Yazılar
Yeni Normal ?
Yeni Normal ?
İNGEV Başkanı Vural Çakır
Dijital vatandaşlığın önemini anlatan yazımın hemen ardından , Corona virus salgını Türkiye’yi de etkisi altına aldı. Sonrası tam bir dijital vatandaşlık testi de oldu.
Salgının ülkemizi de etkisi altına alacağı anlaşıldığı zaman, gerekli stres testlerini yapıp İngev ofisin kapatmıştık. Sağlık bakanlığımızın ve diğer uzmanların tavsiyesine uygun olarak fiziksel mesafelerimizi epeyce artırmış olduk bu ilk aşamada.
Toplumsal mesafelerimizi keşke daha azaltabilsek. Ayrı konu.
Dün,yani 25 mart’ta iç iletişim toplantımız vardı
İç İletişim toplantısını “google meet” kullanarak yaptık. 32 arkadaşımız katıldı. Yürüttüğümüz projeleri, bu yeni dönemde kırılgan toplum kesimlerinin ihtiyaçları için neler yapabileceğimiz konuştuk. Yeni biçimin de etkisi ile faydalı geçti. Birbirini 10 gündür görmeyen insanların “online “şakalaşmaları da eğlenceliydi. Toplantı bir saat sürdü,ben ayrıldım. Ama, sonradan öğrendim ki bazı arkadaşlar devam etmişler, hatta hızlıca bir grup oluşturup birlikte canlı müzik yapmışlar.
Gördük ki bütün işlerimizi yüksek oranda yeni ortama adapte edebilmişiz. Engellilerin geçim kaynaklarına ulaşmasını sağlayacak projenin engelli arkadaşlarla sohbet kısmının online hale getirilmesinde kısmi bir sorun yaşıyoruz. Ancak, onu da büyük oranda aşabilecek önlemleri bulduk gibi.
Girişimciler için yürüttüğümüz büyük ölçekli destek ve danışmanlıklar hemen hemen benzer tempoda ‘online’a taşınmış durumda. Danışmanlıklarımız bütün Ülkeyi kapsadığından önceden de “dijitalize” olmuştu zaten
İlgili bakanlıkların aldığı önlemleri ve teşvikleri daha hızlı olarak girişimcilere ileteceğimiz bir “flash news” sistemini kurmayı da kararlaştırdık.
Özellikle küçük ve orta boy işletmelerin sektörlerine göre işlerini çevrim içi ortama taşımalarını desteklemek acil gözüküyordu. Altyapı ve uygulama bilgileri açısından. Yeni kurduğumuz Dijital Destek Merkezi’ni daha iyi nasıl aktivize edebileceğimiz konusunda fikir geliştirdik. Doğrusu planlamaya çok daha az, uygulamaya daha çok zaman ayırmalıydık. Aynı gün, yani 25 martta “facebook”dan girişimcilere yönelik bir canlı yayınımız olacaktı.
Bütün paydaşlarımızın da benzer önlemler aldığını gördük. İletişimimiz yürüyordu. Öyle ki, istihdam projeleri için birlikte çalıştığımız alanın uzman kuruluşu United Works’un Türkiye ve Hollanda ofisleri ile yasal sözleşmemizi, tartışmalar ve imzalar dahil 3 gün içinde tamamlaya bilmiştik. Sosyal medya güvenilirliği konulu araştırmamız için ilgili kuruluş temsilcileri ile çalıştayımız hazırdı.
Süreç ufak tefek aksaklıkalr dışında dijital olarak akıyordu. Yüklenmelere rağmen önemli bir altyapı problem yaşamıyorduk. Türkiye’nin dijital altyapıda geldiği noktaya teşekkür ettik.
1 Nisan’daki ‘dijital yönetişim fırsatları’ konferansını iptal etmek zorunda kalmıştık. Ancak, raporunu olgunlaştırıp yakında yayınlayabileceğiz. Belediyelerin dijital yönetişimde ustalaşmalarının hayati bir konu olduğunu iliklerimize kadar hissediyoruz artık.
Doğrudan imalata dayanmayan bir çok sektörde ve hangi sektörde olursa olsun birçok iş tipinde durum benzer.
Bütün dileğimiz bu anormal sürecin kısa sürede ve mümkün olan en az hasarla atlatılması. Uzmanlar en erken Nisan sonundan bahsediyorlar.
Peki, sonra yeniden bu olağanüstü dönemin olağan dışı önlermlerini kaldırıp eski iş hayatlarımıza aynen dönecek miyiz ?
İstanbul’un dört bir tarafından insanlar her sabah topluca veya ayrı ayrı araçlara binip bir binada toplanacaklar ve her akşam geldikleri yere geri mi dönecekler? Çocuklarımız her sabah daha tam uyanmamışken, İstanbul’un dört bir yanında servis araçlarına binip yola mı koyulacaklar?
Esnek çalışma,uzak çalışma gibi terminolojiler yeni değil. İnsan Kaynakları paket eki olarak gündeme geleli çok oluyor. Ama, yapısal bir değişiklikten çok seksi bir eklenti olarak kaldı. Çok yüksek bedellerle çok iyi dekore edilmiş, gösterişli plazalarda toplulaşma hayatı devam etti.
Şimdiki sorumuz bu… Bütün dünya için geçerli. Bu virüs belası, hayatlarımız için yeni normal mi yaratıyor, yoksa bildiğimiz normale döneceğimiz kısa ( inşallah) bir ara mı ?
İNGEV Başkanı
Vural Çakır
Dijital vatandaş ve fırsatları
Dijital vatandaş ve fırsatları
İNGEV Başkanı Vural Çakır
Dijital dünyadaki sürekli gelişim büyük fırsatlar ve önemli riskler barındırıyor. Bilgiye erişim hızlarındaki farklılıkların ve nereden hangi bilgiye erişilebileceği konusundaki bilgi yetersizliklerinin yeni nesil eşitsizlikler arasında yer aldığını konuşmuştuk.
Fırsatların bir bölümü yönetişim konusu ile ilgili. Yönetsel kararların alımı sürecine ilgili paydaşların katılımını sağlayabilecek birçok dijital olanak doğdu. Tabi paydaşları katmaya niyetiniz varsa. Paydaşlar katılmak istiyor mu diye sorsanız da yanlış olmaz. Ama biz yine de olması gerekeni konuşalım.
Nisan’da İngev’in İstanbul Politikalar Merkezi ve Oxford işbirliği ile düzenleyeceği Dijital yönetişim Fırsatları çalışma konferansı, belediyelerin önündeki bu yeni fırsat pencerelerini göstermeyi amaçlıyor. Adı özellikle çalışma konferansı. Ben başlangıcı ve sorası olmayan konferans adlı etkinliklerden fena halde sıkılmış durumdayım. Eskiden “networking” işlerine yarıyorlardı, ama network yap yap nereye kadar.
Çalışma konferansı önceden hazırlanan taslak raporu tartışmayı, ilave katkılar yapılmasını amaçlıyor. Sonrasında da, bu fırsatlar birer öneri haline getirilip, belediyelere rapor olarak gönderilecek ve seminerlerle desteklenecek. Bunlar, İngev’in kendi kaynaklarına dayanarak yürüttüğü çalışmalar.
Dijitalin gündemde kapsadığı alan gittikçe artıyor. Son sıralarda sık konuştuğumuz bir başlık da dijital vatandaşlık. Vatandaşların birer dijital vatandaş olması, hayat kalitesi için çok önemli hale geldi.
Yeni nesil eşitsizliklerde belirttiğimizin bir başka ifadesi; dijital vatandaşla “sade vatandaş” iki ayrı sınıf oluyor. Epeyce keskin bir sınıf farkı ile.
Uzun bir konu ama kısaca dijital vatandaşlık ne demektir:
Dijital vatandaş, E devlet uygulamalarını kullanmayı bilen, dijital iletişim kurabilen, dijital ortamda üretim yapabilen, dijital alışveriş yapabilen, dijital ortamdan eğitim alabilen ve bu davranışları yaparken etik ve ahlak kuralların uyan hak ve sorumluluklarının bilincinde olan kişi diye tanımlanıyor.
Dijital vatandaşlık için gereken koşullar ise dijital erişimle başlıyor. Irk, cinsiyet, etnik kimlik, yaş, zihinsel ve fiziksel farklılıklar olmaksızın herkesin dijital ortama katılması anlamına geliyor.
Dijital vatandaş elektronik ortam ve araçları kullanarak iletişim yapabilmeli. Elektronik ortamlarda satın alma ve satma işlemlerini gerçekleştirecek yeterliliğe sahip olmalı. Sanal dünyada gösterilen davranışın veya yapılan işin elektronik standardının da olduğunun farkında olmalı. Dijital eğitime açık olmalı. Öğrenme ve öğretme dönemlerinin bundan sonra teknoloji kullanılarak da yapabildiğinin farkına varmalı.
Dijital hak ve sorumluluklarını bilmeli. Bu, herkesin sanal dünyada kendini özgürce ifade edebilecek haklara sahip olduğu ve bunların yasaklanamayacağı anlamını taşır. Dijital olarak sağlıklı olmalı. Sanal dünyada fiziksel, ruhsal ve psikolojik bakımdan sağlığını direk veya dolaylı şekilde etkileyecek etmenlerin bulunduğunu bilmeli. Dijital güvenliğe sahip olmalı. Başkalarının bilgilerini izinsiz kullanma, solucan, virüs veya truva atı oluşturma, spam gönderme, birilerinin bilgilerini veya mallarını çalma gibi faaliyetlerin farkına vararak gereken güvenlik tedbirlerini alabilmeli.
Ya dijital vatandaş olacaksın, ya da olacaksın. Başka da yol yok yani.
Farkındayım! Daha fazla sorumluluk almalıyım!
Farkındayım! Daha fazla sorumluluk almalıyım!
İngev Vural Çakır
UNDP (Birleşmiş Milletler Kalkınma program) 2019 İnsani gelişme Raporunu açıkladı. Raporun bir bölümü insani gelişme açısından dünyanın bulunduğu aşama ve önündeki hedefleri açıklıyor. Diğer bölümü ise ülkeler bazında temel istatistiklerden oluşuyor.
Raporda ülkeler dört ana grupta toplanıyor; çok yüksek insani gelişme,yüksek insani gelişme ve, orta gelişme ve düşük gelişme. Türkiye ilk defa 59 numara ile çok yüksek insani gelişme bölgesinde yer aldı. Bu şekilde iyi “etiketlenmek” Ülkemiz adına güzel bir durum. Raporun ilk yayınlandığı 1990 yılından bu yana özellikle 2015 yılına kadar Türkiye’nin verilerinde iyileşme var. 2015’den sonra iyileşme yavaşlıyor.
İnsani gelişme İstatistikleri üç ana hatta ilerliyor; sağlık,eğitim ve gelir. Bu ana hatlar çeşitli verilerle incelenerek ülkeler sıralanıyor. Türkiye’nin son 30 yılda en fazla gelişme gösterdiği alan kişi başına gelir (satın alma gücü paritesine göre). Ama okullaşma ve beklenen hayat süresi verilerinde de önemli iyileşmeler var. Bütün dünyada bu göstergelerde iyileşmeler var, ama Türkiye ortalamadan daha hızlı.
Cinsiyet eşitsizliği göstergelerinde Türkiye 59’dan 66’ya geriliyor. Burada özellikle kişi başına gelirdeki kadın ve erkek farkı ve eğitimde kalma süresindeki fark dikkat çekiyor. Gelir farkı muhtemelen kadınların iş gücüne katılımındaki zayıflıkla ilgili.
Türkiye’nin çok yüksek insani gelişme bölgesinde yer alması önemli ama bu bölgeye tam yerleşmiş olduğu da söylenemez. Henüz kırılgan bir durumu var, yani çok küçük rakamsal farklılıklarla tekrar bir alt gruba dönme ihtimalini de atlamamak ve ilerlemek lazım.
Ancak, bütün bu istatistik göstergelerden çok, İnsani gelişme raporunun asıl önemi yaptığı genel tespit ve buna bağlı sunduğu vizyon.
En Temel ihtiyaçlara erişim konusunda bütün dünya’da gelişme olmakla birlikte eşitsizlikler de azalmıyor, hatta artıyor. Gelir dağılımındaki eşitsizlikleri biliyoruz. Son araştırmalara göre 26 ailenin geliri dünya nüfusunun yarısının,yani 3,5 milyar insanın gelirine eşit. Özel olarak masa başında tasarlasanız bile böyle bir sonuç verecek bir dünya sistemi yaratmanız zor olurdu. Acayip bir dünya ekonomik ve sosyal sistemi içindeyiz.
Sadece gelir eşitsizliği de değil, karşı bulunduğumuz durum. Yeni nesil eşitsizlikler de, yeni tehditler olarak karşımızda. En belirgin olanları iklim değişikliği ve teknolojiye erişimle oluşan adaletsizlikler. Her ikisi de özellikle düşük gelirlileri kişi ve ülke düzeyinde etkiliyor.
“Bebek piyangosu” bir diğer önemli eşitsizlik kaynağı. Bebekler doğdukları cinsiyete ve aileye göre ömür boyu uğraşacakları bir eşitsizlikle yaşamak durumundalar. En yaygın olanı cinsiyetten kaynaklananı. Kadınlar ömür boyu kadın olmaktan kaynaklanan dezavantajlarla mücadele edecekler.
Ama ,bu kadarla sınırlı değil. Doğdukları ailenin gelirine, dini aidiyetlerine, etnik aidiyetlerine göre de benzer büyük sorunlar hayat boyu kendilerine eşlik edebilir. Bir mülteci bebek düşünün; doğduğu andan itibaren kimliksizliği, statüsü dahil ömür boyu “savaşacağı” büyük bir “piyango” ile karşı kaşıya.
Mesele şu. Bunlara mücadele etmeli miyiz, edebilir miyiz, nasıl ? Kolay bir cevabı yok.
En azından bütün bunlara kader deyip geçmeme konusunda bir fikir birliği oluşmaya başlıyor. Bir zamanlar “beş parmağın beşi bir olmaz”, “her koyun kendi bacağından asılır “ gibi “Ayn Rand inanışları çok yaygındı.
UNDP raporu eşitsizliklerle mücadele için bir genel bakış açısı sunuyor. Ancak, elbette ortada sihirli bir formül yok. Öncelikle bu mücadelenin önemli olduğuna inanmalıyız. Sonra da bu üç ana eşitsizlik grubunu hedefleyen programlar üzerinde somut olarak çalışmak gerekiyor Mevcut ekonomik ve sosyal sistemleri bu bakış açısıyla genişletmek ve kapsayıcılığı esas almak çok ciddi bir değişim alanı.
Elbette hükumetlere çok iş düşüyor. Sonunda erki onlar kullanıyor. Ama, bu tür konularda sorumluluğu başkası üzerinde bırakarak konuşmanın rahatlatıcılığına da kapılmamalıyız. Konuyu biraz da birey olarak kendi üzerimizden düşünme alışkanlığı edinmeliyiz.
İngev’in yılbaşı mesajında dediği gibi; ben de “farkındayım ! daha fazla sorumluluk almalıyım !
+90 544 455 22 63