla diğer tarafta sütün azalmasına neden olur. Göğüslerin emzirilerek boşaltılması süt üretimini artırır. Beslenme sonrası veya bebeğin emmediği göğsü özellikle pompa ile boşaltmak da süt artışını sağlar.

Stresi kontrol etmeyi öğrenin

Bebekli bir yaşama adapte olmak kimileri için ilk başlarda kolay olmayabilir ancak mümkün olduğu kadar stresten uzak durun. Stresin azı tehlikelere karşı önlem almak için faydalı olurken, aşırı stres ise hem size hem de bebeğinize zarar verebileceğinden stresi yönetmeyi öğrenin. Bebeğinizi emzirirken keyif aldığınız bir müzik dinleyerek, huzurlu ve sakin bir ortamda emzirin.

Doğru teknikle emzirin 

Emzirme esnasında bebeğinizin ağzının açık olduğundan ve özellikle memenin areola denilen kahverengi kısmını da ağzına alarak emdiğinden emin olun. Emzirme esnasında ağrı hissetmeniz, bebeğin ağzını şapırdatması veya sadece meme ucunu ağzına alması doğru olmayan emzirme yöntemidir. Bu yanlışlar bebeğin yeterince beslenememesine ve göğüste süt birikimine, meme iltihabına neden olabilir. Ayrıca emzirirken süt gelsin diye memeye makas hareketi yapmak, süt kanallarınızın tıkanmasına yol açabilir. Memenizi alttan ve üstten yanda C harfi oluşacak şekilde hafifçe sıkarak emzirmelisiniz.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Uykusuz kalmayın

Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Demet Matben “Yapılan bilimsel çalışmalar, anne sütünü arttıran en önemli faktörlerden birinin; annenin uykusunu iyi alması olduğunu ortaya koyuyor. Özellikle yenidoğan döneminde annenin yeterli ve kaliteli uyuması mümkün olamayabiliyor ancak fırsat buldukça uyumaya ve dinlenmeye zaman ayırın.” diyor.

Bol su için

Günde en az 8 bardak, özellikle emzirme sonrası su tüketin ve sıvı ihtiyacınızı karşılayın. Ayrıca doktorunuzun önermesi şartıyla süt artırıcı içecekleri de tüketebilirsiniz. Sütünüzü artırabilmek amacıyla kulaktan dolma bilgilerle, doktorun bilgisi olmadan çeşitli ‘bitkisel’ adıyla satılan takviye ürünleri bilinçsizce kullanmayın. Zira hem size hem de anne sütü yoluyla geçerek bebeğinize de zarar verebilir.

Sağlıklı ve düzenli beslenin

Dengeli ve sağlıklı besinler ile öğünlerinizi düzenleyin; üç ana, üç ara öğün şeklinde beslenin. Bitkisel ve hayvansal proteinler, baklagiller, mevsime uygun meyve ve sebzeler, kalsiyum, folik asit içeren yiyecekler mutlaka beslenmenizde yer almalı ve dengeli, yeterli ölçüde tüketilmeli. Şekerli gıdaların süt artımına hiçbir katkısı yoktur, şekeri günlük meyve ve kuru meyvelerden belli miktarda yiyerek alabilirsiniz. Bu nedenle sütünüzün artması amacıyla şekerli gıdalar ya da hazır şekerli içecekleri tüketme yanlışına düşmeyin. Emzirme sürecinde diyet ve aşırı spor yapmayın. Hafif bir yürüyüş günlük aktiviteniz için yeterli olacaktır.

Gece emzirin ya da süt pompalayın

Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Demet Matben “Bebeğinizi emzirirken acele etmeyin, sakin davranın. Meme bezlerinden süt salgısını uyaran prolaktin hormonu geceleri daha fazla salgılandığından, geceleri emzirme veya gece süt pompalama sütünüzü artırmaya fayda sağlar.” diyor.

Çocuklarda anne bağımlılığına karşı 7 altın öneri!

Çocuklarda anne bağımlılığına karşı 7 altın öneri!

“Çocuğum bana yapışık”, “Bir dakika ayrılamıyoruz, hiçbir yere gitmeme izin vermiyor”, “Okula bırakmak bir dert; ağlıyor, gitmek istemiyor”, “Parkta oynarken bile beni yanında istiyor”… Eğer siz de sık sık bu cümleleri sarf ediyorsanız, dikkat! Bu yakınmalarınız çocuğunuzun size ‘bağlı’ olmaktan ziyade ‘bağımlı’ olduğunu gösteriyor!

Tüm dünyayı etkisi altına alan Covid-19 pandemisi hemen her ailenin yaşam düzeninde köklü değişimlere sebep oldu. Evler birer işyeri ve okul, ebeveynler de öğretmen oldu. Aile bireylerinin birbirleriyle geçirdikleri zamanın çokça artması hem pozitif hem negatif birçok sonucu da beraberinde getirdi. Çocukların okuldan, sosyal ortamlardan uzak kalmaları, akran sosyalleşmesinin ortadan kalkması, tüm bu ihtiyaçların giderilmesi görevini anne babalara vermiş oldu. Bununla birlikte çocukların anne babalarına olan bağlılık ve talepleri de çok daha arttı. Hatta bazı çocuklarda bu durum daha da ileriye gidip, çocuğun bireysellik gelişiminde ve okul hayatında ciddi sorunlar oluşturabilen önemli bir tabloya yol açtı; anneye bağımlılık! Dikkat! Ruhsal ve bilişsel gelişimlerinde önemli sorunlara neden olabilen ‘anneye bağımlılık’ çocuklarda aynı zamanda okul fobisine de yol açabiliyor!

Pause Sağlık, Pause Dergi

Uzman Psikolog Sena Sivri

 Nedeni genelde ‘ebeveynler’ oluyor!

Çocuklar sosyalleşme becerilerini ilk 3 yaşta kazanıyorlar. Bu döneme kadar çocuk bir yandan temel ihtiyaçları nedeniyle anneye bağımlı halde yaşamaya devam ederken, bir yandan da anneden ayrışmaya çalışıyor. Acıbadem Fulya Hastanesi Uzman Psikolog Sena Sivri, çocuk yaşının gerektirdiği beceri ve yetileri kazandıkça bu bağımlılık halinin azaldığını belirterek, “Gelişiminin ilerleyen dönemlerinde bağımlılığın yerini bağlılığın alması bekleniyor. Ancak bu süreç bazı çocuklarda olması gerektiği şekilde gerçekleşmiyor ve çocuklar anneye bağımlı olmaya devam ediyorlar. Çocuklar psikososyal gelişimleri doğrultusunda ayrışmaya, bireyselliklerini ilan etmeye hazırlar aslında. Dolayısıyla anneye bağımlı olmak genelde ebeveyn tutumlarıyla ilişkili oluyor” diyor.

Aşırı kaygılı, koruyucu ve kısıtlayıcı davranmayın!

Çocuğun anneye bağımlı olmasında pek çok etken rol oynuyor. Uzman Psikolog Sena Sivri, özellikle pandemi sürecinde, ebeveynlerin yaşadıkları kaygı duygusunu yönetmede çektikleri güçlüğe bağlı olarak çocuklarına karşı aşırı kaygılı, koruyucu ve kısıtlayıcı bir tutum sergiledikleri uyarısında bulunarak, şöyle devam ediyor: “Ebeveynler çoğu zaman bu tip davranışlarıyla çocuğun gelişimini engellediklerinin farkına varmıyorlar. Örneğin ‘Okulda kalabalığa karışma, hastalık kaparsın’ şeklinde cümleler kurulması, sorumluğu altında olan bir şeyin onun yerine tamamlanması, kendi başına bir şeyler yapmasına izin verilmemesi, özgüvenini destekleyici eylem ve söylemlerde bulunulmaması, çocuğun anneye bağımlı olmasında kilit role sahip. Bağımlılığın devamını önleyecek olan en etkili kurallar ise çocuğun gelişen yetileri doğrultusunda yapabileceklerine izin vermek, onu onaylamak ve güven duymasını sağlamaktır” diyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Dikkat! Okul fobisi gelişebiliyor!

Anneye bağımlı olan çocukta özgüven eksikliği ve bunun sonucunda okul fobisi başlayabiliyor. Okulda uyum sorunları, arkadaş ilişkilerinde problemler, çekingenlik, utangaçlık ve zorlandığında hırçın davranışlar görülebiliyor. Uzman Psikolog Sena Sivri bağımlılığın geliştiği durumlarda çocuğun okula adaptasyon sorunlarının uzun sürdüğünü vurgulayarak, “Bu durumda çocuklar okula gitmek istemez, annelerine sarılıp ayrılmazlar, hırçınlaşırlar, ağlarlar, öğretmene ve okuldaki herkese karşı çekinik, kaçıngan, yer yer hırçın tutumlar sergilerler. Okuldaki etkinliklere katılmaz, tepki verirler. Anneleri hep yanlarında dursun, gitmesin isterler. Tüm bunlar da hem okula uyum sürecini uzatıyor, hem de eğitimlerinin, bilişsel, sosyal ve duygusal gelişimlerinin geride kalmasına sebep oluyor” bilgisini veriyor.

Çocuğunuz size bağımlı m?

Aşağıda yer alan sorunlar anne bağımlılığına işaret edebiliyor. Bu belirtiler varsa, zaman kaybetmeden bir hekime başvurmanız çok önemli!

  • Tek başına yapabileceği şeyler için bile destek bekliyorsa,
  • Siz yanında yokken huysuz, hırçın ve uyumsuz oluyorsa,
  • Topluluk içinde zorluk çekiyorsa,
  • Sosyalleşmede sorun yaşıyorsa,
  • Bağımsız olarak bir şey yapamıyorsa,
  • Her karar verme sürecinde destek bekliyorsa,
  • Okula gitmek istemiyorsa,
  • Ödevlerini tek başına yapamıyorsa,
  • Grup içinde uyum sağlayamıyorsa, çocuğunuz size bağımlı olabilir.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Anne bağımlılığına karşı 7 altın öneri

Psikolog Sena Sivri anne bağımlılığına karşı ebeveynlerin alabilecekleri önlemleri şöyle sıralıyor:

  • Çocukların ayrışmaya dair en büyük korkuları terk edilmekle ilgili oluyor. Pandemi sürecinde de sürekli anneyle beraber olan çocuklar, kreşe, okula veya bakıcısına giderken ilk olarak terkedilmekten korkuyor ve tepkilerini bu doğrultuda veriyorlar. Çocuğunuza onu terk etmediğinizi net olarak anlatmalı, güvence vermelisiniz.
  • Karşılıklı iletişimi geliştiren ve çocuğunuzun duygusal gelişimine katkıda bulunacak olan aktiviteler yapmayı alışkanlık haline getirin.
  • Çocukta gelişen kaygılar genelde ebeveyne ait kaygılar oluyor. Ebeveyn olarak kendi kaygınızın farkında olmalı ve bunu yönetebilmelisiniz. Aşırı kaygılı, korumacı ebeveyn tutumundan uzak durun.
  • Çocuğun sorumluluğu altında olan şeyleri onun yerine tamamlamayın. Gelişen yetileri doğrultusunda kendi başına bir şeyler yapmasına izin verin ve onu teşvik edin.
  • Özgüvenini destekleyici, şevk verici, motive edici söylemlerde bulunun, “bırak senin yerine ben yaparım”, “onu sen yapma, aman bir şey olur” gibi korkutucu, çocuğu geri tutan söylemlerden kaçının.
  • Anne sakin kalamadığında çocuğun yaşadığı kriz daha uzun sürüyor. Ayrılmanız gereken anlarında çocuğunuzun verdiği tepkilere karşı soğukkanlı durun, kontrolü elinizde tutun.
  • Sabırlı olmanız, bu ayrışma sürecine zaman tanımanız, geri adım atmamanız, baş edemediğinizi hissettiğinizde uzman desteği almanız da bağımlı bir ilişkiyi önlemede son derece önemli role sahip.

Tansiyon normal değerlere ulaşınca ilacı bırakmak doğru mu?

Tansiyon normal değerlere ulaşınca ilacı bırakmak doğru mu?

Hipertansiyon, damarlarımızdaki kan basıncının istirahatte, fiziksel ve psikolojik stresin olmadığı koşullarda 130/80 mmHg değerinin üzerinde olması olarak tanımlanıyor. Ülkemizde yapılan Türk Hipertansiyon Prevalans çalışmasında; 18 yaş üstü kişilerin yüzde 31’inde ‘hipertansiyon’ tespit edilmiş. Yani, ülkemizde her 3 kişiden biri, hipertansiyon hastası! Uzun yıllar hiçbir belirti vermediği için ‘sinsi hastalık’ olarak nitelendirilen hipertansiyon; kalp krizi, kalp yetmezliği, felç, böbrek yetmezliği  ve periferik damar hastalığı için majör risk faktörünü oluşturuyor. Şikayet oluşturmasa bile yüksek kan basıncını tedavi etmek ise kalp damar hastalığına bağlı ölümleri azaltırken, diğer hastalıkların da oluşmasını önleyebiliyor. Ancak toplumda hipertansiyona yönelik yayılan bilgi kirliliği erken tanı konulmasını ve tedaviden başarılı sonuç alınmasını engelleyebiliyor.   

 Acıbadem Fulya Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Bekir Sıtkı Cebeci, bu nedenle hiçbir yakınması olmasa bile herkesin 18 yaşından itibaren iki yılda bir, 40 yaşından sonra veya 18-40  yaş arasında olup hipertansiyon yönünden yüksek risk taşıyor ise yılda birkaç kez tansiyonunu ölçtürmeleri ve hipertansiyon tanısı konulduğunda hekime danışmadan ‘kan basıncım ideal değerlere düştü’ diyerek ilaçlarını asla bırakmamaları gerektiğine dikkat çekerek, “Bazı özel durumlar dışında, hipertansiyon tedavisi hayat boyu devam ediyor. Tansiyonunuz normal değerlere ulaştıktan sonra tedaviyi bırakmanız kan basıncının tekrar yükselmesine yol açacaktır.  Bu yüzden tedavinizle ilgili her konuyu mutlaka doktorunuza danışın”  diyorKardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Bekir Sıtkı Cebeci toplumda hipertansiyon hakkında doğru sanılan 10 hatalı bilgiyi ve doğrularını anlattı; önemli öneriler ile uyarılarda bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Prof. Dr. Bekir Sıtkı Cebeci

YANLIŞ! Tansiyonum yüksek ama bende herhangi bir şikayet oluşturmuyor, gereksiz yere ilaç almayayım

Doğrusu: ”Herhangi bir şikayet oluşturmadığı için hekimin önerdiği ilaçları kullanmamak, sağlık açısından yapılabilecek en büyük yanlışlardan biridir” uyarısında bulunan Prof. Dr. Bekir Sıtkı Cebeci, şöyle devam ediyor: “Hiçbir yakınmanız olmasa bile yüksek kan basıncı; damarlarınıza, kalp, böbrek ve beyin gibi organlarınıza zarar veriyor. Hastalığın sessiz dönemi sonlanıp yakınmalar başladıktan sonra oluşan hasarları düzeltmek ise mümkün olmayabiliyor. Bu nedenle şikayet oluşturup oluşturmamasına bakılmaksızın hipertansiyon mutlaka tedavi edilmelidir”

YANLIŞ! Tansiyon ilacımı uzun zamandır kullanıyorum, alışkanlık yapmıştır, değiştirmeliyim

Doğrusu: Hipertansiyon tedavisinde önemli olan, kullandığınız ilacın tansiyonunuzu kontrol etmesi ve herhangi bir yan etki oluşturmamasıdır. Kan basıncınızı kontrol altına alıyorsa ve yan etkisi yoksa, uzun süredir kullanıyor olmanız ilacı değiştirmeniz için bir gerekçe oluşturmaz. İlaca bağlı yan etki veya o ilacı kullanmanızı engelleyen başka bir hastalığın oluşması durumunda doktorunuz gerekli değişikliği yapacaktır.

YANLIŞ! Tansiyonumun çıktığını hissediyorum, onun için ölçmüyorum

Doğrusu: Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Bekir Sıtkı Cebeci, kan basıncı yükseldiğinde hastalarda genellikle baş-ense ağrısı, başta dolgunluk ve basınç hissi, kulaklarda basınç ile yüzde kızarma gibi belirtiler gelişebildiğini söyleyerek, “Ancak bir gurup hastada yüksek kan basıncı değerlerine rağmen hiçbir şikayet oluşmaz. Yakınmaların oluştuğu kan basıncı değeri de kişiden kişiye farklılık gösterebiliyor. Bu nedenlerden dolayı hipertansiyon hastaları mutlaka kan basıncı ölçümü ile tedavilerini takip etmeliler” diyor.  Dolayısıyla kan basıncı normal seviyeye ulaşıncaya dek daha sık, örneğin günde 2-3 kez, normalleştikten sonra da birkaç günde bir tansiyonu ölçmek gerekiyor. Bunun yanı sıra herhangi bir sorun hissetmeniz durumunda da kan basıncınızı kontrol etmeyi ihmal etmeyin.

Pause Sağlık, Pause Dergi

YANLIŞ! Tansiyonum normal değere ulaştı, artık ilacı bırakabilirim

Doğrusu: Hipertansiyon tedavisi bazı özel durumlar dışında, hayat boyu devam ediyor. Tansiyonunuz normal değere ulaştıktan sonra tedaviyi bırakmanız tekrar yükselmesine neden oluyor. Bu yüzden ilacınızı kesinlikle bırakmayın. Tedavinizle ilgili her karar doktorunuz tarafından verilmeli.

YANLIŞ! Tansiyonum yükselince beyin kanaması geçiririm, onun için hemen tansiyonumu düşürmeliyim. Limonlu su içip, beyin kanamasını önlemek için kafamı soğuk suya sokmalıyım

Doğrusu:  Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Bekir Sıtkı Cebeci tansiyona bağlı beyin kanamasının toplumdaki yaygın inanışın aksine düşük oranlarda geliştiğini söyleyerek, “Bu durumda bile kan basıncını ani değil, kontrollü düşürüyoruz. Limonlu su içmek, soğuk duş almak ve başı yıkamak sonuca etkisi olmayan gereksiz yaklaşımlardır. Psişik rahatlatıcı etki ile tansiyonu bir miktar düşürebilir, ancak tedavi edici etki oluşturmaz” diyor.

YANLIŞ! Tansiyonumu düzenli ölçtüğümde ara sıra yüksek değerde çıkıyor, bu nedenle hemen ilave ilaç almalıyım

Doğrusu: Tansiyon değeri her yüksek çıktığında ilave ilaç almak gerekmez. Prof. Dr. Bekir Sıtkı Cebeci, tansiyonun acil düşürülmesi gereken tabloları ‘hipertansif aciller’ başlığı altında topladıklarını vurgulayarak, şöyle devam ediyor: “Tansiyon yüksekliği ile birlikte gelişen göğüs ağrısı, nefes darlığı, felç-inme ve ciddi burun kanaması gibi acil durumlarda, acil servis ve yoğun bakımlarda kan basıncını kontrollü şekilde düşürüyoruz. Bunun için genellikle damar yolu ile ilaç uyguluyoruz. Ciddi şikayetin olmadığı yüksekliklerde panik ve endişe etmek gerekmiyor. Biraz dinlendikten ve sakinleştikten 3-5 dakika sonra ikinci, gerekirse üçüncü bir ölçüm alıp, tansiyon değeri düşüyor ise müdahale etmeden izleyip değerleri kayıt altına alın. Kontrollerde tansiyon değerlerinizi doktorunuzla paylaşın. Doktorunuz tedavinizi yetersiz görürse ilaç ve  doz düzenlemesi yapacaktır. Tansiyon yüksekliğine baş ağrısı, uyuşma ve huzursuzluk hissi gibi şikayetler eşlik ediyorsa hekiminizin uygulayacağı ilaç tedavisiyle kan basıncınızı kontrol altına alabilirsiniz”

Pause Sağlık, Pause Dergi

YANLIŞ! Tansiyon ilacımı alıyorum, ayrıca diyet – egzersiz yapmam gerekmiyor

Doğrusu: Hipertansiyonda ilaç tedavisinin yanında ilaç dışı önlemler de çok önem taşıyor. Tüm hipertansiyonlu hastalarda ideal kiloya göre düzenlenmiş Akdeniz tipi sağlıklı diyet (sebze, meyve, kuru baklagil, tavuk ile balık gibi beyaz et içeren, sıvı yağ tercih edilen, katı ve trans yağ olmayan, rafine karbonhidratı ve tuz içeriği kısıtlanmış < 1,5 gr/gün) ve haftanın çoklu günlerini kapsayan egzersiz öneriliyor.  Sigara kullanmamak,  alkolü  (kullanıcılar için) sınır değerler içerisinde tüketmek tavsiye ediliyor.  Potasyum içeriği yüksek gıdaların kullanımı destekleniyor. Stres azaltıcı önlemler ve uyku hijyeni de tansiyon kontrolünde önem taşıyor.

 YANLIŞ! Hipertansiyon hastasıyım ve ilaç kullanıyorum. Romatizmal ağrı kesicileri, grip için akıntı-sekresyon giderici ilaçları rahatça kullanabilirim. 

Doğrusu: Romatizmal ağrı kesicilerin, grip için akıntı – sekresyon giderici ilaçların kullanımı tansiyon değerini yükseltiyor.  Dolayısıyla kontrolsüz ilaç kullanmayın. Yeni ilaç kullanmanız gerekiyorsa, doktorunuza mutlaka yüksek tansiyon için kullandığınız ilaçları söyleyin.

YANLIŞ! Hipertansiyon orta-ileri yaş hastalığıdır. Çocuklarda yüksek tansiyon olmaz

Doğrusu: Esansiyel hipertansiyon diye adlandırılan ve tansiyonun yaklaşık yüzde 90’ını oluşturan kan basıncı yüksekliği genetik geçiş özelliğine göre orta ve ileri yaşta ortaya çıksa da, çocuklarda hatta yeni doğanda da (sekonder nedenli) görülebiliyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

YANLIŞ! Covid -19 virüsüne bağlı sorun yaşamamak için tansiyon ilacımı değiştirdim

Doğrusu:  Covid -19 virüsü hücre içine ACE reseptörüne bağlanarak girdiği ve ACEI denilen, hipertansiyonda yaygın olarak kullanılan tansiyon ilaçlarının bu reseptör sayısını arttırarak virüsün hücre içine girişini kolaylaştırabileceği ve virüs yükünün artacağı yönünde tıp dünyasında kuşkular vardı. Ancak bu kaygılar, hipertansiyon ile ilişkili derneklerin ve kardiyoloji derneklerinin tedavilerin aynı şekilde sürdürülmesi yönünde görüş bildirmeleri ve bu konuda yapılan çalışmaların sonuçlarının yayınlanmasından sonra ortadan kalktı.  Dolayısıyla tansiyon ilacınızı değiştirmeniz gerekmiyor.