Yazılar

Ülkemizde 2 milyonun kişinin sorunu: ‘kalp yetmezliği’

Ülkemizde 2 milyonun kişinin sorunu: ‘kalp yetmezliği’

 Dolaşım sisteminin pompası olan kalbin yeteri kadar verimli çalışmayıp vücudun kan dolaşım ihtiyacını karşılamada yetersiz kalması durumuna ‘kalp yetmezliği’ deniyor. Ülkemizde HAPPY (Heart Failure Prevalence and Predictors in Turkey) çalışmasına göre; 2 milyon üzerindeki kişide değişik evrelerde kalp yetmezliği mevcut. Gelecekte bu sayının artması öngörülüyor. Kalp yetmezliği tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de önemli bir sağlık sorunu olmaya devam ediyor. Öyle ki kalp yetmezliğinde sağ kalım oranları, prostat, meme ve bağırsak gibi bazı kanser türlerinden daha düşük. Kalp yetmezliği tehlikeli bir sorun olsa da, erken tanı ve tedavi sayesinde aslında kontrol altına alınabiliyor, bu sayede hastaların yaşam kaliteleri artarken yaşam süreleri de uzuyor. Acıbadem Fulya Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Bekir Sıtkı Cebeci, toplumda kalp yetmezliği ile ilgili doğru sanılan hatalı bilgilerin erken tanı ve tedaviyi önleyebildiğine dikkat çekerek, doğru sanılan 6 yanlış bilgiyi anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu!

Pause Sağlık, Pause Dergi

Prof. Dr. Bekir Sıtkı Cebeci

Kalp yetmezliği bir hastalıktır. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Toplumdaki yaygın inanışın aksine, kalp yetmezliği bir hastalık değil, çeşitli hastalıkların oluşturduğu bir sonuçtur. Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Bekir Sıtkı Cebeci, kalp fonksiyonlarının bozulmasına ve kalp yetmezliğine yol açan başlıca nedenleri şöyle sıralıyor:

  • Kalp damar hastalıkları (kalp krizi geçirilmiş veya geçirilmemiş)
  • Kalp kası hastalıkları (kalbin kasılma ve gevşeme fonksiyonunda bozulma)
  • Kalp kapaklarının hastalıkları (darlık veya yetersizlik)
  • Doğumsal kalp hastalıkları
  • Çeşitli ritim bozuklukları
  • Hipertansiyon, diyabet, tiroit problemleri (hipo-hipertroidi), toksik kimyasallar (alkol, çeşitli ilaçlar…)

 Kalp yetmezliği şikayetleri her hastada aynıdır. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Kalp yetmezliğinde her hastada şikayet ve bulgular aynı olmayabiliyor. Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Bekir Sıtkı Cebeci, “Bazı hastalarda şikayetler kalbin fonksiyon düzeyine göre daha az iken, diğerlerinde daha şiddetli olabiliyor” diyerek, sözlerine şöyle devam ediyor: “Nefes darlığı, halsizlik-bitkinlik, çabuk yorulma, ayaklarda ve vücutta ödem, kilo artışı, karında şişkinlik, çarpıntı-nabız düzensizliği ile kronik öksürük, kalp yetmezliğinin başlıca şikayet ve bulgularını oluşturuyor.  Hastalarda yetmezliğin derecesine bağlı olarak bu şikayetlerden birkaçı veya çoğu gelişebiliyor”

 Kalp yetmezliği olup olmadığını şikayetlerime bakarak kendim anlayabilirim. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Kalp yetmezliğinde gelişen belirtilerin bazıları başka hastalıklarda da görülebiliyor. Örneğin nefes darlığı, halsizlik ve çabuk yorulma sorunları; kalp dışında akciğer, kan ve kas hastalıklarında da oluşabiliyor. Ödem-kilo artışına, böbrek ve tiroit hastalıkları da yol açabiliyor. Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Bekir Sıtkı Cebeci, bu yüzden şikayetlerimizin ilgili branş doktorları tarafından yorumlanması gerektiğine işaret ederek, “Kalp yetmezliği tanısını koymak için fiziki muayene yanında, ekokardiyografi, kardiyak MRI, kan testleri ve gerekirse koroner anjiyografi ile kalp kateterizasyonu yapılıyor” bilgisini veriyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Tedaviyle şikayetlerim geçti. Bu durumda ilaçlarımı bırakabilirim. YANLIŞ!

DOĞRUSU: “Tedavi ile şikayetlerin geçmesi hastanın iyileştiği anlamına gelmiyor. Dolayısıyla ilaçların bırakılması son derece yanlış bir davranıştır” uyarısında bulunan Prof. Dr. Bekir Sıtkı Cebeci, “Bazı durumlarda altta yatan nedenin tedavisi ile kalp yetmezliği düzelse bile, çoğu durumda hastalık süreçleri devam eder. İlaçlar ile denge sağlanıp, kalp yetmezliği şikayet ve bulgularının geçtikten sonra tedavinin kontrolsüz bırakılması yetmezlik tablosunun tekrar oluşmasına neden olur. Hastalığın evresine göre ilaçlarda değişiklikler yapılsa bile tedavi yaşam boyu devam eder” diyor. Günümüzde şikayetleri gideren ve altta yatan süreçleri kontrol eden modern ve etkili ilaç tedavilerinin mevcut olduğunu belirten Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Bekir Sıtkı Cebeci, bunların yanı sıra bazı hastalara kalbin kasılma etkinliğini arttıran ve ölümcül ritim bozukluklarını tedavi eden kalp pilleri ile mekanik kalp destek cihazlarının takıldığı bilgisini veriyor. Prof. Dr. Bekir Sıtkı Cebeci, bu sayede hastaların hem yaşam kalitelerinin arttığını hem yaşam sürelerinin uzadığını belirtiyor.

 Kalp hastalarının cinsel hayatı sona erer. YANLIŞ!

DOĞRUSU: “Aksine düzenli bir cinsel yaşam genel sağlık açısından çok önemlidir ve kalp hastaları için de bu durum geçerlidir” şeklinde konuşan Prof. Dr. Bekir Sıtkı Cebeci, şöyle devam ediyor: “Kalp yetmezliği, miyokard enfarktüsü, by-pass operasyonu ve stent gibi kardiyak olaylardan sonra cinsel yaşam devam etmelidir. Enfarktüs sonrası 2 hafta, by-pass operasyonu sonrası hastanın durumuna bağlı olarak 6-8 hafta süre ile cinsel aktivite kısıtlaması yeterlidir. Bu süre sonrasında hastanın bireysel performansı ve klinik tablosu göz önüne alınarak serbestleştirilir” Prof. Dr. Bekir Sıtkı Cebeci, seksüel aktivitede harcanan eforun 2 kat merdiven çıkmak veya düz yolda 20 dakika canlı yürümek ile  eşdeğer olduğunu vurgulayarak, “Bu aktiviteleri sorunsuz ve şikayet oluşmaksızın yapan hastalar uygun olarak kabul edilir. Ayrıca hastane ortamında yapılacak olan efor stres testi de karar vermede yardımcı olur” diyor. Prof. Dr. Bekir Sıtkı Cebeci, hastalarda gerek kullanılan ilaçlara gerekse kalp hastalığına bağlı çeşitli cinsel fonksiyon bozuklukları oluşabileceğini,  bu durumlarda da gerekli tedavi düzenlemelerin yapılıp Üroloji ve Kadın Doğum gibi diğer branşlardan destek alınabileceğini ifade ediyor.

İlişki sırasında ağrı oluşursa, tüm hastalar dilaltı damar genişletici ilaç alabilir. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Cinsel ilişki esnasında göğüs ağrısı olmuş ise erektil disfonksiyon ilaçlarını kullanmış olan hastalar kesinlikle dilaltı nitrogliserin içeren ilaç almamalıdır, çünkü ciddi ölümcül tansiyon düşüklüğü oluşabiliyor.  Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Bekir Sıtkı Cebeci, bu durumda cinsel aktiviteye ara verilmesinin yeterli geleceğini belirterek, “Şikayet geçerse ilişkiye daha düşük tempoda devam edilebilir. Geçmez devam eder ise bir sağlık kurumuna başvurulmalıdır diyor. Eğer hasta bu tür ilaç kullanmıyorsa göğüs ağrısı durumunda dilaltı nitrogliserin kullanabilir. Tüm bu konuları hastanın doktoru ile açıkça konuşmasını öneriyorum.”  diyor.

Bu öneriler hayat kurtarıyor!

  • Kalp yetmezliği hastaları artmış risk grubunda oldukları için enfeksiyonlardan korunmalıdırlar. Bu yüzden hastaların zatürre, influenza ve Covid aşısı olmaları öneriliyor.
  • Mevsimsel etkiler kalp yetmezliği hastaları için önem taşıyor. Dolayısıyla çok sıcak ve soğuk havalarda zorlayıcı fiziksel aktiviteden kaçınılmalıdır.
  • Kıyafetler yaz ve kış için uygun olmalı. Örneğin sıcak havalarda ince açık renkli terletmeyen giysiler kışın ise kalın – koruyucu giysiler giyilmelidir.
  • Sağlıklı ve yeterli beslenmeye mutlaka dikkat edilmeli. Yeterli miktarda sıvı alınmalı ve alkol ile kafeinli içeceklerden kaçınılmalıdır. Diyetteki tuz içeriği azaltılmalı, kardiyolog ve diyetisyen koordinasyonu ile belirlenen kişiye özel diyetler aksatılmamalıdır.
  • Hastanın tedavi disiplini iyi olmalıdır. Düzenli olarak sağlık kontrolü yaptırılmalıdır. Acil durumlar için hastanın ve ev halkının mutlaka bir hareket planı olmalıdır. Acil durumlarda 112 veya diğer özel acil sağlık hizmeti sunan kuruluşlara müracaat edilmelidir.
  • Hasta, aile ve sağlık sisteminin koordineli yaklaşımı yaşam kalitesini ve süresini arttırır.

Dikkat! Güneş yorgunluğu kalp krizine yol açabilir!

Dikkat! Güneş yorgunluğu kalp krizine yol açabilir!

Yaz mevsimiyle birlikte bastıran sıcaklar kalp sağlığı açısından bir çok soruna davetiye çıkarırken, hayati riske de yol açabiliyor. “Benim kalbim taş gibi sağlam!”, “Güneş bana bir şey yapmaz!”, “Su içmesem de çay içiyorum!” gibi yanlış inanışların aşırı sıcaklarda kalp sağlığını tehlikeye attığını vurgulayan Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Karabulut “Yaz sıcakları sadece kalp hastalarını değil, kalp hastalığı için risk taşıyan sağlıklı kişileri de olumsuz etkiliyor. Örneğin; ‘güneş yorgunluğu’ diye geçiştirilen sorunu kalp krizi takip edebilir! Bu nedenle bazı kurallara mutlaka dikkat etmek gerekiyor; basit gibi görünen bazı önlemler hayat kurtarıcı oluyor” diyor. Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Karabulut, yazın kalp sağlığı için ihmale gelmez 12 önlemi anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Prof. Dr. Ahmet Karabulut

  • Su tüketimini artırın

Yaz döneminde terleme ve nefesle birlikte vücuttan sıvı kaybı daha fazla olur ve vücudun su ihtiyacı artar. Bu nedenle yaz aylarında su içimini artırmak; susuzluğun tetikleyeceği çarpıntı, nefes darlığı, kanda koyulaşma gibi sıkıntıları önleyecektir. Yaz dönemi için günde 10 bardak su vücut direnci ve sağlığı için büyük fayda sağlar.

  • Akşam yemeği saatini geciktirmeyin

Kış döneminde havanın erken kararması ile erkene alınan akşam yemeği yaz döneminde sıklıkla akşam 21:00 sonrasına kalmaktadır. Oysa bu saatte yenilen akşam yemeği şeker ve tansiyon düzenini olumsuz etkiler. Akşam yemeğini erken saatlerde yiyip 21:00 sonrası yemek yememek sağlığımıza olumlu katkı yapacaktır.

  • Güneşe uzun süre maruz kalmayın

Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Karabulut “Yaz güneşi altında uzun süre güneşlenme, aktivite yapma, çalışma vücut enerji seviyenizi sıfırlayabilir. Özellikle terleme ile birlikte olan güneşe maruziyette halsizlik, baş ağrısı, konsantrasyon bozukluğu, bulantı hissi güneş ışınlarının yol açtığı güneş yorgunluğu belirtisidir. Güneş yorgunluğunda vücutta sıvı açığı meydana gelir, kan koyulaşır ve pıhtıya meyil oluşur. Damar sertliği bulunan ya da risk altında olan kişilerde kalp krizi gelişebilir. Bu nedenle güneşe uzun süre maruz kalmaktan kaçının” diyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

  • Dışarı çıkarken mutlaka bu önlemleri alın

Öğlen güneşinden kaçınılması, şapka takılması, pamuklu ince ve açık renk kıyafetler güneş yorgunluğunu ve güneşin zararlı ışınlarının yol açacağı olumsuz etkileri önleyecektir. Yaz aylarında koyu renk kıyafetler tercih etmeyin. Çünkü güneş ışınları ısı oluşturan dalgalar olup, koyu renk üzerinde daha yavaş hareket eder. Bu durum koyu renk giysilerin daha çok güneş ışını çekip daha fazla ısınmasına yol açar. Açık renkli giysilerde ısı oluşumu daha az, terleme riski daha düşüktür.

  • Kafeini kısıtlayın

Yaz aylarında zaten vücutta sıvı kaybı artacağından, bir de çay ve kahve gibi kafein içeren içecekler idrar söktürücü etkilerinden dolayı bu kaybı daha da artıracaktır. O nedenle yazın çay ve kahve tüketiminin kısıtlanması, gazlı içeceklerden uzak durulması gerekir. Örneğin; bir bardak doğal mineralli su ve taze mevsim meyveleri ile donatılmış buzlu kefirli smoothie içeceği yaz sıcağı için serinletici ve sağlıklı bir alternatif olacaktır.

  • Alkolden kaçının

Yaz ayları ile birlikte açık alanlar, sosyalleşmenin adresi haline gelir. Ancak özellikle sıcak havalarda alkol tüketimi kalpte ritim bozukluğuna yol açarken, kalp krizi riskini de artırmaktadır. Bu nedenle alkol, sosyalleşme tanımı içinde olmamalı, sağlıklı serinleten içecekler tercih edilmelidir.

  • Katkı maddeli yiyeceklerden uzak durun

Yaz aylarında serinlemek için en çok tercih edilen yiyeceklerin başında dondurma geliyor. Ancak paketlenmiş, katkı maddeli ve şekerli gıdalar şeker ve kolesterol dengesini olumsuz etkiler. Damar sertliği riskini direkt olarak artırır. Bu nedenle doğal gıdaları tercih edin, katkı maddeli besinlerden uzak durun.

Pause Sağlık, Pause Dergi

  • Uyku düzenini bozmayın

Vücudun kendini tamir zamanı olan uykunun kaliteli olması hem fiziksel hem de zihinsel sağlığımızı doğrudan etkiler. Kalitesiz bir uykunun ertesinde kan basıncı, ritim, kan şeker ve kolesterol dengesi bozulur. Beyin aktivitesi olumsuz etkilenir. Gece uykusu gündüz uykusundan daha verimlidir. Yazın gecelerin kısalması ile birlikte gün doğuşu erken saatlere kayar. Bu durumu dikkate alıp, 7 saat kaliteli bir uyku sağlamak için gece yarısından önce uykuya dalmak gerekir.

  • Yüzmeyi abartmayın

Yaz döneminin vazgeçilmez aktivitesi olan yüzme kalp ve damar sağlığı kadar genel vücut sağlığı için de önerilen bir aktivitedir. Ancak özellikle soğuk denizlerde uzun süre yüzmek vücut ısısının normal seviyesinin altına düşmesine (hipotermi) bu da kalp ritim bozukluklarından, tansiyon düşüklüğü ve çarpıntıya hatta kalbin durmasına dek birçok ciddi soruna yol açabilir. Sağlık için; belirli nefes aralıkları ile günde 30 dakika yüzmek yeterli bir egzersiz olacaktır. Kıyıya dik açık denize doğru yüzmek yerine, kıyıya paralel yüzmek özellikle kalp ve damar hastaları için daha güvenli olacaktır.

  • İlaçlara ara vermeyin

Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Karabulut “Kalp ve damar hastalığı kronik hastalıklar olduğundan ilaç tedavisi sürekli olmalıdır. Bu ilaç tedavisi sıklıkla yaz döneminde seyahatler ve tatiller nedeni ile aksar. Kalp ve damar hastalarında ilaçlara ara verilmesi önemli sağlık sorunlarına yol açabilir. Yaz döneminde sıvı ihtiyacı arttığı için idrar söktürücü kullanan kişilerde hızlı bir şekilde sıvı açığı ve böbrek sorunları oluşabilir. Kalp yetersizliği ve hipertansiyon hastalarının idrar söktürücü tedavilerinde yazlık ayarlama gerekebilir. Bu nedenle mutlaka hekiminize danışın” diyor.

  • Sigaradan uzak durun

Yapılan bilimsel çalışmalar; sigara, nargile ve elektronik sigara gibi tütün ve tütün ürünlerinin kalp sağlığına zararlarını açıkça ortaya koyuyor. Özellikle sıcak havalarda tütün kullanımı kalp ritmini bozarken, kalp krizi riskini daha da artırıyor.

  • Sağlıklı diyetle ideal kilonuza ulaşın

Yaz aylarında sosyalleşmenin artması ve tatilin de etkisiyle değişen beslenme düzeni sıklıkla kilo alımına sebep olur. Fazla kilolar şekerden tansiyon ve kalp hastalığına kadar birçok hastalıkta tetikleyici faktördür. Yaz döneminde kilo artışına karşı önlem almak amacıyla; her hafta düzenli tartılıp kilonuzu not alın. Açık büfe tatillerde aşırıya kaçmayın. Sabah geç kahvaltı yapanlar için öğlen ve akşam yemeğini birleştirmek faydalı olacaktır.

Kalp sağlığını tehdit eden alışkanlıklar  

Kalp sağlığını tehdit eden alışkanlıklar  

Sağlıksız beslenme, hareketsizlik, sigara… Son yıllarda yaşa bakmaksızın yaygınlaşan ve ölüm nedenleri arasında ilk sırada yer alan kalp ve damar hastalıklarının yaşam tarzı ile doğrudan ilişkili olduğunu biliyor muydunuz? Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Dr. Hilal Kurtoğlu Gümüşel “Dünyada ve ülkemizde kalp ve damar hastalıkları ölüm nedenleri arasında ilk sırada yer almaktadır. Tüm yaş grupları için değerlendirildiğinde her iki ölümden biri kalp damar hastalıkları kaynaklıdır. Oysa kalp hastalıklarına davetiye çıkaran yanlış alışkanlıklardan vazgeçilmesi ile kalp ve damar hastalığından ölümlerin yüzde 80’i engellenebilir” diyor. Kardiyoloji Uzmanı Dr. Hilal Kurtoğlu Gümüşel kalp sağlığını olumsuz etkileyen 9 hatalı alışkanlığı anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Dr. Hilal Kurtoğlu Gümüşel

  • Az uyumak

Günde yedi-sekiz saatten az uyku  vücut stresine neden olarak kalp hastalıklarını tetikler. Rutin olarak dört, beş, altı saat uyuyan kişilerde diyabet, hipertansiyon ve obezite riskinin arttığı gösterilmiştir. Ayrıca, uyku yoksunluğunun düşük dereceli enflamasyona neden olabileceğine dair kanıtlar da vardır.

  • Diş ve diş eti sağlığını ihmal etmek

Yapılan bilimsel çalışmalar; tedavi edilmeyen diş eti hastalıklarının, kan damarlarının iç tabakasında fonksiyon bozukluğuna neden olarak koroner arter hastalığını başlatabildiğini göstermiştir. Ayrıca özellikle çocukluğunda ülkemizde de yaygın görülen Beta hemolitik strepkokok enfeksiyonuna  bağlı kalp romatizması gelişen hastalarda sonraki yıllarda da gelişen diş eti hastalığı  doğru tedavi edilmezse kalp kapaklarında hayati tehlikeye yol açabilecek yeni enfeksiyon riskini de artırabilmektedir.

  • Aşırı tuz tüketmek

Dünya Sağlık Örgütü günde en fazla 5 gr, yani 1 silme tatlı kaşığı tuz tüketilmesini önermektedir. Ancak ülkemizde tuz tüketimi bu miktarın oldukça üzerindedir. Kan basıncını artırdığı bilinen sodyum, birçok sağlıksız işlenmiş gıdada önemli bir bileşendir. İçeriğinde sodyum bulunan işlenmiş besinler; cipsler, salamura besinler (zeytin, peynir, turşu), tuzlu bisküviler, krakerler, konserveler ve ekmektir. Günlük sodyum alımınız arttıkça, sağlığınız tehlikeye girer.

  • Hareketsizlik

Kalp hastalıklarından korunmak için haftada 150 dakika egzersiz yapılması önerilmektedir. Yani haftanın 5 günü 30’ar dakika egzersiz yapılmalıdır. Ancak egzersiz yapmaya yeni başlayan kişilerin  kısa ve düşük tempo ile başlayıp zamanla önerilen egzersiz süresine çıkması önerilir. Kişiliğinize uygun bir egzersiz türü seçmek işinizi kolaylaştırabilir. 

Pause Sağlık, Pause Dergi

  • Vücuda yetersiz magnezyum alımı

Magnezyum eksikliği, çarpıntı, uykusuzluk, yorgunluk hissi, baş ağrısı, kas krampları ve nihayetinde yüksek tansiyon, diyabet hastalığını tetikleyerek kardiyovasküler hastalık oluşumuna neden olabilmektedir. Diyetimizde pazı, ıspanak, brokoli gibi bolca magnezyum içeren koyu yeşil yapraklı sebzelere, badem, kaju, yer fıstığı gibi kabuklu yemişlere, baklagillere yer vermek bu nedenle oldukça önemlidir.

  •  Doymuş yağ içeren besinleri fazla tüketmek

Diyetle alınan yağ miktarının artması, kandaki yağ düzeylerinin artmasıyla doğru orantılıdır. Doymuş yağların fazla tüketimi kalp damar hastalıklarını artırmaktadır. Doymuş yağlar; oda sıcaklığında katı halde bulunan, doymuş yağ içeriği yüksek olan yağlardır. Doymuş yağları en fazla içeren ürünler; salam, sucuk, sosis gibi işlenmiş et ürünleri, burgerler, kızartılmış hazır yiyecekler, kekler, bisküviler, tereyağı, sert peynirler, kremalar, derili tavuk gibi kümes hayvanları ve yağlı etlerdir. O nedenle bu besinleri tüketirken çok dikkat etmek gerekir.

  • Stresi yönetememek

Kardiyoloji Uzmanı Dr. Hilal Kurtoğlu Gümüşel, günlük yaşamın vazgeçilmezi olan stresin kalp sağlığına etkileri konusunda şöyle konuşuyor: “Kişi stres altında olduğunda adrenalin isimli bir hormon salgılanır bu da geçici olarak kalp atışını ve nefes alıp vermeyi hızlandırır. Düşük düzeyde stres yaşamın itici gücü iken, artan stres düzeyine sürekli maruz kalmak ise; kalbin hızlı çalışmasına, kalbin kanı pompalamada zorlanmasına, tansiyonun yükselmesine, kalbi besleyen damarların büzüşmesine ve kandaki kolesterol düzeyinin yükselmesine neden olur. Aşırı yorgun ya da stresli hissettiğiniz zamanlarda size iyi gelecek, moralinizi yükseltecek şeyler yapmalısınız. Stres ile mücadelede bazen en kolay yöntem bazen sadece gülümsemek  kadar basit olabilir. Örneğin; bir arkadaşınızı arayın ve onunla keyifli şeylerden bahsedin ya da açık havada yürüyüşe çıkın. Komik bir kitaba başlayarak kendinizi eğlendirin. Kısacası o anki durumunuzdan uzaklaşıp başka bir ruh haline geçmeye çalışın.”

  •  Gazlı ve şekerli içecekler tüketmek

Gazlı içeceklerin içerdiği fazla sodyum özellikle yüksek tansiyon hastalarında kan basıncının kontrolden çıkmasına neden olarak çok yükselmesine neden olabilir. Yine yüksek şeker içeren içeceklerin fazlaca tüketilmesi insülin direncine neden olarak kalp hastalıklarını artırabilir.

  •  Sigara içmek

Dr. Hilal Kurtoğlu Gümüşel, “Sigara içilmesi kalp hastalıklarının oluşmasındaki başlıca etmenlerden birisidir. Sigara içenlerde kalp hastalığı riski, sigara içmeyenlerle kıyaslandığında 2-5 kat daha fazladır. Uzun yıllar boyunca sigara içmek, ömrü ortalama 10-12 yıl azaltmaktadır. Ancak, sigarayı bırakmak için hiçbir zaman geç kalmış sayılmazsınız. Yapılan çalışmalara göre, sigaranın bırakılmasından sonraki 3 yıl içinde kalp krizi geçirme riski yarıya düşüyor, 6 yılın sonunda ise sigara içmeyen kişilerin düzeyine iniyor. Dolayısıyla sigarayı bırakmak için en doğru zaman şimdidir!” diyor.

Diyabet hastaları oruç tutabilir mi?

Diyabet hastaları oruç tutabilir mi?

Dinimiz açısından önem taşıyan bu süre içerisinde sağlık problemi veya farklı nedenler dolayısı ile oruç tutması zor olan kişilerde nasıl bir yol izlenmesi gerektiği konusunda İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Kardiyoloji uzmanı Doç. Dr. Süha Çetin açıklamalarda bulundu.

Dinimiz var olan bir hastalığın kötüleşmesine neden olabilecekse, hamilelerde veya emziren kadılarda ve ergenlik çağına girmemiş olan çocuklarda orucu zorunlu kılmıyor. Aynı zamanda zihni hastalık veya vücutsal engeli, ileri yaşı olan ve zorunlu olarak yorucu seyahatlere çıkan kişilerde bu gruba dâhil.

İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Kardiyoloji uzmanı Doç. Dr. Süha Çetin

Doç. Dr. Süha Çetin

Diyabet hastaları oruç tutabilir mi?

Tip 2 diyabeti mevcutsa Ramazan Ayı süresince yakın şeker değerleri takibi önemli. Çünkü bu hastalarda kan şekerinin ciddi anlamda düşmesi 7,5 kat daha artıyor. Bu kişilerde kan şekerinin fazla yükselmesi, vücudun tehlikeli manada susuz kalması ve derin ven trombozu geçirme ihtimalide söz konusu olabilir. Tip 2 diyabeti olan kişilerde kan şekeri değerleri kontrol altında ve insülin kullanmıyorlar ise, şeker ilaçlarının dozajı ramazan süresi içerisinde yeniden (hekim tarafından) ayarlanarak oruç tutulmasında tıbbi açıdan bir engel yoktur. Tip 1 diyabeti olan hastalarda ise oruç tutmak genelde önerilmiyor.

Kalp hastalıkları olan hastalara oruç önerilmiyor

Kalp problemi olan hastalarda, örneğin kısa bir süre önce stent takılmış, kalp ameliyatı geçirmiş, kalp krizi hadisesi olan kişilerde veya ciddi kalp yetmezliği bulguları mevcutsa ve hastanın tansiyon değerleri kontrol altında değilse, yine oruç tutmak tıbbi açıdan önerilmiyor.

Kanseri olan hastalarımızın tedavi süreci vücutsal ve zihinsel olarak çok stresli geçebilir. Dolayısı ile bu tür hastalıklarda orucun tutulması sağlık açısından öngörülmüyor.

Genel olarak oruç tutulmasında bir mâni görülmeyen hasta gruplarında ve aynı zamanda sağlıklı olan kişiler için Ramazan Ayı süreci için önerilen husular şunlardır:

  • İftar ve sahur arasında yüksek miktarda su tüketilmesi
  • Kafeinli içeceklerin tüketilmemesi veya kısıtlanması
  • Hazmı kolay olan doymamış yağlarla (örneğin zeytinyağı) yemeklerin yapılması
  • Şekerli gıdaların tüketilmemesi
  • Tuz ve glisemik indeksi yüksek olan (beyaz ekmek, pirinç, makarna mantı gibi) gıdaların tüketilmemesi.

 

Her 3 kişiden biri hipertansiyon hastası!

Her 3 kişiden biri hipertansiyon hastası!

Günümüzde sağlıksız beslenme, hareketsizlik, fazla kilolar, sigara ve aşırı tuz tüketimi başta olmak üzere birçok etken yüksek tansiyon hastalarının sayısının hızla artmasına neden oluyor. Ülkemizde her 3 kişiden birinin hipertansiyon hastası olduğunu belirten Acıbadem Altunizade Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Sinan Dağdelen “Hastalarımızın önemli bir kısmı tansiyonu yüksek olmasına rağmen herhangi bir sıkıntı hissetmediğini belirtse de bu sanılanın aksine ciddi bir sorundur. Çünkü hipertansiyon dünyada bilimsel verilere göre inme hastalığının 3’te 2’sinden ve kalp ve damar tıkanıklıklarının yarısından sorumludur” diyor. Günümüzde yapılan çalışmalara göre; hastaların sadece yüzde 70’inin hipertansiyonunun farkında olduğunu, çoğu kişinin de tansiyonu ölçerken dikkat edilmesi gereken kuralları bilmediğinden doğru sonuç alamadığını söyleyen Prof. Dr. Sinan Dağdelen, oysa hastalığın farkında olmanın ve tedaviyi düzenli sürdürmenin hayati önem taşıdığının altını çiziyor. Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Sinan Dağdelen, yüksek tansiyonu düşürmede etkili olan 3 yöntemi anlattı, 3-4 ilaca rağmen ‘bana mısın’ demeyen dirençli hipertansiyonda en yeni tedavi yöntemine yönelik bilgiler verdi, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Günümüzde yaşa bakmaksızın giderek yaygınlaşan ve sinsince ilerlediğinden yıllarca görünür bir şikayete yol açmayabilen hipertansiyon, buna karşın sağlığı ciddi ölçüde tehdit eden bir hastalık. Öyle ki yüksek tansiyon; kalp ve damar, beyin damarları, böbrek ve göz damarları başta olmak üzere birçok organın olumsuz etkilenmesine yol açarak inmeden kalp krizine dek çok ciddi ani komplikasyonlara neden olabiliyor. Acıbadem Altunizade Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Sinan Dağdelen, şikayeti olsun ya da olmasın kişilerin mutlaka düzenli ve doğru şekilde tansiyonlarını ölçmeleri gerektiğini belirterek şöyle konuşuyor: “Ne yazık ki birçok kişi tansiyonu ölçerken dikkat edilmesi gereken kuralları bilmediğinden doğru sonuç alamıyor. Tansiyon ölçülürken ilk ölçümü kesin almamak gerekir. Ardışık 4-5 gün istirahat halinde ve yatar değil mutlaka oturur pozisyonda olunmalıdır. Kol kalp hizasında ve hareket etmeden hatta konuşmadan ölçüm yapılmalıdır. 4-5 günlük tansiyonlarınızın ortalaması 135/85 mmHg veya daha yüksek ise tansiyon hastası olduğunuz ve yüksek olasılıkla bir tedavi almanız gerekiyor demektir.”

Pause Sağlık, Pause Dergi

Prof. Dr. Sinan Dağdelen

Sağlıklı yaşam alışkanlığı kazanmak çok önemli!

Ülkemizde hipertansiyon hastalarının sayısının yaş ile birlikte hızla arttığını, özellikle 40’lı yaşlarda çok daha belirginleştiğini belirten Prof. Dr. Sinan Dağdelen, hastalığın kesin ve radikal bir tedavisi olmamakla birlikte, sağlıklı yaşam alışkanlığının büyük önem taşıdığını belirterek “Tedavide birinci basamak; yaşam şekli değişiklikleridir. Sağlıklı yaşam alışkanlığı ise; bitkisel besinlerin ağırlık kazandığı Akdeniz tipi beslenme, sigara ve alkolden uzak durma, kilo verme, düzenli egzersiz yapma, tuzu azaltma ve işlenmiş et ürünlerinden kaçınmayı içeriyor” diyor. Tedavide ikinci basamağın ilaç uygulamaları olduğunu söyleyen Prof. Dr. Sinan Dağdelen şöyle konuşuyor: “Tansiyon için kullanılacak ilaçlar bir uzman tarafından, hastanın yaşına, tansiyon özelliklerine, kalp damar fonksiyonlarının durumuna, böbrek ve karaciğer fonksiyonlarına ve diğer kan tablosu durumlarına göre ayarlanmalıdır. Her hasta için her ilaç asla uygun olmayabilir, o nedenle başkasının ilacı sizin için tam aksi tesir yapabilir. Ayrıca her ilacın dozu da her hasta için farklı olacaktır. Hasta ilaçlarını hekimin önerdiği şekilde düzenli kullanmalıdır.”

Günde 3-4 ilaca rağmen tansiyonunuz düşmüyorsa!

Tedavi sürecini aksatmadan sürdürmek ve kan basıncını normal sınırlara çekmek hayati riskleri azaltmak için kritik önem taşırken, bazı hastaların ise günde 3-4 ilaca rağmen tansiyonu direnç göstererek 140/90 mmHg’nin altına düşmüyor. Dirençli hipertansiyon hastalarının toplumdaki oranının yaklaşık 12.8 olduğunu belirten Prof. Dr. Sinan Dağdelen, bu tür hastalara yönelik özellikle son 5 yılda yapılan kapsamlı ve uluslararası bilimsel çalışmaların sonuçlarının oldukça başarılı olduğuna dikkat çekerek “Bu bilimsel olumlu sonuçların ardından Avrupa Hipertansiyon Cemiyeti 2021 yılında yayınladığı bildiride, dirençli hipertansiyona karşı Renal Denervasyon tedavisinin başarını ilan etmiş ve bu hastalarda yararlı, güvenli ve üçüncü basamak tedavi olarak deklare etmiştir” diyor.

Hasta aşırı ilaç yükünün yan etkilerinden de korunuyor

Son yıllarda tedavide üçüncü basamak olarak uygulanan ve dirençli hipertansiyonda başarılı sonuçlar alınmasını sağlayan Renal Denervasyon ile hastaların kullandıkları ilaç yükünün ve yan etkilerinin de azaltıldığını belirten Prof. Dr. Sinan Dağdelen şöyle konuşuyor: “Yaklaşık bir saat süren işlem sırasında hasta hafif uyutulur. Anjiyo olur gibi kasık atar damarından kateter yardımıyla böbrek damarlarının içerisine girilerek, her iki böbrek damarının tansiyonu aşırı yükselten sempatik sinir ağı zayıflatılır. Ardından normal yatağına alınan hasta, ertesi sabah yapılan kontrol sonrası günlük yaşantısına dönmek üzere taburcu edilir. Renal Denervasyon tedavisinde amaç; hastaların kullandıkları ilaç yükünü büyük oranda azaltarak, hem tansiyonu düşürmek hem de bu aşırı ilaç yükü ve yan etkilerinden hastayı korumaktır.”

Kalp krizinde hayat kurtarıyor!

Kalp krizinde hayat kurtarıyor!

Kalp damar hastalıkları tüm dünyada ve ülkemizde en önde gelen ölüm nedeni olmaya devam ediyor. Öyle ki Türkiye’de her yıl 200 bin kişinin ölümüne yol açıyor. Dolayısıyla kalp damar hastalıklarında erken tanı yaşamsal öneme sahip. Halk dilinde ‘anjiyo’ olarak ifade edilen ve damarlarda darlık olup olmadığının tespit edilmesi için başvurulan ‘koroner anjiyografi’ de, tanı yöntemlerinde ‘son nokta’ olarak yerini korumaya devam ediyor. Bunun nedeni ise damarların doğrudan görüntülenmesine ve ihtiyaç halinde aynı seansta tedavi için müdahaleye olanak vermesi. Acıbadem Taksim Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Murat Turfan, koroner anjiyografinin hayat kurtaran bir tanı yöntemi olduğuna dikkat çekerek, “Üstelik günümüze dek geliştirilen teknikler sayesinde işlemler ağrısız ve acısız gerçekleştirilebiliyor. Damarların görüntüsü dakikalar, hatta saniyeler içinde alınabiliyor. Hastalar aynı gün normal yaşamlarına dönebilme şansına da sahip olabiliyorlar” diyor. Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Murat Turfan, koroner anjiyografi hakkında en sık merak edilen 8 soruyu yanıtladı; önemli bilgiler verdi!

Pause Sağlık, Pause Dergi

Doç. Dr. Murat Turfan

 Koroner anjiyografi nedir?

En sık uygulanan kardiyolojik tetkiklerden biri olan koroner anjiyografi; kalbi besleyen koroner damarların görüntülenmesi işlemidir. Hayatımızı tehdit eden damar tıkanıklıkları bu yöntem sayesinde tespit ediliyor. Daralmış veya tıkanmış olduğu belirlenen damarlar anjiyo sırasında balon veya stentle açılabiliyor. Bu sayede hastanın şikayetleri ortadan kalkıyor, hayat kalitesi artıyor ve ömrü uzuyor.

Hangi sorunlarda başvuruluyor?

Yapılan EKG, EKO ve efor testi gibi tanı yöntemlerinden çıkan sonuçlar olası bir damar tıkanıklığına işaret ediyorsa, koroner anjiyografi uygulanıyor. İşlem sonucunda damar tıkanıklığının olup olmadığı anjiyografi ile kesin olarak saptanıyor.

Koroner anjiyografi neden önemli?  

Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Murat Turfan, kalp krizi sırasında yapılan koroner anjiyografinin ve ardından uygulanan stentin hayat kurtarıcı olduğunu belirterek, “Damar açıklığı ne kadar erken sağlanırsa, hastanın hayatta kalma şansı da o kadar artıyor. Yapılan çalışmalarda; anjiyografi sonrası uygulanan stent tedavisinin kalp krizi haricinde, yaygın damar hastalığı ya da ana damar başlangıcında lezyonların varlığı gibi bazı özel durumlarda ömrü uzatabileceği gösterilmiştir” diyor.

 Kaç çeşit anjiyografi mevcut?

Günümüzde; klasik, tomografi ve MR ile çekilen anjiyografi olmak üzere 3 tip anjiyografiden faydalanılıyor. Hangi anjiyo yöntemine başvurulacağına ise hastanın yaşına, kliniğine, taşıdığı risk ve yandaş faktörlere göre karar veriliyor. Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Murat Turfan, düşük riskli olan hastalarda daha çok halk arasında ‘kansız anjiyo’ veya ‘sanal anjiyo’ olarak bilinen bilgisayarlı tomografi (BT) koroner anjiyografi yönteminin tercih edildiğini vurgulayarak, “Girişimsel bir yöntem olmaması, klasik anjiyografiye göre daha düşük risk içermesi ve seçilmiş hastalarda neredeyse klasik anjiyografi kadar net bilgi vermesi nedeniyle günümüzde bilgisayarlı tomografiyle yapılan anjiyo sayısı giderek artıyor” diyor. Doç. Dr. Murat Turfan, “MR yöntemi de kalbin fonksiyonları ve yapısı hakkında bize net bilgi veren, bazı durumlarda altın standart olan bir yöntem. Hem kalp fonksiyonlarını hem de kalp damarlarını incelemek istediğimizde kardiyak MR ve MR anjiyografi tercih edilen yöntemdir” bilgisini veriyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Koroner anjiyografi nasıl uygulanıyor?

Klasik anjiyografi: Özel laboratuvar ortamında ve genellikle lokal anestezi altında gerçekleştirilen koroner anjiyografide el bileğinden ya da kasıktan damar yolu açıldıktan sonra, ince bir plastik kabloyla kalp damarlarına ulaşılıyor. Ardından görünür hale gelmeleri için damarlara ‘kontrast madde’ olarak adlandırılan özel bir ilaç enjekte ediliyor. Damarlar farklı açılardan görüntülenerek, tıkanıklık olup olmadığı belirleniyor. Hasta kasıktan yapılan anjiyografilerde en fazla 6 saat, bilekten yapılan işlemlerde en fazla 3 saat, stent ya da balon uygulandığında bir gece sonra taburcu oluyor. Ancak işlemle ilgili olağan dışı bir durum olursa, bu süre uzayabiliyor. Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Murat Turfan, son yıllarda el bileğinden anjiyonun daha çok uygulanmaya başlandığına dikkat çekerek, “Bunun nedeni ise daha az komplikasyon riski, daha konforlu işlem ve işlem sonrasında hastanın normal yaşantısını daha az etkilemesidir” diyor.

 Koroner BT anjiyografi: Koroner (bilgisayarlı tomografi) anfiyografi; kalbimize kan sağlayan damarları görüntüleyen bir tomografidir. Bu yöntemde kalbin ve kan damarlarının görüntülerini sağlamak için güçlü bir x ışını kullanılıyor. Öncelikle ele veya kola damar yolu yerleştiriliyor. Hastanın BT cihazının içine uzanması isteniyor. Ardından damarlar 5 saniye kadar kısa bir süre içinde görüntüleniyor. Tüm işlemlerin tamamlanması ise biraz daha uzun sürüyor.

İşlem sonrasında nelere dikkat etmek gerekiyor?

Klasik koroner anjiyografinin yapıldığı gün, kontrast maddenin vücuttan atılması için bol bol su içmek ve istirahat etmek gerekiyor. Özellikle kasık bölgesi kullanılan hastalar başta olmak üzere, 24 saat araç kullanılmaması önem taşıyor. Kasıktan yapılan anjiyolarda, kasıktaki kılıf çekildikten sonra 6 saat boyunca kum torbasıyla baskı uygulanıyor, bu süre içinde bacağın oynatılmaması isteniyor. Bilekten yapılan işlemlerde de 2 gün boyunca ağır kaldırmamalı ve spor yapılmamalı. BT anjiyografide ise herhangi bir tomografi tetkikinden farklı işlem yapılmadığı için inceleme sonrasında hemen normal hayata dönebilen hastanın sadece bolca su içmesi yeterli geliyor.

Koroner anjiyografi riskli bir yöntem mi?

Kalp ve kan damarları üzerinde yapılan çoğu prosedürde olduğu gibi, koroner anjiyoda da X ışınlarından radyasyona maruz kalınıyor. Ancak ciddi komplikasyonlar tüm anjiyografi yöntemlerinde çok nadir durumlarda gelişiyor.

Hangi yöntem, hangi hastaya uygulanabiliyor?

Klasik koroner anjiyografi her hastada uygulanabilen bir yöntem. BT koroner anjiyografi yöntemi klasik anjiyografiye nazaran daha hızlı sürede tamamlanıyor. Ayrıca invaziv değil, sadece damar yolu açılması yeterli oluyor ve görece komplikasyon riski de daha düşük düzeyde. “Ancak bu avantajlar, yöntemin herkes için uygulanabileceği anlamına gelmiyor” uyarısında bulunan Doç. Dr. Murat Turfan, şöyle devam ediyor: “Bilinen koroner arter hastalığı, özellikle de stent tedavisi olan hastalarda, özel durumlar haricinde, bu yönteme başvurulmuyor. Uygun olan hasta grubu; koroner arter hastalığı için yüksek riskli olmayan, morbit obez ve aritmi gibi çekim kalitesini engelleyecek durumu olmayan kişilerdir. BT anjiyografi yöntemini daha çok düşük riskli olan hastalarda tercih ediyoruz”

Soğuk hava kalp krizini tetikleyebiliyor

Soğuk hava kalp krizini tetikleyebiliyor

Kalp ve damar hastalıkları tüm dünyada en önde gelen ölüm sebebi olmaya devam ediyor. Öyle ki ülkemizde her yıl 200 bin kişi kalp damar hastalıkları nedeniyle hayatını kaybediyor. Kış mevsiminde havaların soğumasıyla birlikte kalp damar hastalıklarının görülme sıklığı da artıyor. Bunun temel nedeni ise soğuk havanın damarları büzücü etkisi ve soğuk havada vücudun ısı ihtiyacını karşılayabilmek için kalbin daha fazla çalışmak zorunda kalması. Kalbi besleyen koroner damarlarda oluşan büzülmeden dolayı kalp istediği kan miktarını, yani ihtiyacı olan oksijeni yeterince alamıyor ve bunun sonucunda kalpte beslenme bozukluğu oluşuyor. Böylece kalp dokusuna giden kan miktarı azalıyor. Vücudun ihtiyacı olan ısıyı sağlamak için kalbin daha fazla çalışmak zorunda kalması da kalbi yoruyor. Bu sorunlar; özellikle bilinen kalp damar hastalığı veya kalp yetmezliği olan hastalarda göğüs ağrısı ve nefes darlığı gibi şikayetlerin artmasına, daha da kötüsü kalp krizi oluşma riskinin yaklaşık olarak 3 kat artmasına neden olabiliyor.

Acıbadem Bakırköy Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Mutlu Güngör, ayrıca soğuk havayla beraber başta grip olmak üzere görülme sıklığı artan alt ve üst solunum yolu enfeksiyonlarının vücut direncinin düşmesine ve kalbin iş yükününün artmasına sebep olduğuna dikkat çekerek, “Bu tablo da stabil durumda seyreden kalp hastalarının klinik şikayetlerinin başlamasına yol açabiliyor” diyor. Ayrıca kış mevsiminde hemen hepimizin günlük yaşantımızda sıkça yaptığımız bazı hatalar var ki kalbimizi yorarak; kalp damar hastalıklarının gelişmelerine veya var olan hastalıkların tetiklenmelerine neden olabiliyor. Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Mutlu Güngör, kış aylarında sıkça yaptığımız 7 önemli hatayı anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu!

Pause Sağlık, Pause Dergi

Doç. Dr. Mutlu Güngör

Hata: Rüzgara karşı yürümek

Doğrusu: Kış aylarında kalp sağlığını olumsuz etkileyen faktörlerin başında ‘rüzgar’ geliyor. Bunun nedeni ise rüzgarın göğüs bölgemizde oluşan ılık hava tabakasını uzaklaştırarak damarların büzülmelerine neden olması. Koroner damarlarda oluşan büzülme de kalp dokusuna giden kan miktarının azalmasına sebep oluyor. Bunun sonucunda özellikle kalp damar hastalığı olan kişilerde rüzgarlı havalarda göğüs ağrısı şikayeti gelişebiliyor, çok daha önemlisi kalp krizinin oluşma riski artıyor. Dolayısıyla rüzgara karşı yürümemeli, rüzgarlı havalarda dışarı çıkmaktan kaçınmalı veya korunaklı kıyafetler giymelisiniz.

Hata: Gribal enfeksiyonlarda bilinçsizce ilaç kullanmak

Doğrusu: Kış mevsiminde sık görülen alt ve üst solunum yolu enfeksiyonlarına yönelik; antigribal, ağrı kesici ve ateş düşürücü ilaçlara, zaman zaman da antibiyotiklere başvuruluyor. Ancak dikkat! Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Mutlu Güngör, reçete edilen bu ilaçların kullandığınız kalp ilaçlarıyla etkileşimde olabilecekleri uyarısında bulunarak, “Özellikle kalp yetmezliği olan hastalarda bilinçsizce kullanılan ilaçlar bazen ölümcül ritim bozukluklarına yol açabiliyor. Bu nedenle ilaçlarınızı sadece hekim kontrolünde kullanmalı, tedaviyi planlayan hekiminize kullandığınız mevcut kalp ilaçlarınız hakkında mutlaka bilgi vermelisiniz” diyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Hata: Aşırı ağır ve yağlı besinler tüketmek

Doğrusu: Kış aylarında vücudumuzun artan ısı ihtiyacı nedeniyle almamız gereken enerji miktarı da artıyor. Ancak yaz mevsimine göre daha az hareket ettiğimiz için besin tüketiminde abartıya kaçtığımızda kilo alımı kaçınılmaz oluyor. Fazla kilolar da kalbin iş yükünü arttırıyor. Bu nedenle kış mevsiminde de ideal kilomuzu korumamız çok önemli. Doç. Dr. Mutlu Güngör,  “Aşırı ağır ve yağlı yemekler tüketmemek, basit şekerlerden kaçınmak, toksinlerin atılımı için yeterli miktarda sıvı içmek bu anlamda çok önemlidir” diyor.

Hata: Soğuk havalarda ısınmak için sigara içmek

Doğrusu: Sigara kalp damarlarının büzülmelerine ve bunun sonucunda vücudun oksijenizasyonunun bozulmasının yanı sıra kan basıncının yükselmesi gibi önemli sorunlara yol açıyor. Soğuk havanın da damarları büzücü etkisi nedeniyle bu havada içilen sigara kalbin iş yükünü daha da arttırıyor. Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Mutlu Güngör, “Özellikle kalp damar hastalığı olan hastalarda soğuk havada içilen sigara göğüs ağrısı ve nefes darlığına neden olabiliyor, hatta bazen kalp krizini bile tetikleyebiliyor. Sigara sadece kış aylarında değil, her mevsim sağlığımızı tehdit ediyor. Dolayısıyla sigarayı bir an önce bırakmak yaşamsal önem taşıyor” uyarısında bulunuyor.

 Hata: Spor yapmayı aksatmak

Doğrusu: Kışın havaların soğumasıyla beraber hastalanmaktan çekindiğimiz için çoğumuz dışarıya çıkmaktan kaçınıyoruz. Ancak hareketsiz bir yaşam; bağışıklık sisteminin baskılanması ve kilo alımı ile sonuçlanabiliyor. Ayrıca tansiyon, şeker ve kolesterol regülasyonumuzun bozulması gibi sorunlar da oluşturabiliyor. Bu nedenle mümkünse her gün, değilse haftada en az 5 gün, özellikle havanın sıcak ve güneşli olduğu öğle saatlerinde, en az 45’er dakikalık tempolu yürüyüşler yapmayı alışkanlık haline getirin. Yürüyüş sırasında vücut ısınızın düşmemesi için bere, eldiven ve atkı gibi koruyucu aksesuarlar kullanmayı da ihmal etmeyin.

Pause Sağlık, Pause Dergi

 Hata: Sabah erken saatlerde ağır egzersiz yapmak

Doğrusu: Kalp sağlığınız için kış aylarında da sporunuzu aksatmamanız yaşamsal öneme sahip. Ancak sempatik sistemin, bir başka deyişle adrenerjik aktivitenin fazla olduğu sabahın erken saatlerinde; yoğun tempolu yürüyüş, kas güçlendirme egzersizleri ve bisiklet sürmek gibi zorlu egzersizlerden kaçınmanız gerekiyor. Çünkü sabah saat 09:00’a kadar olan dönemde sempatik sistem aktivitesi daha fazla olduğu için nabız ve tansiyon değerleri öğleden sonraki saatlere göre daha yüksek, damarların büzülme riski de yine öğleden sonraki saatlere göre daha fazla oluyor. Bu yüzden sabah erken saatlerde yapılan zorlu ve yoğun egzersizler; göğüs ağrısı ve nefes darlığı gibi şikayetlere sebep olabiliyor, hatta kalp krizini tetikleyebiliyor. Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Mutlu Güngör, “O yüzden egzersizlerinizi öğleden sonraki saatlerde, havanın açık ve ılık olduğu dönemlerde yapmaya özen gösterin. Sabah saatleri dışında vaktiniz yoksa; hafif tempolu yürüyüşleri veya gevşeme egzersizlerini tercih etmenizde fayda var” diyor.

Hata: Aşırı kalın veya ince giyinmek

Doğrusu: Kalın kıyafetle kapalı bir alana veya daha sıcak bir ortama girdiğimizde terliyoruz. Ter vücudumuzda buharlaşırken; vücut ısımızın düşmesine, dolayısıyla üşümemize sebep oluyor. Veya tam tersi ince bir kıyafet tercih ettiğimizde, akşam saatlerinde havanın soğumasıyla birlikte üşüyebiliyoruz. Kalbimiz de her iki durumda vücut ısısını yükseltmek için daha fazla efor sarf etmek zorunda kalıyor. Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Mutlu Güngör, “Çok kalın veya ince bir kıyafet yerine, ince ama kat kat kıyafetler tercih etmelisiniz. Kat kat giyinmek, kıyafetler arasında hava tabakası oluşturarak yalıtım etkisi sağlıyor, böylece vücudu soğuktan daha iyi koruyor. Ortamın sıcaklığına göre kıyafet değiştirerek hem terlemekten hem de üşümekten korunabilirsiniz” önerisinde bulunuyor. Doç. Dr. Mutlu Güngör, “Bunların yanı sıra vücuttaki ısı kaybı özellikle vücudun baş ve uç bölgelerinden başladığı için eldiven, bere ve atkı gibi koruyucu kıyafetleri çok soğuk havalarda kullanmalı, gerekirse akciğerlerinize soğuk hava solumamak için ağzınızı ve burnunuzu atkıyla kapatmalısınız. Ayrıca hava aldırmayarak terletecek sentetik kıyafetlerden kaçınmalısınız” diyor.

Bacak ağrısı deyip geçmeyin!

Bacak ağrısı deyip geçmeyin!

Bacak ağrısı, ödem, mide bulantısı… Günlük yaşamın koşuşturmacasında bazı sağlık sorunlarımız için doktora gitmeyi ihmal edebiliyor, dahası zararsız olduklarını düşünerek farklı gerekçelerle masum bir kılıf bile bulabiliyoruz. Ancak yanlış yapıyoruz! Çünkü; bu şikayetler aslında, dünyada ölüm nedenleri arasında ilk sırada yer alan kalp hastalıklarının habercisi olabiliyor! Acıbadem International Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Dr. Aslıhan Eran Ergöknil, “Genellikle nefes darlığı ya da göğüste ağrı gibi şikayetlerin kalpten kaynaklandığı biliniyor. Oysa kalple alakasız görünüp farklı nedenlere bağlanabilen bazı sorunlar kalp hastalığının sinyali olabiliyor. Sağlığımızla ilgili her zamankinden farklı olumsuz bir durum hissettiğimizde, zararsız diye düşünmeyip, bunun mutlaka bir nedeninin olduğunu bilmeli, vücudun verdiği bu tepkinin tehlikeli hastalıkların göstergesi olabileceğini göz ardı etmemeli, hekime başvurmaktan kaçınmamalıyız” diyor. Kardiyoloji Uzmanı Dr. Aslıhan Eran Ergöknil, kalp hastalığının bilinmeyen 5 sinyalini anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Dr. Aslıhan Eran Ergöknil

Bacak ağrısı

Özellikle bacağınızın alt-arka kısmında yürürken ortaya çıkan ve otururken ağrısa da ayağa kalktığınızda hızla azalan ağrı konusunda dikkatli olunmalıdır. Ayak parmağı bölgesinde uzanırken ağrı oluşursa ve ayağa kalktığınızda ağrı azalırsa da dikkatli olunması önerilir. Çünkü; bu iki tür ağrı genellikle bacaklardaki damar kireçlenmesinden kaynaklanır ve bu durum periferik arter hastalığı olarak tanımlanır. Periferik arter hastalığının yol açtığı dolaşım bozuklukları sadece bacaklarda sorunlara neden olmaz, aynı zamanda koroner arterlerdeki hastalıkların da habercisi olabilir.

Ödem

Vücudumuzda oluşan ödemi genellikle yediğimiz tuzlu besinlere veya hareketsiz kalmaya bağlayarak üzerinde durmayabiliyoruz. Ancak ödem çok ciddi nedenlerden kaynaklanabiliyor. Örneğin; kalp yetmezliği olarak da bilinen kronik kalp yetmezliği, ödemle sonuçlanan en yaygın kalp hastalıklarından biridir. Kalp hastalığı durumunda bacak ve ayak bölgesinde de ödem oluşabilir. Ödem genellikle ağrılı şişlikler ile fark edilir. Bunun nedeni; kalbin artık yeterince kan pompalamaya devam edemez durumda olması, yetersizlik oluşması demektir. Bunlar dokudaki anormal sıvı birikintileridir ve mutlaka hekime başvurmak gerekir.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Öksürük

Kardiyoloji Uzmanı Dr. Aslıhan Eran Ergöknil “Öksürük sadece soğuk algınlığı ile gelmez. Her öksürük zararsız değildir. Öksürük maalesef  bazen hasta bir kalbe işaret edebilir. Kalp öksürüğü veya kardiyak astım diye tanımladığımız öksürük vardır. Bu öksürük özellikle efor sırasında, örneğin merdiven çıkarken ve geceleri de ortaya çıkar. Kalbi zayıf olan, yetersizlik olan birçok hasta özellikle kuru olan öksürük ataklarına aşinadır. Tetikleyici etken pulmoner dolaşımdaki bir tıkanıklık da olabilmektedir. Kardiyak nedenlere bağlı olan öksürükte buna ek olarak, nefes almada genellikle gece duraklamaları vardır, bu duraklamalar birkaç saniye bile sürebilir” diyor.

Geceleri idrara çıkma

Geceleri sık idrara çıkma şikayetleriniz oluyorsa, kalbinizi de düşünmelisiniz. Bunun nedeni de zayıf bir kalp olabilir. Çünkü kalp yeterli kan dolaşımını sağlayamayacak kadar zayıf olduğu zaman,  toplar damarlardan dokuya sıvı geçişi olur. Uyku sırasında biriken bu sıvı diğer başka organlarda da olabileceği gibi mesanede de toplanır ve geceleri sık idrara çıkma sebebi olabilir.

Bulantı ve karın ağrısı

Kalp krizi belirtileri, özellikle kadınlarda genellikle spesifik değildir. Göğüste klasik basınç ve/ veya sıkışma semptomlarına ek olarak, genellikle mide bulantısı, üst karın bölgesinde basınç ağrısı, ayrıca kusma ve nefes darlığı çekerler. Özellikle bu tür belirtiler eşi benzeri görülmemiş şiddette ortaya çıktığında kalp krizi hakkında düşünmek önemlidir, hayatınızı kurtarabilir.

Kaliteli yaşamın püf noktası

Kaliteli yaşamın püf noktası

Yaşam tarzımız ne kadar sağlıklı olursa hastalıklara karşı direncimiz o kadar fazla oluyor. Keza hastalıklar ile mücadelede en etkili tedavi şekli, hastalığın önlenmesi! Bunun için de yaşam tarzımızda öne çıkan bazı faktörleri gözden geçirmek ve bu farkındalıkla bazı düzenlemeler yapmakta büyük fayda var. Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Karabulut, dünyada ölüm nedenleri arasında ilk sırada yer alan kalp hastalıklarının da günlük yaşam tarzından doğrudan etkilendiğini belirtirken, hazırladığı ‘sağlıklı yaşam testi’ ile modern dünyanın getirdiği bazı olumsuzlara karşı nasıl bir yol izlemek gerektiği konusunda ışık tutacak açıklamalar yaptı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Prof. Dr. Ahmet Karabulut 

Düzenli egzersiz yapıyor musunuz?

Sağlıklı yaşamın temel koşullarından birini hareketsizlikten uzak kalmak yani düzenli egzersiz yapmak oluşturuyor. Prof. Dr. Ahmet Karabulut “Hareket şart hatta hareket yaşam tarzımızın merkezinde yer almalı. Hareketsiz, durağan bir yaşam süren kişiler yaşa bakmaksızın kalp hastalığından, tansiyona, diyabetten kansere kadar birçok hastalığa daha yatkındır. Sağlıklı yaşam için atacağınız her adım sizi kronik hastalıklardan uzaklaştıracaktır. Günlük hedef en az 5000 adım olmalıdır. Adımlama sayısı 10 binin üzerine çıktığında alınacak fayda artacaktır. Adımlarınız tempolu ise göreceğiniz fayda katlanacaktır. En azından haftada üç gün 45’er dakikalık düzenli, tempolu yürüyüşü yaşantınıza ekleyin” diyor.

Beslenme şekliniz nasıl?

Tüm dünyada kabul görmüş en sağlıklı beslenme şekli Akdeniz diyetidir. Bu beslenme tarzının temelinde sebze ve kararında zeytinyağı tüketimi ön plandadır. Et tüketimi ılımlı miktarda yapılmalı, ekmek tercihinde esmer tam tahıllı formlar tercih edilmelidir. Atıştırmalıklar için meyve ve taze kuruyemişler tercih edilmelidir. Haftada 2 kez fırında ya da buğulama yöntemiyle yapılmış balık tüketimi sizi birçok hastalığa karşı dirençli hale getirecektir.

Sigara ve alkol kullanıyor musunuz?

Sigara ve alkol bütün dünyada en önde gelen bağımlılık türüdür. Özellikle tütün ürünleri tüketimi nedeniyle kalp- damar hastalıkları ve kansere yakalanma riskinde ciddi artış olmaktadır. Fazla miktarda alkol tüketimi ise kronik karaciğer hastalığının en önde gelen sebebi olduğu gibi, alkol kullanımı ile kanser gelişimi arasında da doğrudan bağlantı vardır. Alkol ve tütün ürünlerinden kaçınmak bizi kronik hastalıklara karşı koruyacaktır.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Gece yeterince uyuyor musunuz?

Gece uykusu vücudu tamir eder. Uyku vücudun dinlenme fırsatı bulduğu tek zamandır. Uyku sırasında hücre tamirleri yapılır. Vücut kendisini ertesi güne hazırlar. 7 saatlik derin ve kaliteli uyku ile vücut yeni güne dinç başlar. Uykusuzluk ile kalp hastalıkları arasında doğrudan ilişki vardır. Uykusuzluk çeken kişilerde ritim bozukluğu ve kalp krizi riski artmıştır. İdeal uykuya gidiş saati gece 23:00-01:00 arasıdır. Gece uykusu gündüz uykusundan daha kıymetlidir.

Stresi yönetebiliyor musunuz?

Prof. Dr. Ahmet Karabulut, sağlıklı yaşam için olmazsa olmazlardan birinin de ‘stresi kontrol edebilmek’ olduğunu belirterek şöyle konuşuyor: “Stres modern çağın hastalığı olarak adlandırılabilir. Herkeste az ya da çok stres vardır. Stres hayatın her safhasında ortaya çıkabilir. Hafif stres motivasyon kaynağı dahi olabilir. Ancak yaşantısında stres yükü orta ya da ağır olan kişilerin kronik hastalıklara yakalanma riski daha yüksektir. Uzun süreli stres mutsuzluk ve depresyon demektir. Stres ile etkin mücadele bizi kronik hastalıklardan uzaklaştıracaktır. Stres ile mücadelede farklı yöntemler kullanılabilir. Günlük düzenli meditasyon stresi azaltmada belirgin fayda sağlayabilir. Vücudu dinlendirecek, günlük rutinden uzaklaştıracak küçük tatiller de strese çözüm olabilir. Tüm çabalarınıza karşın aşırı strese kapılıyor, stresi kontrol edemiyorsanız uzman desteği almak yaşam kaliteniz ve sağlıklı yaşam sürdürebilmeniz adına fayda sağlayacaktır” diyor.

COVID-19 aşısının kalp ve damar sistemi açısından olabilecek yan etkileri

COVID-19 aşısının kalp ve damar sistemi açısından olabilecek yan etkileri

“Günümüzde altta yatan sağlık sorunu olan hastalarda da COVID-19 aşısı uygulanmakta. Ama bu bahsedilen aşı kalp hastalığı olan veya kardiyovasküler risk faktörleri taşıyan kişiler için güvenilir ve emin sayılabilir mi?” diyen İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Süha Çetin, önemli bilgiler verdi.

Gerek Pfizer-Biontech veya Moderna ve Johnson & Johnson aşıları olsun, bu aşıların birçok geniş kapsamlı çalışmalar yapıldıktan sonra güvenilir ve koruyucu oldukları kesinlikle söylenebilir. Bu bağlamda kalp hastalığı uzmanları ve nörologlar COVID-19 aşısının yapılmasını çok önemli olarak nitelendiriyor. Özellikle kalp hastalığı olan kişilerde aşının yapılması sadece emin olmakla kalmayıp, bir zorunluluk taşıyor. Belirtilen hastalar COVID-19 enfeksiyonundan kaynaklanan ciddi olabilecek komplikasyonlara çok yatkın olarak değerlendirilebilir.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Doç. Dr. Süha Çetin

Peki bu önem taşıyan COVID-19 aşısının yan etkileri ve özellikle kardiyovasküler yan etkileri olabilir mi?

Aşının en sık görülen yan etkileri enjeksiyon yerinde ağrı ve kızarıklığın olabilmesi, basende yorgunluk ve halsizlik kendini gösterebilir. Ateş değerlerinin yükselmesi veya hafif derecede alerjik reaksiyonlar yan etkiler dâhilinde olabilir. Bahsedilen semptomlar genelde 2 gün içerisinde kaybolur.

Çok nadir olmakla beraber miyokardit (kalp kası enflamasyonu) ve perikardit (kalp etrafındaki zarın enflamasyonu) gelişebilir. Belirtilen hastalık hem viral enfeksiyon (COVID-19 dahil) ve hem de yapılan aşı sonucu görülebilir. Nedeni ise vücudumuzun kendi gösterdiği immün cevabından kaynaklanmaktadır. Elimizde olan kapsamlı veriler miyokardit ve perikardit vakalarının aşı sonrası çok hafif derecede arttığını göstermektedir. Artış özellikle genç erişkinlerde saptanmıştır. Konuyu daha detaylandıracak olursak miyokardit ve perikardit genç erkeklerde ve özellikle ikinci doz aşıdan sonra daha sık görülmektedir.

Peki, olası bir miyokardit veya perikardit bulgusunun kişide görülebilecek semptomları nelerdir?

Şikâyetler genelde göğüs ağrısı, nefes darlığı ve çarpıntı tarzında olabilir. Bahsedilen şikâyetler mevcutsa veya devam ediyorsa bir kardiyolog tarafından değerlendirilmeniz önem taşır.

Olası bir yan etkiye daha değinmek gerekirse, anormal olan bir kan pıhtılaşmasından bahsedebiliriz: Anormal kan pıhtılaşması sonucu olarak felç veya kalp krizi geçirme ihtimali mevcut. Yine aşıdan sonra gelişen vücudun gösterdiği immün cevabı pıhtılaşma durumundan sorumlu tutulmaktadır. Pıhtılaşma yine çok nadir olan bir aşı sonrası komplikasyon olarak nitelendirilmektedir ve 50.000 aşı olan kişinin istatiksel olarak birinden daha azında görülür.

Neticede aşı olmanızın avantajları, altta yatan hastalığınız olsun olmasın, dezavantajlarından kat kat daha fazladır. Tekrar vurgulamak gerekirse, yukarda bahsedilen yan etkiler oldukça nadir görülmektedir ve dolayısı ile abartılmamalıdır.