Yazılar

Özbek: “Ekşi mayalı ekmek ve tarhana doğrudan probiyotik içermese de sağlık için çok faydalı”

Fermente yiyeceklerin probiyotikler açısından zengin olduğu bilinen bir gerçek. Uzmanlar, modern beslenmede işlenmiş gıdaların yaygınlaşmasıyla birlikte geleneksel fermantasyon yöntemlerine dayanan ekmek ve tarhana gibi ürünlerin sağlık açısından öneminin her geçen gün arttığını belirtiyor. Altınbaş Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ahmet Özbek bu ürünlerin hem lezzet hem de sağlık açısından eşsiz birer seçenek olduğunu vurguladı.

Prof. Dr. Ahmet Özbek, fermente gıdalar ve probiyotikler hakkında önemli bilgiler paylaşırken, özellikle ekşi mayalı ekmek ve tarhana gibi geleneksel gıdaların sağlıklı bir beslenmedeki yerini vurguladı.

Prof. Dr. Özbek, bu ürünlerin probiyotik içerdiği yönündeki yaygın yanılgıya dikkat çekerek şu açıklamalarda bulundu:
“Ekşi mayalı ekmek ve tarhana gibi ürünlerin probiyotik içerdiği düşüncesi doğru değildir. Çünkü bu ürünler hazırlanırken pişirme işlemi uygulanır ve bu sırada probiyotik özellik taşıyan mikroorganizmalar ölür. Dolayısıyla bu gıdaların tüketilmesiyle vücudumuza doğrudan probiyotik alınması söz konusu değildir.”

Ancak bu durumun, bu geleneksel gıdaların önemsiz olduğu anlamına gelmediğini belirten Prof. Dr. Özbek, şu ifadelere yer verdi:
“Ekşi mayalı ekmek ve tarhana gibi fermantasyonla elde edilen ürünler, pişirme süreci sırasında probiyotik bakterileri kaybetseler bile, fermantasyon sırasında oluşan biyolojik bileşikler sayesinde sağlık açısından çok değerli hale gelir. Bu süreçte, hem vücudumuz için doğrudan faydalı olan hem de bağırsak bakterilerimizi destekleyen maddeler ortaya çıkar. Bu nedenle bu tarz ürünler, özellikle sindirim sistemine ve genel sağlığa dolaylı yoldan fayda sağlar.”

Geleneksel gıdaların sağlığa katkısı
Prof. Dr. Özbek, ekşi mayalı ekmek ve tarhananın sadece lezzetli değil, aynı zamanda geleneksel yöntemlerle hazırlandığında sağlıklı bir beslenme için de önemli olduğunu ifade etti. “Bu gıdalar, sindirim sistemine dost bir yapıya sahiptir ve fermantasyon süreciyle doğal olarak ortaya çıkan faydalı bileşikler sayesinde, bağışıklık sistemine destek sağlar. Bu nedenle geleneksel tariflere sadık kalınarak hazırlanan ekşi mayalı ekmek ve tarhana, günlük beslenmede mutlaka yer almalıdır.” dedi.

Turşulara dikkat!

“İçeriğindeki yüksek tuz, mide kanseri gelişimine neden olabilir”

Probiyotikler, özellikle fermente yiyecekler grubunda bolca bulunur. Süt ve süt ürünleri (kefir, yoğurt, ayran gibi) bu grupta yer alır. Prof. Dr. Ahmet Özbek, ancak turşularda yer alan mikroorganizmaların, probiyotik grubunda olmadığını hatırlatarak şu bilgileri paylaştı: “Bu mikroorganizmalar, probiyotik özellikteki bakterilerin gelişmesini destekleyen, bir anlamda prebiyotik özellik taşıyan mikroorganizmalardır. Bu da turşunun gerçekten faydalı bir çeşni olduğunun altını çizer. Ancak dikkat edilmesi gereken husus, turşunun tüketimi sırasında aşırıya kaçmamak gerektiğidir. Çünkü turşunun kısıtlayıcı özelliği içeriğindeki yoğun tuzdur. Yüksek tuz içerikleri, mide kanserinin gelişimine katkı sağlayan bir unsurdur.”

Prof. Dr. Özbek, son olarak sağlıklı bir yaşam için fermente gıdaların bilinçli tüketilmesinin önemine vurgu yaparak, bu ürünlerin faydalı etkilerinden yararlanılabileceğini ifade etti.

%1 Karbon artırımı ne işe yarar?

%1 Karbon artırımı ne işe yarar?

“Karbon oranını % 1 arttırarak, toprağın 170 tondan fazla su tutması sağlanabiliyor!”

Su kıtlığı tehlikeli boyutlarda… Suyun önemi giderek artarken organik atıklardan yapılan kompostla verimliliği artırmak da mümkün… 1 metreküp kompost ile 7 dekar tarım arazisi eğer organik kısmı normal değerlerde ise aşılanabiliyor! Uzmanlar, bu sayede çölde domates bile yetiştirebildiğini belirtiyorlar. Bu farkındalık ve sıfır atık yaklaşımıyla, “Sürdürülebilirlik ve Kompost Yapımı” dersi Altınbaş Üniversitesi’nde başladı.

 “Bokashi Kompost

Bu yöntem, organik atıklar değerlendirilerek evde, okulda, fabrikada, akla gelebilecek her yerde yapılabilecek bir çeşit organik gübre. Yapımında ise yumurta kabuklarından, kahve telvesine, yemek atıklarından hatta karton ya da talaşa kadar her türlü malzeme kullanılabiliyor. Çıkan tonlarca organik atıktan üretilen kompostun, sadece 1 metre küpüyle 7 dekar alanın toprak besin ağı ile aşılanması mümkün.

Sıfır atık yaklaşımında “Sürdürülebilirlik ve Kompost Yapımı” ders müfredatına ekleniyor

Altınbaş Üniversitesi İşletme Fakültesi ve Uygulamalı Bilimler Fakültesi bünyesindeki Gastronomi ve Mutfak Sanatları Bölümü atıkların doğaya dönüşünde öğrencilerini bilinçlendirmek üzere önemli bir iş birliğine imza attı. Üniversite öğrencileri müfredata eklenen bu yeni ders ile atıkların toprağa geri döndürülmesi konusunda farkındalıklarını artıracak. Konu, BAP- Bilimsel Araştırma Projeleri kapsamına da alınarak yeni projeler geliştirilecek. Dersler, İşletme Fakültesi’nin dış paydaşı olan Tarım Rotary Kulübü ile gerçekleştirilecek.  Gastronomi ve Mutfak Sanatları Bölüm Başkanı Dr. Özge Seçmeler, eğitim açısından konunun önemini şöyle anlattı: “Yaşanan depremler sonucunda yenilenecek şehir planlarının küresel ısınma etkileri göz önünde bulundurularak tamamen eko-kent projeleri olarak değerlendirilmeleri kritik önem taşıyor. Okullarda ve üniversitelerde ekolojik eğitimin yaygınlaşması hatta pratiğe dökülmesi bazı ülkelerde başarıya ulaşan ‘ekolojik şehir planlamasına’ geçişte yerel halkın katkısını artıracak bir etken.

“Atıkların %99’u dönüştürülebiliyor”

Kompost üretiminin çevresel etkileri üzerine bilimsel araştırma yapan İşletme Fakültesi Öğretim Üyesi Dr. Mehmet Gürel Tekelioğlu da bitkilerin ihtiyacı olan fosfor, potasyum ve nitrojenin bu yöntemle en iyi şekilde karşılanabildiğine işaret etti. Atıkların %99 gibi yüksek bir oranla dönüştürülebildiğini kaydeden Dr. Tekelioğlu, “Güvenli ve tutarlı şekilde toprak yapısı korunuyor. Bokashi Kompost ile beslenmiş toprakta haşere ve sinek oluşumu da engelleniyor. Çölde domates bile yetiştirebilirsiniz.” dedi.

Dr. Semra Kaymak evde Bokashi yapmanın basit yöntemini de paylaştı:

“Bunun için üretilmiş alt tarafı delikli ve musluklu özel kutulardan temin edilebilir ya da evinizdeki 2 kovayı üst üste oturtularak içte kalan kutunun altı su akışına izin verecek şekilde delinerek ve iki kutu arasına bir musluk takarak yapılabilirsiniz.  En altta ve aralara talaş ya da karton parçaları döşeyin.  Vitamin ve mineral çeşitliliğini sağlamak için farklı gıda atıkları kullanılması uygun. Yumurta kabuğu, çay posası, et, kemik, pırasa, şekerli atıklar v.s hepsi küçük parçalara bölünerek kutuya atık çıktıkça atın. Evde de pirinç suyu, süt ve melas ile hazırlanacağı gibi hazır satılan etkili mikroorganizma sıvısı her 5-7 cm’lik atık üzerine yerleştirilen talaş veya karton parçaları üzerine püskürtün. Kova tamamen dolunca 2 hafta kapağını hiç açmadan 21 – 37 derece oda sıcaklığında bekletin. Soğukta fermentasyon gerçekleşmez.12 derece altında mikroorganizma faaliyeti yavaşlar. Kompostun başarılı olduğunu sirke ya da turşu gibi kokmasından anlayabilirsiniz. Üstünde de pamuksu beyaz bir küf oluşması işlemin doğru olduğunu gösterir. Kötü koku veya mor yeşil küf var ise bozulduğunu anlarız. Sonra bahçenizde ya da büyük bir saksıdaki sığ bir toprağa gömün. Üstünü çukurdan çıkan toprak ile kapatın 2 hafta da bu şekilde bekletin. Bokashi kovasının altında biriken sıvıyı da gün aşırı alın. Beklemesi halinde kötü koku yayar hem de bu sıvıyı doğal ve güçlü bir lavoba açıcı olarak kullanabilirsiniz. Bu sıvıyı 50-100 kat sulandırarak evde veya bahçedeki bitki ve çiçeklerinize verebilirsiniz. Aldığınız suyu bekletmeden kullanmalısınız.”

Türkiye’nin hemen çözmesi gereken 2 temel problemi “Bütçe açığı ve döviz.”

Türkiye’nin hemen çözmesi gereken 2 temel problem:

Prof. Dr. Işın Çelebi: “Bütçe açığı ve döviz.”

Asgari ücretin açıklanmasının ardından gelen % 15’lik Merkez Bankası faiz kararı sonrasında ekonominin yönü ve piyasaların vereceği tepkiler merak konusu olmuştu. Açıklamalarında ekonomide kademeli geçisin önemini vurgulayan Altınbaş Üniversitesi Öğretim Üyesi, Eski Ekonomi Bakanı Prof. Dr. Işın Çelebi, bütçe açığı ve dövizin, Türkiye’nin hemen çözmesi gereken 2 temel sorun olduğunu vurguladı.

Prof. Dr. Işın Çelebi, öncelikle dikkat edilmesi gereken konunun bütçe açığındaki büyüme olduğunu belirterek, “GSYH – Gayri Safi Yurtiçi Hasıla içindeki payı yüzde beşler düzeyine geliyor. EYT ve depremin etkisiyle yüzde on gibi bir bütçe açığı oluştu. Yeni bir bütçe yapma ihtiyacı var. Bunu da beraberinde çözmek lazım. Faiz ödemeleri bunun için de bütçenin dengesi için çok önemli.” açıklamalarını yaptı.

Çözülmesi gereken ikinci önemli sorunun döviz olduğunu hatırlattı. Döviz arzındaki sıkıntıya işaret eden Çelebi, “İlk beş aydaki işlemler önemli. Türkiye’nin mutlaka ödemesi gereken dış borcu, 203 milyar dolar. Bunu da dikkate alarak programı ona göre yönetmek gerekiyor.” uyarılarında bulundu.

“Kur Korumalı Mevduatta, 2 trilyon TL’lik hacim oluştu”

Çelebi, Kur Korumalı Mevduatın tasfiyesine ilişkin görüşlerini de paylaştı. Bu şekilde bir nevi döviz kurunu sabitleşmeyi sağlayarak, vatandaşın elindeki tasarrufların, kur korumalı mevduata dönüştürülerek, dövize olan talebin düşürülmeye çalışıldığını ifade etti. Bunun için de önemli miktarda bir faiz ödemesi yapıldığını kaydederek, “Kur Korumalı Mevduatın yaklaşık 130 milyar TL gibi bir faiz yükü var. Bunun yarısını Hazine, yarısını Merkez Bankası ödüyor. Bu da piyasaları etkileyen bir durum.” diye konuştu. 2 trilyon TL’ye yakın bir kur korumalı mevduat hacmi oluştuğunu hatırlatan Çelebi, “Bunu birkaç yıla yayarak kademeli olarak aşağıya indirmek lazım. Bu faiz yükü çok büyük, 130 milyar TL gibi bir ödeme var. Onun için biraz yeni ekonomi yönetimine, Sayın Mehmet Şimşek’e ve arkadaşlarına 3 yıllık süre tanımak lazım.” ifadelerini kullandı.

Asgari ücret, memur ve emekli maaşları ekonomiyi nasıl etkiler?

Işın Çelebi asgari ücret, memur ve emekli maaşlarındaki artışların ekonomiye etkilerini de değerlendirdi ve çözüm önerilerini dile getirdi. “Birincisi asgari ücret % 34 arttı, 11.402 TL’ye geldi. İşverene 500 liralık bir teşvik ya da destek kararı çıktı. Bir vergi muafiyeti de var burada. Emekli maaşlarını da asgari ücret düzeyine çıkarmak gereği var. Bu yapı para arzını ve talebi arttırıyor. Bu talebi önemli bir ölçüde dengelemek lazım. Bu enflasyonist bir etki yaratır.  Bir yandan enflasyon ve fiyatlar artıyor, hayat pahalılığı artıyor. Ama bir yandan da talebi arttıracak şekilde para arzını arttırıyoruz.” dedi.

“Çözüm, ekonomide üretim verimliliği” 

Çelebi, son olarak bu sarmaldan çıkış yolunun mal üretimini ve ekonomideki üretim verimliliğini arttırmaktan geçtiğini söyledi. Bunun yanı sıra ve paralelinde bir verimlilik programı hazırlamanın gerekliliğini vurguladı. Para arzının arttırılırken, mutlaka üretimi, mal arzının da artırılmasını önerdi. İhracatın çok önemli bir mesele olduğuna işaret eden Çelebi, sözlerini şöyle tamamladı. “İhracatı arttırmak şart. Şu anda ihracatın ithalatı karşılama oranı maalesef % 60’lar düzeyinde. Bunu %80’lerin üstüne çıkarmak, %90’lara çıkarmak lazım. Bunun da yolu kuru arttırmak. Döviz kurunu ihracatı besleyecek şekilde arttırmaktan öte, Eximbank kaynaklarını mutlaka arttırıp, ihracatçının kredi talebini karşılamak lazım.”

Oruç tutanlar dikkat!

Oruç tutanlar dikkat!

“Öğün olarak sahuru atlamayın”

Ramazan ayı perşembe günü başlıyor. Oruç tutan vatandaşlarımız hazırlıklarını neredeyse tamamladı, ilk sahur ve iftarlarını yapmaya hazırlanıyorlar. Peki sağlıklı, yeterli ve dengeli beslenme için Ramazan ayında neler yapılmalı? Bu önemli ayda, sağlıklı sahur ve iftar menüleri, öğünlerin porsiyon boyutları ve aralıkları hakkında beslenme uzmanlarının tavsiyelerine kulak verilmeli. Altınbaş Üniversitesi SHMYO Öğr. Gör. Özlem DEMİR, yeterli ve dengeli beslenmenin sürdürülebilmesi için en az 2 öğünün tamamlanmasının şart olduğuna dikkat çekti. Özlem Demir, özellikle sahur öğününün atlanmasının sağlık açısından çok tehlikeli olduğunu belirtti. “Öğün atlamak, açlık süresinin en az 5 saat daha uzatılmasına neden olur. Bu da şekerinizin iftardan daha erken sürede düşmesine ve günlük hayatınızda yaşayacağınız birçok probleme neden olabilir.” diyerek önemli uyarılarda bulundu.

Öğr. Gör. Özlem Demir

“Sahurda çorba, hafif sulu yemekler veya kahvaltı tercih edin”

Geceleri metabolizma hızının düşmesinin tersine, öğünlerin yağa dönüşme hızının arttığını hatırlatan Özlem Demir, bunun da kilo alımını hızlandırdığını söyledi. Bu nedenle sahurun çorbalar, hafif sulu yemekler, salata türevleri, süt ve yoğurt ürünlerinden oluşan öğünlerle veya hafif kahvaltı ile tamamlanmasını vurguladı. Sahurda, özellikle aşırı tuzlu, yağlı yemeklerden ve hamur işlerinden uzak durulmasını tavsiye etti.

“İftarda ise büyük porsiyonlar yerine aralıklı küçük porsiyonlar tüketilmeli”

Özlem Demir, iftar sofrasında ise aşırı yeme isteğine karşı gelerek tek seferde büyük porsiyonlar yerine, iftardan sonra aralıklı ve her seferinde küçük porsiyonların tüketilmesinin önemine değindi. “Özellikle iftarlarda yemekleri hızlı yemekten kaçınmalı, iyice çiğneyerek ve yavaşça tüketilmeli. Yemeğe iftariyelik ürünler ile başlanmalı ve ardından çorba tercih edilmeli. Ana yemeğe ise en az 15 dakika bekledikten sonra başlanmalı.” dedi. İftar ve sahur arasında sıvı ihtiyacının karşılanması için en az 2 litre kadar su tüketilmesini öneren Demir, susama hissi olmasa bile bu süre aralığında suyun yanında destekleyici ayran, süt, hoşaf, meyve suyu ve çayların büyük faydası olacağını kaydetti.

“Kızartma, hamur işleri ve pirinç pilavından uzak durun”

İftarda kızartmalardan, hamur işlerinden, kan şekerini hızlı yükselten pirinç pilavı veya patates gibi öğünlerden uzak durulmasını dile getiren Demir, “Bunlar yerine kepekli veya bulgurlu ürünler tercih etmeli. İftar sonrası şerbetli tatlılar yerine şeker ihtiyacını sütlü tatlı hatta meyve ile gidermek daha sağlıklı olur.” görüşünü dile getirdi.

“Diyabet hastaları, emziren anneler uzun süren açlık için doktorlarına danışmalı”

Özlem Demir, diyabet hastalarını, hamileleri, emziren anneleri, geriatrik hastaları ve okul çağı çocuklarını sağlıklarını etkileme riski olması sebebiyle uzun süre aç kalma konusunda mutlaka bir doktora ve diyetisyene danışmaları konusunda uyardı. Bir hastalığı olmaması halinde bile sağlığı olumsuz etkilenen kişilerin oruca ara vermelerini ve sağlık durumu oruç tutmasına elverişli olmayan bireylerin de durumlarını iyi değerlendirmeleri gerektiğini anlattı.

“İftar sonrası, 20-30 dakika hafif tempolu spor yapılabilir”

Oruçluyken gün içinde herhangi bir egzersiz yapılmasını önermediklerini hatırlatan Demir, bununla birlikte haftada en fazla üç kere, iftar öğününü yedikten sonra 20-30 dakikayı geçmeyecek hafif tempolu spor yapılabileceğini söyledi. Özellikle iftar sonrası yapılan yürüyüşlerin, bağırsak hareketlerini arttırarak kabızlığın oluşmasını da önleyeceğini ve gece rahat uyumaya yardımcı olacağını ifade etti.  Demir son olarak, “Normal beslenme düzenimizi değiştirdiğimiz bu ayda sağlıklı beslenmek bağışıklık sistemimizin güçlü kalmasını sağlayacaktır. Ramazan sonrası bayramda da aynı uyarılara dikkat etmeli. Normal düzene vücudu alıştırarak ve yavaş yavaş geçmeliyiz.” dedi.

Prof. Dr. Işın Çelebi: “Enflasyon, ancak güven ortamında düşer”

Prof. Dr. Işın Çelebi: “Enflasyon, ancak güven ortamında düşer”

Her açıdan zor geçen 2021 yılını geride bırakmaya hazırlanıyoruz. Son zamanlarda ekonomik anlamda zor dönemler geçilirken, alınan önlemlerin ışığında nasıl bir 2022’nin bizi beklediği merak konusu. Altınbaş Üniversitesi Öğretim Üyesi ve Eski Ekonomi Bakanı Prof. Dr. Işın Çelebi, NTV Televizyonu’na yaptığı açıklamalarda 2022 beklentilerini dile getirdi. Prof. Dr. Işın Çelebi, 2021’in her anlamda zor bir yıl olduğunu ve özellikle güven ortamının yeniden oluşması gerektiğinin ortaya çıktığına dikkat çekti.  2022’de her şeye sıfırdan başlanarak istikrarlı bir yönetimin başlaması gerektiğinin altını çizdi.

Faizde ve kurda çok önemli dalgalanmalar olduğuna belirten Işın Çelebi, 2022 yılının yeniden güven ve huzur ortamının sağlandığı bir yıl olması gerektiğini belirtti. Merkez Bankası Başkanı’nın Mart ayından sonra görevine başladığını ifaden Prof. Dr. Işın Çelebi, “Kesintisiz 4-5 yıl görevine devam etmeli. Türkiye’nin mutlu ve huzur içinde yoluna devam etmesi için istikrara ihtiyaç var” dedi.

Güven ortamı için öncelikle ne olmalı?

Belirsizlik halinin ortadan kalkmasının önemine değinen Prof. Dr. Işın Çelebi, “İnsanlar, ekonomik göstergelerden kuşku durmamalı, endişe etmemeli. Yani herkes, kur şu noktaya kadar yükselecek, faiz bu olacak diyebilmeli.” Dedi.

Akdeniz Üniversitesi’nde Prof. Dr İsmail Tufan ve ekibinin yaptığı bir araştırmaya göre Türkiye’de şu anda 8 milyondan fazla 65 yaş üstü emekli olduğunu ifade eden Prof. Işın Çelebi, “Aldıkları ücret 3.000 TL’nin altında. Müthiş bir gelir dağılımı bozukluğu var. Bu anlamda gelir dağılımın yeniden düzenlenmesi lazım. Asgari ücret artışı oldu, vergi muafiyetleri oldu ama bunlar emeklilere yansıtılmadı henüz. Bu 8 milyondan fazla emekli bu koşullarda yoksullaşma sınırlarını aşmış durumda, yaşam sıkıntısı içinde. Oysa herkesin kendini güvende hissedeceği bir yaşam düzeyine ihtiyaç var.” açıklamalarında bulundu.

“Gelirler ne kadar artırılsa da enflasyon karşısında eriyor”

Reuters’ın açıkladığı Aralık enflasyon anketine göre değerlendirmelerde bulunan Prof. Dr. Işın Çelebi, öncelikle ekonominin bir bilim olduğunu vurgulayarak, 2022’de her şeye sıfırdan başlamak gerektiğini belirtti. Prof. Dr. Işın Çelebi, “Anketteki en düşük Aylık TÜFE oranı 5.5 ve Yıllık en düşük TÜFE tahmini ise 26.4. 54 olan üretici fiyat endeksinin de 55-56 olduğunu farz edelim. Ortalaması 37’yi geçiyor. Bu çok yüksek bir enflasyon. Gelir dağılımını ve yaşam standartlarını darma duman ediyor. Çarşıyı pazarı çok etkiliyor.” Dedi.

“Global enflasyonun etkilerini 2022’de hissedeceğiz”

Prof. Dr. Işın Çelebi, global enflasyon ile yurtiçi enflasyonun iç içe geçtiğini dile getirdi. Türkiye’nin henüz global enflasyonun etkilerini hissetmediğini belirtti. Bunun büyük sorun yaratacağı değerlendirmesinde bulunan Prof. Dr. Işın Çelebi, “FED, bugün ABD’de enflasyon oranı %6,3’e çıkarmış, %7’ye çıkma ihtimali de var. Bundesbank, Almanya’da %5 oranında bir enflasyon olduğunu söylüyor. Bu son 30 yıl için Almanya’daki en yüksek rakam.” Diye konuştu. Türkiye’nin ise, Merkez Bankası’nın yeni yayınladığı rapora göre enflasyon hedefini orta vadede %5 olarak belirlediğini hatırlattı. Türkiye’nin eğer AB yolunda ilerlemeye devam edecekse, bu yüksek enflasyon olayını çözmesi gerektiğinin altını çizdi.

“Toplumda hukuk ve adalet düzenin net olmalı”

Prof. Dr. Işın Çelebi açıklamalarını şöyle sürdürdü. “Yani biz 2022’de enflasyon oranını %25’lerden alıp hangi noktaya indireceğiz? 2023 yılında %5 enflasyona ulaşabilecek miyiz? Almanya’nın bugün %5,3 oranında bir enflasyona eriştiği noktada, Türkiye olarak 2 -3 yıl içinde bu orana ulaşmamız için ne yapmamız lazım? Bunların yanıtları belli. Biz bunları yaptık daha önce. Yabancı sermaye girişinin mutlaka artırılması şart. Bunun için de toplumda hukuk ve adalet düzenin net olması gerekiyor. Herkesin sisteme güven duyması lazım. Enflasyon ancak güven ortamında düşer. Yabancı sermaye, güvensiz ortama girmez.”

“2005 – 2010 arası enflasyonla mücadele en başarılı yıllar”

Türkiye’nin enflasyonla mücadelede en başarılı olduğu dönemin 2005 – 2010 arası olduğunu ifade eden Prof. Dr. Işın Çelebi, “Bu dönemde AB’ye tam üyelik yolunda adımlar atıldığı için 100 milyar dolarlık kaynak girişi oldu ve Türkiye’de piyasalar sakinleşti. Türkiye’ye yabancı sermeye girişi oldukça, yüksek teknoloji ürünleri girdikçe ve uluslararası alanda rekabet gücü arttıkça enflasyonun düştüğünü gördük.” dedi.

Pandemi nedeniyle dünyada da fazla para basıldığına belirten Prof. Dr. Işın Çelebi, “FED’in faiz artırmaya ihtiyacı var. 3 dönem artıracağını söyledi ama yapamayacak. ABD’nin borcu toplam 29 trilyon USD. GSMH ise 14 milyar USD düzeyinde. Faizi artırdığı sürece eksi yazmaya başlayacak. Bu faizleri ödeyemez. Likidite genişlemesi, pandemi döneminde belirli bir istikrar sağladı. Bu borç yapısı içinde faiz oranlarını artırabileceklerini düşünmüyorum. Biz bu durumun etkilerini 2022’de hissedeceğiz. Bu anlamda enflasyonla mücadelede döviz arzını artırmamız gerekiyor. Hem ihracatla hem de yabancı sermaye ile. Piyasa dengesini kendi mekanizması içinde sağlamamız gerekiyor” diyerek gelecek yılla ilgili beklentilerini dile getirdi.

Aşırı sıcakta hangi içecekler içilmeli?

Aşırı sıcakta hangi içecekler içilmeli?

Altınbaş Üniversitesi Gastronomi Bölümü Öğr. Gör. Merve İşeri, aşırı sıcağın vücutta sıvı, mineral ve elektrolit kaybına yol açtığını belirterek yazın içilmesi gereken içeceklerle ilgili önemli uyarılarda bulundu.

Altınbaş Üniversitesi Gastronomi Bölümü Öğr. Gör. Merve İşeri, aşırı sıcakların görüldüğü yaz aylarında insan vücudunun normalden çok daha fazla su kaybı yaşadığını belirterek, “Sıcak yaz günlerinde vücuttan birçok mineral, elektrolit ve sıvı atılır. Bu kaybın takviye edilerek yerine konması bedensel fonksiyonların yerine getirilmesi için çok önemlidir” dedi. Öğr. Gör. Merve İşeri, dehidrasyondan nasıl korunulması gerektiğini şöyle anlattı:

Pause Sağlık, Pause Dergi

“Su, içinde hiçbir katkı bulunmayan, şeker ve tuz yüklemesi yapmayan; insan vücudunun en şiddetle gereksinim duyduğu içecektir. Sık sık su ile vücuda takviye yapılması gerekir. Su içmeyi sevmeyenler sularını salatalık, limon, çubuk tarçın, karanfil, çilek dilimleri veya buz küpleri ile zenginleştirerek tatlandırabilirler. Ancak şeker veya tuz eklemekten kaçınılmalıdır.”

Süt ve ayranın faydaları

Süt ve ayranın da protein, karbonhidrat, kalsiyum ve elektrolitler açısından zengin olduğunu ve vücudu desteklediğini belirten İşeri, “Özellikle terleme ile vücuttan atılan sodyumun yerine konmasında süt önemli rol oynar. Benzer şekilde, ayran da vücudun kaybettiklerini geri kazandırırken aynı zamanda probiyotik özelliği sayesinde sindirim sisteminin düzenlenmesine yardımcı olur” değerlendirmesi yaptı. Merve İşeri, ayranın tuzsuz veya az tuzlu içilmesi gerektiğini de vurguladı.

Taze sıkılmış sebze ve meyve sularının da içerdikleri vitamin ve mineraller açısından zengin ve lezzetli alternatifler olacağını kaydeden İşeri, “Özellikle salatalık veya karpuz gibi su içeriği yüksek olan sebze meyvelerle hazırlanan meyve suları sağlıklı bir tercih olur” dedi.

Meşrubat ve alkolden kaçınılmalı

Öğr. Gör. Merve İşeri, sıcak havalarda içilmesi kesinlikle tavsiye edilmeyen içecekler konusunda ise şu bilgileri verdi: “Yazın içerisinde yüksek oranda şeker ve katkı maddesi bulunan sporcu içecekleri ile gazlı veya gazsız meşrubatlar, hazır meyve suları ve büyük oranda su kaybına neden olan alkollü içeceklerden kaçınmak gerekir.”

Kahve uyandıktan bir saat sonra içilmeli

Kahve uyandıktan bir saat sonra içilmeli

Gastronomi uzmanı Merve İşeri, stres hormonu olarak da bilinen kortizolün en yoğun olduğu zaman diliminin uyandıktan sonraki 1 saat olduğunu belirterek, “Bu süre içerisinde kafein alımı bu hormonun salgılanmasını artırır ve aynı zamanda kafeinin fizyolojik etkilerini azaltır” dedi

Altınbaş Üniversitesi Gastronomi Bölümü Öğr. Gör. Merve İşeri, günün ilk kahvesini uyandıktan bir saat sonra içmenin sağlık açısından daha yararlı olacağını belirtti. Sabahları gün ışığı ile insan vücudunda  kortizol hormonu salgılandığını belirten Merve İşeri, “Aynı zamanda stres hormonu olarak da bilinen kortizolün sağlıklı bir vücutta en yoğun olduğu zaman dilimi uyandıktan sonraki 1 saatlik süredir” dedi. İşeri şu bilgileri verdi:

“Bu süre içerisinde kafein alımı kortizol salgılanmasını artırır ve aynı zamanda kafeinin fizyolojik etkilerini de azaltır. Kısacası hem vücuttaki stres hormonu seviyesi sağlıklı seviyelerin üzerine taşınabilir iken hem de kafeinin uyarıcı etkileri azalır. Kahve tüketimini uyandıktan yaklaşık 1 saat sonrasına bırakmak bu açıdan çok daha sağlıklı olacaktır.”

Kahvenin asidik bir içecek olduğunu da vurgulayan Merve İşeri, “Sabahları açken kahve içildiği zaman mide asidinin artması tetiklenir. Gastrit, reflü gibi rahatsızlıkları olanlar ağırlıklı olmak üzere mide yanması, sindirim rahatsızlıkları gibi şikayetleri artırabilir” uyarısında bulundu.

Kahvenin faydaları

Kahvenin kalorisinin çok düşük olduğunu ve bir bardak kahvede ortalama 2 kalori bulunduğunu belirten İşeri, “Bu nedenle şekersiz ve sütsüz içilmesinde yarar var” dedi.

Kahvenin polifenol adı verilen antioksidanları da barındırdığını kaydeden Merve İşeri, “Polifenol vücuttan toksinlerin atılmasına yardımcı olur. Ancak hazır çözünebilir kahvelerde geçtikleri işlemlerden ötürü polifenoller oldukça azalmakta, aromatik ve faydalı özelliklerini kaybetmektedir” diye konuştu.

Merve İşeri, kahvenin sağlığa diğer yararları konusunda şu bilgileri verdi: “Kahvenin içerisinde bulunan B2 ve B3 vitaminleri bağırsaklarda yiyeceklerin sindirilmesine yardımcı olarak vücudun ihtiyacı olan enerjiyi depolamasına yardımcı olur. Magnezyum ve potasyum içeren kahve kalp ve kemik sağlığı için faydalıdır.”

 

Fazla tüketilmesinin zararları

Tüm besinlerde olduğu kahvede de günlük tüketim miktarının sınırlandırılması gerektiğini ifade eden İşeri, “Günde en fazla 3-4 bardak tüketilmesi bir yetişkin için önerilmekte, çocuklar için yüksek kafein oranından ötürü önerilmemektedir. Fazla tüketildiğinde, kahve içerisinde bulunan kafein kalp basıncını yükseltir, diüretik etkisinden ötürü fazla idrara çıkılmasına sebep olarak vücutta su kaybına neden olur, vücudun biyolojik saatini değiştirebilir ve uykusuzluk problemlerine neden olur. Aynı zamanda, stres hormonunun artmasına neden olarak anksiyete, gerginlik ve panik atakları tetikleyebilir. Kahvenin sağlıklı tüketimi, gün içerisinde öğün aralarında ve günde 3-4 bardağı geçmeyecek şekilde olmalıdır” dedi.

Ekmeklik buğdayda glüten ve alerjen belirtiler

Ekmeklik buğdayda glüten ve alerjen belirtiler

Altınbaş Üniversitesi Gastronomi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Haydar Özpınar, ‘Ekmeklik Buğday Türlerinde Alerjen Proteinlerin Saptanması’ konulu araştırmasıyla Türkiye’de ilk defa buğday türlerindeki alerjen protein olan Amilaz Tripsin Inhibitörü çeşitlerini ve miktarlarını saptadı.

Prof.Dr. Özpınar, Almanya Potsdam Üniversitesi Beslenme Bilimleri Enstitüsü ile ortaklaşa yürütülen ve Alexander von Humboldt Vakfınca desteklenen projeyle, Türk ve Alman halklarının tükettikleri ekmeklik buğday unlarındaki alerjen proteinlerin ilk defa incelendiğini vurguladı.
Yapılan çalışmalarda bazı ekmeklik buğdaylarda sindirim bozukluğuna neden olabilecek Amilaz Tripsin İnhibitörü  (ATI) olarak bilinen bir alerjen protein miktarının yüksek bulunduğunu söyleyen Prof. Dr. Haydar Özpınar, bu tür alerjen protein miktarı yüksek buğday tohumlarının belirlenmesinin insan sağlığı için büyük önem taşıdığını belirtti.

Türkiye’de ilk defa yapıldı

Almanya ile birlikte yürüttükleri ortak çalışma hakkında bilgi veren Prof. Dr. Haydar Özpınar, 2019 yılında düzenlediği ‘Ekmek ve Önemi’ konulu konferanstan sonra ekmeklik buğdayların alerjen proteinler açısından incelenmesi gerektiğine inandığını, bu nedenle de bu tür bir çalışmayı  gerçekleştirdiğini söyledi. “İnsan sağlığı tespiti için geliştirilmiş olan aletler kansere sebep olan veya sağlığı olumsuz etkileyen diğer proteinleri saptamakta kullanılıyor fakat ne yazık ki bu gelişmiş teknoloji, gıdalar üzerinde ülkemizde hiç kullanılmadı” diyen Prof. Dr. Haydar Özpınar,

“Buğdayda glutene bağlı oluşan çölyak hastalığı ve semptomları biliniyor. Ancak, yine buğdayda bulunan Amilaz Tripsin Inhibitörleri (ATI) olarak adlandırılan alerjen proteinler konusunda yeterince bilgi yok. Ekibimle birlikte Türkiye’de ilk defa farklı bölgelerden toplanan ekmeklik buğday unlarında Amilaz Tripsin Inhibitörleri ve bunların miktarlarını araştırdık” açıklamasını yaptı.

“Bazı unlarda alerjen oranı çok yüksek”

Araştırmaya konu olan Amilaz Tripsin İnhibitörlerinin ne oldukları ve nasıl oluştuklarına dair bilgiler aktaran Prof. Dr. Haydar Özpınar, şunları söyledi: “Amilaz; Diyetimizde önemli yer teşkil eden karbonhidratları, özellikle nişasta ve Oligosakkaridleri parçalayarak bunların sindirilmesini sağlar. Pepsin ise yine gıdalarda bulunan proteinleri parçalayarak son ürün olan aminoasitlerin oluşumuna, yani proteinlerin sindirilmesine yardımcı olur. Bu iki faydalı enzim inhibe edilirse (etkisiz hale getirilirse), bu besin maddeleri sindirilememekte ve bağırsağımızda patojen mikroorganizmaların artışına neden olmaktadır. Bu durum, çeşitli sindirim bozukluklarına yol açabilmektedir. Araştırmamız kapsamındaki incelemelerde, bazı ekmeklik buğday unlarında bu inhibitör proteinlerin oranlarını çok düşük bulurken, bazı unlarda ise çok yüksek oranda yer aldıklarını saptadık.”

Tarım ve Orman Bakanlığı’ndan destek

Proje kapsamında çalışmaların devam ettiğini belirten Prof Dr. Haydar Özpınar, araştırmanın amacının insan sağlığına zararlı olan alerjen maddeleri saptamak ve bunların ekmek üretiminde mümkün olduğunca kullanılmamasını sağlamak olduğunu belirterek projede Tarım ve Orman Bakanlığı TAGEM’in yanı sıra İstanbul Halk Ekmekle birlikte hareket ettiklerini, ürün toplamada her iki kurumdan da destek aldıklarını söyledi.