Yazılar

Kalp sağlığını tehdit eden alışkanlıklar  

Kalp sağlığını tehdit eden alışkanlıklar  

Sağlıksız beslenme, hareketsizlik, sigara… Son yıllarda yaşa bakmaksızın yaygınlaşan ve ölüm nedenleri arasında ilk sırada yer alan kalp ve damar hastalıklarının yaşam tarzı ile doğrudan ilişkili olduğunu biliyor muydunuz? Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Dr. Hilal Kurtoğlu Gümüşel “Dünyada ve ülkemizde kalp ve damar hastalıkları ölüm nedenleri arasında ilk sırada yer almaktadır. Tüm yaş grupları için değerlendirildiğinde her iki ölümden biri kalp damar hastalıkları kaynaklıdır. Oysa kalp hastalıklarına davetiye çıkaran yanlış alışkanlıklardan vazgeçilmesi ile kalp ve damar hastalığından ölümlerin yüzde 80’i engellenebilir” diyor. Kardiyoloji Uzmanı Dr. Hilal Kurtoğlu Gümüşel kalp sağlığını olumsuz etkileyen 9 hatalı alışkanlığı anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Dr. Hilal Kurtoğlu Gümüşel

  • Az uyumak

Günde yedi-sekiz saatten az uyku  vücut stresine neden olarak kalp hastalıklarını tetikler. Rutin olarak dört, beş, altı saat uyuyan kişilerde diyabet, hipertansiyon ve obezite riskinin arttığı gösterilmiştir. Ayrıca, uyku yoksunluğunun düşük dereceli enflamasyona neden olabileceğine dair kanıtlar da vardır.

  • Diş ve diş eti sağlığını ihmal etmek

Yapılan bilimsel çalışmalar; tedavi edilmeyen diş eti hastalıklarının, kan damarlarının iç tabakasında fonksiyon bozukluğuna neden olarak koroner arter hastalığını başlatabildiğini göstermiştir. Ayrıca özellikle çocukluğunda ülkemizde de yaygın görülen Beta hemolitik strepkokok enfeksiyonuna  bağlı kalp romatizması gelişen hastalarda sonraki yıllarda da gelişen diş eti hastalığı  doğru tedavi edilmezse kalp kapaklarında hayati tehlikeye yol açabilecek yeni enfeksiyon riskini de artırabilmektedir.

  • Aşırı tuz tüketmek

Dünya Sağlık Örgütü günde en fazla 5 gr, yani 1 silme tatlı kaşığı tuz tüketilmesini önermektedir. Ancak ülkemizde tuz tüketimi bu miktarın oldukça üzerindedir. Kan basıncını artırdığı bilinen sodyum, birçok sağlıksız işlenmiş gıdada önemli bir bileşendir. İçeriğinde sodyum bulunan işlenmiş besinler; cipsler, salamura besinler (zeytin, peynir, turşu), tuzlu bisküviler, krakerler, konserveler ve ekmektir. Günlük sodyum alımınız arttıkça, sağlığınız tehlikeye girer.

  • Hareketsizlik

Kalp hastalıklarından korunmak için haftada 150 dakika egzersiz yapılması önerilmektedir. Yani haftanın 5 günü 30’ar dakika egzersiz yapılmalıdır. Ancak egzersiz yapmaya yeni başlayan kişilerin  kısa ve düşük tempo ile başlayıp zamanla önerilen egzersiz süresine çıkması önerilir. Kişiliğinize uygun bir egzersiz türü seçmek işinizi kolaylaştırabilir. 

Pause Sağlık, Pause Dergi

  • Vücuda yetersiz magnezyum alımı

Magnezyum eksikliği, çarpıntı, uykusuzluk, yorgunluk hissi, baş ağrısı, kas krampları ve nihayetinde yüksek tansiyon, diyabet hastalığını tetikleyerek kardiyovasküler hastalık oluşumuna neden olabilmektedir. Diyetimizde pazı, ıspanak, brokoli gibi bolca magnezyum içeren koyu yeşil yapraklı sebzelere, badem, kaju, yer fıstığı gibi kabuklu yemişlere, baklagillere yer vermek bu nedenle oldukça önemlidir.

  •  Doymuş yağ içeren besinleri fazla tüketmek

Diyetle alınan yağ miktarının artması, kandaki yağ düzeylerinin artmasıyla doğru orantılıdır. Doymuş yağların fazla tüketimi kalp damar hastalıklarını artırmaktadır. Doymuş yağlar; oda sıcaklığında katı halde bulunan, doymuş yağ içeriği yüksek olan yağlardır. Doymuş yağları en fazla içeren ürünler; salam, sucuk, sosis gibi işlenmiş et ürünleri, burgerler, kızartılmış hazır yiyecekler, kekler, bisküviler, tereyağı, sert peynirler, kremalar, derili tavuk gibi kümes hayvanları ve yağlı etlerdir. O nedenle bu besinleri tüketirken çok dikkat etmek gerekir.

  • Stresi yönetememek

Kardiyoloji Uzmanı Dr. Hilal Kurtoğlu Gümüşel, günlük yaşamın vazgeçilmezi olan stresin kalp sağlığına etkileri konusunda şöyle konuşuyor: “Kişi stres altında olduğunda adrenalin isimli bir hormon salgılanır bu da geçici olarak kalp atışını ve nefes alıp vermeyi hızlandırır. Düşük düzeyde stres yaşamın itici gücü iken, artan stres düzeyine sürekli maruz kalmak ise; kalbin hızlı çalışmasına, kalbin kanı pompalamada zorlanmasına, tansiyonun yükselmesine, kalbi besleyen damarların büzüşmesine ve kandaki kolesterol düzeyinin yükselmesine neden olur. Aşırı yorgun ya da stresli hissettiğiniz zamanlarda size iyi gelecek, moralinizi yükseltecek şeyler yapmalısınız. Stres ile mücadelede bazen en kolay yöntem bazen sadece gülümsemek  kadar basit olabilir. Örneğin; bir arkadaşınızı arayın ve onunla keyifli şeylerden bahsedin ya da açık havada yürüyüşe çıkın. Komik bir kitaba başlayarak kendinizi eğlendirin. Kısacası o anki durumunuzdan uzaklaşıp başka bir ruh haline geçmeye çalışın.”

  •  Gazlı ve şekerli içecekler tüketmek

Gazlı içeceklerin içerdiği fazla sodyum özellikle yüksek tansiyon hastalarında kan basıncının kontrolden çıkmasına neden olarak çok yükselmesine neden olabilir. Yine yüksek şeker içeren içeceklerin fazlaca tüketilmesi insülin direncine neden olarak kalp hastalıklarını artırabilir.

  •  Sigara içmek

Dr. Hilal Kurtoğlu Gümüşel, “Sigara içilmesi kalp hastalıklarının oluşmasındaki başlıca etmenlerden birisidir. Sigara içenlerde kalp hastalığı riski, sigara içmeyenlerle kıyaslandığında 2-5 kat daha fazladır. Uzun yıllar boyunca sigara içmek, ömrü ortalama 10-12 yıl azaltmaktadır. Ancak, sigarayı bırakmak için hiçbir zaman geç kalmış sayılmazsınız. Yapılan çalışmalara göre, sigaranın bırakılmasından sonraki 3 yıl içinde kalp krizi geçirme riski yarıya düşüyor, 6 yılın sonunda ise sigara içmeyen kişilerin düzeyine iniyor. Dolayısıyla sigarayı bırakmak için en doğru zaman şimdidir!” diyor.

Diyabet hastaları oruç tutabilir mi?

Diyabet hastaları oruç tutabilir mi?

Dinimiz açısından önem taşıyan bu süre içerisinde sağlık problemi veya farklı nedenler dolayısı ile oruç tutması zor olan kişilerde nasıl bir yol izlenmesi gerektiği konusunda İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Kardiyoloji uzmanı Doç. Dr. Süha Çetin açıklamalarda bulundu.

Dinimiz var olan bir hastalığın kötüleşmesine neden olabilecekse, hamilelerde veya emziren kadılarda ve ergenlik çağına girmemiş olan çocuklarda orucu zorunlu kılmıyor. Aynı zamanda zihni hastalık veya vücutsal engeli, ileri yaşı olan ve zorunlu olarak yorucu seyahatlere çıkan kişilerde bu gruba dâhil.

İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Kardiyoloji uzmanı Doç. Dr. Süha Çetin

Doç. Dr. Süha Çetin

Diyabet hastaları oruç tutabilir mi?

Tip 2 diyabeti mevcutsa Ramazan Ayı süresince yakın şeker değerleri takibi önemli. Çünkü bu hastalarda kan şekerinin ciddi anlamda düşmesi 7,5 kat daha artıyor. Bu kişilerde kan şekerinin fazla yükselmesi, vücudun tehlikeli manada susuz kalması ve derin ven trombozu geçirme ihtimalide söz konusu olabilir. Tip 2 diyabeti olan kişilerde kan şekeri değerleri kontrol altında ve insülin kullanmıyorlar ise, şeker ilaçlarının dozajı ramazan süresi içerisinde yeniden (hekim tarafından) ayarlanarak oruç tutulmasında tıbbi açıdan bir engel yoktur. Tip 1 diyabeti olan hastalarda ise oruç tutmak genelde önerilmiyor.

Kalp hastalıkları olan hastalara oruç önerilmiyor

Kalp problemi olan hastalarda, örneğin kısa bir süre önce stent takılmış, kalp ameliyatı geçirmiş, kalp krizi hadisesi olan kişilerde veya ciddi kalp yetmezliği bulguları mevcutsa ve hastanın tansiyon değerleri kontrol altında değilse, yine oruç tutmak tıbbi açıdan önerilmiyor.

Kanseri olan hastalarımızın tedavi süreci vücutsal ve zihinsel olarak çok stresli geçebilir. Dolayısı ile bu tür hastalıklarda orucun tutulması sağlık açısından öngörülmüyor.

Genel olarak oruç tutulmasında bir mâni görülmeyen hasta gruplarında ve aynı zamanda sağlıklı olan kişiler için Ramazan Ayı süreci için önerilen husular şunlardır:

  • İftar ve sahur arasında yüksek miktarda su tüketilmesi
  • Kafeinli içeceklerin tüketilmemesi veya kısıtlanması
  • Hazmı kolay olan doymamış yağlarla (örneğin zeytinyağı) yemeklerin yapılması
  • Şekerli gıdaların tüketilmemesi
  • Tuz ve glisemik indeksi yüksek olan (beyaz ekmek, pirinç, makarna mantı gibi) gıdaların tüketilmemesi.

 

Her 3 kişiden biri hipertansiyon hastası!

Her 3 kişiden biri hipertansiyon hastası!

Günümüzde sağlıksız beslenme, hareketsizlik, fazla kilolar, sigara ve aşırı tuz tüketimi başta olmak üzere birçok etken yüksek tansiyon hastalarının sayısının hızla artmasına neden oluyor. Ülkemizde her 3 kişiden birinin hipertansiyon hastası olduğunu belirten Acıbadem Altunizade Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Sinan Dağdelen “Hastalarımızın önemli bir kısmı tansiyonu yüksek olmasına rağmen herhangi bir sıkıntı hissetmediğini belirtse de bu sanılanın aksine ciddi bir sorundur. Çünkü hipertansiyon dünyada bilimsel verilere göre inme hastalığının 3’te 2’sinden ve kalp ve damar tıkanıklıklarının yarısından sorumludur” diyor. Günümüzde yapılan çalışmalara göre; hastaların sadece yüzde 70’inin hipertansiyonunun farkında olduğunu, çoğu kişinin de tansiyonu ölçerken dikkat edilmesi gereken kuralları bilmediğinden doğru sonuç alamadığını söyleyen Prof. Dr. Sinan Dağdelen, oysa hastalığın farkında olmanın ve tedaviyi düzenli sürdürmenin hayati önem taşıdığının altını çiziyor. Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Sinan Dağdelen, yüksek tansiyonu düşürmede etkili olan 3 yöntemi anlattı, 3-4 ilaca rağmen ‘bana mısın’ demeyen dirençli hipertansiyonda en yeni tedavi yöntemine yönelik bilgiler verdi, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Günümüzde yaşa bakmaksızın giderek yaygınlaşan ve sinsince ilerlediğinden yıllarca görünür bir şikayete yol açmayabilen hipertansiyon, buna karşın sağlığı ciddi ölçüde tehdit eden bir hastalık. Öyle ki yüksek tansiyon; kalp ve damar, beyin damarları, böbrek ve göz damarları başta olmak üzere birçok organın olumsuz etkilenmesine yol açarak inmeden kalp krizine dek çok ciddi ani komplikasyonlara neden olabiliyor. Acıbadem Altunizade Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Sinan Dağdelen, şikayeti olsun ya da olmasın kişilerin mutlaka düzenli ve doğru şekilde tansiyonlarını ölçmeleri gerektiğini belirterek şöyle konuşuyor: “Ne yazık ki birçok kişi tansiyonu ölçerken dikkat edilmesi gereken kuralları bilmediğinden doğru sonuç alamıyor. Tansiyon ölçülürken ilk ölçümü kesin almamak gerekir. Ardışık 4-5 gün istirahat halinde ve yatar değil mutlaka oturur pozisyonda olunmalıdır. Kol kalp hizasında ve hareket etmeden hatta konuşmadan ölçüm yapılmalıdır. 4-5 günlük tansiyonlarınızın ortalaması 135/85 mmHg veya daha yüksek ise tansiyon hastası olduğunuz ve yüksek olasılıkla bir tedavi almanız gerekiyor demektir.”

Pause Sağlık, Pause Dergi

Prof. Dr. Sinan Dağdelen

Sağlıklı yaşam alışkanlığı kazanmak çok önemli!

Ülkemizde hipertansiyon hastalarının sayısının yaş ile birlikte hızla arttığını, özellikle 40’lı yaşlarda çok daha belirginleştiğini belirten Prof. Dr. Sinan Dağdelen, hastalığın kesin ve radikal bir tedavisi olmamakla birlikte, sağlıklı yaşam alışkanlığının büyük önem taşıdığını belirterek “Tedavide birinci basamak; yaşam şekli değişiklikleridir. Sağlıklı yaşam alışkanlığı ise; bitkisel besinlerin ağırlık kazandığı Akdeniz tipi beslenme, sigara ve alkolden uzak durma, kilo verme, düzenli egzersiz yapma, tuzu azaltma ve işlenmiş et ürünlerinden kaçınmayı içeriyor” diyor. Tedavide ikinci basamağın ilaç uygulamaları olduğunu söyleyen Prof. Dr. Sinan Dağdelen şöyle konuşuyor: “Tansiyon için kullanılacak ilaçlar bir uzman tarafından, hastanın yaşına, tansiyon özelliklerine, kalp damar fonksiyonlarının durumuna, böbrek ve karaciğer fonksiyonlarına ve diğer kan tablosu durumlarına göre ayarlanmalıdır. Her hasta için her ilaç asla uygun olmayabilir, o nedenle başkasının ilacı sizin için tam aksi tesir yapabilir. Ayrıca her ilacın dozu da her hasta için farklı olacaktır. Hasta ilaçlarını hekimin önerdiği şekilde düzenli kullanmalıdır.”

Günde 3-4 ilaca rağmen tansiyonunuz düşmüyorsa!

Tedavi sürecini aksatmadan sürdürmek ve kan basıncını normal sınırlara çekmek hayati riskleri azaltmak için kritik önem taşırken, bazı hastaların ise günde 3-4 ilaca rağmen tansiyonu direnç göstererek 140/90 mmHg’nin altına düşmüyor. Dirençli hipertansiyon hastalarının toplumdaki oranının yaklaşık 12.8 olduğunu belirten Prof. Dr. Sinan Dağdelen, bu tür hastalara yönelik özellikle son 5 yılda yapılan kapsamlı ve uluslararası bilimsel çalışmaların sonuçlarının oldukça başarılı olduğuna dikkat çekerek “Bu bilimsel olumlu sonuçların ardından Avrupa Hipertansiyon Cemiyeti 2021 yılında yayınladığı bildiride, dirençli hipertansiyona karşı Renal Denervasyon tedavisinin başarını ilan etmiş ve bu hastalarda yararlı, güvenli ve üçüncü basamak tedavi olarak deklare etmiştir” diyor.

Hasta aşırı ilaç yükünün yan etkilerinden de korunuyor

Son yıllarda tedavide üçüncü basamak olarak uygulanan ve dirençli hipertansiyonda başarılı sonuçlar alınmasını sağlayan Renal Denervasyon ile hastaların kullandıkları ilaç yükünün ve yan etkilerinin de azaltıldığını belirten Prof. Dr. Sinan Dağdelen şöyle konuşuyor: “Yaklaşık bir saat süren işlem sırasında hasta hafif uyutulur. Anjiyo olur gibi kasık atar damarından kateter yardımıyla böbrek damarlarının içerisine girilerek, her iki böbrek damarının tansiyonu aşırı yükselten sempatik sinir ağı zayıflatılır. Ardından normal yatağına alınan hasta, ertesi sabah yapılan kontrol sonrası günlük yaşantısına dönmek üzere taburcu edilir. Renal Denervasyon tedavisinde amaç; hastaların kullandıkları ilaç yükünü büyük oranda azaltarak, hem tansiyonu düşürmek hem de bu aşırı ilaç yükü ve yan etkilerinden hastayı korumaktır.”

Kalp krizinde hayat kurtarıyor!

Kalp krizinde hayat kurtarıyor!

Kalp damar hastalıkları tüm dünyada ve ülkemizde en önde gelen ölüm nedeni olmaya devam ediyor. Öyle ki Türkiye’de her yıl 200 bin kişinin ölümüne yol açıyor. Dolayısıyla kalp damar hastalıklarında erken tanı yaşamsal öneme sahip. Halk dilinde ‘anjiyo’ olarak ifade edilen ve damarlarda darlık olup olmadığının tespit edilmesi için başvurulan ‘koroner anjiyografi’ de, tanı yöntemlerinde ‘son nokta’ olarak yerini korumaya devam ediyor. Bunun nedeni ise damarların doğrudan görüntülenmesine ve ihtiyaç halinde aynı seansta tedavi için müdahaleye olanak vermesi. Acıbadem Taksim Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Murat Turfan, koroner anjiyografinin hayat kurtaran bir tanı yöntemi olduğuna dikkat çekerek, “Üstelik günümüze dek geliştirilen teknikler sayesinde işlemler ağrısız ve acısız gerçekleştirilebiliyor. Damarların görüntüsü dakikalar, hatta saniyeler içinde alınabiliyor. Hastalar aynı gün normal yaşamlarına dönebilme şansına da sahip olabiliyorlar” diyor. Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Murat Turfan, koroner anjiyografi hakkında en sık merak edilen 8 soruyu yanıtladı; önemli bilgiler verdi!

Pause Sağlık, Pause Dergi

Doç. Dr. Murat Turfan

 Koroner anjiyografi nedir?

En sık uygulanan kardiyolojik tetkiklerden biri olan koroner anjiyografi; kalbi besleyen koroner damarların görüntülenmesi işlemidir. Hayatımızı tehdit eden damar tıkanıklıkları bu yöntem sayesinde tespit ediliyor. Daralmış veya tıkanmış olduğu belirlenen damarlar anjiyo sırasında balon veya stentle açılabiliyor. Bu sayede hastanın şikayetleri ortadan kalkıyor, hayat kalitesi artıyor ve ömrü uzuyor.

Hangi sorunlarda başvuruluyor?

Yapılan EKG, EKO ve efor testi gibi tanı yöntemlerinden çıkan sonuçlar olası bir damar tıkanıklığına işaret ediyorsa, koroner anjiyografi uygulanıyor. İşlem sonucunda damar tıkanıklığının olup olmadığı anjiyografi ile kesin olarak saptanıyor.

Koroner anjiyografi neden önemli?  

Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Murat Turfan, kalp krizi sırasında yapılan koroner anjiyografinin ve ardından uygulanan stentin hayat kurtarıcı olduğunu belirterek, “Damar açıklığı ne kadar erken sağlanırsa, hastanın hayatta kalma şansı da o kadar artıyor. Yapılan çalışmalarda; anjiyografi sonrası uygulanan stent tedavisinin kalp krizi haricinde, yaygın damar hastalığı ya da ana damar başlangıcında lezyonların varlığı gibi bazı özel durumlarda ömrü uzatabileceği gösterilmiştir” diyor.

 Kaç çeşit anjiyografi mevcut?

Günümüzde; klasik, tomografi ve MR ile çekilen anjiyografi olmak üzere 3 tip anjiyografiden faydalanılıyor. Hangi anjiyo yöntemine başvurulacağına ise hastanın yaşına, kliniğine, taşıdığı risk ve yandaş faktörlere göre karar veriliyor. Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Murat Turfan, düşük riskli olan hastalarda daha çok halk arasında ‘kansız anjiyo’ veya ‘sanal anjiyo’ olarak bilinen bilgisayarlı tomografi (BT) koroner anjiyografi yönteminin tercih edildiğini vurgulayarak, “Girişimsel bir yöntem olmaması, klasik anjiyografiye göre daha düşük risk içermesi ve seçilmiş hastalarda neredeyse klasik anjiyografi kadar net bilgi vermesi nedeniyle günümüzde bilgisayarlı tomografiyle yapılan anjiyo sayısı giderek artıyor” diyor. Doç. Dr. Murat Turfan, “MR yöntemi de kalbin fonksiyonları ve yapısı hakkında bize net bilgi veren, bazı durumlarda altın standart olan bir yöntem. Hem kalp fonksiyonlarını hem de kalp damarlarını incelemek istediğimizde kardiyak MR ve MR anjiyografi tercih edilen yöntemdir” bilgisini veriyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Koroner anjiyografi nasıl uygulanıyor?

Klasik anjiyografi: Özel laboratuvar ortamında ve genellikle lokal anestezi altında gerçekleştirilen koroner anjiyografide el bileğinden ya da kasıktan damar yolu açıldıktan sonra, ince bir plastik kabloyla kalp damarlarına ulaşılıyor. Ardından görünür hale gelmeleri için damarlara ‘kontrast madde’ olarak adlandırılan özel bir ilaç enjekte ediliyor. Damarlar farklı açılardan görüntülenerek, tıkanıklık olup olmadığı belirleniyor. Hasta kasıktan yapılan anjiyografilerde en fazla 6 saat, bilekten yapılan işlemlerde en fazla 3 saat, stent ya da balon uygulandığında bir gece sonra taburcu oluyor. Ancak işlemle ilgili olağan dışı bir durum olursa, bu süre uzayabiliyor. Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Murat Turfan, son yıllarda el bileğinden anjiyonun daha çok uygulanmaya başlandığına dikkat çekerek, “Bunun nedeni ise daha az komplikasyon riski, daha konforlu işlem ve işlem sonrasında hastanın normal yaşantısını daha az etkilemesidir” diyor.

 Koroner BT anjiyografi: Koroner (bilgisayarlı tomografi) anfiyografi; kalbimize kan sağlayan damarları görüntüleyen bir tomografidir. Bu yöntemde kalbin ve kan damarlarının görüntülerini sağlamak için güçlü bir x ışını kullanılıyor. Öncelikle ele veya kola damar yolu yerleştiriliyor. Hastanın BT cihazının içine uzanması isteniyor. Ardından damarlar 5 saniye kadar kısa bir süre içinde görüntüleniyor. Tüm işlemlerin tamamlanması ise biraz daha uzun sürüyor.

İşlem sonrasında nelere dikkat etmek gerekiyor?

Klasik koroner anjiyografinin yapıldığı gün, kontrast maddenin vücuttan atılması için bol bol su içmek ve istirahat etmek gerekiyor. Özellikle kasık bölgesi kullanılan hastalar başta olmak üzere, 24 saat araç kullanılmaması önem taşıyor. Kasıktan yapılan anjiyolarda, kasıktaki kılıf çekildikten sonra 6 saat boyunca kum torbasıyla baskı uygulanıyor, bu süre içinde bacağın oynatılmaması isteniyor. Bilekten yapılan işlemlerde de 2 gün boyunca ağır kaldırmamalı ve spor yapılmamalı. BT anjiyografide ise herhangi bir tomografi tetkikinden farklı işlem yapılmadığı için inceleme sonrasında hemen normal hayata dönebilen hastanın sadece bolca su içmesi yeterli geliyor.

Koroner anjiyografi riskli bir yöntem mi?

Kalp ve kan damarları üzerinde yapılan çoğu prosedürde olduğu gibi, koroner anjiyoda da X ışınlarından radyasyona maruz kalınıyor. Ancak ciddi komplikasyonlar tüm anjiyografi yöntemlerinde çok nadir durumlarda gelişiyor.

Hangi yöntem, hangi hastaya uygulanabiliyor?

Klasik koroner anjiyografi her hastada uygulanabilen bir yöntem. BT koroner anjiyografi yöntemi klasik anjiyografiye nazaran daha hızlı sürede tamamlanıyor. Ayrıca invaziv değil, sadece damar yolu açılması yeterli oluyor ve görece komplikasyon riski de daha düşük düzeyde. “Ancak bu avantajlar, yöntemin herkes için uygulanabileceği anlamına gelmiyor” uyarısında bulunan Doç. Dr. Murat Turfan, şöyle devam ediyor: “Bilinen koroner arter hastalığı, özellikle de stent tedavisi olan hastalarda, özel durumlar haricinde, bu yönteme başvurulmuyor. Uygun olan hasta grubu; koroner arter hastalığı için yüksek riskli olmayan, morbit obez ve aritmi gibi çekim kalitesini engelleyecek durumu olmayan kişilerdir. BT anjiyografi yöntemini daha çok düşük riskli olan hastalarda tercih ediyoruz”

Soğuk hava kalp krizini tetikleyebiliyor

Soğuk hava kalp krizini tetikleyebiliyor

Kalp ve damar hastalıkları tüm dünyada en önde gelen ölüm sebebi olmaya devam ediyor. Öyle ki ülkemizde her yıl 200 bin kişi kalp damar hastalıkları nedeniyle hayatını kaybediyor. Kış mevsiminde havaların soğumasıyla birlikte kalp damar hastalıklarının görülme sıklığı da artıyor. Bunun temel nedeni ise soğuk havanın damarları büzücü etkisi ve soğuk havada vücudun ısı ihtiyacını karşılayabilmek için kalbin daha fazla çalışmak zorunda kalması. Kalbi besleyen koroner damarlarda oluşan büzülmeden dolayı kalp istediği kan miktarını, yani ihtiyacı olan oksijeni yeterince alamıyor ve bunun sonucunda kalpte beslenme bozukluğu oluşuyor. Böylece kalp dokusuna giden kan miktarı azalıyor. Vücudun ihtiyacı olan ısıyı sağlamak için kalbin daha fazla çalışmak zorunda kalması da kalbi yoruyor. Bu sorunlar; özellikle bilinen kalp damar hastalığı veya kalp yetmezliği olan hastalarda göğüs ağrısı ve nefes darlığı gibi şikayetlerin artmasına, daha da kötüsü kalp krizi oluşma riskinin yaklaşık olarak 3 kat artmasına neden olabiliyor.

Acıbadem Bakırköy Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Mutlu Güngör, ayrıca soğuk havayla beraber başta grip olmak üzere görülme sıklığı artan alt ve üst solunum yolu enfeksiyonlarının vücut direncinin düşmesine ve kalbin iş yükününün artmasına sebep olduğuna dikkat çekerek, “Bu tablo da stabil durumda seyreden kalp hastalarının klinik şikayetlerinin başlamasına yol açabiliyor” diyor. Ayrıca kış mevsiminde hemen hepimizin günlük yaşantımızda sıkça yaptığımız bazı hatalar var ki kalbimizi yorarak; kalp damar hastalıklarının gelişmelerine veya var olan hastalıkların tetiklenmelerine neden olabiliyor. Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Mutlu Güngör, kış aylarında sıkça yaptığımız 7 önemli hatayı anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu!

Pause Sağlık, Pause Dergi

Doç. Dr. Mutlu Güngör

Hata: Rüzgara karşı yürümek

Doğrusu: Kış aylarında kalp sağlığını olumsuz etkileyen faktörlerin başında ‘rüzgar’ geliyor. Bunun nedeni ise rüzgarın göğüs bölgemizde oluşan ılık hava tabakasını uzaklaştırarak damarların büzülmelerine neden olması. Koroner damarlarda oluşan büzülme de kalp dokusuna giden kan miktarının azalmasına sebep oluyor. Bunun sonucunda özellikle kalp damar hastalığı olan kişilerde rüzgarlı havalarda göğüs ağrısı şikayeti gelişebiliyor, çok daha önemlisi kalp krizinin oluşma riski artıyor. Dolayısıyla rüzgara karşı yürümemeli, rüzgarlı havalarda dışarı çıkmaktan kaçınmalı veya korunaklı kıyafetler giymelisiniz.

Hata: Gribal enfeksiyonlarda bilinçsizce ilaç kullanmak

Doğrusu: Kış mevsiminde sık görülen alt ve üst solunum yolu enfeksiyonlarına yönelik; antigribal, ağrı kesici ve ateş düşürücü ilaçlara, zaman zaman da antibiyotiklere başvuruluyor. Ancak dikkat! Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Mutlu Güngör, reçete edilen bu ilaçların kullandığınız kalp ilaçlarıyla etkileşimde olabilecekleri uyarısında bulunarak, “Özellikle kalp yetmezliği olan hastalarda bilinçsizce kullanılan ilaçlar bazen ölümcül ritim bozukluklarına yol açabiliyor. Bu nedenle ilaçlarınızı sadece hekim kontrolünde kullanmalı, tedaviyi planlayan hekiminize kullandığınız mevcut kalp ilaçlarınız hakkında mutlaka bilgi vermelisiniz” diyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Hata: Aşırı ağır ve yağlı besinler tüketmek

Doğrusu: Kış aylarında vücudumuzun artan ısı ihtiyacı nedeniyle almamız gereken enerji miktarı da artıyor. Ancak yaz mevsimine göre daha az hareket ettiğimiz için besin tüketiminde abartıya kaçtığımızda kilo alımı kaçınılmaz oluyor. Fazla kilolar da kalbin iş yükünü arttırıyor. Bu nedenle kış mevsiminde de ideal kilomuzu korumamız çok önemli. Doç. Dr. Mutlu Güngör,  “Aşırı ağır ve yağlı yemekler tüketmemek, basit şekerlerden kaçınmak, toksinlerin atılımı için yeterli miktarda sıvı içmek bu anlamda çok önemlidir” diyor.

Hata: Soğuk havalarda ısınmak için sigara içmek

Doğrusu: Sigara kalp damarlarının büzülmelerine ve bunun sonucunda vücudun oksijenizasyonunun bozulmasının yanı sıra kan basıncının yükselmesi gibi önemli sorunlara yol açıyor. Soğuk havanın da damarları büzücü etkisi nedeniyle bu havada içilen sigara kalbin iş yükünü daha da arttırıyor. Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Mutlu Güngör, “Özellikle kalp damar hastalığı olan hastalarda soğuk havada içilen sigara göğüs ağrısı ve nefes darlığına neden olabiliyor, hatta bazen kalp krizini bile tetikleyebiliyor. Sigara sadece kış aylarında değil, her mevsim sağlığımızı tehdit ediyor. Dolayısıyla sigarayı bir an önce bırakmak yaşamsal önem taşıyor” uyarısında bulunuyor.

 Hata: Spor yapmayı aksatmak

Doğrusu: Kışın havaların soğumasıyla beraber hastalanmaktan çekindiğimiz için çoğumuz dışarıya çıkmaktan kaçınıyoruz. Ancak hareketsiz bir yaşam; bağışıklık sisteminin baskılanması ve kilo alımı ile sonuçlanabiliyor. Ayrıca tansiyon, şeker ve kolesterol regülasyonumuzun bozulması gibi sorunlar da oluşturabiliyor. Bu nedenle mümkünse her gün, değilse haftada en az 5 gün, özellikle havanın sıcak ve güneşli olduğu öğle saatlerinde, en az 45’er dakikalık tempolu yürüyüşler yapmayı alışkanlık haline getirin. Yürüyüş sırasında vücut ısınızın düşmemesi için bere, eldiven ve atkı gibi koruyucu aksesuarlar kullanmayı da ihmal etmeyin.

Pause Sağlık, Pause Dergi

 Hata: Sabah erken saatlerde ağır egzersiz yapmak

Doğrusu: Kalp sağlığınız için kış aylarında da sporunuzu aksatmamanız yaşamsal öneme sahip. Ancak sempatik sistemin, bir başka deyişle adrenerjik aktivitenin fazla olduğu sabahın erken saatlerinde; yoğun tempolu yürüyüş, kas güçlendirme egzersizleri ve bisiklet sürmek gibi zorlu egzersizlerden kaçınmanız gerekiyor. Çünkü sabah saat 09:00’a kadar olan dönemde sempatik sistem aktivitesi daha fazla olduğu için nabız ve tansiyon değerleri öğleden sonraki saatlere göre daha yüksek, damarların büzülme riski de yine öğleden sonraki saatlere göre daha fazla oluyor. Bu yüzden sabah erken saatlerde yapılan zorlu ve yoğun egzersizler; göğüs ağrısı ve nefes darlığı gibi şikayetlere sebep olabiliyor, hatta kalp krizini tetikleyebiliyor. Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Mutlu Güngör, “O yüzden egzersizlerinizi öğleden sonraki saatlerde, havanın açık ve ılık olduğu dönemlerde yapmaya özen gösterin. Sabah saatleri dışında vaktiniz yoksa; hafif tempolu yürüyüşleri veya gevşeme egzersizlerini tercih etmenizde fayda var” diyor.

Hata: Aşırı kalın veya ince giyinmek

Doğrusu: Kalın kıyafetle kapalı bir alana veya daha sıcak bir ortama girdiğimizde terliyoruz. Ter vücudumuzda buharlaşırken; vücut ısımızın düşmesine, dolayısıyla üşümemize sebep oluyor. Veya tam tersi ince bir kıyafet tercih ettiğimizde, akşam saatlerinde havanın soğumasıyla birlikte üşüyebiliyoruz. Kalbimiz de her iki durumda vücut ısısını yükseltmek için daha fazla efor sarf etmek zorunda kalıyor. Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Mutlu Güngör, “Çok kalın veya ince bir kıyafet yerine, ince ama kat kat kıyafetler tercih etmelisiniz. Kat kat giyinmek, kıyafetler arasında hava tabakası oluşturarak yalıtım etkisi sağlıyor, böylece vücudu soğuktan daha iyi koruyor. Ortamın sıcaklığına göre kıyafet değiştirerek hem terlemekten hem de üşümekten korunabilirsiniz” önerisinde bulunuyor. Doç. Dr. Mutlu Güngör, “Bunların yanı sıra vücuttaki ısı kaybı özellikle vücudun baş ve uç bölgelerinden başladığı için eldiven, bere ve atkı gibi koruyucu kıyafetleri çok soğuk havalarda kullanmalı, gerekirse akciğerlerinize soğuk hava solumamak için ağzınızı ve burnunuzu atkıyla kapatmalısınız. Ayrıca hava aldırmayarak terletecek sentetik kıyafetlerden kaçınmalısınız” diyor.

Bacak ağrısı deyip geçmeyin!

Bacak ağrısı deyip geçmeyin!

Bacak ağrısı, ödem, mide bulantısı… Günlük yaşamın koşuşturmacasında bazı sağlık sorunlarımız için doktora gitmeyi ihmal edebiliyor, dahası zararsız olduklarını düşünerek farklı gerekçelerle masum bir kılıf bile bulabiliyoruz. Ancak yanlış yapıyoruz! Çünkü; bu şikayetler aslında, dünyada ölüm nedenleri arasında ilk sırada yer alan kalp hastalıklarının habercisi olabiliyor! Acıbadem International Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Dr. Aslıhan Eran Ergöknil, “Genellikle nefes darlığı ya da göğüste ağrı gibi şikayetlerin kalpten kaynaklandığı biliniyor. Oysa kalple alakasız görünüp farklı nedenlere bağlanabilen bazı sorunlar kalp hastalığının sinyali olabiliyor. Sağlığımızla ilgili her zamankinden farklı olumsuz bir durum hissettiğimizde, zararsız diye düşünmeyip, bunun mutlaka bir nedeninin olduğunu bilmeli, vücudun verdiği bu tepkinin tehlikeli hastalıkların göstergesi olabileceğini göz ardı etmemeli, hekime başvurmaktan kaçınmamalıyız” diyor. Kardiyoloji Uzmanı Dr. Aslıhan Eran Ergöknil, kalp hastalığının bilinmeyen 5 sinyalini anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Dr. Aslıhan Eran Ergöknil

Bacak ağrısı

Özellikle bacağınızın alt-arka kısmında yürürken ortaya çıkan ve otururken ağrısa da ayağa kalktığınızda hızla azalan ağrı konusunda dikkatli olunmalıdır. Ayak parmağı bölgesinde uzanırken ağrı oluşursa ve ayağa kalktığınızda ağrı azalırsa da dikkatli olunması önerilir. Çünkü; bu iki tür ağrı genellikle bacaklardaki damar kireçlenmesinden kaynaklanır ve bu durum periferik arter hastalığı olarak tanımlanır. Periferik arter hastalığının yol açtığı dolaşım bozuklukları sadece bacaklarda sorunlara neden olmaz, aynı zamanda koroner arterlerdeki hastalıkların da habercisi olabilir.

Ödem

Vücudumuzda oluşan ödemi genellikle yediğimiz tuzlu besinlere veya hareketsiz kalmaya bağlayarak üzerinde durmayabiliyoruz. Ancak ödem çok ciddi nedenlerden kaynaklanabiliyor. Örneğin; kalp yetmezliği olarak da bilinen kronik kalp yetmezliği, ödemle sonuçlanan en yaygın kalp hastalıklarından biridir. Kalp hastalığı durumunda bacak ve ayak bölgesinde de ödem oluşabilir. Ödem genellikle ağrılı şişlikler ile fark edilir. Bunun nedeni; kalbin artık yeterince kan pompalamaya devam edemez durumda olması, yetersizlik oluşması demektir. Bunlar dokudaki anormal sıvı birikintileridir ve mutlaka hekime başvurmak gerekir.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Öksürük

Kardiyoloji Uzmanı Dr. Aslıhan Eran Ergöknil “Öksürük sadece soğuk algınlığı ile gelmez. Her öksürük zararsız değildir. Öksürük maalesef  bazen hasta bir kalbe işaret edebilir. Kalp öksürüğü veya kardiyak astım diye tanımladığımız öksürük vardır. Bu öksürük özellikle efor sırasında, örneğin merdiven çıkarken ve geceleri de ortaya çıkar. Kalbi zayıf olan, yetersizlik olan birçok hasta özellikle kuru olan öksürük ataklarına aşinadır. Tetikleyici etken pulmoner dolaşımdaki bir tıkanıklık da olabilmektedir. Kardiyak nedenlere bağlı olan öksürükte buna ek olarak, nefes almada genellikle gece duraklamaları vardır, bu duraklamalar birkaç saniye bile sürebilir” diyor.

Geceleri idrara çıkma

Geceleri sık idrara çıkma şikayetleriniz oluyorsa, kalbinizi de düşünmelisiniz. Bunun nedeni de zayıf bir kalp olabilir. Çünkü kalp yeterli kan dolaşımını sağlayamayacak kadar zayıf olduğu zaman,  toplar damarlardan dokuya sıvı geçişi olur. Uyku sırasında biriken bu sıvı diğer başka organlarda da olabileceği gibi mesanede de toplanır ve geceleri sık idrara çıkma sebebi olabilir.

Bulantı ve karın ağrısı

Kalp krizi belirtileri, özellikle kadınlarda genellikle spesifik değildir. Göğüste klasik basınç ve/ veya sıkışma semptomlarına ek olarak, genellikle mide bulantısı, üst karın bölgesinde basınç ağrısı, ayrıca kusma ve nefes darlığı çekerler. Özellikle bu tür belirtiler eşi benzeri görülmemiş şiddette ortaya çıktığında kalp krizi hakkında düşünmek önemlidir, hayatınızı kurtarabilir.

Kaliteli yaşamın püf noktası

Kaliteli yaşamın püf noktası

Yaşam tarzımız ne kadar sağlıklı olursa hastalıklara karşı direncimiz o kadar fazla oluyor. Keza hastalıklar ile mücadelede en etkili tedavi şekli, hastalığın önlenmesi! Bunun için de yaşam tarzımızda öne çıkan bazı faktörleri gözden geçirmek ve bu farkındalıkla bazı düzenlemeler yapmakta büyük fayda var. Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Karabulut, dünyada ölüm nedenleri arasında ilk sırada yer alan kalp hastalıklarının da günlük yaşam tarzından doğrudan etkilendiğini belirtirken, hazırladığı ‘sağlıklı yaşam testi’ ile modern dünyanın getirdiği bazı olumsuzlara karşı nasıl bir yol izlemek gerektiği konusunda ışık tutacak açıklamalar yaptı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Prof. Dr. Ahmet Karabulut 

Düzenli egzersiz yapıyor musunuz?

Sağlıklı yaşamın temel koşullarından birini hareketsizlikten uzak kalmak yani düzenli egzersiz yapmak oluşturuyor. Prof. Dr. Ahmet Karabulut “Hareket şart hatta hareket yaşam tarzımızın merkezinde yer almalı. Hareketsiz, durağan bir yaşam süren kişiler yaşa bakmaksızın kalp hastalığından, tansiyona, diyabetten kansere kadar birçok hastalığa daha yatkındır. Sağlıklı yaşam için atacağınız her adım sizi kronik hastalıklardan uzaklaştıracaktır. Günlük hedef en az 5000 adım olmalıdır. Adımlama sayısı 10 binin üzerine çıktığında alınacak fayda artacaktır. Adımlarınız tempolu ise göreceğiniz fayda katlanacaktır. En azından haftada üç gün 45’er dakikalık düzenli, tempolu yürüyüşü yaşantınıza ekleyin” diyor.

Beslenme şekliniz nasıl?

Tüm dünyada kabul görmüş en sağlıklı beslenme şekli Akdeniz diyetidir. Bu beslenme tarzının temelinde sebze ve kararında zeytinyağı tüketimi ön plandadır. Et tüketimi ılımlı miktarda yapılmalı, ekmek tercihinde esmer tam tahıllı formlar tercih edilmelidir. Atıştırmalıklar için meyve ve taze kuruyemişler tercih edilmelidir. Haftada 2 kez fırında ya da buğulama yöntemiyle yapılmış balık tüketimi sizi birçok hastalığa karşı dirençli hale getirecektir.

Sigara ve alkol kullanıyor musunuz?

Sigara ve alkol bütün dünyada en önde gelen bağımlılık türüdür. Özellikle tütün ürünleri tüketimi nedeniyle kalp- damar hastalıkları ve kansere yakalanma riskinde ciddi artış olmaktadır. Fazla miktarda alkol tüketimi ise kronik karaciğer hastalığının en önde gelen sebebi olduğu gibi, alkol kullanımı ile kanser gelişimi arasında da doğrudan bağlantı vardır. Alkol ve tütün ürünlerinden kaçınmak bizi kronik hastalıklara karşı koruyacaktır.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Gece yeterince uyuyor musunuz?

Gece uykusu vücudu tamir eder. Uyku vücudun dinlenme fırsatı bulduğu tek zamandır. Uyku sırasında hücre tamirleri yapılır. Vücut kendisini ertesi güne hazırlar. 7 saatlik derin ve kaliteli uyku ile vücut yeni güne dinç başlar. Uykusuzluk ile kalp hastalıkları arasında doğrudan ilişki vardır. Uykusuzluk çeken kişilerde ritim bozukluğu ve kalp krizi riski artmıştır. İdeal uykuya gidiş saati gece 23:00-01:00 arasıdır. Gece uykusu gündüz uykusundan daha kıymetlidir.

Stresi yönetebiliyor musunuz?

Prof. Dr. Ahmet Karabulut, sağlıklı yaşam için olmazsa olmazlardan birinin de ‘stresi kontrol edebilmek’ olduğunu belirterek şöyle konuşuyor: “Stres modern çağın hastalığı olarak adlandırılabilir. Herkeste az ya da çok stres vardır. Stres hayatın her safhasında ortaya çıkabilir. Hafif stres motivasyon kaynağı dahi olabilir. Ancak yaşantısında stres yükü orta ya da ağır olan kişilerin kronik hastalıklara yakalanma riski daha yüksektir. Uzun süreli stres mutsuzluk ve depresyon demektir. Stres ile etkin mücadele bizi kronik hastalıklardan uzaklaştıracaktır. Stres ile mücadelede farklı yöntemler kullanılabilir. Günlük düzenli meditasyon stresi azaltmada belirgin fayda sağlayabilir. Vücudu dinlendirecek, günlük rutinden uzaklaştıracak küçük tatiller de strese çözüm olabilir. Tüm çabalarınıza karşın aşırı strese kapılıyor, stresi kontrol edemiyorsanız uzman desteği almak yaşam kaliteniz ve sağlıklı yaşam sürdürebilmeniz adına fayda sağlayacaktır” diyor.

COVID-19 aşısının kalp ve damar sistemi açısından olabilecek yan etkileri

COVID-19 aşısının kalp ve damar sistemi açısından olabilecek yan etkileri

“Günümüzde altta yatan sağlık sorunu olan hastalarda da COVID-19 aşısı uygulanmakta. Ama bu bahsedilen aşı kalp hastalığı olan veya kardiyovasküler risk faktörleri taşıyan kişiler için güvenilir ve emin sayılabilir mi?” diyen İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Süha Çetin, önemli bilgiler verdi.

Gerek Pfizer-Biontech veya Moderna ve Johnson & Johnson aşıları olsun, bu aşıların birçok geniş kapsamlı çalışmalar yapıldıktan sonra güvenilir ve koruyucu oldukları kesinlikle söylenebilir. Bu bağlamda kalp hastalığı uzmanları ve nörologlar COVID-19 aşısının yapılmasını çok önemli olarak nitelendiriyor. Özellikle kalp hastalığı olan kişilerde aşının yapılması sadece emin olmakla kalmayıp, bir zorunluluk taşıyor. Belirtilen hastalar COVID-19 enfeksiyonundan kaynaklanan ciddi olabilecek komplikasyonlara çok yatkın olarak değerlendirilebilir.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Doç. Dr. Süha Çetin

Peki bu önem taşıyan COVID-19 aşısının yan etkileri ve özellikle kardiyovasküler yan etkileri olabilir mi?

Aşının en sık görülen yan etkileri enjeksiyon yerinde ağrı ve kızarıklığın olabilmesi, basende yorgunluk ve halsizlik kendini gösterebilir. Ateş değerlerinin yükselmesi veya hafif derecede alerjik reaksiyonlar yan etkiler dâhilinde olabilir. Bahsedilen semptomlar genelde 2 gün içerisinde kaybolur.

Çok nadir olmakla beraber miyokardit (kalp kası enflamasyonu) ve perikardit (kalp etrafındaki zarın enflamasyonu) gelişebilir. Belirtilen hastalık hem viral enfeksiyon (COVID-19 dahil) ve hem de yapılan aşı sonucu görülebilir. Nedeni ise vücudumuzun kendi gösterdiği immün cevabından kaynaklanmaktadır. Elimizde olan kapsamlı veriler miyokardit ve perikardit vakalarının aşı sonrası çok hafif derecede arttığını göstermektedir. Artış özellikle genç erişkinlerde saptanmıştır. Konuyu daha detaylandıracak olursak miyokardit ve perikardit genç erkeklerde ve özellikle ikinci doz aşıdan sonra daha sık görülmektedir.

Peki, olası bir miyokardit veya perikardit bulgusunun kişide görülebilecek semptomları nelerdir?

Şikâyetler genelde göğüs ağrısı, nefes darlığı ve çarpıntı tarzında olabilir. Bahsedilen şikâyetler mevcutsa veya devam ediyorsa bir kardiyolog tarafından değerlendirilmeniz önem taşır.

Olası bir yan etkiye daha değinmek gerekirse, anormal olan bir kan pıhtılaşmasından bahsedebiliriz: Anormal kan pıhtılaşması sonucu olarak felç veya kalp krizi geçirme ihtimali mevcut. Yine aşıdan sonra gelişen vücudun gösterdiği immün cevabı pıhtılaşma durumundan sorumlu tutulmaktadır. Pıhtılaşma yine çok nadir olan bir aşı sonrası komplikasyon olarak nitelendirilmektedir ve 50.000 aşı olan kişinin istatiksel olarak birinden daha azında görülür.

Neticede aşı olmanızın avantajları, altta yatan hastalığınız olsun olmasın, dezavantajlarından kat kat daha fazladır. Tekrar vurgulamak gerekirse, yukarda bahsedilen yan etkiler oldukça nadir görülmektedir ve dolayısı ile abartılmamalıdır.

Bu yanlışlar kalp krizi riskini artırıyor!

Bu yanlışlar kalp krizi riskini artırıyor!

Sağlıksız beslenmeden sigaraya, hareketsizlikten aşırı strese, bozuk uyku düzeninden fazla kiloya… Günlük yaşantımızda bu ve benzeri bazı yanlış alışkanlıklar ölüm nedenleri arasında ilk sırada yer alan kalp krizinde riski artırıyor. Oysa kalp krizini büyük ölçüde önleyebilmek mümkün! Acıbadem Bakırköy Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Mutlu Güngör, koroner arterler olarak bilinen kalbi besleyen damarların tıkanması sonucu oluşan kalp krizinin günümüzde çocuk yaşta da kapıyı çalabildiğini belirterek “Kalp krizi halen tüm dünyada ve Türkiye’de görülen ölümlerin en büyük sebebidir. Türkiye’de her yıl yaklaşık olarak 200 bin kişi hayatını kalp krizi nedeniyle kaybetmekte ve bu sayı ne yazık ki her yıl artmaktadır” diyor. Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Mutlu Güngör, bazı basit ama etkili yaşam tarzı değişiklikleriyle kalbi korumanın ve kalp krizini önlemenin büyük ölçüde elimizde olduğunu belirterek, alınabilecek 10 önlemi sıraladı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Doç. Dr. Mutlu Güngör

 İdeal kilonuzda olun

Fazla kilo kalp damar hastalıklarına ve kalp krizine zemin hazırlayan faktörler arasında ilk sıralarda yer alıyor. Toplumumuzda maalesef dengesiz beslenme, hareketsiz ve stresli hayat gibi durumlardan dolayı her geçen gün aşırı kilo sorunu yaşayanların sayısında artış görülüyor. Vücut kitle indeksinin 30’un üzerinde olması obezite, 40’ın üzerinde olması da morbid (ölümcül) obezite olarak tanımlanır. Obeziteyle mücadelenin temeli düzenli egzersiz ve dengeli beslenmedir. Düzenli yürüyüş yapmayı, az yemeyi alışkanlık haline getirmeliyiz. Yeme alışkanlıkları için başlangıçta diyetisyen önerisi alınabilir. Buna rağmen kilo veremeyen hastalarda yeni kullanıma giren ancak kısa dönemde çok başarılı olan medikal tedaviler de mevcuttur. Bu yüzden doktor önerileri de alınabilir. Egzersiz, diyet ve medikal tedaviye rağmen hala kilo veremeyen hastalarda hekim gerekli görürse obezite cerrahisi de düşünülmelidir. Ama cerrahi tedavi hiç bir zaman çözüm olarak görülmemelidir; yeme alışkanlığını değiştiremeyen hastalarda cerrahi sonrası tekrar kilo alındığı unutmamalıdır.

 Bel çevrenizi kontrol edin

Kalp krizini önlemek için, vücudumuzun ideal kilosunu gösteren vücut kitle indeksi kadar göbek çevresi de önem taşıyor. Göbek çevresi iç organ yağlanması ile paraleldir. Yağlanma tipi cinsiyete göre değişmektedir. Erkekler genellikle elma tipi olarak bilinen göbek çevresine, kadınlar ise armut tipi olarak bilinen basen çevresine kilo alırlar. İdeal bel çevresi; erkekler için 102 cm, kadınlar için ise 90 cm altıdır; bu ölçünün üzeri ise riski artırır. Göbek çevrenizi düzenli ölçerek bu seviyelerin altına inmeye çalışın.

Akdeniz usulü beslenin

Akdeniz usulü beslenme kalp ve damar hastalıklarından korunmanın başlıca anahtarlarından biri. Et ağırlıklı, yağlı, kızartılmış besinlerin yer aldığı beslenme yerine; sebze, meyve, balık, kuru bakliyat ve kararında zeytinyağı ile hazırlanan yeşilliklerin yer aldığı Akdeniz usulü beslenmeye geçin. Zeytinyağı antioksidan etkisi ile damar sertliğini azaltır, doymamış yağ olduğu için kolesterolü düşürücü etkisi vardır, ancak aşırı tüketiminden kaçınmak gerekir. Beslenmede; besin değeri yüksek, lifsel yapıda, omega 3 içerikli, düşük karbonhidratlı gıdalar tercih edilmelidir.

Tansiyonunuzu kontrol altında tutun  

Damarın içindeki basınç, tansiyon olarak tanımlanır. Tansiyon ne kadar yüksekse damar iç yüzeyine olan travma o kadar fazladır. O yüzden kan basıncı yani tansiyon mutlaka normal sınırlarda tutulmalıdır. Hipertansiyon tanımı 130/80 mmhg üzeri değerleri ifade eder. Burada unutulmaması gereken konu, hem büyük hem de küçük tansiyonun normal sınırlarda olması gerekliliğidir. Bir değerin bile yüksek olması, hipertansiyon tanımı için yeterlidir. Kişiden kişiye değişmekle beraber genellikle 135/85 mmhg üzeri değerlerde medikal tedavi gerekliliği vardır. Hayat tarzı değişikliği de tansiyon kontrolünde çok etkindir. Tuzsuz diyet, düzenli egzersiz, kilo kontrolü kan basıncı kontrolünde özellikle genç hastalarda medikal tedavi kadar etkin olabilir. Hipertansiyon genellikle klinik şikayet yaratmadığı için herhangi bir şikayet olmadığı halde ayda 1 kez de olsa mutlaka tansiyon ölçümü yapılmalı, 130/80 mmhg üzeri durumlarda bir doktor muayenesi olunmalıdır.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Sigarayı bırakmak için gerekirse destek alın

Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Mutlu Güngör “Yapılan sayısız bilimsel çalışma gösteriyor ki, sigara kalbin en büyük düşmanlarından biri. Sigara, damarın iç yüzeyine (endotel) hasar verir, ayrıca kanın akışkanlığını azaltır yani kanda pıhtılaşmayı artırır. Bozulmuş bir endotelde, pıhtılaşmanın da artması ile beraber damarın tıkanma riski çok daha fazla olur. Sigara ayrıca hem tansiyonu yükselterek hem de damarlarda büzülmeye sebep olarak yine endotel hasarına katkıda bulunur. Sigara kullanan hastalardaki damar sertliği çok daha yaygındır, bacak damar tıkanıklıkları da hemen hemen neredeyse sadece sigara içen hastalarda görülür. Ayrıca sigaranın kanser fizyopatolojisindeki yerini de unutmamak gerekir. Vücutta görülen tüm kanserlerin sebepleri arasında maalesef sigara mevcuttur” diyor.

 Diyabetiniz var mı öğrenin

Diyabet hastalığı, kalp damar tıkanıklıklarının en sık sebeplerinden biridir. Kandaki fazla şeker damar iç yüzeyinde birikerek damar sertliğine sebep olur. Dengesiz beslenme, obezite, hareketsiz ve stresli hayat gibi olumsuz durumlardan dolayı diyabet hastalığının görülme sıklığı her geçen gün artmakta ve maalesef daha erken yaşlarda görülmektedir. Ülkemizde pek çok kişi de ne yazık ki diyabet hastası olduğunun farkında bile olmadan yaşamını aslında büyük bir risk altında sürdürüyor. Çünkü diyabet hastalığı da hipertansiyon gibi sinsi seyreder, hastalığın erken evrelerinde hiç şikayet olmayabilir. Bu da tanıda gecikmelere sebep olur. O yüzden mutlaka belli periyotlarla doktor kontrolü yapılmalı, hastalığın uç organ hasarı oluşturmadan tanı ve tedavisi sağlanmalıdır. Diyabetten korunmadaki en etkin yol, dengeli beslenme ve egzersiz alışkanlığının edinilmesidir.

Kolesterolünüzü düzenli ölçtürün

Kolesterol, vücutta üretilebilen veya dışarıdan gıdalarla alınabilen bir maddedir ve vücut için gereklidir. Örneğin; pek çok hormon sentezinde kolesterol kullanılır. Ancak kolesterolün fazlası, damar duvarında birikerek damar sertliği oluşumunu başlatan ana sebeptir. O yüzden  “azı karar çoğu zarar” ifadesi kolesterol için uygun bir tanımdır. Bilindiği gibi 2 tür kolesterol vardır. Kötü olarak bilinen LDL kolesterol ve iyi olarak bilinen HDL kolesterol. Damar sertliği yapan LDL kolesteroldür. Normal değeri 130 mg/dl altıdır. Kolesterolün ilaç tedavi gerekliliği hastanın kalp damar hastalığı risk faktörlerine ve kan kolesterol seviyesine göre değişir. Yani kolesterol ilaç tedavileri bireysel tedavilerdir. Hastanın damar yapısına veya risk faktörlerine göre agresif ilaç tedavisi verilebileceği gibi ilaçsız takip de yapılabilir.

 Fast food ürünlerden ve alkolden kaçının

Fast food ürünlerden, paketli hazır gıdalardan kaçınmak kalp krizini önlemede önemli destek sağlar. Hayvansal yağ oranları ve kalorisi fazla, raf ömrünün uzatılması için katkı maddeli ve tuz içeriği yüksek bu ürünlerin aşırı tüketilmesi obezite, hipertansiyon, kolesterol, diyabet gibi hastalıkların da artmasını kaçınılmaz kılar. Fastfood tarzı beslenme; kalp damar sağlığı kadar mide-bağırsak sistemi hastalıkları, kanser gibi pek çok hastalığın da oluşmasına sebep olmaktadır. Alkol kullanımı da; içerdiği şeker dolayısıyla obezite ve diyabet hastalığına yol açmaktadır. Alkol aynı zamanda vücudun sıvı yükünü artırarak kalp yetmezliğinin kötüleşmesine ve çarpıntılara sebep olabilir.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Düzenli egzersiz yapın

Mutlaka günlük 45-60 dakika süreli egzersiz yapmayı alışkanlık haline getirin. Egzersiz yapmak; kan basıncı kontrolüne, diyabet ve kolesterol düzeylerini düşürmeye, ideal kiloya ulaşmaya katkı sağlayarak kalp damar hastalıklarından korunmaya destek olur. Her gün tempolu yürüyüş, yavaş tempo koşu, bisiklet veya yüzme gibi aerobik egzersizler tercih edilmelidir. Yapılan egzersizlerde nabzın yükselmesi, hafif terleme sağlanmalı, alışveriş gezisi şeklinde olmamalıdır. Yürüyüş sırasında birlikte yürüdüğümüz kişiyle rahat konuşabilmemiz tempomuzun yetersiz olduğu anlamına gelir. Koruyucu hekimlik anlamında, günlük bir saat yürüyüş yapmak hekiminizin size vereceği reçeteden çok daha fazla faydalı olabilir.

 Doktora gitmekten kaçınmayın

Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Mutlu GüngörKalp krizi geçiren hastaların büyük bir bölümü kriz öncesi önemli bir şikayet tanımlamaz. Ayrıca kronik hastalıklar da uç organ hasarı gelişmeden önce klinik bulgu vermeyebiliyor. Dolayısıyla özellikle risk grubunda olan kişilerin yıllık kontrolleri mutlaka gerekir. Menopoz döneminde, 40 yaş üzeri erkeklerde, sigara kullananlarda ve diyabet hastalarında bu kontroller çok daha fazla önem taşır.” diyor.

Soğuk kalbi vuruyor! Damarları büzüyor, kanın pıhtılaşmasını artırıyor!

Soğuk kalbi vuruyor! Damarları büzüyor, kanın pıhtılaşmasını artırıyor!

Aşırı sıcaklarla geçen bir yazın ardından sonbaharla birlikte aniden soğuyan havalar kalp hastalıklarını tetikliyor. Soğuk havada düşen vücut sıcaklığını dengede tutabilmek için adrenalin gibi stres hormonlarının etkisiyle kalp hızında, kan basıncında ve kanın pıhtılaşma düzeyinde artış ve damarlardaki büzüşme kalbimizin daha fazla çalışmasına yol açıyor. Bu durumun özellikle kalp ve damar hastaları ile gizli kalp hastalığı bulunanlar için önemli bir risk oluşturduğunu belirten Acıbadem Altunizade Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Sinan Dağdelen “Soğuk ve rüzgarlı havalarda vücut periferik kan damarlarında kasılma olmakta, adrenalin seviyesi artmakta, tansiyon-nabız dengesi negatif yönde bozulmakta ve kalbe giden kan dolaşımı azaldığından kalp damar hastalıkları ve komplikasyonları riski artmakta, kalp krizine yol açabilmektedir. Soğuk hava bağışıklık sistemini de olumsuz etkileyerek enfeksiyonlara zemin hazırladığından ortaya çıkan iltihabi durum da kalp ve damar hastalıklarını tetikleyebilmektedir. Toplumda kalp damar hastalığı olduğunun veya hipertansiyonu olduğunun farkında olmayan 40 yaş üzerinde önemli sayıda insan bulunmaktadır. Özellikle kalp damar hastalığı olanların sonbahar-kış mevsiminde dikkatli olmaları gerekir” diyor. Prof. Dr. Sinan Dağdelen 29 Eylül Dünya Kalp Günü kapsamında yaptığı açıklamada, sonbaharda kalbi korumanın ihmale gelmez kurallarını anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

 Prof. Dr. Sinan Dağdelen

Pandemide kalp hastalıkları arttı!

Yaklaşık iki yıldır tüm dünyayı tehdit eden, yüzyılın salgın hastalığı Covid-19 nedeniyle hayatını kaybedenler arasında ilk sırada 70 yaş üzeri kişiler bulunurken, ikinci sırayı kronik kalp ve damar hastalıkları olanların aldığını belirten Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Sinan Dağdelen “Bu dönemde hem kalp damar hastalıklarında hem de hipertansiyon krizlerinde artışlar önemli bir sorundur. Kalp damar hastalıkları ve hipertansiyon ile ilgili yaşadığımız artan sorunlar sadece virüsün etkisi ile değil, insanların kontrollerini aksatmaları, egzersiz yapamamaları, beslenme bozuklukları ve kilo almaları hatta psikolojik streslerinin artması ile açıklanabilir” diyor. Pandemi sürecinin tüm organ fonksiyonları, bağışıklık sistemi ve insan-toplum psikolojisi ile birlikte kalp damar sistemini de ciddi şekilde olumsuz etkilediğini vurgulayan Prof. Dr. Sinan Dağdelen şöyle konuşuyor: “Bu etkilenmeler içerisinde solunum sistemi ve kardiovasküler sistem ile ilgili komplikasyonlar maalesef en tehlikeli sonuçlara neden olabilen Covid-19’un hedef organlarını oluşturmaktadır. Covid-19’un kalp damar sistemi ile ilgili komplikasyonları; miyokardit (kalp kası iltihabı), perikardit (kalp zarı iltihabı), akut kalp krizi, ciddi kalp yetersizliği, beyin damar tıkanıklığı-felç, kalp ritm bozuklukları, kontrolsüzleşen hipertansiyon atakları, akciğer damar tıkanıklığı (pulmoner emboli) ve bacak damarlarında pıhtı oluşması şeklinde sıralanabilir. Bu komplikasyonların geç ve uzun dönemde Covid-19 (SARSCoV-2) geçiren kişilerde ileride ortaya çıkarabileceği kardiovasküler izler ve komplikasyonlar konusunda ise henüz kesin bilimsel verilere sahip değiliz.”

Pause Sağlık, Pause Dergi

Kalp sağlığı için ihmale gelmez 9 önlem!

Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Sinan Dağdelen, pandemi tehdidi altında girdiğimiz sonbaharda kalp ve damar hastalıklarına karşı ihmale gelmez önlemleri şöyle sıralıyor;

  • Pandemide Covid-19’dan korunma kurallarına sıkı sıkıya uymak
  • Aşırı yağlı, unlu, aşırı tuzlu, kızartılmış ve hazır gıdalardan kaçınmak
  • Az ve sık yemek, tam olarak doymamak
  • En az 1 litre su içmek (böbrek ve kalp-damar hastaları için bu oran değişir)
  • Sigara kalp damar hastalıklarından ölüm riskini 2-3 kat artırdığından sigaradan ve pasif içiciliğe maruz kalmaktan kaçınmak
  • Et ağırlıklı beslenme yerine taze sebze ve bakliyat tüketmek
  • Uzman tarafından önerilmedikçe hiçbir takviye, vitamin veya minerali rastgele kullanmamak
  • Her gün en az 30-40 dakika düz bir zeminde uygun adım yürümek (yaş, kalp damar hastalığı, sistemik organ hastalığı olanlarda bu süre ve hız değişebilir)
  • Dünya Sağlık Örgütü ve Sağlık Bakanlığı’nın aşı talimatlarına uymak ve yetkisiz kişilerin tavsiyelerini dikkate almamak