Yazılar

Bu öneriler bebeğinizi mışıl mışıl uyutacak!

Bu öneriler bebeğinizi mışıl mışıl uyutacak!

Bebeklik döneminde sağlıklı bir uyku fiziksel ve zihinsel gelişimde büyük bir önem taşıyor. Ancak günümüzde bebeklerde uyku probleminin görülme sıklığı giderek artıyor. Yapılan araştırmalara göre; her üç bebekten ikisi uyku sorunu yaşıyor. Uykuya dalmakta güçlük ve geceleri sık uyanmak bebeklerde en sık görülen uyku problemlerini oluşturuyor. Uyku düzeninin bozulmasında teknolojinin, sosyal ve çevresel faktörlerin rolü çok fazla. Örneğin, elektronik cihazların yaydığı mavi ışık, uykuya geçişi sağlayan ve karanlık bir ortamda salgılanan melatonin hormonunu baskılayabiliyor. Özellikle çalışan annelerin hissettikleri suçluluk duygusu da bebeklerde uyku probleminin görülme sıklığını arttırıyor. Zira, anne yeterince zaman ayıramadığı kaygısıyla bebeğin her uyaranına cevap veriyor ve kurallar koymakta sorun yaşıyor. Bunun sonucunda da bebeğin uyku düzeninde problemler gelişebiliyor. Acıbadem Maslak Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Neslihan Korkmaz, bebeklerin yeterli ve dengeli uyumalarında uyku eğitiminin son derece önemli olduğuna işaret ederek, “Uyku eğitiminde bebeklerin doğru uygulamaya ve tutarlılığa ihtiyaçları vardır. Hızlı fikir değiştirmek çözümsüzlüğe, daha önemlisi bebeklerin zihinlerinde karışıklığa neden olabiliyor. Ebeveynler kendi kapasitelerine güvenmeli, uyku eğitiminin önemini anlamalı ve doğru uygulamalıdır” diyor.

Acıbadem Maslak Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Neslihan Korkmaz

Dr. Neslihan Korkmaz

Bebekler ne kadar uyumalı?

Bebeklerin uykuya olan gereksinimleri ve uyku süreleri büyüme dönemlerine göre farklılık gösteriyor. Yeni doğan bebekler günün neredeyse üçte ikisini uykuda geçiriyorlar. Uyku düzeni yaklaşık altı haftadan sonra oluşmaya başlasa da ilk üç ayda belli bir düzen olmuyor. Üç aylık bebekler gece boyunca 5 saat uyuyabiliyor ve bu aşamada gece–gündüz ayrımını yapmaya başlıyorlar. Bebeğin 6-9 aylık döneminde gündüz uykuya yatma sıklığı azalmaya başlıyor, gece ile gündüz dengesi oluşuyor ve yavaş yavaş uzun uyku süreci başlıyor. Dr. Neslihan Korkmaz, 9 ay ve üstü bebeklerde ise artık uyku düzeninin sağlanmış olduğunu belirterek, “Bebeğin 15-18 ayları itibariyle gündüz sadece bir kez ve toplam 12-14 saat uyuması yeterli geliyor. Ancak her bebek özeldir, bu veriler ortalama değerlerdir. Dolayısıyla belirli bir sınırın altında olmadığı sürece daha az veya daha çok uyuyabilir” diyor.

Uyku eğitimi çok önemli!

Doğum sonrasında bebeklerin ilk üç ayda belli bir uyku düzenleri olmazken geceleri de beslenmeleri için sık sık uyanmaları gerekiyor. Üç – dört aydan sonra da uyaranlara karşı duyarlılıkları arttığı için uyku düzenleri bozuluyor. Uyku problemlerinin en sık yaşandığı dönem, ayrılık anksiyetesi nedeniyle 7-9 aylar oluyor. Bu döneme denk gelmeden uyku eğitiminin alınması, bebeğin uyku sürecine daha kolay adapte olmasını sağlıyor. Çeşitli yöntemlerden oluşan uyku eğitimi, bebeklerde uykuyu düzenlemek ve uyku kalitesini artırmak amacıyla uygulanıyor.

En sık görülen nedeni ‘kolik’ sancısı

Ayrılık anksiyetesi gibi psikolojik etkenlerin yanı sıra fiziksel rahatsızlıklar da bebeklerde uyku düzenini olumsuz etkileyebiliyor. İlk aylarda en yaygın neden, kolik sancısı oluyor. Bebek büyüdükçe reflü gibi sindirim problemleri, diş çıkarmanın yol açtığı ağrılar, büyüme atakları, besin alerjileri, orta kulak iltihabı ve idrar yolu enfeksiyonu gibi çeşitli etkenler bebeklerde uyku problemlerine yol açabiliyor. Bunların yanı sıra ebeveynlerin bebeği uyutma alışkanlıkları veya stresli olmaları ya da bebeğin gece sık beslenmesi uyku düzenini bozabiliyor.

Acıbadem Maslak Hastanesi

Uyku alışkanlığı kazandırmak için 10 öneri!

Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Neslihan Korkmaz, bebeklerin uykuya geçişini kolaylaştıran önerileri şöyle sıralıyor:

  • Bebeğinizi gece boyunca rahatsız etmeyecek miktarda, saat 22:00’den sonra anne sütü veya mama ile besleyebilirsiniz.
  • Ilık banyo yaptırmanız vücudunun rahatlamasına yardımcı olacaktır.
  • Odasını iyi havalandırın ve sıcaklığın 22-24 derece olmasına özen gösterin.
  • Odasının sesiz ve karanlık olmasına dikkat edin.
  • Uyku rutini oluşturun. Örneğin bebeğinize kitap okuyabilir veya ninni söyleyebilirsiniz.
  • Uyku saatine sadık kalın, böylece bebeğiniz aynı saatte uyku rutinine girecektir.
  • İlk aylarda bebeğinizin sadece kollarını kundaklayabilirsiniz. Kundakta sıkışan bebeğiniz kendini anne karnında, dolayısıyla güvende hissedecektir.
  • Yanındayken yavaş ve sakin hareket edin.
  • Yatağına bırakırken “uyku zamanı” gibi çeşitli anahtar kelimeleri tekrarlayabilirsiniz.
  • Sevdiği bir oyuncağı uyku arkadaşı olarak yanına bırakabilirsiniz.

Çoklu virüslere dikkat  

Çoklu virüslere dikkat  

Kıştan bahara geçiş yaptığımız bugünlerde hava sıcaklığındaki değişkenliğin de etkisiyle çocuklarda üst solunum yolu enfeksiyonları çok sık görülüyor. Çoklu virüsler kalabalık ve kapalı ortamlarda kolayca bulaştığından pek çok çocukta burun akıntısı, boğaz ağrısı, öksürük, halsizlik ya da yüksek ateş şikayetleri yaşanıyor. Acıbadem Maslak Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Dilek Çoban, influenza (domuz gribi), Beta, RSV, Adenovirüs, Metapnömavirüs ve Bocavirüs gibi çeşitli solunum yolu virüslerinin halen çok yaygın olduğunu belirterek, ailelerin doktora danışmadan çocuklarına gelişigüzel antibiyotik ve vitamin takviyesinden kaçınmaları gerektiğini vurguluyor. Bilimsel temele dayanmayan, arkadaş tavsiyesiyle ve internetten edinilen bilgilerle yapılan uygulamaların çocuğu iyileştirmenin aksine, bağışıklık sistemini olumsuz etkileyerek daha fazla zarar verebileceğini vurgulayan Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Dilek Çoban, çocuk sağlığında yapılan 6 önemli hatayı anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Dr. Dilek Çoban

Antibiyotik verirsem daha çabuk iyileşir!

Çocukların geçirdiği enfeksiyonların çok büyük bir kısmına virüslerin sebep olduğunu, antibiyotiklerin ise viral enfeksiyonlarda işe yaramadığını, bakteriyel enfeksiyonların tedavisinde kullanıldığını belirten Dr. Dilek Çoban “Gereksiz verilen antibiyotikler, çocukların bağırsak florasını kötü etkilemekle kalmıyor, antibiyotik direnci nedeniyle gerçekten ihtiyacımız olduğunda artık antibiyotikler de işe yaramaz hale geliyor. Bu nedenle doktorunuz önermeden kesinlikle antibiyotik kullanmayın. Doktorunuz gerekli gördüğünde antibiyotik tedavisi uygulayacaktır.” diyor.

Vitamin takviyesi yaparsam bağışıklığı güçlenir!  

Doktora danışmadan yapılacak vitamin ve omega takviyesi de fayda yerine zarar verebiliyor. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Dilek Çoban “Vitaminler ve omega; sağlıklı bir metabolizma ve bağışıklık sistemi için çok önemli. Ancak her çocuğun vitamin ihtiyacı farklıdır. İhtiyacı olmayan vitamin takviyesini çocuğa vermek uzun dönemde karaciğer ve böbrekler başta olmak üzere ciddi sıkıntılara yol açabilir. Bu nedenle uzmana danışmadan ve gerekli tetkikleri yaptırmadan gelişigüzel vitamin takviyesi yapmamak gerekir. Çocukların günlük beslenmesini, taze meyve, sebze, balık, fındık, ceviz ve badem gibi besin değeri yüksek gıdalarla zenginleştirdiğinizde, yeterli süre uyumasını ve spor yapmasını sağladığınızda bağışıklığını da güçlendirmiş olursunuz.” diye konuşuyor.

Kalın giydirirsem hasta olmaz!

Toplumda doğru sanılan yanlışlardan biri de, çocukları kalın giydirmek, evin ısısını yüksek tutmak hatta çocuklarını dışarı çıkarmazlarsa hasta olmayacaklarını düşünmek! “Çocuklar üşüdükleri için hasta olmuyor. Enfeksiyona neden olan mikroplar soğuk havada, kalabalık alanlarda daha çok vakit geçirdiğimiz için daha kolay bulaşıyor ve hastalık yapıyor. Çocukları kalın giydirdiğimizde terleme de arttığından, dış ortama çıktıklarında daha çok üşüyor ve kolay hastalanıyorlar” diyen Dr. Dilek Çoban, çocukların açık havaya çıkarılması ve temiz hava almalarının sağlanması gerektiğini söylüyor.

Acıbadem Maslak Hastanesi

Ateşini hemen düşürmeliyim, yoksa havale geçirir!

Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Dilek Çoban çocukların ateşi yükseldiğinde ebeveynlerin en çok havale ihtimali nedeniyle tedirgin olduklarını belirterek şöyle konuşuyor: “Ateşli havale özellikle ilk 5 yaşta görülür ve kalıtımın rolü büyüktür. Ailede benzer öykü varsa bu ihtimal çocuğun ateşinin 37 veya 40 derece olmasıyla değişmez. Ateş aslında bağışıklık sistemimizin iyi çalıştığının bir göstergesidir. Mikroplarla savaşta ve onlardan kurtulmada da önemli bir silahtır. Bu nedenle ateş; çocuğu rahatsız ettiğinde, çok yükseldiğinde ve ilk alınacak önlemlerle (üzerini inceltmek, ortamı serinletmek, ılık su ile duş, bol sıvı vermek gibi) düşürülemiyorsa ilaç verilmelidir.”

Okula ne kadar geç başlarsa, o kadar az hastalanır!

Okul, çocukların eğitim ve öğretimi kadar; sosyalleşmeleri, enerjilerini atmaları ve bağışıklık sistemlerinin gelişmesi için de önemli. Kapalı ve kalabalık ortamlar nedeniyle çocukların okula ne kadar geç başlarsa o kadar az hastalanacağı şeklindeki düşüncenin doğru olmadığını belirten Dr. Dilek Çoban “Çocuk bu mikroplarla er ya da geç karşılaşacak ve onlarla karşılaştıkça bağışıklık sistemleri bu mikropları tanıyıp savaşarak güçlenecek” diye konuşuyor.

Öksürüğünü, burun akıntısını hemen durdurmalıyım!

Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Dilek Çoban, en sık yapılan yanlışlardan birinin de çocuktaki öksürük ve burun akıntısını hemen durdurmaya çalışmak olduğunu belirterek şu bilgileri veriyor: “Oysa ateş, öksürük ve burun akıntısı hastalık değil, bağışıklık sistemimizin mikroplarla karşılaştığında başlattığı savaşın artıkları ve bu artıkları vücuttan atma yollarıdır. Aynı ateş gibi, öksürüğe de çocuğun uyku kalitesini, günlük aktivitesini bozacak kadar şiddetli olduğunda müdahale edilmelidir. Ancak öksürük şurubu ya da soğuk algınlığı ilacı vermeden önce mutlaka bir çocuk hekimine danışmak gerekir çünkü bazı öksürükler zatürre, bronşiolit gibi ciddi akciğer hastalıklarının habercisi olabilir. Unutmayalım ki, bir şurupla bu öksürüğün kesilmeye çalışılması, ciddi bir enfeksiyonun geç teşhis edilmesine ve bu nedenle tedavide geç kalınmasına sebep olabilir.”

Bu hastalık okul başarısını etkiliyor!

Bu hastalık okul başarısını etkiliyor!

Havaların soğumaya başladığı sonbaharla birlikte çocuklarda alerjik hastalıklar da artış gösteriyor. Ancak alerjik şikayetlerin üst solunum yolu enfeksiyonları ile karışabilmesi tanı ve tedavinin gecikmesine yol açabiliyor. Acıbadem Maslak Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları, Çocuk Alerji Uzmanı Prof. Dr. Gülbin Bingöl “Sonbaharda artış gösteren alerji çocuğun hayat kalitesini olumsuz etkiliyor, okul başarısını düşürüyor. Ebeveynlerin alerjik şikayetlere karşı dikkatli olmaları ve bu yakınmaları ‘nezle ve griptendir’ diye düşünmeyip mutlaka hekime başvurmaları gerekir.” diyor. Prof. Dr. Gülbin Bingöl sonbaharda artış gösteren alerjiye karşı çocuklarda alınması gereken 7 etkili önlemi anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Sıcaklıkların azalmaya başladığı, güneşin yerini bulutlu ve yağışlı havaya bıraktığı sonbaharla birlikte ağaçlar yapraklarını döküyor, doğa mevsime özgü güzelliğiyle büyülüyor. Ancak bu değişim zamanı özellikle çocuklu aileler için zorlu bir süreci de beraberinde getiriyor. Acıbadem Maslak Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları, Çocuk Alerji Uzmanı Prof. Dr. Gülbin Bingöl, genelde rüzgarla birlikte etrafa yayılarak kilometrelerce uzaklara taşınan ve yoğun olarak havada bulunan yabani ot ve nezle otu gibi bazı polenlerin alerjik şikayetleri artırdığını belirterek “Çocuk eğer alerjik bir bünyeye sahipse, çıplak gözle görülemeyecek kadar küçük olan bu polen taneciklerini havayolu ile soluduğunda alerjik şikayetler tetiklenerek burun akıntısı, burun tıkanıklığı, hapşırma, öksürük ve gözlerde kızarıklık gibi birçok şikayete yol açıyor. Bu şikayetler nezle ve grip gibi üst solunum yolu hastalıkları ile karışabildiğinden tanı ve tedavide gecikmeye neden olabiliyor.” diyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Prof. Dr. Gülbin Bingöl

Okuldaki risklere dikkat!

Sonbaharda havaların soğuması, okulların açılması ve kapalı mekanlarda geçirilen zamanın artmasıyla üst solunum yolu enfeksiyonlarında da artış olduğunu, enfeksiyonların kolayca bulaş imkanı bulduğunu belirten Prof. Dr. Gülbin Bingöl, enfeksiyonların da alerjik bulguları tetikleyebildiğine dikkat çekerek şöyle konuşuyor: “Kapalı ortamlarda virüslerin kolayca bulaşmaları nedeniyle oldukça sık görülen üst solunum yolu enfeksiyonları, alerjik bünyesi olan çocuklarda daha ağır seyrediyor. Hapşırma, burun akıntısı, burun tıkanıklığı, genizde kaşıntı hissi, gözlerde kızarıklık ve sulanma, özellikle düzelmeyen ve geceleri artan kuru öksürük, göğüste hışıltı ve nefes darlığı gibi şikayetler hem çocuğun yaşam kalitesini düşürüyor hem de okul performansını olumsuz etkiliyor, okulda gün kaybına yol açabiliyor.”

Tanı ve tedavide gecikilmemeli!

Son yıllarda alerjik hastalıkların giderek yaygınlaştığını, ebeveynlerin çocuklarındaki alerjik belirtiler karşısında en kısa sürede hekime başvurmaları gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Gülbin Bingöl, hastalığın doğru tanı ve tedavisinin hem çocuğun hastalığını kontrol altına alarak rahatlatmada hem de gereksiz ilaç kullanımını önlemede çok büyük önem taşıdığını söylüyor. Çocuklarda alerjik öksürüklerin yüzde 80’inin alerjik astım olduğuna işaret eden Prof. Dr. Gülbin Bingöl “Alerjide erken tanı ve tedavi, ileride gelişecek kronik astım ile KOAH gibi çok daha tehlikeli hastalıkların, havayollarında oluşabilecek kalıcı hasarın önlenmesinde kritik rol oynuyor.” diyor.

 

Pause Sağlık, Pause Dergi

Çocuklarda sonbahar alerjisine karşı etkili önlemler!

Çocuk Alerji Uzmanı Prof. Dr. Gülbin Bingöl, alerjik etkenlerden korunarak şikayetlerin büyük ölçüde azaltılabileceğini belirterek, etkili önlemleri şöyle sıralıyor:

  • Burun, dudak ve göz çevresine ince bir tabaka vazelin sürerek polenlerin vücuda girişini engelleyebilirsiniz.
  • Çocuklarınızı ellerini sık yıkamaları ve gün içerisinde ellerini yüzüne sürmemeleri, arkadaşlarıyla sosyal mesafeye dikkat etmeleri konusunda bilgilendirin.
  • Soğuk havalarda evde kullanacağınız ısıtıcılar odanın nem oranını düşürüp havayı kurutabileceğinden odayı düzenli aralıklarla havalandırın.
  • Çocuğunuzun uyuduğu odada çok fazla eşya bulundurmayın. Çiçek, oyuncak, battaniye, halı gibi eşyalardan da uzak tutun.
  • Çocuğunuza yünlü ve tüylü giyseler giydirmeyin.
  • Çocuğunuzun nevresimini en az 60 derecede yıkayın.
  • Çamaşırları çocuğunuzun yanında kurutmayın, boş olan bir odada kurutun.

Çocuklarda bu şikayetler alerjiden olabilir!

  • Burun akıntısı, burun tıkanıklığı, burun yanması ve burun kaşıntısı
  • Hapşırma
  • Gözlerde kızarıklık, yanma, sulanma
  • Gözaltlarında mavimsi ve mor renkli görünüm
  • Geniz akıntısı
  • Öksürük, hırıltı, nefes darlığı
  • Uykuda terleme

Okul hastalıklarına dikkat!

Okul hastalıklarına dikkat!

Okul dönemi genellikle “Hastalık dönemi” olarak da biliniyor. Çocukların sık sık hastalanması da ebeveynleri endişelendiriyor. Bu rahatsızlıkların bazılarından pratik önlemlerle kaçınılırken, bir kısmından da aşılar sayesinde tamamen korunmak mümkün olabiliyor. Bu anlamda aşılanmanın önemi de bir kez daha ortaya çıkıyor. Memorial Şişli Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü’nden Uz. Dr. Elif Erdem Özcan, okulda görülen hastalıklar ve bunlardan korunma yolları hakkında bilgi verdi.

Çocuklarını okula gönderirken birçok ebeveyni endişelendiren noktalardan biri, çocukların yakalanabileceği yaygın hastalıklardır. Bu hastalıklar çocukların derslere adaptasyonunu ve okul başarısını olumsuz etkilerken, ebeveynlere de bulaşabildiği için sıkıntılı süreçlere yol açabilir. Bu hastalıklardan bazıları aşılarla önlenebilirken, diğerleri için yapabilecek tek şey çocuğun enfeksiyon kapma riskini önlemeye çalışmak ve bu anlamda hazırlıklı olmaktır.

Okul döneminde yaygın olarak görülen hastalıklar için çocuğun enfeksiyon riskini azaltmak adına bazı adımlar atılabilmektedir. Okul çağında görülen hastalıklar ve korunma yöntemleri şöyle sıralanabilir:

Pause Sağlık, Pause Dergi

Dr. Elif Erdem Özcan

Soğuk algınlığı: Soğuk algınlığı, okul çağında çocukların sık yakalandığı hastalıklardan biridir. Soğuk algınlığı, okullar veya kreşler gibi kalabalık ve yakın temasa açık ortamlarda kolayca yayılır. Öksürük, hapşırık, burun akıntısı semptomlar gösteren hastalıkta genelde yüksek ateş görülmez. Elleri sık sık yıkamak, elleri burun ve ağza dokundurmamak, sınıf ortamını sık sık havalandırmamak, okullarda ortak kullanım alanlarının temizliğinden emin olmak, çocuğun C vitaminden zengin beslenmesini, bol sıvı alımını sağlamak soğuk algınlığı için alınabilecek önlemlerdendir.

Mide gribi: İshal, karın ağrısı, kusma, bazen de ateşle belirti veren mide gribi bir bağırsak enfeksiyonudur. Enfekte bir kişiyle temas veya bulaş olan yiyecek ya da su tüketimiyle bulaşır. Sık sık elleri yıkamak, yenilen sebze ve meyvelerin iyice yıkandığından emin olmak, emin olunmayan yerden bir şeyler yiyip içmemek, okulda ortak kullanım eşyalarının temizliğinden emin olmak mide gribinin önlemlerinden sayılabilir. Bulaşan çocuğun bol sıvı almasını, muz, ekmek, kızarmış ekmek, yağsız makarna gibi besinlerle beslenmesini sağlamak faydalı olacaktır.

Bademcik enfeksiyonu: Genelde streptococcus pyogenes adlı bir bakterinin neden olduğu hastalık çocuklarda sıkça görülür. Çocuklar, yutkunmakta zorlanır, ateşlenir ve halsiz düşer. Bunu yaşayan çocuğun mutlaka bir pediatri uzmanına görünmesi önemlidir. Reçeteli antibiyotiklerle tedavi edilmesi gereken bir hastalıktır. Çocuğun dinlenmesi, yeterli sıvı alması, dengeli beslenmesi hızlı iyileşmesi açısından önemlidir. Korunmak için de bol sıvı içilmesi, C vitamininden zengin beslenilmesi, ellerin sık sık yıkanması gerekir. Bazı çocuklarda bademciklerin alınması da önerilebilir.

El, ayak, ağız hastalığı: Okul çağında en sık görülen hastalıklardan biri de el, ayak, ağız hastalığıdır. Son derece bulaşıcı olan bu hastalık ateş, halsizlik, boğaz ağrısı, ağız ve dil yaraları, eller ve ayaklarda kabarcıklarla kendisini gösterir. Hastalığın yayılmasını önlemek için çocuğun izole edilmesi gerekir. Yetişkinlere de bulaşır. Hastalar öksürme ve hapşırma sonucunda damlacık yoluyla virüsü çevreye bulaştırır. Hasta kişi ile yakın temas etme, öpme, sarılma, lezyonlu deriye dokunma, ortak eşya kullanma sonucunda ya da dışkı ve idrar ile bulaşabilir. Hasta çocuklar okula gönderilmemeli, hasta kişilerden uzak durulmalı, eller sık sık yıkanmalı, hasta bireyle ortak eşya kullanılmamalı, ortam havalandırılmalı, okulda ortak alanların hijyeninden emin olunmalıdır.

Grip: Grip, öksürme ve hapşırma yoluyla havaya kolayca yayılan damlacıklarla bulaşan bir virüstür. Semptomlar ateş, vücut ağrıları, titreme, boğaz ağrısı, yorgunluk ve iştahsızlığı içerir. Tipik vakalar, semptomları evde ilaç, dinlenme ve sıvılarla yönetmek dışında tedavi gerektirmez. Grip semptomları şiddetliyse veya çocuğun gribi komplike hale getirebilecek başka durumları varsa, bir doktora danışmak ve bazen hastaneye yatmak gerekli olabilir. Gripten korunmak için de her yıl grip aşısı yaptırılabilir. Bunun yanında kişisel hijyene dikkat etmek, ortak kullanım alanlarının temizliğinden emin olmak, sağlıklı beslenmek, ortamın havalandırılmasını sağlamak korunma sağlayabilir.

Kırmızı göz: Halk arasında kırmızı göz olarak bilinen konjonktivit, göz kızarıklığı, gözde akıntı, kaşıntı, şişmeyle belirti verir. Bulaşıcıdır. Etkilenen çocuğun okula gönderilmemesi gerekir. Ellerin sık sık yıkanması, gözlerin ovuşturulmaması önleme açısından faydalı olur. Bunun yanında bulaş olan kişiyle aynı malzemeleri kullanmamak gerekir. Bu hastalıkta çocuğun yaşam kalitesi de düşer.

Suçiçeği: Aşılanmayan çocuklar her zaman suçiçeği riski altındadır. Suçiçeği, vücudun her yerinde kırmızı, kaşıntılı, kabarcıklı bir döküntüye neden olur. Diğer semptomlar ateş, boğaz ağrısı, baş ağrısı, iştahsızlık ve vücut ağrılarıdır. Suçiçeği virüsünü tedavi edecek bir ilaç yoktur, ancak hastalık sırasında çocuğun daha rahat etmesi için semptomlar tedavi edilebilir. Doktor tarafından önerilen losyonlar veya diğer kaşıntı giderici kremler ile ağrı kesiciler kullanılır. Önlemenin yolu aşıdır.

Bit: Bitler, saça giren, kafa derisinden kanla beslenen ve saç derisine yakın noktalara yumurta bırakan küçük parazitlerdir. Bitler çok bulaşıcıdır ancak tehlikeli değildir. Bitler, kafa derisinde aşırı kaşıntı nedeniyle küçük şişlikler ve yaralar oluşturabilir. Tedavisi ise, ilaçlı şampuanları ve saç bakımlarını içerir. Korunmak için lavanta yağı, çeşitli bit rozetleri önerilebilir.

Menenjit: Beyni saran zarların iltihaplanmasıyla oluşan menenjit sağırlık, nörolojik sekeller epilepsi, zeka geriliği, öğrenme güçlüğü hatta ölüme neden olabilen bir hastalıktır. Ateş, baş ağrısı, ensede sertlik, tepkisizlik, bilinç bulanıklığı, havale, titreme, eklem ağrıları menenjit belirtileri arasındadır. Menenjit farklı bakterilerden veya virüslerden kaynaklanabilmektedir. Hastanede yatarak izlenen bu hastalıkta eğer tahlil sonuçlarında bakteriyel menenjit varsa, doktor menenjitten şüphe ederse antibiyotik tedavisi başlanır. Menenjit hastalığı bulaşıcıdır. Öksürme, hapşırma ile bulaşabilir. Ülkemizde üç menenjit aşısının ikisi aşı takvimimizde bulunmaktadır (pnömokok ve Hib). Meningokok aşıları ise ACWY ve B tipi aşıları olmak üzere iki çeşittir. Gelişmiş ülkelerde aşı takviminde yer alan bu aşılar ülkemizde de bulunmaktadır ve özel olarak uygulanmaktadır. Aşılama sonrasında ömür boyu bağışıklık kazanılır. El yıkama tüm hastalıklarda olduğu gibi menenjiti önleme konusunda da yardımcıdır. Kişisel hijyen eşyalarının başkalarıyla paylaşılmaması gerekir. Sağlıklı beslenmek önemlidir.

Öpücük hastalığı: Halk arasında öpücük hastalığı olarak bilinen Epstein-Barr virüsü nedeniyle ortaya çıkar. Tükürükle ve vücut salgıları yoluyla bulaşır. Çok yakın mesafeden konuşmak, tokalaşmak, aynı malzemeleri kullanmak, ortak kaptan yemek, yakın temas nedeniyle bulaşır. Özellikle kreş çağı çocuklarını etkiler. Bademcik iltihabı, halsizlik, ateş, eklem ağrıları, baş ağrısı gibi semptomları bulunur. Kişisel hijyenin sağlanması, eşyaları ortak kullanmamak, ortamın havalandırılması bunun için alınabilecek önlemlerdendir.

Covid- 19 tehlikesine dikkat!

Tüm bu hastalıklara ek olacak Covid- 19 da çocukları okulda bekleyen tehlikeler arasındadır. Çocukların virüs hakkında bilinçli olması, gerekli hijyen tedbirleri alması, çok önemlidir. Çocukta eğer koronavirüs belirtileri varsa okula gönderilmemeli, PCR testi ile Covid-19’a yakalanıp yakalanmadığı belirlenmeli ve gerekli önlemlerin alınması sağlanmalıdır.

Aşırı sıcak ve nem çocuklarda bu hastalıkları artırdı!

Aşırı sıcak ve nem çocuklarda bu hastalıkları artırdı!

Güneşin tüm cömertliğini sergilediği ve kavurucu sıcakların hakim olduğu bugünlerde çocuklarda bazı hastalıkların görülme sıklığında artış yaşanıyor. Acıbadem Taksim Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Betül Sarıtaş “Yüksek hava sıcaklığı, tüketilen yiyeceklerde ve temas edilen yüzeylerde mikropların çoğalmasını kolaylaştırarak bazı hastalıklarda artışa sebep olmaktadır. Aynı zamanda ortak kullanılan havuzlarda ve parklarda geçirilen sürenin artması, ayrıca güneşin zararlı ışınlarına maruziyetin de fazla olması ile birlikte hastalık gelişimi daha da kolaylaşmaktadır. Bugünlerde çocukların hastaneye en sık başvuru sebepleri arasında karın ağrısı, ishal, kusma, ateş, öksürük ve döküntüler yer almaktadır. Özellikle kusma ve bulantı sebebiyle beslenememe durumlarında, yoğun miktarda olan ishallerde ve güneş çarpmalarında yüksek hava sıcaklığının da etkisiyle sıvı kaybı daha da artmaktadır. Çocuklarda yaşanan bu şikayetler ihmal edilmemeli ve mutlaka bir çocuk hekimine başvurulmalıdır” diyor. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Betül Sarıtaş, bugünlerde çocuklarda en sık görülen 6 hastalığı anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Dr. Betül Sarıtaş

Mide ve bağırsak iltihabı

Akut gastroenterit (mide ve bağırsak iltihabı) kendini ishalle birlikte gösterirken, ateş ve kusma da eşlik edebiliyor. Yaz aylarında seyahat sıklığının artması ve beslenme düzeninin değişmesi ile birlikte hijyenik olmayan su ve açıkta bekletilen gıda tüketiminin hastalığa yakalanma riskini artırdığını belirten Dr. Betül Sarıtaş şöyle konuşuyor: “İshalin uzaması ve sıklığının artması durumunda bol sıvı tüketilmeli, bağırsak hareketini artıran posalı gıdalardan uzak durulmalı, yağlı ve baharatlı yiyeceklerden kaçınılmalıdır. Vücuttan kaybedilen sıvı kadar sıvı alınmadığı durumlarda huzursuzluk, aşırı halsizlik, deri ve mukoza kuruluğu, göz kürelerinin çökmesi, idrar miktarının azalması ve gözyaşı yokluğu görülebilir. Bu durumlar özellikle küçük çocuklar için oldukça tehlikeli olup, ihmal edilmeden en kısa sürede çocuk doktoruna başvurulmalıdır.” Bu hastalıktan korunmak için el hijyenine özen gösterilmesi gerektiğini belirten Dr. Betül Sarıtaş, uzun süre dışarıda bekletilen gıdaların tüketilmemesi, sebze ve meyvelerin bol su ile yıkanması ve özellikle temiz su tüketimine dikkat edilmesi gerektiğini vurguluyor.

İdrar yolu enfeksiyonu

Özellikle temizliği iyi sağlanmamış ortak havuz ve kaydırak kullanımının artması idrar yolu enfeksiyonu sıklığında artışa yol açıyor. Çocuklarda idrar yaparken yanma, sık idrara çıkma, genital bölgede kaşıntı, ateş ve kusma en sık görülen şikayetler arasında yer alıyor. Bu şikayetlerin olması durumunda mutlaka doktora başvurulması gerektiğini belirten Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Betül Sarıtaş “İhmal edildiğinde idrar yolu enfeksiyonu ilerleyerek böbrek hasarına sebep olabilir. Alınabilecek önlemler arasında kullanılacak havuzun temizliğine dikkat edilmesi, havuza girmeden önce mutlaka sabunla duş alınması, çocukların havuz suyunu ağzına almamasına özen gösterilmesi, havuz kullanımı sonrası duş alınması, ıslak mayonun hızlıca değiştirilmesi ve tuvalet sonrası genital bölge temizliğine dikkat edilmesi yer alır.” diyor.

Dış kulak yolu enfeksiyonu

Yüzücü kulağı olarak da bilinen dış kulak yolu enfeksiyonunun genelde uzun süre deniz ve havuzda vakit geçirilmesinin ardından su ile temasın arttığı durumlarda görüldüğünü belirten Dr. Betül Sarıtaş şu bilgileri veriyor: “Şikayetler genelde ani ve şiddetli kulak ağrısı ile başlar. Ardından kulak ve çevresinde hassasiyet gelişir. Eğer geçmeyen bir kulak ağrısı varsa en kısa sürede doktora başvurulmalıdır. Dış kulak yolu enfeksiyonunu önlemek için havuz ve denizden çıktıktan sonra kulaktaki su, baş her iki yana eğilerek çıkartılmalı, kulaklar kuru bir havlu ile kurulanmalı ve temizlik amaçlı kulak çubuğu kullanımından kaçınılmalıdır.”

Pause Sağlık, Pause Dergi

Güneş çarpması ve yanığı

Güneş altında uzun süre korunmasız vakit geçirilmesi çocuklarda ateş, terleme, bulantı, halsizlik ve çarpıntı gibi güneş çarpması semptomlarına neden olabiliyor. Bu durumda çocukların hemen serin bir yere alınarak, ateşinin düşürülmesi ve bol sıvı tüketiminin sağlanması gerektiğine dikkat çeken Dr. Betül Sarıtaş, 10.00-16.00 saatleri arasında çocukların güneşe çıkarılmaması, çocuklarda 6. aydan itibaren suya dayanıklı ve en az 30 faktöre sahip güneş koruyucu kremler kullanılması ve güneş kreminin iki saatte bir yenilenmesi gerektiğini söylüyor.

Sinek ve böcek ısırıkları

Yaz aylarında dışarıda geçirilen zamanın artması ile birlikte sinek ve böcek ısırığı da çocuklarda alerjik reaksiyonlara, kaşıntı, kızarıklık ve ağrıya neden olabiliyor. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Betül Sarıtaş, sinek ve böcek ısırıklarından etkilenen bölgenin hemen sabunlu su ile yıkanarak şişlik varsa en az 10 dakika soğuk kompres uygulanması gerektiğini vurgulayarak “Böceğin türü ve zehirli olup olmadığı tespit edilmeli ve alerjik reaksiyon gelişmesi durumunda hemen bir sağlık merkezine başvurulmalıdır. Açık alanlarda bebeklerin kollarını ve bacaklarını koruyan giysiler tercih edilmelidir. Korunma amacıyla açık alanda sinek kovucu spreyler 2 aydan büyük bebek ve çocuklarda, günde en fazla bir kere yüz ve eller hariç tüm vücuda uygulanabilir” diye konuşuyor.

İsilik ve Pişik

Özellikle aşırı sıcaklar ve nemli havanın etkisi ile bebeklerde ve çocuklarda ter kanallarının tıkanması sonucu cilt üzerinde isiliklere sıkça rastlanıyor. İsilikten korunmak için sıcak havalarda çocuklara her gün duş aldırılması ve ince kıyafetler giydirilmesi gerektiğini belirten Dr. Betül Sarıtaş, bebeklerin bezinin günde en az 6-7 kez değiştirilmesi, alkol içermeyen mendillerle bez bölgesinin özenle temizlenmesi ve bebeğin bezi değiştirildikten sonra bez bölgesinin açık bırakılarak bir süre havalandırılması gerektiğini söylüyor.

Güneş çarpması ve besin zehirlenmelerine dikkat!

Güneş çarpması ve besin zehirlenmelerine dikkat!

Deniz ve havuzda yüzüyor, park veya sahillerde gönüllerince koşuşturuyorlar… Çocuklar tüm yıl özlemle bekledikleri yaz aylarının keyfini bolca çıkarmaya devam ediyor. Ancak sıcak yaz günlerinde ebeveynler olarak bazı kurallara uymamız çok önemli, aksi halde güneş çarpmasından besin zehirlenmelerine ve böcek ısırıklarına kadar pek çok sorun çocukların sağlığını tehdit edebiliyor. Acıbadem  Üniversitesi Atakent Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları / Çocuk Yoğun Bakım Uzmanı Doç. Dr. Sare Güntülü Şık, hava sıcaklıklarının günden güne arttığı bu günlerde çocuklarda güneş çarpmasına çok sık rastlandığını belirterek, “Bu nedenle özellikle güneş ışınlarının en dik geldiği 11.00-15.00 saatleri arasında çocukları güneşe çıkarmaktan mutlaka kaçınılmalı. Besin hijyenine çok dikkat edilmeli, çocuğun bol sıvı tüketmesi sağlanmalı ve ince bol giysiler tercih edilmelidir.” diyor. Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları / Çocuk Yoğun Bakım Uzmanı Doç. Dr. Sare Güntülü Şık, çocukları yaz aylarında bekleyen 5 tehlikeyi anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Doç. Dr. Sare Güntülü Şık

GÜNEŞ ÇARPMASI

Uzun süre yüksek sıcağa maruz kalma sonucu oluşan yorgunluk ve bitkinlik hali güneş çarpması olarak tanımlanıyor. Bu tabloda çocukta; ateş, halsizlik, solukluk, baş ağrısı, baş dönmesi, uyku hali, kusma ve bilinç değişikliği görülebiliyor. Doç. Dr. Sare Güntülü Şık, sıcak çarpmasında çocuğun mutlaka gölge ve serin bir yere alınması gerektiğini vurgulayarak, “Ardından kıyafetlerini çıkarmalı ve vücudunu ıslak bezle soğutmalısınız. Bilinci açıksa ve içebilecekse su vermeniz de çok önemli. Eğer uyuklama hali, bilinç değişikliği veya ateş nedeniyle ortaya çıkan havale durumu varsa, acil olarak en yakın hastaneye götürmelisiniz” diyor.

Nasıl korumalı? 

  • Çocuğunuzun susamasını beklemeden bol sıvı tüketmesini sağlayın.
  • Güneşin en yoğun olduğu 11.00-15.00 saatleri arasında güneşe çıkarmayın.
  • Özellikle güneşin en etkili olduğu öğle saatlerinde ince, pamuklu ve açık renkli giysileri tercih edin.
  • Başını güneşten korumak için mutlaka şapka kullanın.
  • Sık sık ılık duş aldırın ve uzun süre güneş altında kalmamasına dikkat edin.

GÜNEŞ YANIKLARI

Uzun süre güneş altında kalmak ciltte hasara ve yanıklara neden olabiliyor. Hafif yanıklarda (1.derece) ciltte kızarıklık, hassasiyet ve ağrı gelişiyor. Bu durumda ağrı kesiciler, nemlendiriciler ve bol sıvı tüketimi yeterli oluyor. Daha ağır yanıklarda ise ciddi su toplanması sonucu su kesecikleri, ateş, bulantı, kusma ve yanık alanında şişme, tabloya eklenebiliyor. Doç. Dr. Sare Güntülü Şık, bu durumda dehidratasyona (sıvı kaybı) bağlı elektrolit dengesizliği ve havale gelişebileceği için en yakın sağlık kuruluşuna başvurulması gerektiği uyarısında bulunuyor.

Nasıl korumalı?

  • Güneşin en yoğun olduğu 11.00-15.00 saatleri arasında güneşten uzak tutun.
  • Yüksek koruma faktörlü (+50 faktör) güneş kremlerini tercih edin.
  • Güneş kremlerini güneşe çıkmadan 20-30 dakika önce sürün ve bu işlemi her 2 saatte bir tekrarlayın.
  • Güneşin göze zararlı etki yapmaması için geniş kenarlı şapka ve güneş gözlükleri kullanın.
Pause Sağlık, Pause Dergi

SİNEK VE BÖCEK ISIRIKLARI

Sinek ve böcek ısırıkları ciltte kızarıklık, kaşıntılı kabarcıklar ve ağrı gibi yakınmalara yol açsa da genellikle şikayetler kısa sürede geçiyor. Ancak alerjik çocuklarda daha ağır seyredebiliyor. Özellikle arı sokması alerjik yapılı çocuklarda anafilaksi denilen şok tablosuna neden olarak hayatı tehdit edebiliyor. Alerjik bir reaksiyon yoksa böcek ısırmalarında genellikle ilkyardım tedavisinin yeterli geldiğini belirten Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları / Çocuk Yoğun Bakım Uzmanı Doç. Dr. Sare Güntülü Şık, “Isırılan bölgeyi enfeksiyon riskine karşı su ve sabunla yıkayın. Yapacağınız buz uygulaması da ağrı ile kaşıntının azalmasını sağlayacaktır. Arı sokmasında da yapmanız gereken ilk şey, zehrin yayılmasını önlemek için iğnesini çıkarmak olmalı. Ancak iğneyi cildini sıkarak çıkarmayın, zira daha fazla zehir vücuda yayılabilir. Kene ısırıklarında ise hiçbir müdahalede bulunmadan mümkün olan en kısa sürede doktora başvurmanız çok önemli” uyarısında bulunuyor.

Nasıl korumalı?

  • Kapı ve pencerelerde tül sineklikler, yatakta cibinlik ve bebek arabaları için koruyucu tüller kullanın.
  • Sinek ve böcekler vücuduna girebileceği için açık havada kısa kollu ve kısa paçalı kıyafetler giydirmeyin.
  • Arıların ilgilerini çekebilecek pembe, sarı ve kırmızı gibi çiçekleri andıran renkte ve çiçekli giysilerden kaçının.
  • Cildine doğal içerikli koruyucular sürün.
  • Çiçek kokusu yayabilecek krem veya kolonya sürmeyin.

BESİN ZEHİRLENMESİ

Besin zehirlenmeleri bakteri, virüs, toksin veya kimyasal içeren gıdaların tüketimi sonucu oluşan ve çocuklarda ciddi sağlık sorunlarına yol açabilen bir tablodur. Besin alımının ardından 6 -24 saat içinde kusma, ishal bulantı, karın ağrısı, iştahsızlık, yorgunluk ve halsizlik yakınmalarıyla ortaya çıkabiliyor. Çoğu kendiliğinden iyileşirken, ağır zehirlenmelerde ise (özellikle ağır sıvı kaybı- dehidratasyonun eşlik ettiği) en yakın sağlık kuruluşuna başvurmak gerekiyor.

Nasıl korumalı?

  • Beklemiş, açıkta bırakılmış yiyeceklerden uzak durun.
  • Güvenilmeyen yerlerden et ve et ürünleri ile süt ve süt ürünleri almayın.
  • Dışarıda yiyecekseniz hijyen kurallarına uyum sağlayan mekanları tercih edin.
  • Kırmızı et, tavuk, balık, süt ve süt ürünleri gibi kolay bozulabilen riskli besinleri uygun süre ve sıcaklıkta pişirin, pişmiş yemekleri oda sıcaklığında 1 saatten fazla bekletmeyin.
  • İyi yıkanmamış sebze ve meyveleri, temiz olmayan içme sularını ve pastörize edilmemiş süt ve süt ürünlerini tüketmeyin.
  • Dondurulmuş besinleri, çözdürmek için bir gün öncesinden buzdolabına alarak 0-4°C aralığında veya mikrodalga fırınlarda çözdürün ve çözdürdüğünüz besinleri tekrar dondurmayın.
  • Buzdolabından çıkararak ısıttığınız bir yiyeceği, yeniden buzdolabına geri koyup tekrar ısıtmayın.

YAZ İSHALLERİ

Çocuklarda sık karşılaşılan yaz ishallerine temiz olmayan havuz veya deniz suyunun yutulması, uygun koşullarda temizlenmeyen veya saklanmayan gıdaların tüketilmesi, kirli su veya kirli suyla yıkanan gıdalar ile sinek veya böcekle temas eden gıdalar neden olabiliyor. Sulu dışkıya; bulantı, kusma, karın ağrısı ve halsizlik eşlik edebiliyor. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları / Çocuk Yoğun Bakım Uzmanı Doç. Dr. Sare Güntülü Şık, zehirlenmelerde olduğu gibi ishallerde de sıvı ve mineral kaybı yerine konulmazsa ciddi sağlık sorunlarının gelişebileceği uyarısında bulunarak, “Bu nedenle ishallerde öncelikle kaybedilen sıvı ve elektrolitlerin takviyesi için ağızdan ve gerekli durumlarda damardan sıvı tedavisi gerekiyor. Mikrobik ishallerde dışkı incelemesi sonuçlarına göre bakteriyel nedenler düşünülüyorsa uygun antibiyotik tedavisi yapılıyor. Genelde viral enfeksiyonlarda sıvı replasmanı, mide koruyucu ilaçlar, bağırsak florasını düzelten uygun probiyotiğin kullanımı yeterli oluyor. Bu dönemde ağır ve yağlı yiyecekler yenmemeli, yine bağırsak hareketlerini arttıran gıdalardan kaçınılmalıdır” diyor.

Nasıl korumalı? 

  • Sık el yıkama ve kişisel hijyen kurallarına dikkat edin.
  • Temiz sıvılar ve taze gıdalar tüketmesini sağlayın.
  • Özellikle yemekten önce ve tuvalet kullanımının ardından ellerini en az 20 saniye boyunca yıkayın.
  • Meyve ve sebzelerin temiz suda iyice yıkandığından emin olun.
  • Biberonlarını her seferinde yıkayın ve beklemiş mamaları kullanmayın.
  • Açık büfede sunulan ve açıkta satılan yiyeceklerden uzak durun.
  • Temizliğinden emin olmadığınız havuzlardan kaçının.

Çocuğunuzda bu şikayetler sık tekrarlıyorsa!

Çocuğunuzda bu şikayetler sık tekrarlıyorsa!

Romatizma denilince sadece eklemlerin etkilendiği durumlar aklınıza geliyor olabilir, fakat romatizmal hastalıklar eklemler dışında; cilt, bağ dokusu, tendonlar, damarlar ve neredeyse tüm iç organlarda etkilenmelere neden olabiliyor. Acıbadem Maslak Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları, Çocuk Romatoloji Uzmanı Doç. Dr. Ferhat Demir, “Erişkin yaşta gördüğünüz romatizmal hastalıkların birçoğu çocukluk çağında başlangıç gösterebilmektedir. Bunun yanında çocukluk çağına özgü onlarca romatizmal hastalık, maalesef çocukları etkileyebilmektedir” diyor. Bu hastalıkların birçoğunun, bağışıklık sisteminin düzensiz ya da aşırı çalışmasından kaynaklandığını, bilinen en sık tetikleyicilerin ise stres, travma ve enfeksiyonlar olduğunu belirten Doç. Dr. Ferhat Demir “Tetikleyicilerin mümkün olduğunca azaltılması, sağlıklı beslenme ve düzenli egzersiz tedavide önemli rol oynamaktadır. Tabi ki, tüm bunların, medikal tedaviler eşliğinde bir çocuk romatoloji uzmanı tarafından hasta özelinde düzenlenmesi gerekmektedir” diyor. Tedavide erken teşhisin önemli olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Ferhat Demir, çocuklarda romatizmal hastalıkların 8 önemli belirtisini anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Doç. Dr. Ferhat Demir

  • Eklem şikayetleri (Ağrı, şişlik, hareket kısıtlılığı, topallama)

Çocuklarda romatizmal hastalıkların en sık bulgusu eklem şikayetleridir. Herhangi bir eklemdeki ağrı, buna eşlik eden hareket ettirmede zorluk, eklem cildi üzerinde kızarıklık-ısı artışı veya eklemde gözle görülür bir şişlik bulgusu, geçici ya da kalıcı bir romatizmal hastalığın ilk bulgusu olabilir. Özellikle bu bulguların kısa süreli olmaması ya da tekrarlaması durumunda, çocuğun vakit kaybedilmeden değerlendirilmesi gerekir.

  • Tekrarlayan ateş

Doç. Dr. Ferhat Demir “Ateş, bağışıklık sisteminin farklı nedenlerle uyarılması sonrası aktifleşmesinin ve vücudumuzun korunmasına yönelik reaksiyonun bir göstergesidir. Eğer bu ateşe neden olabilecek bir enfeksiyon durumu yoksa, romatizmal ateş hastalıklarını da değerlendirmek gerekmektedir” diyor. En sık karşılaşılan romatizmal ateş nedenlerinin, ‘periyodik ateş sendromları’ olarak adlandırılan, tekrarlayan dirençli ateşler ile giden hastalıklar olduğunu belirten Doç. Dr. Ferhat Demir şöyle konuşuyor: “PFAPA sendromu (tekrarlayan ateş) ve Ailevi Akdeniz ateşi (FMF) hastalığı ülkemizdeki en sık sebeplerdir. Bu hastalıklarda, belirli periyotlar ile (1/2 hafta-3/4 ay aralığında) tekrarlayan ateş, karın ağrısı, göğüs ağrısı, boğaz enfeksiyonu, döküntü, ishal ve  lenf bezlerinde büyüme gibi bulgulardan biri veya birkaçı görülebilir.”

  • Uzamış ateş

Ateşin enfeksiyondan kaynaklanmadığı tespit edildiğinde, ateşli romatizmal hastalıkların tanıda değerlendirilmesi gerekir. 5 gün ve daha uzun süren ateş tablosunda Kawasaki hastalığı adı verilen bir damar romatizmasını, 2 hafta ve daha uzun süren ateş durumunda ise ateşli eklem romatizmasını tanıda düşünmek gerekmektedir.

Pause Sağlık, Pause Dergi

  • Tekrarlayan boğaz enfeksiyonu

Çocuk Romatoloji Uzmanı Doç. Dr. Ferhat Demir “Ortalama 3-4 hafta ara ile tekrarlayan dirençli ateş, tonsillit (bademcik iltihabı), farenjit, ağızda aft-yara ve boyun lenf bezlerinde büyüme şikayetleri, PFAPA sendromunun bulgularındandır. Maalesef bu bulgular, sıklıkla boğaz enfeksiyonu ile karıştırılabilmekte ve hastalar gereksiz antibiyotik tedavisi alabilmektedir” diyor.

  • Kas ağrısı – kas güçsüzlüğü

Tekrarlayan ya da uzamış bir kas güçsüzlüğü-kas ağrısı durumunda, çocukların romatizmal  hastalıklar yönünden değerlendirilmesi gerekir.

  • Cilt döküntüleri

Doç. Dr. Ferhat Demir ”Romatizmal hastalıklar, farklı tipte cilt döküntüleri ile karşımıza çıkabilmektedir. En sık görülenlerden biri ürtiker (kurdeşen) olarak adlandırılan, gün içinde solabilen, kaşıntılı cilt döküntüleridir. Bu döküntüler özellikle ateş birlikteliğinde bir romatizmal hastalık işareti olabilir. Ayrıca peteşi ya da purpura adını verdiğimiz, vücudun farklı bölgelerinde tekrarlayabilen, cilt altı farklı büyüklerde kanama odaklarının olması da vaskülit olarak adlandırdığımız romatizmal damar hastalıklarının belirtilerindendir. Livedo reticularis olarak adlandırılan cildin alacalı görünümü de, yine romatizmal bir damar hastalığının ilk bulgusu olabilir” diyor.

  • Tekrarlayan ağız yaraları (oral aft)

Tekrarlayan ağız içi yaraları-aftlar, altta yatan romatizmal bir hastalığın işareti olabileceği gibi, tamamen iyi huylu olarak da gelişebilir. Bunun yanında, kansızlık ve vitamin eksikliklerine bağlı da ağız yaraları ortaya çıkabilir. Behçet hastalığı, PFAPA sendromu, Çölyak ve Crohn hastalığı gibi romatizmal ve/veya bağırsak ilişkili hastalıklar, tekrarlayıcı ağız yaralarına neden olabilir. Yılda 3-4’den fazla ağız yarası çıkan çocuklar, bu yönlerden mutlaka değerlendirilmelidir.

  • Tekrarlayan karın ağrısı ya da göğüs ağrısı atakları

Doç. Dr. Ferhat Demir, “Farklı dönemlerde ortaya çıkan tekrarlayıcı karın veya göğüs ağrısı durumları, periyodik ateş sendromu adını verdiğimiz, ateşli romatizmal hastalıklar zemininde gelişebilir. Ailevi Akdeniz ateşi, bu hastalıkların ülkemizde en sık görüleni olup, nedenin bulunamadığı karın ağrısı durumlarında mutlaka akılda tutulmalıdır” diyor.

Çocuklarda yaz hastalıklarına dikkat

Çocuklarda yaz hastalıklarına dikkat

Yaz aylarında okulların kapanması ve ısınan havanın etkisiyle çocuklar dışarıda, denizde ve doğada daha çok zaman geçiriyor. Bu da çocuklarda görülen yaz hastalıklarının artmasına zemin hazırlıyor. Çocuklarda sık görülen yaz hastalıkları arasında kusma ve ishal ile seyreden bağırsak enfeksiyonları, deniz ve havuz enfeksiyonları, güneş yanıkları, sıcak çarpması, böcek sokmaları, üst solunum yolu enfeksiyonları, idrar yolu enfeksiyonları, Hepatit A enfeksiyonu, alerjik reaksiyonlar, deri hastalıkları ve sıvı kayıplarına bağlı çeşitli hastalıklar geliyor. Memorial Bahçelievler Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü’nden Uz. Dr. Canan Bilazer, çocuklarda görülen yaz hastalıkları ve korunma yöntemleri hakkında bilgi verdi.

Dr. Canan Bilazer

Güneşi seviyoruz ama saatlere dikkat!

Güneşin tam tepede olduğu ve yeryüzüne ışınların dik olarak geldiği öğle saatleri, güneş çarpması için en riskli zaman dilimidir. Özellikle bu saatlerde oyuna dalıp uzun süre güneşte kalınması sıvı kaybına neden olabilmektedir. Güneş çarpması durumunda halsizlik, baş dönmesi, ağızda kuruluk, baş ağrısı gibi belirtilerin yanı sıra ileri güneş çarpmalarında şuur kaybı ve bayılmalara varan sonuçlar olabilmektedir. Aşırı sıcaklar vücutta sıvı ve elektrolitlerin kaybına yol açar. Güneş çarpmasından çocukları korumak için birkaç basit önlem alınmalıdır. Bunların başında; bütün çocukların özellikle 6 aydan küçük bebeklerin saat 10.00- 16.00 arasında güneşe çıkartılmamaları, güneşte kalma süresinin 10 dakika ile başlayıp yavaş yavaş artırılması ve mutlaka yüksek koruyuculuğu olan güneş kremlerinin kullanılması gerekmektedir.

Güneş yanıkları tatilinizin tadını kaçırmasın 

Güneş çarpması kadar önemli bir diğer konu da güneş yanıklarıdır. Özellikle sarışın ve açık tenli çocuklarda gelişebilecek cilt lezyonlarının şiddeti hem daha ağır hem de daha kalıcı olabilmektedir. Çocuklarda en az 30 faktörlü (SPF 30) kremler düzenli aralıklarla cilde sürülmeli ve güneşin altında olduğu süre içerisinde çocuğun bol sıvı almasına dikkat edilmelidir. Suyun içinde de güneş ışınlarından etkilenildiği unutulmamalı ve her ne olursa olsun özellikle çocukların en sıcak saatlerde direkt güneş altında olmamalarına özen gösterilmelidir. Güneş yanığı eğer sadece deride kızarıklık ve hafif ağrı hissi ile kendini göstermişse bu birinci dereceden yanıktır ve 48 saate kadar ağrı, deride gerilme, yanma hissi devam etmektedir. Derinin losyon tarzı kremler ile nemli tutulması ve ağrı kesici şuruplar kullanılması çocuklarda birinci derece yanığa karşı uygulanacak yöntemlerdir. Eğer güneş yanıkları çok ağrılı ve kabarcıklıysa, bu duruma yüzde şişme durumu eşlik ediyorsa, ateş ve titreme, baş ağrısı, bayılma, his kaybı, genel durum bozukluğu veya bilinç değişikliği varsa hemen en yakın sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır.

En sık turist ishali görülüyor

Yaz aylarında sıcaklığın artması ile gıdaların bozulması ve bakteri üremesi artmaktadır. Sağlık kuruluşlarına en sık başvurulan vakalar arasında koli basilinin neden olduğu turist ishali gelmektedir. Daha çok kanalizasyon sularının karıştığı kirli sularda yüzmek veya bu suların bulaştığı gıdaların tüketilmesi sonucu oluşmaktadır. Yeşil renk, sulu dışkılama görülmektedir. İshal vakalarında hastalığın şiddetini belirleyen en önemli unsur dışkılama miktarı ve sıklığı yani sıvı kaybının şiddetidir. İshalin en önemli istenmeyen etkisi dehidratasyon adı verilen vücudun sıvı dengesinin bozulması halidir ve bu sıvı kaybına bağlı olarak derecelendirilmektedir. İdrar sıklığının azalması veya idrar çıkışının hiç olmaması, hafif ateş, susuzluk hissi, göz kürelerinin çökmesi, cilt elastik yapısının bozulup daha lastiksi bir kıvama gelmesi, tansiyon düşüklüğü başlıca belirtilerindendir. Eğer uzun süren ve sıvı kaybının çok olduğu bir ishal durumu varsa dehidratasyon riski de artmaktadır. İshallerde esas olan tedavi şekli vücudun kaybettiği sıvıyı ağız yolu ile geri alabilmektir. Çocuğun genel durumuna göre sıvı kaybı fazla ise ağızdan ishal diyeti uygulanmalıdır.

Havuz enfeksiyonlarına dikkat!

Yaz aylarında havuzların kalabalık ve sık tercih edilen yerler olması sebebiyle bulaşıcı hastalıkların yayılma riski çok artmaktadır. Sağlık ve hijyen kurallarına uyulmayan havuzlar çeşitli enfeksiyon hastalıklarının oluşumuna neden olmaktadır. Bununla birlikte fazla klorlanmış havuzlar çocuklarda deri, kulak ve gözde alerjik hastalıklara neden olabilmektedir. Özellikle 4 yaşın altındaki çocukların havuza sokulmaması önerilmektedir. Temizliği iyi yapılmamış havuzlarda bulunan bakteri ve enfeksiyonlar ciltteki küçük bir çizikten girerek iltihaplı yaraların oluşmasına neden olabilmektedir. İdrar yolları ve mantar enfeksiyonlarının yazın daha çok görülmesinin nedeni yine yeteri kadar temizlenmeyen havuzlardır. Havlu ve terlik gibi eşyaların ortak kullanımı da mantar enfeksiyonlarının hızla yayılmasına neden olmaktadır.

Bebek gibi uyumak için bunlara dikkat edin

Bebek gibi uyumak için bunlara dikkat edin

Bebek büyüten ailelerin yaşadığı en önemli sorunlardan birini, bebeklerinin uzun süre düzene girmeyen gece uykuları oluşturuyor. Çocukların uykuya olan ihtiyaçları ve uyku süreleri büyüme dönemlerine göre değişiyor. Bebeklerin derin ve kesintisiz bir gece uykusu yaşamaları için ebeveynlerin bu konuda bilinçli olması önem taşıyor. Memorial Antalya Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü’nden Uz. Dr. Mehmet Ali Duman, çocuklarda uyku düzeninin sağlanması için anne babalara önemli önerilerde bulundu

Pause Sağlık, Pause Dergi

Dr. Mehmet Ali Duman

Çocuklar en geç 20.30’da yatakta olmalı

Yenidoğan, en fazla uyku ihtiyacı olan dönemdir. Yenidoğanın uykusu 18-20 saate kadar ulaşabilir. Büyüdükçe algısı açılan çocuğun, uyku süresi de kısalır. Büyüme hormonu saat 22.00 civarında en yüksek düzeylere ulaşır. Bu nedenle çocuk hangi yaşta olursa olsun, bu saatlerde derin uykuda olmalıdır. Çocukta düzenli uyku, düzenli beslenmeyle doğrudan ilişkilidir. Bebeğin veya küçük yaştaki çocuğun düzene alıştırılma evresinde, ailelerin otoriter ve tutarlı davranmaları bu süreci kolaylaştıracaktır. Sağlıklı bir çocuğun akşamları en geç 20.00 ya da 20.30’da yatakta olması gerekir.

Uyumak üzereyken yatağa yatırılmalı

Çocuğun uykusu geldiğinde kendisinin gidip yatacağı düşüncesi doğru değildir. Çünkü uykusu gelen çocuk daha da hareketlenir, bu şekilde kendi uykusunu kaçırır. Bu kısır döngü çocukta huzursuzluğa neden olur. Oysa ki çocukların belli bir beslenme ve uyku düzenine sahip olması onları daha huzurlu hale getirir. Bu nedenle, ailelerin kendi özel yaşamlarından fedakârlıklarda bulunup, çocuk için uygun beslenme ve uyku düzenine göre hareket etmeleri doğru olacaktır. Çocuklar uyurken değil, uyumak üzereyken yatağa yatırılmalıdır. Anne çocuğun kendi kendine uykuya dalmasına izin vermelidir.

Çocuklar da yetişkinler gibi uyumalı

Uykusu gelen çocuk, tıpkı yetişkinlerin kendileri için sağladıkları ışığı kapamak, yatağa yatmak, yorganı örtmek gibi koşulların sağlanmasına ihtiyaç duyabilir. Eğer çocuk sallanarak, emzirilerek, biberonla mama verilerek uyumaya alıştırılırsa, gece uykusu bölündüğünde, yeniden aynı koşulların sağlanmasını isteyecektir. Ancak, kendi halinde yatağında uyumaya alıştırılan çocuk, gece uyandığında, herhangi bir müdahale olmaksızın, kendi kendine yeniden uykuya dalabilecektir. Dolayısıyla, eğer çocuğun bir sağlık sorunu yok ise, yatağına yatırıldığında ağlasa bile kucağa alınmamalı, sakinleştirilip yeniden uyuması için yatağa bırakılmalıdır.

Ailenin uyku rutinini her gece tekrarlaması gerekiyor

İlk aylardan itibaren, kendisine uykuyu anımsatacak belli davranış ve objeler çocukları uykuya hazırlayacaktır. Sıcak bir banyo, pijamalarının giydirilmesi, sadece yatakta duran bir oyuncağının kucağına verilmesi, loş ışıkta aynı ninninin söylenmesi, her akşam bunlardan birinin tekrarlanması, çocuğun vücuduna uyku saatinin geldiğini anlatır.

1 yaşından sonra gece beslenmeleri reflüye neden olabilir

Özellikle mama ile beslenen bebeklerde, yaklaşık 10. aydan sonra gece beslenmesi önerilmemektedir. Anne sütü alan bebekler gece aşırı miktarda olmamak koşulu ile beslenebilir. Çünkü gece beslemeleri çocuklarda sık uyanmanın yanında, reflü, üst solunum yolları veya orta kulak enfeksiyonları gibi sorunlara neden olabilir. Gece saatlerinde beslenen çocukların kahvaltılarda da iştahı azalabilir. Bu nedenle 1 yaşını geçen çocuklarda, uyku saatine 1 saat kala, beslenme kesilmelidir. Verilecek bu son öğün için ise tahıllı mamaların tercih edilmesi çocuğun gece boyu tok kalmasını sağlayacak, sindirim sisteminin çalışmasını kolaylaştıracak ve rahat bir uyku için metabolizmasına yardımcı olacaktır.

Sağlıklı bebekler ve çocuklarda, uyku düzenini sağlamak ailenin elindedir. Aile, çocuğa düzenli uyku için düzenli bir hayat imkanı sağlar ve bilinçli uyku alışkanlıkları kazandırırsa, en yaramaz ve söz dinlemeyen çocuk bile bir süre direnip, sonrasında bu düzene alışacaktır. Eğer çocuk her şeye rağmen uyumuyor ve şiddetli şekilde ağlıyorsa, bu durum bir hastalığın belirtisi olabilir. Çocuğun bir sağlık sorunu olup olmadığından emin olmak için uzman yardımı almak yararlı olacaktır.

Bebeklerde kafa şekil bozukluğu nedenleri!

Bebeklerde kafa şekil bozukluğu nedenleri!

Bebeklerin kafa şekillerinde sıklıkla simetri bozuklukları görülebiliyor. Her ne kadar yenidoğanların kafa yapısı aile büyüklerinin kafa yapısına benzetilse de, şekil bozuklukları kalıtsal sorunlar arasında yer almıyor. Çoğunlukla doğumdan kısa bir süre sonra ya da ilk birkaç ayda kendini belli eden ve bası sonucu oluşan bu deformitelerin tedavisi, şekil bozukluğunun derecesine göre gerekli olabiliyor. Bebeğin kafasının arkasında ya da yanlarda düzleşme, hatta çökme olabiliyor. Bebeklerin kafasındaki şekil bozukluğunun yeri ve şiddeti, kulakta kayma olup olmadığı ve göz mesafelerinin ne kadar asimetrik olduğu gibi durumlara göre düzeltilmesine gerek olup olmadığına karar veriliyor. Memorial Bahçelievler Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları (Pediatri) Bölümü’nden Prof. Dr. Mahmut Çivilibal, bebeklerde kafa şekil bozuklukları hakkında bilgi verdi.

Bebeklerin kafasındaki kıkırdakların, olması gerekenden erken zamanda kapanmasıyla oluşan kafatası şekil bozukluklarına “kraniosinostoz” adı verilmektedir. Kraniosinostoz, beynin büyümesini engelleyerek gelişim problemlerine ve fonksiyon kayıplarına yol açabilmektedir. Bu tablonun erken dönemde fark edilerek gerekli müdahalelerin yapılması, çocuğun zihinsel gelişimi açısından büyük önem taşımaktadır.

Bebekler doğduklarında kafatası içerisindeki sütür adı verilen kıkırdak yapılarda belli oranda açıklık bulunmaktadır. Bebek 3’üncü ayına geldiğinde bu sütürler yavaş yavaş kapanmaya başlar ve 18’inci ayda hepsi tamamen kapanmış olur. Bebeklerin beyni doğduklarında fiziksel olarak küçüktür ve vücutla birlikte zaman içerisinde büyür. Sütürler arasındaki bu esneklik beynin sağlıklı bir şekilde büyüyebilmesi için gereklidir. Kraniosinostoz durumunda bu sütürlerden bazıları erken kapanır ve beynin kapandığı bölgeye denk gelen kısmı büyüyemezBebeklerde kafa şekil bozukluğu nedenleri!, baskıya maruz kalır. Beyin, baskıya maruz kaldığı bölgenin karşı istikametine doğru büyür ve kafatasında şekil bozuklukları oluşur.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Prof. Dr. Mahmut Çivilibal

Bebeklerde kafa şekil bozukluğunun nedenleri

  • Bazen doğuştan kraniosinostoz gelişebilmektedir.
  • Bebeğin anne karnındaki duruş pozisyonu nedeniyle görülebilmektedir.
  • Normal doğumda bebeğin dışarı çıkabilmesi için forseps adı verilen özel bir cihazın kullanılması ile oluşabilir.
  • Zor doğumlarda bebeğin geliş pozisyonuna bağlı olarak oluşabilir.
  • Bebeğin küvözde kalması durumunda gelişebilmektedir.
  • Boyun kaslarındaki kısalık nedeniyle oluşabilmektedir.
  • Mikrosefali (küçük beyinli doğma): Küçük beyinli doğumlarda beynin büyüyememe durumu vardır. Beyin büyüyemeyince kemikleri dışa doğru itemediğinden kafatası dışa doğru büyümez ve kıkırdaklar devamlı hareket etmediği ve dışarı iten bir güç olmadığı için erken dönemde kaynayıp sabitleşir.
  • Bazen çocuklar doğduğu zaman hidrosefali adı verilen kafa içinde su artışı sorunu oluşur. Hidrosefali ameliyatlarında takılan şantın gereğinden fazla su boşaltması da beynin içeri doğru büzüşerek genişlemesini engellediğinden yine kafatasındaki sütürlerin erken kapanmasına neden olabilir.
  • Hipertiroidi, fosfat eksikliği, mukolipidoz gibi metabolik hastalıklarda da kraniosinostoz gelişimi olmaktadır.
  • Apert sendromu, crouzon sendromu gibi gen mutasyonlarında kraniosinostoz gelişimi olmaktadır.
  • Pozisyonel deformasyon bunların doğuştan olmayan ve en sık görülen türüdür. Çocuk özellikle 3 aya kadar çok fazla hareket etmeyip hep aynı pozisyonda yatırılırsa kafanın yastığa geldiği yer düzleşir, tam karşı istikamette alın bölgesi şişer. Bu sorunla çok sık karşılaşılır. Aileler özellikle bu konuda çok tedirgindir. Bu hastalarda kafa yapısı genellikle ilk 2 yıl içinde çocuk sağa sola dönmeye, yürümeye başladıktan sonra, hep aynı yere bası durumu ortadan kalkınca kafatası tekrardan orijinal şeklini almaktadır.

Bebeğinizin kafasındaki şekil bozukluğunu kontrol edebilir, önleminizi alabilirsiniz

Bebeğinizin kafa yapısında şekil bozukluğu olup olmadığını basit bir test ile ön kontrolünü sağlayabilirsiniz. Bebeğinizin kafasına yukarıdan kuş bakışı baktığınızda simetriden uzak duruyor ise mutlaka hekiminize danışmalısınız. Tıbbı tarama cihazı ile ölçülendirilerek çıkan şiddete göre bebeğinizin neye ihtiyacı olduğu konusunda fikir alabilirsiniz. Bebeğinizin sadece yatıştan kaynaklı oluşan şekil bozukluklarında çocuk doktorunuz sizi takip edecektir. “12. aya kadar geçer” veya “oturmaya başlayınca geçer” söylemlerinin bebeğinizin şekil bozukluğunun şiddetine göre değişeceğini unutmayın. Bu durumun ayrıştırılmasının 3 boyutlu bir tıbbı tarama cihazı ile yapılması önemlidir. Görsel olarak hekimin yaptığı ön değerlendirme sonrasında tıbbı tarama cihazı ile şiddet tespiti yapılarak ortez kask tedavisine ihtiyaç olup olmadığına bakılır.

3 boyutlu tarama cihazlarıyla bozukluğun şiddetine bakılıyor

Hafif ve orta şiddetteki şekil bozuklukları, bebek 6 aydan küçükse; başının sırtüstü yatarken pozisyonlanması, egzersizler ve yüzüstü aktivitelerle düzelebilir. Erken dönem yapılan tespitlerde çoğunlukla pozisyonlama ile iyileştiği görülür, ancak bu iyileşmenin de takibi yine tıbbı tarama cihazları ile ve multidisipliner yaklaşım ile yapılır. Aşırı şiddetteki şekil bozukluklarında gecikmeden kask tedavisi uygulanır.

Bazı durumlarda ebeveynlerin panik yaklaşımı ile birlikte çok da sonucu değiştirmeyen tetkikler istenebilir. Bunun kararı verilmeden önce yine multidisipliner olarak gerekliliğinin konuşulması, bebeğin gereksiz yere radyasyona maruz kalmasının önüne geçer. Kafa şekil bozuklukları sizi erken dönemde endişelendirmemelidir ama “bir şey olmaz” deyip durumu kendi haline bırakmak da doğru bir yaklaşım değildir. Bu durumda erken dönemde önlem almak için doktora başvurmak önemlidir.