Yazılar

Bu hastalık okul başarısını etkiliyor!

Bu hastalık okul başarısını etkiliyor!

Havaların soğumaya başladığı sonbaharla birlikte çocuklarda alerjik hastalıklar da artış gösteriyor. Ancak alerjik şikayetlerin üst solunum yolu enfeksiyonları ile karışabilmesi tanı ve tedavinin gecikmesine yol açabiliyor. Acıbadem Maslak Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları, Çocuk Alerji Uzmanı Prof. Dr. Gülbin Bingöl “Sonbaharda artış gösteren alerji çocuğun hayat kalitesini olumsuz etkiliyor, okul başarısını düşürüyor. Ebeveynlerin alerjik şikayetlere karşı dikkatli olmaları ve bu yakınmaları ‘nezle ve griptendir’ diye düşünmeyip mutlaka hekime başvurmaları gerekir.” diyor. Prof. Dr. Gülbin Bingöl sonbaharda artış gösteren alerjiye karşı çocuklarda alınması gereken 7 etkili önlemi anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Sıcaklıkların azalmaya başladığı, güneşin yerini bulutlu ve yağışlı havaya bıraktığı sonbaharla birlikte ağaçlar yapraklarını döküyor, doğa mevsime özgü güzelliğiyle büyülüyor. Ancak bu değişim zamanı özellikle çocuklu aileler için zorlu bir süreci de beraberinde getiriyor. Acıbadem Maslak Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları, Çocuk Alerji Uzmanı Prof. Dr. Gülbin Bingöl, genelde rüzgarla birlikte etrafa yayılarak kilometrelerce uzaklara taşınan ve yoğun olarak havada bulunan yabani ot ve nezle otu gibi bazı polenlerin alerjik şikayetleri artırdığını belirterek “Çocuk eğer alerjik bir bünyeye sahipse, çıplak gözle görülemeyecek kadar küçük olan bu polen taneciklerini havayolu ile soluduğunda alerjik şikayetler tetiklenerek burun akıntısı, burun tıkanıklığı, hapşırma, öksürük ve gözlerde kızarıklık gibi birçok şikayete yol açıyor. Bu şikayetler nezle ve grip gibi üst solunum yolu hastalıkları ile karışabildiğinden tanı ve tedavide gecikmeye neden olabiliyor.” diyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Prof. Dr. Gülbin Bingöl

Okuldaki risklere dikkat!

Sonbaharda havaların soğuması, okulların açılması ve kapalı mekanlarda geçirilen zamanın artmasıyla üst solunum yolu enfeksiyonlarında da artış olduğunu, enfeksiyonların kolayca bulaş imkanı bulduğunu belirten Prof. Dr. Gülbin Bingöl, enfeksiyonların da alerjik bulguları tetikleyebildiğine dikkat çekerek şöyle konuşuyor: “Kapalı ortamlarda virüslerin kolayca bulaşmaları nedeniyle oldukça sık görülen üst solunum yolu enfeksiyonları, alerjik bünyesi olan çocuklarda daha ağır seyrediyor. Hapşırma, burun akıntısı, burun tıkanıklığı, genizde kaşıntı hissi, gözlerde kızarıklık ve sulanma, özellikle düzelmeyen ve geceleri artan kuru öksürük, göğüste hışıltı ve nefes darlığı gibi şikayetler hem çocuğun yaşam kalitesini düşürüyor hem de okul performansını olumsuz etkiliyor, okulda gün kaybına yol açabiliyor.”

Tanı ve tedavide gecikilmemeli!

Son yıllarda alerjik hastalıkların giderek yaygınlaştığını, ebeveynlerin çocuklarındaki alerjik belirtiler karşısında en kısa sürede hekime başvurmaları gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Gülbin Bingöl, hastalığın doğru tanı ve tedavisinin hem çocuğun hastalığını kontrol altına alarak rahatlatmada hem de gereksiz ilaç kullanımını önlemede çok büyük önem taşıdığını söylüyor. Çocuklarda alerjik öksürüklerin yüzde 80’inin alerjik astım olduğuna işaret eden Prof. Dr. Gülbin Bingöl “Alerjide erken tanı ve tedavi, ileride gelişecek kronik astım ile KOAH gibi çok daha tehlikeli hastalıkların, havayollarında oluşabilecek kalıcı hasarın önlenmesinde kritik rol oynuyor.” diyor.

 

Pause Sağlık, Pause Dergi

Çocuklarda sonbahar alerjisine karşı etkili önlemler!

Çocuk Alerji Uzmanı Prof. Dr. Gülbin Bingöl, alerjik etkenlerden korunarak şikayetlerin büyük ölçüde azaltılabileceğini belirterek, etkili önlemleri şöyle sıralıyor:

  • Burun, dudak ve göz çevresine ince bir tabaka vazelin sürerek polenlerin vücuda girişini engelleyebilirsiniz.
  • Çocuklarınızı ellerini sık yıkamaları ve gün içerisinde ellerini yüzüne sürmemeleri, arkadaşlarıyla sosyal mesafeye dikkat etmeleri konusunda bilgilendirin.
  • Soğuk havalarda evde kullanacağınız ısıtıcılar odanın nem oranını düşürüp havayı kurutabileceğinden odayı düzenli aralıklarla havalandırın.
  • Çocuğunuzun uyuduğu odada çok fazla eşya bulundurmayın. Çiçek, oyuncak, battaniye, halı gibi eşyalardan da uzak tutun.
  • Çocuğunuza yünlü ve tüylü giyseler giydirmeyin.
  • Çocuğunuzun nevresimini en az 60 derecede yıkayın.
  • Çamaşırları çocuğunuzun yanında kurutmayın, boş olan bir odada kurutun.

Çocuklarda bu şikayetler alerjiden olabilir!

  • Burun akıntısı, burun tıkanıklığı, burun yanması ve burun kaşıntısı
  • Hapşırma
  • Gözlerde kızarıklık, yanma, sulanma
  • Gözaltlarında mavimsi ve mor renkli görünüm
  • Geniz akıntısı
  • Öksürük, hırıltı, nefes darlığı
  • Uykuda terleme

Hipertansiyonu tetikleyen alışkanlıklar neler?

Hipertansiyonu tetikleyen alışkanlıklar neler?

Ülkemizde her 3 erişkinden 1’inde görülen hipertansiyon, tüm dünyada önemli bir sağlık sorunu olmaya devam ediyor. Dünya Sağlık Örgütü’ne göre; dünyada yaklaşık 1.3 milyar hipertansiyon hastası var ve her yıl yaklaşık 10 milyon kişi de yüksek kan basıncı nedeniyle gelişen hastalıklar sonucu yaşamını yitiriyor. Bunun nedeni ise hipertansiyonun; kalp krizi, kalp yetmezliği, ritim bozukluğu, bacak damarlarının tıkanması, böbrek yetmezliği, beyin kanaması, inme ve körlük gibi ciddi hastalıkların önde gelen nedenlerinden biri olması. Üstelik hipertansiyon baş-ense ağrısı, baş dönmesi, bulanık görme, çarpıntı, kulaklarda basınç hissi ve burun kanaması gibi şikayetlere yol açabilse de çoğunlukla belirti vermediği için neredeyse her iki hastadan biri, kan basıncının yüksek olduğunu bilmiyor. Acıbadem Maslak Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Ertuğrul Zencirci, “Bazı hastaların hipertansiyon hastası oldukları ancak kalp krizi, kalp yetmezliği, ritim bozukluğu, böbrek yetmezliği, beyin kanaması ve inme gibi hastalıklara yakalandıklarında ortaya çıkıyor. Bu nedenle hipertansiyon ‘sessiz katil’ olarak nitelendiriliyor.” diyor.

Kalbimizden tüm vücuda taşınan kanın atardamar duvarına oluşturduğu basıncın 140/90 mmHg ve üzerinde olmasına, ‘hipertansiyon’  deniyor. Hastaların büyük çoğunluğunda yüksek tansiyon nedeni belli değilken, genetik yatkınlık ve çeşitli hastalıkların yanı sıra hatalı alışkanlıklarımızın da etkili olduğu vurgulanıyor. Peki hipertansiyona karşı neler yapmamız, nelerden kaçınmamız gerekiyor? Acıbadem Maslak Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Ertuğrul Zencirci, hipertansiyona neden olan hatalı alışkanlıklarımız anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Doç. Dr. Ertuğrul Zencirci

Hareketsiz bir yaşam sürmek

Azalmış fiziksel aktivite insülin direncinin artmasına, sempatik sinir sisteminin ve kan basıncı ile sıvı dengesini düzenleyen hormonal sistemin uyarılmasına, oksidatif strese, inflamasyona, damar fonksiyon bozukluğuna ve leptin hormonunun (yağ dokusundan salgılanan bir protein) etkisinin artmasına neden oluyor. Bunlarla beraber aynı zamanda kilo artışına da yol açarak kan basıncını yükseltiyor. Haftanın 5-7 günü, yaklaşık 30-60 dakika, orta düzeyde dinamik egzersiz yapmanız hipertansiyona karşı etkili oluyor.

Fazla kilo almak

“Günümüzde giderek yaygınlaşan fazla kilo ve obezite hastalığında yaşanan en önemli sağlık problemlerinden biri, hipertansiyondur.” uyarısında bulunan Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Ertuğrul Zencirci, sözlerine şöyle devam ediyor: “Fazla kilo ve obezite nedeniyle insulin  direnci ile leptin düzeyi artıyor, sempatik sinir sistemi ve kan basıncı ile sıvı dengesini düzenleyen hormonal sistem uyarılıyor, böbrekten sodyum atılmasını sağlayan protein düzeyi azalıyor ve karın içi yağlanma ile böbreğe bası etkisi oluşuyor. Tüm bunlar kalp hızını artırıp böbrekten sodyum ile sıvı atımını azaltarak ve periferik damar direncini yükselterek hipertansiyona neden oluyor. Hipertansiyondan korunmak için vücut kitle indeksi 20 – 25 kg/m2 ve bel çevresi erkekler için <94 cm ve kadınlar için <80 cm olmalıdır.”

Pause Sağlık, Pause Dergi

Yemekleri fazla tuzlu tüketmek

Paleolitik çağda günlük sodyum tüketimi yaklaşık 0.69 gram iken modern zamanda bu miktar 4.9 grama yükseldi. Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Ertuğrul Zencirci, az tuz alımına göre hareket eden ve genetik olarak ayarlanmış metabolizmamızın fazla tuz tüketimiyle başa çıkamaması sonucu hipertansiyon geliştiğini vurgulayarak, “Fazla sodyum sempatik sinir sisteminde ve kan basıncı ile sıvı dengesini düzenleyen hormonal sistemde sorun oluşturuyor, kan akımına karşı gelişen direnci artırıyor. Aynı zamanda vücudumuz bu fazla sodyumu böbrek yoluyla atmak için kan basıncını yükseltiyor. Bunun sonucunda da hipertansiyon gelişiyor.” diyor. Dolayısıyla günlük tuz tüketiminizin 5 gramın altında olmasına özen gösterin.

Alkol alışkanlığı edinmek

Fazla alkol tüketimi vücudumuzda sempatik sinir sistemini ve kan basıncı ile sıvı dengesini düzenleyen hormonal sistemi uyarıyor, ayrıca oksidatif strese ve inflamasyona sebep olarak damar fonksiyon bozukluğuna neden olabiliyor. Tüm bunların sonucunda da hipertansiyon gelişiyor. Uzmanlar alkol tüketiminin erkeklerde 14 üniteden, kadınlarda da 8 üniteden az olması gerektiğine dikkat çekiyorlar.

Sigara kullanmak

Sigara, sempatik sinir sistemini uyararak ve arter damar sertliğini artırarak kan basıncını yükseltiyor. Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Ertuğrul Zencirci, “Kalp ve damar hastalığının da önemli risk faktörlerinden biri olması nedeniyle hipertansif hastaların sigara içiminden vazgeçmeleri son derece önemlidir.” diyor.

Hatalı beslenmek

Sağlıksız beslenme oksidatif stresi, insulin direncini, bunların sonucunda da kan basıncını artırıyor. Temel olarak düşük yağ ve sodyum içeren, liften ve potasyumdan zengin gıdalar ise kan basıncını düşürüyor. Bu nedenle sebze, taze meyve, baklagiller, az yağlı süt ürünleri, kepekli tahıllar, balık ile doymamış yağ asitleri (zeytinyağı) gibi besinlerden zengin, kırımızı etten ve doymuş yağ asidinden ise fakir bir diyet alışkanlık edinilmeli.

Kadın kanserlerinde farkındalık hayat kurtarıyor! 

Kadın kanserlerinde farkındalık hayat kurtarıyor!

Ülkemizde meme kanserinden sonra kadınlarda en sık görülen jinekolojik kanserleri rahim, rahim ağzı ve yumurtalık kanseri oluşturuyor. Acıbadem Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Başkanı ve Acıbadem Maslak Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum, Jinekolojik Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Mete Güngör “Jinekolojik kanserler kadınlarda en sık görülen ilk 10 kanserden 3’ünü oluşturuyor. Bunlardan yumurtalık kanseri 5. sırada, rahim kanseri 7. sırada, rahim ağzı kanseri de 9. sırada yer alıyor. Bu kanserler arasında sadece rahim ağzı kanserinin etkili bir tarama programı bulunuyor. Yumurtalık kanseri son derece sinsi olduğundan genellikle tanı konulduğunda ileri evreye ulaşmış oluyor. Rahim kanseri ise genellikle menopoz sonrası kanama ile kendini gösterip, erken teşhis edildiğinde büyük bir kısmını tamamen tedavi edebiliriz. Yumurtalık ve rahim kanserinin etkili bir tarama programı olmasa da düzenli aralıklarla yapılacak jinekolojik muayenelerle hastalığın erken teşhisi ve tedavisi mümkün olabiliyor” diyor.

Kadın kanserleri konusunda toplumsal farkındalık olmadığı için, çoğunlukla kanserlere ileri evrede tanı konulduğunu, toplumda doğru bilinen bazı yanlışların da erken tanı imkanını ve tedaviyi olumsuz etkilediğini belirten Prof. Dr. Mete Güngör, Eylül-Jinekolojik Kanserler Farkındalık Ayı kapsamında yaptığı açıklamada, jinekolojik kanserler hakkında doğru bilinen 6 yanlışı anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Prof. Dr. Mete Güngör

Ailemde hiç kanser yok, dolayısıyla risk altında değilim: YANLIŞ!

DOĞRUSU: Yakın aile bireylerinde kanser olmasının riski artırdığını belirten Prof. Dr. Mete Güngör, kanserlerin büyük kısmının herhangi bir mutasyon veya aile hikayesi olmadan çevresel ve hormonal faktörler ile yanlış yaşam alışkanlıklarından meydana geldiğini söylüyor. Tüm türler incelendiğinde sadece yüzde 10-15 arasında kalıtsal kanser türüne rastlandığını kaydeden Prof. Dr. Mete Güngör şöyle konuşuyor: “Bu türler genellikle; meme, yumurtalık ve kalın bağırsak kanserleridir. Örneğin; kalıtımsal geçen BRCA1 ve 2 mutasyonları varsa meme kanseri olasılığı yüzde 85, yumurtalık kanseri olma ihtimali ise yüzde 20-40 civarındadır. Ama ailede bulunan bu genler çocuklara aktarılsa bile kanser olasılığı yüzde 100 demek değildir. Ayrıca bu çok bilinen mutasyonlar dışındaki bazı genetik bozukluklarda da kanser kalıtsal olabilir.”

Hiçbir şikayetim yok. Neden kanser taraması yaptırayım ki?: YANLIŞ!

DOĞRUSU: Jinekolojik kanserler arasında rahimağzı kanserinin tarama programı bulunuyor.  Tarama 21 yaşında başlıyor ve 70 yaşına kadar 3 yılda bir devam ediyor. Bu kanserler belirti verdiğinde ‘geç kalınmış’ olarak kabul ediliyor. Bu nedenle kanser taramasının herhangi bir belirti olmadan yapılması gerektiğini belirten Prof. Dr. Mete Güngör “Düzenli rahimağzı kanseri taraması yaptıran kadınlar çok nadiren rahimağzı kanserine yakalanırlar. Yumurtalık kanserlerinin ve rahim kanserinin etkili bir tarama yöntemi yoktur. Ancak herhangi bir şikayet olmasa da düzenli aralıklarla jinekolojik muayenelerin yapılması bu hastalıkların erken tanısının konulabilmesine ve tedavi edilebilmesine olanak sağlar.” diyor.

Rahim ağzı kanseri kalıtsal olarak aileden gelir: YANLIŞ!

DOĞRUSU: Rahim ağzı kanserinin nedeninin, cinsel yolla bulaşan HPV virüsü olduğunu belirten Prof. Dr. Mete Güngör, ancak bu virüsü alan herkesin kanser olacağının da düşünülmemesi gerektiğini söylüyor. Rahim ağzı kanserinde ailesel bir geçiş bulunmadığını kaydeden Prof. Dr. Mete Güngör, ailesinde rahim ağzı kanseri olanların fazladan bir risk altında olmadığına dikkat çekiyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

HPV tespit edildiğinde konizasyon yapılırsa HPV’den kurtulurum: YANLIŞ!

DOĞRUSU: Prof. Dr. Mete Güngör “HPV enfeksiyonunun tespit edilmesi rahim ağzında bir bozukluk olduğunu göstermez. Eğer smear testinde hücre anormallikleri görülür ve kolposkopik biopside rahim ağzında kanser öncesi lezyon denilen bir bozukluk tespit edilirse o zaman cerrahi işlemle (konizasyon) temizlenir. Yapılan bu işlem sadece rahim ağzındaki bu hücresel bozuklukları temizler, HPV virüsünü temizlemez. HPV virüsü rahim ağzındaki normal hücreler içinde bulunmaya devam eder. HPV sadece bağışıklık sistemi sayesinde temizlenir” diyor.

HPV enfeksiyonu geçirdiğim için artık aşı işe yaramaz: YANLIŞ!

DOĞRUSU: HPV enfeksiyonu geçirmiş olsun ya da olmasın 45 yaşına kadar erkek-kadın herkese aşı HPV aşısı yapılabileceğini belirten Prof. Dr. Mete Güngör şöyle konuşuyor: “Aşı; mevcut HPV enfeksiyonunu tedavi etmez, korunmak için yapılır. Ancak yapılan çalışmalar; HPV nedeniyle rahim ağzında meydana gelmiş bozukluklardan sonra HPV aşısı yaptıranlarda, aşı yaptırmayanlara göre daha büyük oranda iyileşme olduğunu göstermektedir. HPV aşıları 3 doz halinde toplam 6 ay içinde yapılır. Bu 3 doz yapıldıktan sonra bir daha tekrarlanmasına gerek yoktur. Aşılar içinde bulunan HPV tiplerine karşı ömür boyu koruma sağlarlar.”

Jinekolojik kanserlerin tedavisi sonrası çocuk sahibi olunamaz: YANLIŞ!

DOĞRUSU: Üreme çağında, çocuk sahibi olmak isteyen kadınlarda kanserin evresine göre tedavi yapılarak, hastanın doğurganlığının korunması mümkün olabiliyor. Jinekolojik Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Mete Güngör “Rahim kanseri üreme çağında çok nadir görülür ancak üreme çağında görülen hastalık erken evrede ise 6-12 ay hastalığı hormonal tedavi ile baskılayıp hastalara çocuk sahibi olabilmeleri için fırsat sağlanabilir. Yumurtalık kanseri her yaşta görülebilir. Genç hasta grubunda hastalık tek bir yumurtalıkta sınırlı ise diğer yumurtalık ve rahim korunarak ameliyat yapılır. Rahim ağzı kanseri de erken yaşlarda görülebilir. Hastalık erken evrede ise rahim gövdesi korunarak sadece rahim ağzı çıkartılarak ameliyat yapılabilir ve böylece doğurganlık kapasitesi korunur. Eğer rahim korunamayacak durumda ise yumurtalıklar korunur ve ameliyat sonrası olası ışın tedavisinin etkisinden korumak için karnın üst bölgelerine asılarak ışın tedavisi alanından çıkartılır. Bu sayede hasta gelecekte isterse kendi yumurtaları ile taşıyıcı anneden çocuk sahibi olabilir.” diyor.

El ve ayak büyümesi nedir?

El ve ayak büyümesi nedir?

Yıllardır taktığınız yüzüğün giderek parmağınızı sıkmasına, ayakkabı numaranızın giderek büyümesine, saatinizin bileğinize dar gelmesine şaşırıyorsanız, dikkat! Bu tabloya eklem ağrıları, aşırı terleme, yüz hatlarında kabalaşma, ellerde uyuşma ve güçsüzlük eşlik ediyorsa tedavi başarısı oldukça yüksek ve Akromegali olarak bilinen nadir bir hastalıkla karşı karşıya olabilirsiniz.

Akromegali, vücutta aşırı miktarda büyüme hormonu bulunmasına bağlı olarak el ve ayaklarda büyüme ve yüz hatlarında kabalaşma ile kendini belli eden bir hastalık. Dünyada her 100 bin kişiden 3’ü ila 14’ünde görülüyor, ancak ülkemizdeki görülme sıklığı henüz kesin olarak bilinmiyor. Acıbadem Maslak Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Sema Yarman, “Çok nadiren genetik geçişli olabilen Akromegali’nin nedeni çoğunlukla hipofiz bezinin büyüme hormonu salgılayan hücrelerinden çıkan ve kanser olmayan iyi huylu bir tümördür. Bu tümörden aşırı miktarda salgılanan büyüme hormonu diyabet, yüksek tansiyon, kalp yetmezliği, uyku-apne sendromu, eklem ağrısı, ellerde uyuşma ve güçsüzlük, kalın bağırsakta polip, tiroit tümörü ve çok daha nadir başka tümör oluşumlarına yol açabilir” diyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Prof. Dr. Sema Yarman

En erken belirti, el ve ayakta büyüme

Akromegali’nin pek çok belirtisi var. En erken rastlanan belirtilerin başında “yumuşak doku artışına bağlı el ve ayaklarda büyüme” geliyor. Diğer belirtiler ise kaş kemerlerinin öne doğru belirginleşmesi, alt çenenin öne doğru çıkması gibi yüz hatlarında kabalaşma, diş aralarının açılması, dudaklarda dolgunluk, burun ve dilde büyüme, ellerde uyuşma ve güçsüzlük, ciltte kalınlaşma ve yağlanmada artış, aşırı terleme, göğüsten süt gelmesi ve eklem ağrısı şeklinde sıralanıyor. Tümör büyüyerek çevresindeki dokulara baskı yaparsa baş ağrısına; görme sinirine (optik kiazmaya) baskı yaparsa da görmede azalmaya neden olabiliyor. Tümörün çok büyüyüp hipofiz bezinin diğer hormonları salgılayan sağlam hücrelerine baskı yapması halinde ise bu hormon eksikliklerine bağlı yorgunluk ve halsizlik, kısırlık, adet düzensizliği, erkeklerde cinsel güçte azalma ve isteksizlik gibi tablolara yol açabiliyor.

Hasta, akromegaliyi tesadüfen öğrenebiliyor

Rahatlıkla gözlemlenebilen büyüme belirtileri, hastanın günlük hayatına yansıyor. Örneğin hastanın yüzük ölçüsü ve ayakkabı numarası giderek büyüyor, yıllardır kullandığı saati kolunu sıkıyor, kaskı kafasına dar gelmeye başlıyor, diş protezi sıktığı için sıkça değiştiriliyor, ameliyat olmasına rağmen horlama ve burun tıkanıklığı devam ediyor. Endokrinolog Prof. Dr. Sema Yarman, bu belirtilerin dışında hastaların kendilerine başvurmaya nasıl karar verdiğini şöyle anlatıyor: “Hasta uzun süre görüşmediği bir tanıdığının kendisine çok değişmiş ve irileşmiş olduğunu söylediğinde bu sorunu fark edebiliyor. Bu durumda hastanın yeni ve 7-8 yıl önceki fotoğraflarını karşılaştırması işe yarayabilir. Bazen tesadüfen karşılaştığı bir Akromegali hastasından duyarak kendisi de bu hastalığı taşıdığını düşünebiliyor. Ya da ailesinde kendisi gibi sonradan irileşen ve beyin ameliyatı geçirmiş kişilerin bulunduğunu öğrenebiliyor.”

Pause Sağlık, Pause Dergi

Kolaylıkla tanı konulabiliyor

30 ila 50 yaş arasında daha çok görülen Akromegalide klinik bulgular hastadan hastaya değişiyor ve çok yavaş geliştiği için hastalık yıllarca fark edilmeyebiliyor. Oysa ki tipik bulguları var ise endokrinolog tarafından kolaylıkla tanı konulabiliyor. Muayenenin ardından başta büyüme hormonu düzeyi olmak üzere bazı hormonal tetkikler daha yapılıyor ve tümörün görüntülenmesi için hipofiz MR yöntemine başvuruluyor.

Tedaviyle yaşam kalitesi iyileşiyor

Tedavi süreci çoğunlukla başarılı geçen akromegali hastalarının hem yaşam kalitesi yükseliyor hem yaşam beklentisi sağlıklı bireylerdeki gibi normale dönüyor. Tedavide ilk basamak, hipofiz ameliyatlarında deneyimli bir beyin cerrahı tarafından bulunan tümörün burundan girilerek çıkartılması oluyor. Ameliyat başarısının, tümörün büyüklüğüne ve beyin cerrahının deneyimine bağlı olduğunu belirten Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı

Prof. Dr. Sema Yarman “Genellikle küçük tümörlerin çıkarılması büyük olanlardan daha başarılıdır. Büyük tümörlerde ise ameliyat, baş ağrısının giderilmesinde ve görme bozukluklarının ortadan kaldırılmasında oldukça etkilidir. Ancak tamamen çıkarılması mümkün olamayan çok büyük tümörlerde ameliyat sonrası ilaç veya ışın gibi ek tedaviler gerekebilir” diyor.

Çoğu kez hasta, ameliyat sonrası ilk birkaç gün içinde yumuşak doku gerilemesine bağlı olarak yüzünde incelme, el ve ayaklarında ufalma hissediyor. Tedaviyle, hormonal kontrolü sağlayarak hastalığın aktivitesini önlemek ve böylece eşlik eden diğer hastalıkları iyileştirmek hedefleniyor. Hastaya en uygun tedavi yöntemine ise bu konuda deneyimli endokrinolog karar veriyor.

Akromegali hastası sağlıklı bir hamilelik geçirebilir

Akromegali hastalarının merak ettiği sorulardan biri de gebeliğin mümkün olup olmadığı. Prof. Dr. Yarman bu konuda da şunları söylüyor: “Tümör üreme hormonu salgılayan hücrelerden hormon salınımına mani olmadıkça hasta çocuk sahibi olabilir. Ameliyattan sonra çocuk sahibi olan hastalar da vardır. Ancak, ameliyat veya ışın tedavileri çocuk sahibi olma şansını azaltabilir. Hamilelikte büyüme hormonu seviyesindeki değişiklikler olsa da genellikle normal bir hamilelik ve sağlıklı bir doğum gerçekleşir.” Gebelik planı olan hastanın bu durumunu tedavi öncesi hekimiyle mutlaka görüşmesi öneriliyor.

Ruhsal, zihinsel ve fiziksel yenilenme için…

Ruhsal, zihinsel ve fiziksel yenilenme için…

Bunaltıcı sıcaklarına rağmen çoğu insanın yazı çok sevmesinin, adeta bütün kış ‘yaz gelsin’ diye beklemesinin bilimsel bir sebebinin olduğunu biliyor muydunuz? Acıbadem Maslak Hastanesi’nden Uzman Klinik Psikolog Seren Öztoprak Kılıç “Mevsimlerin değişmesiyle birlikte bedenimiz ve ruhumuz da değişim ve yenilenmeden geçer. Yaz mevsimi yenilenme, canlanma ve enerjinin sembolüdür. Yapılan çalışmalar da gösteriyor ki; serotonin adı verilen mutluluk hormonu güneş ışığına bağlı olarak yazın artarken, melatonin denilen uyku hormonu ise azalıyor. Yazın daha canlı olunmasının temelinde; güneş ışığının olumlu etkileri ile artan serotonin hormonuna bağlı gelişen mutluluk etkili oluyor” diyor. Bu nedenle kendimizi yenilemeye başlamamız için yaz döneminin daha fazla fırsat sunduğunu belirten Uzman Klinik Psikolog Seren Öztoprak Kılıç, yazın yenilenmemizi sağlayacak 8 yöntemi anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Klinik Psikolog Seren Öztoprak Kılıç

Açık havaya çıkın!

Sonbahar ve kış aylarında havanın kararması ve soğumasıyla daha fazla olumsuz psikolojik etkilerle karşılaşıyoruz. Güneş ışığının yokluğu kişiyi karamsar ruh haline sokup, depresyonu da tetikleyebiliyor. Yaz güneşi antidepresan etki yaratarak, kendinizi daha iyi hissetmenizi sağlayacağından ve fiziksel, zihinsel, ruhsal yenilenmenize destek olacağından, yazın güneşin zararlı ışınlarından korunmaya yönelik önlemleri almak koşuluyla mutlaka açık havada zaman geçirin.

Su için!

Yazın kendinizi yenileme listenizde ilk sıralara mutlaka yeterli su tüketmeyi yazın. Özellikle yaz sıcaklarında vücudumuz terleme yoluyla su kaybettiğinden dolayı su içmek için kesinlikle susamayı beklemeyin, bol su için. Vücudumuz kadar beynimizin de suya ihtiyacı var. Yaşam kaynağı olan su, yeterince tüketildiğinde baş ağrılarını azaltıp stresi önlerken, insanın öğrenme yeteneğinin artmasına da yardım ediyor. Vücudun uyanık ve canlı kalmasını, enerjik hissetmeyi sağlıyor. Bu nedenle günde en az iki litre su içme alışkanlığı kazanın ve kış aylarında da yeterli su içmeye dikkat edin.

Yaşantınıza ‘hareket’ katın!

Uzman Klinik Psikolog Seren Öztoprak Kılıç “Sabah uyandığınızda, başlayacağınız güne dair taşıdığınız umutlar, heyecanlar, o günü şekillendiriyor. Güne mutlu başlamada en önemli etkenlerden biri hareket/spor. Her gün 45 dakika tempolu ve sadece burundan nefes alarak yürüyüş, kan dolaşımını sağlayarak beyne gidecek oksijen ve glikoz miktarını artırıyor, dopamin ve serotonin üretimi ile kişinin ruh halini iyileştiriyor, anksiyete ve depresyona iyi geliyor. Gün içerisinde psikolojik, zihinsel ve fiziksel yenilenme sağlayarak motivasyonu artırıyor.

Zamanı esnetmeyi öğrenin!

Uzman Klinik Psikolog Seren Öztoprak Kılıç “Havanın erken karardığı soğuk kış akşamlarında çoğu planımızı erteliyor, erkenden eve gidip dinlenmeyi tercih ediyoruz. Havanın geç karardığı yaz akşamlarında ise uzun süreler dışarıda kalabiliyor, dışarıda veya evde arkadaşlarımızla daha fazla vakit geçirebiliyoruz. Yapılan araştırmalar da, bir arkadaş çevresi ve güçlü sosyal ağlar içinde yer almanın, insanın beden ve ruh sağlığına olumlu şekilde güçlü etkide bulunduğunu gösteriyor. Zamanı esnetmenin ruhumuza iyi geldiğini ve mutlu hissettirdiğini unutmayın ve yazın bu avantajıyla ilk adımı atın” diyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Sağlıklı beslenme düzenine geçin!

Kış aylarına göre taze sebze ve meyve tüketimi yazın daha fazla oluyor. Uzman Klinik Psikolog Seren Öztoprak Kılıç yaz beslenmesinin vücudun yenilenmesi için fırsat oluşturduğunu belirterek şöyle konuşuyor: “Yapılan bilimsel çalışmalar; düşük kalorili beslenmenin ömrü uzattığını gösteriyor. Yaz aylarında kışa nispeten daha düşük kalorili ve daha sağlıklı beslendiğimiz, çoğunlukla sebze ağırlıklı hafif yiyecekler tükettiğimiz için protein ve doğal şeker başta olmak üzere tüm ihtiyaçlarımızı dengeli alabiliyoruz. Yazın sağlıklı beslenme düzenine geçerek ve sürdürülebilir diyet uygulayarak yenilenme yolunda sağlıklı ve güzel bir başlangıç yapabilirsiniz.”

Kendinize yeni alanlar açın!

Televizyon, internet ve sosyal medyada ‘işinize yaramayacak ya da ruhunuza iyi gelmeyecek’ konular ya da kişilere ayıracağınız zaman yerine, zamanınızı doğru yöneterek kendinize yeni alanlar açın. Sanal dünyalar, kişilerin gerçeklik algısını etkiliyor ve bazen önemli durumları atlayıp, unutturabiliyor. Bazen de fazla duygusallaşarak takılınmaması gereken olaylar büyütülüyor, abartılı tepkiler veriliyor. İlgi alanlarınızda yapacağınız değişimler, ruh sağlığınızı da olumlu etkileyecek.
Zihin detoksu yapın!

Yaz mevsimi pozitif düşünce sistemimizi destekliyor, kışın bunalan ruhumuza yazın doğan güneş, umut oluyor. Mevsime göre farklılık gösteren duygusal değişimlerin nedeni; beynin melatonin salgısından ileri geliyor. Melatonin bize mutluluk veren bir salgı. Ve gelin görün ki melatonin gün ışığıyla bağlantılı olarak salgılanıyor. Bu nedenle yaz ayını fırsat bilip, olumlu düşüncelere yelken açın. Ruhunuza, zihninize ve bedeninize iyi gelmeyen kötü düşünceleri silip zihinsel detoks uygulayın.
Mutluluğu seçin

Uzman Klinik Psikolog Seren Öztoprak Kılıç “Sizi mutlu edecek konular ve insanlar seçin. Burada, anlık mutluluklardan bahsetmiyoruz. Sonrasında ve devamında insana kendisini iyi hissettiren, huzur ve mutluluk veren, bir adım ötesine taşıyabilecek seçimler yapmak lazım.  Bizleri mutsuz eden kişilerden ve durumlardan uzak durarak, bize olumlu enerji veren insanlar ile vakit geçirmeliyiz. Unutulmamalıdır ki; mutluluk bulaşıcıdır ve mutluluğu yakalayıp, sahip çıkmak bizim elimizdedir” diyor.

Çocuğunuzda bu şikayetler sık tekrarlıyorsa!

Çocuğunuzda bu şikayetler sık tekrarlıyorsa!

Romatizma denilince sadece eklemlerin etkilendiği durumlar aklınıza geliyor olabilir, fakat romatizmal hastalıklar eklemler dışında; cilt, bağ dokusu, tendonlar, damarlar ve neredeyse tüm iç organlarda etkilenmelere neden olabiliyor. Acıbadem Maslak Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları, Çocuk Romatoloji Uzmanı Doç. Dr. Ferhat Demir, “Erişkin yaşta gördüğünüz romatizmal hastalıkların birçoğu çocukluk çağında başlangıç gösterebilmektedir. Bunun yanında çocukluk çağına özgü onlarca romatizmal hastalık, maalesef çocukları etkileyebilmektedir” diyor. Bu hastalıkların birçoğunun, bağışıklık sisteminin düzensiz ya da aşırı çalışmasından kaynaklandığını, bilinen en sık tetikleyicilerin ise stres, travma ve enfeksiyonlar olduğunu belirten Doç. Dr. Ferhat Demir “Tetikleyicilerin mümkün olduğunca azaltılması, sağlıklı beslenme ve düzenli egzersiz tedavide önemli rol oynamaktadır. Tabi ki, tüm bunların, medikal tedaviler eşliğinde bir çocuk romatoloji uzmanı tarafından hasta özelinde düzenlenmesi gerekmektedir” diyor. Tedavide erken teşhisin önemli olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Ferhat Demir, çocuklarda romatizmal hastalıkların 8 önemli belirtisini anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Doç. Dr. Ferhat Demir

  • Eklem şikayetleri (Ağrı, şişlik, hareket kısıtlılığı, topallama)

Çocuklarda romatizmal hastalıkların en sık bulgusu eklem şikayetleridir. Herhangi bir eklemdeki ağrı, buna eşlik eden hareket ettirmede zorluk, eklem cildi üzerinde kızarıklık-ısı artışı veya eklemde gözle görülür bir şişlik bulgusu, geçici ya da kalıcı bir romatizmal hastalığın ilk bulgusu olabilir. Özellikle bu bulguların kısa süreli olmaması ya da tekrarlaması durumunda, çocuğun vakit kaybedilmeden değerlendirilmesi gerekir.

  • Tekrarlayan ateş

Doç. Dr. Ferhat Demir “Ateş, bağışıklık sisteminin farklı nedenlerle uyarılması sonrası aktifleşmesinin ve vücudumuzun korunmasına yönelik reaksiyonun bir göstergesidir. Eğer bu ateşe neden olabilecek bir enfeksiyon durumu yoksa, romatizmal ateş hastalıklarını da değerlendirmek gerekmektedir” diyor. En sık karşılaşılan romatizmal ateş nedenlerinin, ‘periyodik ateş sendromları’ olarak adlandırılan, tekrarlayan dirençli ateşler ile giden hastalıklar olduğunu belirten Doç. Dr. Ferhat Demir şöyle konuşuyor: “PFAPA sendromu (tekrarlayan ateş) ve Ailevi Akdeniz ateşi (FMF) hastalığı ülkemizdeki en sık sebeplerdir. Bu hastalıklarda, belirli periyotlar ile (1/2 hafta-3/4 ay aralığında) tekrarlayan ateş, karın ağrısı, göğüs ağrısı, boğaz enfeksiyonu, döküntü, ishal ve  lenf bezlerinde büyüme gibi bulgulardan biri veya birkaçı görülebilir.”

  • Uzamış ateş

Ateşin enfeksiyondan kaynaklanmadığı tespit edildiğinde, ateşli romatizmal hastalıkların tanıda değerlendirilmesi gerekir. 5 gün ve daha uzun süren ateş tablosunda Kawasaki hastalığı adı verilen bir damar romatizmasını, 2 hafta ve daha uzun süren ateş durumunda ise ateşli eklem romatizmasını tanıda düşünmek gerekmektedir.

Pause Sağlık, Pause Dergi

  • Tekrarlayan boğaz enfeksiyonu

Çocuk Romatoloji Uzmanı Doç. Dr. Ferhat Demir “Ortalama 3-4 hafta ara ile tekrarlayan dirençli ateş, tonsillit (bademcik iltihabı), farenjit, ağızda aft-yara ve boyun lenf bezlerinde büyüme şikayetleri, PFAPA sendromunun bulgularındandır. Maalesef bu bulgular, sıklıkla boğaz enfeksiyonu ile karıştırılabilmekte ve hastalar gereksiz antibiyotik tedavisi alabilmektedir” diyor.

  • Kas ağrısı – kas güçsüzlüğü

Tekrarlayan ya da uzamış bir kas güçsüzlüğü-kas ağrısı durumunda, çocukların romatizmal  hastalıklar yönünden değerlendirilmesi gerekir.

  • Cilt döküntüleri

Doç. Dr. Ferhat Demir ”Romatizmal hastalıklar, farklı tipte cilt döküntüleri ile karşımıza çıkabilmektedir. En sık görülenlerden biri ürtiker (kurdeşen) olarak adlandırılan, gün içinde solabilen, kaşıntılı cilt döküntüleridir. Bu döküntüler özellikle ateş birlikteliğinde bir romatizmal hastalık işareti olabilir. Ayrıca peteşi ya da purpura adını verdiğimiz, vücudun farklı bölgelerinde tekrarlayabilen, cilt altı farklı büyüklerde kanama odaklarının olması da vaskülit olarak adlandırdığımız romatizmal damar hastalıklarının belirtilerindendir. Livedo reticularis olarak adlandırılan cildin alacalı görünümü de, yine romatizmal bir damar hastalığının ilk bulgusu olabilir” diyor.

  • Tekrarlayan ağız yaraları (oral aft)

Tekrarlayan ağız içi yaraları-aftlar, altta yatan romatizmal bir hastalığın işareti olabileceği gibi, tamamen iyi huylu olarak da gelişebilir. Bunun yanında, kansızlık ve vitamin eksikliklerine bağlı da ağız yaraları ortaya çıkabilir. Behçet hastalığı, PFAPA sendromu, Çölyak ve Crohn hastalığı gibi romatizmal ve/veya bağırsak ilişkili hastalıklar, tekrarlayıcı ağız yaralarına neden olabilir. Yılda 3-4’den fazla ağız yarası çıkan çocuklar, bu yönlerden mutlaka değerlendirilmelidir.

  • Tekrarlayan karın ağrısı ya da göğüs ağrısı atakları

Doç. Dr. Ferhat Demir, “Farklı dönemlerde ortaya çıkan tekrarlayıcı karın veya göğüs ağrısı durumları, periyodik ateş sendromu adını verdiğimiz, ateşli romatizmal hastalıklar zemininde gelişebilir. Ailevi Akdeniz ateşi, bu hastalıkların ülkemizde en sık görüleni olup, nedenin bulunamadığı karın ağrısı durumlarında mutlaka akılda tutulmalıdır” diyor.

Yaz çorbalarının gücünden faydalanma zamanı!

Yaz çorbalarının gücünden faydalanma zamanı!

Sofralarımızda genellikle kışın soğuk havalarında yer bulan çorbaların gücünden yaz aylarında da faydalanmak istemez misiniz? “Yazın çorba mı içilir!” dememek, kökeni yüzyıllar öncesine uzanan çorbanın gücünden, yaz sebzelerini de bolca kullanarak faydalanmak gerekiyor. Acıbadem Maslak Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Fatma Turanlı “Çorba, hazırlanırken içine konulan çeşitli gıda maddeleri ile hem lezzetli hem de sağlığımıza faydalıdır. Bu nedenle beslenmemizde önemli bir yer tutar. Genellikle kışın soğuk havalarda tercih edilen çorbalar yaz sofralarında da soğuk hazırlanarak tüketilebilir. Üstelik serinlemek ve hafif bir gıda tüketmek için iyi bir seçenektir. Yaz sofralarında özellikle soğuk çorbalara yer verilmeli, öğle ve akşam yemeklerinde mutlaka tüketilmeye çalışılmalıdır” diyor. Çorbaların içerdikleri besin ögeleri ile oldukça faydalı bir yemek çeşidi olduğunu belirten Fatma Turanlı, yazın çorba ile gelen 6 faydayı sıraladı, yaz sıcaklarına karşı soğuk şekilde tüketebileceğiniz 5 sağlıklı çorbayı ve faydalarını anlattı…

Pause Sağlık, Pause Dergi

Beslenme ve Diyet Uzmanı Fatma Turanlı

Kilo vermeye yardımcı oluyor

Yemeğe çorba ile başlamak doygunluğa kolay ulaşılmasını sağlayarak kilo alımını engelliyor. Yağlı ve karbonhidratlı yiyecekler yerine, besleyici değeri yüksek olan çorbalar tüketilen kalori oranını da azaltacağı için kilo vermeye yardımcı oluyor.

Uzun süre tok tutuyor

Kalori içeriği çok yüksek olmamakla birlikte, besin içeriği açısından oldukça zengin olan çorbalar; uzun süre tok tutarak gereksiz atıştırmalıkların önüne geçiyor.

Bağışıklığı güçlendiriyor

Çorbalar içerdikleri vitamin, mineral ve lifler ile bağışıklığın güçlenmesine ve hastalıklardan korunmaya katkı sağlıyor.

Bağırsakları çalıştırıyor

Sebzelerde bol miktarda bulunan lifler, bağırsakların düzenli çalışmasına fayda sağlıyor. Ayrıca çorbanın büyük kısmı sıvı olduğu için özellikle yaz aylarında vücudun su ihtiyacının karşılanmasında önemli ölçüde destek oluyor.

Vücut ısısını dengeliyor

Sıcak havalarda içilen çorba; yağlı ve karbonhidrattan zengin ağır yemekler yerine hafif bir seçenek olarak yerini alıyor. Kişinin daha rahat ve serin hissetmesine yardımcı oluyor.

Vücut direncini artırıyor

Bütün çorbalara ilave edilebilen karabiber, pul biber, zerdeçal, nane ve kekik gibi baharatlar ile sarımsak, maydanoz, dereotu vb. sebzeler; içerdikleri vitamin, mineral ve antioksidan bileşikler sayesinde çorbaların besin değerlerini daha kaliteli hale getiriyor. Kişinin vücut direncini artırıyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

5 SOĞUK YAZ ÇORBASI VE FAYDALARI

Beslenme ve Diyet Uzmanı Fatma Turanlı, yazın sıcak havalarında soğuk şekilde tüketebileceğiniz, hem serinletici hem sağlık deposu 5 yaz çorbasını ve faydalarını anlattı;

Soğuk domates çorbası

Domates, salatalık, soğan, yeşil biber, 1 dilim ekmek içi, sirke, sarımsak ve zeytinyağı konularak hazırlanan bu çorba tam bir antioksidan ve vitamin deposudur. Domates C vitamini, potasyum, demir, likopen, A vitamini, posa içeriği sayesinde kalp sağlığı, bağırsak sağlığı, cilt güzelliği, göz sağlığı için önemli katkılar sağlar. Sigaranın vücuda vereceği hasarları azaltmaya yardımcı olur. İçerdiği posa bağırsak çalışmasını kolaylaştırır. Ayrıca kanser oluşumunda rol oynayan serbest radikallerle savaşmaya antioksidan içeriği sayesinde destek olur.

Yoğurtlu soğuk çorba

Süzme yoğurt, nohut, buğday, zeytin yağı, nane kullanılarak hazırlanan çok pratik ve bir o kadar da faydalı olan bu çorba yaz sofrasının baş tacı olmayı hakeder. Yoğurt zengin

kalsiyum kaynağı olmasının yanında B vitaminleri, D vitamini, protein, iyot, A vitamini, E vitamini içerikleri sayesinde kemik sağlığı ve sinir sistemi çalışması için gereklidir. Fermante bir ürün olması nedeniyle de bağırsak mikrobiyotası üzerinde olumlu etkisi vardır, dolayısıyla bağırsak sağlığı ve bağışıklık sisteminin korunmasında önemli rol oynar.

Soğuk semizotu çorbası

Semizotu, soğan, pirinç ve sarımsağın; yoğurt ve yumurta terbiyesiyle pişirilerek hazırlanıp soğuk içilen bu çorba besin içeriği güçlü bir yaz çorbasıdır. Semizotu A vitamini, B

vitaminleri, C, E vitaminleri, beta karoten, potasyum, demir, magnezyum, çinko gibi vitamin ve mineralleri bol miktarda içeren harika bir yaz sebzesidir. Ayrıca iyi bir omega 3 kaynağıdır. Dolayısıyla bağışıklık sistemini güçlendirme, bağırsak çalışmasını düzenleme, kalp damar sağlığını koruma gibi vücut için önemli faydaları vardır. Ayrıca çok düşük kalori içerdiği için kilo vermeye yardımcı olur.

Soğuk pancar çorbası

Kırmızı pancar, yoğurt, sarımsak, zeytinyağı kullanılarak hazırlanan nefis bir yaz çorbasıdır. Pancar C vitamini, folat, fosfat, manganez, kalsiyum, potasyum gibi birçok vitamin ve mineral sayesinde bağışıklık sisteminin güçlenmesinde önemli rol oynar, beyin ve bilişsel fonksiyonların en elverişli şekilde yürütülmesine yardımcı olur. İçerdiği nitratın nitrik okside dönüşmesi damarlar üzerinde olumlu etki yaparak tansiyon düşmesine, fiziksel performansın artmasına yardımcı olur. Bağırsak sağlığı için çok önemli bir amino asit olan glutamin içeriği de yüksektir, lif açısından zengin bir yapısı vardır.

Soğuk bezelye çorbası

Bezelye, kuru soğan, taze nane, yoğurt, sarımsak, köri, karabiber ve tavuk suyu ile hazırlanan tam bir sağlık deposu olan güzel bir yaz çorba seçeneğidir. Bezelye iyi bir protein ve lif kaynağıdır. İçerdiği zengin folik asit sayesinde gebeliğe hazırlanan anne adayları için kıymetli bir sebzedir. Ayrıca C vitamini, polifenoller, alfa karoten içerikleri sayesinde de cildin güzelleşmesi, metabolizmanın hızlanması ve mide şikayetlerinin azalmasına yardımcı olur.

Çağımızın yeni halk sağlığı sorunu: Erişkin skolyozu!

Çağımızın yeni halk sağlığı sorunu: Erişkin skolyozu!

Fazla kilolar, hareketsizlik, yanlış duruş ve oturuş, hatta aşırı topuklu ya da babet ayakkabılar giymek… Günümüzde gerek sağlıksız yaşam tarzı, gerekse ilerleyen yaş gibi etkenlerle erişkin skolyozu giderek yaygınlaşıyor. Acıbadem Maslak Hastanesi Omurga Sağlığı Merkezi, Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Alanay, erişkin skolyozunun yaşam kalitesini diğer kronik hastalıklar kadar çok etkilediğini belirterek “Yapılan çalışmalar; erişkin dejeneratif (sonradan ortaya çıkan) skolyozun, yaşlanan nüfusla birlikte sıklığı artan, çağımızın yeni halk sağlığı sorunu olduğunu ortaya koyuyor” diyor. Prof. Dr. Ahmet Alanay, Haziran – Skolyoz Farkındalık Ayı kapsamında yaptığı açıklamada, erişkin skolyozu hakkında en sık sorulan 6 soruyu yanıtladı, kaçınılması gereken 4 hatayı sıraladı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Prof. Dr. Ahmet Alanay

  • SORU: Erişkin skolyoz ve diğer omurga bozuklukları nasıl ortaya çıkıyor?

CEVAP: Erişkin omurga bozuklukları çocukluk ve ergenlik çağında ortaya çıkan hastalıkların devamı niteliğinde olabileceği gibi, erişkinlik döneminde de başlayabiliyor. Ergenlik döneminde başlayan, ancak o dönemde farkına varılmayan ya da farkına varıldığı halde tedavi edilmeyen ve belirtileri ilerleyen skolyoza ‘erişkin idiyopatik skolyoz’ deniliyor. Bu skolyoz tipinde ağrı ve duruş bozukluğu gibi belirtiler zamanla ortaya çıkıyor. Erişkin dejeneratif (sonradan ortaya çıkan) skolyoz ise; yaşlanma ile birlikte omurga yapısının yıpranması ve osteoporoz (kemik erimesi) sonucu oluşuyor. Çalışmalar; bu tip skolyozun 60 yaş üstünde görülme sıklığının yüzde 60’ın üzerinde olduğunu gösterirken, Prof. Dr. Ahmet Alanay, erişkin dejeneratif skolyozun, çağımızın yeni halk sağlığı sorunu olduğunu söylüyor.

  • SORU: Erişkin skolyoz ve omurga bozuklukları hangi sorunlara yol açıyor?

CEVAP: İleri derecede erişkin skolyozlu kişilerde omurga ve gövde yana ya da öne doğru yatarken, hareket kabiliyetinde kısıtlanma, sırt ve bel ağrısı, kaslarda güç kaybı, bacaklarda uyuşma, kramp ve yürüme mesafesinde kısalma olabiliyor. Yaygın bilinen ifade biçimiyle ‘bel kayması’ yani bir omurun diğeri üzerinde öne, arkaya veya yana doğru yer değiştirmesi de tabloya eklenirse şikayetler artabiliyor. Erişkin idiyopatik skolyozda ise, omurga eklemlerinde bozulmalarla şiddetli ağrı olabilirken, göğüs kafesi baskılanarak çabuk yorulma ve solunum sıkıntısı yaşanabiliyor. Tüm bu şikayetler hastaların yaşam kalitesini çok ciddi ölçüde düşürüyor.

SORU: Erişkin skolyoz ve omurga bozukluklarında tedavi yöntemi nasıl belirleniyor?

CEVAP: Hastanın şikayetleri ve skolyozun eğrilik derecesi tedavinin yönünü belirliyor.  Doktor, hasta şikayetlerini değerlendirerek radyografi, manyetik rezonans görüntüleme (MRG), bilgisayarlı tomografi (BT) ya da elektro-tanısal testler isteyebiliyor. Erişkin skolyoz tedavisinde seçilecek yöntem, ağrı ve skolyozun eğrilik derecesine, eğriliğin ilerleyici olup olmamasına göre planlanıyor. Genellikle hastaya önce cerrahi olmayan tedavi yöntemleri uygulanıyor.

  • SORU: Erişkin skolyoz ve omurga deformitelerinde cerrahi olmayan tedaviler ne kadar etkili oluyor?

CEVAP: Prof. Dr. Ahmet Alanay “Erişkin skolyozu olan hastalar için; fizyoterapist eşliğinde uygulanacak fizik tedavi ve egzersizler, ilaç ve enjeksiyonlar, korse tedavisi gibi yöntemler tek tek veya birlikte uygulanabilir. Skolyozun türüne ve kişinin fiziksel kondisyon durumuna göre doktorlar her hasta için farklı ve en uygun olan yöntemi seçecektir. Ancak korse tedavisinin uzun süre uygulanması faydadan çok zarara neden olabileceği gibi, fizik tedavi ve egzersizler de ilerleyici bir skolyozu önlemedeki yetersiz kalabilir.” diyor.  

  • SORU: Erişkin skolyoz ve omurga deformitelerinde cerrahi tedavi ne kadar etkindir?

CEVAP: Erişkin skolyoz ameliyatında, ameliyat süresinin ve cerrahi işlem sayılarının genç hastalara göre daha fazla olabildiğini belirten Prof. Dr. Ahmet Alanay şöyle konuşuyor: “Özellikle hastanın kalp ve akciğer gibi hastalıkları, diyabeti ve osteoporozu var ise cerrahi tedavi daha da zorlaşabilir. Ancak hastanın iyi hazırlanması ve gerekli tedbirlerin alınması ile cerrahi tedavi sonuçları son derece yüz güldürücü olabilir.”

Pause Sağlık, Pause Dergi 

  • SORU: Erişkin skolyoz ve omurga deformitelerinde güncel cerrahi yaklaşım nasıldır?

CEVAP: Skolyoz ameliyatında eğriliğin dengeyi sağlayacak kadar düzeltilerek omurların kaynaştırılması (füzyon) ve sinir basılarının ortadan kaldırılması hedefleniyor. Prof. Dr. Ahmet Alanay “Erişkin skolyoz ve omurga deformitelerinde minimal invaziv cerrahiler genelde ilk seçim oluyor. Minimal girişimle maksimum fayda sağlamayı amaçlıyoruz. Ancak bazı durumlarda füzyon gibi daha agresif cerrahiler gerekebiliyor. Vida ve çubuk kullanılan füzyon ameliyatlarında planlama ve özellikle omurganın normal bel ve sırt kıvrımlarının hastaya özgü şeklinin sağlanması çok önemlidir. Aksi taktirde yeni ameliyatlar gerekebilir.” diyor. Bu tür ameliyatlar için bilgisayarda yapılan kişiye özel analiz ve simülasyonlarla ideal omurga yan şeklini sağladıklarını belirten Prof. Dr. Ahmet Alanay “Böylece ameliyat sonrası mekanik komplikasyonları en aza indiriyoruz. Cerrahinin ne kadar agresif olacağına karar vermemizde hastanın deformite analizi ve genel sağlık durumu etkili oluyor. Günümüzde yapay zeka kullanarak oluşturulan risk hesaplayıcılar ile hasta için en uygun cerrahi yöntemi seçmeye çalışıyoruz” diye konuşuyor. Ameliyat sonrası iyileştirme ve rehabilitasyon süreci uygulanan hasta 7-10 gün sonra taburcu ediliyor. Egzersiz ve düzenli kontrollerle hastanın bir an önce normal yaşantısına dönmesi amaçlanıyor.

Dikkat! Bu 4 hataya düşmeyin!

Prof. Dr. Ahmet Alanay, 60 yaşın üzerindeki her 100 kişiden 60’ında omurga deformitelerine rastlandığını ve gelecek yıllarda bu sayının çok daha artmasının beklendiğini belirterek “Erişkin skolyoz ve omurga deformiteleri artışının önüne geçebilmek için, günlük yaşantımızda alışkanlık haline gelen bazı hatalı davranışlarımızın mutlaka değiştirilmesi gerekiyor” diyor. Prof. Dr. Ahmet Alanay, erişkin skolyozu ve omurga deformitelerine yol açabilen 4 hatayı şöyle sıralıyor:

  • Fazla kilo

Fazla kilolar omurgaya binen yükü artırıyor ve hareketlerin kısıtlanmasına neden oluyor. Sağlıklı beslenerek formunuzu koruyun ve omurganızı rahatlatın. Ayrıca kalsiyumdan zengin ve dengeli bir beslenme sisteminizin olması kemiklerinizin de kuvvetlenmesini sağlıyor.

  • Hareketsizlik ve düzenli egzersiz yapmamak

Sağlıklı bir omurga yapısı için kasların kuvvetli olması şart. Egzersizden uzak, hareketsiz bir yaşam kasların güçsüzleşmesine, omurgada sorunların ortaya çıkmasına yol açıyor. Bu nedenle hayatınıza hareket katın. Her gün mutlaka en az yarım saatinizi egzersize ayırın.

  • Yanlış duruş ve oturuş

İyi bir duruşa sahip olun. Sağlıklı omurganın ilk kuralı sağlıklı bir duruşa sahip olmaktan geçiyor. İyi bir duruş sayesinde omurga en az şekilde enerji kullanıyor ve yıpranmıyor. Dolayısıyla ilerleyen yıllarda omurgada sorunların ortaya çıkma riski azalıyor.

  • Aşırı topuklu ve babet ayakkabılar

Aşırı topuklu ya da babet ayakkabılar; diz, kalça ve omurga sağlığını olumsuz etkiliyor. Bu nedenle ayakkabı topuğunuzun boyu 3- 4 santim olmalı.

Başarılı ve zayıf karneye doğru yaklaşımda 4’er püf noktası!

Başarılı ve zayıf karneye doğru yaklaşımda 4’er püf noktası!

Günümüzde aileler çocuklarına iyi bir gelecek sağlamak için akademik başarı ile ilgili maddi manevi yoğun uğraş veriyor. Bu durum çocuklarından derslerle ilgili beklentilerinin de artmasına yol açıyor. Karne ise bu beklentinin en somut bulmuş hallerinden birisi olarak görülüyor. Ancak dikkat! Acıbadem Maslak Hastanesi Uzman Klinik Psikolog Neil Serem Yılmaz “Aileler tüm imkanlarını bu kadar seferber etmişken gelen kötü notları kimi zaman kendilerine haksızlık olarak algılayabilmekte, ‘biz herşeyi yaptık, neden bu notlar hala düşük’ diyerek bu duruma öfkelenebilmekte, kendilerine ve emeklerine bir saldırı olarak algılayabilmektedir. Oysa çocuğun akademik başarısı bir çok değişkenin sonucu olarak karşımıza çıkmaktadır; çocuğun bilişsel ve öğrenme yetenekleri ile ilgili olduğu kadar, aile ortamı, anne babası ile ilişkisi, sosyal ilişkileri, okul ortamı gibi daha bir çok faktör etkili olabilmektedir. Bu nedenle çocuklar arasında kıyaslama yapılmamalı, her çocuk kendi potansiyeli ve imkanlarına göre değerlendirilmelidir” diyor. Uzman Klinik Psikolog Neil Serem Yılmaz, zayıf karne kadar, başarılı karneye de doğru yaklaşılması gerektiğini belirterek, anne babalara doğru yaklaşımın 4’er püf noktasını anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Klinik Psikolog Neil Serem Yılmaz

Zayıf karneye 4 doğru yaklaşım önerisi

  • Sivri ve yaralayıcı ifadelerden kaçının!

Notlar çocuğun zekası, becerileri ya da kişiliği hakkında olumsuz bilgi vermez. Sadece zayıf olan derslerine işaret eder. Bu nedenle karnedeki zayıfları genellemekten ve sivri ifadelerden kaçının. ‘Senden adam olmaz’, ‘Tembel’ gibi çocuğun kişiliğini yaralayacak, özgüvenini ve benlik saygısını azaltacak ifadelerden kesinlikle uzak durun. Böyle bir muamele çocuğu motive etmez, aksine kendini değersiz ve beceriksiz hissetmesine, ailesinden duygusal olarak uzaklaşmasına yol açar. Yine, ‘Bizi  çok üzdün’, ‘Emeklerimizi boşa çıkardın‘ gibi çocuğu derinden etkileyebilecek duygusal, aşağılayıcı üslup ve fiziksel cezalar da çocuğu çıkmaza sürükler.

  • Kendinizi de sorgulayarak, birlikte yol haritası belirleyin!

Geçen sürece yönelik kendi tutumlarınızı da gözden geçirin. Acaba çocuğa çok mu müdahale edildi, çocuk yalnız mı hissetti, yoksa çocuğa çok koruyucu davranılarak bir şeyler yapması farkında olmadan engellendi mi? Dolayısıyla “Acaba çocuk bu karne ile bize ne anlatmak istiyor” diye düşünerek, karnenin mesajını doğru anlamaya çalışın. Çocuğunuza “Sanırım zor bir yıl geçti. Sonuçlar senin de istediğin gibi olmadı. Aslında biz senin daha iyisini yapabileceğini biliyoruz. Ama ne oldu da acaba işler ters gitti, ne seni zorladı (eğer kötü notlar alması ile ilgili bir tahmininiz varsa o paylaşılır) birlikte anlayıp bir yol bulalım, çünkü bu böyle olmaz’ gibi hem bir sorun olduğunu dile getiren, nedenleri hakkında düşünen ama aynı zamanda çözüm üreten bir konuşma yapın. Bu çocuğu motive edecek ve çaresiz hissetmesini engelleyecektir.

  •  “İş işten geçti!” mesajı yerine “Birlikte düzelteceğiz” mesajı verin

Uzman Klinik Psikolog Neil Serem Yılmaz ‘Şimdi yeni bir yıla gireceğiz yazı iyi değerlendirelim, sen bir dinlen, kafanı boşalt, oyunlarını oyna, ama önümüzdeki yıl biz de sana destek olacağız; sen de elinden geleni yaparsın, biliyoruz sen de iyi bir karne getirmek isterdin. Bu yıl böyle oldu ama seneye düzeltebilirsin. Seneye elinden geleni yaparsın’ gibi yaklaşımlarla çocuğa telafi ve tamir etme seçeneğinin olduğunu hissettirin.

Pause Sağlık, Pause Dergi

  • Motive edin

Kötü karneyi görmezden gelmek de doğru değil. Çünkü çocukta ‘önemsenmeme’ hissine yol açar. Ancak pozitif yönleri üzerinden güçlendirmek çocuğa güç verir. Bu nedenle ‘Bak geçen yıl karnende böyle böyle güzel notlar vardı, demek ki senin içinde iyi notlar alabilecek bir başarma gücün var, bu sefer olmamış olabilir ama bu güç senin içinde ve yeniden bu gücü kullanıp iyi notlar alabilirsin, biz de sana bu yönde destek olacağız’ gibi çocuğu güçlendiren konuşmalar yapın.

 Başarılı karneye 4 doğru yaklaşım önerisi

  •  Çocuğunuzu ödüle boğmayın!

Başarılı olan ve takdir belgesi alan çocuğunuza gereğinden fazla övgü ve onu ödüle boğmak da yapılacak en büyük yanlışlardan biri. Uzman Klinik Psikolog Neil Serem Yılmaz “Çocuklar büyük ödüllere boğulmamalıdır. Çocuğun yaşına uygun ve makul bir karne hediyesi çocuk için son derece teşvik ediciyken, çok büyük ödüller çocukta sanki o notları anne baba için aldığı duygusu uyandırabilmekte, çocuğun ders sorumluluğunun kendine ait olduğu duygusunu sahiplenmesini güçleştirmektedir” diyor. Öteyandan çocuğa daha önce karne hediyesi olarak bir söz verildiyse bunun mutlaka yerine getirilmesi gerektiğini belirten Neil Serem Yılmaz “Verilen ve nedeni iyi açıklanmadan tutulmayan/tutulamayan sözler çocukta hayal kırıklığı ve anne babanın verdiği sözlere dair bir güvensizlik hissi oluşturabilir” diyor.

  • Başarısını önemseyin, mükemmeliyetçilikten kaçının!

Çocuğunuzun çabasını ve başarısını görmezden gelerek önemsizleştirmeyin. Mutlaka takdir edin, duygusal gelişimini destekleyecek küçük bir ödül verin. Mükemmeliyetçi yaklaşımdan ise mutlaka kaçının. Uzman Klinik Psikolog Neil Serem Yılmaz “Mükemmelliyetçi tutumdan uzak durmak, uç söylemlerden kaçınmak son derece önemlidir. ‘Bütün  notların 100, neden şu notun 95 ‘gibi mükemmelliyetçi bir tutum çocuğun emeğinin görülmediği ve hep daha fazlası istendiği hissini oluşturabilir” uyarısında bulunuyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

  •  Üstün zekalı etiketi yapıştırmayın!

 Çocuğa ‘üstün zekalı’ gibi  etiketler yapıştırarak, çocuktan çok yüksek beklentilere girilmemesi gerekiyor. Çünkü bu durum çocuklar için baskı unsuru oluşturabiliyor. Var olan başarısını kaybetmekle ilgili performans kaygısı ya da sınav kaygısı gibi zorluklar gelişebiliyor. ‘Benim çocuğum çok başarılı, şu bölümü, şu üniversiteyi kazanacak’ gibi söylemler, çocukları bu yük altında ezerek, yoğun stres yaşamalarına yol açıyor. Ders başarılarını da artırmaya yardımcı olmadığı gibi, aksine gerilemelerine neden olabiliyor.

  •  Çocuklarınızı kıyaslamayın!

Uzman Klinik Psikolog Neil Serem Yılmaz “Karnesi iyi olan hatta takdir belgesi alan kardeş, karnesi kötü olan kardeşe kesinlikle örnek gösterilmemelidir. Bu tür bir kıyaslama fayda yerine zarar getirir. Çocuklar arasında yoğun bir rekabete ve kıskançlığa neden olarak kardeşlerin aralarını bozabilirken, anne babanın kendisini bu nedenle sevmediği hissine de yol açarak yalnızlık hissine neden olabilir” diyor.

Skolyozda erken tanı, tedavinin yöntemini de değiştiriyor!

Skolyozda erken tanı, tedavinin yöntemini de değiştiriyor!

Omurganın yana doğru eğriliği anlamına gelen skolyozun doğuştan olan şekli, son yıllarda teknoloji ve tıptaki gelişmeler sayesinde henüz bebek anne karnında iken de tespit edilebiliyor. Anne karnındaki bebeğin gelişimi sırasında ortaya çıkan doğuştan (doğumsal) skolyoz genellikle ilerleyici olduğu için, erken teşhis ve tedavisi büyük önem taşıyor. Acıbadem Maslak Hastanesi Omurga Sağlığı, Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Alanay, dünyada her bin canlı doğumdan 1’inde görüldüğü tahmin edilen ve ergenlik döneminde ortaya çıkan skolyozdan sonra en yaygın görülen skolyoz nedeni olan doğuştan skolyozda erken tanının, tedavinin yöntemini de belirlediğini vurguluyor. Prof. Dr. Ahmet Alanay, skolyoza karşı toplumsal farkındalık yaratmak amacıyla tüm dünyada etkinliklerin yapıldığı Haziran – Skolyoz Farkındalık Ayı kapsamında yaptığı açıklamada, doğuştan skolyoz hakkında bilinmesi gereken 6 önemli noktayı anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Prof. Dr. Ahmet Alanay

  • Gebelik sırasında tespit edilebiliyor

Anne karnındaki bebeğin omurga gelişimi ilk üç ayda tamamlanır. Doğuştan skolyoz, anne karnında organların oluşumu sırasında omur veya omurların tam gelişememesi veya birbirine yapışık kalması nedeniyle oluşan deformitelerdir. Bunlar teşhis edildikten sonra gebelik boyunca izlenir ve doğumdan sonra da çocuk konunun uzmanı hekim tarafından takibe alınır. Doğuştan skolyoza; genetik faktörlerin yanı sıra gebelikte oksijensiz kalma, sigara içimi, alkol ve bazı ilaçların kullanımının yol açabildiği düşünülse de kesin nedeni bilinmemektedir.

  • Erken tanı kritik önem taşıyor

Skolyozda erken tanı ve tedavi çok önemlidir. Doğuştan skolyozlar genellikle ilerleyicidir ve tedavileri gerekir. Erken tanı, eğriliğin tedavisinin zor ve karışık bir hal almasını engeller, gerekli cerrahinin büyüklüğünü ve risklerini azaltır. Büyüme daha az etkilenir. Bu nedenle omurga eğriliği tespit edildiği andan itibaren çok vakit kaybetmeden uzman görüşü alınması ve ilerleyici skolyozun erken tedavisinin yapılması gerekir.

  • Erken teşhis, tedavinin yöntemini de belirliyor

Prof. Dr. Ahmet Alanay, gebelik esnasında ya da doğumdan hemen sonra tanı konulduğunda, eğrilik şiddetli değilse bebeğin izleme alındığını belirtirken, şiddetli eğriliklerde ise tedavi sürecini şöyle özetliyor: “Erken teşhis, tedavinin yöntemini de belirler. İlk tedavi olarak gövde alçısı uygulanır. Genellikle alçı veya korse tam bir iyileşme sağlamaz ancak çocuğun cerrahi müdahaleye uygun yaşa gelmesi için zaman kazanmaya yarar. Eğriliklerin ilerlemesi durumunda ise cerrahi tedavi uygulanır. Cerrahi tedavi için genelde çocuğun 3 yaşına kadar büyümesi ve cerrahinin 3 yaş ve sonrasında yapılması önerilse de, günümüz teknolojisi ile gerekli eğriliklerde 1 yaş civarında ameliyat uygulayabiliyoruz. Hangi yaşta cerrahi uygulanırsa uygulansın, doğuştan skolyozu olan çocuklar ergenlik çağının sonuna kadar yeni eğrilik oluşması açısından takip edilirler.Pause Sağlık, Pause Dergi

  • Doğuştan skolyoza başka sorunlar da eşlik edebiliyor

Doğuştan skolyoz anne karnında organların gelişimi sırasında ortaya çıkan ve omurga gelişimindeki bir kodlama hatası ile oluşan bir durum olduğu için diğer organlar da etkilenebilir. Beraberinde kalp, böbrek rahatsızlıkları ve omuriliği ilgilendiren sorunlar olabilir. Doğuştan skolyoz, ergenlikte görülen skolyoza kıyasla daha agresif seyreder ve daha çok cerrahi girişim gerektirir. Henüz anne karnında iken başlayan ve ilerleyici olan bir skolyoz çeşidi olması nedeniyle, gövde ve akciğer gelişimini ciddi etkiler ve tedavi edilmez ise akciğer sorunları nedeniyle yaşam süresini kısaltabilir.

  • Doğru sanılan bu yanlışa dikkat!

Toplumda doğuştan skolyozla ilgili doğru sanılan en önemli yanlışlardan birisi; ilerleyen eğriliklerde ‘çocuğun büyümesi durmasın’ diye ameliyatı ergen yaşlarına kadar geciktirmek. Günümüzde teknoloji ve tıptaki gelişmeler ve hekimlerin tecrübesi ile bu bu ameliyatlar 1-1.5 yaş civarında yapılabilmektedir. Ameliyat ne kadar erken yapılırsa, büyüme o kadar az etkilenir ve ameliyata bağlı komplikasyonlar o kadar az olur.

  • Günümüzde tedavi şansı daha yüksek, ama!

Prof. Dr. Ahmet Alanay “Günümüz olanakları ile tedavide başarı mümkün ancak ergen skolyozuna göre daha zor bir süreç. Tedavinin zorluğu skolyoza neden olan bir veya daha çok omurga anomalisinin bulunmasına bağlıdır. Çok fazla sayıda omurda gelişim geriliği veya yapışıklık var ise tedavi daha güçtür. Korse ve egsersizin rolü kısıtlıdır. İyi planlanmış ve uygulanmış ameliyat ile başarı sağlanır. Bir kez daha vurgulamak isterim ki; eğrilik çok büyük boyutlara ulaşmadan erken teşhis edilmesi, tedavinin başarısı için büyük önem taşımaktadır” diyor.