Yazılar

Göz kapağı, en popüler estetikler arasında

Göz kapağı, en popüler estetikler arasında

Estetik operasyonlar her dönem popüler işlemlerin başında gelse de aslında kişinin kendini iyi hissetme anlamında psikolojik olarak da son derece önemlidir. Çünkü her kadın aynaya baktığında kendini güzel görmek ister. Bu da bazen yapılacak küçük dokunuşlarla olabilir. Örneğin düşük göz kapağınız, göz renginizin güzelliğini kapatıyorsa ufak bir dokunuşa ihtiyacınız var demektir. Peki son derece hassas organımız olan gözlerimize işlem yaptırırken nelere dikkat etmeliyiz?  Üst ve alt göz kapağı estetiğine dair merak edilenleri Liv Hospital,  Göz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Ayşe Burcu Dirim anlattı.

 

Liv Hospital

Doç. Dr. Ayşe Burcu Dirim

Blefaroplasti nedir?
Blefaroplasti, göz kapağında yapılan estetik ameliyatlarının genel adıdır. Günümüzde üst kapak ve alt kapak estetik cerrahisi (blefaroplasti), göz kapağını gençleştirmek için yapılan popüler bir tekniktir.

Göz kapağı estetiği nasıl yapılır?
Güvenli ve başarılı blefaroplasti cerrahisinde,  göz kapağı anatomisinin tam olarak anlaşılması önemlidir. Ameliyat öncesi dikkatli değerlendirmeyi son derece önemlidir. Üst göz kapağında hastanın isteğine ve medikal durumuna göre aynı veya ayrı seansta, lokal ya da genel anestezi ile yapılabilir.

Yaşa bağlı olarak göz çevresinde hangi değişiklikler görülür?

  • Yaşa bağlı yaşlanma belirtileri,
  • Göz çevresinde kaşların düşmesi,
  • Fazlalık kapak cildi oluşması,
  • Yağ dokusunun fıtıklaşması,
  • Cilt kırışıklıkları,
  • Üst kapağın düşüklüğü (blefaroptosis) ve
  • Alt kapak düşüklüğü (ektropiyon) gibi değişiklikler oluşur.

Doğru yapılmazsa hangi komplikasyonlara neden olur?
Kapaklardaki bağ dokunun zayıflamasıyla oluşan cilt dokusunun sarkması; yağ dokusunun öne doğru fıtıklaşması ve görme alanını daraltması şeklinde görülür. Blefaroplasti diye adlandırdığımız cerrahide, bir nevi yüz germenin çok iyi anlaşılması gerekir. İyi değerlendirilme yapılmadığında ptosis, kaş düşüklüğü, göz kapaklarının açıkta kalması ve tam kapanmaması, kuru göz gibi ciddi komplikasyonlara neden olur. Göz kapağı estetiği doğru ellerde yapıldığında taze ve genç bir görünüme kavuşmak mümkün olur.

Alt göz kapağı işlemleri nasıl yapılır?

  • Alt göz kapağında cilt sarkmalarının ve yağ torbalarının alınması işlemi yapılır.
  • Eğer cilt fazlalığı yoksa kapağın iç kısmımdan cilt kesisi olmadan transkonjonktival yoldan yağ torbaları alınır.
  • Alt kapakta fazla deri bulunması durumunda ise fazlalık çıkarılır, ancak hastanın kas tonusunu değerlendirmek çok önemlidir, eğer kas tonusu zayıfsa çıkarılacak cilt miktarında çok dikkatli olunmalıdır, aksi takdirde alt kapakta ektropiyon dediğimiz aşağıya doğru sarkma ve çekinti komplikasyonu gelişir.
  • Fazla derisi olan orta yaşlı hastalarda en iyi ameliyat yaklaşımı cilt yolu iken daha genç hastalarda kesi izi olmadan transkonjonktival yoldan sadece yağ torbaları alınır.

Osteoporoz tedavisinde basit önlemler

Osteoporoz tedavisinde basit önlemler

“Osteoporoz tedavisinde en önemli ve dikkat edilmesi gereken unsurlarından biri devamlılık ve düzenli takiptir.” diyen Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Merve Yıldız osteoporoz gelişimini önlemek için 6 basit önerinin altını çizerken kimlere osteoporoz taramasının yapılması gerektiğini anlattı.
Kırık ile ortaya çıkabilir

Osteoporoz kemik kütlesinde azalma ve kemik doku mikromimarisinde bozulma ile seyreden sinsi bir hastalıktır ve çoğunlukla belirti vermeksizin kırık ile ortaya çıkar. Osteoporoza bağlı oluşan kırıkların %70’inden fazlası kadınlarda gözlenmektedir.
Osteoporoz tedavi edilebilir
Osteoporoz önlenebilir ve tedavi edilebilir bir hastalıktır ve kırık riski artmış hastaların küçük bir kısmı tarama ile değerlendirilip tedavi edilmektedir. Osteoporozun dünya genelinde yaklaşık 200 milyon kadını etkilediği düşünülmektedir. 75 yaş üzerindeki kadınların yaklaşık yarısında osteoporoz mevcuttur. Menopoz sonrası kadınların yaklaşık %20’sinde ise osteoporoza bağlı omurga kırığı gözlenmiştir. İlerleyen yaşlarda gelişen kalça kırıklarının sebebi çoğunlukla osteoporoz olup, kalça kırığı sonrası hayat kalitesinde önemli ölçüde azalma ve mortalite artışı bildirilmiştir.
Kemik kütlesinin kaybı önlenebilir
Osteoporoz semptom vermeden ilerleyebildiğinden ve çoğunlukla kırık sonrası tanı aldığından riskli popülasyonlarda taramaların yapılması, hastalığın önlenmesi ve tedavi edilmesi açısından çok önemlidir. Osteoporoza spesifik olarak geliştirilmiş tedaviler sayesinde kemik kütlesinin kaybını önlemek ve hatta telafi etmek çoğu zaman mümkündür.

Dr. Merve Yıldız

Dr. Merve Yıldız

Kimlere osteoporoz taraması yapılmalıdır?

  • Tüm postmenopozal kadınlar
  • Perimenopozal ve postmenopozal kadınlardan;
    • Düşük beden kitle indeksi ( BMI< 29 kg/m2)
    • Uzun süreli sistemik steroid kullanımı (> 3 ay)
    • Ailede osteoporoza bağlı kırık öyküsü
    • Erken menopoz
    • Aktif sigara içiciliği
    • Aşırı alkol kullanımı
    • >4cm açıklanamayan boy kısalması
  • 70 yaş üzerindeki tüm erkekler ve 50-69 yaş arasında risk faktörü olan erkekler

Kemik mineral yoğunluğu ölçülerek yapılır
Osteoporoz taraması sıklıkla kemik mineral yoğunluğu ölçülerek yapılır. Bu test düşük doz radyasyon içeren bir X-Ray olarak tarif edilebilir ve direkt grafi gibi çekim yapılan hızlı bir süreçtir. Sonrasında kemik mineral yoğunluğu değerleri doktorunuz tarafından yorumlanır ve kemik kütlenizin durumuna göre takip, vitamin mineral replasmanı, osteoporoza spesifik ilaç tedavisi seçeneklerinden biri veya kombinasyonu ile ilerlenebilir.

Dr. Merve Yıldız

Devamlılık ve düzenli takip çok önemli
Osteoporoz tedavisinde en önemli ve dikkat edilmesi gereken unsurlarından biri devamlılık ve düzenli takiptir. Bahsettiğimiz kriterlerden en az birini karşılayanlar osteoporoz açısından değerlendirilmeli ve bir fiziksel tıp ve rehabilitasyon uzmanına başvurmalıdır.

Osteoporoz gelişimini önlemek için birkaç basit öneri

  • Hareket edin; özellikle ağırlık antremanları ve direnç egzersizlerinin bu konuda oldukça etkili olduğu gösterilmiş,
  • Kalsiyumdan zengin, dengeli bir beslenme şekliniz olmasına özen gösterin,
  • Sigarayı bırakın,
  • Alkol tüketiminizi azaltın,
  • D vitamini ölçümünüzü yaptırın, eksiklik varsa tamamlanması için tedavi alın ve güneşten bol bol faydalanın ve
  • Taramalarınızı düzenli olarak yaptırmayı ihmal etmeyin.

Böbrek hastalığında kimler risk altında

Böbrek hastalığında kimler risk altında
Böbreklerimizi korumak için yaşam tarzımıza dikkat etmeliyiz diyen Liv Hospital Nefroloji Uzmanı Prof. Dr. Tevfik Ecder; böbreklerimizin neden hastalandığı ve korumak için neler yapmamız gerektiğini anlattı.

Prof. Dr. Tevfik Ecder

 

 

 

Böbreklerimiz neden hastalanır?

Böbrek fonksiyonları çeşitli nedenlere bağlı olarak hızla bozulabilir. Bu duruma akut böbrek hasarı adı verilir. Bunun nedenleri arasında aşırı sıvı veya kan kayıpları, bazı ilaçlar ve bitkisel ürünler, çeşitli infeksiyon hastalıkları veya bazı sistemik hastalıklar yer alır. Akut böbrek hasarı, seyri altta yatan nedene bağlı olarak değişkenlik göstermekle birlikte, çoğunlukla tamamen iyileşebilen bir özelliğe sahiptir. Buna karşılık, kronik böbrek hastalığı ömür boyu süren ve zamanla böbrek fonksiyonlarında azalma riski taşıyan önemli bir halk sağlığı sorunudur. Günümüzde çeşitli nedenlere bağlı olarak kronik böbrek hastalığında artış görmekteyiz. Özellikle gelişmiş toplumlarda yaşam süresinin uzaması nedeniyle kronik hastalıklar da artmaktadır. Kronik böbrek hastalığının en sık nedeni olan diyabetin artışı, kronik böbrek yetersizliği olan hastaların artmasına neden olmaktadır. Bunun en önemli nedeni şişmanlık (obezite) ve sağlıksız yaşam tarzıdır. Kronik böbrek yetersizliğinin ikinci sıklıktaki nedeni hipertansiyondur. Ayrıca kronik glomerülonefrit adı verilen böbreğin bazı iltihabi hastalıkları ve irsi (genetik) olan polikistik böbrek hastalığı da kronik böbrek yetersizliğine yol açabilir.

Kimlerde kronik böbrek hastalığı gelişme riski yüksektir?

Kronik böbrek hastalığı açısından risk altında olan kişiler fazla kilolu olanlar, yüksek tansiyonu olanlar, diyabetikler, sigara içenler ve ailesinde genetik böbrek hastalığı olanlardır. Yaş ilerledikçe damarlar yaşlandığı ve böbrek damarları da etkilendiği için ileri yaştakiler de kronik böbrek hastalığı açısından risk altındadır.

Böbreklerimizi korumak için neler yapmalıyız?

Böbreklerimiz kan damarlarından çok zengin organlardır. Bu nedenle kalp ve damar sistemimizi koruyucu tüm önlemlerin böbreklerimizi de koruyucu etkileri vardır. Bu konuda sağlıklı yaşam tarzının büyük önemi vardır. Bu amaçla alınması gereken önlemler sigara ve diğer tütün ürünlerini tüketmemek, tuz tüketimini azaltmak, düzenli egzersiz yapmak, ideal vücut ağırlığında olmak, yeterli sıvı almak, aşırı alkolden uzak durmak ve hekim tavsiyesi olmadan bilinçsiz ilaç kullanmamaktır.

Böbrek hastalığını erken dönemlerde nasıl tanıyabiliriz?
Kronik böbrek hastalıklarının çoğu kez ileri aşamalara kadar hiçbir şikâyete yol açmadığını bilmekteyiz. Bu nedenle hiçbir şikâyet olmasa bile düzenli olarak kan basıncı ölçümü yapmalı ve sağlık kontrollerinden geçilmelidir. Sağlık kontrollerinde bir böbrek hastalığının varlığını saptamak için çoğu kez basit tetkikler yeterli olmaktadır. Rutin olarak yapılan idrar tahlili ve kanda kreatinin tayini ile böbrek hastalığı olup olmadığını anlamak mümkündür. Bu tahlillerde bozukluk saptanan hastalarda daha ileri tetkiklere geçilerek böbrek hastalığının nedeni anlaşılabilmektedir. Böbrek hastalığının daha erken aşamalarda fark edilmesiyle, alınacak önlemler sayesinde hastalığın seyri olumlu yönde etkilenir.  Böbreklerimizi koruyan besinler, destek ürünleri veya ilaçlar nelerdir?

Böbreklerin korunması için özellikle yenmesi gereken bir besin maddesi ya da alınması gereken bir destek ürünü yoktur. Beslenme ile ilgili olarak dikkat edilmesi gereken en önemli hususlar tuz alımının olabildiğince azaltılması ve ideal vücut ağırlığının hedeflenmesidir. Diyabeti veya hipertansiyonu olan hastaların kan şekerinin ve kan basıncının kontrol altına alınması için verilen ilaçları kullanmaları böbreklerin ve diğer organların korunmasını sağlar.

Toplumda yanlış bir bilgi olarak tansiyon veya diyabet ilaçlarının böbreklere zarar verebileceği ile ilgili söylemler vardır. Ne yazık ki bu yanlış bilgi yüzünden bazı hastalar ilaçlarını kullanmayı bırakmaktadırlar. Bunun sonucunda da diyabet ve hipertansiyonun komplikasyonlarını daha fazla görmektedirler.

Tüm tansiyon ilaçlarının ve diyabet ilaçlarının böbrekleri, kalp ve damar sistemini ve diğer organları koruduğu ve bu ilaçları düzensiz alanlarda ya da hiç almayanlarda kronik böbrek yetersizliğinin daha hızlı ilerlediği ve kalp-damar hastalıklarının daha sık olduğu unutulmamalıdır.

saglık

Böbreklerimizin korunması için günde ne kadar su içmeliyiz?

Ne yazık ki bu konuda çok çelişkili bilgiler ve ciddi düzeyde bilgi kirlilikleri vardır. Halk arasında yanlış bir bilgi olarak bol miktarlarda su içmenin böbreklerin korunması için yapılması gereken en önemli davranış olduğu sanılmakta, bu yüzden de böbrek yetersizliğinin en önemli nedenleri olan diyabet ve hipertansiyon ile mücadele geri planda kalmaktadır. Oysa böbrek sağlığını korumak için sigara, tuz ve obezite ile mücadele çok daha önemlidir. Bu sayede hem kronik böbrek hastalıklarının daha iyi seyretmesi mümkün olur hem de bu hastalardaki en sık ölüm nedeni olan kalp ve damar hastalıklarının riski azalır.

“Su” yerine “sıvı” denmesi daha doğrudur çünkü içtiğimiz tüm sıvıların (çay, çorba, ayran vs.) içindeki su molekülleri bağırsaklardan emilerek böbreklerden su molekülleri olarak süzülecektir. Bu nedenle suyun kaynağının böbrekler açısından hiçbir önemi yoktur. Bir kişinin günlük alması gereken sıvı miktarı kişinin kilosuna ve günlük aktivitesine göre değişir. Yine de günlük pratikte bir rakam vermek için çoğu kez 2-2,5 litre civarında sıvı alınmasının makul bir miktar olduğu söylenebilir. Tekrarlayan taş hikâyesi olan veya tekrarlayan idrar yolu infeksiyonu hikâyesi olan kişilerin günlük sıvı alımı konusunda daha titiz davranmaları gerekir. Yeterli sıvı alınıp alınmadığının önemli bir göstergesi günlük idrar miktarıdır. Günde 2–2,5 litre civarında idrar çıkarılması genellikle yeterli sıvı alındığını düşündürür.

Böbreklerimiz için zararlı olabilecek ilaçlar nelerdir?

Toplumda, özellikle bazı ağrı kesicilerin yaygın ve bilinçsiz bir şekilde kullanılması böbrek fonksiyonlarındaki bozulmayı hızlandırmaktadır. Bunun dışında bazı antibiyotikler de böbrek fonksiyonlarını bozucu etki gösterebilir. Ayrıca bazı bitkisel ürünlerin de böbrekler ve karaciğer üzerine zararlı etkilerinin olabileceği unutulmamalıdır. Bu nedenle asla hekime danışmadan bir ilaç veya destek ürün kullanılmamalıdır.

Beyin sağlıklı nasıl korunur?  

Beyin sağlıklı nasıl korunur?  

“Sağlıklı bir toplum oluşturmanın ancak ve en başta beyin sağlığı iyi olan bireylerle mümkün olacağı açıktır.” diyen Liv Hospital Nöroloji Bölümü, Prof. Dr. Ayhan Öztürk 22 Temmuz Dünya Beyin Günü özelinde akıl ve beyin sağlığının önemine dikkat çekiyor.

Liv Hospital

Prof. Dr. Ayhan Öztürk

En önemli şey aslında akıl ve beyin sağlığı
İçinde bulunduğumuz yüzyıl son yaşadığımız pandemi örneği ile de açıkça görüldüğü gibi insanlığın belki de kaderini belirleyeceği karar ve tutumları alması gereken bir yüzyıl olacak gibi görünmektedir. İnsanlığın bu yüzyılı daha az hasar ve olumlu sonuçlarla aşabilmesi için ona gereken en önemli şey aslında akıl ve beyin sağlığı olacaktır.
Beyin sağlığı iyi olan bireylerle mümkün
Sağlıklı bir toplum oluşturmanın ancak ve en başta beyin sağlığı iyi olan bireylerle mümkün olacağı açıktır. Aslında nörolojik hastalıkların dünya üzerinde dağılım ve sıklığı incelenirse neden beyin sağlığı açısından dikkat çekmek gerektiği daha iyi anlaşılacaktır.

Farkındalık yaratmak önemli
Özellikle ağrı gibi bulguları olan yüksek görülme oranına sahip hastalıkları katmazsak bile epilepsi, Alzheimer hastalığı, Parkinson hastalığı ve beyin damar hastalıkları gibi toplumun geniş kesimlerinde yüksek görülme yüzdeleri ile etkileyen nörolojik hastalıklar beyin sağlığı ile ilgili bu farkındalığı yaratma çabasının açık nedenidir.

Sağlıklı beyin önemli
Dünyamız eşsiz ve bize kalmış, bizim de çocuklarımıza bırakacağımız bir miras fikri ile yaklaştığımızda sorunlar ne kadar büyük olursa olsun, çağımızın aynı zamanda hızlı çözüm üretme özelliği nedeniyle tek ihtiyacın iyi korunmuş ve sağlıklı bir beyin olduğunu unutmamalıyız.

Artık konuşmuyor, emojilerle anlaşıyoruz!

Artık konuşmuyor, emojilerle anlaşıyoruz!
 
Akıllı telefonlarla hayatımıza dahil olan mesajlaşma uygulamalarıyla birlikte duygularımızı ifade etme aracı olarak kullandığımız emojilerin gücü tartışılmaz. Peki sizce bu güç her zaman gerçeği mi yansıtıyor? Yani özellikle gençlerin kullandığı yeni nesil dil emojiler, her zaman sağlıklı ve gerçekçi duyguları barındırıyor mu? Liv Hospital Klinik Psikolog Selenay Yücel Keleş yeni nesil dil, emojiler ve psikolojisi hakkında bilgiler verdi.

Liv Hospital

Klinik Psikolog Selenay Yücel Keleş

Emojiler ihtiyacı karşılıyor
Dijital dünyada görsel bir dille iletişim kurmayı sağlayan emojiler, özellikle gençler tarafından sıklıkla kullanılır durumda. Hepimizin bildiği gibi online iletişimde, yüz yüze iletişimden farklı olarak duyguları karşı tarafa göstermek bir hayli zor olabiliyor. İşte tam da bu noktada hayatımızda emojiler devreye giriyor.

Daha hızlı ve daha çabuk olmayı arzuladığının bir göstergesi
Emojiler, kelimelere ihtiyaç duymadan duygularımızı ifade etmemizi kolaylaştırıyor. İletişimin hızlandığı ve sosyal medya kullanımının arttığı bu dönemde gençler tek mesajla birçok şey anlatmak için emojilerin gücünden yararlanıyor. Bu durumun olumlu etkilerinin yanında tabii ki olumsuz etkileri de bulunuyor. İnsan psikolojisinde; uzun bir cümle ile ifade edebileceğimiz duyguyu tek bir emoji ile gösterebilmek insanların giderek sabırsızlaştığının, daha hızlı ve daha çabuk olmayı arzuladığının bir göstergesi olabilir. Fakat biliyoruz ki kullanılan emojiler, her zaman asıl ruh halimizi yansıtmıyor. Aksine bazen asıl ruh halimizi gizlemek, gerçek duygularımızı maskelemek için hissetmediğimiz bir emojiyi kullanabiliyoruz. Bazen karşı tarafın beklentisini karşılamak için duruma uygun bir emoji tercih edebiliyoruz.

Yeni nesil dil
Özellikle gençlerin kullandığı yeni nesil dil emojiler, her zaman sağlıklı ve gerçekçi duyguları yansıtmamaktadır. Özetle emoji kullanmak; karşı tarafa duygu aktarımının sağlaması, duygunun paylaşılması ve karşı tarafın empati kurmasını kolaylaştırması için çok etkili olabilse de kişinin kendi gerçek duygusuyla bağlantısını koparmaması, kendi gerçek duygusunun da farkında olması çok önemli.

Sıcak havalarda kalp sağlığına dikkat edin!

Sıcak havalarda kalp sağlığına dikkat edin!

Havaların aşırı ısındığı şu günlerde kalbimize her zamankinden daha fazla özen göstermeliyiz.  Çünkü kalp, sıcak havaları pek fazla sevmeyen organlarımızdan. Hissedilen sıcaklığı etkileyen nem oranındaki artış da vücudumuzda birtakım değişiklikler meydana getirebiliyor. Peki kalp sağlığımız için özellikle nelere dikkat etmeliyiz? Liv Hospital Kalp ve Damar Cerrahisi, Doç. Dr. Cem Arıtürk yanıtladı.

Liv Hospital

Doç. Dr. Cem Arıtürk

Sıvı dengesi önemli
Yaz aylarında, kalp sağlığını etkileyen faktörlerin başında sıcaklık ve nem artışı ile buna bağlı olarak vücutta meydana gelen sıvı ve elektrolit dengesizlikleri geliyor.  Özellikle kalp ve damar sistemi ile ilgili hastalığı bulunanlarda, yaz aylarında, vücudun sıvı dengesinde meydana gelen değişiklikler bir kat daha etkili ve riskli olabiliyor.

Kalbin fazla çalışmasına neden oluyor
Havanın ısınması kadar hissedilen sıcaklığı direkt olarak etkileyen nem oranının da önemli olduğu yaz aylarında, tüm vücutta birtakım değişiklikler meydana gelebiliyor. Dış ortam ısısındaki değişikliklere göre vücuttaki bazı ayar mekanizmaları ile vücut ısısı sabit tutuluyor. Terleme ve deri altı kan damarlarındaki genişleme, bu amaçla meydana gelen temel fizyolojik değişikliklerdendir. Terleme ile birlikte vücutta sıvı ve elektrolit kaybı meydana gelir. Elektrolit kaybı, kalbin kasılması için gerekli olan minerallerin de azalmasından dolayı, kalp fonksiyonlarını direkt etkileyebilirken terleme ile kaybolan vücut sıvısı da kalbin, daha fazla çalışmasına neden oluyor. Bununla birlikte damarların genişlemesi ile kan basıncı düşerken nabız sayısı artıyor.

Kalp-damar hastalığınız varsa dikkat
Meydana gelen bu değişiklikler normal, sağlıklı kalplerde kompansatuar (dengeleyici) mekanizmalarla dengelenebilir. Ancak kalp ve damar hastalığı bulunanlarda, dengeleyici mekanizmaları daha yavaş ve yetersiz olan yaşlılarda, kalp-tansiyon ilacı kullananlarda sorunlar ortaya çıkabiliyor. Bu nedenle yaz aylarında; özellikle yaşlı insanların ve kalp-damar hastalığı olanların dikkatli olmasında fayda var.

  • Güneş ışınlarının dünyaya dik açı ile ulaştığı günün sıcak saatlerinde (11:00-16:00 arasında) direkt güneş ışınlarından korunun.
  • Spor için günün erken veya geç saatlerini tercih edin.
  • Bununla birlikte gün boyunca nemli olmayan, serin ortamlarda bulunmaya özen gösterin.
  • Klimalı ortamlar, sıcaklığı düşürse de bir takım başka sorunlara yol açabileceği için dikkatli olun.
  • Mümkünse doğal serin ortamları tercih edin. Ancak ihtiyaç dahilinde klimalı ortamlarda, klimadan yeterince uzak bir mesafede, direkt hava akımına maruz kalmayacak şekilde ve kontrollü olarak bulunun. Klimaların pek çok enfeksiyon açısından odak olduğu da unutmayın.

Sıfır Kalori yiyecek ve içecekler masum mu?

Sıfır Kalori yiyecek ve içecekler masum mu?

Aramızda şekersiz içecekleri tercih ederken içinin rahat olmadığını düşünen yoktur. Acaba bu düşünce doğru mu değil mi? Kalorisiz veya sıfır kalorili içecekler ne kadar masum ya da masum mu? Cevabını Liv Hospital Diyet ve Beslenme Uzmanı Semih Üresin’den aldık.

Liv Hospital Diyet ve Beslenme Uzmanı Semih Üresin

Diyet ve Beslenme Uzmanı Semih Üresin

Daha çok satın alma ve bağımlısı olma eğilimi var
Son yıllarda özellikle diyet yapan bireylerde adını sıkça duyduğumuz diyet/kalorisiz içeceklerin kalorili/şekerli içeceklere kıyasla ne kadar sağlığa yararlı olduğu hala araştırılıyor. Diyet gazlı içecekler, şekersiz kahve veya çaylar tüm dünyada özellikle şeker veya kalori alımını azaltmak isteyen bireyler arasında oldukça popüler ve kurtarıcıdır. Belki de şekersiz veya kalorisiz yazısını görmek kişide placebo etkisi yarattığı için insanların bu tarz ürünleri daha çok satın alma ve bağımlısı olma konusunda itici güç oluyor.
Aslında amacı diyabetli bireyler içindi…
Şekersiz veya kalorisiz denilen ürünlerin içeriğine şeker yerine aspartam, siklamat, sakarin, asesülfam-k veya sukraloz gibi yapay tatlandırıcılar ilave ediliyor. Çok sık içtiğimiz kahve, kola veya çaylar da muhakkak ‘’light’’ , ‘’zero’’ , ‘’kalorisiz’’, ‘’şekersiz’’ formlarıyla bireylerin tüketimine sunuluyor.  Bu tarz ürünlerin aslında ilk piyasaya sunulma amacı diyabetli bireyler için ‘’sağlıklı’’ bir seçeneğin olabilmesiydi. İlk kez 1950’lerde diyet gazlı içeceklerin bireylere sunulmasının ardından endüstrinin gelişmesi ve tüketimin hızlı bir şekilde artışı ile birlikte bu tarz ürünlerin içeriğindeki katkı maddelerinin artması ve yapay tatlandırıcıların sağlığa etkileri hala günümüzde tartışma konusu.

Diş minesinin erimesine sebep olabilir
Sıfır kalorili, şekersiz veya kalorisiz içeceklerin hiçbirinin besleyici bir özelliği bulunmamakla birlikte içerisinde birçok yapay/doğal tatlandırıcılar, koruyucu maddeler, kafein, asitler, karbonatlı su ve diğer katkı maddeleri bulunuyor. Bu içeriklerin vücutta oluşturduğu bazı olumsuz etkilerin başında da diş minesinin erimesi, insülin direnci yatkınlığı gibi sağlık sorunları geliyor.

Etiket okumayı alışkanlık haline getirin
Kalorisiz veya sıfır kalorili içeceklerin etiket bilgisini okumayı kendinize alışkanlık haline getirin.

Şekere kıyasla daha tatlı, ancak…
Yapay tatlandırıcılar ile ilgili oldukça çelişkili çalışmalar mevcut. Böbrek hastalığı, diyabet, metabolik sendrom gibi hastalıkları arttırdığına veya etkilemediğine dair henüz kanıtlanmış bir çalışma yok. Ancak bu tarz çalışmaların literatürde olmaması tatlandırıcıları rahatlıkla tüketebileceğimiz anlamına gelmemelidir. Aslında tatlandırıcılar tam olarak şekere kıyasla daha tatlı olan; ancak daha az enerji içeren kimyasal maddeleri oluşturmaktadır.
Kilo almaya zemin hazırlıyor
Şişkinlik veya doygunluk hissi yaratmadığı için bu tarz içecekleri çok daha fazla tüketme eğilimi var. Ve bu durum bireyi bir içeceğe sürekli bağımlı hale getiriyor. Bu bağımlılık ise kişide insülin direnci, diyabet ve kilo almaya zemin hazırlıyor. İşin matematiği aslında tatlandırıcıyı şeker gibi görüp mümkün olduğunca uzak durmaktan geçiyor. Bu tarz ürünler yerine şekeri doğal kaynaklardan; bal, akçaağaç şurubu, meyveden almaya özen gösterebilirsiniz. Meyve ile tatlandırılmış mineralli veya maden suyu, bitki çayı, türk kahvesi veya filtre kahve gibi kalorisiz içecekleri günlük rutinlerinize ekleyebilirsiniz. Elbette günlük tüketmeniz gereken porsiyon ve/veya sıvı miktarınızı da göz önünde bulundurmalı ve konu ile ilgili Beslenme Uzmanları’ndan destek almalısınız.

Çikolatanın fayda ve zararları

Çikolatanın fayda ve zararları
Çikolatanın mutlulukla bir ilişkisi olduğunu savunanların en sevdiği tarih: 7 Temmuz Dünya Çikolata Günü özelinde Liv Hospital Diyetisyen Semih Üresin’le çikolatanın sağlık faydasını konuştuk.

Çikolata dünyada sevilerek tüketilen, mutluluk ve haz duygularını uyandıran ve birbirimize ikramlarda bulunduğumuz aynı zamanda sağlıklı da olan bir besindir. Çoğu zaman ‘’kötü’’ olarak etiketlense de aslında doğru tür ve miktarda çikolata tüketimi çoğu hastalığın önlenmesi için önemli bir rol oynar.

Liv Hospital Diyetisyen Semih Üresin

Diyetisyen Semih Üresin

Bitter çikolata sağlık açısından en doğru tercih
Daha yüksek kakao içeriği nedeniyle flavonoid adı verilen vücudumuzda antioksidan özellik gösteren bileşikler yönünden sütlü çikolataya göre yaklaşık 2 kat, beyaz çikolataya göre ise yaklaşık 3 kat daha zengindir. Ayrıca diğer çikolata türlerine göre çok daha az şeker ve yağ içermekle birlikte daha yüksek magnezyum, demir, fosfor, bakır, manganez içerir. Bu zengin içeriği ile kan basıncının düşürülmesi, kalp hastalıklarının önlenmesi, kan şekerinin dengelenmesi, iştah mekanizmasının olumlu yönde etkilenmesi, bilişsel işlevin iyileştirilmesi gibi pek çok sağlık faydası bulunuyor.
Doğal antidepresan
Doğal antidepresan etki gösteren maddeleri içermesi ile ruh hali üzerinde olumlu etkilere sahip olur ve mutluluk hormonu serotoninin öncüsü olan madde içeriği ile de mutlu hissetmemizi sağlar.

Liv Hospital Diyetisyen Semih Üresin

Kontrollü yiyin
Tüm besinlerde olduğu gibi bu mucizevi besin için de porsiyon kontrolü yapmalısınız. Günlük 30-60 gram arasında bitter çikolatayı rahatlıkla tüketebilirsiniz. Diğer çikolatalardan da daha nadir ve yine porsiyonlarınıza dikkat ederek tüketebilirsiniz.
Çikolataya doyamıyorsanız…
Aynı zamanda öğün sonralarında hala yeme isteğiniz varsa ve tatmin olmamış hissediyorsanız; bitter çikolata ile bu istediğinizi tamamlamanız mantıklı bir davranış olabilir.
Aman dikkat!
Tip 1-Tip 2 diyabetli bir bireyseniz, gebeyseniz, kan şekeri dengesi üzerine etki eden ilaçlardan kullanıyorsanız dikkatli olmalı ve bu konuda diyetisyen desteği alınmalısınız.

Güneşten neden korunmalı!

Güneşten neden korunmalı!

Sabırla bekleyip de kavuştuğumuz güneşli günleri şüphesiz hepimiz çok özledik. Ama bu özlemle güneşe sonsuz teslim olmamak lazım. Korunmak ve özellikle güneşin dik geldiği öğle saatlerinde gölgede, evde olmayı tercih etmek en baş kurallarımız arasında olmalı. Diğer önemli kuralları Liv Hospital Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Emre Çenesiz’e sorduk.

 

Yrd. Doç. Dr. Emre Çenesiz

  • Gölgede kalın

UV ışınlarının en zararlı olduğu zaman gün ortasıdır. Özellikle öğle saatlerinde çocuğunuzun kapalı yerlerde olmasına özen gösterin. Bunun mümkün olmadığı durumlarda ise ağaç, şemsiye veya bir tente altında durmayı tercih edin.

  • Örtün

Uzun kollu t-shirtler ve pantolonlar da UV ışınlarından koruma sağlayabilir. Islak giysiler kurulara, açık renkler de koyu renklere göre daha fazla korur.

  • Şapka takın

Başı, yüzü, kulakları ve boynu gölgede tutan bir şapka çocuğunuz için iyi bir koruma sağlayacaktır.

  • Gözlük takın

UVA ve UVB ışınlarını yüzde 100 bloke eden güneş gözlüklerini tercih edin. Aksi halde UV ışınları ilerleyen yaşlarda katarakta neden olabilir.

  • Güneş koruyucu kullanın

Çocuğunuza, dışarıya her çıktığında UVA ve UVB ışınlarına karşı koruma sağlayan, en az 50 koruma faktörlü güneş kremini kullanın. Aynı zamanda kremini sürerken; burnunu, kulaklarını, dudaklarını ve ayak sırtını unutmayın. Eğer bebeğiniz 6 aylığın altındaysa doktorunuzun önerdiği güneş kremlerini kullanın. Unutmayın ki bulutlar UV ışınlarını bloke etmez. Bu nedenle bulutlu ve serin günlerde dahi güneşten korunmak son derece önemli.

Ya sıradan bir unutkanlık değilse?

Ya sıradan bir unutkanlık değilse?
Sık kullandığınız eşyaların yerini unutuyor olmak pek de normal bir durum değil. Buna bir de gün içinde evde-sokakta-işte günlük işlerinizi yaparken zorlanma eşlik ediyorsa, yardıma ihtiyaç duyuyorsanız, unutkanlığa sinyal veriyorsunuz demektir. “65 yaş üzerinde hafif bilişsel bozukluk rastlama oranı yüzde 15’lerin üzerine çıkıyor. Bunların da özellikle unutkanlıkla seyredenlerin yüzde 15 kadarı iki sene, yüzde 30 kadarı beş sene içinde Alzheimer hastalığına evriliyor.” diyen Liv Hospital Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Nebil Yıldız unutkanlıkla ilgili merak edilenleri anlatıyor.

Değişiklikler olabiliyor
Bilişsel fonksiyonlarda yaşlanmayla beraber kabul edilebilir günlük işlevselliğinde fonksiyonları etkilemeyecek düzeyde değişiklikler olabiliyor. Selim yaşlılık unutkanlığı, isimleri ya da konulan eşyanın yerini unutma ama daha sonradan hatırlayabilme gibi durumları içeriyor. Bilişsel fonksiyonların herhangi birinde ortaya çıkan başkalarının da fark ettiği, günlük aktiviteleri etkileyen değişiklik ise hafif bilişsel bozukluk olarak biliniyor. Bunun unutkanlık şeklinde ortaya çıkan tipine daha sık rastlanıyor. 65 yaş üzerinde hafif bilişsel bozukluk rastlama oranı yüzde 15’lerin üzerine çıkıyor. Bunların da özellikle unutkanlıkla seyredenlerin yüzde 15 kadarı iki sene, yüzde 30 kadarı beş sene içinde Alzheimer hastalığına evriliyor.

Ya sıradan bir unutkanlık değilse?

Prof. Dr. Nebil YıldızUnutkanlık ne zaman tehlikeli?

  • Önemli tarihleri, randevuları, toplantıları, ajanda kullanmanıza rağmen unutmaya devam ediyorsanız,
  • Sık kullanılan eşyaların konduğu yeri unutuyor ve sonradan bulamıyorsanız,
  • Yeni tanışılan kişileri tekrar gördüğünüzde tanıyamıyor ya da isimlerini hatırlayamıyorsanız,
  • Yeni konuşulanı, yeni öğrenileni, TV’de izleneni unutuyorsanız,
  • Sohbette tekrar tekrar aynı şeyleri anlatıyorsanız,
  • Aynı şeyleri tekrar tekrar unutuyor ve konuyla ilgili diğer bilgileri hatırlamakta zorluk çekiyorsanız,
  • Kelimeler dilinizin ucuna geliyor çıkaramıyorsanız,
  • Kelimeleri bulmakta zorlanmanızın yanı sıra, cümlede yanlış/çarpık kullanıyorsanız, söyleyeceklerinizi ifadede zorlanıyorsanız,
  • İyi bildiğiniz deneyimleri aktarmakta/ uygulamakta zorlanıyorsanız,
  • Okurken satırları karıştırıyorsanız, daha sonra bıraktığınız yeri bulmakta zorlanıyorsanız,
  • Yazmakta, hesap yapmakta, bilgisayar, cep telefonu kullanmakta zorlanıyorsanız
  • Gün içinde yapılan işlerin düzenini, sırasını karıştırıyorsanız, evde-sokakta-işte günlük işlerinizi yaparken zorlanıyor, yardıma ihtiyaç duyuyorsanız,
  • Daha önce çok kısa sürede yaptığınız işleri bitirme süreniz giderek daha da uzun zaman alıyorsa,
  • Sorunları çözmekte zorlanıyorsanız,
  • Giderek karar vermek sizin için daha da zor oluyor ve gecikiyorsa
  • Çok basit organizasyonları yapmakta zorlanıyor, yardıma ihtiyaç duyuyorsanız; proje, toplantı, yemek, basit bir davet düzenlemek, misafir ağırlamak güç geliyorsa,
  • Bilgiye ulaşmakta, eldeki bilgileri kullanmada zorlanıyorsanız ve
  • Evde odaları karıştırıyor, dışarda çok iyi bildiğiniz yerleri bulmada zorlanıyor, yolu kaybedebiliyorsanız tehlike sinyalleri veriyorsunuz demektir.

“Dünya Sağlık Örgütü’ne göre dünyada 50 milyondan fazla kişide bunama mevcut ve bunun yüzde 60-70 kadarını Alzheimer hastaları oluşturuyor. Artan yaşlı nüfusla beraber, 2030 yılında bir buçuk-iki; 2050 yılında ise üç katına ulaşacağı öngörülüyor.”