Yazılar

Ülkenin yüzde 21 koronavirüs yakalamayacağını düşünüyor

Ülkenin yüzde 21 koronavirüs yakalamayacağını düşünüyor

Koronavirüs Salgını ve Toplum Araştırması ile Ipsos; Türkiye’de koronavirüs vakasının ilk kez tespit edilmesini takiben vatandaşların bu konuya ilişkin farkındalık düzeylerini, endişelerini, değişen davranışlarını ortaya koymaya devam ediyor.

Ipsos’un gerçekleştirdiği Koronavirüs Salgını ve Toplum Araştırmasının 29. Döneminde; Normalleşme sürecinin gidişatı, koronavirüse yakalanma konusunda kamuoyunun endişe seviyesi,bvirüse yakalanma durumunda bunu nasıl atlacaklarını düşündükleri ve olması durumunda haftasonu sokağa çıkma yasaklarına bakış mercek altına alınıyor.

Toplumda virüse yakalanırsa kolay atlatılamayacağını dair endişe duyanların sayısı artıyor (%41). Ancak; şaşırtıcı bir sonuç ise; toplumun %35’i koronavirüse yakalansa bile kolay atlatacağını düşünüyor olması. Hasta sayılarındaki artış hastalığa yakalanma endişesini artırsa da toplumun beşte biri (%21) koronavirüse yakalanmayacağını düşünüyor.

Her 10 Kişiden 7’si, normalleşme sürecinin iyi gitmediğini düşünüyor. Vaka sayılarının tüm dünyada giderek pik yapması ile beraber vatandaşlar sürece dair daha endişeli hale geldi. Her 10 vatandaştan 7’si gidişatın iyi gitmediğini düşünüyor. Haziran başında toplumun yarısından fazlası normalleşme süreci nedeniyle salgında ikinci bir dalga yaşanacağını düşünüyordu, bu yönde düşünenlerin oranı haftalar geçtikçe daha da arttı. İkinci dalga veya ilk dalganın pikinin aslında yaşanmaya başlandığının konuşulduğu dönemleri geçirirken her 10 kişiden 7’si normalleşme sürecinin kendisine göre iyi gitmediğini belirtti. 

 Hasta sayılarındaki artış hastalığa yakalanma endişesini arttırsa da toplumun beşte biri (%21) koronavirüse yakalanmayacağını düşünüyor.

Endişeli bir normalleşme ile mesafeli sosyal hayata geçilmişti. Normalleşirken endişe ve hasta sayıları arttı ama halen toplumun beşte biri % 21 koronavirüse yakalanmayacağını düşünüyor.

Toplumda, koronavirüse yakalanırsa bunu kolay atlatamayacağına dair endişe duyanların sayısı da artıyor (%41). Öte yandan toplumun %35’i koronavirüse yakalansa bile bunu kolay atlatacağını düşünüyor…

Tüm bu endişeler doğrultusunda toplumun çoğunluğu hafta sonları sokağa çıkma yasağını olumlu buluyor.  Son dönemlerdeki gerek Dünya’da gerekse de Türkiye vaka / hasta sayılarındaki artış ile beraber toplumun %70’i normalle sürecinin iyi gitmediğini düşünüyor ve endişeleri artıyor. Toplumun yarısından fazlası Koronavirüs’e yakalanacağını düşünüyor ve daha da önemlisi hastalığın kolay atlatılamayacağına dair korkuları da artıyor. Tüm bu endişe ve korkulara paralel gün içinde hissettikleri duygular da oldukça negatif. Yorgunluk, endişe ve bıkkınlık bu dönemde en yoğun hissedilen duygular. Bu olumsuz gelişmeler ve duygular da beraberinde yine toplumun çoğunluğunun getirilecek sokağa çıkma yasağına olumlu bakmasına sebep oluyor.

Ipsos’un Türkiye CEO’su Sidar Gedik konuyla ilgili değerlendirmesinde;  “Her on kişiden yedisi normalleşme sürecinin gidişatından memnun değil. Belki de artık bu sürece “normalleşme” demememiz lazım, çünkü pek normalleşemediğimiz ortada. İkinci dalgayı yaşıyoruz, Mart-Mayıs dönemine göre avantajlı olmamızı gerektirecek değişik bir durum da yok. Tam aksine yaş gruplarına kısıtlamalar da söz konusu olmadığı için hareketlilik daha yüksek ve buna bağlı olarak risk de daha yüksek. “Ben bu virüse yakalanmam” düşüncesi giderek zayıflıyor. Ancak yine de virüsün kendisine bulaşmayacağını düşünen %21’lik bir kitle var. %35’lik bir kesim ise hastalığa yakalansa bile kolay atlatacağına inanıyor. İşte riski korkutucu derecede büyüten de bu inanç. Toplumun hareketli olmaya devam ettiği, kış koşullarının yaşanmaya başladığı ve kapalı mekanlarda daha fazla zaman geçirilen bu dönemde hastalanmayacağını, hastalansa bile kolayca atlatacağını düşünen milyonlarca insan var. Evet çoğunluk bu şekilde düşünmese bile hastalığın yayılmasına yol açabilecek milyonlarca insandan bahsediyoruz. Bu nedenle de çoğunluk, devletin merkezi önlem almasını bekliyor. Her ne kadar ekonomik sorunlar ile boğuşuyor olsak da dört kişiden üçü kısmi veya genel sokağa çıkma yasağını destekliyor.

Koronavirüs zamanı daha çok nelere yöneldik

Koronavirüs zamanı daha çok nelere yöneldik

Koronavirüs Salgını ve Toplum Araştırması ile Ipsos; Türkiye’de koronavirüs vakasının ilk kez tespit edilmesini takiben vatandaşların bu konuya ilişkin farkındalık düzeylerini, endişelerini, değişen davranışlarını ortaya koymaya devam ediyor. Ipsos’un gerçekleştirdiği Koronavirüs Salgını ve Toplum Araştırmasının 26. döneminde ülkemizin en önemli sorunları mercek altına alınıyor.

Salgınla beraber toplumsal ruh halinin daha da olumsuz bir yöne evirildiğini izliyoruz.  Vatandaşlar günlük hayatlarında endişeli, yorgun ve bıkkın hissediyor. Gerek ekonominin gidişatı, gerekse salgının ne zaman sona ereceğine dair var olan belirsizlik durumu olumsuz ruh halini daha çok tetikliyor. Bireylere son 1 hafta içinde salgının ülkemiz için etkileri konusunda daha iyimser mi kötümser mi hissettiklerini sorulduğunda yarıya yakını (%46) hislerinde herhangi bir değişim olmadığını belirtiyor. Salgının ülkeye etkisi konusunda daha kötümser hissedenlerin oranı (%33) ise daha iyimser hissedenlere (%21) kıyasla yüksek görünüyor. Kötümserliğin üst ve orta sosyo-ekonomik sınıfta (SES) daha yaygın olduğu görülüyor.

VİRÜSÜ KENDİMİZ VEYA AİLEMİZ İÇİN NE KADAR TEHLİKE GÖRÜYORUZ?

Ipsos; yaptığı araştırmaların ilk döneminden itibaren vatandaşların kendileri veya aileleri için salgını ne kadar tehlikeli gördüklerini izliyor. İlk dönemde salgının kendileri veya aileleri için çok tehlikeli olduğunu düşünenlerin oranı %37 düzeyindeyken, Eylül ayında %60 seviyesine kadar yükseldiği görülüyor.  Son dönemde ise benzer şekilde ciddi tehlikeli bulanların oranı %56 seviyesinde olduğu sonuçlardan okunuyor.

Bu tehlike algısı ise bireylerin demografik kimliklerinden ziyade salgına yakalanma veya iyileşme riskleri ile doğru orantılı seyrediyor. Örneğin, “salgına yakalanacağımı zannetmiyorum” diyenler arasında virüsü kendileri için ciddi tehlikeli görenlerin oranı %51 iken, bu ifadeye katılmayanlarda ciddi tehlike algısı daha yüksek (%66) olduğu görülüyor. Benzer şekilde, “virüse yakalansam bile kolay atlatacağımı düşünüyorum” ifadesine katılanların yarısı (%48), virüsü kendileri veya aileleri için ciddi tehlikeli olarak tanımlıyor. Bu ifadeye katılmayanlarda ise ciddi tehlike algısı %66 seviyesine çıkıyor.

SALGININ HAYATA BAKIŞ AÇISINA ETKİSİ

Salgının birçok konuda tutum ve davranışları doğrudan etkilediği aşikar. Bireysel veya toplumsal değerlerimiz üzerindeki etkilerini ise bugünden yorumlamak daha güç. Ipsos bu soruyu doğrudan bireylere sorduğunda aldığımız cevaplar bugünün hissiyatıyla verilmiş olabilir. Değerlerin salgın gibi çok büyük toplumsal olaylar karşısında ne kadar değişime uğrayacağını önümüzdeki dönem gösterecek. O nedenle bu grafikteki veriyi daha ihtiyatlı yorumlamak gerekliliğini düşünüyoruz.  Ipsos 26. dönem çalışmasında; koronavirüs salgınının çeşitli konulara bakış açısına olan etkisini sorguladı.  Buna göre salgınla beraber; her 10 bireyden 7’si; “kendisi”, 6’sı “bilim”, 5’i ise “din” konusuna daha fazla değer/önem verdiğini belirtiyor. Salgının ve bu süreçte zorunluluktan kaynaklı eve çekilmenin etkisiyle bireylerde kendisi hakkında daha fazla düşünme, kendi sağlığına daha fazla önem verme, anı yaşamaya daha değer verme gibi eğilimler gözlemleniyor.

Bilim ise salgından kurtulmamız için tek yol olarak bize iyi haber vermesini beklediğimiz bir alana dönüşmüş tek başlık olarak öne çıkıyor. Bilime duyduğumuz ihtiyaç bu verilerden okunuyor.  Din ise toplumun yarısı için tüm bu zorlu süreçte belki daha fazla maneviyat ihtiyacından ötürü, belki de insanın tek başına her şeye yetemediği düşüncesinin güçlenmesiyle beraber daha fazla önemli hale geldiği görülüyor.

Ipsos’un Türkiye CEO’su Sidar Gedik konuyla ilgili değerlendirmelerinde şunları iletti;  “Direnme gücünü ailemizden ve maneviyattan alıyoruz. Birey olarak kendi değerimizi daha fazla fark ettiğimiz bir dönem, bunun yanında gerek uzaktan eğitim etkisi ile gerekse kendi tercihlerimiz ile çocuklarımıza daha fazla zaman ayırıyoruz. Ülkemizde zaten çok önemli olan Din kavramı bu dönemde her iki kişiden biri için daha da önemli oldu, her on kişiden dördü ibadete daha fazla zaman ayırdığını belirtiyor. 

Bu güç ile direnmeye devam ederken aynı zamanda salgının sonunu bilimsel çalışmaların getireceğini de biliyoruz ve her on kişiden altısı için bilim eskisine kıyasla daha önemli hale geldi.  Toplumun yarısından fazlası salgının kendisi ve ailesi için ciddi bir tehlike olduğunu düşünüyor, oysa ki bu oran Haziran başında %40’lara kadar düşmüştü. Günlük hasta sayısının Mayıs ayındaki vaka sayısına denk olduğu bir dönemden geçiyoruz, her ne kadar bir süredir vaka sayıları açıklanmıyor olsa da en azından Mayıs ayından daha fazla olduğunu tahmin etmek zor değil. Tüm bu gidişat içinde son bir haftada kötümserliğe kapılanların sayısının daha iyimser olanların yaklaşık 1,5 katı olduğunu söyleyebiliriz.” 

 

IPSOS; SALGIN TOPLUMSAL SINIF AYIRIMI YAPIYOR MU?

IPSOS; SALGIN TOPLUMSAL SINIF AYIRIMI YAPIYOR MU?

Koronavirüs Salgını ve Toplum Araştırması ile Ipsos; Türkiye’de koronavirüs vakasının ilk kez tespit edilmesini takiben vatandaşların bu konuya ilişkin farkındalık düzeylerini, endişelerini, değişen davranışlarını ortaya koymaya devam ediyor. Hükümetin bu konudaki politika ve uygulamalarının kamuoyundaki yansımalarını düzenli olarak takip eden Ipsos’un gerçekleştirdiği Koronavirüs Salgını ve Toplum Araştırmasın 25 döneminde ülkemizin en önemli sorunları mercek altına alınıyor.

 SALGIN TOPLUMSAL SINIF AYIRT EDİYOR MU?

Ipsos Araştırma şirketi tarafından 12-18 Haziran tarihlerinde gerçekleştirilmiş olan 11. dönem saha çalışmasında; salgının etkilerinin toplumsal sınıf arasında bir fark gözetip gözetmediği konusu ele alınmıştı.  Aynı soru bu dönem yapılan araştırmalarda tekrar  sorulduğunda vatandaşların bu konudaki görüşünde bir değişiklik olmadığı görüldü. Toplumun yarısı salgının sınıfsal fark gözetmediğini herkesi aynı seviyeye getirdiğini düşünüyor. Bu görüşün gerekçelerinden birisi siyasetçi, iş insanı, sanatçı gibi “ünlü ve varlıklı” kesimlerin de koronavirüse yakalandıklarını veyahut yakalanabileceklerini medyada görmemizle ilişkili olabilir. “Zenginler” de karantinada kalıyor, maske takıyor bilgisi demek ki hepimiz bu konuda eşitiz düşüncesine yol açıyor. Öte yandan bu fikre karşı çıkan, salgının aslında sınıfsal farklılıkları derinleştirdiğini söyleyenler (%43) üst sınıfın salgın sürecinde karantina kaldıkları süredeki yaşam koşullarına, işe gitmek zorunda olmamalarına, tedaviyi aynı şartlar altında almadıklarına dikkat çekiyor.

TOPLUMDA DAHA ZOR GÜNLER GÖRECEĞİZ BEKLENTİSİ HAKİM

Ipsos; Vatandaşlara Temmuz ayı başında salgında zor günlerin geride mi kaldı yoksa daha zor günler bizi mi bekliyor sorusunu yöneltmişti. O dönem vatandaşların %54’ü daha zor günlerin beklendiğini, %31’i ise geride kaldığına hususunda düşüncelerini ifade etmişti. Toplumdaki bu olumsuz hava zaman geçmesine rağmen değişmemiş, hatta geçen zamana içerisinde iyimser beklenti de zayıflamış. Ekim başında yapılmış olan  Ipsos’un haftalık araştırmasında, iyimser beklentiye sahip olanların oranı %22’ye düşerken, kötümser beklentiye sahip olanların ise yine çoğunluğu oluşturduğu (%59) tespit edildi.

TOPLUMUN BÜYÜK ÇOĞUNLUĞU SALGININ EKONOMİK ETKİLERİNE DAİR ENDİŞE TAŞIYOR.

Ipsos’un hayata geçirdiği araştırmada; salgın döneminde bireylerin farklı konularla ilişkili olarak endişe düzeyleri de takip ediliyor. Özellikle toplumda ekonomiye dair endişe seviyesi yüksek, alt ve orta sınıfta bu endişeler üst sosyoekonomik (SES) sınıfa kıyasla daha yüksek olsa da toplumun geneli bu konuda endişeli. Örneğin; çalışanlar arasında işsiz kalmaktan endişe duyanların oranı alt sosyoekonomik sınıfta (DE SES) %94, üst sosyoekonomik sınıfta (AB SES) %70. Ay sonunda faturaları ödeyebilme konusunda endişe yaşadığını belirtenlere baktığımızda bu oran %84… Aynı oran DE SES grubunda %90lara çıkıyor, ancak AB olarak tanımladığımız üst SES grubunda da %73 gibi oldukça yüksek bir seviyede…

Ipsos’un Türkiye CEO’su Sidar Gedik konuyla ilgili değerlendirmelerinde şöyle; “Daha önceki haftalarda da konu olmuştu; salgın ile mücadele ederken hayati tehlike ile işsizlik tehlikesi arasında sıkışmış hissediyoruz.  İşsiz kalmaktan, hayat pahalılığından, faturalarımızı ödeyemez hale düşmekte  endişeliyiz. Salgının gidişatına dair de daha umutsuz bir durumdayız, önümüzdeki dönemin daha zor geçeceğini düşünenlerin oranı artıyor. Her on kişiden dördü, salgın nedeni ile toplumsal sınıflar arasındaki eşitsizliğin arttığını düşünüyor. Toplumun yarısına göre ise salgın zengin yoksul arasında bir fark olmadığını gösterdi. Böyle düşünenler sanırım naif bir şekilde durumun bu olmasını umut ediyorlar, çünkü gerçekte biliyoruz ki yapılan araştırmalara göre Dolar milyarderlerinin serveti salgın döneminde %28 büyümüş durumda. İngiltere’de yapılan bir araştırma gösterdi ki, salgın zenginlerin tasarruflarını, yoksulların ise borçlarını büyütüyor.” Dedi.

 

Ipsos’a 9 Baykuş Ödülü Birden!

Ipsos’a 9 Baykuş Ödülü Birden!

TÜAD-Türkiye Araştırmacılar Derneği’nin, araştırma sektöründeki başarılı pazarlama ve sosyal araştırma projelerini ödüllendirmek için bu yıl sekizincisini düzenlediği Baykuş Ödülleri Töreni’nde Ipsos; toplam 9 ödüle layık görüldü.

Ödül alan projeler incelendiğinde; Ipsos’un yurtdışında sahasını gerçekleştirdiği ve Türkiye ekibinin raporladığı çalışmalar; içgörüce zengin ve fark yaratan projeler; fiyat, ambalaj, ürün ve reklam promosyon, POP vb. testleri içeren taktiksel araştırmalar ve yeni yöntemler uygulanarak gerçekleştirilen inovatif yaklaşımlar öne çıktı.

Ipsos; Global, İçgörülü, Vizyoner, Usta ve İnovatif olmak üzere beş farklı kategoride ödül almayı başardı. Böylelikle Ipsos, araştırma verenleri için gerçekleştirdiği projelerin iş sonuçlarına olumlu etkisini ödüllerle de göstermiş oldu.

Araştırma Şirketlerinin, Araştırma Veren Firmalar ve Veri Toplama Şirketleriyle başvurduğu Baykuş Ödülleri Töreni, 6 Ekim akşamı online olarak gerçekleştirildi.

Ipsos’un Türkiye CEO’su Sidar Gedik konuyla ilgili şunları iletti: “Araştırmaya olan tutkumuzu bu yıl da çeşitli kategorilerle aldığımız 9 adet Baykuş Ödülüyle taçlandırdık. Türkiye’deki araştırma sektörünün çıtasını her sene daha yukarı çekebilmesi için öncülük etme çabamızın hem müşterilerimizde hem sektör örgütümüzde karşılık bulması çok mutluluk verici. İş ortağımız olan müşterilerimize ve bu tutkuyu yaşatan ödül alsın/almasın tüm Ipsos çalışanlarına ve işbirliği yaptığımız veri toplama şirketlerine tekrar çok teşekkür ediyoruz.”

TÜRKİYE’NİN EN ÖNEMLİ SORUNU SIRALAMASINDA İLK SIRAYI NELER PAYLAŞIYOR

TÜRKİYE’NİN EN ÖNEMLİ SORUNU SIRALAMASINDA İLK SIRAYI NELER PAYLAŞIYOR

Koronavirüs Salgını ve Toplum Araştırması ile Ipsos; Türkiye’de koronavirüs vakasının ilk kez tespit edilmesini takiben vatandaşların bu konuya ilişkin farkındalık düzeylerini, endişelerini, değişen davranışlarını ortaya koymaya devam ediyor. Hükümetin bu konudaki politika ve uygulamalarının kamuoyundaki yansımalarını düzenli olarak takip eden Ipsos’un gerçekleştirdiği Koronavirüs Salgını ve Toplum Araştırmasın 24 döneminde ülkemizin en önemli sorunları mercek altına alınıyor.

Salgın öncesi dönemde her iki ayda bir yürütülen Ipsos Türkiye Barometresi araştırmasında vatandaşlar salgından önceki bir yıllık süreçte ekonomiyi ülkenin birincil sorunu olarak tanımladığı görülüyor. Mart ayında salgının hayatımıza girmesiyle beraber bu değerlendirme değişmiş ve salgın ülkenin ilk sıraya yerleşmiş olduğu, uzunca bir sürede de bu şekilde devam ettiği verilerle ortaya konuyor. Haziran ayı başından itibaren ise salgın ve ekonominin ilk sırayı paylaştıklarına konumlandıklarına şahit olunması, vaka sayılarındaki artışlar, döviz kurundaki yükselişler gibi gündemdeki konular vatandaşların bu konudaki değerlendirmelerine doğrudan etkide bulunduğu görülüyor.

YAPILAN İŞ EVDEN ÇALIŞMAYA UYGUN MU?  Salgın nedeniyle işleri evden çalışmaya uygun olan çalışanların bir bölümünün evden çalışma sistemine geçmesiyle beraber bundan sonra iş hayatının yeni normalinin bu olup olmayacağına dair tartışmalar gündemdeki yerini koruyor.    Ipsos’ta bu çerçevede hâlihazırda çalışan vatandaşlara işlerinin evden çalışmaya ne kadar uygun olduğu sorusunu yöneltti. Çalışanların sadece %15’i işinin evden çalışmaya çok uygun olduğunu belirtiyor.

ÇALIŞANLARIN NE KADARI EVDEN ÇALIŞIYOR?

Öte yandan verilere bakıldığında,  Türkiye’de evden çalışma oranı da yüksek olmadığı ortaya çıkıyor. Son 1 hafta içerisinden evden çalıştığını belirtenler %9 seviyesinde… Salgın döneminde bu oranın en yüksek %15 seviyesine çıktığı görülmüştü. İşinin evden çalışmaya çok veya kısmen uygun olduğunu belirtenler %39 seviyesinde. Her ne kadar iş gücünde evden çalışma için potansiyel bir gelişim alanı olduğunu söylemek mümkün olsa da aslında evden çalışma sanılanın aksine toplumun tamamını korumak için süper etkili bir çözüm değil. Toplumun çok büyük kesimi çalışabilmek için evden çıkmak zorunda olduğu araştırmanın ortaya koyduğu verilerde ortaya çıkıyor.  Virüsün yayılma riski devamlılığını sürdürecektir. 

Ipsos’un Türkiye CEO’su Sidar Gedik konuyla ilgili değerlendirmelerini şöyle iletti; “Yaşanan salgında ilk günden beri herkesin tartışılmaz önceliği elbette insan sağlığını korumak. Bunun için bireyler ve kurumlar güçleri, akılları yettiğince önlemler almaya çalışıyorlar. Hem izolasyon başta olmak üzere sağlık önlemlerini hakkıyla almak, hem de işini yapmaya evden devam edebilmek bir çok insanın doğal tercihidir diye düşünebiliriz. Ancak pratikte çalışanların %85’i işlerinin evden çalışmaya tamamen uygun olmadığını belirtiyor. İşi, kısmen de olsa evden çalışmaya uygun olanları dahil ettiğimizde bile ancak %39’luk bir orana ulaşıyoruz. İşi evden çalışmaya çok uygun olan %15’lik bir kesim mevcut, buna rağmen evden çalışanların oranı ise %9. Yani işi müsait olanların da hepsi evden çalışmıyorlar. Tabi bu durumun arkasında şirketlerin ve çalışanların tercihlerinin yanı sıra, evde gerekli imkanların, ekipmanın olmaması gibi etkenler de olabilir. Aslında evden çalışma kısıtlı bir kesim için mümkün ve toplumun tamamını korumak için sanıldığı kadar etkili bir çözüm değil, milyonlarca çalışan işe gitmek için evden çıkmak mecburiyetinde. Dünyanın en geçerli amacına yönelik olsa bile, alınan Koronavirüs tedbirlerinin ticaret hayatı, iş dünyası üzerinde olumsuz etkileri olduğu da bir gerçek. Özellikle bazı sektörlerde önemli miktarda iş kayıpları yaşandı-yaşanıyor, işsizlik oranları gelişmiş ekonomilerde bile yüksek seviyelere erişmiş durumda. Bunun sonucu olarak da haftalardır ülkenin en önemli sorunu nedir sorusunun yanıtları arasında salgın ve ekonomi at başı gidiyor. Her on kişiden altısı salgının işleri için ciddi bir tehlike oluşturduğunu belirtiyor. İnsanlar hayati tehlike ile işsizlik tehlikesi arasında sıkışmış durumdalar.”

 

Ipsos; Pandemiye rağmen ev dışına çıkma oranı halen yüksek

Ipsos; Pandemiye rağmen ev dışına çıkma oranı halen yüksek

Koronavirüs Salgını ve Toplum Araştırması ile Ipsos; Türkiye’de koronavirüs vakasının ilk kez tespit edilmesini takiben vatandaşların bu konuya ilişkin farkındalık düzeylerini, endişelerini, değişen davranışlarını ortaya koymaya devam ediyor. Hükümetin bu konudaki politika ve uygulamalarının kamuoyundaki yansımalarını düzenli olarak takip ediyor…

Ipsos Araştırma Şirketi gerçekleştirdiği “Koronavirüs Salgını ve Toplum Araştırmasının” 23 döneminde;  bu çalışmanın 3. döneminden bu yana vatandaşların son 1 haftada evden dışarı çıkma davranışını mercek altına aldı. Salgının ilk dönemlerinde, Nisan ayında, dışarı çıkanların oranı karantina %63’lere kadar düştüğü görülmüştü. O dönem evden zorunlu olmayan ihtiyaçlar için dışarı çıkma oranı ise çok düşüktü, dışarı çıkanların en fazla 5’te birinin zorunlu olmayan nedenlerle dışarı çıktığı Ipsos tarafından tespit edilmişti. 

ZORUNLU OLMAYAN İHTİYAÇLAR İÇİN EVDEN DIŞARI ÇIKANLAR

Evden dışarı çıkanların oranı normalleşmenin başlamasıyla beraber %80’lerin üzerine çıktı ve yaz döneminde bu oran %92’lere kadar ulaştı. Bu dönemde dışarı çıkan her 10 kişiden yaklaşık 5- 6’sı zorunlu olmayan ihtiyaçlar için de dışarı çıktığını ifade etti. Eylül ayına girmemizle beraber hem yaz döneminin sona ermesi, hem de yeni eğitim yılının başlamasıyla beraber eve dönüşler başladı. Ancak salgının ilk döneminden farklı olarak kişisel karantinanın çok yaygın olmadığını bu çalışmada görülüyor. Dışarı çıkma oranı halen yüksek (%84), elde edilen bilimsel veriler ile dışarı çıkanların yarısı zorunlu olmayan ihtiyaçlar için çıktığını işaret ediyor (%52). 

TOPLUM DIŞARIDA YEME-İÇME KONUSUNDA NE KADAR ENDİŞELİ?

Temmuz ortasında yaptığımız araştırmamızda her 10 vatandaştan 7’sinin restoran-café gibi yeme-içme yerlerine halen gitmediği Ipsos araştırması tespit edilmişti. Her ne kadar yaz döneminde bu oranda kısmi azalma olsa da endişenin baki kaldığı görülüyor.  Toplumun %87’si dışarıda yeme-içme konusunda halen endişeli. Hatta bu konuda endişenin oldukça güçlü olduğu söylenebilir. Vatandaşların %54’ü çok endişeli hissettiğini ifade ediyor.

EVE YEMEK SİPARİŞ ETME KONUSUNDA DA AYNI ENDİŞEYİ TAŞIYOR MUYUZ?

Dışarıdan sipariş edilen yemeğin veya ambalajın virüs taşıyacağına dair endişe bireylerin evde yemek yapma veya evde yapılan yemeği yeme eğilimini güçlendirmişti. Normalleşme ile başlayan süreçte, dışarıdan eve yemek sipariş etme oranlarında da artış görüldüğü izlendi.. Ancak dışarı yeme-içme konusunda olduğunda gibi dışarıdan eve yemek siparişinde de çoğunluk endişeli hissediyor. Her 4 kişiden 3’ü bu konuda endişesini dile getiriyor (%77). Yine de dışarıda yeme-içmeyle karşılaştırıldığında endişe seviyesinde 10 puanlık bir fark olduğunu not etmek gerekiyor. 

KUAFÖRE/BERBERE GİTMEYE İLİŞKİN ENDİŞE DÜZEYİ NASIL?…

Gümrük ve Ticaret Bakanlığı 2016 verilerine göre Türkiye’de kadın ve erkek kuaförlüğü işyeri sayısı yaklaşık 86bin, esnaf ve sanatkarlar işyeri sayısında sıralamada 3. sırada yer alıyor. Sadece özel günlerde değil günlük hayatta da kuaför ve berbere gitmek toplumda oldukça yaygın bir davranış ancak salgınla beraber kuaföre-berbere gitme oranlarında ciddi düşüşler yaşandığı verilerle izleniyor.. Vatandaşların %87’si halen kuaföre-berbere gitmek konusunda endişeli hissettiğini ifade ediyor. Artan vaka sayıları nedeniyle bu endişenin yakın zamanda ortadan kalkmayacağını söylemek mümkün.

Ipsos’un Türkiye CEO’su Sidar Gedik konuyla ilgili değerlendirmelerini şöyle iletti;

“Salgına tepki verirken ilk dönemde toplum olarak bir standardımız vardı. Mecbur olmayanlar evden çıkmamaya dikkat ediyordu, restoranlar, zaten kapalıydı ama açık olsalardı bile çoğunluk dışarıda yeme-içmeye hiç sıcak bakmıyordu. Kuaföre, berbere gitmek akıllardan bile geçmiyordu. Nisan ayı ortalarında her on kişiden dördünün bir hafta boyunca evden çıkmadığı dönemler yaşadık. Tabi bunda yaş gruplarına getirilen kısıtlamaların da rolü büyüktü. Yaz ayları boyunca bu  standarttan uzaklaştık, öyle bir dönem geldi ki on kişiden dokuzu o hafta içinde mutlaka evden çıkar hale geldi. Ve bu dışarı çıkışların yarısı da zaruri nedenlerle değildi.

Son haftalarda ise endişelilik seviyemizde doğal olarak bir yükseliş var. Evden çıkmayanların oranında bir artış görüyoruz. Dışarıda yemekten, kuaföre gitmekten endişe duyanlar artıyor.  Vaka sayıları Mayıs başındaki seviyesine döndükçe biz de toplum olarak yavaş yavaş salgın ile savaşta fabrika ayarlarımıza dönmeye başladık. Buna hepimizin ihtiyacı ve mecburiyeti olduğu kesin” dedi…

COVİD ile mücadele ancak ülkeler arası dayanışma ile mümkün

COVİD ile mücadele ancak ülkeler arası dayanışma ile mümkün

Ipsos, Koronavirüs Salgını ve Toplum Araştırması ile Türkiye’de koronavirüs vakasının ilk kez tespit edilmesini takiben vatandaşların bu konuya ilişkin farkındalık düzeylerini, endişelerini, değişen davranışlarını ortaya koyuyor. Hükümetin bu konudaki politika ve uygulamalarının kamuoyundaki yansımalarını düzenli olarak takip ediyor.

Ipsos’un gerçekleştirdiği araştırmanın 16 dönem verilerinden hazırlanan çalışmada; “vatandaşlara ülkeler arası dayanışma mı, yoksa ülkenin kendi gücü mü salgınla mücadelede başarı getirir” sorusuna, her 4 kişiden 3’ü ancak ülkeler arasındaki dayanışma ile salgınla mücadelenin kazanılacağını ifade ediyor. Bu durumda salgınla mücadele ederken bireysel olarak sıkı tedbirler alınması ancak ki diğer vatandaşların da benzer şekilde tedbir alması durumunda anlamlı oluyor. Benzer şekilde bu virus dünya genelinde bir salgına yol açtığı için tek bir ülkenin başarı kazanması kısa vadede önemli iken, orta ve uzun vadede diğer ülkelerin de bu mücadeleyi kararlılıkla sürdürmesine ihtiyaç duyulduğu görülüyor.

SAĞLIK ÇALIŞANLARININ PERFORMANSINA YÖNELİK TOPLUMSAL ONAY DÜZEYİ ÇOK YÜKSEK…

Ipsos, Mart sonundan bu yana her dönem vatandaşlardan çeşitli kurum ve kişilerin salgınla mücadeledeki performansını değerlendirmelerini istedi. Belirtilen görüşlerde; tüm kurum ve kişiler arasında sağlık çalışanları genel kamuoyu nezdinde birinci sırada olduğu görüldü. Sağlık çalışanlarının performansı tüm dönemlerde %90’ın üzerinde bir onay düzeyine sahip…  Salgınla mücadelede en ön cephede yer alan bu meslek grubu aslında virüsün bulaşması konusunda çok büyük risk altındalar. Sadece kendileri için değil aileleri ve yakınları için de endişe duyuyorlar.  Ipsos’un araştırmasından elde edilen bu veriler; tüm zorluklara rağmen sağlık çalışanlarının ellerinden gelenin en iyisini yaptıklarını ve bu çabanın toplum tarafından görüldüğünü göstermesi açısından oldukça önemli.

VİRÜS UZAKLARDA DEĞİL.

Virüsün ülkemizde ilk kez görülmesinden bu yana yaklaşık 5 ay geçti. 230binin üzerinde kişiye bugüne kadar koronavirüs pozitif teşhisi konuldu. Ipsos tarafından vatandaşlara çevrelerinden birine virüs teşhisi konulup konulmadığı sorusu sorulduğunda her 10 kişiden 3’ü evet cevabı veriyor.

Resmin diğer tarafına bakıldığında, %70’in çevresinde virüs teşhisi konulmuş kimse yok. Toplumun bu kesimi, virüsün etkilerini daha çok medya üzerinden takip ediyor. Bu nedenle medyada ve ilgili kurumların açıklamalarında sadece günlük vaka ve ölüm sayılarının değil aynı zamanda insan hikayelerinin paylaşılması da riskin büyüklüğünü topluma hatırlatabilir ve yaz döneminde bireysel tedbirlerin gevşetilmesi engellenebilir..

KALABALIKLAR HALA ENDİŞE VERİYOR
Salgın nedeniyle bu Bayram, geçmişte yaşanan hatırımızda kalan eski bildiğimiz bayramlar gibi geçmiyor. Ipsos’un Bayram öncesi gerçekleştirdiği araştırmada, toplumun yarısı bu bayramda salgın nedeniyle yakınlarıyla bayramlaşma veya tatile gitme gibi planları olmadığını ifade etmiş bulunmakta. Bayramlaşmayı düşünenler ise daha çok yakın aile üyeleriyle sınırlı kalma eğilimi içinde olduğu görülüyor…

Vatandaşların çeşitli konulara ilişkin endişe düzeylerini sorulduğunda ise kalabalık ortamlarda bulunmanın büyük çoğunluk için halen endişe verici olduğunu ortaya çıkıyor. Bu durumun bayram planlarına yansıdığını söylemek de mümkün. Diğer bir endişe konusu ise aile veya yakın çevrenin kişisel tedbirlere yeteri kadar özen göstermemesi diye ifade ediliyor. Her 4 kişiden 3’ü bu konuda endişe taşıdığını belirtiyor.

Ipsos’un Türkiye CEO’su Sidar Gedik araştırmada elde edilen verilerle ilgili yaptığı  değerlendirmede; “Sağlık Bakanlığı’nın açıkladığı günlük vaka sayıları bir süredir 900’ün altına inmedi. Bakanın son günlerde arka arkaya yaptığı ciddi uyarılar ve gerektiğinde bölgesel önlemlerin gündeme gelebileceği yönündeki hatırlatması önemli. Diğer ülkelerde de salgının hızını kesmediğini görüyoruz. Araştırmamıza katılan her üç kişiden biri çevresinde Covid-19 tanısı konulmuş insan olduğunu belirtiyor. Hemen hemen hepimiz kalabalık ortamlara girmekte hala endişe duyuyoruz.

Bu savaşta en ön cephede görev yapan sağlık çalışanlarımıza toplum olarak güvenimiz tam. Ancak öyle büyük bir tehlike ki bu, her dört kişiden üçü ancak devletler arası işbirliği ile üstesinden gelebileceğimize inanıyor.

Özetle savaş devam ediyor, ya da daha doğru bir ifade ile savaş devam etmeli. Henüz rahatlama noktasına gelemedik. Unutmaya başladığımızı düşündüğüm şu yaklaşımı tekrar hatırlatmakta fayda var, virüsle mücadelede ancak devletler ve vatandaşlar el ele vererek kazanabilirler, bireyler olarak bizlerin de sorumluluğumuz var, bu savaşta birbirimize emanetiz” dedi.

 

Önce Sağlık mı Ekonomi mi?

Önce Sağlık mı Ekonomi mi?

Ipsos, Koronavirüs Salgını ve Toplum Araştırması ile; Türkiye’de koronavirüs vakasının ilk kez tespit edilmesini takiben vatandaşların bu konuya ilişkin farkındalık düzeylerini, endişelerini, değişen davranışlarını ortaya koyuyor ve hükümetin bu konudaki politika ve uygulamalarının kamuoyundaki yansımalarını düzenli olarak takip ediyor. Araştırmanın 11. Döneminden verilerle hazırlanan derlemede; ülkemizde normalleşme takvimi kapsamında geçici olarak faaliyetine ara verilen işletmelerin tekrar açılmasına dair iki temel yaklaşıma ilişkin vatandaşların görüşü alındı. Buna göre her 10 kişiden yaklaşık 6’sı (%58) ekonominin daha uzun sürede toparlanması anlamına gelse dahi salgınla mücadelenin birinci öncelik olması gerektiğini ve bu nedenle işletmelerin açılmasını erken bulduklarını belirtiyor. Karşıt görüş ise %32 düzeyinde ve ülke ekonomisi için işletmelerin açılmasının doğru bir karar olduğunu savunuyor.

SALGININ EKONOMİK FAALİYETLERE ETKİSİ

Genel kamuoyu en çok yeme içme (%72) ve konaklama (%67) sektörlerinin salgından olumsuz etkileneceğini öngörüyor. 2019 yılında turizm gelirini bir önceki yıla göre %17* artışla kapatan ülkemiz için bu sene turizm açısından zor bir yıl olacak. Salgının risk yarattığı diğer bir alan ise yüz yüze eğitime ara verilip uzaktan eğitime geçiş yapıldığı eğitim sektörü. Vatandaşların %66’sı önümüzdeki dönem olumsuz etkilenecek ilk 3 sektör arasında eğitim sektörünü dile getirdi. Her 10 kişiden 4’ü ise telekomünikasyon (%43) ve medya-bilgi sektörü (%42) için bir fırsat yaratacağını düşünüyor.

NORMALLEŞME DÖNEMİNDE ALIŞVERİŞ
Salgının bireylerin alışveriş davranışları üzerinde de ciddi etkileri oldu. Bu dönemde online alışveriş eğiliminin arttığını hatta daha önce hiç online alışveriş yapmamış kişilerin ilk kez bu kanalı kullandıkları gözlemlendi. Normalleşme ile beraber yeni kazandığımız alışkanlıkları sürdürüp sürdürmeyeceğimiz veya eski alışkanlıklarımıza dönüp dönmeyeceğimiz merak edilen konular arasında yer alıyor. Araştırmada bireylere mağaza ve marketten alışverişi ilk ne zaman yapmayı düşündüklerini sorduk. Buna göre toplumun yarısından fazlası (%64) halihazırda marketten alışveriş yapıyor, bu oran mağazadan alışveriş için %16 seviyesinde. Haziran-Ağustos döneminde başlayacaklarla beraber toplumun çok büyük kısmının marketten alışverişe daha çabuk adapte olduğunu görüyoruz. Öte yandan, mağazadan alışverişe daha temkinli bir yaklaşım var.

SALGIN DÖNEMİNDE HARCAMA EĞİLİMLERİ

Salgının ekonomi üzerindeki olumsuz etkilerinin bireylerin alışveriş davranışlarına da yansıdığı görülüyor. %80 gibi oldukça büyük bir oranda, vatandaşlar bu dönem daha az harcama yapmaya çalıştıklarını ifade ediyor. Bu eğilimin farklı sosyo-ekonomiden bireyler arasında farklılık göstermemesi de dikkat çekici.

Ipsos’un Türkiye CEO’su Sidar Gedik araştırmada elde edilen verilerle ilgili yaptığı  değerlendirmede şunları iletti; “Her üç kişiden ikisi son hafta içinde süpermarkete giderek alışveriş yaptı, geri kalanlar ise ya bu hafta süpermarket alışverişi ihtiyacı olmayanlar, ya onlar için alışveriş yapan bir yakını olanlar ya da online alışveriş yapanlar… Geçtiğimiz haftalarda ekonomi yeniden az farkla da olsa ülkenin en önemli sorunu haline gelmişti. Araştırmamıza katılanların %80’i salgının vurduğu ekonomik darbe ile mücadele için daha az harcama yapacaklarını belirtiyorlar. Ancak ekonominin bu kadar gündem teşkil etmesi salgının yarattığı sağlık endişesinin artık yok olduğu anlamına da kesinlikle gelmiyor. Her üç kişiden biri ekonominin düzelmesi ve işsizliği önlemek amacı ile işletmelerin açılmaya başlaması fikrini destekliyor. Ancak; toplumun %60’ı ekonominin olumsuz gidişatına rağmen işletmelerin açılması için henüz erken olduğunu düşünüyor. İşin ilginç yanı bu şekilde düşünenler arasında çalıştığı iş yeri faaliyetine ara vermiş olanlar da var. Salgına dair endişelerin azalmamasında son hafta içinde vaka sayılarında yeniden artış görülmesinin de etkisi olabilir.”

Salgın Konusunda endişeli mi rahat mıyız?

Salgın Konusunda endişeli mi rahat mıyız?

Ipsos, Koronavirüs Salgını ve Toplum Araştırması ile; Türkiye’de koronavirüs vakasının ilk kez tespit edilmesini takiben vatandaşların bu konuya ilişkin farkındalık düzeylerini, endişelerini, değişen davranışlarını ortaya koyuyor ve hükümetin bu konudaki politika ve uygulamalarının kamuoyundaki yansımalarını düzenli olarak takip ediyor. Araştırmanın 12. Döneminden verilerle hazırlanan derlemede Toplumun Endişe Düzeyi, Maske Kullanımına Bakışı ve YKS Gündemiyle ilgili olarak kamuoyunun nabzı tutuldu.

Salgın Karşısında Endişeli mi Yoksa Rahat mıyız?

Ipsos Koronavirüs Salgını ve Toplum Kamuoyu Araştırmasından elde edilen verilere göre; Vatandaşların yarısından fazlası (%56) salgının ilk döneminden bu yana endişeli ruh halini sürdürüyor. Tam tersine ilk günden bu yana rahat hissedenler çok daha küçük bir kesim (%7). Toplumun bir kesiminin ise zamanla ruh hali değişmiş. Her 4 kişiden 1’i (%27) endişelerinden zaman içinde sıyrılıp rahatlarken, ilk dönemdeki rahatlığın yerine endişeli ruh haline büründüklerini söyleyenlerin oranı %10 seviyesinde.

“Herkes Maske Taksın!”

Normalleşme sürecinin vaka ve ölüm sayılarında artışa neden olup ikinci dalganın yaşanabileceğine dair toplumda ciddi bir endişe var. Bu çerçevede salgınla mücadele kapsamında 45 ilde maske takma zorunluluğu getirilmesini vatandaşlar doğru buluyor. Bu görüşün altında, diğer vatandaşların aldığı bireysel önlemlerin yetersiz olduğu ve dolayısıyla bu tür kamusal tedbirlere ihtiyaç olduğu düşüncesi de yer alıyor.

Koronavirüsten korunmak için maske kullanımına dair sadece devletlerin aldığı kararlar farklılık göstermiyor, aynı zamanda Dünya Sağlık Örgütü, Amerika Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi (CDC) gibi kuruluşların da tavsiyeleri zaman için değişiklik gösterdi. Bu kuruluşların bugünkü tavsiyesi bireylerin cerrahi maske veya kumaş maske kullanmaları yönünde, yüz solunum maskelerinin sağlık uzmanlarına bırakılması gerektiği vurgulanıyor. Cerrahi maske, bugün ülkemizde virüsten korunmak için toplumda en yaygın kullanılan maske (%80). Cerrahi maskeyi, %13 ile kumaş maske ve %5 ile N95 gibi yüz solunum maskeleri takip ediyor. Uzmanlar tarafından tek kullanımlık olan bu maskelerin uzun saatler veya ertesi gün kullanılmaması tavsiye ediliyor. Bireylere tek kullanımlık bu maskeleri ne kadar süre kullandıkları sorulduğunda büyük çoğunluk sadece bir gün kullandıklarını beyan ediyor. Ancak toplumun 1/5’inin tekrar kullanmak üzere maskesini sakladığını görülüyor.
Kumaş maskelerin virüsten yeteri kadar koruma sağlayıp sağlamadığına dair farklı kurumaların farklı beyanları oldu. Her ne kadar son dönemde sağlık kuruluşları vatandaşları kumaş maskeye yönlendirse de vatandaşların kumaş maskeyi yaygın kullanmamasının bir nedeni de bu kafa karışıklığı olabilir. Tek kullanımlık maskelerin yarattığı çevre kirliliği ise başlı başına bir konu.

Türkiye’de maske kullanmanın artık bir norm haline geldiğini söylenebilir. Salgının 3. haftasından itibaren maske kullanımı çok yaygınlaştı. Bugün salgından korunmak için maske kullananların oranı %98 seviyesinde.

Öte yandan farklı okazyonlarda maske kullanımı sorgulandığında maskeyi her zaman kullanmadığını beyan edenlerin oranı %25’lere kadar yükseliyor. Her zaman maske kullanmayanların temel gerekçesi maske kullanmayı fiziksel olarak zor bulmak (%35). Bu gerekçeyi, maskenin ücretli olması, pahalı olması, ücretsiz temin edememek gibi gerekçeler takip ediyor (%24). Sosyal mesafenin korunduğu için maskeye ihtiyaç duymamak da dile getirilen gerekçeler arasında yer alıyor.

Maskenin koruyucu olduğuna inanmadığı için maske kullanmayanların oranı ise %8 ile sınırlı.

Daha önce 20-21 Haziran tarihlerinde yapılması planlanan YKS diğer bir ifadeyle üniversite sınavı salgın nedeniyle YÖK tarafından 25-26 Temmuz tarihlerine ertelenmişti. Normalleşme takvimi kapsamında sınav tarihinde tekrar değişiklik yapılarak 27-28 Haziran tarihlerinde yapılmasına karar verildi. Ipsos’un Koronavirüs Salgını ve Toplum Kamuoyu araştırmasının son döneminde; 2.5 milyona yakın öğrencinin gireceği üniversite sınavının bu tarihte yapılması konusunda genel kamuoyunun görüşü alındı. Toplumun %59’u sınavın bu tarihte yapılmasını yanlış bulduğunu ifade etti. Doğru bulanların oranı ise %27 ile sınırlı kaldı.

Sınav esnasında maske kullanımı, sınav salonuna girişte ve sınav esnasında sosyal mesafeye uyulması, sınav salonun dezenfekte edilmesi gibi kuralların toplumda gençler adına hissedilen endişeyi ancak kısmen azalttığı söylenebilir. Bu soruya verilen cevabı, gençlerin salgın nedeniyle psikolojik olarak sınava hazır olmadığı ve salgın devam ederken sınav yapılmasının doğru görülmediği şeklinde yorumlamak mümkün.

Ipsos’un Türkiye CEO’su Sidar Gedik araştırmada elde edilen verilerle ilgili yaptığı  değerlendirmede şunları iletti;  « Vatandaşların çoğunluğu hala salgına dair endişeli ve önlem alınmasını, alınan önlemlerin devam etmesi fikrini destekliyorlar. Hatta normalleşmenin biraz hızlı olduğu düşüncesi de hakim. Daha önce ertelenen üniversite sınavı tarihinde yeniden değişiklik yapılarak Haziran’a çekilmesi genel olarak yanlış bir karar olarak değerlendirildi. Geçtiğimiz haftalarda yaptığımız araştırmalarda maske-mesafe-temizlik önlemleri arasında en kritik olanların maske ve mesafe olduğunu tespit etmiştik. Bazı şehirlerde getirilen maske kullanım zorunluluğu toplumda destek bulan bir uygulama. Her on kişiden dokuzu bu kararı destekliyor. Maske kullanımı konusuna biraz daha yakından baktığımızda genel olarak cerrahi maske kullanıldığını görüyoruz. Cerrahi maskenin kullanımı bu kadar yaygın olunca tek seferlik kullanımın da yaygın olması şaşırtıcı değil, ancak şaşırtıcı olan her 5 kişiden birinin cerrahi maskeleri bir günden fazla kullanıyor olması. Her ne kadar maske kullanımını doğru bulsak da düzenli maske kullanmayan her üç kişiden biri için bu fiziksel olarak zorlayıcı. Fikren destekliyoruz ama henüz uygulamada olması gereken noktada olduğunu söyleyemeyiz. » dedi.

 

Kontrollü sosyalleşme sürecinde Türkiye’nin en önemli sorunu nedir?

Kontrollü sosyalleşme sürecinde Türkiye’nin en önemli sorunu nedir?

Ipsos, Koronavirüs Salgını ve Toplum Araştırması ile; Türkiye’de koronavirüs vakasının ilk kez tespit edilmesini takiben vatandaşların bu konuya ilişkin farkındalık düzeylerini, endişelerini, değişen davranışlarını ortaya koymakta ve hükümetin bu konudaki politika ve uygulamalarının kamuoyundaki yansımalarını düzenli olarak takip ediyor.

Koronavirüs salgını öncesi son bir yıllık dönemde vatandaşlar Türkiye’nin en önemli sorununu ekonomi olarak tanımlamaktaydı. Koronavirüs vakalarının hayatımıza girmesiyle beraber bir anda Türkiye’nin en önemli sorunu salgın halini geldi ve Mart 2020’den bu yana salgın tüm sorunların önüne geçti. Vakaların başladığından bu yana ilk kez salgının en önemli sorun olma seviyesi %39’a indi ve ekonomi salgını geçti; bugün vatandaşların %43’ü ekonomiyi Türkiye’nin en önemli sorunu olarak görüyor.

Ipsos’un Koronavirüs Salgını ve Toplum Araştırmasına göre; vatandaşlar koronavirüs salgınının hem Türkiye ekonomisi hem de kendi ekonomileri için bir tehlike oluşturduğu konusunda hemfikir. Her 10 kişiden 8’i salgının Türkiye ekonomisi için ciddi bir tehlike oluşturduğunu düşünüyor. Her ne kadar vatandaşlar salgının ülke ekonomisi için daha fazla risk taşıdığını düşünse de yarıdan fazlası salgının kendi kişisel ekonomileri için de ciddi bir tehlike oluşturduğu kanısında.

Salgın döneminde alınan tedbirler doğrultusunda bazı sektörlere yönelik kısıtlamalar söz konusu oldu. Buna göre araştırmada istihdamda yer alan vatandaşların üçte biri (%33) işyerleri geçici olarak faaliyet göstermediğini beyan etti. Diğer yandan sadece işyerleri geçici olarak kapananlar değil halen işyerleri faaliyet gösterenler de salgının işleri üzerinde olumsuz etkisi olacağı görüşüne sahip. Çalışanların yarısından fazlası (%57’si) önümüzdeki dönemde işleri üzerinde salgının olumsuz etkilerinin ortaya çıkacağını düşünüyor. Salgının işleri için bir fırsat alanı oluşturduğunu düşünenlerin oranı ise %6 ile sınırlı.

Normalleşme takvimi kapsamında restoran, kafe, pastane ve çay bahçelerinin belirli kurallar çerçevesinde hizmet vermeye başlaması konusunda genel kamuoyunda görüş birliği yok. Ipsos’un Koronavirüs Salgını ve Toplum Araştırmaşına göre; vatandaşların %48’i açılma kararını yanlış bulurken, %41’lik bir kesim bu kararın doğru olduğuna inanıyor. 46-55 yaş arası vatandaşlar bu kararı en büyük oranda destekleyen kesim; buna rağmen 18-25 yaş arası bireylerin sadece %29’u bu kararı doğru buluyor.

Ipsos Türkiye CEO’su Sidar Gedik araştırmada elde edilen verilerle ilgili yaptığı  değerlendirmede şunları iletti;   “Kendimize “hangi sorunumuz daha normal?” sorusunu sorarsak olağanüstü durumların yaşanmadığı dönemlerde yüksek ihtimalle “en önemli sorun olması en normal başlık ekonomidir” yanıtını veririz. Büyük terör olayları, sınır ötesi operasyonlar gibi çok kritik olayların söz konusu olmadığı dönemlerde ülkemizin en önemli sorunu hep ekonomi idi. Covid-19 salgınını yaşamaya başladığımız günden beri ise çok olağanüstü günler yaşadık ve doğal olarak salgın, gelip sorunlar listemizin en başına oturdu. Haftalarca en önemli sorun konumundaydı, Mayıs ayı başından sonra yavaş yavaş gerilemeye başladı, bu sırada da en önemli sorun ekonomidir diyenlerin oranı giderek yükseliyordu. Ve nihayet ekonomi az bir farkla da olsa yeniden ülkemizin 1 numaralı sorunu haline geldi. Her ne kadar ekonomiye dair endişelerimiz yükselmiş olsa da iş yerlerinin faaliyete başlamasının doğru bir karar olmadığını düşünenler hala çoğunlukta, yani bir grup insan ülkenin en büyük sorunu olarak ekonomiyi görseler de iş yerlerinin açılması fikrine henüz hazır değil. Ekonominin sorunlar listesindeki yükselişine dair aynı anda geçerli iki yorum yapabiliriz, öncelikle bu durum normalleşmenin bir sonucudur diyebiliriz, hayat normale döndükçe odağımız yeniden kadim sorunumuz olan ekonomiye yöneliyor, ikinci nokta ise salgının kendisinin de ekonomik sorunları körüklüyor olmasıdır. Şirketleri, çalışanları ve dolayısıyla istihdamı destekleyen paketlere rağmen insanların %96’sı ülke ekonomisi için, %86’sı kişisel ekonomileri için tehlike görüyorlar. Araştırmaya katılanların çalıştığı işletmelerin üçte birinin geçici olarak faaliyetine ara vermiş olması salgının ekonomiye vurduğu darbeyi net olarak ortaya koyuyor. Yaklaşık her on kişiden dördü önümüzdeki dönemde de işlerinin olumsuz etkileneceğini düşünüyor.”